CMK m. 121’de Arama Sonunda Verilecek Belge: Eşya Listesi, Mülkiyet Beyanı ve Delil Zinciri

CMK m. 121'de Arama Sonunda Verilecek Belge için sade doğal atmosfer görseli
Kısaca

CMK m. 121, arama bittiğinde istem üzerine verilecek belgeyi, elkonulan eşyanın listesini, mülkiyet beyanını ve mühürleme disiplinini düzenlemektedir. Belgenin hiç verilmemesi yahut eksik verilmesi; itiraz, iade, tazminat ve hukuka aykırı delil tartışmasını aynı dosyada büyütmektedir.

Bu içerik 04.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza muhakemesinde arama tedbiri çoğu kez kapının açılması, dolapların incelenmesi ve eşyanın alınmasıyla hatırlanmaktadır. Oysa uygulamada asıl uyuşmazlık, arama sona erdiğinde hangi belgenin verildiği, hangi eşyanın nasıl kayda geçirildiği ve ilgili kişinin mülkiyet yahut zilyetlik itirazının tutanağa ne ölçüde yansıtıldığı aşamasında sertleşmektedir. CMK m. 121, görünüşte işlem sonuna bırakılmış teknik bir düzenleme gibi dursa da; savunma hakkı, mülkiyet hakkı, etkili başvuru hakkı ve hukuka aykırı delil rejimi bakımından dosyanın sonraki bütün safhalarını taşıyan eşik hüküm mahiyetindedir.

Anılan hükümde üç çekirdek güvence birlikte kurulmuştur. Birincisi, istem üzerine kişiye aramanın hangi kanuni zeminde yapıldığını ve hangi fiille bağlantılı görüldüğünü gösteren belgenin verilmesidir. İkincisi, elkonulan veya koruma altına alınan eşyanın listesini içeren tam bir defterin düzenlenmesidir. Üçüncüsü ise, elkonulan eşya üzerinde mülkiyet iddiası veya karşı açıklama varsa bunun aynı belgeye geçirilmesi ve eşyanın resmî mühür yahut ayırt edici işaret ile korunmasıdır. İşbu güvence zinciri kurulmadığında sorun yalnız belge eksikliği olarak kalmamakta; eşyanın gerçekten nerede bulunduğu, aynı eşyanın sonradan değiştirilip değiştirilmediği, sahibinin hangi anda ne itiraz ileri sürdüğü ve aramanın sonunda “şüpheyi haklı kılan” bir bulgu çıkıp çıkmadığı gibi sorular dosyada açıkta kalmaktadır.

Uygulamada en sık görülen yanlış yaklaşım, m. 121 belgesinin yalnız isteme bağlı bir formalite olduğu düşüncesidir. İlgili kişi çoğu kez arama baskısı altında belge talep etmeyi akıl edememekte; kolluk ise kimi dosyalarda yalnız genel arama tutanağıyla yetinip ayrıntılı eşya listesini ayrılaştırmamakta, mülkiyet itirazını standart cümle ile geçmekte veya hiçbir bulgu çıkmamasını açık belgeye bağlamamaktadır. Oysa soruşturma dosyasında sonradan doğacak hemen her stratejik tartışma, tam da bu son belge rejimi üzerinden kurulmaktadır. Arama sonunda verilen yahut verilmeyen belge, ileride elkoyma itirazı, iade talebi, tazminat başvurusu, hukuka aykırı delil itirazı ve hatta mahkûmiyetin belirleyici delilinin güvenilirliği bakımından ana omurga işlevi görmektedir.

CMK m. 121 hangi belge rejimini kurar ve bu rejim neden arama tutanağından ibaret değildir?

CMK m. 121, arama işlemi tamamlandıktan sonra ilgili kişiye hangi belgelerin verileceğini, bu belgelerin hangi içeriği taşıyacağını ve eşyanın nasıl kayda bağlanacağını düzenlemektedir. Hüküm, m. 119 ile kurulan karar veya emir zincirinin; m. 120 ile görünür hâle gelen aramada hazır bulunma güvencelerinin; m. 127 ve m. 134 ile devam eden elkoyma ve dijital inceleme başlıklarının işlem sonrası kayıt ayağını oluşturmaktadır. Bu nedenle söz konusu belge, yalnız geçmişte yapılmış bir işlemi haber veren açıklama değildir; işlemle delil arasındaki bağın sonradan denetlenebilir kalmasını sağlayan güvence metnidir.

Buradaki “belge” ile “defter” ayrımı özellikle önemlidir. Belge, aramanın hangi kanuni dayanakla ve hangi soruşturma konusu fiille bağlantılı yürütüldüğünü göstermektedir. Defter ise fiilen hangi eşyanın alındığını, hangi eşyanın koruma altına alındığını ve hangi eşyanın işlem sonunda mühür veya işaret altına alındığını görünür kılmaktadır. Uygulamada tek tutanak içine dağınık birkaç cümle yazılması, hükmün aradığı iki ayrı işlevi her zaman karşılamamaktadır. Kanaatimizce m. 121’in amacı, işlem sonunda ilgili kişiye yalnız bir kayıt bırakmak değil; sonradan değiştirilemeyecek denetlenebilir bir eşya ve beyan haritası sunmaktır.

Hükmün “istemi üzerine” ibaresi, kimi zaman kolluğun hiçbir açıklama yapmadan belge vermemesi gerektiği şeklinde yanlış yorumlanmaktadır. Oysa bu ibare, ilgili kişinin talep hakkını teknik anlamda düzenlemekte; kolluğun bu hakkı görünmez kılmasına izin vermemektedir. Arama yapılan kişiye yahut zilyede, belge isteyip istemediği sorulmadan yahut bu talebini kayda geçirme imkânı tanınmadan tutulan kayıt, uygulamada ciddi ispat sorunu yaratmaktadır. Bilhassa arama sonucunda hiç bulgu çıkmadığı dosyalarda, “hiçbir şey elde edilmediğini” belirten belgenin düzenlenmesi kişi bakımından itibar, mülkiyet ve ileride açılabilecek tazminat davası yönünden ayrı önem taşımaktadır.

Serap Keskin Kiziroğlu ile Hakan Serdar Çöpoğlu’nun ortaklaştığı nokta, arama tedbirinde son kayıt aşamasının salt usul sonu merasimi olarak görülemeyeceğidir. Keskin Kiziroğlu, adli arama işleminin temel haklara müdahale niteliğini vurgularken; Çöpoğlu, belirlilik ilkesinin yalnız karar anında değil icra ve kayıt aşamasında da sürmesi gerektiğini belirtmektedir. Söz konusu yaklaşım isabetlidir. Çünkü arama sonunda hangi eşyanın, hangi odadan, hangi zilyetlik açıklamasıyla çıktığı açık değilse; daha önce hukuka uygun verilmiş bir kararın pratik değeri de zayıflamaktadır.

Belge istemi, fiilin niteliği, bulgu çıkmaması kaydı ve eşya listesi nasıl kurulmalıdır?

CMK m. 121/1’in ilk cümlesi, arama sonunda verilecek belgenin en az iki unsuru taşımasını zorunlu kılmaktadır: aramanın 116 ve 117’nci maddelere göre yapıldığını gösterme ve 116’ncı maddede düzenlenen durumda soruşturma veya kovuşturma konusu fiilin niteliğini belirtme. Bu kayıt, özellikle üçüncü kişiye ait yerlerde arama yahut aramanın konusunun sonradan genişletildiği iddiası bakımından belirleyicidir. Belgenin “uyuşturucu suçu”, “örgüt suçu” gibi soyut klişelerle doldurulması çoğu dosyada yeterli görülmekteyse de; fiilin somut niteliği ve aramanın hangi amaçla yapıldığı açık değilse, savunma hattı başlangıçta karartılmış olur.

Belgenin ikinci ayağı, istem üzerine verilecek eşya listesidir. Bu liste, yalnız eşyanın cinsini sayan kaba bir liste olmamalıdır. Mümkün olduğu ölçüde eşyanın türü, ayırt edici özelliği, seri numarası, bulunduğu yer, mühür numarası, koli veya zarf karşılığı ve teslim alan birim görünür olmalıdır. Bilgisayar, telefon, harici disk, klasör, ajanda, ruhsat, sözleşme klasörü, not defteri veya imza föyü gibi nesneler topluca “çeşitli evrak” ya da “dijital materyal” başlığı altında bırakıldığında; daha sonra hangi eşyanın gerçekten dosyada bulunduğu konusunda tereddüt doğmaktadır. İşbu tereddüt, delilin güvenilirliğini zayıflatmakla kalmamakta, eşyanın iadesi veya müsaderesi sırasında da ayrı bir uyuşmazlık yaratmaktadır.

Kayıt ilkesi: Arama sonu belgesinin iyi düzenlenmesi savunma için olduğu kadar soruşturma makamı için de koruyucu işlev görmektedir. Çünkü ayrıntılı kayıt, sonradan “eşya yerleştirildi”, “farklı eşya teslim edildi” veya “itirazım hiç yazılmadı” türü tartışmaları sınırlandırmaktadır.

Hükmün özellikle üzerinde durduğu üçüncü unsur, “şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmemiş ise bunu belirten belge”dir. Uygulamada bu kayıt sıkça atlanmaktadır. Oysa hakkında arama yapılan kişi bakımından bu belge, ileride suçla ilişkilendirme girişimlerine karşı erken bir savunma aracı niteliğindedir. Arama sonucunda hiçbir bulgu çıkmadığı hâlde bu durum ayrıca belgelenmezse, sonradan dosyaya yalnız arama kararı ve genel tutanak yansıyabilir; kişi de fiilen “arama yapılmış olmakla yetinilmiş” bir şüphe gölgesi altında bırakılabilir. Söz konusu nedenle, olumsuz sonucun belgeye bağlanması yalnız prosedürel incelik değil, itibar ve hak arama güvencesidir.

Belge isteminin ne zaman ve kim tarafından yapılacağı da pratikte önem taşımaktadır. Hüküm, “hakkında arama işlemi uygulanan kimse”yi esas almaktadır; bununla birlikte m. 120 ışığında aranılan yerin sahibi, eşyanın zilyedi, bulunmayan kişinin temsilcisi ve hazır bulunan müdafi de kayıt içeriğinin eksiksiz kurulması bakımından belirleyici rol oynayabilmektedir. Kanaatimizce en isabetli yol, belge talebinin arama son tutanağı imzalanmadan önce açıkça ileri sürülmesi, talebin reddedilmesi veya geciktirilmesi hâlinde bu durumun da tutanağa geçirilmesinin istenmesidir. Çünkü sonradan “belge istendi mi?” tartışması, çoğu kez tanık beyanı dışında kesin delille ispatlanamamaktadır.

Mülkiyet beyanı, üçüncü kişi itirazı ve mühürleme disiplini neden maddenin taşıyıcı kolonudur?

CMK m. 121/2, birinci fıkrada belirtilen belgelerde hakkında arama işlemi uygulanan kişinin elkonulan eşyanın mülkiyetine ilişkin görüş ve iddialarına da yer verilmesini öngörmektedir. Bu fıkra çoğu dosyada tek satırla geçilmekte; oysa dosya pratiğinde en büyük çatışma tam burada doğmaktadır. Elkonulan eşyanın şüpheliye, sanığa, aynı konutta yaşayan başka kişiye, şirkete, müşteriye veya üçüncü kişiye ait olduğu iddiası, ileride müsadere, iade, zilyetliğin kime ait sayılacağı ve hatta delilin bağlayıcılığı bakımından yön değiştirici etki doğurmaktadır. Mülkiyet beyanının kayda geçirilmemesi, sonraki itirazın “sonradan üretilmiş savunma” gibi gösterilmesini kolaylaştırmaktadır.

Özellikle ortak konutlar, paylaşımlı ofisler, depo ve şirket merkezleri bakımından kayıt standardı daha da yükselmektedir. Bir klasörün hangi masadan, bir telefonun hangi çekmeceden, bir harici diskin hangi dolaptan çıktığı ve o anda kim tarafından sahiplenildiği yazılmadığında; yalnız eşyanın değil mekânın da anonimleştirildiği görülmektedir. Bu durum, üçüncü kişinin hak iddiasını fiilen zayıflatmaktadır. Anılan nedenle m. 121/2, savunma ile mülkiyet hakkını tek cümlede buluşturan güçlü bir güvence olup; kolluk ve savcılık tarafından standart dipnot düzeyine indirgenmemelidir.

Üçüncü fıkra ise koruma altına alınan veya elkonulan eşyanın tam defterinin yapılmasını ve eşyanın resmî mühürle mühürlenmesini veya işaret konulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu düzenleme, CMK m. 127’deki elkoyma ve gerektiğinde m. 134’teki dijital materyal incelemesiyle birlikte okunmalıdır. Eşya listesi yapılmış olsa bile, mühür ve ayırt edici işaret disiplini kurulmadığında zincir kopmaktadır. Hangi telefona hangi sim kartın takılı olduğu, hangi klasörün hangi poşete konduğu, hangi hard diskin hangi seri numarasıyla muhafaza edildiği görünür değilse, daha sonra yapılacak bilirkişi incelemesi yahut laboratuvar teslimi de tartışmalı hâle gelmektedir.

Şirket merkezleri, ortak konutlar ve paylaşımlı ofisler bakımından bu kayıt standardı daha da yükselmektedir. Masa üstünde bulunan her klasörün, raftaki her arşiv kutusunun ve cihazın bulunduğu fiziksel noktanın tek tek yazılması; kim tarafından sahiplenildiğinin yahut kimin kullanımına tahsis edildiğinin ayrıca gösterilmesi gerekir. Aksi hâlde soruşturma makamı, aynı mekânda bulunan bütün eşyayı tek kişinin malı gibi gösterebilmekte; üçüncü kişiler ise kendi hak iddialarını sonradan fatura, zimmet kaydı, garanti belgesi ve kullanıcı loglarıyla yeniden kurmak zorunda kalmaktadır. Kanaatimizce m. 121/2’nin gerçek işlevi, tam da bu anonimleştirme tehlikesini önlemektir.

Mülkiyet beyanı ile zilyetlik açıklamasının birbirine karıştırılmaması da gerekir. Bir eşyanın fiilen kimin elinde bulunduğu ile hukuken kime ait olduğu aynı şey değildir. Dizüstü bilgisayar şirket demirbaşı olabilir; ancak evden çalışan personelin fiili kullanımında bulunabilir. Harici disk üçüncü kişiye ait olabilir; fakat arama yapılan ofis dolabında yer alabilir. İşbu ayrım belgeye yazılmadığında, elkoyma denetimi sırasında “eşya orada bulunduğu için ona aittir” şeklindeki fiili karine güç kazanmaktadır. Sonraki iade başvuruları ve müsadere itirazları da çoğu kez bu ilk kayıt eksikliği nedeniyle gereğinden ağır ispat yükü altında kalmaktadır.

Dosya baskısı: Mülkiyet beyanı yazılmamış, seri numarası gösterilmemiş veya mühür numarası kaydedilmemiş bir elkoyma zinciri; delilin içeriğinden önce delilin kimliğini tartışmalı hâle getirir. Bu aşamada savunmanın gecikmesi, iade ve tazminat başvurularını da zayıflatmaktadır.

Kadir Can Özel ile Ozan Onan’ın arama tedbirine ilişkin kapsamlı değerlendirmeleri, arama ve elkoyma zincirinin birbirinden kopuk düşünülemeyeceğini göstermektedir. Delilin maddi gerçek bakımından kullanılabilirliği, çoğu kez içeriğinden önce muhafaza ve kayıt disiplinine bağlıdır. Bu sebeple işbu madde, “arama bitmiş” anında etkisini yitiren bir son hüküm değil; delilin sonraki bütün dolaşımını şekillendiren başlangıç noktasıdır.

CMK m. 121, elkoyma, dijital materyal, iade ve tazminat başlıklarıyla nasıl birlikte okunmalıdır?

CMK m. 121’in tek başına uygulanması nadirdir. Arama sonunda çoğu kez fiili devam ettiren ikinci koruma tedbiri elkoymadır. Bu durumda m. 121’deki eşya listesi ve mülkiyet beyanı, m. 127’deki elkoymanın yargısal denetimi için hazırlık işlevi görmektedir. Hâkim onayına sunulan elkoyma işlemi ile arama sonunda kişiye verilen listenin aynı eşya setini göstermemesi, sonradan ciddi güven sorunu yaratır. Bu nedenle savunma bakımından karşılaştırılması gereken ilk iki belge, arama sonu defteri ile elkoyma tutanağıdır.

Dijital materyaller bakımından sorun daha karmaşıktır. Bilgisayar, telefon, tablet, harici disk ve sunucu birimleri çoğu kez fiziksel eşya olarak alınmakta; asıl tartışma ise içeriğin ne zaman, kim tarafından ve hangi usulle incelendiği aşamasında çıkmaktadır. Fiziksel cihazın arama sonunda listelenmesi m. 121’in alanına girmekte; içerik incelemesi ve imaj alma ise m. 134 ve ilgili içtihat çizgisine bağlanmaktadır. Bu ayrım görünmez kılındığında, “cihazı aldık, içini de baktık” türü hukuka aykırı pratikler meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa arama sonu belgesinde cihazın açık kimliği, mühürlenme biçimi ve varsa sahibinin itirazı yazılmadan yapılan sonraki inceleme, ilk adımdaki boşluk nedeniyle tartışmalı bir zeminde ilerlemektedir.

Arama sonunda hiç bulgu çıkmaması veya alınan eşyanın daha sonra suçla ilgisiz olduğunun anlaşılması hâlinde m. 121 belgesi iade ve tazminat yollarının da başlangıç kaydıdır. CMK m. 141 ve devamındaki koruma tedbirleri nedeniyle tazminat rejimi ile mülkiyet hakkına dayalı iade talepleri bakımından, devletin fiilen neyi aldığı, ne kadar süre tuttuğu ve kişiye hangi kaydı verdiği önem taşımaktadır. Anılan belge hiç düzenlenmemişse, kişi çoğu zaman iddiasını yalnız tanık beyanıyla kurmaya zorlanmaktadır. Bu durum, pratikte hak arama maliyetini yükseltmekte ve etkili başvuru hakkını zayıflatmaktadır.

Avukatlık Kanunu m. 36 ve m. 58 ile CMK m. 130’un kesiştiği dosyalarda bu ilişki daha sıkı kurulmalıdır. Zira elkonulan evrak savunma ilişkisine ait olabilir, meslek sırrı içerebilir veya üçüncü kişilerin özel alanına ilişkin belge taşıyabilir. Böyle hallerde arama sonunda yalnız “evrak alındı” demek yeterli değildir; hangi paketin hangi itirazla ayrıldığı, hangi zarfın mühürlendiği ve hangi belgenin meslekî ilişki iddiasıyla ayrıma tabi tutulduğu görünür hâle getirilmelidir. Kanaatimizce m. 121 ile m. 122 arasındaki gerçek köprü de burada kurulmaktadır: ilki kayıt ve teslim yükünü, ikincisi ise içeriğe bakma yetkisinin sınırını tayin etmektedir.

Elkoyma işlemi sonradan hâkim onayına sunulacaksa, arama sonunda verilen listenin o onay sürecindeki evrakla birebir karşılaştırılması gerekir. Uygulamada kimi dosyalarda arama anında tek kalem gibi yazılan eşyanın, onay ve bilirkişi aşamasında alt başlıklara ayrıldığı yahut tersine ayrıntılı yazılan listenin daha sonra toplulaştırıldığı görülmektedir. Bu tür uyumsuzluklar, yalnız maddi hata gibi değerlendirilemez. Delilin hangi anda genişlediği, hangi eşyanın hangi dosya numarası altında incelemeye açıldığı ve soruşturma makamının neyi gerçekten teslim aldığı sorusu doğrudan bu karşılaştırmadan çıkmaktadır. Söz konusu nedenle m. 121 belgesi, sonraki bütün zabıt ve onay evrakının kontrol anahtarı işlevi görmektedir.

AYM, Yargıtay ve AİHM çizgisi belge eksikliği, arama tutanağı ve delil güvenilirliği konusunda hangi ölçütleri üretmektedir?

Yüksek mahkeme çizgisi, arama sonrası kayıt eksikliğinin her dosyada otomatik beraat veya otomatik ihlal sonucu doğuracağını söylememektedir; ancak belgenin, tutanağın ve eşya zincirinin zayıf kurulmasını delilin güvenilirliği ve yargılamanın adilliği bakımından ciddi risk işareti saymaktadır. AYM’nin Jakop Gabriel, B. No: 2013/2392, 15.04.2015 kararı ile Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, 01.02.2018 kararı birlikte okunduğunda, aramanın icra şekli, işlem tanığı, yazılı kayıt ve elde edilen delilin mahkûmiyetteki ağırlığı arasında doğrudan bağ kurulduğu görülmektedir. Söz konusu yaklaşım, kayıt eksikliğinin salt tali usul sorunu değil, adil yargılanma meselesi olabileceğini göstermektedir.

Karar notu 1: Yargıtay 2. CD, E. 2020/2668, K. 2020/14881, T. 09.12.2020 kararında, sanığın evinde yapılan aramaya ilişkin tutanaklar dosyada bulunmadığı hâlde suça konu eşyanın aramada ele geçirildiği kabulüne dayanılamayacağı; arama tutanaklarının aslı yahut onaylı örneğinin dosyaya alınması ve eşyanın yerleştirilmiş olabileceği iddiasının araştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Karar, arama sonu kayıt eksikliğinin doğrudan delil güvenilirliği sorununa dönüştüğünü açıkça göstermektedir.

Yargıtay’ın aynı çizgideki başka kararlarında da benzer yaklaşım vardır. Yargıtay 11. CD, E. 2013/17255, K. 2015/28468, T. 10.09.2015 kararında, tamamlanmamış ve imza süreci bitmemiş üst arama tutanağının henüz belge niteliği kazanmadığı kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, m. 121 bakımından da önemlidir. Çünkü arama sonunda verilecek belgenin gerçekten tamamlanmış, muhatabın talep ve itirazını yansıtan ve hukuki işlev doğurabilecek bir kayıt olması gerekir. İmza disiplini bozulmuş, teslim anı belirsiz veya muhatabın beyanına yer vermeyen metinler, yalnızca kağıt varlığı yaratır; güvence üretmez.

Anayasa Mahkemesinin Ayşegül Çengel Kömür ve diğerleri, B. No: 2016/56228, 23.06.2020 ve Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz, B. No: 2019/21704, 20.09.2023 kararları, arama tedbirinin yürütülüş tarzının bağımsız anayasal önem taşıdığını teyit etmektedir. Mahkeme, yalnız kararın varlığına değil; müdahalenin fiilen nasıl icra edildiğine, delilin nasıl toplandığına ve bireyin sonradan ne ölçüde etkili itiraz yapabildiğine de bakmaktadır. Anılan nedenle arama sonu belgesinin eksikliği, tek başına maddi sonuca götürmese bile etkili başvuru ve savunma kapasitesini belirgin biçimde düşürebilmektedir.

Karar notu 2: AİHM, Smirnov/Rusya, Başvuru No: 71362/01, T. 07.06.2007 kararında, arama yetkisinin çok geniş ve sınırları belirsiz kurulması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Karar, arama kapsamı kadar arama sonunda hangi belge ve eşyanın somut olarak kayda geçirildiğinin de denetlenebilir olması gerektiğini düşündürmektedir.

Doktrinde Hakan Serdar Çöpoğlu belirlilik ilkesini; Fahri Gökçen Taner ile Yaprak Öntan ise arama tanığı ve hukuka aykırı delil ilişkisini merkeze almaktadır. Abdullah Batuhan Baytaz’ın 2025 tarihli ayrıntılı çalışması, kapalı yer aramalarında objektif kayıt üretiminin hem kişiyi hem devleti koruyan çift yönlü güvence olduğunu ikna edici biçimde göstermektedir. Kanaatimizce bu görüşler m. 121 bakımından doğrudan uygulanmalıdır. Çünkü arama sonunda verilecek belgenin iyi kurulması, bir yandan bireyin itiraz ve iade hakkını somutlaştırmakta; diğer yandan soruşturma makamını sonradan yöneltilecek yerleştirme, eksik teslim ve sahte liste iddialarına karşı korumaktadır.

Hangi yanlış uygulamalar hak kaybına yol açar ve savunma bunu dosyada nasıl görünür kılmalıdır?

İlk yanlış uygulama, belge talebinin hiç sorulmaması yahut “sonradan savcılıktan alırsın” şeklinde ertelenmesidir. Bu durumda kişi arama bitiminde hangi eşyanın alındığını, hangisinin yalnız incelenip bırakıldığını ve hiçbir bulgu çıkıp çıkmadığını anlık olarak teyit edemez. İkinci yanlış, ayrıntılı eşya listesi yerine toplulaştırılmış, ayırt edici özelliği bulunmayan kayıt kullanılmasıdır. Özellikle elektronik cihazlar, klasörler, ajandalar ve kurumsal evrak bakımından bu eksiklik doğrudan karışıklık yaratmaktadır.

Üçüncü yanlış uygulama, mülkiyet veya zilyetlik beyanının belgeye geçirilmemesidir. Konut ortak kullanımdaysa, ofis içinde birden fazla kişi çalışıyorsa veya eşya üçüncü kişiye aitse, bu iddianın belgenin üzerine işlenmesi gerekir. “İtiraz etti ama sonra bakarız” yaklaşımı, sonradan mülkiyet savunmasını ciddi biçimde zayıflatır. Dördüncü yanlış ise mühürleme ve işaretleme zincirinin görünmez kalmasıdır. Seri numarası yazılmamış, poşet numarası gösterilmemiş, hangi zarfın kime teslim edildiği anlaşılmayan dosyalarda delilin değişmediği nasıl ispatlanacaktır? İşbu soru cevapsız bırakıldığında savunma kadar yargı da karanlıkta kalmaktadır.

Savunma açısından en isabetli yöntem, arama anında soyut “hukuka aykırı” itirazı tekrarlamak değil; belgenin hangi unsurunun eksik olduğunu madde madde kayda geçirmektir. Belge verilmediyse bunun yazılması, eşya listesi eksikse hangi eşyanın yazılmadığının belirtilmesi, mülkiyet beyanı alınmadıysa buna dair itirazın tutanağa geçirilmesi ve mümkünse hazır bulunan müdafi yahut zilyet tarafından imza altına alınması gerekir. Sonraki aşamada sulh ceza hâkimliğine başvuru, iade talebi, tazminat davası veya delil reddi itirazı yapılacaksa başlangıç materyali bu somut kayıt eksiklikleridir.

Dosya stratejisi bakımından aynı gün içinde kurulacak ikinci kayıt hattı da çoğu kez belirleyici olmaktadır. Elkonulan cihazların marka, model ve seri numaralarının; alınan klasörlerin başlıklarının; zilyetlik ve mülkiyet itirazına tanıklık eden kişilerin; varsa kamera görüntüsü, şirket demirbaş listesi, zimmet formu ve fatura kopyalarının ayrıca toplanması gerekir. Arama sonu belgesindeki boşluk, çoğu dosyada sonradan resmî evrakla kapatılmaya çalışılmaktadır. Söz konusu nedenle savunmanın gecikmeden paralel bir envanter oluşturması, m. 121 ihlalini soyut yakınma olmaktan çıkarıp doğrulanabilir usul sorununa dönüştürmektedir.

İhlalin hangi başvuru yoluna taşınacağı da kayıt türüne göre ayrılmalıdır. Belge verilmemesi yahut eksik verilmesi, arama ve elkoyma zincirinin denetiminde ilk itiraz başlığıdır. Mülkiyet beyanının yazılmaması, üçüncü kişi başvurularını ve iade taleplerini etkiler. Mühürleme kusuru ise delilin değişmezliğine ilişkin bilirkişi ve hukuka aykırı delil savunmasını güçlendirir. Kanaatimizce m. 121’in en büyük pratik değeri, bu farklı itiraz hatlarını tek bir arama sonunda görünür hâle getirmesidir; aksi hâlde dosya daha başında hangi eksikliğin hangi sonuca bağlanacağı karışmaktadır.

Pratik ayrım: Arama sonu belgesinin eksikliği, tek başına her zaman tüm delili hükümsüz kılmaz; ancak delilin güvenilirliği, mülkiyet bağının kurulması ve itirazın etkili yürütülmesi bakımından kritik bir boşluk yaratır. Bu nedenle belge eksikliği mutlaka diğer usul kusurlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Kontrol matrisi: Arama sonunda hangi kayıt, hangi risk ve hangi başvuru yolu birlikte düşünülmelidir?

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Kontrol başlığı Aranacak somut unsur Eksiklik halinde risk Başvuru veya savunma hattı
Belge teslimi Talep üzerine verilen belge, fiilin niteliği, hiç bulgu çıkmadı kaydı İşlemin kapsamı ve sonucu belirsiz kalır Tutanağa itiraz, sulh ceza denetimi, tazminat
Eşya listesi Seri numarası, klasör adı, cihaz türü, bulunduğu yer Yanlış eşya, eksik eşya, sonradan ekleme iddiası Delil reddi, iade, bilirkişi incelemesi talebi
Mülkiyet beyanı Kime ait olduğu, üçüncü kişi itirazı, ortak kullanım açıklaması Müsadere ve iade aşamasında hak kaybı Mülkiyet iddiası, üçüncü kişi başvurusu, tazminat
Mühürleme Mühür numarası, poşet veya zarf kaydı, teslim zinciri Delil bütünlüğü tartışılır Zincir itirazı, bilirkişi, hukuka aykırı delil savunması

Kontrol matrisinin gösterdiği temel husus, arama sonunda tek bir eksikliğin nadiren tek başına kaldığıdır. Belge teslimi eksik olduğunda çoğu kez eşya listesi de soyut kalmakta; eşya listesi soyut kaldığında mülkiyet beyanı ile mühürleme zinciri de tartışmalı hâle gelmektedir. Bu sebeple savunmanın, her kalemi birbirinden kopuk itirazlar gibi değil, aynı kayıt zincirinin halkaları olarak okuması gerekir. Arama sonu defteri ile elkoyma tutanağı, mühür numarası ve teslim kayıtları aynı dosya klasöründe yan yana getirildiğinde; usul kusurunun kapsamı daha erken ve daha net görünür hâle gelmektedir.

Özellikle dijital materyal içeren dosyalarda matrisin bir satırı diğer satıra hızla taşmaktadır. Seri numarası eksik yazılmış bir telefon için aynı anda hem kimlik belirsizliği hem mühürleme kusuru hem de sonraki imaj alma işleminin güvenilirliği tartışması doğabilir. Bu görünümde ilk yapılacak iş, itirazın yalnız cihaz içeriğine değil cihazın kimliğine yöneltilmesidir. Delilin kendisine bakmadan önce delilin hangi nesneye ait olduğunu tartışmak, m. 121’in savunmaya sağladığı en işlevsel başlangıç noktasıdır.

Sık Sorulan Sorular

CMK m. 121 uyarınca belge verilmesi mutlaka kendiliğinden mi yapılır?

Hüküm, belgeyi isteme bağlı kurmaktadır. Bununla birlikte talep hakkının görünmez kılınması kabul edilemez. En güvenli yöntem, arama bitiminde belge ve eşya listesi talebini açıkça ileri sürmek ve talep reddedilirse bu durumu da tutanağa yazdırmaktır.

Hiçbir suç unsuru çıkmazsa bunun ayrıca yazılması neden önemlidir?

Şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmediğini gösteren belge, kişi hakkında sonradan sürdürülecek örtük şüphe anlatısını sınırlar. Ayrıca tazminat, itibar onarımı ve etkili başvuru bakımından resmi başlangıç kaydı işlevi görür.

Elkonulan eşyanın bana ait olmadığı arama sırasında söylenmediyse sonradan ileri sürülebilir mi?

İleri sürülebilir; ancak arama sonu belgesine veya tutanağa erken aşamada yansıtılmış bir mülkiyet beyanı savunmayı belirgin biçimde güçlendirir. Bu nedenle üçüncü kişi yahut ortak kullanım iddiası mümkün olduğunca arama anında kayda geçirilmelidir.

Eşya listesinde seri numarası yazılmaması delili otomatik olarak geçersiz kılar mı?

Her dosyada otomatik sonuç doğurmaz; fakat delilin kimliği, değişmezliği ve teslim zinciri bakımından ciddi şüphe yaratır. Eksiklik, özellikle dijital materyal ve ayırt edici niteliği bulunan eşyada savunma bakımından kuvvetli itiraz zemini üretir.

Arama sonu belgesi ile elkoyma tutanağı arasında fark varsa hangi belge esas alınır?

İki kaydın birlikte incelenmesi gerekir. Farklılık, işlemin hangi anda ve nasıl genişlediğini tartışmalı hâle getirir. Savunma bakımından en doğru yöntem, çelişkiyi açık maddeler halinde gösterip hâkim denetimine taşımaktır.

Belge eksikse tutanağı imzalamamak mı, yoksa eksikliği yazarak imzalamak mı daha güvenlidir?

Her dosyada tek cevap bulunmamaktadır; ancak çoğu durumda eksikliğin somut biçimde yazdırılması ve şerhle imza atılması daha işlevsel olmaktadır. Tamamen imzasız bırakılan tutanak, kimi zaman “itiraz yoktu” şeklinde yorumlanabilmektedir. Eksikliğin hangi başlıkta ortaya çıktığı açıkça yazıldığında ise sonradan yapılacak başvurular daha sağlam zemine oturmaktadır.

Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 121’in gerçek değeri, arama sona erdiği anda ortaya çıkmaktadır. Kararın hukuka uygun verilmiş olması tek başına yeterli değildir; aramanın sonunda hangi resmi iz bırakıldığı da en az karar kadar önemlidir. İstem üzerine verilecek belge, şüpheyi haklı kılan bulgu çıkmaması kaydı, ayrıntılı eşya listesi, mülkiyet beyanı ve mühürleme disiplini birlikte kurulmadığında, sonraki aşamalarda savunma ile soruşturma makamı aynı dosyaya farklı eşya hikâyeleri yazabilmektedir.

Kanaatimizce iyi bir savunma pratiği, arama bittikten sonra başlar. İtirazın soyut bırakılmaması, eksik kaydın tek tek gösterilmesi, belge verilmemesi veya hatalı verilmesi ihtimalinin aynı gün yazılılaştırılması ve elkoyma yahut dijital inceleme devam edecekse bu zincirin ayrıca izlenmesi gerekir. Söz konusu yaklaşım, yalnız bireyin haklarını korumaz; mahkemenin de gerçekten güvenilir bir delil zemini üzerinde karar vermesini sağlar.

İşbu nedenle m. 121, ceza muhakemesinde “küçük usul başlığı” olarak değil; delil zincirinin sonradan denetlenebilir kalmasını sağlayan merkezi güvence olarak okunmalıdır. Belgede ne yazdığı kadar neyin yazılmadığı da dosyanın yönünü değiştirebilir. Arama sonunda susulan her ayrıntı, ileride daha pahalı bir usul uyuşmazlığına dönüşmektedir.

Pratikte iyi kurulmuş bir savunma refleksi, arama biter bitmez dört kısa kontrol sorusu sormaktadır: Belge verildi mi, eşya listesi ayrıntılı mı, mülkiyet beyanı yazıldı mı, mühür ve teslim zinciri görünür mü? Bu dört sorudan biri cevapsız kaldığında ihlal çoğu kez büyüyerek ilerlemektedir. Aynı gün içinde tutulan paralel envanter, üçüncü kişi sahiplik belgeleri ve teslim zincirine ilişkin notlar; sonraki itirazın soyut değil somut olmasını sağlar. Kanaatimizce m. 121’in gücü de buradadır: arama sonu anını, ceza muhakemesinin geri kalanına yön verecek ölçülebilir bir kayıt anına dönüştürmektedir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmî Kaynaklar

Mahkeme Kararları

Bilimsel Çalışmalar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler

Как получить гражданство Турции: основания, документы, процедура и обжалование отказа

Подробный разбор оснований получения гражданства Турции, документов, общего и инвестиционного порядка, брака, этапов рассмотрения и обжалования отказа по официальным источникам.

Read