Bir kişi nihai mahkeme kararını aldıktan sonra Anayasa Mahkemesine başvurmaya hazırlanırken, dosyanın esasındaki hak ihlali kadar başvurunun hangi belgelerle, hangi tarihten itibaren ve hangi şikâyet düzeniyle sunulacağı da belirleyici olmaktadır. Başvuru yollarından biri eksik bırakılmışsa, otuz günlük süre yanlış hesaplanmışsa veya ihlal iddiası yalnızca derece mahkemesi kararına duyulan itiraz şeklinde kalmışsa, dosya esasa geçmeden kapanabilmektedir. Bu nedenle bireysel başvuru, son aşamada yazılan uzun bir dilekçeden ibaret değildir; ilk derece yargılamasından itibaren korunan, belgelenen ve daraltılan bir hak arama sürecidir.
Bu içerik 19.04.2026 itibarıyla hazırlanmıştır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları, kabul edilebilirlik uygulaması ve içtihat tercihleri zaman içinde değişebildiğinden, her dosyada nihai karar tarihi, tebliğ veya öğrenme anı, tüketilmiş başvuru yolu ve ileri sürülen temel hak ayrı ayrı incelenmelidir.
Öğretide bireysel başvurunun olağan kanun yollarından ayrılması, ikincillik ilkesi ve kabul edilebilirlik filtreleri bakımından geniş biçimde tartışılmaktadır. Tolga Şirin, Metin Efe, Salim Küçük, Bülent Algan, Hasan Sayim Vural, Abdulkadir Karaarslan, Hakan Sabri Çelikyay, Hasan Tahsin Gökcan, Burak Erdem, Halil İbrahim Dursun, Ece Göztepe, Korkut Kanadoğlu, Ulaş Karan ve Musa Sağlam editörlüğündeki çalışmalar, bireysel başvurunun hem usul disiplini hem de temel hak muhakemesi gerektirdiğini farklı yönlerden incelemektedir. Bu yazıdaki çerçeve, anılan akademik çalışmaların usul-esas ayrımı ve ikincillik vurgusu dikkate alınarak kurulmuştur.
Ara değerlendirme: Kabul edilebilirlik incelemesi, başvurunun zayıf bir teknik ayrıntısı değil, dosyanın Anayasa Mahkemesi önünde dinlenip dinlenmeyeceğini belirleyen asli usul alanıdır. Bu sebeple başvuru stratejisi, nihai karar çıktıktan sonra değil, uyuşmazlığın ilk kanun yolu aşamasından itibaren kurulmalıdır.
Başvuru Yollarının Tüketilmesi ve İkincillik
6216 sayılı Kanun’un 45. maddesi, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem veya ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının bireysel başvurudan önce tüketilmesini aramaktadır (6216 sayılı Kanun m. 45/2). Bu kural, yalnızca “temyiz edildi mi” sorusuyla sınırlı değildir. Başvurucu, ihlal iddiasını gidermeye elverişli, ulaşılabilir ve somut olay bakımından etkili olan başvuru yolunu usulüne uygun kullanmış olmalıdır.
Anayasa Mahkemesinin emsal karar sayfasında başvuru yollarının tüketilmemesi başlığı altında çok sayıda alt örnek yer almaktadır. Şeref ve itibar hakkı, tekzip talebi, mobbing, tıbbi ihmal, tutukluluk sonrası tazminat, tam yargı davası, ceza soruşturmasında el koyma ve idari gözetim gibi farklı alanlarda ortak soru şudur: başvurucu, iddia ettiği ihlali giderebilecek olağan yolu gerçekten işletmiş midir (AYM, Başvuru Yollarının Tüketilmemesi Emsal Kararları)?
Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt kararında olağan kanun yolunun tüketilmemesi, bireysel başvurunun ikincil niteliği bakımından temel bir örnek oluşturmaktadır. Mahkeme, derece mahkemeleri ve kanun yolu mercileri önünde ileri sürülmesi gereken şikâyetin doğrudan bireysel başvuruya taşınmasını kabul edilebilir bulmamaktadır (AYM, Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26.03.2013). Bu yaklaşım uyarınca başvurucunun anayasal şikâyetini ilk kez Anayasa Mahkemesi önünde kurması yeterli değildir; iddia, olayın niteliğine göre ilk derece, istinaf veya temyiz aşamasında da görünür biçimde ileri sürülmelidir.
Adnan Oktar (3) ve Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik kararları, şeref ve itibar hakkı bağlamında düzeltme, cevap, tekzip veya ilgili başvuru yollarının kullanılmasının önemini açıklamaktadır (AYM, Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 02.10.2013; AYM, Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik, B. No: 2013/6237, 02.07.2015). Buradaki ölçüt, başvurucunun mutlaka her teorik yolu denemesi değil; somut ihlali giderebilecek yolu makul biçimde kullanmasıdır. Bu nedenle tüketme kuralı, başvurucuya anlamsız bir şekil yükü yüklemek için değil, ihlalin önce derece makamlarınca giderilebilmesine imkân tanımak için uygulanmaktadır.
Tıbbi ihmal, tutukluluk ve idari eylem dosyalarında tablo daha hassastır. Yaprak Yüksek kararında tıbbi ihmal iddiası bakımından başvurulacak giderim yolu tartışılmış; Hamit Kaya, İrfan Gerçek, Ahmet Kubilay Tezcan ve Ekrem Atıcı kararlarında hürriyetten yoksun bırakma, tutukluluk sonrası tazminat veya tahliye/mahkûmiyet sonrası başvuru yolu ayrımları işlenmiştir (AYM, Yaprak Yüksek, B. No: 2013/9116, 14.10.2015; AYM, Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 02.07.2013; AYM, İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29.09.2016; AYM, Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25.01.2018; AYM, Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 08.03.2018).
Bu karar çizgisi, başvuru yolunun soyut adıyla değil, somut giderim kapasitesiyle değerlendirilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Bir yol yalnızca teorik olarak mevcutsa, aşırı uzun sürüyorsa veya ihlali gidermeye elverişli değilse tüketilmesi beklenmeyebilir. Buna karşılık tazminat sağlayan, işlemi kaldıran, zararı giderebilen veya yargısal denetim sunan yol kullanılmadan doğrudan AYM’ye gidilmesi çoğu dosyada kabul edilebilirlik riski doğurmaktadır.
Ara değerlendirme: Başvuru yollarının tüketilmesi kuralı, dosyanın hangi hak başlığına ait olduğundan bağımsız biçimde çalışmaktadır. Başvurucu, kanun yolunda yalnız hükmün hatalı olduğunu söylemekle yetinmemeli; ihlal iddiasını, kullanılabilir başvuru yollarını ve tüketme tarihini belgelemelidir.
Otuz Günlük Süre ve Öğrenme Tarihi
Bireysel başvuruda süre, çoğu dosyada en sert kabul edilebilirlik filtresidir. 6216 sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü, bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmasını öngörmektedir (6216 sayılı Kanun m. 47; Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü). Süre hesabında yanılgı, başvurunun içeriği ne kadar güçlü olursa olsun dosyanın esasa geçmesini engelleyebilir.
AYM’nin süre aşımı emsal kararlarında süre yalnız tebliğ tarihiyle değil, bazı dosyalarda öğrenme, erişilebilirlik, vekile tebliğ, UYAP üzerinden kararın okunması, karar düzeltme yolunun açık olup olmaması ve adli tatil gibi yan başlıklarla birlikte değerlendirilmektedir (AYM, Süre Aşımı Emsal Kararları). Mehmet Özcan ve Hüseyin Aşkan kararlarında, otuz günlük sürenin başlangıcı bakımından öğrenme ve UYAP üzerinden erişim tartışmasının somut dosyada ne kadar belirleyici olabileceği işlenmektedir (AYM, Mehmet Özcan, B. No: 2019/6266, 15.01.2020; AYM, Hüseyin Aşkan, B. No: 2017/15649, 21.07.2020).
Süre hesabında uygulama bakımından üç belge özellikle önem taşımaktadır: nihai kararın kendisi, tebliğ veya elektronik tebligat kaydı ve kararın daha önce öğrenildiğini düşündürebilecek UYAP işlem kayıtları. Başvurucu vekille temsil ediliyorsa, vekile yapılan tebliğ genellikle süre bakımından belirleyici hale gelmektedir. Karar düzeltme, kanun yararına bozma, maddi hata düzeltme veya idari başvuru gibi yolların süreyi etkileyip etkilemeyeceği ise her zaman aynı değildir; yolun olağan, etkili ve tüketilmesi gereken bir yol olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.
Bu ayrım, özellikle iş hukuku, ceza yargılaması, idari yargı ve vergi uyuşmazlıklarında pratik sonuç doğurmaktadır. Örneğin bir iş davasında maddi hata dilekçesi verilmiş olması, bireysel başvuru süresini kendiliğinden yeniden başlatmayabilir. Ceza dosyasında kararın gerekçeli hali henüz tebliğ edilmemiş olsa bile, kararın erişilebilir olduğu ve başvurucunun nihai sonucu öğrendiği durumlarda süre tartışması çıkabilir. İdari yargıda ise tam yargı, itiraz veya kanun yolu seçimi süre hesabını doğrudan etkileyebilir.
Süre riski: Otuz günlük süre hesaplanırken yalnız karar tarihine bakılması yeterli değildir. Tebliğ tarihi, öğrenme tarihi, UYAP okuma kaydı, vekile bildirim, mazeret ve varsa tüketilmesi gereken son olağan yol birlikte kontrol edilmelidir.
Abdulkadir Karaarslan’ın bireysel başvuruda süre kuralına ilişkin çalışması, sürenin yalnız teknik bir takvim hesabı değil, hukuki güvenlik ve hak arama özgürlüğü arasındaki dengenin bir unsuru olduğunu vurgulamaktadır. Sinan Çınar’ın bireysel başvuru süresine ilişkin değerlendirmeleri de, süre aşımı kararlarının başvurunun her aşamasında resen dikkate alınabilmesi nedeniyle başvurucu açısından geri dönüşü güç sonuçlar doğurduğunu açıklamaktadır.
Ara değerlendirme: Süre hesabı, başvuru formu doldurulurken yapılan son kontrol değildir. Dosya kapanır kapanmaz nihai kararın hangi tarihte ve hangi yolla öğrenildiği belgelenmeli; başvurunun hazırlanması için fiilen kalan gün sayısı buna göre belirlenmelidir.
Temellendirme Yükü ve Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Başvurunun süresinde yapılması ve yolların tüketilmesi yeterli değildir. Başvurucu, ihlal iddiasını Anayasa Mahkemesinin anlayabileceği ve denetleyebileceği biçimde temellendirmelidir. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabileceğini düzenlemektedir (6216 sayılı Kanun m. 48/2). Bu kural, her başarısız başvurunun zayıf olduğu anlamına gelmez; fakat ihlal iddiasının soyut, delilsiz, yalnız kanun yolu şikâyeti niteliğinde veya derece mahkemesi değerlendirmesine genel itiraz şeklinde kalması başvuruyu kırılgan hale getirmektedir.
AYM’nin açıkça dayanaktan yoksunluk emsal sayfasında, temellendirilmemiş şikâyet, kanun yolu şikâyeti, delil değerlendirmesine müdahale talebi, mahkemeye erişim hakkı, gerekçeli karar, çelişmeli yargılama ve eşitlik iddiasının kanıtlanamaması gibi alt başlıklar yer almaktadır (AYM, Açıkça Dayanaktan Yoksunluk Emsal Kararları). İhsan Asutay ve Yasemin Ekşi kararları, derece mahkemesinin hukuki takdirine genel itiraz ile anayasal hak ihlali iddiası arasındaki sınırı tartışmaya açmaktadır (AYM, İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20.02.2014; AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 04.12.2013).
Cemal Günsel kararı, temellendirilmemiş şikâyet bakımından özellikle önem taşımaktadır. Başvurucu, hangi temel hakkının hangi maddi vakıa nedeniyle ihlal edildiğini, bu vakıanın yargılama sürecinde nasıl karşılandığını ve ihlalin neden anayasal düzeyde olduğunu açıklamak zorundadır (AYM, Cemal Günsel, B. No: 2016/12900, 21.01.2021). Burak Erdem’in temellendirilmemiş şikâyet üzerine çalışması da bu yükün, başvurucuyu şekle boğmak için değil, Anayasa Mahkemesinin anayasal denetimi doğru yere yöneltmesi için gerekli olduğunu tartışmaktadır.
Bu çerçevede başvuru formunda üç katman birlikte kurulmalıdır. İlk katman olay ve süreçtir: hangi karar, hangi tarihte, hangi kanun yolu sonrasında kesinleşmiştir? İkinci katman hak bağlantısıdır: adil yargılanma, mülkiyet, özel hayat, ifade özgürlüğü veya başka bir temel hak hangi yönüyle etkilenmiştir? Üçüncü katman anayasal gerekçedir: derece mahkemesinin değerlendirmesi neden yalnız hukuki hata değil, bariz takdir hatası, açık keyfîlik, gerekçesizlik, ölçüsüz müdahale veya etkili başvuru eksikliği doğurmaktadır?
Hukuki sonuç: Başvuru, yalnız “mahkeme yanlış karar verdi” cümlesine dayanıyorsa kanun yolu şikâyeti olarak değerlendirilebilir.
Pratik sonuç: Başvuru formunda her ihlal iddiası ayrı başlık altında, somut belgeye ve ilgili temel hakka bağlanmalıdır. Delil, belge, tebligat, bilirkişi raporu, gerekçeli karar ve kanun yolu dilekçeleri bu nedenle yalnız ek değil, başvurunun taşıyıcı unsurlarıdır.
Ara değerlendirme: Açıkça dayanaktan yoksunluk, başvurunun özensiz yazıldığı hallerle sınırlı değildir. Dosya güçlü görünse bile anayasal hak bağlantısı kurulmamışsa, iddia derece mahkemesi takdirinin yeniden incelenmesi talebine dönüşebilir.
Kararların Kurduğu Ayrımlar
AYM kararları birlikte okunduğunda kabul edilebilirlik denetiminin tek bir formül üzerinden işlemediği görülmektedir. Bazı kararlar kullanılmamış başvuru yolunu merkeze almakta; bazıları sürenin başlangıcını, bazıları ihlal iddiasının anayasal ağırlığını, bazıları ise başvurucunun mağdurluk statüsünü tartışmaktadır. Bu sebeple kararları yalnız kaynakçada sıralamak yeterli değildir; hangi kararın hangi eşiği keskinleştirdiği belirlenmelidir.
Başvuru yollarının tüketilmesi bakımından Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt kararı, olağan kanun yolu tüketilmeden yapılan başvurulara ilişkin temel ölçütü kurmaktadır. Adnan Oktar (3) ve Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik kararları, şeref ve itibar hakkı alanında etkili başvuru yolunun seçimiyle ilgilidir. Yaprak Yüksek, Hamit Kaya, İrfan Gerçek, Ahmet Kubilay Tezcan ve Ekrem Atıcı kararları ise tıbbi ihmal veya özgürlükten yoksun bırakma alanında tazminat ve diğer giderim yollarının ihmal edilmemesi gerektiğini farklı dosya tipleri üzerinden işlemektedir.
Süre bakımından Mehmet Özcan ve Hüseyin Aşkan kararları, başvurucunun nihai kararı ne zaman öğrendiği ve kararın elektronik ortamda erişilebilirliği üzerinde durmaktadır. Bu kararların dosya pratiğindeki değeri, vekilin tebliğ kaydı ile UYAP işlem geçmişinin başvuru süresini etkileyebileceğini hatırlatmasındadır. Başvuru süresi hesaplanırken yalnız gerekçeli kararın fiziksel tebliğiyle yetinilirse, elektronik öğrenme kaydı gözden kaçabilir.
Açıkça dayanaktan yoksunluk bakımından İhsan Asutay, Yasemin Ekşi ve Cemal Günsel kararları, kanun yolu şikâyeti ile anayasal ihlal iddiası arasındaki sınırı belirlemektedir. AYM, derece mahkemelerinin delil takdiri veya hukuk kuralını yorumlama biçimine her durumda müdahale etmemektedir. Müdahale alanı, bariz takdir hatası, açık keyfîlik, gerekçesizlik, yargılamanın bütününe etki eden usul güvencesi eksikliği veya temel hak üzerinde ölçüsüz müdahale bulunduğu hallerde genişlemektedir.
Karar okuma ölçütü: Bir AYM kararından alıntı yapılırken yalnız sonuç kısmı değil, kabul edilebilirlik gerekçesi okunmalıdır. Kararın “kabul edilemez” sonucuna hangi nedenle vardığı, başvuru yolları, süre, yetki, mağdurluk veya temellendirme bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır.
Bu ayrım, makul sürede yargılanma başvurularında Tazminat Komisyonu tartışmasında da görülmektedir. Bazı başvurularda AYM’ye doğrudan gidilebileceği düşünülse de, kanunla kurulan etkili bir giderim yolunun bulunması başvurunun kabul edilebilirlik değerlendirmesini değiştirebilir. Benzer biçimde idari para cezalarında savunma hakkı, kamu ihalelerinden yasaklama kararları ve imar para cezaları gibi idari yaptırım dosyalarında da önce olağan yargısal denetim yolu tamamlanmalıdır.
Ara değerlendirme: Kabul edilebilirlik kararları, başvuru formu yazılırken kullanılacak hazır kalıplar değildir. Her karar, hangi usul eşiğinin hangi dosya tipinde nasıl işlediğini anlamak için okunmalıdır.
Varsayımsal Olay Üzerinden Başvuru Haritası
Varsayımsal olay: Bir şirket hakkında kamu ihalesinden yasaklama kararı verilmiş, idare mahkemesi iptal davasını reddetmiş, bölge idare mahkemesi de istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir. Şirket, yasaklama kararının ticari itibarı, sözleşme ilişkileri ve mülkiyet hakkı üzerindeki etkileri nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hazırlamaktadır.
Bu dosyada ilk soru, yasaklama kararına karşı öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğidir. İptal davası ve istinaf yolu tamamlanmışsa tüketme koşulu ilk bakışta sağlanmış görünür. Fakat şirket, bireysel başvuruda ileri süreceği anayasal şikâyetleri idari yargı dilekçelerinde hiç gündeme getirmemişse risk devam eder. Örneğin kararın gerekçesiz olduğu, fiilin şirkete izafe edilemeyeceği, yaptırımın ölçüsüz olduğu ve ticari faaliyete ağır müdahale teşkil ettiği iddiaları kanun yolu aşamasında görünür biçimde kurulmalıdır.
İkinci soru süredir. Bölge idare mahkemesi kararının kesin olduğu varsayımında, otuz günlük süre kararın usulüne uygun tebliği veya başvurucu tarafından öğrenilmesiyle başlayabilir. Şirket vekili UYAP üzerinden kararı tebliğden önce açıp okumuşsa, bu durum süre tartışmasına yol açabilir. Bu nedenle e-tebligat kaydı, UYAP evrak işlem kaydı ve vekil bildirimleri dosyaya alınmalıdır.
Üçüncü soru temellendirmedir. Başvuru yalnız “idare mahkemesi hatalı değerlendirme yaptı” biçiminde kurulursa kanun yolu şikâyeti görünümü ağır basar. Bunun yerine başvuru; mülkiyet hakkı, çalışma ve sözleşme özgürlüğüyle bağlantılı ekonomik etki, adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar ve silahların eşitliği, ölçülülük bakımından yaptırımın süresi ve kapsamı üzerinden yapılandırılmalıdır. İhlalin şirket üzerinde doğurduğu pratik sonuçlar, ihale kayıpları, devam eden sözleşmeler, banka teminatları ve ticari sicil etkileriyle somutlaştırılmalıdır.
Bu örnekte bireysel başvurunun yalnız nihai karar sonrasında yazılan bir dilekçeden ibaret olmadığı anlaşılmaktadır. Başvurunun kabul edilebilirliği, idari yargıdaki ilk dilekçeden itibaren korunan iddia düzenine bağlıdır. AYM önünde yeni bir hukuk hikâyesi kurulmaz; önceki yargılamada ileri sürülmüş, belgelenmiş ve sonuçsuz kalmış anayasal şikâyet daraltılarak taşınır.
Ara değerlendirme: Somut dosyada başvurunun kuvveti, yalnız hak ihlalinin ağırlığından değil, bu ihlalin olağan yargı makamları önünde nasıl korunup belgelendiğinden doğmaktadır.
Usul, Belge ve Risk Tablosu
| Kabul edilebilirlik başlığı | Kontrol edilecek belge | Hukuki risk | Dosya pratiğindeki karşılık |
|---|---|---|---|
| Başvuru yollarının tüketilmesi | İlk derece, istinaf, temyiz, itiraz veya idari başvuru kararları | İhlali giderebilecek yol kullanılmadan AYM’ye gidilmesi | Kanun yolu dilekçelerinde anayasal şikâyet görünür olmalıdır |
| Süre | Tebligat, e-tebligat, UYAP okuma kaydı, vekil bildirimi | Otuz günlük sürenin yanlış başlangıç tarihinden hesaplanması | Başvuru takvimi karar öğrenilir öğrenilmez çıkarılmalıdır |
| Temellendirme | Başvuru formu, deliller, gerekçeli karar, bilirkişi raporu | İddianın kanun yolu şikâyeti veya soyut itiraz sayılması | Her hak ihlali ayrı başlıkta ve belgeyle kurulmalıdır |
| Açıkça dayanaktan yoksunluk | Hak bağlantısı, kamu gücü müdahalesi, zarar ve anayasal gerekçe | Esasa geçilmeden kabul edilemezlik kararı verilmesi | Bariz takdir hatası, açık keyfîlik veya usul güvencesi eksikliği somutlaştırılmalıdır |
| Mağdurluk ve giderim | Tazminat yolu, ihlal sonrası giderim, işlemden doğan güncel etki | Başvurucunun mağdur sıfatının sona erdiği veya giderim yolunun tüketilmediği kabulü | Güncel zarar ve giderim eksikliği başvuruya eklenmelidir |
Başvuru öncesi dosya okuması yalnız karar metinlerinden ibaret tutulmamalıdır. İlk derece dilekçesi, cevap dilekçesi, ara kararlar, bilirkişi raporuna itiraz, istinaf veya temyiz dilekçesi, duruşma tutanakları, elektronik tebligat kayıtları ve nihai karar birlikte okunmalıdır. Bu okuma yapılmadan hazırlanan bireysel başvuruda, ihlal iddiasının olağan kanun yollarında korunup korunmadığı anlaşılamaz. AYM bakımından belirleyici soru, başvurucunun bugün ileri sürdüğü anayasal şikâyetin daha önce derece makamlarının önüne taşınıp taşınmadığıdır.
Bu aşamada dosya kronolojisi de ayrı bir belge halinde çıkarılmalıdır. Kronoloji; işlem veya karar tarihi, tebliğ tarihi, kanun yolu başvuru tarihi, kanun yolu karar tarihi, kararın öğrenildiği tarih ve bireysel başvuru için son günü içermelidir. Tarihler yan yana yazıldığında başvuru süresinin hangi ihtimalde riskli olduğu daha net görülür. Vekille takip edilen dosyalarda ayrıca vekilin UYAP işlem geçmişi, e-tebligat hesabı ve kararın fiziki tebliğinden önce öğrenilip öğrenilmediği incelenmelidir.
İçerik yönünden ise başvuru formu, her hak iddiasını aynı ağırlıkta sunmamalıdır. Dosyada gerçekten sonucu değiştiren iki veya üç anayasal şikâyet seçilmeli; zayıf, tekrarlı veya yalnız hukuka aykırılık itirazı niteliğinde kalan başlıklar metni dağıtmamalıdır. Bu seçim, başvurunun kapsamını daraltmak anlamına gelmez; aksine AYM’nin denetleyebileceği hukuki gerilimi görünür kılmaktadır. Hak ihlali iddiası ne kadar seçilmiş ve belgeli ise, kabul edilebilirlik eşiğini aşma ihtimali o kadar sağlıklı değerlendirilebilir.
Başvuru dosyası için çalışma notu: Her ihlal iddiasının karşısına üç kısa cevap yazılmalıdır: Bu iddia hangi temel hakla bağlantılıdır? Bu iddia hangi kanun yolu aşamasında ileri sürülmüştür? Bu iddiayı destekleyen belge hangisidir? Bu üç sorudan biri cevapsız kalıyorsa, başvuru formundaki ilgili bölüm yeniden kurulmalıdır.
Bu tablo, her dosyada aynı başvuru şablonunun kullanılmaması gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. Ceza yargılamasında özgürlük hakkı, idari yargıda mülkiyet hakkı, iş hukukunda mahkemeye erişim veya ifade özgürlüğü dosyasında gerekçeli karar hakkı farklı belge düzeni gerektirmektedir. Başvuru formunun güçlü olması, olayın niteliğine uygun belge seçimine bağlıdır.
Çiftçi & Partners’ın analizler bölümünde yer alan idari yargı, yaptırım ve başvuru yolu yazıları da aynı mantığa dayanmaktadır: süre ve usul, esasa ilişkin iddia kadar erken ele alınmalıdır. Bireysel başvuruda ise bu disiplin daha da daralmaktadır; çünkü AYM, derece mahkemelerindeki her tartışmayı yeniden inceleyen bir merci olarak çalışmamaktadır.
Ara değerlendirme: Başvuru hazırlığında en sağlıklı yöntem, karar metninden önce dosya takviminin çıkarılmasıdır. Hangi yol tüketildi, hangi tarihte öğrenildi, hangi hak hangi delille bağlantılandırıldı sorularına yazılı cevap verilmeden başvuru formuna geçilmemelidir.
Sık Sorulan Sorular
AYM bireysel başvuruda her hukuka aykırılığı inceler mi?
Hayır. Anayasa Mahkemesi olağan temyiz mercii değildir. Başvuru, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanındaki bir temel hakla bağlantılı kamu gücü müdahalesini konu almalıdır. Derece mahkemesinin her hukuki veya maddi değerlendirme hatası bireysel başvuru konusu haline gelmemektedir.
Başvuru yollarının tüketilmesi ne anlama gelmektedir?
Başvurucu, ihlal iddiasını gidermeye elverişli idari ve yargısal yolları usulüne uygun biçimde kullanmış olmalıdır. Bu yalnız dava açmak anlamına gelmez; istinaf, temyiz, itiraz, tazminat veya özel giderim yolu somut olayda etkili ise bu yolların da değerlendirilmesi gerekir.
Otuz günlük süre hangi tarihten başlar?
Kural olarak başvuru yollarının tüketildiği nihai kararın öğrenildiği veya tebliğ edildiği tarihten başlar. E-tebligat, vekile tebliğ, UYAP üzerinden kararın okunması ve kararın daha önce öğrenildiğini gösteren kayıtlar süre hesabını etkileyebilir. Bu nedenle süre hesabı belge üzerinden yapılmalıdır.
Kanun yolu şikâyeti neden kabul edilebilirlik riski doğurur?
Başvuru yalnız derece mahkemesinin delilleri yanlış değerlendirdiği veya kanunu hatalı yorumladığı iddiasına dayanıyorsa AYM bunu kanun yolu şikâyeti olarak görebilir. İhlal iddiasının anayasal hakla, kamu gücü müdahalesiyle ve somut zararla bağlantısı kurulmalıdır.
Temellendirilmemiş şikâyet ne demektir?
Başvurucunun hangi temel hakkının, hangi olay ve hangi kamu gücü işlemi nedeniyle ihlal edildiğini yeterince açıklamaması temellendirme eksikliği doğurur. Başvuru formunda her ihlal iddiası ayrı ve izlenebilir biçimde kurulmalı; ilgili deliller eklenmelidir.
Başvuru kabul edilemez bulunursa aynı konuda yeniden başvuru yapılabilir mi?
Genellikle aynı olaya ve aynı şikâyete dayalı yeni başvuru mükerrerlik ve kabul edilebilirlik bakımından ciddi risk taşır. Yeni başvuru ancak yeni bir kamu gücü işlemi, yeni öğrenilen ayrı bir ihlal veya farklı bir giderim süreci varsa ayrıca değerlendirilmelidir.
Değerlendirme ve Sonuç
AYM bireysel başvuruda kabul edilebilirlik denetimi, hak ihlali iddiasının kapısında duran biçimsel bir engel değildir. Bu denetim, bireysel başvurunun ikincil niteliğini, derece mahkemelerinin öncelikli rolünü ve Anayasa Mahkemesinin anayasal denetim sınırını korumaktadır. Başvurucu bakımından bu durum, başvurunun yalnız güçlü bir anlatımla değil, doğru usul haritasıyla hazırlanmasını gerektirmektedir.
Dosya pratiğinde en ağır hatalar genellikle üç yerde doğmaktadır. İlk hata, olağan kanun yollarında anayasal şikâyeti görünür kılmadan AYM’ye gidilmesidir. İkinci hata, otuz günlük sürenin tebliğ, öğrenme ve elektronik kayıt ayrımı yapılmadan hesaplanmasıdır. Üçüncü hata ise derece mahkemesi kararına duyulan memnuniyetsizliği, temel hak ihlali muhakemesi yerine koymaktır. Bu üç hata, başvurunun esasa geçmeden kapanmasına yol açabilir.
Bu nedenle bireysel başvuru hazırlığında önce takvim, sonra tüketilen yollar, ardından hak başlıkları ve deliller kontrol edilmelidir. Başvurunun anayasal ağırlığı, uzun dilekçeden değil, seçilmiş ve belgelendirilmiş ihlal iddiasından doğmaktadır. İyi hazırlanmış başvuru, her şeyi söylemeye çalışan başvuru değildir; Anayasa Mahkemesinin denetleyebileceği hak ihlalini açık, sınırlı ve belgeli biçimde kuran başvurudur.
AYM bireysel başvuru dosyanız için ön değerlendirme
Nihai kararın tebliği, tüketilen başvuru yolları, otuz günlük süre ve ihlal iddiasının anayasal temellendirmesi birlikte incelenmeden bireysel başvuru yapılması ciddi hak kaybı doğurabilir. Çiftçi & Partners, bireysel başvuru sürecinde dosya takvimi, kabul edilebilirlik riski ve başvuru formu stratejisini birlikte değerlendirmektedir.
Dosyanızın bireysel başvuruya elverişliliğinin değerlendirilmesi için iletişim sayfası üzerinden ön görüşme talebi iletebilirsiniz.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36, 40, 90 ve 148.
- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, özellikle m. 45-48.
- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü, bireysel başvuru usul hükümleri.
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru Kabul Edilebilirlik Kriterlerine Ait Emsal Kararlar.
- Anayasa Mahkemesi, Başvuru Yollarının Tüketilmemesi Emsal Kararları.
- Anayasa Mahkemesi, Süre Aşımı Emsal Kararları.
- Anayasa Mahkemesi, Açıkça Dayanaktan Yoksunluk Emsal Kararları.
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru Kabul Edilebilirlik Kriterleri Rehberi.
- Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru Süreçleri.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6, 13, 35 ve ilgili ortak koruma alanı.
Mahkeme Kararları
- AYM, Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26.03.2013.
- AYM, Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 02.10.2013.
- AYM, Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik, B. No: 2013/6237, 02.07.2015.
- AYM, Yaprak Yüksek, B. No: 2013/9116, 14.10.2015.
- AYM, Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 02.07.2013.
- AYM, İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29.09.2016.
- AYM, Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25.01.2018.
- AYM, Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 08.03.2018.
- AYM, Mehmet Özcan, B. No: 2019/6266, 15.01.2020.
- AYM, Hüseyin Aşkan, B. No: 2017/15649, 21.07.2020.
- AYM, İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20.02.2014.
- AYM, Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 04.12.2013.
- AYM, Cemal Günsel, B. No: 2016/12900, 21.01.2021.
- AYM, Mehmet Atabilen, B. No: 2013/160, 08.09.2015.
- AYM, Mehmet Oğuz Akkuş, B. No: 2017/34852, 30.06.2020.
Bilimsel Çalışmalar
- Tolga Şirin, Bireysel Başvuru Usul Hukuku, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi – 7, Ankara, 2018.
- Metin Efe, Anayasa Mahkemesi Uygulamaları Kapsamında Bireysel Başvuruda Kabul Edilebilirlik Şartları, Seçkin, Ankara, 2016.
- Salim Küçük, “Açıkça Dayanaktan Yoksunluk”, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Usulü ve Kabul Edilebilirlik Kriterleri, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara, 2015.
- Bülent Algan, “Bireysel Başvurularda ‘Açıkça Dayanaktan Yoksunluk’ Kriterinin Anayasa Mahkemesi Tarafından Yorumu ve Uygulanması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 63, S. 2, 2014, s. 247-284.
- Burak Erdem, “Bireysel Başvuru Yolunda Temellendiril(e)memiş Şikâyet”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 72, S. 3, 2023, s. 1055-1108.
- Hasan Sayim Vural, “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yolunda Bir Kabul Edilemezlik Sebebi Olarak Temellendirilmemiş Şikâyet ve Cemal Günsel Kararı Üzerine Bir İnceleme”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl 9, S. 18, 2021, s. 457-487.
- Abdulkadir Karaarslan, “Anayasa Mahkemesi Kararları Çerçevesinde Bireysel Başvuruda Süre Kuralı”, TBB Dergisi, S. 181, 2025.
- Abdulkadir Karaarslan, “Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuruda Kabul Edilebilirliğe Dair Bir Usul Sorunu Olarak Başvuru Yollarının Tüketilmesi Kuralı ve Kanunla Kurulan Tazminat Komisyonları”, TBB Dergisi, S. 132, 2017.
- Hasan Tahsin Gökcan, “Bireysel Başvuruda İkincillik Çağı”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2024.
- Hakan Sabri Çelikyay, “Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararlarının Başvuru Yollarının Tüketilmesi Ölçütü Açısından Değerlendirilmesi”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. LXXIII, S. 1, 2015, s. 21-62.
- Halil İbrahim Dursun, “Bireysel Başvuru Mekanizmasının Kabulü Sonrasında Genel Mahkemelerin İnsan Hakları Konusundaki Rolü ve Bu Bağlamda Anayasa’nın 90. Maddesinin 5. Fıkrası”, TBB Dergisi, S. 112, 2014.
- Ece Göztepe, “Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkının 6216 Sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi”, TBB Dergisi, S. 95, 2011, s. 13-40.
- Korkut Kanadoğlu, Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru, On İki Levha, İstanbul, 2015.
- Ulaş Karan, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Rehberi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2015.
- Musa Sağlam (ed.), Bireysel Başvuru İnceleme Usulü ve Kabul Edilebilirlik Kriterleri, Anayasa Mahkemesi Yayını, Ankara, 2013.
