Yazar: Av. Barış Berkay Çiftçi, LL.M. | Güncelleme: 17.05.2026
Sabah ilk EFT çıkmadan banka hesaplarına bloke işlendiğinde, şirket yöneticisinin önüne gelen soru yalnız alacağın gerçekten mevcut olup olmadığı değildir. Asıl mesele şudur: bu ihtiyati haciz hangi bilgi ve belgelerle alınmıştır, on günlük infaz ve yedi günlük tamamlama adımları izlenmiş midir, gösterilen teminat gerçekte geçerli midir ve haczin haksız olduğu sonradan anlaşılırsa zarar hangi yol üzerinden giderilecektir? İcra pratiğinde en pahalı hata, bu soruları geç sormaktır.
Uygulamada iki yanlış yaklaşım birbirine karışmaktadır. Birinci yaklaşım, sonradan davanın kaybedilmesini ya da senetteki imzanın sahte çıkmasını, otomatik biçimde tam bir tazminat zaferi gibi okumaktadır. İkinci yaklaşım ise mahkeme veznesine yatırılan teminatı, borçlu bakımından tek ve kapalı güvence gibi görmektedir. İcra ve İflâs Kanunu’nun 259. maddesiyle kurulan rejim ise maddi zarar, manevi zarar, üçüncü kişinin zararı, teminatın kapsamı ve alacaklının kişisel malvarlığına yönelinebilmesi bakımından daha dikkatli bir ayrım yapılmasını gerektirmektedir (İİK m. 259; TBK m. 49, 58, 72).
Bu başlıkta belirleyici ayrım, alacaklının ihtiyati haciz talebinde bulunduğu andaki görünüm ile dosyanın nihai sonucunun birbirine karıştırılmamasında ortaya çıkmaktadır. Mahkemenin 258. madde kapsamında aradığı şey tam ispat değil, kanaat oluşturacak ölçüde bir yaklaşık ispattır; buna karşılık 264. maddede öngörülen tamamlama süreleri kaçırıldığında veya esas dava sonunda alacaklı haksız çıktığında, aynı koruma bu kez borçlu ve üçüncü kişi lehine tazminat tartışmasını doğurmaktadır. Bu nedenle haksız ihtiyati haciz uyuşmazlığında ilk yapılması gereken iş, “haciz vardı” demek değil; hangi aşamada, hangi nedenle ve hangi belgeler çerçevesinde haksızlığın doğduğunu tespit etmektir (GSI, Lien; Volkan Özçelik, 2018; Ergün Önen, 1980).
Bu içerik 17.05.2026 itibarıyla hazırlanmıştır. İhtiyati hacze ilişkin değerlendirmede alacağın türü, takipten önce mi sonra mı haciz alındığı, zorunlu arabuluculuk bulunup bulunmadığı ve hacizden etkilenen kişinin borçlu mu üçüncü kişi mi olduğu ayrıca incelenmelidir.
Haksızlık Ne Zaman Doğmaktadır?
İhtiyati haciz, borçluya karşı peşin bir yaptırım değildir; para alacağının ileride etkisiz kalmasını önleyen geçici bir koruma tekniğidir. Bu nedenle “haksız ihtiyati haciz” denildiğinde, yalnız nihai yargı sonucu düşünülmemektedir. Önce 257. maddede aranan asli zemine bakılmaktadır: talep para alacağına mı ilişkindir, alacak rehinle teminat altına alınmış mıdır, vade gelmiş midir, vadesi gelmemişse kanunda sayılan istisnai nedenlerden biri mevcut mudur? Bu zemin yoksa, daha ilk aşamada koruma tedbirinin haklılığı zayıflamaktadır (İİK m. 257; Umut Akdeniz, 2006; Muhammet Özekes, İhtiyati Haciz, 1999).
Ne var ki haksızlık yalnız 257. maddedeki şartların yokluğundan çıkmamaktadır. 258. madde uyarınca alacaklı, alacağı ve gerekiyorsa haciz sebebi hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri sunmak zorundadır. Buradaki eşik tam ispat değildir; yaklaşık ispat, başka bir deyişle dosyanın o andaki görünümünde alacağın ağırlıklı ihtimalle mevcut olduğu yönünde yargısal kanaat oluşmasıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.03.2016 tarihli E. 2016/2214, K. 2016/2481 sayılı kararını aktaran GSI değerlendirmesi, fatura, sevk irsaliyesi ve teyit formlarının kimi dosyalarda bu eşiği karşılayabildiğini; mahkemenin kesin ispat aramayacağını vurgulamaktadır. Buradaki kritik nokta, eksik delilin her zaman haksızlık demek olmadığı, fakat kanaat üretemeyen başvurunun koruma tedbirini ayakta tutamayacağıdır (GSI, Lien; Talih Uyar, 2016).
İlke: İhtiyati hacizde haksızlık değerlendirmesi tek bir ana bağlanmamaktadır. Dosyanın talep anındaki görünümü, 257 ve 258. maddelerdeki koşullar, 261 ve 264. maddelerdeki icra ve tamamlama adımları ile esas uyuşmazlığın sonucu birlikte okunmaktadır.
Bu yüzden sonradan ortaya çıkan her olumsuzluk, kendiliğinden alacaklının başlangıçtan beri kötü niyetli olduğu anlamına gelmemektedir. Volkan Özçelik’in aktardığı Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 29.02.2016 tarihli E. 2016/3311, K. 2016/2813 sayılı kararı ile 28.01.2014 tarihli E. 2013/20645, K. 2014/1092 sayılı kararı bu çizgiyi açıkça göstermektedir. Kambiyo senedindeki imzanın daha sonra borçluya ait olmadığının anlaşılması, tek başına alacaklının ihtiyati haciz talebini mutlak şekilde haksız kılmamaktadır; önce alacaklının başvuru anında hangi belge düzenine dayandığı ve o belgeler ışığında mahkemenin neden kanaat kurduğu incelenmektedir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü tazminat davasında ex post sonuç ile ex ante görünüm yer değiştirirse, dosya pratiği kolaylıkla aşırı genelleme üretmektedir (Volkan Özçelik, 2018).
Haksızlık bazen dosyanın maddi temelinden değil, korumayı tamamlayan usul adımlarından doğmaktadır. 261. madde, alacaklıya karar tarihinden itibaren on gün içinde infaz talep etme yükümlülüğü getirmektedir; bu yapılmazsa ihtiyati haciz kendiliğinden kalkmaktadır. 264. madde ise dava veya takipten önce alınmış hacizlerde, haczin tatbikinden yahut haciz gıyapta yapılmışsa tutanağın tebliğinden itibaren yedi gün içinde takip veya dava açılmasını zorunlu kılmaktadır. Esas davanın tebliğinden sonra bir ay içinde takip talebinde bulunulması gereken haller de aynı maddede ayrıca düzenlenmiştir. Bu sürelerin kaçırılması, koruma tedbirinin yalnız şeklen düşmesi değildir; tazminat tartışmasında alacaklının “hacizde haksız çıkması” sonucunu doğurabilecek önemli bir kırılmadır (İİK m. 261, 264; GSI, Lien; Abdullah Doğanay, 2019).
Zorunlu arabuluculuğa tabi ticari alacaklarda bu takvim ayrıca dikkat gerektirmektedir. GSI değerlendirmesinin işaret ettiği üzere, 6325 sayılı Kanun’un 18/A maddesinin on altıncı fıkrası, ihtiyati hacizde 264. maddede öngörülen dava açma süresinin arabuluculuğa başvurudan son tutanağa kadar işlemeyeceğini kabul etmektedir. Bu nokta gözden kaçırıldığında gereksiz hak kayıpları yaşanabilmekte; tersine, arabuluculuk süresinin her dosyada sınırsız bir koruma sağladığı sanıldığında da yanlış güven oluşmaktadır. Ticari alacak dosyalarında, itirazın iptali ve likit alacak ölçütüne ilişkin meselelerle bu süre rejimi çoğu kez aynı masada değerlendirilmektedir (GSI, Lien).
Ara Değerlendirme: Haksız ihtiyati haciz bakımından ilk hukukî ayrım, “başlangıçta koruma kararı alınabilir miydi?” sorusu ile “sonradan bu koruma usulüne uygun biçimde taşındı mı?” sorusunun birbirinden ayrılmasıdır. Bir dosyada ilk eşik aşılmış olsa bile, tamamlama merasimindeki hata alacaklıyı tazminat riskiyle baş başa bırakabilmektedir.
İİK 259 Rejiminde Maddi ve Manevi Zarar Ayrımı
İcra ve İflâs Kanunu’nun 259. maddesi, haksız ihtiyati haciz tartışmasının merkezidir. Hüküm, hacizde haksız çıkan alacaklının borçlunun ve üçüncü kişinin bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan sorumlu olduğunu kabul etmektedir. Bu ifade ilk bakışta yekpare görünse de, uygulama böyle işlememektedir. Aynı cümle içinde yer alan “bütün zararlar” ifadesi, maddi zarar ile manevi zarar arasında aynı ispat ve kusur rejiminin uygulanacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim öğreti ve Yargıtay içtihadı, maddi zarar bakımından kusursuz sorumluluk çizgisine yaklaşırken, manevi zarar bakımından TBK’daki kişilik hakkı ihlali çerçevesini ayrıca aramaktadır (İİK m. 259; TBK m. 49, 58; Baki Kuru, 2013; Adnan Deynekli / Mustafa Saldırım, 2011).
Maddi zarar ekseninde baskın çizgi nettir. Volkan Özçelik’in atıf verdiği Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.04.2008 tarihli E. 2008/141, K. 2008/1675 sayılı kararı, haksız ihtiyati hacizden doğan maddi zararın gideriminde kusurun aranmadığı görüşünü desteklemektedir. Bu yaklaşımın pratik sonucu şudur: borçlunun veya üçüncü kişinin hesabına fiilen blokaj konulmuşsa, ticari faaliyet sekteye uğramışsa, mallar üzerinde tasarruf gecikmişse ya da finansman maliyeti doğmuşsa, davacının yalnız “iyi niyetliydim” savunması maddi zarar sorumluluğunu tek başına ortadan kaldırmamaktadır. Buna rağmen zarar kalemleri somutlaştırılmadan açılan tazminat davası da başarıya ulaşmamaktadır. Haksızlık ayrı, zarar ayrı başlıktır. Zararın gerçekten bu hacizden doğduğu ve miktarının hangi verilere dayandığı ayrıca ispatlanmalıdır (Volkan Özçelik, 2018; Mahmut Coşkun, 2013).
Hukuki sonuç: Maddi zarar bakımından borçlu lehine daha güçlü bir koruma bulunmaktadır. Pratik sonuç: Tahsilat gecikmesi, kredi limitinin düşmesi, maaş ödemesinin aksaması veya satış iptali gibi etkiler hemen kayıt altına alınmadığında, teorik olarak haklı görünen tazminat davası ispat zayıflığı nedeniyle küçülebilmektedir.
Manevi zarar alanı ise daha dardır. İkonion karar incelemesinin ayrıntılı biçimde aktardığı Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.06.2016 tarihli E. 2015/8259, K. 2016/7394 sayılı kararı, çekteki imzanın sonradan sahte çıkmasının tek başına manevi tazminat için yeterli olmadığını; davalının kötü niyetli veya kusurlu olduğunun ayrıca gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Aynı incelemede atıf yapılan Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E. 2015/9517, K. 2016/11199 sayılı kararında da aynı çizgi korunmaktadır: haksız ihtiyati hacizde kusursuz sorumluluk maddi zarar içindir; manevi tazminat bakımından TBK 58 ile bağlantılı bir kusur ve kişilik hakkı ihlali incelemesi yapılmaktadır (İkonion, karar incelemesi).
Bu çizgi yalnız tek kararla sınırlı değildir. Özçelik’in 2018 tarihli çalışmasında dipnotlandırdığı Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29.03.2016 tarihli E. 2016/472, K. 2016/4122; 14.03.2017 tarihli E. 2016/15730, K. 2017/1644; 15.06.2017 tarihli E. 2015/8279, K. 2017/4104 sayılı kararları ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.02.2014 tarihli E. 2012/10127, K. 2014/2495 sayılı kararı, manevi tazminat tartışmasında salt haciz olgusundan ziyade kusur, ticari itibar veya kişilik hakkı ihlali ve somut zararın ağırlığına odaklanmaktadır. Bu nedenle dava dilekçesinde “haksız haciz vardı, itibarım zedelendi” cümlesi tek başına yeterli olmamaktadır. Haczin hangi üçüncü kişiler nezdinde nasıl algılandığı, iş ilişkisinin hangi noktasında kesinti doğduğu ve kusurlu davranışın neden alacaklıya yüklenebildiği dosya içinde görünür kılınmalıdır (Volkan Özçelik, 2018).
Üçüncü kişi zararı da bu rejimin dışına düşmemektedir. 259. maddede üçüncü kişi açıkça anılmaktadır. Uygulamada bu, yalnız teknik bir ek değildir. Yanlış şirkete haciz uygulanması, borçlu olmayan ortağın hesabına bloke işlenmesi, emanet malın veya üçüncü kişide bulunan malvarlığı unsurunun etkilenmesi gibi durumlarda üçüncü kişinin maddi zararı doğrudan gündeme gelebilmektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, üçüncü kişinin “borçlu olmadığı” için otomatik kazanmadığı; kendi zararını ve bu zararın hacizle uygun illiyet bağını kurmak zorunda olduğudur. Özçelik’in aktardığı eski ve yeni Yargıtay çizgisi, üçüncü kişinin de salt soyut rahatsızlığa değil, somut zarar kalemine dayanması gerektiğini göstermektedir (Volkan Özçelik, 2018; M. Necmeddin Berkin, 1962).
Karar değerlendirmesi: Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 02.06.2016 tarihli E. 2015/8259, K. 2016/7394 sayılı kararında, davacının maaşına uygulanan haciz ve çek imzasının sahte olduğunun sonradan anlaşılması tek başına manevi tazminat için yeterli görülmemiştir. İkonion incelemesinin aktardığı üzere daire, cirantadan önce atılan imzanın sahteliğini araştırma yükümlülüğünün her olayda alacaklıya yüklenemeyeceğini, bu nedenle kusurun ayrıca gösterilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Karar metni doğrudan resmi veri tabanından temin edilmediğinden değerlendirme ikincil kaynak üzerinden yapılmaktadır.
Ara Değerlendirme: Haksız ihtiyati haciz dosyasında en kritik hukukî ayrım, “zarar doğdu mu?” sorusu ile “hangi zarar, hangi kusur rejimine tabi?” sorusunu birbirinden ayırmaktır. Maddi zararda kayıt disiplini, manevi zararda ise kişilik hakkına yönelen saldırının somutlaşması belirleyici olmaktadır.
Teminatın İşlevi, Muafiyet ve İade Sorunu
Teminat, ihtiyati haciz kurumunun denge ayağıdır. 258. maddede alacaklı lehine karşı taraf dinlenmeden hızlı karar verilebilmekte; 259. maddede bunun dengeleyicisi olarak teminat öngörülmektedir. Mahkemenin burada iki yönde hassas davranması gerekmektedir: teminat, alacaklının geçici koruma talebini imkansızlaştıracak kadar ağır olmamalı; buna karşılık borçlu ve üçüncü kişilerin uğrayabileceği makul zararları karşılayamayacak kadar sembolik de bırakılmamalıdır. Öğreti, teminatın yalnız borçlunun değil, üçüncü kişilerin muhtemel zararlarına da cevap vermesi gerektiğini uzun süredir vurgulamaktadır (Volkan Özçelik, 2018; Muhammet Özekes, 1999; Mustafa Okur, 2011).
Burada teminat muafiyeti ayrı bir tartışmadır. İİK 259, ilama dayanan alacaklarda teminat aranmayacağını, ilam mahiyetindeki belgelerde ise mahkemenin takdir yetkisi bulunduğunu kabul etmektedir. Bunun dışında bazı özel kanunlar da teminattan muafiyet öngörmektedir. Özçelik’in aktardığı üzere 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 140/5. maddesi ile 4603 sayılı Kanunun geçici 4/2 hükmü belirli kurumlar bakımından bu tartışmaya temas etmektedir. Ancak muafiyet kendiliğinden varsayılamamaktadır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 07.02.2010 tarihli E. 2009/11811, K. 2010/1632; 24.02.2010 tarihli E. 2009/12697, K. 2010/1859; 24.11.2009 tarihli E. 2009/10831, K. 2009/11120 sayılı kararları ile 2. Hukuk Dairesinin 14.05.2013 tarihli E. 2013/9106, K. 2013/13710 sayılı kararını aktaran aynı çalışma, teminattan muafiyet vakıalarının alacaklı tarafından ileri sürülmesi ve mahkemeye gösterilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır (Volkan Özçelik, 2018).
Uygulamada daha teknik fakat sık görülen bir hata, teminat mektubunun niteliğidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.10.2006 tarihli E. 2005/11144, K. 2006/10378 sayılı kararı ile 11.01.2016 tarihli E. 2015/14281, K. 2016/101 sayılı kararını aktaran Özçelik, alacaklının kendi hesabına verdiği teminat mektubunun ihtiyati haciz bakımından geçerli teminat sayılamayacağını vurgulamaktadır. Bunun mantığı basittir: teminatın üçüncü kişinin fiilini güvenceye alması gerekir; kişinin kendi kendine verdiği güvence, koruma tedbirinin denge işlevini yerine getirmemektedir. Banka lehine banka mektubu düzenlenmesi gibi pratikler bu nedenle dosyayı baştan sakatlayabilmektedir (Volkan Özçelik, 2018; Baki Kuru, 2013).
Uyarı: Teminatın yatırılmış olması, borçlunun otomatik ve tam tahsil güvencesi anlamına gelmemektedir. Zarar teminat tutarını aşabiliyorsa, zararın kalan kısmı için ihtiyati haciz talep eden alacaklının genel malvarlığına yönelmek gerekebilmektedir. Teminatı dosyaya kapalı kasa gibi görmek, özellikle yüksek işlem hacimli ticari uyuşmazlıklarda yanıltıcıdır.
Teminatın iadesi ise ihtiyati tedbirdeki kadar açık düzenlenmemiştir. HMK 392/2, ihtiyati tedbirde bir aylık dava açmama süresi sonrası iade çizgisi kurarken, ihtiyati hacizde aynı açıklıkta bir hüküm yoktur. Bu boşluk uygulamada ciddi tereddütler üretmiştir. GSI yazısı ve yönetmelik düzeyindeki düzenlemeye göre, 06.08.2015 tarihli Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 217. maddesi, teminatın iadesi için kanuni şartların araştırılmasını ve teminatı gerektiren sebebin ortadan kalkmasının belgelendirilmesini aramaktadır. Bu pratik son derece önemlidir. Çünkü esasa ilişkin uyuşmazlık tam bitmeden, itiraz süreci kapanmadan ya da tazminat davası ihtimali aydınlanmadan yapılan iade işlemi, zarar gören tarafın tahsil imkanını daraltabilmektedir (GSI, Lien; HMK m. 392).
Bu noktada ikinci önemli ayrım da ortaya çıkmaktadır: 266. madde uyarınca borçlunun sunduğu güvence ile haczin kaldırılması, gerçek anlamda “dosyanın bitmesi” değildir. Çoğu olayda bu yalnız haczin bir başka güvenceye aktarılmasıdır. Esas uyuşmazlık, tazminat ihtimali ve teminatın kimin lehine ne ölçüde çözüleceği devam etmektedir. Borçlu bu mekanizmayı kullanırken, daha sonra açılacak tazminat davası bakımından uğradığı zararları belgelemeyi bırakmamalıdır. Zira haczin kaldırılması ile zararın geçmiş dönemde doğmuş etkileri kendiliğinden ortadan kalkmamaktadır (İİK m. 266; GSI, Lien).
Bu çerçevenin uygulamadaki sonucu: Teminat tartışması, ihtiyati haciz dosyasında teknik bir yan başlık değil, bizzat strateji başlığıdır. Muafiyet iddiası ispatlanmadan kabul edilirse alacaklı lehine; erken iade yapılırsa borçlu aleyhine; geçersiz teminat türü dosyaya alınırsa her iki taraf bakımından da sonradan ağır usul tartışmaları doğabilmektedir.
İtiraz, Görevli Mahkeme ve Süre Disiplini
Borçlunun başvuru haritasında iki ana yol vardır: 265. maddeye dayalı itiraz ve 266. maddeye dayalı teminatla kaldırma talebi. İtiraz yolunda borçlu, kendisi dinlenmeden verilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere, mahkemenin yetkisine ve teminata karşı, haczin uygulanmasından veya tutanağın tebliğinden itibaren yedi gün içinde mahkemeye başvurabilmektedir. Menfaati ihlal edilen üçüncü kişi de aynı madde kapsamında, haczi öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içinde sebeplere veya teminata itiraz edebilmektedir. Burada en sık hata, itiraz dilekçesinin soyut tutulmasıdır. Kanun, itiraz edenin dayandığı bütün belgeleri eklemesini zorunlu kılmaktadır. Yedi günlük süre korunup içerik boş bırakıldığında, dosya ciddi ölçüde zayıflamaktadır (İİK m. 265).
Görevli ve yetkili mahkeme tartışması, tazminat davası aşamasında ayrıca önem kazanmaktadır. İİK 259 son cümle, tazminat davasının ihtiyati haczi koyan mahkemede de görülebileceğini kabul etmektedir. Bu ifade “yalnızca orada görülür” anlamına gelmemektedir. Genel yetki ve görev kuralları da yaşamaya devam etmektedir. Haksız fiilden doğan davalarda HMK 16’nın sunduğu seçimlik yetki, zararın doğduğu yer ve zarar görenin yerleşim yeri gibi başlıkları devreye sokabilmektedir. Görev bakımından ise HMK 2 asliye hukuk mahkemesini genel görevli mahkeme olarak göstermekte; uyuşmazlığın ticari niteliği varsa asliye ticaret mahkemesi çizgisi gündeme gelebilmektedir. GSI değerlendirmesinin işaret ettiği uygulama da bu yöndedir (HMK m. 2, 16; GSI, Lien).
Taleple bağlılık ilkesi de bu safhada unutulmamalıdır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 25.02.2015 tarihli E. 2014/10837, K. 2015/1180 sayılı kararını aktaran GSI yazısı, ihtiyati tedbir istenen bir dosyada mahkemenin re’sen ihtiyati hacze karar vermesini HMK 26 bakımından sorunlu görmektedir. Bu karar, pratikte iki nedenle önemlidir. Birincisi, dilekçenin başında koruma tedbiri türünün dikkatli kurulması gerektiğini gösterir. İkincisi, sonradan açılacak tazminat davasında “yanlış koruma tekniği” tartışmasının ayrı bir kusur ekseni yaratabileceğini hatırlatır. Özellikle icra ve iflas hukuku pratiğinde, tedbir ve haciz taleplerinin birbirine dönüştürülmesi dosya başlangıcında stratejik sapma yaratmaktadır (GSI, Lien).
Takip başladıktan sonra 266. madde bakımından yetkinin icra mahkemesine geçmesi ayrıca hatırlanmalıdır. Bu teknik ayrım, dosyada gereksiz zaman kaybını önler. İlk günlerde mahkemeye yönelen kaldırma talebi anlaşılabilir olabilir; ancak takibin başlamasından sonra aynı talebi eski merciye sunmak, yalnız usul hatası değil, bazen ekonomik baskının gereksiz uzaması anlamına da gelmektedir. Bu nedenle borçlu vekili bakımından ilk kontrol listesinde üç satır mutlaka bulunmalıdır: haciz infaz tarihi, takip başlama tarihi, itiraz veya kaldırma talebinin verileceği doğru merci.
Buradan çıkan hukukî ölçüt: Süre ve merci tartışması, haksız ihtiyati haciz uyuşmazlığında tali başlık değildir. Yedi günlük itiraz süresi, on günlük infaz zorunluluğu ve yedi günlük tamamlama merasimi çoğu dosyada esas uyuşmazlıktan önce sonucu şekillendirmektedir.
Dosya pratiğinde ayrıca bir iç link mantığı kurmak da yararlıdır. Hacizle birlikte kefalet tartışması gündeme gelmişse icra kefaleti ve menfi tespit başlığına; haczin esas alacak davasına etkisi bakımından itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı çizgisine; toplu takip baskısı ve rehinli alacaklı ekseninde ise konkordato mühleti içindeki takip yasağına bakmak, uyuşmazlığın hangi cephede genişlediğini doğru tespit etmeye yardımcı olmaktadır.
Ara Değerlendirme: Görevli mahkeme ve süre rejimi doğru kurulmadığında, haklı bir tazminat talebi dahi sırf usul sebebiyle zayıflayabilmektedir. Haksız ihtiyati haciz dosyasında “önce hangi merciye gideceğim?” sorusu, “sonunda ne kadar tazminat alırım?” sorusundan önce cevaplanmalıdır.
Varsayımsal Olay Üzerinden Dosya Stratejisi
Örnek olay: Ankara’da faaliyet gösteren bir makine ithalat şirketi, eski bir tedarik ilişkisine dayalı çek nedeniyle kendisine karşı başlatılan süreçte sabah saatlerinde banka hesaplarına ihtiyati haciz uygulandığını öğrenmektedir. Çek ciro yoluyla üçüncü kişiye geçmiş, şirket muhasebesi ise çek altındaki imzanın yetkili temsilciye ait olmadığını ve sevk belgelerinin de uyuşmadığını ileri sürmektedir. Aynı gün öğleden sonra maaş ödemesi, gümrük vergisi ve iki kritik tedarikçi transferi beklemektedir.
Bu tabloda ilk yapılacak iş, alacağın haklı olup olmadığına ilişkin nihai tartışmaya dalmak değil, haciz paketinin usul haritasını çıkarmaktır. Haciz tutanağı tebliğ edilmiş midir, infaz hangi saatte yapılmıştır, kararın dayandığı belgeler nelerdir, teminat ne olarak yatırılmıştır, haciz hangi bankalara ve hangi tutarda uygulanmıştır? Ardından yedi günlük itiraz penceresi ile 266. madde uyarınca teminatla kaldırma seçeneği birlikte değerlendirilmelidir. Nakit akışının o gün içinde kilitlenmesi şirket bakımından ağır zarar doğuracaksa, itiraz sonucunu beklemeden kaldırma teminatı verme seçeneği gündeme gelebilir. Bu tercih, tazminat hakkından vazgeçmek anlamına gelmemektedir; yalnız zararın büyümesini önleyen bir dosya refleksi oluşturmaktadır.
İkinci aşamada maddi zarar defteri tutulmalıdır. Maaşların gecikmesi nedeniyle doğan cezai şart, tedarikçilerin uyguladığı gecikme faizi, kredi limitinin düşmesi, banka komisyonu, gümrük işleminin aksaması, iptal edilen satış veya üretim hattı gecikmesi gibi kalemler olay tarihinden itibaren tek tek belgelendirilmelidir. İcra dosyasındaki haksızlık daha sonra kabul edilse bile, bu zarar kalemleri baştan kayda alınmazsa tazminat davası soyutlaşmaktadır. Özellikle ticari şirketlerde zarar, yalnız bloke tutarı kadar değildir; operasyonel zincirin kırılması da ayrı zarar kaynağıdır.
Üçüncü aşama, manevi zarar iddiasının gerçekten gerekli olup olmadığını soğukkanlı biçimde tartmaktır. Şirketler için ticari itibarın zedelenmesi, gerçek kişiler için kişilik hakkı ve sosyal çevre etkisi önem taşıyabilmektedir. Ancak her dosyada manevi tazminat eklemek, dilekçeyi güçlendirmemekte; bazen gereksiz beklenti üretmektedir. İkonion incelemesinin aktardığı 4. Hukuk Dairesi çizgisi dikkate alındığında, manevi tazminat talebi ancak kusur, kötü niyet ya da kişilik hakkına yönelen ağır etki somutlanabiliyorsa anlamlıdır. Aksi halde maddi zarar omurgası kuvvetli iken dosya gereksiz biçimde zayıflatılabilmektedir.
Bu senaryoda ayrıca yanlış kişi veya yanlış şirket aleyhine haciz uygulanmışsa üçüncü kişi zararının ayrı bir dava başlığı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle grup şirketlerinde aynı bankada tutulan hesaplara, aynı ticari unvan çekirdeği nedeniyle veya hatalı bildirim yüzünden müdahale edilmesi, borçlu olmayan şirket bakımından bağımsız zarar davası doğurabilir. Bu ayrım kurulmadığında, zarar tek dosyada erimekte ve borçlu olmayan kişinin maddi kayıpları gölgede kalmaktadır.
Bu çerçevenin uygulamadaki sonucu: Haksız ihtiyati haciz dosyasında strateji üçlü ilerlemektedir: haczi süratle kontrol etmek, zararı aynı gün belgelemek ve tazminat rejimini maddi-manevi ayrımına göre sade kurmak. Bu üç adımın yer değiştirmesi, özellikle ticari dosyalarda telafisi zor kayıp doğurmaktadır.
Başvuru Yolu ve Risk Tablosu
| Stage | Merci / Dayanak | Süre | Hukuki Sonuç | Pratik Risk |
|---|---|---|---|---|
| İhtiyati haciz kararının infazı | İcra dairesi, İİK m. 261 | Karardan itibaren 10 gün | İnfaz talep edilmezse karar kendiliğinden kalkmaktadır. | Alacaklı, korumayı sürdürdüğünü sanarken usulen boşluk doğabilir. |
| Takip veya dava ile tamamlama | İİK m. 264 | Hacizden veya tebliğden itibaren 7 gün; bazı hallerde hüküm tebliğinden itibaren 1 ay | Süre kaçarsa ihtiyati haciz hükümsüz kalmaktadır. | Dosya sonunda alacaklı tazminat riskiyle karşılaşabilir. |
| İtiraz | Kararı veren mahkeme, İİK m. 265 | Hacizden veya tebliğden itibaren 7 gün | Sebeplere, yetkiye ve teminata itiraz edilebilmektedir. | Belgesiz veya genel itiraz, etkin savunma üretmeyebilir. |
| Teminatla kaldırma | Mahkeme; takip başladıktan sonra icra mahkemesi, İİK m. 266 | Kanunda sabit gün yok; gecikme zararı artırmaktadır | Haciz, yeni güvenceye kaydırılmaktadır. | “Dosya bitti” zannıyla zarar delillerinin toplanması ihmal edilebilir. |
| Tazminat davası | İhtiyati haczi koyan mahkeme veya genel hükümler, İİK m. 259 ve HMK m. 16 | Somut zarar rejimine göre değerlendirilir; TBK m. 72 ayrıca önem taşımaktadır | Maddi ve manevi zarar ayrımı ayrı ayrı tartışılmaktadır. | Manevi tazminat kusurdan bağımsız kurgulanırsa dava zayıflayabilir. |
| Teminatın iadesi | Mahkeme ve idari yazı işleri pratiği, Yönetmelik m. 217 | Kanuni şartların kalktığı ispatlandığında | Teminat geri verilebilmektedir. | Erken iade, zarar görenin tahsil güvenliğini azaltabilir. |
Hukuki sonuç: Süreler ve merci ayrımı, tazminat davasının maddi temelinden bağımsız değildir. Pratik sonuç: Haciz günü tutulan takvim notu, çoğu zaman bilirkişi raporundan daha değerli bir delil haline gelmektedir.
Mahkeme Kararlarından Çıkan Ölçütler
İçtihat zemini dikkatle okunduğunda, haksız ihtiyati haciz bakımından beş ana ölçüt ortaya çıkmaktadır. Birinci ölçüt, başlangıçtaki görünümün önemidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 29.02.2016 tarihli E. 2016/3311, K. 2016/2813 ve 28.01.2014 tarihli E. 2013/20645, K. 2014/1092 sayılı kararlarını Özçelik, alacaklının talep anındaki görünümü esas alan çizgi içinde değerlendirmektedir. Bu çizgiye göre, sonradan imzanın sahte çıkması veya borcun beklenenden farklı görünmesi tek başına yeterli değildir; alacaklının ihtiyati haciz talep ettiği anda elindeki belgelerle mahkemeye ne sunduğu belirleyici olmaktadır. Bu ölçüt, ex ante dosya görünümünü merkezde tutmaktadır (Volkan Özçelik, 2018).
İkinci ölçüt, yaklaşık ispat standardıdır. GSI çalışmasında aktarılan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.03.2016 tarihli E. 2016/2214, K. 2016/2481 sayılı kararı, fatura, sevk irsaliyesi ve teyit formlarının mahkemede alacağın varlığına ilişkin kanaat oluşturabileceğini; tam ve kesin ispat aranmayacağını kabul etmektedir. Bu kararın pratik sonucu, alacaklı bakımından “hemen tam ispat getiremedim” endişesini azaltmakta; borçlu bakımından ise itiraz dilekçesinde sunulan belgelerin neden bu kanaati çürüttüğünü somutlaştırma yükünü artırmaktadır (GSI, Lien).
Kararların ortak çizgisi: Mahkeme ihtiyati haciz aşamasında kesin hüküm kurmamaktadır; buna rağmen koruma tedbiri hafif bir iddia üzerine de verilememektedir. Yaklaşık ispat, ne tam ispat kadar ağır ne de soyut anlatım kadar gevşek bir eşiği ifade etmektedir.
Üçüncü ölçüt, maddi zarar ile manevi zarar ayrımıdır. Özçelik’in dipnotlandırdığı Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 22.04.2008 tarihli E. 2008/141, K. 2008/1675 sayılı kararı, maddi zarar bakımından kusursuz sorumluluk çizgisini desteklemektedir. Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 29.03.2016 tarihli E. 2016/472, K. 2016/4122; 02.06.2016 tarihli E. 2015/8259, K. 2016/7394; 14.03.2017 tarihli E. 2016/15730, K. 2017/1644; 15.06.2017 tarihli E. 2015/8279, K. 2017/4104 sayılı kararları ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.02.2014 tarihli E. 2012/10127, K. 2014/2495 sayılı kararı, manevi tazminatta kişilik hakkı ihlali ve kusur eksenini canlı tutmaktadır. Karar metinlerine doğrudan resmi veri tabanından erişilemediği ölçüde bu değerlendirme ikincil kaynak üzerinden yapılmaktadır; yine de çizgi nettir: her haksız ihtiyati haciz, kendiliğinden manevi tazminat doğurmamaktadır (Volkan Özçelik, 2018; İkonion, 2020).
Dördüncü ölçüt, teminatın niteliğidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.10.2006 tarihli E. 2005/11144, K. 2006/10378 ve 11.01.2016 tarihli E. 2015/14281, K. 2016/101 sayılı kararları, alacaklının kendi hesabına sunduğu güvence mektubunun ihtiyati haciz bakımından yeterli teminat sayılamayacağını desteklemektedir. Teminatın üçüncü kişi güvencesi işlevi görülmeden, 259. maddedeki denge mekanizması kağıt üstünde kalmaktadır. Özellikle banka alacaklarında bu hata, formel olarak güçlü görünen dosyayı maddi bakımdan zayıflatabilmektedir (Volkan Özçelik, 2018).
Beşinci ölçüt ise muafiyet iddiasının ispatıdır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 07.02.2010 tarihli E. 2009/11811, K. 2010/1632; 24.02.2010 tarihli E. 2009/12697, K. 2010/1859; 24.11.2009 tarihli E. 2009/10831, K. 2009/11120 sayılı kararları ile 2. Hukuk Dairesinin 14.05.2013 tarihli E. 2013/9106, K. 2013/13710 sayılı kararı, teminat alınmamasının otomatik varsayım olamayacağını, muafiyet şartlarının alacaklı tarafından dosyaya taşınması gerektiğini göstermektedir. Bu çizgi pratikte önemlidir; çünkü ihtiyati haciz talebi acele hazırlanırken muafiyet sebebinin kanundan çıktığı düşünülmekte, fakat mahkemeye açık ve görünür şekilde işlenmemesi sonradan itirazı kuvvetlendirmektedir (Volkan Özçelik, 2018).
Bu kararlar birlikte okunduğunda, haksız ihtiyati haciz dosyasında savunulabilir bir omurga ortaya çıkmaktadır. Alacaklı bakımından dosyaya kanaat verecek belge koymak, süreleri kaçırmamak ve geçerli teminat sağlamak esastır. Borçlu bakımından ise yedi günlük pencereyi kaçırmamak, zarar kayıtlarını ilk günden toplamak ve manevi tazminat iddiasını kusur zeminine oturtmak gerekir. İçtihatların ortak dili, soyut slogan değil dosya disiplini talep etmektedir.
Sık Sorulan Sorular
İhtiyati haciz sonradan kalkarsa alacaklı her durumda tazminat öder mi?
Hayır. Önce haksızlığın hangi aşamada doğduğu, ardından maddi veya manevi zararın gerçekten mevcut olup olmadığı incelenmektedir. Maddi zarar bakımından sorumluluk daha geniştir; manevi tazminatta ise kusur ve kişilik hakkı ihlali ayrıca değerlendirilir.
Borçlu olmayan üçüncü kişi de haksız ihtiyati haciz nedeniyle dava açabilir mi?
Evet. İİK m. 259 üçüncü kişinin zararını da korumaktadır. Ancak üçüncü kişi, kendi malvarlığı unsurunun nasıl etkilendiğini ve zararın hacizle illiyet bağını somut belgeyle göstermelidir.
Teminat yatırılmışsa zarar yalnız bu teminattan mı alınabilir?
Hayır. Teminat ilk güvence katmanıdır. Zarar teminat tutarını aşıyorsa, kalan kısım için ihtiyati haciz talep eden alacaklının malvarlığına yönelmek mümkündür. Teminatın varlığı, alacaklının kişisel sorumluluğunu otomatik olarak bitirmez.
Haciz kararına itiraz süresi ne zaman başlar?
Borçlu haciz sırasında hazırsa haczin tatbikiyle, değilse haciz tutanağının tebliğiyle başlar. Menfaati ihlal edilen üçüncü kişi bakımından ise öğrenme tarihi esas alınır. Sürenin yedi gün olduğu unutulmamalıdır.
Takip başladıktan sonra ihtiyati haczi kaldırmak için yine kararı veren mahkemeye mi gidilir?
Hayır. İİK m. 266 gereğince takibe başlandıktan sonra bu yetki icra mahkemesine geçmektedir. Yanlış merciye başvuru gereksiz zaman kaybı ve zarar artışı doğurabilir.
Değerlendirme ve Sonuç
Haksız ihtiyati haciz dosyasında belirleyici mesele, koruma tedbirini yalnız “haciz uygulandı” düzeyinde okumamaktır. Dosyanın hukuki ağırlığı, 257 ve 258. maddelerdeki koşulların baştan mevcut olup olmadığı, 261 ve 264. maddelerdeki adımların zamanında tamamlanıp tamamlanmadığı, 265 ve 266. maddelerdeki savunma imkanlarının doğru kullanılıp kullanılmadığı ve nihayet 259. madde ile TBK arasındaki maddi-manevi zarar ayrımının yerli yerine oturtulmasında toplanmaktadır. Koruma tedbiri ne kadar hızlıysa, onu denetleyen tazminat rejimi de o kadar disiplin istemektedir.
Dosya pratiğinde en güvenilir yöntem, haciz günü itibarıyla iki ayrı klasör açmaktır: biri usul takvimi, diğeri zarar delilleri için. İlk klasörde infaz tarihi, tebliğ tarihi, yedi günlük ve on günlük süreler, takip veya dava adımları yer almalıdır. İkinci klasörde ise banka yazıları, bloke ekranları, ödenemeyen borç kalemleri, iptal edilen işlemler, kredi limit değişiklikleri ve üçüncü kişilerle yazışmalar toplanmalıdır. Bu iki eksen aynı dosyada birleşmediği sürece, güçlü gibi görünen birçok tazminat iddiası yargılama içinde erimektedir.
Sonuç olarak haksız ihtiyati haciz, yalnız alacaklıyı frenleyen bir tazminat normu değildir; icra hukukunda menfaat dengesini ayakta tutan ana emniyet supabıdır. Bu nedenle borçlu bakımından hak arama stratejisi, yalnız “haksızlık vardı” cümlesine değil; hangi zararın hangi belgeyle ve hangi kusur rejimi içinde ileri sürüleceğine dayanmalıdır. Alacaklı bakımından da aceleyle alınmış koruma kararının daha sonra pahalı bir tazminat dosyasına dönüşmemesi için aynı ölçüde dikkat gerekmektedir.
Dosyanızda ihtiyati haciz uygulanmışsa veya haciz talebi hazırlıyorsanız, ilk gün atılacak usul adımları çoğu kez esas davadan daha belirleyici olmaktadır. Çiftçi & Partners, icra ve ticari uyuşmazlıklarda haciz stratejisi, itiraz, tazminat ve zarar ispatı başlıklarını birlikte değerlendiren hukuki destek sunmaktadır. Dosyanın durumunu somut belgeler üzerinden inceletmek veya ön değerlendirme talep etmek için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 35 ve m. 36.
- 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu, özellikle m. 257, 258, 259, 261, 264, 265, 266 ve 268.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 2, 16, 26, 103, 390, 392 ve 399.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 49, 58 ve 72.
- İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği, özellikle m. 41.
- 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, özellikle m. 18/A.
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, özellikle m. 5/A.
- 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, özellikle m. 140/5.
- 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun, özellikle Geçici m. 4/2.
- Bölge Adliye Mahkemeleri ile Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik, m. 217.
Mahkeme Kararları
- Yargıtay 3. HD, E. 2016/3311, K. 2016/2813. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 3. HD, E. 2013/20645, K. 2014/1092. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 7. HD, E. 2008/141, K. 2008/1675. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 4. HD, E. 2016/472, K. 2016/4122. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 4. HD, E. 2015/8259, K. 2016/7394, T. 02.06.2016. Karar metnine ilişkin değerlendirme ikincil kaynak olarak İkonion karar incelemesi ve Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 4. HD, E. 2015/9517, K. 2016/11199. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme İkonion karar incelemesi üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 4. HD, E. 2016/15730, K. 2017/1644. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 4. HD, E. 2015/8279, K. 2017/4104. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 11. HD, E. 2012/10127, K. 2014/2495. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 11. HD, E. 2005/11144, K. 2006/10378. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 11. HD, E. 2015/14281, K. 2016/101. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 11. HD, E. 2016/2214, K. 2016/2481, T. 07.03.2016. Karar metni GSI çalışmasındaki ikincil aktarımla kullanılmıştır.
- Yargıtay 19. HD, E. 2009/11811, K. 2010/1632. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 19. HD, E. 2009/12697, K. 2010/1859. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 19. HD, E. 2009/10831, K. 2009/11120. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Volkan Özçelik, 2018 üzerinden yapılmıştır.
- Yargıtay 23. HD, E. 2014/10837, K. 2015/1180, T. 25.02.2015. Karar metni GSI çalışmasındaki ikincil aktarımla kullanılmıştır.
- İstanbul BAM 24. HD, E. 2017/4568, K. 2017/2046, T. 28.12.2017. Karar metni GSI çalışmasındaki ikincil aktarımla kullanılmıştır.
- Ankara BAM 22. HD, E. 2017/607, K. 2017/783. Karar metni GSI çalışmasındaki ikincil aktarımla kullanılmıştır.
Bilimsel Çalışmalar
- Volkan Özçelik, “İhtiyati Haciz Talebinde Bulunan Alacaklının Teminat Gösterme Zorunluluğu”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 12, 2018.
- Ergün Önen, “İhtiyatî Haczin Kaldırılması Dâvası (İİK m. 265)”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 37, S. 1, 1980, s. 251-279.
- Umut Akdeniz, “İhtiyatî Haciz Müessesesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. X, S. 1-2, 2006, s. 197-226.
- Muhammet Özekes, İcra İflas Hukukunda İhtiyatî Haciz, Seçkin Yayınları, Ankara, 1999.
- Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013.
- Adnan Deynekli / Mustafa Saldırım, Öğreti ve Uygulamada İhtiyatî Haciz, 3. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2011.
- Talih Uyar, “İhtiyati Haciz İstemenin Koşulları”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Şeref Ertaş’a Armağan, C. 19, Özel Sayı, 2017.
- Talih Uyar, “Mahkemelerce Faturaya Dayalı Olarak İhtiyati Haciz Kararı Verilebilir mi?”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 122, 2016.
- Mehmet Özdemir, Yargıtay ve İstinaf Uygulamasında Geçici Hukuki Korumalar, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.
- Mustafa Okur, Adlî Teminat, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011.
- Abdullah Doğanay, Türk Hukukunda İhtiyati Haciz, Yüksek Lisans Tezi, Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2019.
- Ramazan Arslan / Ejder Yılmaz / Sema Taşpınar Ayvaz / Emel Hanağası, İcra ve İflâs Hukuku, 4. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2018.
- Pınar Çiftçi, İcra Hukukunda Menfaat Dengesi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010.
- M. Necmeddin Berkin, İhtiyatî Haciz, İstanbul, 1962.
- GSI Team Publication, “Lien”, GSI Articletter, 2021.
- Ercan Şirinoğlu, “Karar İncelemesi: Haksız İhtiyati Hacizden Kaynaklı Manevi Tazminat İstemi”, 2020.
