Tıbbi Malpraktiste Aydınlatılmış Onam, Komplikasyon Ayrımı ve Görevli Yargı Yolu

Boş hastane koridoru, tıbbi malpraktiste aydınlatılmış onam ve hasta güvenliği incelemesi

Yazar: Av. Barış Berkay Çiftçi, LL.M. | Güncelleme: 17.05.2026

Ameliyathane kapısında imzalatılan tek sayfalık bir form, kötü sonucu tek başına meşrulaştırmamaktadır. Hastaya müdahalenin amacı, makul alternatifleri, öngörülebilir komplikasyonları ve tedaviyi reddetmenin doğuracağı sonuçlar yeterli açıklıkla anlatılmadıysa; daha sonra yalnızca “bu durum komplikasyondu” savunmasına dayanılması çoğu dosyada tartışmayı kapatmamaktadır. Çünkü ortaya çıkan tıbbi sonucun komplikasyon olarak nitelendirilmesi ile hastanın rızasının gerçekten aydınlatılmış bir iradeye dayanması aynı mesele değildir (Anayasa m. 17; Hasta Hakları Yönetmeliği m. 15-31; AYM, Mehmet Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21.02.2018).

Dosya pratiğinde asıl kırılma, hekimin tıbbi standarttan sapıp sapmadığı kadar, aydınlatma yükümlülüğünün ne zaman ve ne içerikle yerine getirildiğinin doğru kurulmasında ortaya çıkmaktadır. Risk ameliyatın tabiatında mevcut olsa bile, bu riskin hastaya anlaşılır biçimde açıklanmadığı; hastane kayıtlarının eksik tutulduğu; komplikasyon ile hatalı müdahalenin bilirkişi raporunda ayrıştırılmadığı; yanlış yargı yoluna başvurulduğu veya sürelerin kaçırıldığı dosyalarda tazminat ve ihlal incelemesi tamamen başka bir yöne kayabilmektedir (AYM, Levent Kayaalp, B. No: 2019/1276, 08.12.2022; AYM, M.Ş.O., B. No: 2020/24126, 26.03.2025).

Bu nedenle tıbbi malpraktis dosyasında ilk soru yalnızca “sonuç kötü mü oldu” sorusu değildir. Önce şu ayrımlar kurulmalıdır: müdahale tıbben endike miydi; risk hastaya yeterince anlatıldı mı; komplikasyon savunması dosya kayıtlarıyla desteklenebiliyor mu; kamu hastanesi ile özel hastane ayrımı bakımından hangi yargı yolu ve süre rejimi uygulanacaktır; bilirkişi raporu gerçekten denetime elverişli midir? Cevaplar bu sırayla kurulmadığında, haklı bir talep bile usul veya ispat zayıflığı nedeniyle etkisiz kalabilmektedir (Öz, 2022; Gülen Kurt, 2020; Erol Eren, 2025).

Bu içerik 17.05.2026 itibarıyla hazırlanmıştır. Sağlık hukuku uyuşmazlıklarında hastane türü, müdahale tarihi, tıbbi kayıtların kapsamı, onam formunun içeriği ve zarar türü ayrıca incelenmelidir.

/div>

Aydınlatılmış Onamın Normatif Çerçevesi

Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu yalnız teknik doğrulukla açıklanamamaktadır. Kişinin vücut bütünlüğü üzerindeki tasarruf yetkisi, Anayasa’nın 17. maddesiyle korunan maddi ve manevi varlığın geliştirilmesi hakkının bir uzantısıdır. Bu çerçevede hekim, müdahalenin gerekliliğini ve yöntemini tıbben doğru kurmakla yetinmemekte; aynı zamanda hastanın, kendisi hakkında verilecek tıbbi karara bilinçli biçimde katılmasını sağlayacak açıklamayı da yapmakla yükümlü bulunmaktadır. Hasta Hakları Yönetmeliği’nin aydınlatma, rıza ve kayıt düzenine ilişkin hükümleri; Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin mesleki sadakat anlayışı; 1219 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Kanun’un sağlık hizmetinin düzenine ilişkin çerçevesi bu yükümlülüğü tamamlamaktadır (1219 sayılı Kanun; 3359 sayılı Kanun; Hasta Hakları Yönetmeliği; Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi).

Aydınlatılmış onam, imza alınmış bir formalite değil; içerik, zamanlama ve muhatap bakımından ölçülebilen bir süreçtir. Hastaya teşhisin niteliği, önerilen müdahalenin amacı, olağan seyri, öngörülebilir riskleri, ciddi komplikasyon ihtimalleri, makul alternatifleri, müdahalenin reddi hâlinde doğabilecek sonuçlar ve sonrasındaki takip yükümlülükleri açıklanmalıdır. Bir riskin tıbben seyrek görülmesi, bunun hiç açıklanmayacağı anlamına gelmemektedir. Açıklanacak riskin kapsamı, soyut yüzde hesabından ziyade sonucun ağırlığı, müdahalenin türü ve hastanın kararını etkileyebilme gücü üzerinden değerlendirilmektedir (Öz, 2022; Uğur Şimşek, “Sağlık Hukukunda Aydınlatılmış Rıza”, 2014; Tuğçe Oral, “Hekimin Aydınlatma ve Hastanın Rızasını Alma Yükümü”, 2011).

Anayasa Mahkemesi, sağlık müdahalesinin hukuki denetiminde bu süreci yalnız imzalı formun varlığına indirgememektedir. Mehmet Çolakoğlu kararında başvurucunun ciddi sonuç doğuran müdahaleye ilişkin aydınlatma iddiasının etkili biçimde karşılanmaması, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı yönünden inceleme ölçütü hâline getirilmiştir. M.Ş.O. kararında ise ameliyat devam ederken hasta yakınına imzalatılan belgenin, tek başına yeterli aydınlatmayı kanıtlamadığı vurgulanmıştır. Sebiha Çelik kararında da aydınlatma eksikliğinin, yalnız usulsel bir kusur gibi görülmeyip zarar ve nedensellik incelemesiyle birlikte ele alınması gerektiği gösterilmektedir.

Öğreti de aynı çizgiyi sürdürmektedir. Ahmet Kerem Öz, bilgilendirilmiş rızanın Yargıtay ve Danıştay içtihadında form üzerinden değil, gerçek hasta iradesini görünür kılan maddi içerik üzerinden değerlendirildiğini açıklamaktadır. Zafer Kahraman, hastanın rızasının medeni hukuk bakımından geçerliliğinin bilgi verilmiş seçim imkânına dayandığını; Hamit Hancı ve Hakeri ise tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartlarının teknik tıp bilgisi kadar kayıt ve açıklama disipliniyle de ilgili olduğunu belirtmektedir (Öz, 2022; Zafer Kahraman, 2016; Hamit Hancı, Malpraktis; Hamit Hakeri, Tıp Hukuku).

Bu çerçevenin uygulamadaki sonucu: Hastane dosyasında imzalı bir onam formunun bulunması yararlı bir başlangıç olmakla birlikte, onam yükümlülüğünün yerine getirildiğini kesin biçimde kanıtlamamaktadır. Hangi risklerin anlatıldığı, formun ne zaman ve kime imzalatıldığı, açıklamayı kimin yaptığı ve hastaya soru sorma imkânı tanınıp tanınmadığı ayrıca değerlendirilmektedir.

Komplikasyon ile Malpraktis Ayrımı

Komplikasyon, tıbbi müdahalenin bütün özen kurallarına uyulmasına rağmen ortaya çıkabilen istenmeyen sonuçtur. Malpraktis ise hekimin veya sağlık kuruluşunun kabul edilmiş tıbbi standarttan, kayıt disiplininden ya da aydınlatma yükümlülüğünden sapması sebebiyle hukuki sorumluluk doğuran davranışı karşılamaktadır. İki kavram çoğu dosyada birbirine karışmakta; oysa hukukî değerlendirme bakımından bunların aynı şey olmadığı açıkça görülmektedir. Müdahale sonucunda ortaya çıkan zarar, tek başına kusuru göstermemekte; fakat komplikasyon savunması da kayıtsız, açıklamasız ve denetlenemez biçimde ileri sürüldüğünde sorumluluğu bertaraf etmemektedir (Gülen Kurt, 2020; Yılmaz Yördem, 2019).

Bu ayrım özellikle cerrahi girişimler, doğum müdahaleleri, anestezi uygulamaları ve invaziv tedavilerde belirleyici hâle gelmektedir. Örneğin sinir zedelenmesi, mesane yaralanması, ilaç yan etkisi veya organ perforasyonu bazı olaylarda öngörülebilir komplikasyon alanında kalabilmektedir. Buna karşılık yanlış endikasyon, gecikmiş müdahale, hatalı teknik, yetersiz takip, eksik konsültasyon veya öngörülebilir riske rağmen hastanın aydınlatılmaması malpraktis değerlendirmesini güçlendirmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.04.2017 tarihli E. 2015/40778, K. 2017/3963 sayılı kararında, adli tıp raporunun sonucu komplikasyon olarak nitelemesi tek başına yeterli görülmemiş; raporun, nedenlerini açıklayan ve denetime elverişli bir içerik taşıması aranmıştır. Aynı dosya çizgisi 10.05.2018 tarihli E. 2015/41418, K. 2018/5670 sayılı kararda da korunmuştur; karar metnine doğrudan erişilemediğinden bu değerlendirme Gülen Kurt, 2020 ve Hakeri üzerinden kullanılmaktadır.

Komplikasyon savunmasının kabulü için üç husus birlikte önem taşımaktadır. Birincisi, tıbbi standart bakımından müdahalenin doğru planlandığı ve uygulandığı gösterilmelidir. İkincisi, komplikasyon ihtimalinin hastaya önceden anlatıldığına ilişkin inandırıcı kayıt bulunmalıdır. Üçüncüsü, komplikasyon ortaya çıktıktan sonra hastanın takip ve tedavisinin gecikmeden yürütüldüğü kanıtlanmalıdır. Bu üçüncü unsur çoğu dosyada ihmal edilmektedir. Risk doğmuş olsa bile geç fark edilmesi, yetersiz konsültasyon veya eksik postoperatif izlem malpraktis değerlendirmesini yeniden açabilmektedir (Yargıtay 13. HD, E. 2014/26571, K. 2015/33584, 18.11.2015; karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır).

Hukuki ayrım: Gerçek komplikasyon, hekimin bütün yükümlülükleri yerine getirdiği hâlde ortaya çıkan olumsuz sonuçtur. Malpraktis ise ya müdahalenin icrasında tıbbi standarttan sapma ya da hastanın karar verme alanını bozan aydınlatma eksikliği sebebiyle sorumluluk doğurmaktadır.

Pratik sonuç: Hastane “komplikasyon” kelimesini kullanmış olsa bile dosyanın kapandığı varsayılmamalıdır. Operasyon notu, hemşire gözlem formu, onam belgesi, konsültasyon kayıtları ve bilirkişi raporu birlikte incelenmeden bu savunmanın ağırlığı ölçülemez.

AYM’nin Levent Kayaalp kararında da bu ayrım görünür durumdadır. Mahkeme, yalnız sonucun komplikasyon olabileceği ihtimalini değil, bu ihtimalin derece mahkemesince nasıl gerekçelendirildiğini ve bilirkişi değerlendirmesinin açıklama gücünü denetlemektedir. Sebiha Çelik kararında ise aydınlatma eksikliği ile zararın nasıl ilişkilendirildiği ayrıca önem taşımaktadır. Böylece anayasal denetim, komplikasyon savunmasını serbest bir çıkış kapısı değil; delil ve gerekçe ile desteklenmesi gereken bir savunma olarak görmektedir.

Ara değerlendirme: Dosyanın kaderini, kötü sonucun tıbbi literatürde komplikasyon diye adlandırılması değil; bu sonuca giderken hekimin hangi özen ölçütlerine uyduğu, hangi riskleri anlattığı ve mahkemenin bunu hangi delillerle kabul ettiği belirlemektedir.

Aydınlatma Yükümlülüğünün Kapsamı ve İspatı

Aydınlatma yükümlülüğü, çoğu zaman sanıldığından daha somut bir içerik taşımaktadır. Hekim veya uygun uzmanlık sahibi sağlık personeli; teşhisi, müdahalenin amacını, uygulanma biçimini, ciddi ve tipik riskleri, tedavinin makul alternatiflerini, müdahaleyi reddetmenin muhtemel sonuçlarını ve tedavi sonrası bakım gerekliliklerini hastaya anlatmalıdır. Bu açıklama, hastanın gerçekten karar verebileceği bir zamanda yapılmalıdır. Sedasyon öncesi birkaç dakikalık acele imza, standart bir matbu kâğıt veya yakına yöneltilmiş genel açıklama çoğu olayda yeterli görülmemektedir (Hasta Hakları Yönetmeliği; Öz, 2022; Hakeri).

İspat bakımından yükümlülük fiilen sağlık kuruluşunun üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çünkü aydınlatmanın yapıldığı iddiasını doğrulayacak kayıt, esasen hastane ve hekim tarafından tutulabilmektedir. Danıştay 10. Dairesi’nin 20.05.2021 tarihli E. 6636/2443 künyesiyle anılan kararında ispat külfetinin hastane ve hekimde bulunduğu belirtilmektedir; karar metnine doğrudan erişilemediğinden değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmaktadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 19.10.2006 tarihli E. 2006/10057, K. 2006/13842 sayılı kararında da “ilaç yan etkisinin anlatıldığı” yolundaki çıplak savunma yeterli görülmemiş; bunu destekleyen belge ve kayıt aranmıştır. Bu karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 ve Hakeri üzerinden yapılmaktadır.

Aydınlatma sürecinde muhatap da önemlidir. Bilinci açık, ayırt etme gücü bulunan ergin hastanın yerine yakından imza alınması kural olarak yeterli değildir. Öz’ün incelediği Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.02.2007 tarihli 16810/1248 künyesiyle anılan kararında, yetişkin hasta adına yakın tarafından verilen rızanın tartışmalı sonuçlar doğurduğu aktarılmaktadır. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmaktadır. Buna karşılık küçükler, bilinci kapalı hastalar veya karar verme yetisi bulunmayan kişiler bakımından kanuni temsil ve zorunlu hâl istisnaları devreye girmektedir. Ancak istisna alanı geniş yorumlandığında, sonradan aydınlatma yükümlülüğünün tamamen ortadan kalktığı sonucuna varılamamaktadır (Öz, 2022; Kahraman, 2016).

İstisna notu: Acil ve hayati tehlike içeren durumlarda, müdahalenin onam alınamadan yapılabilmesi mümkündür. Bununla birlikte istisna, her acele organizasyon eksikliğini örtmemektedir. Aciliyetin tıbbi kayıtlarda gösterilmesi ve hasta uygun hâle gelir gelmez bilgilendirme zincirinin tamamlanması beklenmektedir (AYM, E.N. başvurusu, B. No: 2018/25890; Sağlık hukuku öğretisindeki acil müdahale tartışmaları).

Aydınlatmanın biçimi de ikincil bir mesele değildir. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve Hasta Hakları Yönetmeliği, sözlü açıklamanın merkezî önemini korurken yazılı kayıtla desteklenmesini beklemektedir. Bu nedenle dosyada yalnız imza değil, hangi başlıklarda açıklama yapıldığını gösterebilen okunaklı kayıtlar bulunmalıdır. Operasyon öncesi değerlendirme notu, ameliyata özel onam formu, anestezi onamı, risk anlatımı, hemşire gözlem notları ve taburculuk önerileri birbirini tamamlayan belgeler olarak görülmektedir. Mahkeme, formun başlığına bakmaktan ziyade, bu belgelerin içerik bütünlüğüne ve olay tarihine odaklanmaktadır.

Bu çerçevenin uygulamadaki sonucu: Davalı taraf “form vardı” dediğinde soru bitmemektedir. Asıl soru, formun hangi riskleri kapsadığı, ne zaman imzalandığı, hastanın gerçekten bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve bunun dosyada nasıl görünür hâle getirildiğidir.

Kamu Hastanesi, Özel Hastane ve Görevli Yargı Yolu

Tıbbi malpraktis dosyasında usul stratejisi, maddi hukuktan bağımsız düşünülememektedir. Müdahale kamu hastanesinde, devlet üniversitesi hastanesinde veya kamu hizmeti niteliği baskın bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmişse, çoğu olayda hizmet kusuruna dayalı idari yargı yolu gündeme gelmektedir. Bu durumda İYUK m. 13 uyarınca zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvuru yapılmalı; başvurunun reddi veya altmış gün içinde cevap verilmemesi üzerine tam yargı davası açılmalıdır (İYUK m. 13; AYM, Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 03.04.2014; Erol Eren, 2025).

Özel hastanelerde ve özel hekim sözleşmelerinde ise tablo değişmektedir. Yargıtay içtihadı, hastayla özel sağlık kuruluşu arasındaki ilişkiyi çoğu durumda tüketici işlemi veya vekâlet/sözleşmesel ilişki ekseninde incelemektedir. Bu nedenle özel hastaneye karşı açılan davalarda tüketici mahkemesi veya genel mahkeme ayrımı, talebin niteliğine ve olay tarihine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan 2025 tarihli çalışma; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2019 tarihli E. 2016/28527, K. 2019/12864 sayılı kararı ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 01.07.2025 tarihli E. 2025/192, K. 2025/3719 sayılı kararını bu eksende tartışmaktadır. Karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Erol Eren, 2025 üzerinden yapılmaktadır.

Vakıf üniversitesi hastaneleri ve karma statülü sağlık kuruluşları ise daha dikkatli bir ayrım gerektirmektedir. Kuruluşun kamu tüzel kişiliğiyle bağlantısı, verilen hizmetin hukuki rejimi, işlemin idari faaliyetle ilişkisi ve yargı içtihadının somut olay bakımından hangi çizgide ilerlediği ayrıca incelenmelidir. Danıştay 15. Dairesi’nin 04.02.2016 tarihli E. 2015/7128, K. 2016/606 sayılı kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.05.2015 tarihli E. 2014/566, K. 2015/1339 sayılı kararı bu sınır alan bakımından önemli görünmektedir; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden değerlendirme yine Erol Eren, 2025 üzerinden yapılmaktadır.

Yanlış başvuru yolu riski: Kamu hastanesinden kaynaklanan bir zarar için doğrudan adli yargıya gidilmesi veya özel hastane dosyasında idari yargı süresi hesabı yapılması, esaslı hak kaybı doğurabilmektedir. Görev itirazı bazen yıllar sonra karara bağlandığı için, süre yönetimi dosyanın başlangıcında kurulmalıdır.

Özel hastane dosyalarında zamanaşımı hesabı da tek başlık altında toplanamamaktadır. Talep haksız fiile dayanıyorsa TBK m. 72’deki iki yıl ve on yıllık süreler; sözleşmesel nitelik ağır basıyorsa vekâlet veya eser hükümlerine göre farklı değerlendirmeler; tüketici işleminde ise özel kanun ve ayıplı hizmet rejimi ayrıca önem kazanmaktadır. Bu nedenle ilk görüşmede yalnız zarar tarihi değil, sözleşme türü, fatura düzeni, sigorta kapsamı, doktorun bağımsız mı yoksa kurum organizasyonu içinde mi hareket ettiği ve tedavi ilişkisinin nasıl kurulduğu birlikte incelenmelidir (TBK m. 72; 6502 sayılı Kanun).

Buradan çıkan hukuki ölçüt: Tıbbi malpraktis dosyasında göreve ilişkin yanlış teşhis, tıbbi teşhis kadar tehlikelidir. Kamu-özel ayrımı doğru kurulmadan hazırlanan dava, maddi bakımdan güçlü olsa bile usul engeline çarpabilmektedir.

Tıbbi Kayıtlar, Bilirkişi ve Delil Disiplini

Malpraktis uyuşmazlığında dosyanın omurgasını tıbbi kayıtlar oluşturmaktadır. Hasta dosyası, epikriz, operasyon notu, anestezi kayıtları, laboratuvar ve görüntüleme sonuçları, hemşire gözlem formları, konsültasyon kağıtları, yoğun bakım izlem çizelgeleri, taburculuk önerileri, onam formları ve gerektiğinde dijital log kayıtları aynı dosyada birlikte görülmelidir. Sadece sonuç raporunu veya hasta yakınının anlatımını merkeze almak, özellikle komplikasyon savunmasının bulunduğu dosyalarda ciddi boşluk yaratmaktadır. Hangi müdahalenin ne zaman yapıldığı, riskin ne zaman fark edildiği, ikinci bir hekime ne zaman başvurulduğu ve hastaya hangi seçeneklerin sunulduğu bu kayıtlardan izlenebilmektedir.

Bilirkişi raporunun denetime elverişli olması, uygulamada en çok ihmal edilen başlıklardan biridir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 23.03.2010 tarihli E. 2009/13214, K. 2010/3694 sayılı kararı ile 10.05.2018 tarihli E. 2015/41418, K. 2018/5670 sayılı kararında, raporun taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli açıklıkta bulunması gerektiği vurgulanmaktadır. Karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden, bu değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmaktadır. Bu ölçüt, yalnız uzmanlık unvanına değil; raporun olay kronolojisini, tıbbi standartları, alternatif açıklamaları ve aydınlatma yükümlülüğünü ayrı ayrı tartışmasına ilişkindir.

Anayasa Mahkemesi de aynı doğrultuda, derece mahkemelerinin tek cümlelik veya soyut bilirkişi değerlendirmesine yaslanmasını yeterli görmemektedir. M.Ş.O. kararında onam formunun ameliyat sırasında yakına imzalatılması gibi somut olguların etkili biçimde tartışılması beklenmiştir. Levent Kayaalp kararında da komplikasyon savunması ile kayıtlar arasındaki bağlantının neden-sonuç ilişkisi içinde açıklanması aranmıştır. Bu yaklaşım, tıp biliminin teknik alanına duyulan saygıyı ortadan kaldırmamakta; fakat teknik görüşün yargısal denetimden kaçmasına da izin vermemektedir.

Karar değerlendirmesi: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.04.2017 tarihli E. 2015/40778, K. 2017/3963 sayılı kararında, adli tıp raporunun mesane hasarını komplikasyon sayması tek başına yeterli görülmemiş; müdahalenin seyri ve hasarın kaynağı açıklığa kavuşturulmadan davanın reddi isabetsiz bulunmuştur. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmaktadır. Bu kararın dosya pratiğindeki önemi, “komplikasyon” kelimesinin raporda geçmesinin otomatik sonuç doğurmadığını açıkça göstermesidir.

Belge toplama aşamasında bir başka kritik husus, onam ve kayıtlar arasında tarihsel uyum bulunup bulunmadığıdır. Formun imza tarihi ameliyat saatiyle, sedasyon zamanı hemşire notlarıyla, risk anlatımı kullanılan müdahale türüyle ve taburculuk önerileri sonrası komplikasyon bulgularıyla karşılaştırılmalıdır. Belgeler arasında ciddi boşluk varsa, bu durum yalnız aydınlatma yükümlülüğünü değil, kurumun genel kayıt güvenilirliğini de tartışmalı hâle getirmektedir. Özellikle kamu hastanelerinde idareye başvuru öncesinde dosya örneği talebi, özel hastanelerde ise noter ihtarı veya delil tespiti stratejisi önem kazanabilmektedir.

Bu çerçevenin uygulamadaki sonucu: Sağlam tıbbi dosya, malpraktis uyuşmazlığında yalnız delil değildir; aynı zamanda hangi hukuk yolunun seçileceğini, hangi bilirkişi profilinin gerektiğini ve komplikasyon savunmasının ne ölçüde sürdürülebileceğini gösteren ana haritadır.

Varsayımsal Uyuşmazlık Üzerinden Uygulama

Örnek olay: Kırk sekiz yaşındaki bir hasta, ses kısıklığı ve nefes darlığı şikâyetleriyle özel bir hastanede tiroit ameliyatına alınmaktadır. Operasyondan yaklaşık on beş dakika önce standart matbu onam formu imzalatılmakta, ancak rekürren laringeal sinir hasarı, kalıcı ses değişikliği, ikinci görüş alma imkânı ve ameliyatsız izlem seçeneği ayrıntılı biçimde anlatılmamaktadır. Ameliyat sonrasında hastada kalıcı ses teli felci gelişmekte; hastane bu sonucun bilinen komplikasyon olduğunu savunmaktadır.

Bu dosyada ilk ayrım, ses teli felcinin teknik olarak öngörülebilir risk olup olmadığı değil; bu riskin somut hastaya ne zaman, nasıl ve hangi kapsamda anlatıldığıdır. Operasyon notu, sinir korunmasına ilişkin cerrahi adımlar, intraoperatif monitorizasyon kullanılıp kullanılmadığı, postoperatif KBB değerlendirmesi ve hastaya ameliyat öncesi sunulan alternatif tedaviler aynı anda incelenmelidir. Risk doğası gereği komplikasyon sayılabilecek alanda bulunsa dahi, bu riskin karar verme sürecinde hastaya açıklanmadığı anlaşılırsa aydınlatılmış onam tartışması sorumluluk eksenini değiştirebilmektedir (AYM, M.Ş.O.; AYM, Levent Kayaalp).

İkinci ayrım, müdahalenin yapıldığı hastanenin özel kurum olması sebebiyle görevli mahkemenin belirlenmesinde ortaya çıkmaktadır. Hastanın fatura, paket ameliyat hizmeti ve kurum organizasyonu içinde sunulan sağlık hizmeti bakımından tüketici işlemi ve sözleşmesel sorumluluk iddiası öne çıkabilir. Buna karşılık aynı olay devlet hastanesinde gerçekleşmiş olsaydı, İYUK m. 13 kapsamında idareye başvuru zorunluluğu ve tam yargı davası takvimi belirleyici olacaktı. Dosya başında bu ayrımı kurmadan yalnız komplikasyon savunmasına odaklanmak, dava stratejisinin yarısını eksik bırakmaktadır.

Üçüncü ayrım bilirkişi ve kayıt aşamasındadır. Hastane dosyasında ameliyat öncesi gerçek bir açıklama kaydı bulunmuyor; yalnızca standart form yer alıyorsa, davalı tarafın “anlattık” savunması zayıflamaktadır. Buna ek olarak ses teli felcinin cerrahi teknikten, geç tanıdan, postoperatif gecikmeden veya gerçekten kaçınılmaz riskten kaynaklanıp kaynaklanmadığı, farklı uzmanlıklardan alınacak disiplinlerarası raporla değerlendirilmelidir. Bu senaryoda sağlıklı dava planı; formun içerik analizi, ameliyat kayıtları, uzman raporu ve uygun yargı yolunun aynı dosyada birlikte kurulmasını gerektirmektedir.

Başvuru Yolu, Süre ve Risk Tablosu

Title Kamu Hastanesi Özel Hastane / Özel Hekim Pratik Risk
Hukuki rejim Hizmet kusuru ve idari eylem ekseni ağırlık kazanmaktadır. Sözleşmesel sorumluluk, tüketici işlemi veya haksız fiil ekseni gündeme gelebilmektedir. Yanlış rejim seçimi, davanın görevden reddine yol açabilmektedir.
İlk başvuru İYUK m. 13 uyarınca idareye ön başvuru gerekir. Kural olarak doğrudan dava açılabilir; olayın niteliğine göre ihtar, delil tespiti ve tüketici başvurusu stratejisi düşünülebilir. Ön başvuruyu atlamak kamu dosyasında süre kaybı doğurmaktadır.
Süre rejimi Zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl, her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl; ret veya zımni ret sonrası 60 gün. TBK m. 72, vekâlet/eser ilişkisi ve tüketici hukuku bakımından farklı süreler gündeme gelebilmektedir. Genel bir “malpraktis süresi” varsayımı dosyayı yanıltmaktadır.
Aydınlatılmış onam İdarenin hizmet kusuru ve kayıt yükümlülüğüyle birlikte incelenir. Hekim ve hastanenin sözleşmesel yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilir. Matbu formun tek başına yeterli sayılması hatalı sonuca götürebilir.
Komplikasyon savunması Bilirkişi raporu ve kayıt disipliniyle test edilir. Bilirkişi raporu, aydınlatma kaydı ve postoperatif takip ile birlikte sınanır. “Komplikasyon” ibaresi davayı otomatik kapatmamaktadır.

Hukuki sonuç: Görevli yargı yolu ve süre rejimi, maddi sorumluluk incelemesinden önce belirlenmektedir. Pratik sonuç: Dosya kabulüne ilişkin ilk toplantıda hastane türü, müdahale tarihi ve başvuru takvimi netleştirilmeden dilekçe hazırlığına başlanmamalıdır.

Mahkeme Kararlarından Çıkan Ölçütler

Anayasa Mahkemesi kararları, aydınlatılmış onamın etkili yargısal denetiminde üç ölçüt öne çıkarmaktadır. Birincisi, müdahale öncesi bilgilendirme gerçekten yapılmış mı sorusu, yalnız formun varlığıyla geçiştirilememektedir. Mehmet Çolakoğlu ve M.Ş.O. kararları bu noktayı açık biçimde ortaya çıkarmaktadır. İkincisi, komplikasyon savunması soyut bırakıldığında ihlal incelemesi yoğunlaşmaktadır; Levent Kayaalp kararı bu yönüyle önemlidir. Üçüncüsü, aydınlatma eksikliği saptansa bile, bunun zararla ve derece mahkemesi gerekçesiyle nasıl ilişkilendirildiği ayrıca incelenmektedir; Sebiha Çelik kararı bu konuda güncel bir ölçüt sunmaktadır.

Yargıtay çizgisi ise çoğu dosyada özen yükümlülüğü, ispat ve bilirkişi niteliği etrafında yoğunlaşmaktadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 04.03.1994 tarihli E. 1994/8557, K. 1994/2138 sayılı kararı, hekimin vekâlet ilişkisindeki özen borcunu klasik bir formülle kurmaktadır; karar metnine doğrudan erişilemediğinden değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmaktadır. 19.10.2006 tarihli E. 2006/10057, K. 2006/13842 sayılı karar, “yan etki anlatıldı” savunmasının belgeyle desteklenmesi gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. 05.04.2017 tarihli E. 2015/40778, K. 2017/3963 sayılı karar ile 10.05.2018 tarihli E. 2015/41418, K. 2018/5670 sayılı kararlar ise komplikasyon ve bilirkişi raporu bağlantısında halen canlı olan ölçütleri vermektedir. Bu kararlara ilişkin değerlendirmeler Gülen Kurt, 2020 ve Hakeri üzerinden yapılmaktadır.

Danıştay içtihadı, özellikle kamu hastanelerinde aydınlatma yükümlülüğünün hizmet kusuru boyutuna dikkat çekmektedir. Öz’ün incelediği 05.02.2019 tarihli Danıştay 15. Daire E. 3146/290 sayılı karar; 10.11.2021 tarihli Danıştay 10. Daire E. 6799/5427 sayılı karar; 05.04.2021 tarihli Danıştay 10. Daire E. 11260/1597 sayılı karar ve 20.05.2021 tarihli Danıştay 10. Daire E. 6636/2443 sayılı kararlar, aydınlatma ve rıza eksikliğinin tazminat sorumluluğu bakımından nasıl ele alındığını tartışmaktadır. Karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden, bu kararlar Öz, 2022 üzerinden kullanılmaktadır. Uygulamadaki ortak yön, idarenin yalnız tıbbi işlemi değil, bilgi verme ve kayıt tutma organizasyonunu da hukuka uygun şekilde yürütmekle yükümlü görülmesidir.

Kararların ortak çizgisi: Mahkeme, hekimin her kötü sonucu üstlenmesini beklememekte; fakat komplikasyon savunmasının ikna gücünü yükseltecek kayıt ve açıklama disiplinini aramaktadır. Aydınlatılmış onam bulunmayan, tarihi uyumsuz, standart metinden ibaret veya sonradan tamamlanmış görünen formlar, kusur tartışmasını yeniden açmaktadır.

Bu içtihatlar birlikte okunduğunda üç sonuç ortaya çıkmaktadır. Birinci sonuç, aydınlatma yükümlülüğünün dosyada görünür olması gerektiğidir. İkinci sonuç, bilirkişi raporunun komplikasyon ifadesini neden-sonuç bağlamıyla temellendirmesinin zorunlu olduğudur. Üçüncü sonuç ise usul stratejisinin, özellikle kamu-özel hastane ayrımı ve süre hesabı bakımından ilk günden kurulması gerektiğidir. Sağlık hukuku dosyası yalnız tıbbi açıklama değil, aynı zamanda zaman, kayıt ve yargı yolu disiplinidir.

Sık Sorulan Sorular

Hastaya standart onam formu imzalatılması tek başına yeterli midir?

Hayır. Formun içeriği, imza zamanı, açıklamayı kimin yaptığı ve hastaya risklerin gerçekten anlatılıp anlatılmadığı ayrıca incelenmektedir. Matbu form tek başına yeterli güvence sayılmamaktadır.

Bir risk komplikasyon olarak biliniyorsa tazminat talebi tamamen düşer mi?

Hayır. Riskin tıbben komplikasyon sayılması ile o riskin hastaya önceden anlatılması ve müdahalenin özenle yürütülmesi ayrı meselelerdir. Bilirkişi raporu ve kayıtlar birlikte değerlendirilir.

Kamu hastanesinde malpraktis iddiası için önce nereye başvurulmalıdır?

Kural olarak İYUK m. 13 uyarınca önce ilgili idareye başvuru yapılmalıdır. Bu başvurunun reddi veya zımni reddi sonrasında tam yargı davası açılır.

Özel hastane dosyasında görevli mahkeme nasıl belirlenir?

Talebin sözleşmesel niteliği, tüketici işlemi boyutu, müdahalenin kurum organizasyonu içinde sunulup sunulmadığı ve olay tarihindeki içtihat çizgisi birlikte değerlendirilir. Tek bir otomatik formül bulunmamaktadır.

Malpraktis dosyasında en önemli belgeler hangileridir?

Onam formu, ameliyat notu, anestezi kayıtları, konsültasyonlar, hemşire gözlem çizelgeleri, epikriz, görüntüleme ve laboratuvar sonuçları ile taburculuk önerileri başlıca belgelerdir.

Değerlendirme ve Sonuç

Tıbbi malpraktis dosyasında doğru hukuki tez, kötü sonucun mutlak biçimde kusur sayıldığı bir yaklaşım değildir. Doğru tez; komplikasyon savunmasının gerçek ağırlığını, aydınlatılmış onamın somut içeriğini ve usul yolunun isabetini aynı dosyada kurabilen tezdir. Hastaya müdahalenin neden yapıldığı, hangi risklerin anlatıldığı, bu anlatımın ne zaman ve hangi belgeyle görünür kılındığı, komplikasyon iddiasının hangi tıbbi açıklamayla desteklendiği ve görevli yargı yolunun neye göre seçildiği birlikte değerlendirildiğinde, dosya hem hukukçu hem bilirkişi hem de mahkeme bakımından anlamlı bir çerçeve kazanmaktadır.

Sağlık hukukunda ikna gücü, çoğu zaman ilk bakışta dramatik görünen sonucun kendisinden değil, dosyanın hangi ayrımları temiz biçimde kurabildiğinden doğmaktadır. Aydınlatılmış onam ile matbu formu, komplikasyon ile kusuru, kamu hastanesi ile özel hastaneyi, tıbbi risk ile kayıt eksikliğini ve bilirkişi kanaati ile denetlenebilir gerekçeyi birbirine karıştıran dosya zayıflamaktadır. Buna karşılık bu ayrımları erken aşamada kuran dosya, hem hak kaybı riskini azaltmakta hem de müzakere ve dava stratejisini güçlendirmektedir.

Bu yüzden ilk görüşmede yalnız tıbbi zarar anlatımı değil; zaman çizelgesi, hastane türü, onam formunun içeriği, kayıtların eksik olup olmadığı ve başvuru takvimi birlikte sorulmalıdır. Sağlam malpraktis dosyası, tıbbi bilgiyi hukuki ayrımla, hukuki ayrımı da somut belge disipliniyle birleştiren dosyadır.

Sağlık hukuku ön değerlendirmesi: Tıbbi müdahaleye ilişkin kayıtlar, onam formları, epikriz, görüntüleme sonuçları ve başvuru takvimi birlikte incelenmeden doğru yol haritası kurulmamaktadır. Çiftçi & Partners’ın sağlık hukuku ve tıbbi malpraktis çalışma alanı, bu tür dosyalarda ilk hukuki ayrımı kurmaya odaklanmaktadır. Dosyanızın ön incelemesi için iletişim sayfası, analizler bölümü ve yazar profili üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmî Kaynaklar

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 17.
  2. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun.
  3. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu.
  4. Hasta Hakları Yönetmeliği, özellikle m. 15-31.
  5. Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi.
  6. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 49, 56, 72 ve 116.
  7. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun.
  8. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, özellikle m. 13.
  9. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, bilirkişilik ve ispat hükümleri.

Mahkeme Kararları

  1. AYM, Mehmet Çolakoğlu [1. B.], B. No: 2014/15355, 21.02.2018.
  2. AYM, Levent Kayaalp [1. B.], B. No: 2019/1276, 08.12.2022.
  3. AYM, M.Ş.O. [2. B.], B. No: 2020/24126, 26.03.2025.
  4. AYM, Sebiha Çelik [1. B.], B. No: 2022/18719, 28.01.2026.
  5. AYM, Nail Artuç [2. B.], B. No: 2013/2839, 03.04.2014.
  6. Yargıtay 13. HD, E. 1994/8557, K. 1994/2138, T. 04.03.1994. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır.
  7. Yargıtay 13. HD, E. 2006/10057, K. 2006/13842, T. 19.10.2006. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 ve Hakeri üzerinden yapılmıştır.
  8. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/12-103, K. 2014/552, T. 09.12.2014. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır.
  9. Yargıtay 13. HD, E. 2014/26571, K. 2015/33584, T. 18.11.2015. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır.
  10. Yargıtay 13. HD, E. 2015/40778, K. 2017/3963, T. 05.04.2017. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır.
  11. Yargıtay 13. HD, E. 2015/41418, K. 2018/5670, T. 10.05.2018. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Gülen Kurt, 2020 üzerinden yapılmıştır.
  12. Danıştay 15. D., E. 3146/290, T. 05.02.2019. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmıştır.
  13. Danıştay 10. D., E. 6799/5427, T. 10.11.2021. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmıştır.
  14. Danıştay 10. D., E. 11260/1597, T. 05.04.2021. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmıştır.
  15. Danıştay 10. D., E. 6636/2443, T. 20.05.2021. Karar metnine doğrudan erişilemediğinden, değerlendirme Öz, 2022 üzerinden yapılmıştır.

Bilimsel Çalışmalar

  1. Öz, Ahmet Kerem, “Tıbbi Müdahalelerde Bilgilendirilmiş Rızanın Yargıtay ve Danıştay Kararları Işığında İncelenmesi”, İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022, C. 2, S. 4, s. 203-234.
  2. Gülen Kurt, Ayşenur, “Yargıtay İçtihatları Işığında Malpraktis Komplikasyon Ayrımına Bağlı Hekimin Hukuki Sorumluluğunun İncelenmesi”, Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020.
  3. Eren, Erol, “Tıbbi Malpraktis Davalarında Görevli Mahkemenin Tespiti”, Gaziantep Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025.
  4. Hakeri, Hamit, Tıp Hukuku, Seçkin Yayıncılık.
  5. Hancı, Hamit, Malpraktis: Tıbbi Girişimler Nedeniyle Hekimin Ceza ve Tazminat Sorumluluğu, Seçkin Yayıncılık.
  6. Şimşek, Uğur, “Sağlık Hukukunda Aydınlatılmış Rıza”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014.
  7. Kahraman, Zafer, “Medeni Hukuk Bakımından Tıbbi Müdahaleye Hastanın Rızası”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016.
  8. Oral, Tuğçe, “Hekimin Aydınlatma ve Hastanın Rızasını Alma Yükümü”, Ankara Barosu Dergisi, 2011.
  9. Yördem, Yılmaz, “Hekimin Hatalı Tıbbi Uygulamaya Bağlı Hukuki Sorumluluğu”, TAAD, 2019.
  10. Tümer, A. Reşide; Karacaoğlu, Emine; Akçan, Ramazan, “Malpraktis İle İlgili Rıza Sorunları ve Adli Tıbbi Yaklaşım”, Türkiye Klinikleri Adli Tıp Dergisi, 2011.
  11. Erdoğan, Nihat ve diğerleri, “Aydınlatılmış Onamın Tıp Hukuku ve Etik Boyutu”, ilgili sağlık hukuku literatürü.
  12. Ayan, Mehmet, Tıbbi Müdahalelerden Doğan Hukuki Sorumluluk, Kazancı Yayınları.
  13. Özpınar, Berna, Tıbbi Müdahalede Kötü Uygulamanın Hukuki Sonuçları, Ankara Barosu Yayınları.
  14. Günday, Metin, İdare Hukuku, idarenin sorumluluğu ve kamu hizmeti bölümleri.

What do you think?

Related analyses