İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Davası: Samimiyet Denetimi, Bir Aylık Süre ve Yeniden Kiralama Yasağı

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasını temsil eden çok katlı apartman cephesi ve balkon görünümü

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira süresi dolduğu için kendiliğinden kazanılan bir uyuşmazlık değildir. Kiraya verenin gerçekten kullanmak zorunda olduğu bir konut veya işyeri ihtiyacı bulunmalı; mahkeme de bu ihtiyacın dava tarihinde mevcut, samimi ve zorunlu olup olmadığını dosyadaki olgular üzerinden ayrı ayrı denetlemelidir. Uygulamada dosyanın sonucu çoğu kez soyut “ihtiyacım var” cümlesiyle değil, hangi kişinin ne sebeple, hangi tarihten itibaren, hangi taşınmazı kullanmak zorunda kaldığının ne kadar somutlaştırıldığıyla belirlenmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 350, kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi varsa kira sözleşmesinin dava yoluyla sona erdirilebileceğini düzenlemektedir. Buna karşılık bu yol, tahliye taahhüdündeki gibi icraya dayalı hızlı bir tahliye mekanizması değildir; 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca dava şartı arabuluculuğun tamamlanması, ardından görevli mahkemede doğru süre içinde dava açılması gerekmektedir.

Bu içerik 19.05.2026 itibarıyla hazırlanmıştır. Somut dosyada kira sözleşmesinin türü, süresi, bitiş tarihi, belirsiz süreli sözleşmelerde fesih dönemi, arabuluculuk son tutanağının tarihi, ihtiyacın kimin adına ileri sürüldüğü, eldeki diğer taşınmazlar ve yeniden kiralama riski ayrıca değerlendirilmelidir.

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası hangi şartlarda açılmaktadır?

TBK m. 350/1 uyarınca kiraya veren, kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa kira sözleşmesini sona erdirebilmektedir. Hükmün dikkat çeken noktası “istek” değil “kullanma zorunluluğu” aramasıdır. Bu nedenle yatırım amacıyla boşaltma, kira bedelini yükseltme isteği, kiracıyı çıkarıp daha uygun kiracı bulma düşüncesi veya henüz doğmamış, belirsiz ve uzun vadeye yayılmış planlar tek başına yeterli görülmemektedir.

İhtiyacın kiraya verene ait olması şart değildir. Eş için ayrı konut ihtiyacı, üniversite veya iş sebebiyle aynı şehirde oturması gereken altsoy ihtiyacı, bakım yükümlülüğü doğuran yaşlı veya hasta üstsoy ihtiyacı ya da kanun gereği destek verilmesi gereken diğer kişiler adına da dava açılabilmektedir. Bununla birlikte hangi kişi için tahliye istendiği belirsiz bırakıldığında veya “aileden biri kullanacak” gibi yuvarlak cümlelerle yetinildiğinde dava zayıflamaktadır. Uygulamada dilekçede ihtiyacın sahibinin adı, yakınlık ilişkisi, kullanım amacı, taşınma zorunluluğunun sebebi ve bu zorunluluğun hangi tarihte somutlaştığı açıkça yazılmaktadır.

Kiralanan taşınmazın konut veya işyeri olarak hangi ihtiyaca tahsis edileceği de önem taşımaktadır. Konut ihtiyacı bakımından fiilî yaşam merkezi, işe veya okula yakınlık, sağlık ve bakım koşulları, mevcut konutun yetersizliği, malik veya yakınının başka evde kiracı olması gibi olgular öne çıkmaktadır. İşyeri ihtiyacı bakımından ise işin gerçekten orada yürütülecek olması, faaliyet alanının taşınmaza uygunluğu, vergi levhası, şirket kayıtları, meslek odası kaydı, müşteri erişimi ve fiilî hazırlıklar incelenmektedir.

Yargıtay çizgisi ve öğreti, ihtiyacın dava açıldığı tarihte mevcut olmasını ve yargılama boyunca da ciddiyetini korumasını aramaktadır. Akademik kaynaklarda aktarılan Yargıtay 6. HD, E. 2005/8261, K. 2005/9755 sayılı kararın da işaret ettiği üzere henüz doğmamış ya da ne zaman gerçekleşeceği belirsiz bir ihtiyaçla tahliye davası açılamamaktadır. Aynı şekilde yalnız gelecekte kira artışı beklentisiyle veya taşınmazı daha elverişli şartlarla kiraya verebilme hesabıyla açılan davalar, samimiyet denetiminde zorluk yaşamaktadır.

Temel eşik: İhtiyaç sebebi, dava dosyasında “kim için, ne amaçla, hangi tarihten itibaren ve neden başka yolla karşılanamıyor?” sorularına somut cevap veremiyorsa tahliye talebi yalnız kanun maddesine yaslanmış soyut bir istem olarak kalmaktadır.

Samimiyet denetiminde mahkeme hangi olgulara bakmaktadır?

İhtiyaç davalarının merkezinde samimiyet denetimi yer almaktadır. Öğretide ve ihtiyaç nedeniyle tahliyeye ilişkin akademik çalışmalarda ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu denetim bir niyet okuması değildir; dosyaya yansıyan davranışların ve belgelerin birlikte değerlendirilmesidir. Mahkeme, malik ile ihtiyaç sahibi gösterilen kişinin barınma veya çalışma düzenini, mevcut taşınmazlarını, aynı amaçla kullanabileceği boş veya kısa sürede boşalabilecek başka yerlerin bulunup bulunmadığını, kiralananın bu ihtiyaca neden uygun görüldüğünü incelemektedir.

Akademik kaynaklarda aktarılan Yargıtay 6. HD, E. 2013/2188, K. 2013/4985 sayılı karar çizgisi, kiraya verenin kendisinin de kiracı olmasının güçlü bir ihtiyaç karinesine işaret edebildiğini ortaya çıkarmaktadır. Buna karşılık kiraya verenin kullanıma elverişli boş bir dairesi varken özellikle kiracının oturduğu taşınmazı seçmesi, kısa süre önce kendisi için uygun başka bir taşınmazı satmış olması veya tahliye talebinden hemen önce suni gerekçeler üretmiş görünmesi samimiyet aleyhine değerlendirilebilmektedir. Needs1 PDF’sinde aktarılan Yargıtay 6. HD, E. 2012/814, K. 2012/4701 çizgisi bu nedenle “suni ihtiyaç” tartışmalarında önem taşımaktadır.

Birden fazla taşınmazı olan malik bakımından her davanın otomatik olarak kötü niyetli sayılması doğru değildir. Öğreti, kiraya verenin taşınmazları arasında samimi bir tercih yapabileceğini kabul etmektedir. Ancak bu tercihin nedenlerinin dosyada görünür olması beklenmektedir. Örneğin alt katın ağır hasta üstsoy için erişilebilir olması, işyeri gereksinimi bakımından müşteri trafiğinin kiralanan taşınmazın bulunduğu lokasyonda yoğunlaşması veya ihtiyaç sahibinin fiilen o çevrede yaşamak zorunda olması, tercih nedenini güçlendirmektedir. Buna karşılık “öbür evi sevmiyorum” düzeyindeki açıklamalar yetersiz kalmaktadır.

Mahkeme, ihtiyaç sahibinin kişisel durumunu da belge üzerinden değerlendirmektedir. Nüfus kayıt örneği, ikamet kayıtları, mevcut kira sözleşmesi, SGK hizmet dökümü, görev yeri yazısı, okul kabul belgesi, sağlık raporu, bakım yükümlülüğünü gösteren evrak, vergi levhası ve şirket tescil kayıtları bu nedenle önem taşımaktadır. İhtiyaç davalarında ispat çoğu kez tek bir “kesin delil” ile değil, birbiriyle tutarlı belge halkalarıyla kurulmaktadır. Özellikle ihtiyaç sahibi çocuk için başka şehirden dönüş, yaşlı ebeveyn için yakın bakım gereği, işyeri için faaliyetin başlayacağı tarihe ilişkin hazırlıklar dosyada görünmüyorsa mahkeme samimiyet konusunda ikna olmayabilmektedir.

Samimiyet denetimi yalnız davanın açıldığı ana sıkışmamaktadır. Yargılama sürerken ihtiyacın ortadan kalkması, ihtiyaç sahibinin başka bir taşınmaza yerleşmesi, sağlık veya iş koşullarının tamamen değişmesi ya da malik tarafından kiralananla aynı amaca uygun başka yerin boş olarak elde edilmesi de dikkate alınmaktadır. Bu sebeple dava açılırken güçlü görünen ihtiyaç, yargılama boyunca korunamıyorsa tahliye kararı alınması güçleşmektedir.

Dosyaya yansıyan tipik samimiyet ölçütleri: ihtiyaç sahibinin mevcut barınma veya işyeri sorunu, taşınmazın bu sorunu çözmeye elverişi, aynı amaca hizmet edecek alternatif taşınmazların durumu, ihtiyaç tarihinin yakınlığı, dava öncesi ve dava sırasındaki davranışların tutarlılığı ve tüm bu unsurların belgeyle desteklenip desteklenmediğidir.

Süre rejimi: belirli süreli, belirsiz süreli ve bir aylık dava süresi

İhtiyaç nedeniyle tahliye davasında en fazla hak kaybı doğuran başlık süredir. TBK m. 350, belirli süreli sözleşmelerde davanın sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise genel hükümlerdeki fesih dönemi ve fesih bildirimi sürelerine uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açılabileceğini düzenlemektedir. Belirli süreli konut ve çatılı işyeri kiralarında kural olarak sözleşme bitiş tarihi esas alınmaktadır. Bu tarih geçtikten sonra bir ay içinde dava açılmaz ve TBK m. 353’teki koruyucu yazılı bildirim mekanizması da kullanılmazsa o dönem için tahliye hakkı kaybedilmektedir.

Belirsiz süreli taşınmaz kiralarında genel hükümlere dönülmektedir. TBK m. 328 ve 329 birlikte okunduğunda, aksine bir düzenleme veya yerel âdet yoksa taşınmaz kiralarında altı aylık kira döneminin sonu için üç aylık fesih bildirimi gerekmektedir. İhtiyaç davası bakımından bu bildirim ve fesih dönemi hesabı yapıldıktan sonra, belirlenen tarihten başlayarak ayrıca bir aylık dava süresi işlemektedir. Bu nedenle belirsiz süreli sözleşmelerde “yalnız bir ayım var” yaklaşımı eksik; “önce hangi fesih dönemi, sonra hangi bir aylık dava süresi?” hesabı yapılmalıdır.

Konut ve çatılı işyeri kiralarında TBK m. 347 da gözden kaçırılmamalıdır. Kiracı, belirli süreli sözleşmede bitimden en az on beş gün önce bildirim yapmazsa sözleşme bir yıl uzamış sayılmaktadır. Kiraya veren ise sözleşme bitimine dayanarak çıkış isteyememekte; ihtiyaç gibi kanunda sayılan dava sebeplerine dayanmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle uygulamada kira sözleşmesinin ilk süresi, uzayan yıllar, bitiş tarihi ve ihtiyaç tarihinin bir takvim üzerinde çıkarılması dava dilekçesinden önce yapılmaktadır.

Bir aylık sürenin hangi günden başladığı da ayrıca denetlenmektedir. Belirli süreli sözleşmede başlangıç noktası, kural olarak sözleşme süresinin bittiği gündür. Belirsiz süreli sözleşmede ise TBK m. 328 ve 329 uyarınca belirlenen fesih dönemi sonu esas alınmaktadır. “Kiracıyla görüşmeler sürüyordu”, “arabuluculuk düşünüyorduk”, “noter ihtarını sonra gönderdik” gibi gerekçeler tek başına süreyi kendiliğinden uzatmamaktadır. Süre güvenliği istisna değil kural olarak dosyanın en başında yönetilmelidir.

Süre hatası riski: Tahliye nedeni güçlü olsa bile bir aylık süre kaçırıldığında davanın esasa girilmeden reddi veya talebin haksız bulunması riski doğmaktadır. Özellikle bitiş tarihi yanlış okunan yenilenmiş kira sözleşmelerinde bu hata sık görülmektedir.

Arabuluculuk, görevli mahkeme ve yetki nasıl belirlenmektedir?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası doğrudan mahkemede açılabilen bir dava değildir. 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca, 2004 sayılı Kanun’a göre ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler hariç olmak üzere kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. İhtiyaç nedeniyle tahliye, ilamsız icra tahliyesi kapsamına girmediği için bu davada önce arabuluculuk bürosuna başvurulması gerekmektedir. Dosyanın en sık yanlış yollardan biri, ihtiyaç sebebini ilamsız icra takibiyle çözmeye çalışmaktır.

Dava şartı arabuluculuğun dava üzerindeki usul etkisi de nettir. 6325 sayılı Kanun m. 18/A/2 gereğince anlaşamama son tutanağının aslının veya onaylı örneğinin dava dilekçesine eklenmesi zorunludur. Bu ek yapılmazsa mahkeme bir haftalık kesin süre vermekte; bu sürede eksiklik giderilmezse dava usulden reddedilmektedir. Bu nedenle arabuluculuk tamamlandıktan sonra yalnız e-posta çıktısıyla değil, usulüne uygun son tutanakla dava açılması gerekmektedir.

Süre bakımından önemli bir başka hüküm 6325 sayılı Kanun m. 16/2’dir. Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçen süre zamanaşımı ve hak düşürücü süre hesabında dikkate alınmamaktadır. Bununla birlikte uygulamada bir aylık dava süresinin son günlerine kadar beklenmesi güvenli değildir; zira süreç başlangıcı, davet, ilk toplantı ve son tutanak tarihleri ayrıca ispat konusu olabilmektedir. Bu sebeple en sağlam yol, süreyi son haftaya bırakmadan arabuluculuğu başlatmak ve gerekiyorsa TBK m. 353 kapsamında ayrıca yazılı bildirimle dava hakkını korumaktır.

Görevli mahkeme bakımından HMK m. 4/1-a açıktır: kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkları, ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler ayrık kalmak üzere sulh hukuk mahkemeleri görmektedir. İhtiyaç nedeniyle tahliye davası da bu kapsamda sulh hukuk mahkemesinde açılmaktadır. Yetki bakımından genel kural HMK m. 6 uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden doğan dava olduğu için HMK m. 10 kapsamında sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi de yetkili olabilmektedir. Uygulamada kira konusu taşınmazın bulunduğu yer ile ifa yeri çoğu kez çakıştığından dosyalar çoğunlukla o yerde açılmaktadır; yine de somut yetki itirazı riski ayrıca değerlendirilmelidir.

Pratik yol haritası: ihtiyaç nedeniyle tahliye için önce arabuluculuk, sonra sulh hukuk mahkemesinde dava açılmaktadır. Arabuluculuk son tutanağı, kira sözleşmesi, tapu kaydı ve ihtiyaç belgeleri dava dilekçesine düzgün eklenmedikçe esaslı haklılık usul eksikliğine takılabilmektedir.

TBK m. 353 yazılı bildirimle dava hakkını nasıl korumaktadır?

TBK m. 353, uygulamada sık hayat kurtaran fakat çoğu kez geç hatırlanan hükümlerden biridir. Hükme göre kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılmaktadır. Bu mekanizma özellikle arabuluculuğun uzadığı, delil toplamanın zaman aldığı veya sözleşme bitim tarihinin hemen ardından dava açmanın teknik olarak yetişmediği dosyalarda önem taşımaktadır.

Yazılı bildirimin işlevi yalnız genel bir ihtar göndermek değildir. Bildirimde kiralananın açık kimliği, hangi ihtiyaç sebebine dayanıldığı, kiraya verenin dava açma iradesi ve tahliye talebinin hangi kira dönemi sonuna bağlandığı tereddütsüz yazılmalıdır. Belirsiz, yuvarlak ve dava açma iradesini göstermeyen mesajlar TBK m. 353’ün korumasından yararlandırmayabilir. İspat kolaylığı bakımından noter ihtarnamesi tercih edilmektedir; kanun yalnız yazılılık aramakta ise de, hangi tarihte hangi içerikle bildirim yapıldığının tartışmasız ortaya konması usul güvenliği sağlamaktadır.

TBK m. 353, tahliye hakkını sonsuza kadar uzatan bir düzenleme değildir. Koruma yalnız bir kira yılı içindir. Bu nedenle bildirim gönderildikten sonra dosya askıya bırakılmamalı; arabuluculuk, delil hazırlığı ve dava açılışı o uzayan dönem içinde tamamlanmalıdır. Uygulamada yapılan hata, “ihtar çektik, artık süre sorunu kalmadı” varsayımıyla bir sonraki kira yılını da kaçırmaktır.

Bir başka hata, TBK m. 353’ü yeni malikin gereksinimi, tahliye taahhüdü veya başka sona erme sebepleriyle karıştırmaktır. İhtiyaç sebebiyle tahliyede bu hüküm güçlü bir araçtır; ancak hangi tahliye sebebine dayanıldığı baştan net kurulmalıdır. Dava dilekçesinde TBK m. 350’ye dayanan ihtiyaç gerekçesi, TBK m. 353 bildirimi ve arabuluculuk son tutanağı uyum içinde değilse kiracı taraf bu çelişkiden yararlanmaktadır.

En güvenli yaklaşım: Belirli süreli sözleşmede bitiş tarihinden itibaren bir aylık dönemde, bir yandan arabuluculuk başvurusu geciktirilmemeli; diğer yandan dava o ay içinde açılmayacaksa TBK m. 353 uyarınca noter ihtarıyla dava hakkı açıkça saklı tutulmalıdır.

Dava açmadan önce hangi belgeler hazırlanmalıdır?

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası çoğu zaman belge yönetimi davasıdır. İlk halka tapu kaydı ve kira sözleşmesidir. Davacının aktif husumet ehliyeti, taşınmazın kim tarafından ve ne sıfatla kiraya verildiği, kira ilişkisinin süresi, kira başlangıç ve bitiş tarihleri bu iki belge üzerinden kurulmaktadır. Malik sonradan değişmişse devir belgeleri, veraset ilamı, paylaşım belgeleri veya intikal kayıtları ayrıca dosyaya eklenmelidir.

İkinci halka ihtiyaç belgeleridir. Konut ihtiyacı için ikamet kayıtları, mevcut kira sözleşmesi, tahliye edilecek ya da taşınılacak yere ilişkin şehir değişikliği, okul kaydı, sağlık raporu, bakım zorunluluğunu gösteren doktor raporları ve nüfus kayıt örnekleri kullanılmaktadır. İşyeri ihtiyacı için vergi levhası, şirket kuruluş veya şube açılış belgeleri, meslek odası kayıtları, faaliyet belgesi, müşteri lokasyonunu veya işin yürütülme zorunluluğunu gösteren evrak önem taşımaktadır. İhtiyaç başkasına aitse yakınlık ilişkisini ve bakım yükümlülüğünü gösteren belgeler ayrıca eklenmelidir.

Üçüncü halka samimiyet denetimini güçlendiren tamamlayıcı delillerdir. Davacının hâlen başka evde kiracı olduğunu gösteren kira sözleşmesi, başka taşınmazlarının durumunu gösteren tapu kayıtları, ihtiyaç sahibinin o şehirde fiilen yaşadığını veya yaşayacağını gösteren resmi kayıtlar, noter ihtarı, arabuluculuk başvuru evrakı, yazışmalar ve gerekiyorsa tanık listesi bu başlık altında düşünülmektedir. Birden fazla kiralanabilir taşınmaz bulunan dosyalarda, neden özellikle dava konusu yerin seçildiği de belge ve olgularla açıklanmalıdır.

Dördüncü halka arabuluculuk ve dava usul evrakıdır. Arabuluculuk son tutanağının aslı veya onaylı örneği, vekâletname, gider avansı, delil listesi ve gerekiyorsa keşif ile bilirkişi talepleri baştan planlanmalıdır. HMK m. 190 ve 194 birlikte düşünüldüğünde tarafların iddialarını ispata elverişli şekilde somutlaştırması ve hangi delilin hangi vakıa için ileri sürüldüğünü açıkça göstermesi beklenmektedir. “Her türlü delil” yazıp geçmek, özellikle ihtiyaç davalarında çoğu kez eksik hazırlık görüntüsü vermektedir.

Yakınların ihtiyacı ileri sürülürken hangi ispat sorunları doğmaktadır?

TBK m. 350, gereksinim sahibi kişiler bakımından eski 6570 sayılı Kanuna göre daha geniş bir çerçeve benimsemektedir. Altsoy, üstsoy ve kanun gereği bakmakla yükümlü olunan diğer kişiler için de tahliye istenebilmektedir. Bu genişleme dava hakkını artırmakta; fakat ispat yükünü hafifletmemektedir. Dosyada yalnız “oğlum gelecek”, “annem burada kalacak” veya “bakmakla yükümlü olduğum yakınım kullanacak” demek yeterli sayılmamaktadır. İhtiyaç sahibinin gerçekten o taşınmaza neden ihtiyaç duyduğu, başka bir yerle bu ihtiyacın neden karşılanamadığı ve bu durumun hangi belgelerle desteklendiği gösterilmelidir.

Altsoy ihtiyacında en sık görülen örnek, eğitim veya çalışma nedeniyle aynı şehirde yaşama zorunluluğudur. Kabul belgesi, öğrenci belgesi, iş sözleşmesi, görev yeri yazısı, şehir değişikliği yazışmaları, evlilik veya boşanma sonrası ayrı konut ihtiyacını gösteren belgeler burada önem taşımaktadır. Üstsoy ihtiyacında ise bakım, sağlık ve yakın takip unsurları öne çıkmaktadır. Sağlık raporu, refakat ihtiyacı, fiziksel erişim gereği, bakım planı ve ihtiyaç sahibinin mevcut yaşam koşulları ikna edici biçimde anlatılmadıkça dava yalnız soyut akrabalık bağına indirgenebilmektedir.

Bakmakla yükümlü olunan diğer kişiler bakımından da “yükümlülük” unsurunun hukuki zemini kurulmalıdır. Nafaka yükümlülüğü, fiilî bakım ilişkisi, engellilik veya hastalık nedeniyle bakım zorunluluğu, küçük yaştaki yakınların gözetim ihtiyacı gibi nedenler somutlaştırılmadan açılan davalarda mahkeme, ihtiyaç ilişkisinin kanunda aranan çerçeveye oturup oturmadığını ayrıca incelemektedir. Burada yanlış yol, bakım gereğini ahlaki yakınlıkla karıştırmaktır.

Yakınların ihtiyacına dayalı davalarda bir başka risk, ihtiyaç sahibinin davada taraf olmaması sebebiyle dosyanın “ikincil bilgi” üzerinden kurulmasıdır. Uygulamada bu kişi her ne kadar davacı olmak zorunda değilse de, onun beyanı, belgeleri ve yaşam planı açık şekilde dosyaya girmediğinde ihtiyaç soyutlaşmaktadır. Bu nedenle arabuluculukta ve dava dilekçesinde ihtiyaç sahibi kişinin durumu ayrıntılı yazılmalı; gerekiyorsa tanık ve belge desteği o kişi ekseninde hazırlanmalıdır.

Yeniden kiralama yasağı ve tazminat riski nasıl doğmaktadır?

TBK m. 355, ihtiyaç nedeniyle tahliye edilen kiracıyı koruyan ağır bir sonuç düzenlemektedir. Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın boşaltılmasını sağladıktan sonra haklı sebep olmaksızın kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamamaktadır. Hükme aykırılık halinde eski kiracıya, son kira yılında ödenmiş bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödenmesi gerekmektedir. Bu tazminat, yalnız sözleşmesel zarar hesabına indirgenmeyen, yaptırım ağırlığı taşıyan özel bir koruma mekanizmasıdır.

Uygulamada asıl tartışma, kiracının taşınmazı mutlaka tahliye davası sonucu mu boşaltmış olması gerektiği noktasında yoğunlaşmaktadır. Needs2 PDF’sinde aktarılan Yargıtay 4. HD, E. 2009/9229, K. 2010/4396 sayılı karar çizgisi, kiracının tahliye kararı kesinleşmeden taşınmazı boşaltmasının tek başına korumayı ortadan kaldırmadığı yönünde örnek sunmaktadır. Buna karşılık aynı akademik kaynakta aktarılan Yargıtay 6. HD, E. 2015/6530, K. 2015/10458 ve Yargıtay 3. HD, E. 2018/5894, K. 2019/6781 çizgisi, her gönüllü boşaltmada TBK m. 355 tazminatının otomatik doğmadığına işaret etmektedir. Bu başlıkta karar çizgisi ayrıntılı olgu karşılaştırmasıyla okunmalıdır.

Davacı malik bakımından sonuç açıktır: ihtiyaç iddiası samimi ise taşınmaz gerçekten o ihtiyaç için kullanılmalı; tahliye sağlandıktan kısa süre sonra üçüncü kişiye kiralama, satış pazarlaması, ilan verme veya ihtiyaçla bağdaşmayan kullanım değişikliği ciddi tazminat riski yaratmaktadır. Kiracı bakımından ise tahliye sonrası piyasada aynı taşınmazın yeniden kiraya verildiğini, başkasına tahsis edildiğini veya ihtiyaç iddiasının gerçekte hiç gerçekleşmediğini gösteren ilan, sözleşme, tanık ve yazışmalar önem taşımaktadır.

Haklı sebep kavramı da boş bırakılmamalıdır. İhtiyaç sahibinin vefatı, ağır sağlık değişikliği, yurt dışına zorunlu taşınma, taşınmazın kullanılamaz hale gelmesi veya objektif ve ciddi plan değişiklikleri somut olayda haklı sebep tartışması doğurabilmektedir. Buna karşılık salt daha yüksek bedelle yeni kiracı bulma imkânı haklı sebep değildir. Bu nedenle ihtiyaç davası açan malik, tahliye kararı aldıktan sonra üç yıllık dönemde taşınmazla ilgili her adımını ileride açıklayabileceği şekilde yönetmelidir.

Pratik uyarı: İhtiyaç nedeniyle tahliye kararı alındıktan sonra taşınmazın üçüncü kişiye kiralanması yalnız yeni bir kira ilişkisi kurmak anlamına gelmemektedir; eski kiracı lehine en az bir yıllık kira bedeli kadar tazminat ve ek zarar talepleri için yeni bir dava başlatabilmektedir.

Madde, süre, merci, belge ve risk tablosu

Stage Dayanak Süre Merci Gerekli belge Başlıca risk
İhtiyaç sebebinin kurulması TBK m. 350/1 Dava tarihinde mevcut olmalı Henüz dava öncesi hazırlık Tapu, kira sözleşmesi, ihtiyaç belgeleri, nüfus ve ikamet kayıtları İhtiyacın soyut, geleceğe bağlı veya suni görünmesi
Belirli süreli sözleşmede dava dönemi TBK m. 350 Sözleşme bitiminden başlayarak 1 ay Arabuluculuk sonrası sulh hukuk mahkemesi Bitiş tarihi net kira sözleşmesi, son tutanak Bitiş tarihinin yanlış hesaplanması
Belirsiz süreli sözleşmede dava dönemi TBK m. 328-329, 350 Fesih dönemi sonu ve 3 aylık bildirim sonrası belirlenen tarihten başlayarak 1 ay Arabuluculuk sonrası sulh hukuk mahkemesi Başlangıç tarihi, dönem hesabı, bildirim belgesi Yanlış fesih dönemi ve bildirimi sebebiyle süre kaybı
Dava şartı arabuluculuk 6325 sayılı Kanun m. 18/B ve 18/A Dava açılmadan önce Yetkili yerde arabuluculuk bürosu Başvuru formu, iletişim bilgileri, son tutanak Son tutanağın eklenmemesi nedeniyle usulden ret
Yazılı bildirimle sürenin korunması TBK m. 353 En geç dava açma süresi içinde Kiracıya yazılı bildirim Noter ihtarı veya ispatlı yazılı bildirim Belirsiz içerik veya geç tebliğ nedeniyle bir kira yıllık korumanın kaybı
Yeniden kiralama yasağı TBK m. 355 Tahliyeden sonra 3 yıl İhlal halinde tazminat davası Tahliye dosyası, yeni kira ilişkisini gösteren kayıtlar, ilanlar En az bir yıllık kira bedeli tutarında tazminat ve ek zarar

Varsayımsal olay üzerinden güvenli yol haritası

Örnek olarak, Ankara’daki konut kirasının 30.06.2026 tarihinde biteceğini ve malikin kızının 01.09.2026 tarihinde Ankara’da başlayacak yüksek lisans programı nedeniyle taşınma zorunluluğu doğduğunu düşünelim. Malik, kızının kabul yazısını, başka şehirdeki mevcut yaşam düzenini, Ankara’da neden bu taşınmazın kullanılacağını ve kendisinin aynı ihtiyacı karşılayacak boş başka konutu bulunmadığını belgeleyebiliyorsa ihtiyaç davası teorik olarak kurulabilir. Fakat hak kaybı yaşamamak için dosya, eğitim başlangıcına güvenerek ağustos ayına bırakılmamalıdır.

Bu örnekte güvenli adım, 30.06.2026 tarihinden itibaren bir aylık dönem içinde noterden kiracıya TBK m. 353 anlamında dava açılacağını bildiren ihtarın gönderilmesi ve aynı dönemde dava şartı arabuluculuk başvurusunun yapılmasıdır. Arabuluculukta uzlaşma olmazsa son tutanak alınmalı; sulh hukuk mahkemesine sunulacak dava dilekçesine tapu, kira sözleşmesi, öğrenci kabul belgesi, ikamet ve kira kayıtları ile noter ihtarı eklenmelidir. Böylece bir yandan süre korunmakta, diğer yandan ihtiyaç sahibinin somut planı dosyaya taşınmaktadır.

Kiracı taraf açısından aynı örnekte savunma hattı da somutlaştırılmalıdır. Malik veya kızının aynı şehirde boş ve kullanıma elverişli başka dairesi varsa, program kesinleşmemişse, ihtiyaç sahibinin zaten başka evde yerleşik düzeni kurulmuşsa veya tahliye istenen daire eğitim veya iş ihtiyacına fiilen uygun görünmüyorsa bu olgular delilleriyle ileri sürülmelidir. Sadece “ihtiyaç samimi değildir” demek çoğu kez yeterli olmamaktadır. Alternatif taşınmaz kayıtları, ilanlar, yazışmalar ve önceki beyanlar önem taşımaktadır.

Uyuşmazlık malik lehine sonuçlanır ve kiracı taşınmazı boşaltırsa iş bununla bitmez. Malik, kızı gerçekten oraya yerleşmeden kısa sürede taşınmazı üçüncü kişiye kiraya verirse TBK m. 355 gündeme gelebilir. Bu nedenle tahliye davası stratejisi baştan yalnız dava kazanma değil, tahliye sonrası üç yıllık dönemin hukuki yönetimi olarak kurulmalıdır.

Uygulamada en sık yapılan hatalar

İlk hata, ihtiyaç davasını tahliye taahhüdü veya kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle tahliye ile karıştırmaktır. İhtiyaç sebebi, genel olarak ilamsız icra dosyasıyla değil, arabuluculuk sonrası açılan dava ile yürütülmektedir. Yanlış başvuru yolu seçildiğinde süre kaybı yaşanabilmektedir.

İkinci hata, ihtiyacın sahibini ve sebebini belirsiz bırakmaktır. “Aile ihtiyacı”, “yakınların kullanımı” veya “iş için lazım” gibi yuvarlak formüller davayı güçlendirmemektedir. Kimin, ne iş veya konut ihtiyacıyla, hangi tarihten itibaren taşınma zorunluluğu içinde olduğu somutlaştırılmalıdır.

Üçüncü hata, bir aylık süreyi kira görüşmeleriyle erteleyebileceğini varsaymaktır. Kiracıyla konuşulması, taşınma pazarlığı yapılması veya iyi niyetli bekleyiş içinde olunması süreyi kendiliğinden durdurmamaktadır. Gerekiyorsa TBK m. 353 bildirimi kullanılmalı; arabuluculuk ve dava hazırlığı geciktirilmemelidir.

Dördüncü hata, arabuluculuğu biçimsel görmek ve son tutanağı usulüne uygun şekilde dava dosyasına koymamaktır. 6325 sayılı Kanun m. 18/A/2’deki bir haftalık kesin süre çoğu dosyada düzeltme imkânı verse de, bu eksikliğin hiç doğmaması daha güvenlidir.

Beşinci hata, tahliye kararı alındıktan sonra TBK m. 355’i gözden çıkarmaktır. İhtiyaç davasını kazanıp taşınmazı tahliye ettirmek, malike sınırsız yeniden kiralama serbestisi vermemektedir. Üç yıllık yasak ve en az bir yıllık kira bedeli tutarındaki tazminat riski ciddi biçimde hesaba katılmalıdır.

Sık sorulan sorular

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası için mutlaka noter ihtarı gerekir mi?

TBK m. 350 bakımından her dosyada noter ihtarı zorunlu bir geçerlilik şartı değildir. Ancak TBK m. 353 ile dava hakkını korumak isteniyorsa yazılı bildirimin içeriği ve tarihi ispat edilmelidir. Bu nedenle noter ihtarı, ispat güvenliği bakımından çoğu dosyada en sağlam araç olarak kullanılmaktadır.

Arabuluculuğa gitmeden doğrudan dava açılırsa ne olur?

6325 sayılı Kanun m. 18/B gereği kira ilişkisinden kaynaklanan bu uyuşmazlıkta arabuluculuk dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmadan açılan dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmektedir.

Malikin başka evi varsa ihtiyaç davası otomatik olarak kaybedilir mi?

Hayır. Tek başına başka taşınmazın bulunması davayı otomatik kaybettirmez. Fakat o taşınmazın neden ihtiyaç için uygun görülmediği samimi ve belgeye dayalı şekilde açıklanamazsa kiracının savunması güçlenmektedir.

İhtiyaç sebebiyle tahliye edilen taşınmaz üç yıl dolmadan yeniden kiraya verilirse kiracı ne isteyebilir?

TBK m. 355 uyarınca eski kiracı, en az son kira yılında ödenmiş bir yıllık kira bedeli tutarında tazminat talep edebilir. Somut olayın özelliğine göre ek zarar iddiaları da gündeme gelebilmektedir.

Bir aylık dava süresi kaçırılırsa sonradan aynı ihtiyaçla dava açılabilir mi?

Kaçırılan dönem için hak kaybı doğar. Dosyanın yapısına göre sonraki kira dönemi, TBK m. 353 bildirimi veya yeni ve güncel ihtiyaç olguları ayrıca değerlendirilebilir; ancak ilk bir aylık sürenin kaçırılması genellikle ciddi usul riski yaratmaktadır.

Result

İhtiyaç nedeniyle tahliye davası, kira hukukunun en teknik alanlarından biridir; çünkü aynı dosyada samimiyet, süre, arabuluculuk, görev, yetki, delil ve tahliye sonrası yeniden kiralama yasağı birlikte çalışmaktadır. Başarılı bir dosya yalnız TBK m. 350’ye dayanmakla kurulmaz; TBK m. 353 ile sürenin nasıl korunacağı, 6325 sayılı Kanun m. 18/B uyarınca arabuluculuğun nasıl tamamlanacağı, HMK m. 4, 6 ve 10 ışığında hangi mahkemede dava açılacağı ve ihtiyaç olgusunun hangi belgelerle ispatlanacağı birlikte planlanmaktadır.

Kiracı bakımından da savunma, genel itiraz cümlelerinden ibaret olmamalıdır. Alternatif taşınmaz, ihtiyaç sahibinin fiilî yaşam düzeni, eğitim veya iş planının kesinliği, sağlık ve bakım gerekçelerinin gerçekliği, kira döneminin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı ve TBK m. 355 riskinin doğup doğmadığı somut veri ve belgelerle gösterilmelidir. Bu alan, usul ve ispat disiplini kurulmadan yönetildiğinde her iki taraf için de gereksiz hak kayıpları üretmektedir.

Çiftçi & Partners ile ön değerlendirme: ihtiyaç nedeniyle tahliye davası, zorunlu arabuluculuk, TBK m. 353 bildirimi, samimiyet denetimi, yeniden kiralama yasağı veya tazminat riski içeren kira uyuşmazlıklarında sözleşme tarihi, süre hesabı ve delil-belge halkasının baştan birlikte incelenmesi gerekir. Somut dosyanın yol haritası için gayrimenkul ve kira hukuku, uyuşmazlık çözümü, analizler arşivi ve iletişim sayfası üzerinden büroyla temas kurulabilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, 35 ve 36.
  2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, özellikle m. 328, 329, 347, 350, 353 ve 355.
  3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 4, 6, 10, 114, 190 ve 194.
  4. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, özellikle m. 16, 18/A ve 18/B.
  5. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu; ilamsız icra yoluyla tahliye ile ihtiyaç nedeniyle dava yolunun ayrımı bakımından.
  6. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, özellikle m. 2 ve 6.
  7. 7201 sayılı Tebligat Kanunu; bildirimin ispatı ve tebligat güvenliği bakımından.
  8. 1512 sayılı Noterlik Kanunu; noter ihtarı ve noter düzenlemelerinin ispat değeri bakımından.

Mahkeme Kararları

  1. Yargıtay 6. HD, E. 2013/2188, K. 2013/4985; kiraya verenin de kiracı olması ve ihtiyaç karinesi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  2. Yargıtay 6. HD, E. 2012/814, K. 2012/4701; suni ihtiyaç ve samimiyet denetimi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  3. Yargıtay 6. HD, E. 2005/8261, K. 2005/9755; doğmamış veya uzak ihtiyacın tahliyeye elverişliliği, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  4. Yargıtay 6. HD, E. 2006/9443, K. 2006/12237; ihtiyaç sebebinin ispatı ve konut gereksinimi çizgisi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  5. Yargıtay 6. HD, E. 2005/11224, K. 2005/12202; konut ihtiyacının değerlendirilmesi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  6. Yargıtay 6. HD, E. 2002/1372, K. 2002/1582; ihtiyaç davalarında kullanma zorunluluğunun denetimi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  7. Yargıtay 6. HD, E. 2004/763, K. 2004/1100; samimiyet ve tahliye talebi ilişkisi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  8. Yargıtay 6. HD, E. 1995/7908, K. 1995/8072; ihtiyaç davasında olgu değerlendirmesi, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  9. Yargıtay 6. HD, E. 1997/3645, K. 1997/3695; gereksinim sebebinin ciddiyeti, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  10. Yargıtay 4. HD, E. 2009/9229, K. 2010/4396, T. 14.04.2010; yeniden kiralama yasağına aykırılık ve tazminat, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  11. Yargıtay 6. HD, E. 2015/6530, K. 2015/10458, T. 26.11.2015; TBK m. 355 tazminat koşulları, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.
  12. Yargıtay 3. HD, E. 2018/5894, K. 2019/6781, T. 17.09.2019; ihtiyaç tahliyesi sonrası tazminat koşulları, akademik kaynak üzerinden aktarılan karar.

Bilimsel ve Akademik Çalışmalar

  1. Neslihan Ayan, “Kira Konusu Taşınmazın İhtiyaç Nedeniyle Tahliye Ettirilmesi”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2007.
  2. Dilek Bilsel, “İşyeri ve Konut İhtiyacı Nedeniyle Tahliye”, İstanbul Barosu Dergisi, 2010.
  3. Özge Çınar, “6570 Sayılı Kanuna Göre Konut İhtiyacı Nedeniyle Tahliye Davası”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2008.
  4. Murat Aydoğdu / Nalan Kahveci, Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 2021 baskısı.
  5. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 2017.
  6. Mustafa Alper Gümüş, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’na Göre Kira Sözleşmesi, 2012.
  7. M. Murat İnceoğlu, Kira Hukuku, Cilt 2, 2014.
  8. Haluk Burcuoğlu, Yargıtay Kararları Işığında 6570 Sayılı Yasaya Göre Kiracının Tahliye Edilmesi, 1993.
  9. Murat Doğan, Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinin Sona Ermesi, 2011.
  10. Faruk Acar, Kira Hukuku Şerhi (TBK m. 299-332), 2017.
  11. Merve Akgün Akay, Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerine Özgü Sona Erme Sebepleri, 2017.
  12. Zeynep Güler, “Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Sözleşmenin Kiraya Verenden Kaynaklanan Sebeplerle Dava Yoluyla Sona Ermesi”, İKÜHFD, 2016.
  13. Erhan Kanışlı, “Kira Sözleşmesinin TBK m. 351’e Göre Feshedilmesi Nedeniyle Kiracının Eski Malikten Tazminat Talebi”, YÜHFD, 2022.
  14. İbrahim Gül, “Yeniden Kiralama Yasağına Aykırılık Nedeniyle Tazminat ve Hukuki Niteliği”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021.
  15. Fahrettin Aral / Hasan Ayrancı, Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, 2019.

What do you think?

Related analyses