Bir fon payının iade bedeli ödenmediğinde veya yatırım kuruluşunun emir işlemi tartışıldığında ilk usul sorusu, “yatırımcı hangi mahkemeye gider?” diye tek cümlede yanıtlanamaz. İstenen şey bir sözleşme alacağı mı, yatırım hizmetinin ifasından doğan tazminat mı, yoksa haksız fiile dayalı zarar mı? Fonun kurucusu ile emri alan kuruluş aynı kişi mi? Bu ayrımlar görevli mahkemeyi, dava öncesi arabuluculuğu ve sürenin başlangıcını etkileyebilir. Yatırım hesabı açmış olmak kişiyi kendiliğinden tacir yapmadığı gibi, gerçek kişi yatırımcının bütün taleplerini de kendiliğinden tüketici davasına dönüştürmez. [1] [2] [3]
Belge inceleme tarihi: 21.09.2026. Bu metin genel usul ayrımlarını anlatır; belirli bir yatırımcının dosyasında görevli mahkemeyi, süre sonunu veya başvuru sonucunu belirlemez. SPK’nın bu tarihte erişilen bülten dizininde 2026/62 yer alır. 2026/62, 2026/61 A/8’deki özel fon tasfiye süresini altı ay olarak değiştirmiştir; yatırımcıların tamamı için bir dava ya da ödeme tarihi koymaz. SPK’nın 21 Eylül açıklaması da altı ayın zorunlu bekleme süresi olmadığını ve diğer hükümlerin aynen sürdüğünü belirtir. [9] [10] [11] [16]
Önce üç ayrı soru: Görev, hangi tür mahkemenin uyuşmazlığa bakacağını; yetki, bu mahkemenin hangi yerde olduğunu; dava şartı arabuluculuk ise bazı taleplerde dava öncesinde izlenecek aşamayı belirler. Birinin doğru yanıtı ötekini kendiliğinden çözmez. [1] [2] [3]
I. Önce Talebin Hukukî Niteliği Belirlenir
“Paramı alamadım” ifadesi bir vakıa anlatır; tek başına dava türünü belirlemez. Satış talimatının kabul edildiği, fiyatın belirlendiği ve ödeme vadesinin geldiği bir dosyada iade bedeli alacağı tartışılabilir. Talimatın hiç iletilmediği iddiasında ise yatırım hizmetini yürüten kuruluşun sözleşmeye aykırı davranıp davranmadığı gündeme gelebilir. Yanıltıcı bilgi veya bağımsız bir hukuka aykırı fiil iddiası ayrıca kurulabilir. Aynı tarihli SPK kararı, bu farklı iddiaların her birinde tarafı, zarar miktarını veya muacceliyeti otomatik olarak ispatlamaz. [5] [9]
Bu nedenle dava öncesi çalışma, talep edilen hukuki sonuca göre yapılır: ödenmesi gereken belirli bedelin ifası mı, sözleşme ihlalinden tazminat mı, haksız fiil zararının giderilmesi mi? Sözleşmenin tarafı, fonun kurucusu, katılma payının alınıp satıldığı kanal ve tartışılan yükümlülük aynı satıra konur. Bir kuruluşun fonla ilişkili olması, diğer kuruluşun sözleşmesinden doğan bütün borçların kendisine yüklenmesi için yeterli değildir. Talep ve taraf belirsiz bırakıldığında mahkeme türü ile arabuluculuk yolu da yanlış seçilebilir. [1] [2]
Özellikle fon tasfiyesiyle bir satış emrinin fiyat uyuşmazlığı karıştırılmamalıdır. SPK 2026/61’deki fon listesi ve 2026/62’deki A/8 süresi belirli düzenleyici kararların kapsamını gösterir; bir kişinin talimatının hangi gün kabul edildiğini veya bireysel iade borcunun ne zaman doğduğunu göstermez. MKK’nın 18.09.2026 tarihli KAP duyurusu genel tasfiye usulünü ve ilgili fon kodlarını yayımlar; belirli yatırımcının görevli mahkemesini, dava süresini veya hesabına ödeme yapıldığını göstermez. Fon bazındaki KAP duyurusu, işlem tarihindeki izahname ve hesap kayıtları somut olayda ayrıca gerekir. Bu yazı belirli bir fon için kişisel duyuru tarihi ya da ödeme günü ileri sürmez. [9] [10] [15]
İade bedelinin ne zaman alacağa dönüştüğü ile tasfiye kararının kapsamı, Tera Portföy fonları hakkında yayımlanmış ayrı incelemede somut belgeler üzerinden ele alınır. O maddi hukuk sorularının yanıtı, bu yazıdaki görev ve yetki incelemesini tek başına tamamlamaz.
II. Görevli Mahkeme Nasıl İncelenir?
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 4, ticari davanın yalnız davalı şirketin bir ticaret şirketi olmasıyla kurulmadığını gösterir. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili uyuşmazlıklar ile maddede özel olarak sayılan mutlak ticari davalar ayrı incelenir. TTK m. 5, ticari dava bakımından asliye ticaret mahkemesinin görevini düzenler. Bir yatırım kuruluşunun tacir olması, karşısındaki gerçek kişinin hangi amaçla yatırım yaptığı ve talebin hangi ilişkiden doğduğu sorusunu ortadan kaldırmaz. “Yatırım tutarı yüksekse ticari davadır” şeklinde bir tutar testi kanunda bulunmaz. [2]
6502 sayılı Kanun m. 3’te tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçla hareket eden kişidir; tüketici işlemi, bu kişi ile ticari veya mesleki amaçla hareket eden karşı taraf arasındaki mal veya hizmet piyasası hukuki ilişkisini ifade eder. Kanun bankacılık ve vekâlet benzeri sözleşmeleri tanımın dışında tutmaz. Bununla birlikte bir fon payı veya yatırım hizmeti hakkındaki her iddiayı yalnız hesabın bireysel olması nedeniyle tüketici işlemi saymak da isabetli değildir. Sözleşmenin konusu, işlemin amacı, tarafların sıfatı ve ileri sürülen hak birlikte ele alınmalıdır. Tüketici işlemi niteliği somut dosyada kurulursa m. 73’teki tüketici mahkemesi görevi gündeme gelir; ilgili parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyeti rejimi ayrıca kontrol edilir. Yıllık değişebilen sınır, bu metinde sabit bir tutar olarak verilmez. [3]
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 20.09.2016 tarihli, 2016/8375 E. ve 2016/8081 K. sayılı kararında, bankadaki yatırım fonu hesabına adın yanlış kaydedilmesi yüzünden birikime erişilememesine ilişkin davada tüketici mahkemesini yargı yeri olarak belirledi. Ticaret ve tüketici mahkemelerinin karşılıklı görevsizlik kararları üzerine verilen bu karar, bankacılık hizmetinden doğan o alacakla ilgilidir. Fon payının 2026 tasfiyesindeki fiyatını, kurucunun borcunu veya her yatırımcının görevli mahkemesini belirlemez. [3] [12]
Hukuk Genel Kurulu ise 07.02.2019 tarihli, 2017/2348 E. ve 2019/82 K. sayılı kararında, ticari amaçlı kaldıraçlı işlemleri konu edinen çerçeve sözleşmeden kaynaklanan fesih ve tazminat davasında ticaret mahkemesinin görevli olduğu yönündeki direnme kararını oy çokluğuyla onadı. Karşı oy da bulunan bu dosyanın sözleşmesi ve talebi, yatırım fonu katılma payı iadesinden farklıdır. Kararı, kâr beklentisi olan bütün gerçek kişi yatırımcıların davasını ticari dava sayan genel bir kurala dönüştürmek mümkün değildir. [2] [3] [13]
Görev kamu düzeniyle ilgili dava şartlarındandır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 114/1-c görevli mahkemeyi, m. 115 dava şartlarının incelenmesini düzenler. Bu nedenle “önce istediğimiz mahkemede açalım, sonra göreve bakılır” yaklaşımı masraf ve zaman kaybına yol açabilir. Talep birden fazlaysa bunların aynı davada birleştirilmesinin koşulları da HMK m. 110–111’e göre ayrıca değerlendirilir; farklı borçlulara ve farklı hukukî ilişkilere dayanan sonuçlar tek etiket altında toplanmaz. [1]
III. Yer Bakımından Yetki ve Sözleşmedeki Kayıtlar
Görevli mahkeme türü belirlendikten sonra nerede dava açılacağına bakılır. HMK m. 6, genel yetkili mahkemeyi davalının dava tarihindeki yerleşim yeri olarak belirler. Sözleşmeden doğan davalar m. 10 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yerde de açılabilir. İfa yerinin hangisi olduğu, alacağın niteliği ve uygulanacak borçlar hukuku kurallarıyla somutlaştırılır; yatırımcının uygulamaya bağlandığı şehir otomatik ifa yeri değildir. Tüketici işlemi niteliği kabul edilirse 6502 m. 73/5’teki tüketicinin yerleşim yerinde dava açma olanağı da incelenir. [1] [3]
Çerçeve sözleşmede yazan mahkeme kaydı ayrıca kontrol edilir. HMK m. 17, yetki sözleşmesi yapabilecek kişileri tacirler ve kamu tüzel kişileriyle sınırlar; m. 18 yazılı şekli, belirli veya belirlenebilir hukukî ilişkiyi ve seçilen mahkemenin gösterilmesini arar. Taraflardan biri bu grupta değilse standart sözleşmede mahkeme adı bulunması m. 17’ye uygun geçerli bir yetki anlaşmasının varlığı için yeterli değildir. Kesin yetki hâllerinde veya tarafların serbestçe tasarruf edemeyecekleri konularda da yetki sözleşmesi kurulamaz. Yetkinin kesin olmadığı hâllerde itirazın süresi ve içeriği HMK m. 19’a bağlıdır. [1]
Sözleşmedeki “tahkim” sözcüğü, yalnızca bir mahkeme yeri seçimiyle aynı şey değildir. Tahkim iradesinin, kapsamının, şeklinin ve ilgili uyuşmazlığın tahkime elverişliliğinin ayrıca incelenmesi gerekir. Birlik bünyesindeki müşteri uyuşmazlıkları hakem heyeti de tarafların tahkim anlaşmasına dayanan klasik tahkimle ve tüketici hakem heyetiyle eş anlamlı değildir. Bu yollardan herhangi birinin dava açma süresini kendiliğinden durdurduğu varsayılmaz. [1] [7] [8]
IV. Arabuluculuk ve TSPB Başvurusu Aynı İşlem Değildir
TTK m. 5/A, TTK m. 4’te veya diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava öncesi arabuluculuğu dava şartı yapar. İlk önce davanın gerçekten ticari nitelikte olup olmadığı, sonra talebin maddede sayılan türlerden birine girip girmediği belirlenir. Sırf davalı şirket olması ya da davacının fon yatırımcısı olması, m. 5/A sonucuna yetmez. [2]
Uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülecek nitelikteyse 6502 m. 73/A ayrı dava şartı arabuluculuk düzenini içerir. Kanun, tüketici hakem heyetinin görevi içindeki uyuşmazlıkları ve heyet kararına itiraz gibi sayılan durumları bu dava şartının dışında bırakır. Dolayısıyla “tüketici davasıdır” denildiğinde bile hangi merciye, hangi parasal sınır ve hangi istisnayla gidileceği kontrol edilmelidir. 6325 sayılı Kanun m. 18/A ise dava şartı arabuluculuk sürecinin usulünü ve son tutanağın dava dilekçesiyle ilişkisini düzenler. Arabuluculuğa başvuru, maddi alacağın kabul edildiği veya ödeneceği anlamına gelmez. [3] [4]
TSPB Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti başka bir başvuru yoludur. Birliğin yayımladığı açıklama ile sitesinden erişilen yönerge, Birlik üyesi ve müşteri arasındaki borsa işlemleri dışındaki sermaye piyasası faaliyeti uyuşmazlıkları için kapsam, ön başvuru ve kabul engelleri koyar. Yönergenin m. 8–11 hükümleri, üyeye önce başvurulmasını; üyenin cevap süresini ve cevap ya da sürenin dolmasını izleyen Heyet başvurusunu düzenler. Yargıya veya tüketici hakem heyetine taşınmış uyuşmazlıklar ile yönergede sayılan başka durumlar kabul engeli oluşturabilir. TSPB’ye yazı göndermek, bir ticari veya tüketici davasının kanunî dava şartı arabuluculuğunun yerine geçtiği anlamına gelmez. [7] [8]
TSPB sayfasındaki eski yıllara ait parasal örnekler güncel sınır gibi kullanılmamalıdır. Başvurunun hangi üye ve hangi faaliyet için yapıldığı, uyuşmazlığın borsa işlemi olup olmadığı, talebin somut zarar veya tazminat içeriği ve başka mercide işleme konulup konulmadığı ayrı incelenir. İflas, tasfiye veya faaliyet durması hakkındaki yönerge hükmü Birlik üyesi bakımından okunur; bir yatırım fonunun tasfiyeye alınmasıyla kelime benzerliğinden otomatik eşitlenmez. [7] [8]
V. Her Sürenin Kaynağı ve Başlangıcı Ayrıdır
Zamanaşımı, dava şartı arabuluculuk, TSPB kabul süresi ve geçici koruma için yapılacak işlemin süresi tek “son başvuru günü” değildir. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 146, kanunda aksine hüküm yoksa alacaklarda on yıllık genel süreyi; m. 147 belirli alacaklarda beş yıllık süreyi düzenler. Haksız fiil tazminatında m. 72, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi ile fiil tarihine bağlı ayrı başlangıçlar kurar. Bunlardan hangisinin uygulanacağı, talebin dayandığı hukukî ilişkinin ve varsa özel hükmün tespitine bağlıdır. Belirli bir fon iadesi talebine “daima on yıl” veya “daima iki yıl” demek, bu ilk incelemeyi atlar. [5]
6325 sayılı Kanun m. 18/A/15’e göre arabuluculuk bürosuna başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Hangi talepler için dava şartı arabuluculuğa gidildiği ve başvuru ile son tutanağın gerçek tarihleri dosyada tutulur. Aynı maddenin 16. fıkrası, dava açılmadan önce alınmış ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz için kanunda öngörülen dava açma süresinin bu aralıkta işlemesine ilişkin ayrı hüküm içerir. Bu düzenleme, bütün idari veya kurumsal başvuru saatlerini aynı biçimde durduran genel bir kural değildir. [4]
TSPB yönergesinin m. 8–11 hükümlerindeki üye başvurusu için işlem veya eylem tarihinden başlayan beş yıl ile cevap/cevap süresinin bitimini izleyen altmış günlük Heyet başvurusu, Heyetin kabul koşullarıdır. Bunları TBK zamanaşımı veya dava açma süresiyle eşitlemek doğru değildir. Güncel başvuru yapılacaksa Birliğin başvuru ekranı ve o tarihte uyguladığı metin ayrıca kontrol edilir. Üyeye verilen başvurunun gönderim ve ulaşma tarihi, cevabın tebliği ve Heyete iletimin makbuzu ayrı saklanır. [7] [8]
Geçici korumada bambaşka işlem süreleri vardır. HMK m. 397/1, dava öncesi ihtiyati tedbir uygulanmasının istenmesinden sonra esas davayı açmak için iki haftalık süre öngörür. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 261, ihtiyati haciz kararının infazının istenmesi için karardan itibaren on günlük süre koyar; m. 264, dava veya takip öncesi uygulanan hacizden sonra izlenecek işlemleri ayrı düzenler. Bu kurallar tedbir veya haciz kararı alındığı varsayılan somut olaylar içindir; her fon uyuşmazlığında kendiliğinden bir ihtiyati haciz hakkı veya ortak son gün yaratmaz. Koruma için maddi koşullar da HMK m. 389 ve İİK m. 257 uyarınca ayrıca aranır. [1] [6]
| Süre türü | Kaynak ve işlev | Başlangıcı belirleyen kayıt |
|---|---|---|
| Alacak zamanaşımı | TBK m. 146–147 veya uygulanacak özel hüküm; alacağın dava edilebilirliğine ilişkin savunma. | Talebin hukukî niteliği, muacceliyet ve varsa özel başlangıç. |
| Haksız fiil zamanaşımı | TBK m. 72; zarar ve sorumlunun öğrenilmesi ile fiil tarihini ayırır. | Olay, zarar bilgisi ve sorumlunun öğrenilmesi. |
| TSPB kabul süresi | Yönerge m. 8–11; Birlik Heyetinin başvuruyu ele alma koşulu. | İşlem/eylem, üyeye başvuru, cevap veya cevap süresinin bitimi. |
| Geçici koruma işlemi | HMK m. 397 ve İİK m. 261, 264; verilmiş kararın korunması. | Karar, infaz talebi, uygulama veya tebliğ olayı. |
Tablo bir süre hesaplayıcısı değildir. Tatil günleri, tebliğ şekli, kesilme veya durma nedenleri, geçiş hükümleri ve usulî işlem türü somut dosyada ayrıca hesaplanır. Yalnız bülten tarihi veya kurucunun basın açıklaması kullanılarak herkes için bir dava son günü çıkarılamaz. [1] [4] [5]
VI. Aynı Başlangıçtan Çıkan İki Kurgusal Dosya
Tümüyle kurgusal karşılaştırma: A ve B adlı gerçek kişi varsayılsın. İkisinin de bir fon payı için işlem yaptığı, tutarların ve tarihlerinin bu örnekte gerçek kişilere veya gerçek fonlara ait olmadığı kabul edilsin. A, satış emrinin kabul edilip bedelin vadesinde hesaba geçmediğini söylüyor. B ise satış emrinin hiç iletilmediğini ve bu yüzden daha düşük fiyatla işlem yaptığını iddia ediyor. A’nın talebinde kabul, fiyat, valör ve ödeme kayıtları; B’nin talebinde çerçeve sözleşme, emrin alınma ve iletim kayıtları ile fiyat farkının nedeni önem taşır. İkisine aynı “fon iadesi” başlığı verilmesi, borçlu ve hukukî sebep ayrımını ortadan kaldırmaz.
A’nın tarafı fonla ilgili bir kurucu şirket, B’nin muhatabı emri alan aracı kurum olabilir; bu sonuç örneğin bir varsayımıdır, somut olay için kurumların rolü ve belge zinciri doğrulanır. Her dosyada sözleşmenin ticari veya mesleki kullanım amacıyla mı yapıldığı, karşı tarafın rolü, iddianın sözleşme veya başka bir hukuki sebebe mi dayandığı sorulur. Bu incelemeden sonra ticaret veya tüketici mahkemesi ve dava şartı arabuluculuk değerlendirilir. İki kişinin bireysel yatırım hesabı bulunması aynı görev sonucuna varmak için tek başına yeterli değildir. [2] [3]
Kurgusal A’nın TSPB yolunu düşünmesi hâlinde karşı tarafın Birlik üyesi, işlemin borsa dışı sermaye piyasası faaliyeti ve başvurunun yönergedeki kapsam içinde olup olmadığı incelenir. B doğrudan dava açacaksa bu tercih, TSPB kabul engeliyle ve varsa dava şartı arabuluculukla birlikte düşünülür. Hiçbir varsayımda TSPB’ye başvuru bedelin ödeneceğini, arabuluculuğa gidilmesi zarar miktarını ya da ihtiyati haciz istenmesi kararın verileceğini garanti etmez. [4] [7] [8]
VII. İçtihat Neden Dosyaya Göre Aranmalıdır?
Bir kararın tüketici mahkemesinden gelmesi, temyizde görev uyuşmazlığının çözüldüğü anlamına gelmez. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli, 2024/5013 E. ve 2025/3807 K. sayılı kararı, bireysel portföy yönetimi kapsamındaki fon çıkış talimatı ve gecikme iddiasını ele alır. İlk derece davası tüketici mahkemesinde görülmüş, Yargıtay ise bölge adliye mahkemesinin tazminat hükmünü dosyadaki talimat ve görüşme kayıtları çerçevesinde onamıştır. Karar, ticaret mahkemesi ile tüketici mahkemesi arasında tartışmalı bir görev sorununu çözmez; bu nedenle yalnız mahkemenin adından bütün fon iade davaları için görev sonucu çıkarılamaz. [14]
Üç kararın tam metni farklı soruları gösterir: yanlış ad kaydı nedeniyle bankadaki fon birikiminin çekilememesi, ticari amaç kaydı taşıyan kaldıraçlı işlem sözleşmesi ve fon çıkış talimatının işlenmesine ilişkin tazminat. Hiçbiri SPK 2026/61 kapsamındaki bütün fonların tasfiyesinde aynı davalının, aynı alacağın veya aynı mahkemenin bulunduğunu söylemez. Somut uyuşmazlıkta sözleşmenin tarafları ve amacı, talimatın verildiği kanal, fon belgeleri, iddianın hukuki sebebi ve varsa yapılan ödeme birlikte incelenmeden görev ile arabuluculuk sonucu kurulamaz. [1] [3] [12] [13] [14]
Sık Sorulan Sorular
Hayır. 6502 m. 3 ve 73 bakımından somut sözleşme, işlemin amacı, tarafların sıfatı ve talebin konusu incelenir. Yargıtay’ın bankadaki fon hesabına ilişkin tüketici mahkemesi kararı, farklı bir kaldıraçlı işlem sözleşmesinde ticaret mahkemesini görevli gören kararla birlikte okunmalı; ikisinden de 2026 tasfiyesindeki bütün fonlar için tek sonuç çıkarılmamalıdır. [3] [12] [13]
Hayır. TTK m. 4’teki ticari dava ölçütleri, her iki tarafın işletmesiyle ilişki veya kanundaki özel dava türü yönünden incelenir; şirket sıfatı ve yatırım tutarı tek başına yeterli değildir. [2]
Geçmez. TSPB müşteri heyetinin kapsamı ve ön başvurusu kendi yönergesine; ticari veya tüketici davasındaki arabuluculuk ise ilgili kanun hükümlerine dayanır. Hangi yolun uygun olduğu taleple belirlenir. [2] [3] [8]
6325 m. 18/A/15, büroya başvurudan son tutanağa kadar zamanaşımı ve hak düşürücü süreler için belirli sonuçlar öngörür; 16. fıkra dava öncesi geçici korumadaki dava açma süresine ilişkindir. Kurumsal başvuruların tümü aynı etkiyi doğurmaz. [4]
Sonuç
Fon uyuşmazlığının usul haritası, işlemin adıyla değil, talep edilen hakkın ve muhatabın belirlenmesiyle başlar. Önce görev, sonra yer bakımından yetki ve sözleşme kayıtları; ardından ticari veya tüketici dava şartı arabuluculuk ile TSPB yolunun ayrı koşulları değerlendirilir. Zamanaşımı, Heyet kabul süresi ve geçici koruma işlemi aynı takvimde farklı kaynaktan doğar. Genel mevzuat bu ayrımı kurar; somut uyuşmazlıkta hangi mahkeme ve hangi son gün olduğu tarihli sözleşme, emir, ödeme ve tebliğ kayıtlarıyla ayrıca belirlenir.
İncelemenin sınırı
Bu yazı kamusal belgelerle yapılan genel hukuki incelemedir. Belirli yatırımcıya ait hesap, emir, kimlik ve ödeme verisi burada kullanılmamıştır; metin dava veya tahsil sonucunu taahhüt etmez.
Kaynaklar
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 1, 6, 10, 17–19, 110–115, 389 ve 397. Resmî tam metnin ilgili hükümleri 21.09.2026’da yeniden incelendi.
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 4, 5 ve 5/A. Ticari dava ve dava şartı arabuluculuk ayrı koşullar.
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 3, 68, 73, 73/A ve 83/2. Yıllık parasal sınır bu metinden güncel tutar olarak çıkarılmadı.
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu, m. 18/A/2, 15–16. Resmî konsolide PDF 21.09.2026’da yeniden alındı; yayın gününde tekrar kontrol edilir.
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 72, 146–147. Uygulanacak süre hukukî sebebe göre seçilir.
- Mevzuat Bilgi Sistemi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, m. 257, 261 ve 264. İhtiyati haciz koşulları ile sonrası işlemler.
- Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği, Uyuşmazlık Merkezi, heyet kapsamı, ön başvuru ve kabul edilmeyen uyuşmazlıklar. Sayfadaki tarihsel parasal örnekler güncel eşik olarak kullanılmadı.
- TSPB, Müşteri Uyuşmazlıkları Hakem Heyeti Yönergesi, m. 1–2 ve 8–11. 2016 tarihli dosya, Birliğin 21.09.2026’da erişilen Heyet sayfasından bağlantılanan nüshayla aynıdır; başvuru gününde yeniden kontrol edilir.
- SPK, 2026/61 sayılı Bülten, A/8 ve fon listesi. Bireysel dava veya ödeme tarihi değildir.
- SPK, 2026/62 sayılı Bülten, A/1, 59/1710 sayılı karar. A/8’deki azami fon tasfiye süresini altı ay olarak değiştirir.
- SPK, 2026 yılı bülten dizini. 21.09.2026 tarihli güncellik taraması; yayın günü yeniden okunmalıdır.
- Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 20.09.2016, 2016/8375 E., 2016/8081 K., resmî tam metin. Bankadaki yatırım fonu hesabının yanlış ad kaydı nedeniyle birikime erişilememesi; tüketici mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesi. Tasfiye davası değildir.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 07.02.2019, 2017/2348 E., 2019/82 K., resmî tam metin. Ticari amaç kaydı taşıyan kaldıraçlı işlem sözleşmesinde ticaret mahkemesi görevine ilişkin çoğunluk kararı; yatırım fonu payı iadesi değildir.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.05.2025, 2024/5013 E., 2025/3807 K., resmî tam metin. Bireysel portföy yönetimi ve fon çıkış talimatına ilişkin tazminat incelemesi; görev uyuşmazlığı hakkında hüküm değildir.
- KAP, MKK genel tasfiye duyurusu 1665136, 18.09.2026. Genel usul ve ilgili fon kodları; kişisel dava süresi, mahkeme veya ödeme kaydı değildir.
- SPK, Tasfiye Konusu Fonlara İlişkin Süre Düzenlemesi, 21.09.2026. 2026/61 A/8’deki azami süre altı aya çıkarılmış; diğer hükümler korunmuş ve altı ay zorunlu bekleme süresi olarak açıklanmamıştır.
