CMK m. 18, yetkisizlik iddiasının ilk derece mahkemesinde sanık sorgusundan önce ileri sürülmesini aramaktadır. Bu aşama geçtikten sonra mahkeme de re’sen yetkisizlik kararı veremez; yanlış zamanlama, itiraz yolunu, dosyanın hangi merci önünde kalacağını ve savunma stratejisinin tamamını doğrudan etkilemektedir.
Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza yargılamasında yer bakımından yetki, uygulamada çoğu kez ikinci planda görülen; buna karşılık yanlış kurulduğunda dosyanın bütün istikametini değiştiren bir mesele niteliğindedir. İddianamenin hangi mahkemeye sunulacağı, sanığın hangi şehirde savunma kuracağı, mağdurun hangi mahkemede hazır bulunacağı, tebligatların hangi esas numarası üzerinden ilerleyeceği ve kanun yolu başvurusunun hangi merciye yöneltileceği bu başlık altında şekillenmektedir. Bu sebeple yetkisizlik itirazı, yalnız teknik bir ön mesele olmayıp savunmanın zamanlamasını, belge mimarisini ve hak kaybı riskini doğrudan belirleyen usul kurumlarından biridir.
CMK m. 18’in ağırlığı da tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hüküm, sanığa yetkisizlik iddiası ileri sürme imkanı tanımakta; fakat bu imkanı süresiz ve sınırsız bırakmamaktadır. İlk derece mahkemesinde sorgu başladıktan, bölge adliye mahkemesinde inceleme açıldıktan veya duruşmalı istinaf dosyasında rapor okunduktan sonra artık yer bakımından yetki meselesi kapatılmaktadır. Anılan sınır, bir yandan dosyanın gereksiz sürüncemede kalmasını önlemeyi hedeflemekte; diğer yandan savunma bakımından “itiraz ne zaman yapılmalı, mahkeme re’sen karar verebilir mi, yanlış merci kararı hangi kanun yoluna tabidir?” sorularını keskin biçimde gündeme taşımaktadır.
Kanaatimizce uygulamadaki temel sorun, görev ile yetki ayrımının silikleşmesi ve CMK m. 18’in yalnız bir cümlelik usul şartı gibi okunmasıdır. Oysa görev kamu düzenine daha yakın bir alan oluştururken, yer bakımından yetki çoğu dosyada süresine bağlı itiraz rejimi içinde ele alınmaktadır. Söz konusu ayrım gözden kaçtığında, kimi dosyada sorgudan sonra yetkisizlik talebi ileri sürülmekte, kimi dosyada mahkeme tensiben yahut işin esasına geçtikten sonra re’sen yetkisizlik kararı vermekte, kimi dosyada ise yetkisizlik kararı ile iddianamenin iadesi birbirine karıştırılmaktadır. Aşağıdaki inceleme, CMK m. 18’i bu risk alanları üzerinden, içtihat, mevzuat ve doktrin birlikte okunarak ele almaktadır.
I. CMK m. 18 hangi sistematik içinde okunmalı ve kanuni hâkim güvencesiyle ilişkisi nasıl kurulmalıdır?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 12 ila 21’inci maddeleri, ceza yargılamasında yer bakımından yetki rejimini kurmaktadır. Genel kural, suçun işlendiği yer mahkemesinin yetkili olmasıdır; belirsiz suç yeri, yabancı ülkede işlenen fiiller, taşıt suçları, bağlantılı dosyalar ve gecikmesinde sakınca bulunan hâller ise bu ana kuralın etrafında tamamlayıcı yapılar oluşturmaktadır. CMK m. 18, bu bütün içinde yer almakta ve “yetkisizlik iddiası”nın ne zaman ileri sürülebileceğini, kararın hangi aşamada verileceğini ve karara karşı itiraz yolunun açık olduğunu belirlemektedir. Hükmün normatif işlevi, yetki konusunu sınırsız bir kamu düzeni itirazı olmaktan çıkarıp belli aşamada dondurulan usul meselesi hâline getirmektir.
Bu görünüm, Anayasa’nın 36 ve 37’nci maddeleri ile birlikte okunmalıdır. Adil yargılanma hakkı, yalnız usule uygun bir duruşma yapılmasını değil; davaya önceden belirlenmiş kanuni ölçütlere göre bakılmasını da gerektirmektedir. Buna karşılık kanuni hâkim güvencesi, yer bakımından yetki başlığını sonsuza kadar açık tutan bir rejim doğurmamaktadır. Aksine, hangi aşamaya kadar itiraz edilebileceği kanunla belirlenmişse, bu sınırın uygulanması da aynı anayasal çerçevenin parçası sayılmalıdır. Anayasa Mahkemesi, Tahir Gökatalay, B. No: 2013/6068 başvurusunda, yeni kurulan mahkemeler sebebiyle görevsizlik ve yetkisizlik kararları verilmesinin önlenmesini kanuni hâkim güvencesine aykırı görmemiş; uzun süredir devam eden davalarda başa dönülmesinin engellenmesini anayasal bakımdan sorunlu saymamıştır. Bu yaklaşım, yer bakımından yetki meselesinin dosya ekonomisiyle yarışan bir anayasal serbest alan değil, kanunun çizdiği sınırlar içinde ele alınacak bir güvence alanı olduğunu göstermektedir.
Doktrinde Centel ve Zafer ile Kunter, Yenisey ve Nuhoğlu’nun ana çizgisi de benzer bir zeminde buluşmaktadır. Öğretide baskın yaklaşım, yer bakımından yetkinin görev kadar katı bir kamu düzeni meselesi olmadığı; buna rağmen sanığın adil savunma imkanını ve yargılamanın öngörülebilirliğini etkilediği için kanunda belirlenen sürede ileri sürülmesinin önemli olduğu yönündedir. Murat Aydın da, ceza muhakemesinde görev ve yetki meselelerine ilişkin ayrıntılı incelemesinde, CMK m. 18’in süreli itiraz rejimi kurduğunu; ancak bu sürenin görevle birleşen dosyalarda farklı sonuçlar doğurabildiğini tartışmaktadır. Anılan tartışma, maddenin yalnız teknik değil, aynı zamanda sistematik bir düğüm noktası olduğunu ortaya koymaktadır.
Hukuki sonuç: CMK m. 18, yer bakımından yetki meselesini, görev başlığından ayırarak belirli bir aşamaya kadar ileri sürülebilen ve daha sonra kapanan bir itiraz rejimi içinde kurmaktadır.
Pratik sonuç: Müdafi veya vekil, dosyayı devraldığı anda ilk bakacağı başlıklardan birini yetki zamanlaması olarak belirlemelidir. Sorgu yapıldıktan sonra ileri sürülecek itiraz çoğu dosyada sonuç üretmeyecektir.
II. Yetkisizlik iddiası hangi aşamaya kadar ileri sürülebilir ve bu süre savunma planını neden belirler?
CMK m. 18/1, süre rejimini açık biçimde kurmaktadır: sanık, yetkisizlik iddiasını ilk derece mahkemelerinde duruşmada sorgusundan önce; bölge adliye mahkemelerinde incelemenin başlamasından önce; duruşmalı işlerde ise inceleme raporunun okunmasından önce bildirecektir. Hükmün lafzı nettir; fakat uygulamadaki güçlük, “sorgudan önce” ifadesinin ne zaman fiilen kapandığı ve müdafiin hazır bulunduğu, sanığın ise SEGBİS yahut talimat yoluyla dinlendiği dosyalarda bu eşiğin nasıl belirleneceği noktasında ortaya çıkmaktadır. Prof. Dr. Ersan Şen’in değerlendirmesinde de işaret edildiği üzere, talimat duruşmasında yetki itirazı ileri sürülmüşse önce bu itirazın incelenmesi, ardından sorgunun yapılması gerekir. Sorgu başladıktan sonra yapılan itiraz ise çoğu durumda geç kalmış sayılmaktadır.
Bu düzenleme, savunma dosyasının ilk kontrol adımını zorunlu kılmaktadır. İddianame tebliğ edildiğinde yahut UYAP üzerinden dosya incelendiğinde, olay yeri, mağdurun bulunduğu yer, fiilin tamamlandığı yer, olası özel yetki kuralları ve varsa bağlantılı dosyalar derhal eşleştirilmelidir. Söz konusu inceleme, yalnız “mahkeme yanlış yerde” biçimindeki soyut kanaatle sınırlı kalmamalıdır. Hangi yetki kuralının ihlal edildiği, bu kuralın genel mi özel mi olduğu, iddianamedeki vaka anlatımının hangi bölümünün farklı mahal gösterdiği ve bunun dosya üzerinde ne sonuç doğurduğu dilekçede görünür olmalıdır. Aksi durumda, süresinde yapılmış bir itiraz dahi cılız ve soyut kaldığı için reddedilebilmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 20.06.2016 tarihli, E. 2015/12307, K. 2016/10465 sayılı kararı, süre kuralının pratik etkisini güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında taraflar kanunun öngördüğü aşamada yetki itirazında bulunmamış; buna rağmen yerel mahkeme sonradan yetki ekseni üzerinden değerlendirme yapmıştır. Daire, CMK m. 18/2’nin emredici niteliğini vurgulayarak, süresinde itiraz yoksa mahkemenin incelemeye devam etmesi gerektiğini belirtmiştir. Kararın öğretici yönü, yer bakımından yetkinin yalnız ilk ceza yargılamasında değil, CMK’nın 141 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tazminat davalarında da süreli itiraz mantığı içinde okunduğunu göstermesidir.
Öğretide Özbek, Doğan, Bacaksız ve Tepe ile Ünver ve Hakeri çizgisinde de süre kuralının usul ekonomisiyle bağlantısı üzerinde durulmaktadır. Anılan yazarlara göre yetki tartışmasının dosyanın başında çözümlenmesi, hem gereksiz tebligat ve keşif tekrarını önler hem de tarafların hangi yerde hangi savunma planını kuracağını netleştirir. Kanaatimizce bu yaklaşım isabetlidir; zira geç ileri sürülen yetki itirazı, çoğu dosyada esastan kuvvetli olsa bile usulen işlevsiz hale gelmekte, savunma da enerjisini yanlış başlığa harcamaktadır.
III. Mahkeme re’sen yetkisizlik kararı verebilir mi; görev ile yetki ayrımı ve iddianamenin iadesi sınırı nerede başlar?
CMK m. 18/2’nin en tartışmalı cümlesi, “Bu aşamalardan sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamayacağı gibi mahkemeler de bu hususta re’sen karar veremez” hükmüdür. Tartışma, bu ibarenin yalnız belirtilen aşamalardan sonrasını mı yasakladığı, yoksa mahkemenin baştan itibaren re’sen yetkisizlik kararı veremeyeceği anlamına mı geldiği noktasında toplanmaktadır. Bir görüş, maddenin lafzından hareketle sorgu öncesi aşamada mahkemenin re’sen yetkisizlik kararı verebileceğini; yasağın yalnız sorgu sonrası safha için öngörüldüğünü savunmaktadır. Karşı görüş ise CMK m. 18’in yetki itirazını sanığın inisiyatifine bağladığını, dolayısıyla mahkemenin tensiben yahut sanık talebi olmaksızın bu yola gitmesinin hükmün sistematiğiyle bağdaşmadığını ileri sürmektedir.
Uygulamadaki kararlar, bu tartışmanın siyah-beyaz çözülemeyeceğini göstermektedir. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 15.12.2011 tarihli, E. 2009/16759, K. 2011/26400 sayılı kanun yararına bozma kararı, yetkisizlik ile iddianamenin iadesinin birbirine karıştırılamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Kararda, iddianamenin iadesi sebepleri arasında yetkisiz mahkemeye dava açılmasının sayılmadığı, kamu davası açıldıktan sonra da yetkisizlik değerlendirmesinin ayrı usul yoluna tabi olduğu belirtilmiştir. Bu kararın anlamı şudur: mahkeme, yer bakımından yetki sorununu sırf iddianameyi iade ederek bertaraf edemez; yetki problemi varsa bunu CMK’nın kendi mekanizması içinde çözmelidir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 23.11.2015 tarihli, E. 2015/16690, K. 2015/21442 sayılı kararı ise eşik geçildikten sonra mahkemenin re’sen değerlendirme alanının kapandığını göstermektedir. Söz konusu kararda, ilk derece mahkemesinin ancak sanığın sorgusundan önce yetkisizlik kararı verebileceği; işin esasına geçildikten sonra artık yer bakımından yetki incelemesi yapılamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Bu karar, mahkemeye tanınabilecek muhtemel re’sen alanın dahi en fazla erken aşamayla sınırlı olduğunu; sorgu sonrası safhada yetkinin artık kapatılmış bir başlık sayıldığını göstermesi bakımından önemlidir.
Görev ile yetki ayrımı tam bu noktada kritikleşmektedir. Murat Aydın, görev ve yetki meselelerinin birlikte ortaya çıktığı dosyalarda önce görev yönünden değerlendirme yapılması gerektiğini, görevli olmayan mahkemenin yaptığı sorgunun hükümsüz sayılabilmesi sebebiyle yetki tartışmasının da yeniden doğabileceğini tartışmaktadır. Bu yaklaşım, görev kamu düzenine ilişkin olduğundan her aşamada gündeme gelebilirken; yetkinin normal şartlarda süreyle sınırlı kalmasının nedenini de açıklamaktadır. Kanaatimizce savunma bakımından en büyük hata, esasen görev itirazı gerektiren dosyada yalnız yetkisizlik argümanı kurmak yahut tam tersidir. Mahkemenin niteliği ile yer yönünden bağlantı aynı cümlede yazılsa bile hukuki sonuçları ayrı tutulmalıdır.
Yargıtay 7. CD, E. 2009/16759, K. 2011/26400, T. 15.12.2011
Pasaport Kanunu’na aykırılık soruşturmasında yetkisiz mahkemeye açıldığı düşünülen davanın iddianame iadesi yoluyla çözülmesi istenmiş; Daire, iddianamenin iadesi sebepleri arasında bu halin yer almadığını, yetkisizlik değerlendirmesinin ayrı usul kurallarına tabi olduğunu belirtmiştir. Dosya pratiğine etkisi, tensip aşamasında “iade mi yetkisizlik mi?” ayrımının mutlaka doğru kurulmasıdır.
Aşağıda anılan bazı Yargıtay kararlarında karar metnine doğrudan erişim teknik olarak mümkün olmadığından, künye doğrulaması resmi karar arama kayıtları üzerinden yapılmış; içerik değerlendirmesi ise güvenilir ikincil özetlerle sınırlı tutulmuştur.
IV. Yetkisizlik kararına itiraz nasıl işler; olumlu veya olumsuz uyuşmazlıkta ortak yüksek görevli merci hangi noktada belirleyici olur?
CMK m. 18/3, yetkisizlik kararlarına karşı itiraz yolunu açık tutmaktadır. Ancak itirazın tanınmış olması, her uyuşmazlığın aynı mercii önünde çözüleceği anlamına gelmemektedir. Aynı bölge adliye mahkemesi çevresi içindeki ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki uyuşmazlıklarla, farklı BAM çevrelerine yayılan yahut ağır ceza mahkemeleri arasında doğan olumsuz yetki çatışmaları birbirinden ayrılmalıdır. 5235 sayılı Kanun’un 37/2’nci maddesi, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerine kendi çevrelerindeki adlî yargı ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözme görevi vermektedir. Buna karşılık farklı BAM çevrelerine yayılmış dosyalarda ortak yüksek görevli merci olarak Yargıtay ilgili ceza dairesi devreye girmektedir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 05.06.2023 tarihli, E. 2023/5883, K. 2023/7112 sayılı kararı bu ayrımı somutlaştırmaktadır. Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi ile İstanbul 16. Asliye Ceza Mahkemesi arasında oluşan olumsuz yetki uyuşmazlığında Daire, farklı bölge adliye mahkemesi yargı çevrelerindeki ilk derece mahkemeleri arasındaki çözüm yerinin Yargıtay olduğunu kabul etmiş ve İstanbul mahkemesinin yetkisizlik kararını kaldırmıştır. Kararın pratiğe etkisi açıktır: taraf, sırf itiraz yoluna güvenerek dosyanın kendiliğinden doğru mercii bulacağını varsayamaz; hangi uyuşmazlığın BAM, hangisinin Yargıtay düzeyinde çözüleceği dilekçede net yazılmalıdır.
Benzer biçimde Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 14.03.2022 tarihli, E. 2021/13059, K. 2022/3053 sayılı kararı, farklı BAM çevrelerinde bulunan ağır ceza mahkemeleri arasındaki olumsuz yetki uyuşmazlığında çözüm yerinin yine Yargıtay olduğunu ortaya koymuştur. Nitelikli dolandırıcılık isnadında Denizli 6. Ağır Ceza Mahkemesi ile Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesi arasındaki çatışmada Daire, CMK m. 18/2 hükmünü ve karar gerekçesini dikkate alarak Denizli mahkemesinin yetkisizlik kararını kaldırmıştır. Buradaki kritik nokta, uyuşmazlığın soyut yer sorunu olmaktan çıkıp aktif dosya yönetimi problemine dönüşmesidir. Hangi mahkemenin dosyayı sürdürmesi gerektiği belirlenmeden tebligat, delil ikmali ve tanık planı sağlıklı yürümemektedir.
Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 29.01.2018 tarihli, E. 2018/549, K. 2018/242 sayılı kararı da aynı çizgiyi teyit etmektedir. Silahlı örgüt üyeliği, sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarına ilişkin iki ağır ceza mahkemesi arasında doğan olumsuz yetki uyuşmazlığında, yerinde görülmeyen yetkisizlik kararının kaldırılmasına hükmedilmiştir. Bu kararların ortak mesajı şudur: yer bakımından yetki uyuşmazlığı, karar verildikten sonra dosyayı otomatik olarak doğru mahkemeye ulaştıran nötr bir mekanizma değildir; yanlış kurulan yetkisizlik kararı, yeni bir uyuşmazlık ve gecikme halkası üretmektedir.
TBB Dergisi’nde 2024 yılında yayımlanan “Ceza Mahkemelerinin Madde ve Yer Yönünden Yetkisizlik Kararlarına İtiraza İlişkin Değerlendirmeler” başlıklı inceleme de itiraz mekanizmasının kendi içinde yeni sorunlar doğurabildiğini isabetle göstermektedir. Çalışmada, itiraz merciinin kimi zaman yetkisiz olduğu ileri sürülen mahkeme ile aynı yapının parçası olabildiği; bunun da yetki uyuşmazlığının çözümünü geciktirebildiği vurgulanmaktadır. Kanaatimizce bu eleştiri yerindedir. Usul yolu bulunması tek başına yeterli değildir; o yolun gerçekten çözüm üretip üretmediği de ayrıca denetlenmelidir.
Kanun yolu riski: Yetkisizlik kararının hangi mercide itiraz edileceği doğru saptanmazsa, başvuru süresi içinde yapılmış olsa dahi dosya yanlış yargı yerine gönderilebilir. Özellikle farklı BAM çevreleri söz konusuysa dilekçede ortak yüksek görevli merci açıkça gösterilmelidir.
V. Özel yetki kuralları, CMK 141-142 tazminat dosyaları ve bölge adliye aşaması bakımından hangi ayrımlar önem taşır?
Yer bakımından yetki rejiminin en öğretici sınavlarından biri, CMK’nın 141 ve devamı maddeleri uyarınca açılan koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarıdır. Bu dosyalarda CMK m. 142, zarar görenin oturduğu yer ağır ceza mahkemesini yetkili kılan özel bir kural kurmaktadır. Ne var ki özel yetki kuralının varlığı, CMK m. 18’in tamamen devre dışı kaldığı anlamına gelmemektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 23.10.2017 tarihli, E. 2017/560, K. 2017/7799 sayılı kararı, tazminat isteminde yetkinin kamu düzeni gibi sınırsız değerlendirilemeyeceğini; itirazın süresinde ileri sürülmesi gerektiğini belirtmektedir. Daire, bu özel rejimin amacının davacıyı uzak yerde dava açma külfetinden kurtarmak olduğunu; buna rağmen yetki başlığının yine CMK 12 ila 21 sistematiği içinde okunacağını kabul etmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05.06.2017 tarihli, E. 2016/2098, K. 2017/4717 sayılı kararı aynı çizgiyi pekiştirmektedir. Kararda, yetki kurallarının CMK m. 12 ila 21 arasında düzenlendiği; CMK m. 142’de özel yetki kuralı bulunsa da, yetkisizlik iddiası ve kararın verilmesine ilişkin ayrıca farklı bir rejim öngörülmediği belirtilmektedir. Bu sebeple yetkinin görev gibi kamu düzenine ilişkin olmadığı ve süresinde ileri sürülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Uygulama bakımından bu yaklaşım önemlidir; zira özel yetki kuralı görüldüğünde taraflar çoğu kez “mahkeme bunu her zaman kendiliğinden gözetir” kanaatine kapılmaktadır. Oysa anılan içtihat, özel kuralın varlığının süre disiplinini ortadan kaldırmadığını göstermektedir.
Bölge adliye mahkemesi aşamasında ise dikkat edilmesi gereken eşik farklıdır. CMK m. 18/1 ve m. 18/2, duruşmasız işlerde incelemenin hemen başlangıcını, duruşmalı işlerde ise inceleme raporunun okunmasından önceki anı sınır olarak çizmektedir. Bu görünüm, istinaf aşamasında hazırlanan dilekçelerde yalnız esas itirazların değil, yer bakımından yetkiye ilişkin taleplerin de baştan formüle edilmesini zorunlu kılmaktadır. Türker Alptekin’in merci tayini ve tutuklama tedbiri üzerine değerlendirmesinde de görüldüğü üzere, yer ve görev değişikliklerinin özellikle koruma tedbirlerinin devamı yahut tazminat dosyalarının akıbeti üzerinde ikincil etkileri bulunabilmektedir. Yer değişikliği, bazen yalnız dosyanın gideceği salonu değil; tutuklama incelemesinin hızını, SEGBİS düzenini ve delil ikmal takvimini de dönüştürmektedir.
Bu sebeple savunma planı hazırlanırken özel yetki kuralı bulunan dosyalarda dört soru aynı anda sorulmalıdır: Hangi hüküm özel yetki kurmaktadır? Bu özel yetki genel kuralla çatışıyor mu, yoksa onu tamamlıyor mu? İtiraz hangi aşamada yapılmalıdır? Kararın kanun yolu merciinde çözüm yeri BAM mı, Yargıtay mı olacaktır? Bu sorular cevapsız bırakıldığında, özel yetki kuralı savunmayı güçlendirmek yerine yanıltıcı güven hissi doğurabilmektedir.
Yargıtay 12. CD, E. 2017/560, K. 2017/7799, T. 23.10.2017
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasında Daire, CMK m. 142’deki özel yetki kuralına rağmen yer bakımından yetkinin kamu düzeni niteliğinde sınırsız bir başlık olmadığını; süresinde ileri sürülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Dosya pratiğine etkisi, özel yetki kuralı görülen her dosyada dahi süre kontrolünün ihmal edilemeyeceğidir.
VI. Delil, belge, süre ve dosya hazırlığı bakımından hangi kontrol matrisi kullanılmalıdır?
Yetkisizlik itirazı çoğu dosyada salt hukuki argümanla değil, belge mimarisiyle kazanılır yahut kaybedilir. İlk kontrol listesinde iddianame, olay yeri ve tarih bilgisi, şüpheli veya sanığın yerleşim yeri, özel yetki kuralı bulunup bulunmadığı, daha önce verilmiş yetkisizlik yahut görevsizlik kararları, bu kararlara ilişkin tebligat evrakı, itiraz süreleri ve varsa karşı mahkeme kararları birlikte yer almalıdır. Yetki meselesi bazen tek paragrafla çözülecek kadar açıktır; ancak çoğu dosyada olay yerinin birden fazla yerde gerçekleştiği, fiilin internet veya banka işlemleri aracılığıyla yayıldığı, tanığın başka yerde dinlendiği yahut ilk usul işleminin farklı soruşturma dosyasında yapıldığı görülmektedir. Söz konusu ihtimaller, belge tasnifini zorunlu kılmaktadır.
Öğretide Kunter, Yenisey ve Nuhoğlu ile Centel ve Zafer, yer bakımından yetki meselesinin dosya başında somutlaştırılması gerektiğini; aksi hâlde itiraz rejiminin teoride mevcut olsa dahi pratikte etkisizleştiğini vurgulamaktadır. Uygulamacı bakımından bu tespit son derece yerindedir. Mahkeme önüne yalnız “suç burada işlenmedi” cümlesiyle çıkmak yeterli değildir; fiilin hangi kısmının nerede tamamlandığı, özel yetki normunun neden devreye girdiği ve mevcut esas numarasının neden hukuken savunulamaz olduğu açıkça kurulmalıdır. Belgesiz yetki itirazı, çoğu kez soyut kanaat görünümü vermektedir.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Kontrol başlığı | Dosyada aranacak somut unsur | Dayanak | Atlanırsa oluşan risk |
|---|---|---|---|
| İtirazın zamanlaması | İlk derece dosyasında sorgu tarihi, istinafta inceleme başlangıcı, duruşmalı istinafta rapor anı | CMK m. 18/1-2 | Süresi geçmiş itiraz nedeniyle başlığın kapanması |
| Yetki kuralının türü | Genel yer yetkisi mi, özel yetki mi, bağlantı mı, yabancı ülke suçu mu | CMK m. 12-16, m. 142 | Yanlış normdan itiraz kurulması |
| Önceki kararlar | Yetkisizlik, görevsizlik, iade, karşı mahkeme kararı, itiraz sonucu | CMK m. 18/3, m. 267 vd. | Uyuşmazlık zincirinin eksik kurulması |
| Tebligat ve süre başlangıcı | Kararın kimlere ne zaman tebliğ edildiği | CMK m. 35-39 | İtiraz süresinin kaçırılması veya erken başvuru |
| Olay yeri haritası | Fiilin icrası, netice, yakalama, yerleşim yeri, ilk usul işlemi | CMK m. 12-15 | Yanlış mahkemeyi işaret eden eksik vaka anlatımı |
| Özel yetki dosyası | CMK m. 142 gibi özel kuralların gerçekten uygulanıp uygulanmadığı | CMK m. 141-142 | Özel kuralı kamu düzeni sanma hatası |
| Kanun yolu mercii | Aynı BAM çevresi mi, farklı çevre mi, ortak yüksek görevli merci ihtiyacı var mı | 5235 sayılı Kanun m. 37, CMK m. 17-18 | Yanlış merciye başvuru ve dosyanın sürüncemede kalması |
Yetkisizlik iddiasını güvenli biçimde kurmak için, dosya ilk incelemesinde zaman, olay yeri ve kanun yolu mercii birlikte haritalanmalıdır.
- Sorgu ve inceleme eşiğini takvim üzerinde sabitleyin
İlk duruşma günü, sorgu saati, istinaf incelemesinin açılış anı ve rapor okunma sırası somut olarak not edilmelidir. Yetki itirazı bu eşiklerden önce hazırlanmalıdır.
- Olay yerini belgeyle eşleştirin
İddianame anlatımı, tutanak, HTS kaydı, banka hareketi, yakalama yeri ve yerleşim yeri bilgileri tek tabloda toplanmalıdır. Yalnız kanaat değil, belge temelli yer haritası kurulmalıdır.
- Önceki yetkisizlik ve tebligat kararlarını ayrı klasörleyin
Karşı mahkeme kararları, tebligat mazbataları ve itiraz süresi hesapları olmadan yeni başvuru güvenli kurulamaz. Uyuşmazlık zinciri eksiksiz görünmelidir.
- Başvurulacak mercii dilekçede açıkça yazın
Aynı BAM çevresi ile farklı BAM çevresi ayrımı baştan yapılmalı; Yargıtay veya bölge adliye düzeyindeki çözüm yeri açıkça gösterilmelidir.
VII. Sık yapılan hatalar nelerdir; hangi yanlış uygulamalar somut hak kaybı üretir?
Uygulamada ilk yaygın hata, yetkisizlik itirazını esasa cevap dilekçesinin arkasına eklenen tali cümle gibi görmektir. Oysa sorgu başladıktan sonra ileri sürülen yer itirazı çoğu dosyada sonuç vermeyeceğinden, itirazın dili kadar zamanlaması da esaslıdır. İkinci hata, görevsizlik ile yetkisizliği aynı başlık altında karıştırmaktır. Ağır ceza yerine asliye ceza yahut sulh ceza yerine asliye ceza tartışması çoğu kez görev sorunu iken, fiilin işlendiği yer ve özel yetki kuralları farklı bir analiz gerektirir. Üçüncü hata ise iddianame iadesiyle yetkisizlik kararını birbirine eşitlemektir. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2011 tarihli kararı, bu karışıklığın kanun yararına bozma konusu olabilecek kadar ciddi sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.
Dördüncü hata, özel yetki kuralı bulunan dosyalarda yer itirazının kendiliğinden ve sınırsız biçimde dikkate alınacağını varsaymaktır. Oysa Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2016, 2017 ve 2017 tarihli kararları, tazminat davaları dahil olmak üzere yer bakımından yetkinin süresine bağlı bir rejim içinde ele alındığını göstermektedir. Beşinci hata, yetkisizlik kararına karşı itiraz edilirken çözüm merciini yanlış tayin etmektir. Farklı BAM çevrelerinde bulunan mahkemeler arasındaki çatışmada dosyanın bölge adliye merciine yöneltilmesi, başvurunun uzamasına ve sürenin fiilen işlevsizleşmesine yol açabilmektedir.
Altıncı hata, dosya üzerinde önceki yetkisizlik ve tebligat kararlarını toplamadan başvuru yapmaktır. Bir mahkemenin verdiği yetkisizlik kararı taraflara tebliğ edilmemiş, karşı mahkeme kararı kesinleşmemiş veya itiraz süresinin işlemeye başlayıp başlamadığı netleşmemişse, başvurunun hukuki zemininde boşluk doğmaktadır. TBB Dergisi incelemesinde de isabetle vurgulandığı üzere, yetkisizlik kararına itirazın kabul edilmesi bazen gerçek uyuşmazlığın yüksek merci önüne taşınmasını geciktirmekte, dolayısıyla itiraz mekanizması çözüm kadar sorun da üretebilmektedir. Bu eleştiri, pratikte özellikle asliye ceza ile ağır ceza yahut farklı il mahkemeleri arasındaki dosyalarda hissedilmektedir.
Kanaatimizce savunma bakımından en güvenli yaklaşım, yetki meselesini iki ayrı dosya çıktısı halinde çalışmaktır. İlk çıktı, sırf yetki başlığına ayrılır ve olay yerini, özel kuralı, tebligatı, süreyi ve çözüm merciini gösterir. İkinci çıktı ise esas savunmaya ayrılır. Bu ayrım yapılmadığında, müdafi esas savunmayı güçlendirirken yetki itirazını süresiz bir mesele gibi varsaymakta; savcı veya mahkeme de dosya akışının hangi aşamada kilitlendiğini fark etmeyebilmektedir. Yer bakımından yetki meselesi geç fark edildiğinde, hak kaybı çoğu zaman esastaki güçsüzlükten değil, usuldeki gecikmeden kaynaklanmaktadır.
Somut risk başlıkları: sorgu sonrası yapılan itiraz, yanlış mercii gösteren dilekçe, özel yetki kuralını hiç tartışmayan savunma, tebligat tarihi hesaplanmadan yapılan başvuru ve iddianame iadesi ile yetkisizliği aynı usul işlemi gibi gören tensip kararı, dosyada en sık hak kaybı yaratan görünüm olarak karşımıza çıkmaktadır.
VIII. Sık sorulan sorular
CMK m. 18, yer bakımından yetkisizlik iddiasının hangi aşamaya kadar ileri sürülebileceğini, kararın ne zaman verileceğini ve yetkisizlik kararına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenlemektedir.
Sanığın sorgusundan önce yapılmalıdır. Sorgu başladıktan sonra yer bakımından yetki itirazı çoğu dosyada dinlenmez; mahkeme de aynı aşamadan sonra re’sen yetkisizlik kararı veremez.
Tartışma bulunsa da baskın uygulama, en geç erken aşamada sınırlı bir değerlendirme alanı bulunduğunu; sorgu sonrasında ise re’sen karar verilemeyeceğini kabul etmektedir. İddianame iadesi ile yetkisizlik kararı ayrıca karıştırılmamalıdır.
CMK m. 18/3 uyarınca itiraz yoluna gidilir. Ancak uyuşmazlığın aynı BAM çevresinde mi, yoksa farklı bölge çevrelerinde mi doğduğu başvuru merciini belirlediği için dilekçede çözüm yerinin açık gösterilmesi gerekir.
Hayır. CMK m. 142 gibi özel yetki kuralları önemli olmakla birlikte, Yargıtay uygulaması bu dosyalarda da süreli itiraz mantığının tamamen kaybolmadığını göstermektedir. Özel kuralın varlığı savunma zamanlamasını ortadan kaldırmaz.
Değildir. Görev, mahkemenin türü ve derecesiyle; yetki ise çoğu kez yer itibarıyla hangi mahkemenin davaya bakacağıyla ilgilidir. Hukuki sonuçları ve ileri sürülme rejimi farklıdır.
İddianame, olay yeri ve tarih tutanakları, özel yetki kuralını gösteren dayanak, önceki yetkisizlik veya görevsizlik kararları, tebligat belgeleri ve süre hesabı notu ilk aşamada hazır bulundurulmalıdır.
IX. Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 18’in dosya pratiğindeki gerçek önemi, yetki meselesini erken ve temiz biçimde çözüp çözmediğinizde ortaya çıkmaktadır. Yer bakımından yetki kuralı çoğu zaman esastaki tartışmanın önüne geçmez; fakat yanlış zamanda ileri sürülen itiraz, doğru mahkeme argümanını dahi işlevsiz bırakabilir. Bu sebeple savunma yahut vekillik planı kurulurken yetki başlığı, delil toplama ve esas savunmayla eş zamanlı düşünülmelidir. Sorgu tarihi, tebligat tarihi ve çözüm mercii not edilmeden hazırlanan dosyada, en güçlü yetki argümanı dahi usul kapısından dönemeyebilir.
Bizce profesyonel dosya planı üç katmanlı kurulmalıdır. Birinci katman, olay yerini ve özel yetki normlarını gösteren normatif haritadır. İkinci katman, önceki kararlar, tebligatlar ve süre çizelgesinden oluşan usul haritasıdır. Üçüncü katman ise esas savunmayı, yani suç isnadına, delillere ve hukuki nitelendirmeye ilişkin ana omurgayı içerir. Yer bakımından yetki iddiası bu üçlü yapının ilk iki katmanında çözülmezse, esas savunma çoğu kez yanlış forumda kurulmuş olur. Anılan sebeple CMK m. 18, kısa bir usul maddesi görünümünde olsa da, dosyanın hangi mahkeme önünde, hangi takvimle ve hangi kanun yolu zemini üzerinde yürüyeceğini belirleyen ana eşiklerden biridir.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: yer bakımından yetkinin hangi normdan çıktığı, itirazın sorgu veya inceleme öncesi hangi anda yapılması gerektiği, özel yetki kuralı bulunup bulunmadığı ve itirazın BAM mı yoksa Yargıtay çizgisinde mi çözüleceği tek dosya planı içinde ele alınmalıdır. Ceza hukuku çalışma alanımız, CMK m. 13 analizimiz, CMK m. 16 incelememiz, tutuklama ve itiraz yazımız ve iletişim sayfası bu başlıkları tamamlayıcı başvuru noktaları sunmaktadır.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36, m. 37 ve m. 141
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 12 ila m. 18
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 141, m. 142 ve m. 267 ila m. 271
- 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, özellikle m. 37
- AYM, Tahir Gökatalay, B. No: 2013/6068, T. 04.12.2014
Mahkeme Kararları
- Yargıtay 5. CD, E. 2023/5883, K. 2023/7112, T. 05.06.2023. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2021/13059, K. 2022/3053, T. 14.03.2022. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2018/549, K. 2018/242, T. 29.01.2018. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 12. CD, E. 2015/12307, K. 2016/10465, T. 20.06.2016. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 12. CD, E. 2017/560, K. 2017/7799, T. 23.10.2017. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 12. CD, E. 2016/2098, K. 2017/4717, T. 05.06.2017. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 2. CD, E. 2015/16690, K. 2015/21442, T. 23.11.2015. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 7. CD, E. 2009/16759, K. 2011/26400, T. 15.12.2011. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Aydın, Murat, “Ceza Muhakemesinde Yetki ve Görev Meselesinde Bazı Sorunlara İlişkin Değerlendirmeler”, S.D.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 3, S. 1, 2013.
- Alptekin, Türker, “Yetkisizlik, Görevsizlik ve Merci Tayini Hallerinde Tutuklama Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme”, KTO Karatay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022.
- “Ceza Mahkemelerinin Madde ve Yer Yönünden Yetkisizlik Kararlarına İtiraza İlişkin Değerlendirmeler”, TBB Dergisi, S. 172, 2024.
- Kunter, Nurullah; Yenisey, Feridun; Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 17. Bası, İstanbul 2009.
- Centel, Nur; Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, İstanbul 2010.
- Özbek, Veli Özer; Kanbur, Nihat; Doğan, Koray; Bacaksız, Pınar; Tepe, İlker, Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Ankara 2012.
- Ünver, Yener; Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Baskı, C. I, Ankara 2013.
Elektronik Kaynaklar
- Baran Doğan, “CMK Madde 18 Yetkisizlik İddiası”.
- KoçArslan Hukuk Bürosu, “CMK Madde 18: Yetkisizlik İddiası ve Etkileri”.
- Ersan Şen, “Mahkemeler Re’sen Yetkisizlik Kararı Verebilir mi?”
- Avevrak, Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2021/13059 E., 2022/3053 K. sayılı karar özeti.
- Avevrak, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2009/16759 E., 2011/26400 K. sayılı karar özeti.
- Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Sayı 172, 2024 PDF arşivi.
