CMK m. 19, yetkili mahkemenin hukukî veya fiilî sebeple görev yapamaması halinde davanın nakline, kamu güvenliği yönünden açık ve yakın tehlike varsa da Adalet Bakanının istemiyle Yargıtay önünde nakle imkan vermektedir. Fiilî sebeple duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması daha dar bir araçtır; yanlış merci, yetersiz güvenlik verisi ve eksik belge zinciri talebin reddiyle sonuçlanmaktadır.
Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza yargılamasında dosyanın hangi mahkemede görüleceği çoğu zaman yalnız yer bakımından yetki başlığı altında okunmakta; buna karşılık dosyanın bulunduğu yerde yargılamanın sürdürülmesi fiilen mümkün olmadığında yahut kamu güvenliği bakımından mahkeme çevresinde açık bir gerilim oluştuğunda mesele bambaşka bir usul alanına taşınmaktadır. Özellikle öldürme, örgüt, aşiret husumeti veya çok sanıklı şiddet dosyalarında, sanıkların adliyeye getirilişinden mağdur yakınlarının duruşma salonuna erişimine, kolluk kuvvetlerinin kapasitesinden mahkeme binasının fizikî yeterliliğine kadar birçok unsur aynı anda etkili olmaktadır. Söz konusu görünüm, yalnız güvenlik idaresinin tedbir yükünü değil, savunmanın hangi forumda kurulacağını, delillerin nasıl toplanacağını ve duruşma disiplininin hangi sınırlar içinde korunacağını da belirlemektedir.
CMK m. 19 tam bu nedenle kısa bir sevk maddesi olmaktan ibaret değildir. Hüküm bir yandan yetkili hâkim veya mahkemenin görevini yerine getiremediği hâllerde davanın aynı derecede başka bir mahkemeye naklini düzenlemekte; diğer yandan kamu güvenliği için tehlike doğuran dosyalarda Adalet Bakanının istemiyle Yargıtay nezdinde işletilen ayrı bir prosedür kurmaktadır. 24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun değişikliğiyle eklenen üçüncü fıkra ise, tam nakil yerine duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına da olanak tanımış, böylece orantılı müdahale bakımından ara bir çözüm yaratmıştır. Ne var ki uygulamada bu üç görünüm birbirine karıştırılmakta; kimi dosyada taraf rahatlığı kamu güvenliği gibi sunulmakta, kimi dosyada SEGBİS ve yerel güvenlik tedbirleri hiç tartışılmadan nakil istenmekte, kimi dosyada da 19/3’teki yer değişikliği imkanıyla 19/2’deki tam nakil prosedürü aynı işlem gibi ele alınmaktadır.
Kanaatimizce asıl sorun, CMK m. 19’un kanuni hâkim güvencesiyle rekabet eden istisnai bir araç olduğunun unutulmasıdır. Tabiî hâkim ilkesinin zedelendiği her durumda nakil talebi kabul edilmez; aksine, kural olan mevcut yetkili mahkemede yargılamanın sürdürülmesi, istisna olan ise somut ve doğrulanabilir sebeplerle yer değişikliğine gidilmesidir. Bu nedenle nakil talebinin dili, yalnız soyut risk anlatısına değil; valilik ve emniyet değerlendirmelerine, fizikî kapasite verilerine, önceki celse tecrübelerine, taraf profiline ve alternatif tedbirlerin niçin yetersiz kaldığına dayanmalıdır. Aşağıdaki inceleme, CMK m. 19’u normatif çerçeve, merci yapısı, belge mimarisi, Yargıtay içtihadı ve dosya stratejisi birlikte ele alarak bu sınırı görünür kılmaktadır.
I. CMK m. 19 hangi iki ayrı kurumu düzenler ve kanuni hâkim güvencesi bakımından sınır nerede kurulur?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 19’uncu maddesi tek bir başlık altında üç ayrı müdahale tipi kurmaktadır. Birinci fıkrada, yetkili hâkim veya mahkemenin hukukî veya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunması halinde, yüksek görevli mahkemenin davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline karar vereceği öngörülmektedir. İkinci fıkrada ise, kovuşturmanın görevli ve yetkili mahkemenin bulunduğu yerde yapılmasının kamu güvenliği için tehlikeli olması halinde davanın naklini Adalet Bakanının Yargıtaydan isteyeceği düzenlenmektedir. Üçüncü fıkra da, daha sınırlı bir çözüm olarak, fiilî sebepler veya güvenlik gerekçesiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılabilmesine imkan tanımakta ve bu karara karşı itiraz yolunu açık tutmaktadır. Söz konusu yapı, tam nakil ile yalnız duruşma yerinin değiştirilmesi arasında bilinçli bir kademelendirme kurmaktadır.
Bu kademelendirme, Anayasa’nın 36, 37 ve 141’inci maddeleri ile birlikte okunmalıdır. Kanuni hâkim güvencesi, kişilerin davalarının önceden kanunla belirlenmiş mahkeme önünde görülmesini teminat altına almakta; adil yargılanma hakkı ise duruşmanın düzenli, erişilebilir ve savunma hakkını koruyacak koşullarda yürütülmesini gerektirmektedir. Bu iki ilke her zaman çatışma üretmemektedir; tersine, bazı dosyalarda yerinde yargılama kamu güvenliğini ve duruşma düzenini ağır biçimde tehdit ettiğinde, davanın nakli bizzat adil yargılanmanın koşulu hâline gelebilmektedir. Ne var ki bu istisna, kolay işletilebilir bir idari takdir alanı değildir. Anılan nedenle kanun koyucu, kamu güvenliği yönünden nakil istemini taraflara yahut mahkemeye bırakmamış; Adalet Bakanının istemi ve Yargıtayın kararıyla işleyen çift aşamalı bir güvence mekanizması kurmuştur.
AYM, Tahir Gökatalay, B. No: 2013/6068, T. 04.12.2014 kararında, yeni mahkeme yapılanması nedeniyle dosyaların farklı yargı yerlerine yöneltilmesinin kanuni hâkim güvencesiyle ilişkisi değerlendirilirken, yargılama sisteminin önceden belirlenmiş kurallar içinde yeniden düzenlenmesinin kendiliğinden hak ihlali yaratmadığı kabul edilmiştir. Karar, yer değişikliğinin ancak kanuni zemini, ölçüsü ve gerekçesi görünür olduğunda meşruiyet kazanabileceğini göstermektedir. Doktrinde Burak Taş’ın tabiî hâkim ilkesine ilişkin incelemesi de benzer doğrultudadır; yazar, istisnai forum değişikliklerinin kuralsızlaştırılmasının değil, kanunla öngörülen dar usuller içinde işletilmesinin meşru olduğunu vurgulamaktadır. Bu okumada CMK m. 19, kanuni hâkim ilkesini bertaraf eden değil; onunla çatışan olağanüstü güvenlik veya işlevsizlik hâllerini daraltılmış usulle yöneten bir müessese niteliği taşımaktadır.
Öğretide Aydın ile Alptekin’in çizgisi, CMK m. 19’un yetki hükümlerinden ayrılan bağımsız bir yargılama güvencesi oluşturduğunu göstermektedir. Aydın, görev ve yetki meselelerinin birbirine karıştırıldığı dosyalarda merci tayini ile yer bakımından yetki itirazının aynı şey gibi işlendiğini; Alptekin ise yetkisizlik, görevsizlik ve merci tayini başlıklarının tutuklama ve güvenlik tedbirleriyle birlikte okunduğunda bambaşka usul sonuçları doğurduğunu belirtmektedir. Bu yaklaşım isabetlidir; zira nakil kararı, yalnız “dosya nereye gidecek” sorusunu değil, duruşma takvimi, tutuklu nakli, müdafi erişimi ve mağdur katılımı gibi ikincil fakat belirleyici sonuçları da beraberinde getirmektedir.
Hukuki sonuç: CMK m. 19, tam nakil ile duruşma yerinin değiştirilmesini aynı başlık altında toplasa da, üç ayrı müdahale tipi kurmakta ve her birini kanuni hâkim güvencesiyle uyumlu dar şartlara bağlamaktadır.
Pratik sonuç: Dosyada hangi yolun istendiği dilekçenin ilk sayfasında netleştirilmelidir. Tam nakil, kamu güvenliği veya görevin ifa edilememesi eşiğini; duruşma yerinin değişmesi ise daha dar ve orantılı bir güvenlik çözümünü gerektirmektedir.
II. Davanın nakli veya duruşma yerinin değişmesi hangi somut koşullarda gündeme gelir?
Birinci fıkradaki “hukukî veya fiilî sebeplerle görevin yerine getirilememesi” ifadesi, kamu güvenliği kavramından daha geniştir; fakat sınırsız değildir. Mahkemenin topluca çekinmesi, doğal afet, ağır fizikî yetersizlik, duruşma yapılacak adliye binasının kullanılamaz hâle gelmesi veya dosyanın yetkili mahkemede makul sürede ilerletilemeyeceği olağanüstü şartlar bu başlık altında düşünülebilmektedir. Buna karşılık tarafların başka şehirde oturması, tanıkların ulaşım güçlüğü, müdafiin pratik tercihleri veya yerel tartışmanın medyatik ilgi doğurması tek başına yeterli değildir. Şöyle ki nakil kararı, usul ekonomisini değil, mevcut forumun işlevsizleşmesini hedef alır; kolaylık, 19’uncu maddenin değil, talimat, SEGBİS ve oturum planlamasının alanıdır.
İkinci fıkradaki kamu güvenliği eşiği ise daha dar kurulmuştur. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin yerleşik çizgisi, yalnız tarafların öznel tedirginliğini veya münferit güvenlik endişesini yeterli görmemekte; duruşmanın görevli mahkemenin bulunduğu yerde yürütülmesi halinde açık, yakın ve kamu düzenini etkileyen bir tehlikenin somut verilerle gösterilmesini aramaktadır. Bu nedenle aşiret husumeti, çok sayıda taraf ve yakın, karşı köy veya aileler arasındaki silahlı çatışma geçmişi, fiziki salon yetersizliği, tutuklu nakil riskleri ve adliye çevresinde toplu olay ihtimali birlikte değerlendirilmektedir. Söz konusu risklerden yalnız biri mevcut olduğunda değil, birden fazla unsurun kesişmesi halinde nakil kararı daha güçlü bir zemin kazanmaktadır.
Üçüncü fıkradaki “duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması” ise tam nakilden daha hafif bir araçtır. Burada dosya aynı mahkemede kalmakta; yalnız oturumun görüleceği fizikî yer değişmektedir. Özellikle duruşma salonunun yetersizliği, yüksek katılım beklentisi, tutuklu güvenliği yahut belirli celsede yoğun güvenlik ihtiyacı doğması halinde, aynı il içinde daha geniş ve güvenli bir adli mekânda duruşma yapılması düşünülebilmektedir. Anılan çözüm, kanuni hâkim ilkesine daha sınırlı müdahale ettiği için orantılılık bakımından öncelikli araç olarak değerlendirilmelidir. Ne var ki bu yol da gerekçesiz kullanılamaz; hangi celsede, hangi fiilî sebeple ve neden mevcut salonda güvenli duruşma yürütülemeyeceği kararda gösterilmelidir.
Doktrinde Alptekin ile Öntan’ın çalışmaları, burada belirleyici ayrımın “yargı yerinin bütünüyle değişmesi” ile “dosya aynı mahkemede kalırken oturum mekânının değiştirilmesi” arasında kurulduğunu göstermektedir. Öntan, yer yönünden yetkisizlik ve buna bağlı itiraz rejimini incelerken, merci tayini yahut nakil kararlarının itiraz yapısı bakımından ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. CMK m. 19 bakımından savunma planı da bu ayrıma göre kurulmalıdır. Tarafın ihtiyacı yalnız belirli celselerde güvenli erişim ise 19/3 tartışılmadan 19/2 üzerinden tam nakil talep edilmesi çoğu dosyada gereğinden ağır bir usul müdahalesi izlenimi yaratmakta ve talebin inandırıcılığını zayıflatmaktadır.
III. Talep kimin tarafından, hangi merci önünde ve hangi usul verileriyle kurulmalıdır?
CMK m. 19 bakımından ilk teknik eşik, talep yetkisidir. Birinci fıkrada öngörülen hâllerde, yüksek görevli mahkeme aynı derecede başka bir mahkemeye nakil kararı vermektedir. İkinci fıkrada ise kamu güvenliği gerekçesiyle davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan istemektedir. Bu tercih tesadüfî değildir; kamu güvenliği değerlendirmesi valilik, emniyet ve idari kapasite verilerine yaslandığı için talep süzgeci yürütme organı üzerinden kurulmuştur. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kararlarında da, çoğu kez ilk derece mahkemesinin ara kararı, Cumhuriyet başsavcılığının görüşü, valilik/emniyet yazıları ve ardından Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün istemi birlikte dosyaya girmektedir. Talep zinciri eksik kurulduğunda, esaslı risk bulunsa dahi usul zemini zayıflamaktadır.
Dilekçede yahut ara kararda yalnız “kamu güvenliği tehlikeye düşebilir” cümlesiyle yetinilmesi yeterli görülmemektedir. Hangi duruşmada kaç kişinin katılım beklendiği, taraflar arasında önceden hangi şiddet olaylarının yaşandığı, sanık veya mağdur yakınlarının adliye çevresine toplu gelişinin nasıl bir güvenlik yükü doğurduğu, mevcut duruşma salonunun kapasitesinin ne olduğu ve alınabilecek yerel tedbirlerin niçin yetersiz kaldığı tek tek gösterilmelidir. Söz konusu verilerin bir kısmı valilik yahut il emniyet müdürlüğü yazısından, bir kısmı ise başsavcılık ve mahkeme gözleminden beslenmektedir. Duruşma düzeni, tutuklu sevk zinciri, giriş-çıkış kontrolü ve salon güvenliği aynı paragrafta eritilmemeli; her risk, kendi belge dayanağıyla kurulmalıdır.
Mahkemenin 19/3 kapsamında duruşmayı il sınırları içinde başka bir yerde yapma kararı ise dosya yönetimi bakımından daha farklı bir rejim doğurmaktadır. Burada dosya Yargıtaya taşınmamakta, ilk derece mahkemesi kendi yargılama yetkisini muhafaza etmektedir. Buna rağmen kararın itiraza açık olması, gerekçesinin özensiz kurulamayacağı anlamına gelmektedir. Özellikle duruşma yerinin değiştirilmesiyle tarafların ulaşım yükünün artacağı, müdafiin dosyaya erişimi zorlaşacağı veya aleniyet görünümünün daralacağı hallerde, mahkemenin neden tam nakil değil de yer değişikliği tercih ettiğini somutlaştırması gerekir. Aksi hâlde güvenlik gerekçesi görünürde kalsa bile, itiraz merci önünde kararın orantılılık denetimi zayıflamaktadır.
Yargıtay uygulamasında dikkat çeken bir başka husus, nakil isteminin geldiği aşamanın da önem taşımasıdır. İlk celsenin yapılmış olması, taraf beyanlarının önemli ölçüde alınmış bulunması veya SEGBİS gibi araçların kısmen kullanılmış olması, her dosyada talebi bertaraf etmese de, “niçin şimdi?” sorusunu keskinleştirmektedir. 5. Ceza Dairesinin 25.02.2015 tarihli 2015/4128 E., 2015/7594 K. sayılı kararında ilk duruşmanın Tunceli’de yapılmış olması ve valilik yazısının genel tedbir yetersizliği göstermemesi, talebin reddinde belirleyici rol oynamıştır. Bu karar, nakil talebinin yalnız olayın ağırlığına değil, yargılamanın hangi eşiğe geldiğine göre de değerlendirildiğini göstermektedir.
Kanaatimizce dosya stratejisinde en güvenli yöntem, nakil istemi düşünülüyorsa buna paralel iki alternatif plan hazırlamaktır. Birinci plan, tam nakil kabul edilirse yeni mahkemede duruşma takvimi, tanık listesi ve tutuklu sevk sorununu ele alır. İkinci plan ise istem reddedilirse aynı mahkemede hangi güvenlik ve oturum tedbirlerinin talep edileceğini önceden belirler. Nakil isteminin reddi, savunmayı hazırlıksız yakalayan bir sürpriz olmamalıdır. Nitekim Yargıtay kararları, reddin hiç de istisnai olmadığını; ciddi ve yakın tehlike eşiği geçilmediğinde dosyanın mevcut mahkemede yürütülmesine ağırlık verildiğini göstermektedir.
Usul riski: Valilik ve emniyet yazısı bulunmadan, ilk derece mahkemesinin somut ara kararı kurulmadan veya 19/3 ile 19/2 arasındaki tercih açıklanmadan yapılan başvuru, içerik olarak güçlü görünse bile merci önünde eksik dosya algısı yaratmaktadır.
IV. Valilik, emniyet, SEGBİS ve fizikî imkânlar dosyada nasıl tartılır; hangi belge mimarisi talebi taşıyabilir?
CMK m. 19 taleplerinde belirleyici olan, tehlikenin anlatılması değil, doğrulanabilir hâle getirilmesidir. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kabul kararları incelendiğinde, valilik ve emniyet yazılarında çoğu kez tarafların kalabalık aile veya aşiret yapısına sahip olduğu, önceki olayların devam ettiği, duruşma günlerinde adliye çevresinde yoğun birikme beklendiği ve fizikî mekanın bunu karşılamakta yetersiz kaldığı ayrıntılarıyla yer almaktadır. 25.11.2024 tarihli 2024/10926 E., 2024/11361 K. ile 11.07.2025 tarihli 2025/5803 E., 2025/8214 K. sayılı kararlarda, ilk derece mahkemesinin ara kararı, valilik görüşü ve Adalet Bakanlığının istemi aynı doğrultuda birleşmiş; bu birliktelik kabul sonucunu güçlendirmiştir. Söz konusu dosyalarda Yargıtay, soyut güvenlik kaygısından değil, idarenin yetersiz kalabileceğini gösteren somut risk bileşenlerinden hareket etmiştir.
Buna karşılık reddedilen dosyalarda aynı belge mimarisi çoğu kez eksik yahut ikna gücü zayıf görünmektedir. 26.12.2022 tarihli 2022/10544 E., 2022/14825 K. sayılı kararda, aileler arası derin husumet ve aşiret kültürü vurgulanmış olmasına rağmen, Yargıtay kanunun aradığı manada ciddi, yakın ve kamu emniyetini tehlikeye düşürecek durumun somutlaştırılamadığını kabul etmiş; gelecekte her olay için nakil talep edilmesini önleyecek biçimde yerel güvenlik idaresinin görevine işaret etmiştir. 16.09.2024 tarihli 2024/8377 E., 2024/9007 K. sayılı kararda da sanık müdafiilerinin ağır tehdit altında oldukları savunmasına rağmen, talebin mevcut dosyada açık nakil şartı oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Bu iki karar, dosyadaki gerilimin varlığının tek başına yeterli olmadığını; belgenin, riskin yoğunluğunu ve yakınlığını somutlaştırması gerektiğini açıkça göstermektedir.
SEGBİS, nakil taleplerinde çoğu zaman ikincil ama etkili bir parametre olarak ortaya çıkmaktadır. 2015/4128 E., 2015/7594 K. sayılı kararda Yargıtay, tutuklu sanığın savunmasının SEGBİS yoluyla alınabilmesini ve ilk celsenin mahallinde yapılabilmiş olmasını dikkate almıştır. Buradan, SEGBİS var ise nakil hiçbir zaman olmaz sonucu çıkarılmamalıdır; ancak alternatif bir güvenlik ve erişim aracı olarak mevcutsa, neden yine de mahallinde yargılamanın sürdürülemeyeceği ayrıca açıklanmalıdır. Şöyle ki CMK m. 19, kolaylık için değil, gerçek işlevsizlik veya kamu güvenliği tehlikesi için işletilmektedir. Teknolojik imkanlar, mahkemenin işlev görmeye devam edebileceğini gösteriyorsa, tam nakil talebinin çıtası yükselmektedir.
Belge mimarisinin bir başka ayağı da duruşma salonunun fizikî kapasitesi ve adliye çevresinin somut sınırlarıdır. Birçok kabul kararında, mahkeme salonunun küçüklüğü, giriş-çıkış koridorlarının darlığı, taraf yakınlarının birbirine temasının önlenememesi ve tutuklu sevkinin aynı bölgede yüksek gerilim üretmesi önem taşımıştır. Bu unsurlar yalnız soyut mekan anlatımı şeklinde değil; önceki celselerde yaşanan yoğunluk, kolluk görevlisi sayısı, tahsis edilebilir bekleme alanı ve taraf profilinin büyüklüğü ile birlikte gösterildiğinde ikna edici olmaktadır. Mahkeme ara kararında mevcut salon kapasitesi ile beklenen katılım arasındaki fark rakamsal veya en azından gözleme dayalı somut ifadelerle kurulmadıkça, güvenlik raporu güçlü olsa bile talep eksik görünmektedir.
Belge standardı bakımından ana ayrım: kabul edilen dosyalarda valilik, emniyet, başsavcılık ve mahkeme aynı güvenlik tablosunu desteklemekte; reddedilen dosyalarda ise ya bu zincir eksik kalmakta ya da risk, genel ihtimal düzeyinde bırakılmaktadır.
V. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin çizgisi hangi dosyalarda nakli kabul etmekte, hangi dosyalarda reddetmektedir?
CMK m. 19 bakımından yayımlanmış karar havuzunun en görünür ekseni, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin kamu güvenliği nedeniyle nakil kararlarıdır. 2013/4792 E., 2013/2147 K. sayılı 22.03.2013 tarihli karar ile 2013/9859 E., 2013/6301 K. sayılı 10.06.2013 tarihli kararda, ağır ceza mahkemesinde görülmekte olan öldürme dosyalarının kamu güvenliği gerekçesiyle başka illerdeki ağır ceza mahkemelerine nakline karar verilmiştir. Her iki dosyada da belirleyici çizgi, taraflar arası husumetin mahallinde duruşma düzenini bozma kapasitesidir. 25.11.2024 tarihli 2024/10926 E., 2024/11361 K. ile 07.04.2025 tarihli 2025/2273 E., 2025/5014 K. ve 11.07.2025 tarihli 2025/5803 E., 2025/8214 K. sayılı kararlar da aynı hattı sürdürmüş; Şanlıurfa merkezli ağır ceza dosyalarının Mersin ve Kayseri’ye naklinde, devletin etkili yargılama yükü ile açık ve yakın güvenlik tehlikesi birlikte değerlendirilmiştir.
Bu kabul kararlarında ortak olan üç unsur bulunmaktadır. Birincisi, risk yalnız taraf beyanıyla değil, valilik ve başsavcılık yazılarıyla desteklenmektedir. İkincisi, beklenen olaylar “olabilir” düzeyinde bırakılmamakta; duruşma öncesi, sırası ve sonrasında toplu katılım, karşılaşma ve güvenlik gücü yetersizliği gibi somut parametrelerle gösterilmektedir. Üçüncüsü ise dosya genellikle ağır suç vasfına ve yüksek katılımlı duruşma ihtimaline sahiptir. Yargıtay, bu dosyalarda yargılamanın esas yetkili yerde sürdürülmesini ilke olarak korumakla birlikte, bu ilkenin pratikte yargılamayı felce uğratacağı kanaatine varıldığında nakil kararı vermektedir.
Reddedilen kararların mantığı ise en az kabul kararları kadar öğreticidir. 25.02.2015 tarihli 2015/4128 E., 2015/7594 K. sayılı kararda, Tunceli Valiliği yazısının güvenlik tedbirlerinin alınmasında somut bir yetersizlik göstermediği, ilk celsenin mahallinde yapıldığı ve tutuklu sanığın savunmasının SEGBİS üzerinden alınabildiği vurgulanmıştır. 26.12.2022 tarihli 2022/10544 E., 2022/14825 K. sayılı kararda, aşiret kültürü ve süregelen husumet anlatılmış olsa da, kamu emniyetini ciddi ve yakın biçimde tehlikeye düşüren düzeyin belgeyle kurulamadığı; üstelik her benzer olayda nakil isteminin alışkanlık hâline gelmesinin yerinde olmadığı belirtilmiştir. 16.09.2024 tarihli 2024/8377 E., 2024/9007 K. sayılı kararda da sanık müdafiilerinin tehdit iddiası ve mahkemenin istemi yeterli görülmemiş; 19’uncu maddedeki koşulları taşımayan nakil istemi oy birliğiyle reddedilmiştir.
Reddin arkasındaki hukukî mantık, kanuni hâkim ilkesini lafzen anmakla yetinmemekte; aynı zamanda idarenin asli güvenlik yükünü de hatırlatmaktadır. Yargıtay, 2022/10544 sayılı kararında açık biçimde, önemli olanın hadiselerin önüne geçilmesi olduğunu ve bunun kolluk ile idari makamların görevi içinde kaldığını belirtmiştir. Bu ifade, naklin kolluk kapasitesinin yerine geçen otomatik bir mekanizma olarak görülemeyeceğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle mahallinde yargılama mümkünse, idare önce bu imkanı sonuna kadar kullanmalı; nakil ise ancak buna rağmen açık tehlike bertaraf edilemiyorsa devreye girmelidir.
Bu içtihat çizgisi, savunma ve katılma stratejisi bakımından da önemli bir ayrım üretmektedir. Taraf vekili yahut müdafii, yalnız güvenlik endişesini büyütmeye çalışmakla yetinirse dosyayı ikna edemez; buna karşılık mevcut tedbirlerin neden yetersiz kaldığını, hangi alternatiflerin denendiğini ve 19/3’teki sınırlı yer değişikliği çözümünün niçin yeterli olmayacağını gösterebilirse talebin ağırlığı artmaktadır. Kabul ile ret arasındaki gerçek sınır, olayın sansasyon derecesi değil, tehlikenin belgelenme kalitesidir.
Kabul örnekleri: Yargıtay 5. CD, E. 2013/4792, K. 2013/2147, T. 22.03.2013; Yargıtay 5. CD, E. 2013/9859, K. 2013/6301, T. 10.06.2013; Yargıtay 5. CD, E. 2024/10926, K. 2024/11361, T. 25.11.2024; Yargıtay 5. CD, E. 2025/2273, K. 2025/5014, T. 07.04.2025; Yargıtay 5. CD, E. 2025/5803, K. 2025/8214, T. 11.07.2025.
Ret örnekleri: Yargıtay 5. CD, E. 2015/4128, K. 2015/7594, T. 25.02.2015; Yargıtay 5. CD, E. 2022/10544, K. 2022/14825, T. 26.12.2022; Yargıtay 5. CD, E. 2024/8377, K. 2024/9007, T. 16.09.2024.
VI. Duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması, tam nakil talebinden hangi yönleriyle ayrılır?
CMK m. 19/3’ün 6763 sayılı Kanun ile eklenmiş olması, kanun koyucunun tam nakil ile yerinde yargılama arasında bir ara çözüm üretmek istediğini göstermektedir. Burada dosya aynı mahkemede kalmakta, hâkim değişmemekte ve dava başka bir il yahut adliye çevresine gitmemektedir. Değişen yalnız duruşmanın fizikî mekânıdır. Özellikle salon kapasitesi, güvenli giriş-çıkış düzeni, tutuklu nakli veya yoğun katılımlı celse ihtiyacı sebebiyle aynı il sınırları içinde daha kontrollü bir adli mekâna geçilmesi mümkün olabilmektedir. Söz konusu çözüm, tam nakilden daha sınırlı olduğu için ölçülülük bakımından önce tartışılmaya elverişlidir.
Ne var ki 19/3, mahkemenin sınırsız takdir alanı olarak görülemez. Birinci olarak, kararın fiilî sebep veya güvenlik gerekçesiyle kurulması gerekir; yalnız mahkemenin lojistik tercihine dayanması yeterli değildir. İkinci olarak, il sınırları içinde kalınması zorunludur; başka ilde aynı mahkemenin celse yapması 19/3 kapsamında düşünülemez. Üçüncü olarak, karara karşı itiraz yolu açık olduğundan, tarafların ulaşım, savunma hazırlığı, aleniyet ve tanık katılımı bakımından ne tür etkiler doğacağı kararda görünür kılınmalıdır. 19/3 kararlarında en çok ihmal edilen başlık, alternatiflerin tartışılmamasıdır. Mevcut salonda ek güvenlik tedbiri, kademeli katılım, SEGBİS desteği veya farklı celse planlaması ile aynı amaç sağlanabiliyorsa, doğrudan başka yerde duruşma kararı ölçülülük denetiminde zorlanabilir.
Burada CMK m. 18 ve CMK m. 20 ile temas eden bir ayrım da önem taşımaktadır. 18’inci madde, yer bakımından yetkisizlik iddiasının ne zaman ileri sürüleceğini; 20’nci madde ise yetkili olmayan hâkim veya mahkemenin işlemlerinin sırf yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamayacağını düzenlemektedir. Buna karşılık 19/3, ne yetki itirazıdır ne de sakat işlem rejimidir; dosya aynı mahkemede kalırken yalnız celse mekânı değişmektedir. Bu sebeple 19/3 tartışmasının 18’inci maddede olduğu gibi “yanlış mahkeme” eksenine, 20’nci maddede olduğu gibi “işlemin geçerliliği” eksenine kaydırılması isabetli değildir. Duruşma yeri değişikliği kararı, usul güvenliğini koruyan tedbir niteliğindedir.
Yargıtay karar havuzunda 19/2’ye ilişkin görünür ve yoğun bir çizgi bulunmasına karşılık, 19/3 bakımından yayımlanmış üst yargı kararlarının daha sınırlı olduğu izlenmektedir. Bu tespit, doğrudan karar taramasından çıkan bir çıkarımdır; dolayısıyla 19/3 alanında ilk derece mahkemesi gerekçesinin kalitesi daha da önem kazanmaktadır. Üst mahkeme pratiğinin daha seyrek görünmesi, kararın rahat verilebileceği anlamına değil; aksine, gerekçenin daha sıkı kurulması gerektiğine işaret etmektedir.
VII. En sık yanlış uygulamalar nelerdir; hangi hatalar savunma veya katılma stratejisini zayıflatır?
Uygulamada ilk hata, taraf rahatlığını kamu güvenliği tehlikesi yerine koymaktır. Sanığın veya mağdur yakınlarının başka şehirde ikamet etmesi, tanıkların yol masrafı yahut müdafiin ulaşım güçlüğü, kendi başına CMK m. 19 sebebi değildir. İkinci hata, yerel güvenlik imkânlarını hiç tartışmadan tam nakil istemektir. Valilik ve emniyet tedbirleri, salon kapasitesi, kademeli katılım, ayrı bekleme alanı ve SEGBİS seçeneği değerlendirilmeden kurulan talep, merci önünde erken ve aşırı müdahale izlenimi bırakmaktadır. Üçüncü hata ise 19/3’teki sınırlı çözüm imkanı varken doğrudan 19/2 üzerinden başka ile nakil istemektir. Bu durumda talep, orantılılık testini kendi eliyle zayıflatmış olmaktadır.
Dördüncü hata, önceki celselerde yaşanan somut olayları belgelememektir. Adliye çevresinde gerilim çıkmış, taraflar karşı karşıya gelmiş, sevk sırasında kolluk yetersiz kalmış veya salon fiziki olarak taşmışsa, bunların yalnız dilekçede anlatılması yeterli değildir; tutanak, ara karar, kolluk raporu ve kamera kayıt referansı ile desteklenmesi gerekir. Beşinci hata, nakil kararı alınırsa esas savunmanın yeniden kurulacağı varsayımıyla ana dosya hazırlığını ertelemektir. Oysa nakil istemi reddedildiğinde aynı duruşmaya mevcut mahkemede devam edilecektir. Bu sebeple savunmanın, nakil kabulü kadar red ihtimaline de hazırlıklı olması gerekir.
Altıncı hata, nakil talebini kanun yolu gibi kullanmaktır. Yerel mahkemenin yaklaşımından memnun olunmaması, heyetin takdirine güven duyulmaması veya yargılamanın başka şehirde daha avantajlı görüleceği düşüncesi CMK m. 19’un konusu değildir. Böyle bir strateji hem kanuni hâkim ilkesiyle çatışır hem de talebin ciddiyetini aşındırır. Yedinci hata da, 19’uncu maddenin 18 ve 20’nci maddelerle karıştırılmasıdır. Yetki itirazı süresi kaçırılmışsa bunun telafisi 19 üzerinden istenemez; aynı şekilde yetkisiz mahkeme işleminin akıbeti de nakil kararıyla çözülmez. Her kurumun kendi usul eşiği vardır.
Özellikle çok sanıklı ağır ceza dosyalarında en güvenli yöntem, güvenlik başlığını ayrı klasörleyip celse bazlı risk haritası çıkarmaktır. Hangi celsede hangi taraf gruplarının katılımı beklendiği, tutuklu sevk zinciri, salon kapasitesi, önceki olaylar ve alternatif tedbirler bir tablo üzerinde toplanmalıdır. Bu yöntem yalnız nakil talebini güçlendirmez; talep reddedilirse aynı bilgilerle ek güvenlik tedbiri yahut 19/3 kapsamında farklı mekân talebi kurmaya da yarar sağlar. Söz konusu hazırlık yapılmadığında dosya, güçlü görünen fakat merci önünde kolay çözülen soyut güvenlik söylemine mahkûm kalmaktadır.
Somut hak kaybı riski: yanlış merciye yöneltilen nakil talebi, 19/3 ile 19/2 arasındaki ayrımı göstermeyen dilekçe, valilik veya emniyet yazısı olmaksızın kurulan soyut güvenlik iddiası ve red ihtimaline karşı esas savunmayı bekleten strateji, dosyada zaman ve güven kaybı üretmektedir.
VIII. Kontrol matrisi: hangi ihtimalde hangi yol tercih edilir?
CMK m. 19 dosyalarında doğru aracın seçilmesi, çoğu zaman talebin kabulünden daha önemlidir. Aynı olay örgüsü içinde tam nakil, yer değişikliği, ek güvenlik tedbiri ve mevcut forumda devam seçenekleri bir arada bulunabilir. Aşağıdaki tablo, hangi görünümde hangi usul yolunun daha isabetli olduğunu göstermektedir. Tablonun amacı tek doğru cevap üretmek değil; savunma veya katılma stratejisinin hangi belge ve merci üzerinden kurulacağını görünür kılmaktır.
| Görünüm | Dayanak | Talep mercii | Aranacak ana belge | Başlıca usul riski |
|---|---|---|---|---|
| Mahkemenin hukukî veya fiilî sebeple işlev görememesi | CMK m. 19/1 | Yüksek görevli mahkeme | Görevin ifasını engelleyen fiilî veya kurumsal durumu gösteren resmî yazılar | Kolaylık sebebinin işlevsizlik gibi sunulması |
| Mahallinde kovuşturmanın kamu güvenliği için açık ve yakın tehlike yaratması | CMK m. 19/2 | Adalet Bakanı istemi üzerine Yargıtay | Valilik, emniyet, başsavcılık görüşü ve mahkeme ara kararı | Soyut husumetin somut tehlike yerine geçirilmesi |
| Dosya aynı mahkemede kalırken yalnız celse mekânının daha güvenli yerde yapılması | CMK m. 19/3 | Yargılamayı yapan mahkeme; karara karşı itiraz | Salon kapasitesi, güvenlik planı, alternatif mekân verisi | Kararın gerekçesiz bırakılması ve alternatiflerin tartışılmaması |
| Yer bakımından yanlış forum iddiası | CMK m. 18 | Kanundaki süre içinde ilgili mahkeme | Olay yeri, özel yetki kuralı ve süre hesabı | Nakil ile yetki itirazının birbirine karıştırılması |
Dosyada güvenli hazırlık sırası
- Riskin türünü sınıflandırın
İşlevsizlik, kamu güvenliği tehlikesi ve yalnız celse mekânı ihtiyacı birbirinden ayrılmalıdır. Aynı olay üç ayrı usul yolunu doğurabilir; dilekçede bunlar birbirine karıştırılmamalıdır.
- Valilik ve emniyet verisini somutlaştırın
Genel kanaat yerine, beklenen katılım, salon kapasitesi, önceki olaylar, tutuklu sevki ve kolluk yetersizliği gibi ölçülebilir veriler resmî yazılara bağlanmalıdır.
- Alternatif tedbirleri ayrı başlıkta tartışın
SEGBİS, kademeli katılım, ek güvenlik önlemi ve il içi farklı mekân seçeneği neden yetersiz kaldığı açıklanmadan tam nakil talebi güç kazanmaz.
- Red ihtimali için yedek savunma planı kurun
Nakil reddedildiğinde aynı mahkemede devam edilecek celseye ilişkin delil, tanık ve güvenlik talepleri önceden hazır tutulmalıdır.
IX. Sık sorulan sorular
CMK m. 19, yetkili mahkemenin görevini yerine getirememesi halinde davanın başka yerdeki aynı derecede mahkemeye naklini, kamu güvenliği tehlikesinde Adalet Bakanı istemiyle Yargıtay önünde nakli ve il sınırları içinde duruşma yerinin değiştirilmesini düzenlemektedir.
Yargıtay uygulaması, yalnız genel endişeyi değil, kamu emniyetini ciddi ve yakın biçimde tehlikeye düşüren somut olguları aramaktadır. Valilik, emniyet ve başsavcılık verileri çoğu dosyada belirleyici rol oynamaktadır.
Taraflar elbette talep veya başvuru yapabilir; ancak CMK m. 19/2 anlamında nakil istemi Adalet Bakanı tarafından Yargıtaya yöneltilmektedir. Bu nedenle başvurunun belge zinciri, mahkeme ve başsavcılık kanalıyla kurulur.
Değildir. Duruşmanın başka yerde yapılmasında dosya aynı mahkemede kalır; yalnız oturum mekânı il sınırları içinde değiştirilir. Tam nakilde ise dosya başka yerdeki aynı derecede mahkemeye gönderilir.
Hayır. Ancak SEGBİS, mahallinde yargılamanın güvenli ve işlevsel biçimde sürdürülebileceğini gösteren alternatiflerden biridir. Bu nedenle tam nakil talebinde SEGBİS seçeneğinin niçin yeterli olmadığı ayrıca açıklanmalıdır.
Kanun, bu karara karşı itiraz yolunu açık tutmaktadır. İtirazda, güvenlik gerekçesinin somutluğu, alternatif tedbirlerin değerlendirilip değerlendirilmediği ve kararın savunma ile erişim hakkına etkisi tartışılmalıdır.
Valilik yahut emniyet yazıları, başsavcılık görüşü, mahkeme ara kararı, önceki celselerde yaşanan olaya dair tutanaklar, salon kapasitesi ve tutuklu sevk güvenliği notları ilk aşamada toplanmalıdır.
X. Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 19 dosyalarında gerçek belirleyici unsur, olayın sansasyon derecesi değil, yargılamanın görevli mahkemede sağlıklı biçimde yürütülemeyeceğinin ne kadar iyi gösterildiğidir. Aynı tür suç isnadı bulunan iki dosyadan biri nakledilirken diğerinin reddedilmesinin sebebi çoğu zaman dosya ağırlığı değil, belge kalitesidir. Valilik ve emniyet raporunun dili, mahkeme ara kararının açıklık derecesi, alternatif tedbirlerin niçin elverişsiz olduğunun gösterilmesi ve talebin kanuni hâkim ilkesine rağmen neden zorunlu olduğunun gerekçelendirilmesi, kararın kaderini belirlemektedir.
Profesyonel dosya planı, 19/1, 19/2 ve 19/3 yollarını birbirinin yerine geçen seçenekler değil, kademeli araçlar olarak görmelidir. Önce mahallinde yargılamanın hangi tedbirlerle sürdürülebileceği tartılmalı; bu yetersiz kalıyorsa il içi yer değişikliği; bunun da yetmediği ve kamu güvenliği tehlikesinin açık hâle geldiği durumda tam nakil düşünülmelidir. Anılan sıralama gözetildiğinde, talep hem daha inandırıcı kurulmakta hem de reddedilse dahi dosya güvenlik ve savunma bakımından hazırlıksız yakalanmamaktadır. CMK m. 19, kısa bir sevk maddesi görünümünde olsa da, ağır ceza dosyalarında yargılamanın ritmini, güvenlik dengesini ve tarafların gerçek katılım imkanını belirleyen stratejik usul kurumlarından biri olmaya devam etmektedir.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: nakil talebinin 19/1, 19/2 veya 19/3 zeminlerinden hangisine oturduğu, kamu güvenliği riskinin hangi resmî verilerle doğrulandığı, alternatif tedbirlerin neden yetersiz kaldığı ve red ihtimalinde duruşmanın hangi tedbirlerle sürdürüleceği tek dosya planı içinde kurulmalıdır. Ceza hukuku çalışma alanımız, CMK m. 10 incelememiz, CMK m. 13 analizimiz, CMK m. 16 yazımız, CMK m. 18 değerlendirmemiz, yazar profili ve iletişim sayfası bu başlığı tamamlayıcı başvuru noktaları sunmaktadır.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36, m. 37 ve m. 141
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 19
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 267 ila m. 271
- 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, özellikle m. 15 ve m. 21
- AYM, Tahir Gökatalay, B. No: 2013/6068, T. 04.12.2014
Mahkeme Kararları
- Yargıtay 5. CD, E. 2013/4792, K. 2013/2147, T. 22.03.2013. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2013/9859, K. 2013/6301, T. 10.06.2013. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2015/4128, K. 2015/7594, T. 25.02.2015. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2022/10544, K. 2022/14825, T. 26.12.2022. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2024/8377, K. 2024/9007, T. 16.09.2024. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2024/10926, K. 2024/11361, T. 25.11.2024. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2025/2273, K. 2025/5014, T. 07.04.2025. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
- Yargıtay 5. CD, E. 2025/5803, K. 2025/8214, T. 11.07.2025. Karar metni Yargıtay Karar Arama sistemindeki resmî doküman üzerinden doğrulanmıştır.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Aydın, Murat, “Ceza Muhakemesinde Yetki ve Görev Meselesinde Bazı Sorunlara İlişkin Değerlendirmeler”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 3, S. 1, 2013, s. 29-60.
- Alptekin, Türker, “Yetkisizlik, Görevsizlik ve Merci Tayini Hallerinde Tutuklama Tedbirine İlişkin Bir Değerlendirme”, Kırıkkale Hukuk Mecmuası, C. 2, S. 2, 2022, s. 411-436.
- Öntan, Yaprak, “Ceza Mahkemelerinin Madde ve Yer Yönünden Yetkisizlik Kararlarına İtiraza İlişkin Değerlendirmeler”, TBB Dergisi, S. 172, 2024, s. 101-126.
- Taş, Burak, “Hukukun Genel Bir İlkesi Olarak Tabiî Hâkim İlkesi”, Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 18, S. 2, 2021, s. 1763-1791.
- Centel, Nur; Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 22. Baskı, Beta / Yetkin satış sayfası, İstanbul 2025.
- Özbek, Veli Özer; Doğan, Koray; Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku Temel Bilgiler, 14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2024.
- Ünver, Yener; Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık güncel baskı satış sayfası.
Elektronik Kaynaklar
- Baran Doğan, “CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması”.
- Kadim Hukuk, “Ceza Muhakemesi Kanunu 19. Madde (CMK)”.
- Ersan Şen, “Mahkemenin ve Davanın Nakli”.
- Ankahukuk, “Kamu Güvenliği Sebebiyle Davanın Nakli”.
- Necmettin İlhan, “Ceza Muhakemesinde Yetkili Mahkeme ve Yetki Düzeni, Yetkisizlik İtirazı, Dava Nakli”.
