CMK m. 134 Uyarınca Dijital Materyalde Arama ve Elkoyma: İmaj Alma, Kopya Verme ve Delil Güvenliği

Yağmurla ıslanmış koyu taş yüzeyde sade doku kompozisyonu
Kısaca

CMK m. 134, dijital materyalde arama, adli kopya alma ve zorunlu hâlde cihaz elkoymasını düzenlemektedir. 12.02.2026 tarihli AYM iptal kararı 25.05.2026’da yayımlanmış, hükmün yürürlüğü 25.02.2027’ye ertelenmiştir; bu tarihe kadar cihazın neden fiilen alındığı, hash ve kopya teslimi ile iade zamanı ayrıca gösterilmezse delil ve mülkiyet riski büyümektedir.

Bu içerik 04.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Bir ceza soruşturmasında işyerindeki masaüstü bilgisayarın, şirket sunucusunun, avukata ait telefonun, muhasebe dizüstüsünün yahut yöneticinin kişisel tabletinin tamamının torbaya konulup adliyeye taşınması, uygulamada çoğu zaman teknik bir rutin gibi sunulmaktadır. Oysa dijital materyale müdahale, klasik arama ve elkoymadan daha yoğun bir veri baskısı üretmektedir; zira aynı cihaz içinde ticari sır, kişisel veri, mesleki yazışma, savunma notu, müvekkil iletişimi ve olayla ilgisiz üçüncü kişi verileri yan yana bulunabilmektedir. Söz konusu nedenle CMK m. 134’ün gerçekten hangi eşikte devreye girdiği, cihazın bütünüyle alınmasının ne zaman zorunlu sayılabileceği, imajın hangi usulle çıkarılacağı, hash bütünlüğünün nasıl korunacağı ve şüpheliye veya müdafiine kopya verilmemesinin hangi sonuçları doğuracağı, yalnız bilişim suçu dosyalarında değil sıradan zimmet, dolandırıcılık, örgüt, vergi, ihale ve şirket içi usulsüzlük dosyalarında da belirleyici hale gelmektedir.

04 Haziran 2026 tarihi itibarıyla tabloyu daha da hassas kılan husus, Anayasa Mahkemesinin 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararıdır. Söz konusu karar, CMK m. 134’ün çekirdek normunun Anayasa’ya aykırı olduğuna hükmetmiş; karar 25 Mayıs 2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış, ancak iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay sonraya, yani 25 Şubat 2027 tarihine ertelenmiştir. Başka bir ifadeyle uygulayıcı bugün hâlen CMK m. 134 metniyle çalışmak zorundadır; ne var ki artık bu metnin anayasal kırılganlığı görünür hale gelmiş olup her arama, kopyalama ve fiziksel elkoyma işleminin gerekçesi eskiye kıyasla çok daha sıkı kurulmak zorundadır. İşbu çalışma, dijital materyalde arama ve elkoyma müessesesini 2026 anayasal kırılması, adli bilişim usulü, yargısal denetim ölçütü, delil zinciri, iade yükümlülüğü ve savunma stratejisi birlikte ele alarak değerlendirmektedir.

I. CMK m. 134, yalnız cihaz araması değil; özel hayat, kişisel veri ve delil bütünlüğünü birlikte etkileyen özel bir koruma tedbiridir

CMK m. 134’ün hukuki niteliği, sıradan bir eşya elkoymasından daha farklı ve daha dar sınırlı bir koruma tedbiri olarak kurulmuştur. Burada ceza muhakemesinin konusu, çoğu dosyada fiziksel cihazın kendisi değil; cihaz içinde depolanan sayısal veri, meta veri, silinmiş dosya izi, oturum kaydı, mesaj trafiği, log kayıtları ve bunların adli bilişim yöntemleriyle görünür hale getirilen türevleridir. Burak Çekiç, bilgisayar verilerinde arama ve elkoymanın klasik arama ile klasik elkoymanın sayısal delile uyarlanmış görünümü olduğunu; ancak delilin görünmezliği, kolay değişebilirliği ve çok katmanlı kişisel veri içeriği nedeniyle genel hükümlerin tek başına yeterli sayılamayacağını belirtmektedir. Muharrem Özen ile Gürkan Özocak’ın çalışması da aynı eksende, dijital materyale müdahalenin bir yandan maddi gerçeğe ulaşma işlevi taşıdığını, diğer yandan özel hayatın korunması hakkı ile savunma hakkına yoğun temas ettiğini vurgulamaktadır.

Bu özel nitelik, 2026 tarihli AYM iptal kararında daha sert biçimde görünür hale gelmiştir. AYM, E.2023/128, K.2026/36 sayılı kararda 5271 sayılı Kanun’un 134. maddesinin birinci fıkrasındaki ana müdahale alanını Anayasa’nın 2. ve 20. maddeleri yönünden incelemiş; hukuki güvenlik, belirlilik ve kişisel verinin korunması eksenlerinde iptal sonucuna ulaşmıştır. Bununla birlikte Mahkeme, uygulamada doğacak ani boşluğun soruşturma pratiğinde ağır sonuçlar üretmemesi için iptal hükmünün yürürlüğünü Resmî Gazete’de yayımdan başlayarak dokuz ay ertelemiştir. Bu erteleme, 25 Mayıs 2026 ile 25 Şubat 2027 arasındaki dönemi pratik bakımdan son derece kritik kılmaktadır. Zira hüküm yürürlükte kalmakta, fakat anayasal eleştiri artık soyut bir tartışma olmaktan çıkıp pozitif hukukun içine yerleşmektedir. Kanaatimizce bu geçiş dönemi, hem savcılık hem sulh ceza hâkimliği hem de müdafilik bakımından “alışılmış rutin” ile hareket edilemeyeceği anlamına gelmektedir.

Anılan kırılma, 30 Haziran 2022 tarihli ve E.2018/137, K.2022/86 sayılı AYM kararıyla birlikte okunduğunda daha berrak görünmektedir. 2022 tarihli karar, 7145 sayılı Kanunla getirilen bazı ifadeleri ve savcı kararı, yirmi dört saatlik onay, uzun süren işlem gerekçesi gibi eklemeleri o tarihte Anayasa’ya uygun görmüştür. 2026 tarihli karar ise daha ileri bir anayasal sıkılık benimseyerek çekirdek normu iptal etmiştir. Bu iki karar arasında ortaya çıkan gerilim, uygulayıcıya şu dersi vermektedir: 04 Haziran 2026 itibarıyla “kanunda yazıyor” demek tek başına yeterli değildir; hangi cihazda hangi verinin, neden başka surette elde edilemediği ve neden tam cihaz elkoymasının gerçekten son çare olduğu gösterilmeden kurulan işlemler, ileride hem delil değeri hem tazminat hem de yeniden yargılama bakımından kırılgan hale gelebilecektir.

II. Arama, adli kopya, yedek, inceleme ve fiziksel elkoyma aynı kurum değildir; her biri farklı usul sonucu doğurmaktadır

CMK m. 134 pratiğinde en sık görülen kavramsal hata, cihazın alınması ile verinin incelenmesinin aynı işlem zannedilmesidir. Oysa hüküm içinde en az beş ayrı hareket bulunmaktadır: arama, kopya çıkarma, verileri çözerek metin haline getirme, sistem yedeği alma ve belirli koşullarda cihazı fiilen el altında tutma. Batuhan Aktaş ile Muharrem Çelik’in çalışmaları, bu ayrım yapılmadan yürütülen işlemlerde delil zincirinin de, savunma imkânının da bulanıklaştığını göstermektedir. Dijital materyalde arama, cihaz veya veri havuzu içinde suçla bağlantılı sayısal içeriğe kontrollü erişim anlamına gelmektedir. Kopyalama, verinin bir örneğinin adli incelemeye elverişli biçimde alınmasını ifade etmektedir. Yedek alma ise sistem bütünlüğünü koruyan ve daha sonra tekrarlanabilir incelemeye imkân tanıyan daha geniş bir usul güvencesidir. Elkoyma ise bunların hiçbirine eşit olmayıp, cihazın veya veri taşıyıcısının geçici olarak fiziksel hâkimiyet altına alınmasıdır.

Bu ayrımın dosya pratiğine etkisi doğrudandır. Bir hard diskten bit düzeyinde adli imaj alınmışsa, çoğu dosyada artık fiziksel diskin aylarca emanet deposunda tutulması için ayrıca gerekçe gerekir. Buna karşılık yalnız ekran görüntüsü alınmış, log incelemesi yapılmamış, silinmiş veriler geri getirilememiş veya şifre çözümü tamamlanmamışsa, savcılık tarafında daha geniş teknik muhafaza ihtiyacı gündeme gelebilir. Burak Çekiç, sayısal delilin görünmez ve kolay değişebilir yapısı sebebiyle arama ile inceleme faaliyetlerinin adli bilişim kurallarına bağlı olduğunu; ekran çıktısı, kaba kopya veya manuel dosya seçimi ile yetinilen dosyalarda gerçeğe uygunluk ve tekrar edilebilirlik sorunu doğduğunu vurgulamaktadır. Olgun Değirmenci de 7145 değişikliklerini değerlendirirken, kopya alma ile fiziki elkoymanın birbirine ikame edilmesinin müdahale yoğunluğunu gereksiz artırdığını belirtmektedir.

CMK m. 134/3, elkoyma sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesinin yapılmasını; m. 134/4 ise bu yedekten bir kopyanın şüpheliye veya vekiline verilmesini güvence altına almaktadır. Bu iki hüküm salt teknik formalite değildir. Savunmanın, adli bilişim incelemesinin doğruluğunu denetleyebilmesi, hash bütünlüğünü sınayabilmesi, uzman görüşü alabilmesi ve lehine olabilecek veriyi bağımsız şekilde tartışabilmesi bu kopya teslimine bağlıdır. Barış Yiğit kararında AYM’nin altını çizdiği üzere, dijital materyalin içeriğine ilişkin savunma değeri yalnız ceza ispatıyla sınırlı değildir; cihaz içinde doktora tezi, ticari rapor, mesleki taslak veya üçüncü kişilere karşı ifası gereken yükümlülükler de bulunabilir. Bu itibarla “inceleme sürüyor” cevabı, kopya teslimi yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır.

İlke: CMK m. 134 dosyasında adli makamın cevabı önce şu sorulara ayrılmalıdır: Cihazın bütünü neden alındı, adli imaj ne zaman çıkarıldı, hash kaydı tutuldu mu, şüpheliye veya müdafiine kopya verildi mi, verildiyse ne zaman verildi, verilmediyse hangi somut risk bunu haklı kıldı?

III. Tedbirin kurulabilmesi için somut delile dayanan kuvvetli şüphe ve başka surette delil elde edememe eşiği gerçekten doldurulmalıdır

CMK m. 134’ün en kritik maddi eşiği, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde etme imkânının olmamasıdır. Bu ikili yapı, koruma tedbirinin ultima ratio niteliğini açıkça göstermektedir. Muharrem Özen ve Gürkan Özocak, bu hükmün genel arama rejiminden daha ağır bir gerekçe standardı taşıdığını; zira özel hayat, kişisel veri ve mesleki sır alanına çok daha derin nüfuz ettiğini ifade etmektedir. Aynı nedenle Muharrem Çelik, yalnız genel ihbar, soyut örgüt isnadı veya “cihazda bir şey bulunabilir” ihtimalinin 134 tedbiri için yeterli görülemeyeceğini; hangi veri tipinin hangi soruşturma bağlantısıyla arandığının dosyada görünür kılınması gerektiğini belirtmektedir.

04 Haziran 2026 itibarıyla ayrıca yetki mimarisine dikkat etmek gerekmektedir. 7145 sayılı Kanunla m. 134/1 içine savcı kararını ve yirmi dört saatlik hâkim onay mekanizmasını yerleştiren cümleler eklenmiş, bu yapı 30 Haziran 2022 tarihli AYM kararıyla o dönemde korunmuş, 12 Şubat 2026 tarihli AYM kararıyla ise çekirdek norm iptal edilmiştir. İptal hükmü 25 Şubat 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğinden, geçiş döneminde savcı kararı hâlâ pozitif hukukta kullanılabilmektedir. Ne var ki savcı kararının olağanlaştırılması anayasal risklidir. Kanaatimizce geçiş döneminde en güvenli yol, gecikmesinde sakınca bulunduğu açıkça gösterilmedikçe doğrudan hâkim kararına dayanmak; savcı kararıyla hareket edilmişse de aynı gün içinde neden gecikmenin somut tehlike doğurduğunu, hangi verinin kaybolma riskini taşıdığını ve neden daha hafif aracın yetmeyeceğini dosyada ayrıntılandırmaktır.

“Başka surette delil elde edememe” şartı da uygulamada çoğu zaman retorik kalmaktadır. Oysa bir şirket e-posta sunucusunda aranan veri, hizmet sağlayıcı yan kayıtlarıyla alınabiliyorsa; telefon içeriğine ilişkin olgu baz istasyonu, HTS, açık kaynak kayıtları veya karşı cihaz loglarıyla kısmen doğrulanabiliyorsa; belirli dosyalar bulut yedeğinde sabitse yahut fiziki cihaz alınmadan yerinde kopyalama yapılabiliyorsa, doğrudan tüm cihaz parkına elkoyma ağır müdahale niteliği taşıyabilir. Ferhat Kara kararında AYM, ByLock verileri yönünden dijital kayıtların CMK m. 134 alanına girebileceğini kabul etmiş; ancak bu kabul, her dijital materyalin sınırsız ve filtresiz biçimde alınabileceği anlamına gelmemektedir. Aksine karar, dijital kaydın hangi delil teorisi içinde kullanıldığının ve savunmanın buna nasıl cevap verebildiğinin önemini görünür hale getirmektedir.

İşbu nedenle soruşturma dosyasında üç bloklu bir gerekçe kurulmadıkça tedbirin güvenliği zayıflamaktadır. İlk blok, aranan verinin tanımıdır: iletişim kaydı mı, muhasebe tablosu mu, log mu, şifreli mesaj mı, uzaktan erişim izi mi? İkinci blok, bu verinin niçin başka yolla elde edilemediğidir. Üçüncü blok ise neden cihazın tümüyle alınmasının teknik olarak zorunlu olduğudur. Bu bloklardan biri eksik kaldığında, koruma tedbiri ceza muhakemesinin ihtiyaç duyduğu hassas dengeyi kaybetmekte ve daha sonra hukuka aykırı delil itirazına, mülkiyet şikâyetine veya tazminat istemine açık hale gelmektedir.

IV. Cihazın fiilen alınması istisnadır; şifre, gizli veri veya uzun süren işlem gerekçesi somutlaştırılmadan süresiz muhafaza kabul edilemez

CMK m. 134/2, bilgisayar, bilgisayar programları ve kütüklerine girilememesi, gizlenmiş bilgiye ulaşılamaması veya işlemin uzun sürecek olması hâlinde cihazın çözüm ve kopya alma amacıyla fiilen alınmasına izin vermektedir. Bu kural, uygulamada çoğu kez “telefona elkoyduk çünkü inceleme yapılacak” düzeyine indirgenmektedir. Oysa maddenin sistematiği cihazın fiziken alınmasını asıl değil istisna olarak kurmuştur. Kuralın mantığı, yerinde kopyalama veya süratli inceleme mümkünse fiziksel elkoymaya yönelmemek; teknik ihtiyaç gerçekten mevcutsa cihazı yalnız çözüm ve kopya alma süresi kadar muhafaza etmektir. Olgun Değirmenci’nin 7145 değişiklikleri hakkındaki değerlendirmesi de, “işlemin uzun sürecek olması” ibaresinin soyut kullanılmasının müdahale alanını genişletebileceği ve yargısal denetimin bu nedenle daha sıkı kurulması gerektiği yönündedir.

Ercan Demirbaş kararı, cihazın fiziki iadesi bakımından en açık anayasal uyarılardan birini içermektedir. AYM, cep telefonunun delil elde etme amacıyla muhafaza altına alındığını, buna rağmen iadenin meşru amacı ayakta tutacak somut gerekçeyle sürdürülemediğini belirterek mülkiyet hakkı ihlali sonucuna ulaşmıştır. Karar, telefon veya bilgisayarın suç soruşturmasına bir kez girmiş olmasının, cihazın süresiz biçimde kamu otoritesinin elinde tutulmasına izin vermediğini açıkça göstermektedir. Aynı çizgi Barış Yiğit kararında daha da sert görünmektedir; başvurucunun bilgisayarında yer alan doktora tezi için talep ettiği imaj yaklaşık beş yıl verilmemiş, AYM bu gecikmeyi eğitim hakkı ihlali saymıştır. Demek ki dijital materyalin fiilen tutulması yalnız mülkiyet alanını değil, eğitim, çalışma, ticari faaliyet ve savunma alanlarını da kesebilmektedir.

2026 anayasal kırılması ışığında bu nokta daha önemlidir. AYM 2026/36 sayılı kararda, m. 134 alanındaki müdahalenin kişisel veri ve özel hayat boyutuna özel vurgu yapmıştır. Kararın yürürlüğü 25 Şubat 2027’ye ertelenmiş olsa da geçiş döneminde artık her fiziki elkoyma için şu dört sorunun dosya üzerinde cevaplanması gerekir: Şifre gerçekten çözülemedi mi, gizlenmiş bilgi ihtimali somut teknik bulguya mı dayanıyor, işlem ne sebeple uzun sürecek, kopya çıkarıldığında cihaz neden derhal iade edilmedi? Bu soruların cevabı yoksa fiziksel elkoyma, delil korumadan çok veri alanını topyekûn bloke eden bir müdahale görünümü kazanmaktadır.

Usul uyarısı: “İnceleme devam ediyor” cümlesi tek başına yeterli değildir. Hangi parolanın çözülemediği, hangi verinin erişilemez kaldığı, hangi adli bilişim işleminin ne kadar zaman aldığı ve kopya çıktıktan sonra cihazın neden iade edilmediği tutanak, uzman raporu ve ara karar düzeyinde ayrı ayrı gösterilmelidir.

V. Hash değeri, imajın kime verildiği, tutanak dili ve inceleme sırası savunmanın omurgasını belirlemektedir

Dijital materyalde delilin güvenilirliği, klasik eşya delilinden daha yoğun bir zincir denetimi gerektirir. Çünkü dosyanın merkezindeki içerik çoğu kez çıplak gözle görülemeyen, uygun yazılım ve teknik araçla anlamlandırılan veri kümeleridir. Adli bilişim pratiğinde hash değeri, bit düzeyi imaj, meta veri, kopya tutanağı ve inceleme raporu bir arada düşünülmelidir. Burak Çekiç ile Batuhan Aktaş, sayısal delilin tekrar edilebilir ve bağımsız denetime elverişli kalabilmesi için adli kopyanın usule uygun alınmasının zorunlu olduğunu; aksi hâlde savunmanın yalnız soyut inkârla yetinmek zorunda kalacağını belirtmektedir. Bu görüşe, Muharrem Özen ve Gürkan Özocak da katılmakta; elektronik delilin güvenilirliğinin kopyalama aşamasındaki yöntem ile doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır.

Ferhat Kara kararında AYM, ham ByLock verisinin imajı alınıp kilitli kasada muhafaza edildiğini, veri bütünlüğünün hash değeriyle sabitlendiğini ve teknik inceleme sürecinin belirli usul güvenceleri içinde yürütüldüğünü aktararak başvurucunun adil yargılanma hakkı yönünden açık keyfîlik görmemiştir. Bu karar, dijital delilin her kullanımı otomatik biçimde hukuka aykırıdır sonucunu doğurmamaktadır; fakat aynı zamanda şunu da öğretmektedir: delilin teknik kökeni, kopya üretim yöntemi, saklama biçimi ve mahkeme önünde tartışılabilirliği gösterilmezse yargısal denetim zemini çökmektedir. Bestami Eroğlu kararında da AYM, kişisel veriye ve haberleşme özgürlüğüne müdahale iddialarını değerlendirirken yasal dayanak ile demokratik toplum düzeni ölçütünü birlikte incelemiş; dijital delilin ceza yargılamasında kullanılmasını bütünüyle reddetmemiş, ancak müdahalenin güvencelere bağlı olması gerektiğini ortaya koymuştur.

Bu noktada resmî yargısal kayıtlar arasındaki Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı da önem taşımaktadır. 26 Eylül 2017 tarihli ve Yargıtay CGK, E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararda, internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtların bilgisayar kütüğünde kayıt altına alınması nedeniyle CMK m. 134 kapsamındaki arama, kopyalama ve elkoyma tedbirlerine konu olabileceği; “bilgisayar kütükleri” ifadesinin yalnız masaüstü ve dizüstü bilgisayarları değil, telefon dâhil dijital tabanlı mobil cihazlar ile çıkarılabilir bellekleri de kapsayabildiği vurgulanmıştır. Ne var ki bu geniş kapsam yorumunun pratik karşılığı, her olayda bütün cihazların fiziksel olarak alınması değildir. Aksine kapsam genişledikçe gerekçe yükü de ağırlaşmaktadır. Bir cep telefonu, bir bulut hesabı veya bir harici disk aynı madde içinde değerlendirilebilse bile bunların her birine uygulanacak müdahale yoğunluğu aynı kurulamaz.

Savunma bakımından kritik eşik, kopyanın gerçekten verilip verilmediğidir. CMK m. 134/4, yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilmesini ve bunun tutanağa bağlanmasını öngörmektedir. Barış Yiğit kararı, bu güvencenin yıllarca işletilmemesinin artık yalnız usul sakatlığı değil anayasal hak ihlali sonucunu doğurabildiğini açık biçimde göstermektedir. Kanaatimizce iyi hazırlanmış bir itiraz veya hükümden düşme talebi, yalnız “kopya verilmedi” dememelidir; hash kaydının bulunmaması, kopyanın ne zaman çıkarıldığının belirsizliği, imajın hangi formatta üretildiğinin bilinmemesi, tutanağın hangi personelce imzalandığının görünmemesi ve incelemenin hangi aşamasında savunmanın tamamen devre dışı bırakıldığını birlikte göstermelidir. Dijital materyal dosyalarında savunma gücü, çoğu zaman cihazın içeriğinden önce bu zincirin ne kadar görünür kılındığına bağlı bulunmaktadır.

Dosya pratiğine çıkan ölçüt: YCGK’nın 26.09.2017 tarihli kararı ile Ferhat Kara ve Bestami Eroğlu kararları birlikte okunduğunda, dijital verinin CMK m. 134 alanına girebileceği açıktır; ancak bu kabul, hash değeri, adli imaj, kopya teslimi ve savunmanın teknik itiraz hakkı görünür değilse tek başına yeterli görülmemektedir.

VI. AYM ve Yargıtay çizgisi, 134 tedbirini “soruşturma kolaylığı” olarak değil; sıkı denetime açık anayasal müdahale olarak okumaktadır

Yargısal kayıtlar toplu halde incelendiğinde üç ana eksen ortaya çıkmaktadır. Birinci eksen, dijital verinin CMK m. 134 kapsamında delil konusu yapılabileceğinin kabulüdür. Yargıtay CGK’nın 26.09.2017 tarihli kararı ile Ferhat Kara ve Bestami Eroğlu kararları, internet iletişim kayıtlarının ve dijital tabanlı mobil cihaz verilerinin belirli koşullarda bu madde kapsamında değerlendirilebileceğini göstermektedir. İkinci eksen, fiziksel elkoyma ve iade ilişkisidir. Ercan Demirbaş ile Barış Yiğit kararları, kopya alındıktan veya inceleme ihtiyacı zayıfladıktan sonra cihazın ya da içeriğin süresiz tutulamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır. Üçüncü eksen ise etkili başvuru ve giderim boyutudur. Siyami Hıdıroğlu kararı, koruma tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davasının zaman bakımından nasıl değerlendirileceğine ilişkin önemli bir açıklık sağlamakta; mülkiyet külfetinin yalnız elkoyma anında değil, giderim kanalının işletilmesinde de ölçüldüğünü göstermektedir.

Ferhat Kara kararının dosya pratiğine etkisi, özellikle dijital veri türünün kapsamı bakımındandır. AYM, ByLock trafiği gibi internet üzerinden gerçekleşen iletişim kayıtlarının bilgisayar kütüğü mantığı içinde değerlendirilebileceğini kabul ederken, delilin ceza yargılamasında kullanılmasının kategorik olarak keyfî olmadığı sonucuna varmıştır. Ancak karar, savunma lehine iki önemli uyarı da taşımaktadır. Birincisi, verinin teknik kaynağı, bütünlüğü ve eşleştirme yönteminin dosyada tartışılabilir olması gerekir. İkincisi, dijital verinin maddi gerçeğe katkısı somut soruşturma teorisi içinde kurulmalıdır. Bu iki unsur eksikse, delilin kapsamı genişledikçe tartışma da büyümektedir.

Bestami Eroğlu kararı, kişisel verilerin korunması ve haberleşme hürriyeti boyutunu ön plana çıkarmaktadır. AYM, dijital kayıtların ceza soruşturmasında değerlendirilmesini tek başına ihlal saymamış; fakat müdahalenin kanuni çerçeve, meşru amaç ve ölçülülük içinde ele alınması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yaklaşım, uygulamada sık görülen “örgüt dosyasıdır, o nedenle cihazın tümü alınır ve her veri incelenir” kolaycılığını zayıflatmaktadır. Kişisel veri alanına giren bir müdahalede soruşturma amacı ne kadar ciddi olursa olsun, inceleme alanının sınırı ve savunmanın denetim imkânı ayrıca kurulmalıdır.

Ercan Demirbaş kararı ise 134 tedbirinin mülkiyet boyutunu görünür kılan en doğrudan kayıtlardan biridir. Başvurucunun cep telefonunun delil amacıyla muhafaza edildiği kabul edilmiş; ne var ki iadenin sürdürülmesini haklı gösterecek meşru amacın ortadan kalktığı noktada cihazın elde tutulması mülkiyet hakkı ihlali sayılmıştır. Kararın güçlü yanı, cep telefonu gibi gündelik hayatın merkezindeki cihazlarda geçici elkoymanın etkisini soyut bırakmamasıdır. Buna karşılık kararın açık bıraktığı yön, hangi somut tarihten itibaren gecikmenin ölçüsüz hale geldiğinin her dosyada ayrıca gösterilmesi gereğidir. Kanaatimizce savunma stratejisinde tam da bu boşluk hedeflenmeli; incelemenin hangi tarihte tamamlandığı, kopyanın ne zaman alınabildiği ve buna rağmen iadenin neden geciktiği belgelenmelidir.

Barış Yiğit kararında AYM’nin vardığı eğitim hakkı ihlali, dijital materyal dosyalarının çoğu zaman ceza hukuku sınırını aştığını kanıtlamaktadır. Başvurucu, bilgisayarında bulunan doktora tezinin imajını talep etmiş; talep uzun süre cevapsız bırakılmış ve bilgisayar içeriğine erişememesi eğitim hakkını etkiler hale gelmiştir. Bu karar, müdafilerin ve şirket vekillerinin dosya dili bakımından önemli bir imkânını göstermektedir: cihazın içeriğine erişememek yalnız mülkiyet külfeti değildir; mesleki faaliyet, akademik çalışma, sözleşmesel ifa ve kurumsal süreklilik üzerinde de ayrı müdahale üretebilir. İşbu nedenle 134 dosyasında zarar anlatımı yalnız piyasa değeri ve cihaz bedeli üzerinden kurulmamalı; cihaz içeriğinin fonksiyonu ayrıca anlatılmalıdır.

Siyami Hıdıroğlu kararı, CMK m. 141 hattının etkili başvuru boyutunu netleştirmesi bakımından önemlidir. Karar, haksız gözaltı ve elkoyma nedeniyle açılan tazminat davası sonrasında bireysel başvuru zamanlamasını değerlendirirken, koruma tedbirlerinin giderim yolunun ne zaman tüketilmiş sayılacağını açıklığa kavuşturmaktadır. CMK m. 134 dosyalarında cihaz iadesi, kopya verilmemesi, hasar, veri kaybı veya uzun süreli kullanım yoksunluğu bakımından 141 davası çoğu zaman son başvuru halkasını oluşturmaktadır. Şu hâlde savunma veya vekâlet hattı yalnız itiraz kararıyla yetinmemeli; giderim kanalı için gerekli faturaları, servis raporlarını, iş kaybı kayıtlarını ve teslim tarihlerini de aynı anda toplamaya başlamalıdır.

Eleştirel not: 2022 tarihli AYM kararı 7145 değişikliklerini o tarihte tolere etmiş, 2026 tarihli karar ise çekirdek normu iptal etmiştir. Bu değişim, dijital tedbirlerin “yerleşik ve tartışmasız” bir alan olmadığını; anayasal denetimin savcı kararı, uzun süren işlem gerekçesi ve kişisel veri sınırı bakımından sertleştiğini göstermektedir.

VII. En sık uygulama hataları; tüm cihaz parkına toptan elkoyma, kopya tesliminin atlanması ve iade tarihinin belirsiz bırakılmasıdır

Uygulamadaki ilk büyük hata, aranan verinin türü belirlenmeden tüm cihaz parkına elkoyulmasıdır. Bir şirket soruşturmasında muhasebe dizüstüsü, personel telefonları, satış ekibi tabletleri, sunucu yedeği ve harici diskler tek cümlelik kararla aynı torbaya konulmakta; hangi cihazın hangi isnatla bağlantılı olduğu çoğu zaman ayrıştırılmamaktadır. Bu yaklaşım, delil elde etme ihtiyacını aşarak veri alanını topluca bloke eden bir sonuca yol açmaktadır. Oysa bilgisayar kütükleri ifadesinin geniş yorumu, sınırsız müdahale yetkisi yaratmaz. Söz konusu genişlik, tam tersine cihaz-cilt-materyal eşlemesinin daha dikkatli kurulmasını gerekli kılar.

İkinci büyük hata, yedek ve kopya süreçlerinin görünmez bırakılmasıdır. Tutanakta yalnız “imaj alındı” veya “incelemeye gönderildi” denilmesi yeterli değildir. Hangi cihazdan hangi yazılımla, hangi tarihte, hangi hash değeriyle kopya üretildiği ve bunun kim tarafından muhafaza edildiği görünür değilse savunma denetimi zayıflar. Barış Yiğit kararının gösterdiği üzere kopya verilmemesi yalnız teorik bir usul kusuru değildir; bazen başvurucunun eğitim, çalışma veya savunma imkânını doğrudan etkileyen ağır bir sonuç üretir. Özellikle şirket dosyalarında kopya verilmemesi, kurumun olağan faaliyetini de fiilen kilitleyebilmektedir.

Üçüncü hata, cihazın iade zamanının belirsiz bırakılmasıdır. İnceleme bittikten sonra bile çoğu dosyada cihazlar “mahkeme sonucu” beklenerek tutulmaktadır. Ercan Demirbaş kararı, bu pratiğin anayasal riskini açıkça göstermektedir. Delil işlemi tamamlandıysa, müsadere ihtimali somut değilse ve daha hafif koruma aracı mümkünse fiziksel cihazın tutulmaya devam edilmesi ölçülülük sorununa dönüşmektedir. Aynı sorun, savunmanın elindeki cihazın bir kopya verilmeden tutulması hâlinde daha da derinleşmektedir; zira bu durumda kişi hem cihazdan mahrum kalmakta hem de veri içeriğine alternatif erişim imkânı bulamamaktadır.

Dördüncü hata, 141 hattının baştan düşünülmemesidir. Çoğu dosyada müdafi veya vekil yalnız iade kararını hedeflemekte, hasar, veri kaybı, cihaz değer düşüşü, sözleşmesel gecikme, üretim aksaması ve mesleki itibar zararını belgelememektedir. Oysa geçici koruma tedbirinin ekonomik etkisi çoğu zaman cihaz geri geldiğinde değil, geri gelene kadar oluşmaktadır. Siyami Hıdıroğlu çizgisi, koruma tedbirine bağlı tazminat yolunun etkili başvuru mimarisinin bir parçası olduğunu göstermektedir. Bu itibarla iade talebi hazırlanırken eş zamanlı olarak servis raporu, cihaz teslim tutanağı, çalışma kesintisi kaydı, lisans erişim problemi, muhasebe veya sunucu erişim kesintisi gibi belgeler de toplanmalıdır.

VIII. Kontrol matrisi: yayınlanabilir bir 134 dosyasında hangi soru, hangi belge ve hangi risk birlikte düşünülmelidir?

Kontrol başlığı Aranan somut kayıt Dayanak Başlıca risk
Yetkili merci ve karar tipi Hâkim kararı veya savcı kararı ile 24 saatlik onay kaydı CMK m. 134/1; geçiş döneminde AYM E.2023/128, K.2026/36 Yetki ve onay eksikliği nedeniyle delil tartışması
Somut delile dayanan kuvvetli şüphe Aranan veri türünü ve suç bağlantısını gösteren soruşturma materyali CMK m. 134/1 Soyut şüphe ile kurulan geniş müdahale
Başka surette delil elde edememe Neden yerinde kopya, hizmet sağlayıcı kaydı veya daha hafif araç yetmediğine dair gerekçe CMK m. 134/1; doktrinde ultima ratio ilkesi Orantısız ve gereksiz cihaz elkoyması
Fiziksel elkoyma gerekçesi Şifre, gizli veri veya uzun süren işlem kaydı CMK m. 134/2 Cihazın haksız yere depoda tutulması
Hash ve imaj zinciri Bit düzeyi kopya, hash değeri, inceleme tutanağı Ferhat Kara; YCGK, E.2017/16.MD-956, K.2017/370 Delilin bütünlüğünün tartışmalı hale gelmesi
Kopya teslimi Şüpheliye veya vekiline verilen kopyaya ilişkin imzalı tutanak CMK m. 134/4; Barış Yiğit Savunma ve kullanım hakkının ağır zedelenmesi
İade tarihi Kopya alma ve çözüm işlemi bitiş tarihi ile fiili teslim tarihi CMK m. 134/2; Ercan Demirbaş Mülkiyet hakkı ihlali ve tazminat riski
Giderim hazırlığı Hasar, veri kaybı, iş kesintisi ve servis raporu CMK m. 141; Siyami Hıdıroğlu İade alınsa bile zarar hesabının ispatlanamaması

Bu matrisin pratik değeri, savunma ve soruşturma makamını aynı anda disipline etmesidir. Adli makam hangi gerekçeyle cihazı tuttuğunu görünür kılmak zorunda kalır; müdafi veya vekil de hangi kayıt eksikse itirazını oradan kurar. Dijital materyal dosyalarında dağınık teknik tartışmalar yerine bu sekiz başlığın etrafında yapılan çalışma, uyuşmazlığın esaslı düğümlerini çok daha erken görünür hale getirmektedir.

IX. Sık Sorulan Sorular

Savcı kararıyla dijital materyale hemen müdahale edilebilir mi?

04.06.2026 itibarıyla 7145 sonrası yapı, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcı kararını ve yirmi dört saat içinde hâkim onayını öngörmektedir. Ancak 12.02.2026 tarihli AYM iptal kararı nedeniyle bu yol anayasal bakımdan daha kırılgandır. Gecikme gerekçesi somutlaştırılmadan savcı kararıyla hareket edilmesi güvenli değildir.

Cep telefonu otomatik olarak CMK m. 134 kapsamına mı girer?

Telefon içindeki dijital kayıtlar çoğu olayda 134 alanına girebilir. Ne var ki bu durum, her telefonun bütünüyle alınabileceği anlamına gelmez. Aranan veri tipi, başka surette delil elde edilip edilemeyeceği, adli kopya alınıp alınamayacağı ve fiziksel elkoymanın gerçekten zorunlu olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Şüpheliye veya müdafiine kopya verilmemesi ne doğurur?

Kopya verilmemesi, savunmanın delilin bütünlüğünü ve içeriğini bağımsız olarak denetleme imkânını zayıflatır. Barış Yiğit kararı, dijital materyale erişimin uzun süre engellenmesinin eğitim veya çalışma hakkı gibi başka anayasal alanlara da müdahale edebildiğini göstermektedir. Kopya teslimi bu sebeple teknik formalite değil, usul güvencesidir.

Cihaz ne zaman iade edilmelidir?

CMK m. 134/2 mantığında cihaz, çözüm ve gerekli kopya alma işlemi bittiğinde gecikmeksizin iade edilmelidir. İnceleme ihtiyacı sona erdiği hâlde yalnız alışkanlık gereği emanet deposunda tutulan telefon, tablet veya bilgisayar yönünden mülkiyet hakkı sorunu doğabilir. Ercan Demirbaş kararı bu noktada doğrudan uyarıcı niteliktedir.

İade alındıktan sonra ayrıca CMK m. 141 davası açılabilir mi?

Evet. Cihazın geç iadesi, hasarlı teslimi, amaç dışı kullanımı veya veri kaybı gibi zararlar yalnız iade ile ortadan kalkmaz. Bu tür durumlarda CMK m. 141/1-j hattı ayrıca düşünülmelidir. Tazminat davasının başarısı, teslim tarihleri, servis raporları ve kullanım mahrumiyeti kayıtlarının erken toplanmasına bağlı bulunmaktadır.

AYM'nin 12.02.2026 tarihli iptal kararı bugün fiilen ne değiştirdi?

Karar 25.05.2026 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış ve yürürlüğü 25.02.2027 tarihine ertelenmiştir. Hüküm bugün tamamen ortadan kalkmış değildir. Değişen husus, geçiş döneminde her arama, kopyalama ve fiziksel elkoyma işleminin anayasal denetime daha açık hale gelmiş olmasıdır.

X. Uygulamada izlenecek hukuki sıra ve profesyonel değerlendirme

CMK m. 134 dosyasında en sağlıklı yaklaşım, teknik tartışmayı hukuki denetim sırasına çevirmektir. İlk olarak aranan dijital verinin türü ve soruşturmayla bağı görünür kılınmalıdır. İkinci olarak, söz konusu verinin neden başka surette elde edilemediği somutlaştırılmalıdır. Üçüncü olarak, cihazın fiilen alınmasının gerçekten zorunlu olup olmadığı sorgulanmalıdır. Dördüncü olarak da hash, yedek, kopya teslimi ve iade takvimi birlikte denetlenmelidir. Kanaatimizce 134 pratiğinde iyi dosya, en çok teknik rapor içeren dosya değil; teknik raporu hukuki ölçütle konuşturabilen dosyadır. Savunmanın ve soruşturmanın ayrıştığı düğüm de tam burada ortaya çıkmaktadır.

Özellikle şirket içi usulsüzlük, ihale, vergi, örgüt, zimmet veya veri sızıntısı dosyalarında cihazların içinde yalnız şüpheliye ait veri bulunmamaktadır. Müvekkil sözleşmeleri, insan kaynakları kayıtları, ticari sır niteliğindeki tablolar, diğer çalışanların kişisel verileri ve olayla ilgisiz üçüncü kişi yazışmaları aynı materyalde bir arada tutulabilmektedir. Bu sebeple 134 tedbirinin kapsamı konuşulurken yalnız ceza soruşturmasının ihtiyacı değil, müdahalenin yan etkileri de dosyaya taşınmalıdır. Aksi halde fiziksel elkoyma, görünürde delil toplama aracı iken fiilen şirket faaliyetini donduran, savunmayı körleştiren ve daha sonra tazminat davasını zorlaştıran bir araca dönüşebilmektedir.

Pratikte izlenecek adım sırası şu şekilde kurulmalıdır:

  1. Karar ve tutanak setini toplayın. Hâkim veya savcı kararının tarihi, kapsamı, onay durumu, cihaz listesi ve elkoyma gerekçesi ilk gün netleştirilmelidir.
  2. Adli bilişim zincirini görünür kılın. İmaj alma tarihi, hash değeri, kullanılan yöntem, kopyanın verilip verilmediği ve inceleme raporunun kapsamı ayrı ayrı kayıt altına alınmalıdır.
  3. İade ve giderim hattını birlikte kurun. İnceleme ihtiyacı bittiğinde iade talebi gecikmeden yapılmalı; hasar, veri kaybı, iş kesintisi veya teslim gecikmesi varsa CMK m. 141 bakımından deliller aynı anda toplanmalıdır.

Bu sıra izlendiğinde 134 dosyası yalnız “telefon geri alınsın” seviyesinde kalmaz; delil güvenliği, savunma erişimi, kişisel veri sınırı ve mülkiyet külfeti aynı dosyada yönetilebilir hale gelir. Ceza muhakemesi koruma tedbirlerine ilişkin diğer analizler için CMK m. 123 çalışmamızı, CMK m. 128 malvarlığı elkoyma analizimizi ve Ceza Hukuku kategorimizi inceleyebilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

Mahkeme Kararları

Bilimsel Çalışmalar

Elektronik Kaynaklar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler

Как получить гражданство Турции: основания, документы, процедура и обжалование отказа

Подробный разбор оснований получения гражданства Турции, документов, общего и инвестиционного порядка, брака, этапов рассмотрения и обжалования отказа по официальным источникам.

Read