CMK m. 143, koruma tedbiri nedeniyle ödenmiş tazminatın hangi hâllerde geri istenebileceğini düzenlemektedir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılması veya beraatin aleyhe yenilenme sonunda mahkûmiyete dönüşmesi halinde; mahkûmiyet süresine denk gelen kısım, Cumhuriyet savcısının yazılı istemiyle ve itiraz yolu açık olmak üzere geri alınabilmektedir.
Bu içerik 05.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası çoğu dosyada, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleşmesiyle kapanmış görünmektedir. Oysa ceza muhakemesi pratiğinde dosyanın bu aşamada bütünüyle sona erdiğini varsaymak çoğu kez hatalıdır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı itiraz üzerine kaldırılabilir; yeni deliller ortaya çıkabilir; beraat hükmü aleyhe yargılamanın yenilenmesi sonucunda mahkûmiyete dönüşebilir. İşte tam bu eşikte, daha önce Devletten alınmış tazminatın hangi kısmının korunacağı, hangi kısmının geri istenebileceği ve bu geri alma işleminin hangi merci önünde yürütüleceği ayrı bir hukukî dosya üretmektedir.
CMK m. 143’ün uygulamadaki ağırlığı, ödemenin yapılmış olması ile tazminat hakkının kesin olarak korunmuş olması arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. Tazminat kararı, ilk bakışta kişiye kapanmış bir alacak alanı açmaktadır; ancak anılan alan, ceza dosyasının sonraki akıbetinden bütünüyle bağımsız değildir. Mahkûmiyetin sonradan ortaya çıkması halinde, kişiye özgürlüğünden yoksun bırakılmasının tümünün değil; yalnız mahkûmiyet süresini aşan bölümünün Devlet üzerinde kalabileceği kabul edilmektedir. Söz konusu nedenle geri alma dosyası, yalnız borç tahsili meselesi değildir; tutuklama, gözaltı, mahsup, infaz ve kesinleşme çizgisinin birlikte okunmasını gerektiren karma bir muhasebe alanıdır.
Kanaatimizce uygulamadaki temel kırılma, 141 ve 142 rejiminde başarıyla yürütülmüş tazminat dosyasının, 143 aşamasında salt icra mantığıyla ele alınmasıdır. Oysa geri alma kararı kendiliğinden doğmamaktadır; yazılı istem, mahkûmiyetin kesinleşmiş niteliği, mahkûmiyet süresine ilişkin hesabın açık kurulması, ödeme kaydının doğrulanması ve itiraz imkânının usulüne uygun işletilmesi gerekir. Aşağıda bu başlıklar; güncel mevzuat, Anayasa Mahkemesi içtihadı, Yargıtay çizgisi ve doktrindeki tartışmalar birlikte değerlendirilerek ele alınmaktadır.
I. CMK m. 143, 141 ve 142’nin devamı niteliğinde basit bir tahsil hükmü değil; tazminatın hukukî temelinin sonradan değişmesi ihtimaline cevap veren özel bir tasfiye normudur
CMK m. 143’ün ilk fıkrası iki ayrı tetikleyici öngörmektedir: kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın sonradan kaldırılması üzerine kamu davası açılması ve mahkûmiyetle sonuçlanması; ayrıca beraat kararının aleyhe yargılamanın yenilenmesi sonucunda ortadan kalkması ve yine mahkûmiyetle sonuçlanması. Bu iki durumda da geri alma, ödenmiş tazminatın bütünü için değil; mahkûmiyet süresine ilişkin kısmı için söz konusu olmaktadır. Hükmün lafzı, geri almayı otomatik borç ilişkisi gibi değil, mahkûmiyetin sonradan görünür kıldığı sınırlı bir iade alanı olarak kurmaktadır.
Anayasa’nın 19’uncu maddesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına aykırı yakalama veya tutma işlemleri bakımından tazminat güvencesi tanımakta; 40’ıncı maddesi ise temel hak ihlallerinde etkili başvuru güvencesini tamamlamaktadır. AİHS m. 5/5 de benzer biçimde, Sözleşme’ye aykırı yakalama veya tutma işleminden zarar gören kişiye tazminat isteme hakkı verir. Ne var ki 143’ün konusu, baştan hukuka aykırı olduğu sabit kalan bir müdahalenin giderimi değildir. Burada tartışılan mesele, ilk tazminat kararının dayandığı varsayımın, sonraki muhakeme gelişmesiyle daralmasıdır. İşbu nedenle geri alma, “tazminat hiç verilmemeliydi” iddiasından ziyade, “ödenen tutarın bir bölümü artık mahkûmiyet süresiyle çakışıyor” tespitine dayanır.
Doktrinde Özgün Özyüksel ile Nabi Özalp’ın dikkat çektiği ortak nokta, 143’ün klasik sebepsiz zenginleşme mantığına indirgenemeyeceğidir. Özyüksel, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat kurumunun ceza muhakemesi ve tazminat hukukunu kesen özel bir müessese olduğunu; bu nedenle geri alma rejiminin de aynı özel yapının parçası olarak görülmesi gerektiğini belirtmektedir. Özalp ise 143 hükmünün, “tazminat nedeninin sonradan gerçekleşmediğinin anlaşılması” fikri üzerine kurulduğunu; fakat bu sonucun yalnız mahkûmiyet süresine denk gelen alan bakımından işletilebileceğini vurgulamaktadır. Kanaatimizce bu iki yaklaşım birlikte okunduğunda, geri almanın ne salt ceza infazına ne de salt alacak tahsiline indirgenemeyeceği açıkça anlaşılmaktadır.
Hukuki sonuç: CMK m. 143, ilk tazminat kararını tümüyle hükümsüz kılan bir madde değildir; mahkûmiyetin sonradan ortaya çıkardığı ölçüde, sınırlı geri alma alanı tanır.
Pratik sonuç: Dosyada önce “geri alma şartı gerçekleşti mi?” sorusu, sonra “hangi gün ve hangi tutar geri alınabilir?” sorusu cevaplanmalıdır. Bu iki soru birbirine karıştırıldığında mahkeme gerekçesi zayıflamakta, itiraz zemini genişlemektedir.
II. Geri alma koşulu, iddianamenin düzenlenmesiyle değil; sonradan ortaya çıkan mahkûmiyetin kesinleşmiş ve tazminatın dayanağını gerçekten daraltmış olmasıyla gerçekleşir
143 hükmünün en önemli yanlış okuması, kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılması veya beraatin bozulmasının tek başına yeterli görüldüğü varsayımıdır. Oysa madde, açık biçimde “hakkında kamu davası açılan ve mahkûm edilenler” ile “beraat kararı kaldırılıp mahkûm edilenler” ibaresini kullanmaktadır. Anılan ibare, geri alma için yalnız yeni bir soruşturma hareketi veya bozma kararı değil; kişi aleyhine sonuç doğurmuş, kesinleşmiş bir mahkûmiyet görünümü arandığını göstermektedir. Ceza dosyası henüz derdest iken ya da mahkûmiyet hükmü kanun yolu denetiminden geçmemişken geri alma talebinin acele kurulması, 143’ün metniyle bağdaşmamaktadır.
Fatma Maden, Özlem Dalkıran, İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi ile Cafer Yıldız kararları birlikte okunduğunda, AYM’nin 141 ve devamı hükümleri etkili iç hukuk giderimi olarak gördüğü; fakat bu giderimin hangi aşamada işletileceğinin dosya türüne göre ayrıştırılmasını aradığı anlaşılmaktadır. Bu çizgi, 143 dosyasında da önemlidir. İlk tazminatın dayandığı beraat veya takipsizlik zemini, mahkûmiyetle gerçekten ortadan kalkmış mı; yoksa yeni yargılama halen süregiden bir ihtimal alanı mı yaratmaktadır? Söz konusu ayrım açık kurulmadığında, geri alma kararı hak arama özgürlüğü bakımından erken müdahale niteliği taşıyabilir.
Yargıtay 3. CD’nin 23.3.2026 tarihli, E. 2026/232, K. 2026/5499 sayılı kararı ile Yargıtay 12. CD’nin 19.11.2025 tarihli, E. 2022/3765, K. 2025/7990 sayılı kararı, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat hattında bent bazlı ve aşama bazlı ayrım yapılması gerektiğini görünür kılmaktadır. Her iki kararda da tazminat çizgisinin, tek tip otomatik başvuru yolu olmadığı; hangi bentte hangi sonucun beklenmesi gerektiğinin ayrıca saptanması gerektiği anlaşılmaktadır. 143 bakımından bunun karşılığı şudur: savcının yazılı istemi, sonraki mahkûmiyetin tazminatın esasını hangi ölçüde daralttığını somutlaştırmadıkça, hüküm kurmaya elverişli dosya omurgası oluşmuş sayılmaz.
Usul riski: Yalnız “takipsizlik kaldırıldı” veya “beraat bozuldu” cümlesiyle geri alma kararı istenmesi yeterli değildir. Mahkûmiyetin kesinleşme şerhi, ilgili mahkûmiyet süresi, mahsup çizelgesi ve ilk tazminat dosyasındaki ödeme kaydı bir arada gösterilmelidir.
III. “Mahkûmiyet süresine ilişkin kısım” ibaresi, geri almanın tam mı kısmi mi olacağını belirleyen ana eşiği kurar; gözaltı, tutukluluk ve mahsup hesabı bu nedenle ayrı ayrı yapılmalıdır
143 hükmünün merkezinde yer alan “mahkûmiyet süresine ilişkin kısım” ibaresi, geri almanın matematiksel omurgasını oluşturmaktadır. Hüküm, Devletin tüm ödemeyi geri isteyebileceğini söylememektedir. Eğer kişi hakkında sonradan kesinleşen mahkûmiyet, daha önce tazminat hesabına dâhil edilen gözaltı veya tutukluluk süresinin tümünü karşılıyorsa geri alma alanı genişler. Buna karşılık özgürlükten yoksun kalınan süre, sonradan ortaya çıkan mahkûmiyet süresini aşıyorsa aşan bölüm yönünden tazminatın bütünüyle geri alınması mümkün değildir. İşbu nedenle geri alma dosyası, ceza yargılamasındaki mahkûmiyet gün sayısıyla koruma tedbiri altında geçirilen fiilî gün sayısının aynı cetvele işlenmesini zorunlu kılar.
Bu hesapta dört ayrı veri seti belirleyicidir: ilk koruma tedbiri tarihleri; tahliye veya serbest bırakılma tarihi; sonraki mahkûmiyetin süresi ve infaz niteliği; ayrıca mahsup yahut başka hükümlülükle çakışma bulunup bulunmadığı. Uygulamada en sık hata, yalnız tutuklama gün sayısına bakılarak geri alma sonucuna gidilmesidir. Oysa gözaltı süreleri, yakalama sonrası hakim önüne çıkarma kronolojisi, aynı dosyada birden çok tedbirin art arda uygulanması ve başka dosyalardan gelen mahsup kararları ayrı başlıklar halinde incelenmelidir. Anılan ayrım yapılmadan verilen karar, özellikle kısmi geri alma gereken dosyalarda ölçülülük sorununa yol açmaktadır.
Ercan Emray ile Siyami Hıdıroğlu kararlarının ortak mesajı, zarar kalemlerinin ve tazminat kapsamının tek blok halinde değerlendirilemeyeceğidir. Ercan Emray kararında avukatlık ücretinin her durumda aynı mantıkla karşılanmadığı; Siyami Hıdıroğlu kararında ise elkoyma kaynaklı maddi ve manevi zararın ayrı gerekçelendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu çizgi 143 aşamasında da sürmektedir. Mahkûmiyet süresine denk gelen özgürlükten yoksun kalma alanı ile mahkûmiyetten bağımsız kalabilen zarar kalemleri aynı torbaya atılamaz. Kanaatimizce özellikle itibara, aile düzenine veya iş kaybına ilişkin bazı manevi ve dolaylı zarar kalemlerinde mahkûmiyetin sonradan ortaya çıkmış olması, otomatik tam geri alma sonucuna götürmez; mahkemenin hangi kalemin hangi nedenden geri istendiğini ayrıca gerekçelendirmesi gerekir.
| Dosya görünümü | Geri alma sonucu | Dosyada mutlaka kurulacak hesap | Başlıca risk |
|---|---|---|---|
| Tutukluluk süresi sonradan kesinleşen mahkûmiyet süresinin tamamına denk geliyor | Tazminatın büyük kısmı veya tamamı geri istenebilir | Fiili tutma günleri ile hükümlülük günlerinin bire bir eşleştirilmesi | Ödemenin kalem bazında ayrıştırılmaması |
| Tutukluluk süresi mahkûmiyet süresini aşıyor | Yalnız aşmayan bölüm için geri alma gündeme gelir | Aşan günlerin ayrı tablo halinde gösterilmesi | Kısmi geri alma yerine topyekûn iade kararı verilmesi |
| Mahkûmiyet başka dosyadaki ceza ile mahsup ilişkisi taşıyor | Mahsup ve infaz kayıtları ayrıca okunur | İnfaz savcılığı ve cezaevi kayıtlarının birlikte incelenmesi | Aynı günlerin iki kez hesaba katılması |
| Tazminat içinde elkoyma veya başka zarar kalemleri de var | Özgürlükten yoksun kalma dışındaki kalemler ayrıca tartışılır | Hangi tutarın hangi zarara hükmedildiğinin ayrıştırılması | Manevi zarar kaleminin otomatik tamamen geri alınması |
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
IV. Cumhuriyet savcısının yazılı istemi, aynı mahkemenin kararı ve itiraz kanun yolu; 143 sürecinin üç zorunlu usul ayağıdır
143 hükmü, geri almanın kendiliğinden idari işlemle değil, Cumhuriyet savcısının yazılı istemi üzerine ve aynı mahkemeden alınacak kararla yürütüleceğini düzenlemektedir. Bu yapı tesadüfî değildir. İlk tazminat dosyasının dayandığı koruma tedbiri, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı, ödeme miktarı ve zarar kalemleri mahkeme dosyasında kayıtlıdır. Geri alma talebinin de aynı dosya hafızası içinde tartışılması, hem usul ekonomisi hem de gerekçenin denetlenebilirliği bakımından isabetlidir. Savcının yazılı istemi bulunmadan re’sen geri alma kararı verilmesi, hükmün lafzı ile bağdaşmadığı gibi savunma imkânını da daraltmaktadır.
Mahkeme bu aşamada yalnız ödeme yapıldığını ve sonradan mahkûmiyet çıktığını saptamakla yetinemez. Önce ilk tazminat kararının hangi dayanakla verildiğini; sonra sonraki mahkûmiyetin bu dayanağı hangi ölçüde etkilediğini; en sonunda da geri alınacak tutarın neden o miktarda belirlendiğini açıklamalıdır. Ceza Genel Kurulu’nun 5.5.2015 tarihli, E. 2014/93, K. 2015/144 sayılı kararına TBB Dergisi’nde yapılan atıflar ile koruma tedbirleri tazminatı öğretisi birlikte değerlendirildiğinde, yargı merciinin özellikle manevi tazminat kalemlerinde soyut formüllerle yetinemeyeceği anlaşılmaktadır. Söz konusu nedenle 143 kararında bir “hesap cümlesi” değil, hesaplama yöntemini açıklayan gerekçe aranmalıdır.
İtiraz kanun yolu da 143’ün koruyucu dengesi bakımından önemlidir. Hüküm, geri alma kararına itiraz edilebileceğini açıkça söylemektedir. Bu itirazın etkili olabilmesi için, tebliğ edilen kararda hangi mahkûmiyetin, hangi tarih aralığının ve hangi ödeme kaleminin esas alındığı açıkça gösterilmelidir. Aksi hâlde itiraz hakkı soyut kalmaktadır. Kanaatimizce dosya pratiğinde en güçlü savunma, “geri alma hiç olamaz” iddiasından ziyade, “geri alma alanı daha dardır; mahkûmiyet süresine ilişkin hesap eksik veya yanlış kurulmuştur” itirazıdır. Özellikle kısmi geri alma gereken dosyalarda bu savunma, esastan reddedici olmaktan çok miktar düzeltici işlev görmektedir.
CMK m. 267 ve 268 hattı bakımından itiraz süresinin sağlıklı işletilebilmesi için tebliğ mazbatası, UYAP tebliğ ekranı ve karar örneğinin birbiriyle uyumlu olması gerekir. Uygulamada kimi dosyalarda savcı istemi ayrı, geri alma kararı ayrı, hesap cetveli ise ek belge olarak farklı tarihlerde tebliğ edilmektedir. Böyle bir görünümde savunmanın hangi belgeye karşı hangi gerekçeyle itiraz ettiğini açık kurması zorunludur. Yalnız hüküm sonucuna karşı soyut itiraz, çoğu kez hesabın düzeltilmesine yetmemektedir. İşbu nedenle 143 dosyasında ilk inceleme notu hazırlanırken, tebliğ edilen her evrakın tarihi, içeriği ve ekleri tek çizelgede gösterilmeli; eksik tebligat veya sonradan gönderilen hesap cetveli varsa bunlar itirazın ön meselesi olarak ayrıca yazılmalıdır.
V. 143/1’deki geri alma, 143/3’teki iftira veya yalan tanıklığa rücu ve 141/4’teki hâkim-savcı rücusu aynı şey değildir; dosya stratejisi bu ayrımı baştan kurmalıdır
Uygulamada sık rastlanan kavramsal hata, 143 dosyasındaki her tahsil ihtimalini “rücu” başlığı altında toplamak ve böylece farklı hukukî güzergâhları birbirine karıştırmaktır. Oysa 143/1’de düzenlenen durum, önce tazminat almış kişiden belirli kısmın geri alınmasıdır. Burada muhatap, Devletten ödeme almış olan tazminat alacaklısıdır. 143/3 ise başka bir ilişki kurar: iftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ve tutuklama varsa, Devlet ödediği tazminatı iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişiye rücu eder. Bir başka eksen de 6545 sonrası 141/4’e taşınmış olan hâkim ve Cumhuriyet savcılarına rücu hattıdır. Dolayısıyla aynı dosyada üç ayrı muhatap, üç ayrı hukukî dayanak ve üç ayrı ispat meselesi ortaya çıkabilmektedir.
Aşkın Uğur’un rücu sorununa ilişkin çalışması, bu ayrımın neden önemli olduğunu güçlü biçimde göstermektedir. Yazar, 6545 değişikliğiyle 143’teki kamu görevlilerine rücu alanının daraltıldığını, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin rücunun 141/4’e taşındığını; 143/3’ün ise iftira eden veya yalan tanıklıkta bulunan kişi bakımından yaşamaya devam ettiğini ayrıntılı biçimde açıklamaktadır. Bu tespit, 143 dosyasında “kamu görevlisine mi, tazminat alana mı, iftiracıya mı yönelme var?” sorusunun ilk dakikada cevaplanması gerektiğini göstermektedir. Anılan ayrım yapılmadan kurulan talepler, hem görev ve yetki tartışması doğurmakta hem de ispat yükünü belirsizleştirmektedir.
İftira veya yalan tanıklık yönünden rücu kurulacaksa, sırf beraat verilmiş olması yeterli değildir. Gözaltı veya tutuklama ile iftira yahut yalan tanıklık arasındaki nedensellik de görünür olmalıdır. Aynı şekilde 141/4 hattında Devletin hâkim veya Cumhuriyet savcısına rücu edebilmesi için görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanma ölçütü gündeme gelmektedir; bu alan, 143/1 geri alma dosyasının otomatik uzantısı değildir. Kanaatimizce uygulamacı bakımından en emniyetli yöntem, ilk tazminat dosyasını, geri alma dosyasını ve varsa sonradan açılacak rücu davasını üç ayrı klasör mantığıyla kurmaktır.
VI. Geri alma dosyasında delil, belge ve kronoloji; savunmanın omurgasını oluşturur. Eksik ödeme kaydı veya dağınık infaz tablosu, en güçlü hukukî argümanı dahi zayıflatabilir
143 uygulamasında savunmanın başlangıç noktası, ilk tazminat kararının tam dosya örneğidir. Hangi bent esas alınmıştır; maddi ve manevi tazminat kalemleri nasıl ayrıştırılmıştır; faiz hangi tarihten başlatılmıştır; ödeme tek seferde mi yoksa taksit/ayrı kalemler hâlinde mi yapılmıştır? Bu soruların cevabı olmadan geri alma hesabı güvenli biçimde kurulamaz. İkinci zorunlu belge grubu, sonraki ceza yargılamasına ilişkindir: takipsizlik kaldırma kararı, iddianame, mahkûmiyet hükmü, kesinleşme şerhi, varsa bozma ve direnme süreci, infaz savcılığı kayıtları ve mahsup işlemleri birlikte okunmalıdır.
Üçüncü belge grubu, fiilî tutma süresini gösteren belgelerdir. Yakalama tutanağı, gözaltı kararları, sulh ceza hâkimliği tutuklama kararı, tahliye müzekkeresi, cezaevi giriş-çıkış kayıtları ve UYAP kronolojisi ayrı ayrı temin edilmelidir. Özellikle çok sanıklı veya birden çok dosyada ardışık tutma yaşayan kişilerde, hangi günün hangi dosyaya ait olduğu açık işaretlenmezse aynı süre iki kez hesaba katılabilmektedir. İşbu nedenle geri alma dosyasında “süre cetveli” ile “ödeme cetveli” aynı klasörde tutulmalı; mahkeme önüne toplu paragraf değil, görünür tablo çıkarılmalıdır.
İbrahim Halil Şeker (2) ile Yargıtay 12. CD’nin 19.11.2025 tarihli kararı, tazminat dosyalarında usul ihlallerinin ve bent bazlı ayrımların açık kurulması gerektiğini göstermektedir. Aynı metodoloji 143 aşamasında da geçerlidir. Mahkûmiyetin hangi koruma tedbirine temas ettiği; ilk tazminatın hangi ihlal nedeniyle verildiği; geri alınmak istenen tutarın hangi gün aralığına denk geldiği somutlaştırılmadıkça hüküm savunulabilir nitelik kazanmaz. Bizce 143 dosyasında güçlü dilekçe, uzun dilekçe değil; tarih, gün, ödeme ve karar çizgisini sade fakat eksiksiz kuran dilekçedir.
Belge incelemesinde ayrıca fer’î alacak ayrımı da kurulmalıdır. İlk tazminat ilamında ana para, işlemiş faiz, vekâlet ücreti ve yargılama gideri tek kalemde tahsil edilmişse; geri alma isteminin de aynı kalemleri otomatik biçimde kapsadığı varsayılamaz. Mahkûmiyet süresine ilişkin ana para daralıyor olabilir; ancak vekâlet ücreti veya yargılama giderinin hangi ölçüde geri istenebileceği ayrıca gerekçe ister. Ödeme dekontunda vergi kesintisi, kısmi tahsil veya farklı tarihlerde ödeme görünüyorsa bu başlıklar ayrıca cetvelleştirilmelidir. Kanaatimizce 143 dosyasında en sık gözden kaçan nokta budur: mahkûmiyet gün sayısı ile para kalemleri bire bir örtüşmediğinde, hukuki tartışma yalnız süre hesabı değil aynı zamanda ödeme mimarisi tartışması hâline gelmektedir.
Dosya hazırlığı: İlk tazminat ilamı, ödeme dekontu, infaz/müddetname kaydı, tahliye evrakı, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı ve mahsup belgeleri aynı gün temin edilmeden savunma kurgusuna başlanmaması isabetlidir.
VII. 2024 ve 2025 sonrasındaki Komisyon rejimi ile 143’ün “aynı mahkeme” lafzı arasında yeni bir uyum sorunu doğmaktadır; henüz yerleşik çizgi sınırlı olduğundan ihtiyatlı okuma gereklidir
7499 sayılı Kanun sonrasında 141/1-e, 141/1-f ve 141/1-l bentleri bakımından 6384 sayılı Kanun rejiminin devreye girmesi, 143 hükmünün eski mahkeme merkezli tasarımıyla temas eden yeni bir tartışma yaratmıştır. Lafzî bakıldığında 143, “aynı mahkemeden alınacak kararla” geri alma öngörmektedir. Ne var ki belirli tazminat başlıklarında artık ilk merci Tazminat Komisyonudur. Bu durumda Komisyon tarafından sonuçlandırılan dosyada sonradan mahkûmiyet çıkarsa, geri alma kararının hangi organ eliyle kurulacağı sorusu yeni ve tam oturmamış bir sorun alanı üretmektedir.
Şimdilik güvenli yaklaşım, mahkeme kararıyla sonuçlanmış dosyalar ile Komisyon güzergâhındaki dosyaları aynı başlık altında eritmemektir. Komisyon hattındaki dosyalarda ilk ödeme dayanağının niteliği, ödeme merciinin yapısı ve 143’ün lafzının nasıl uyarlanacağı ayrıca araştırılmalıdır. Aksi yöndeki acele sonuçlar, metnin bugünkü yapısına fazla anlam yükleme riskini taşımaktadır. Kanaatimizce bu alan, yakın dönemde içtihat üretmeye en açık başlıklardan biridir; zira yasa koyucu 142 ve 6384 bağlantısını netleştirmiş olsa da 143’teki eski mahkeme terminolojisini paralel biçimde güncellememiştir.
Bu tartışma, 143 dosyasında savunma stratejisinin yalnız geçmişe dönük değil geleceğe dönük de kurulmasını gerektirir. Eğer ilk tazminat kararı Komisyon hattından gelmişse, geri alma istemine karşı usul yetkisi ve merci tartışması baştan yazılmalıdır. Eğer ilk karar ağır ceza mahkemesinden çıkmışsa, 143 lafzı daha rahat uygulanır; buna rağmen ödeme kalemleri ile mahkûmiyet süresi arasındaki bağ ayrıca kurulmalıdır. Söz konusu nedenle 143 dosyasında tek tip hazır dilekçe yerine, ilk tazminatın hangi rotadan geçtiğini esas alan ayrı şablonlar kullanılması çok daha güvenlidir.
Komisyon güzergâhındaki dosyalarda ayrıca bildirim zinciri de önem kazanmaktadır. İlk tazminat başvurusu 6384 sayılı Kanun rejiminde yürümüş, ödeme Komisyon kararıyla yapılmış, sonradan ise aynı koruma tedbirine ilişkin mahkûmiyet ortaya çıkmış olabilir. Böyle bir görünümde savcı isteminin hangi belgeye dayanacağı, geri alma kararının hangi usulle tebliğ edileceği ve itirazın hangi dosya üzerinden yürütüleceği önceden netleştirilmelidir. Kanaatimizce bu başlıkta acele şablonlardan kaçınmak gerekir; zira ilk ödemenin mahkeme ilamına değil Komisyon kararına dayandığı dosyalarda, 143’ün “aynı mahkeme” ifadesine mekanik sadakat göstermek gerekçeyi zayıflatabilmektedir.
VIII. Sık Sorulan Sorular
Hayır. Hüküm, yalnız mahkûmiyet süresine ilişkin kısmın geri alınabileceğini söyler. Tutukluluk veya gözaltı süresi mahkûmiyet süresini aşıyorsa, aşan kısım yönünden tam geri alma kurulamaz.
Tek başına kaldırma kararı yeterli değildir. Hakkında kamu davası açılan kişinin sonradan mahkûm edilmiş olması aranır. Uygulamada mahkûmiyetin kesinleşme durumu da ayrıca önem taşır.
CMK m. 143/1 uyarınca Cumhuriyet savcısının yazılı istemi gerekir. Mahkemenin re’sen tahsil kararı vermesi, hükmün açık sistematiğiyle uyumlu değildir.
Metin, kural olarak aynı mahkemeden alınacak kararı esas alır. Mahkeme kararıyla sonuçlanmış klasik tazminat dosyalarında bu husus daha nettir. 2024 sonrası Komisyon hattına giren ödemelerde ise merci uyumu ayrıca tartışılmalıdır.
Evet. 143/3, iftira konusunu oluşturan suç veya yalan tanıklık nedeniyle gözaltına alınma ve tutuklama varsa Devletin iftira eden ya da yalan tanıklıkta bulunan kişiye rücu edebileceğini düzenler. Bu yol, tazminat alandan geri alma ile aynı değildir.
Hayır. 6545 sonrası bu alan 141/4’e taşınmıştır. Güncel dosyada 143/1 geri alma ile 141/4 rücusu karıştırılmamalıdır.
Çoğu dosyada en güçlü savunma, geri almanın bütünüyle imkânsız olduğunu söylemekten çok; geri alınabilecek kısmın daha dar olduğunu, mahsup ve tutma hesabının eksik yapıldığını göstermekten geçer.
IX. Uygulama bakımından izlenecek hukuki sıra ve profesyonel değerlendirme
CMK m. 143 dosyasında en sağlıklı sıra şudur: önce ilk tazminat ilamını ve ödeme kaydını çıkar; sonra sonraki ceza dosyasındaki mahkûmiyetin kesinleşme durumunu netleştir; ardından tutma ve mahkûmiyet günlerini aynı cetvele işle; daha sonra geri alma talebinin muhatabını belirle; en son da 143/1, 143/3 ve 141/4 ayrımını kur. Bu sıra bozulduğunda, mahkeme önüne soyut hukukî değerlendirme gelir; oysa 143 rejimi çıplak kavramlardan çok, kronoloji ve hesap üzerinden çalışmaktadır.
Bu sıraya bir kontrol halkası daha eklenmelidir: ilk ödemenin hangi kalemlerden oluştuğu ile sonraki mahkûmiyetin hangi fiile ve hangi zaman aralığına ilişkin olduğunun karşılaştırmalı tablosu. Dosyada yalnız “ödenen toplam tutar” ile “mahkûmiyet süresi” gösterilirse, hangi kalemin gerçekten geri alındığı görünmez kalır. Özellikle vekâlet ücreti, faiz başlangıcı, kısmi tahsil ve birden çok ödeme tarihi bulunan dosyalarda mahkeme, para hareketini de gerekçeye dahil etmek zorundadır. İşbu nedenle 143 itirazı hazırlanırken muhakkak dört sütunlu bir cetvel kurulması isabetlidir: ödeme kalemi, ödeme tarihi, dayanak karar bölümü ve savcının geri almak istediği kısım. Böyle bir cetvel, maddi hatayı görünür kıldığı gibi ölçülülük itirazını da kuvvetlendirmektedir.
Kanaatimizce güçlü 143 savunması, ilk tazminat dosyasını inkâr eden değil; o dosyanın dayandığı sebeple sonradan ortaya çıkan mahkûmiyet arasındaki farkı görünür kılan savunmadır. Ceza muhakemesinde sonradan mahkûmiyet çıkmış olması, her zarar kaleminin aynı yoğunlukta geri alınmasını haklı göstermez. Özgürlükten yoksun kalınan sürenin gün hesabı, ödeme kalemlerinin yapısı ve ilk kararın gerekçesi birlikte okunmadan verilen geri alma kararı, hem ölçülülük hem de etkili itiraz hakkı bakımından tartışmaya açıktır.
İşbu nedenle 143 dosyaları, ilk bakışta tali görünse de ceza muhakemesi pratiğinde yüksek riskli dosyalardır. İlk tazminat davasında kazanılmış bir alanın ne ölçüde korunacağı, çoğu kez burada belirlenmektedir. Savcı isteminin dayandığı kronolojiyi, mahkûmiyet süresini ve ödeme cetvelini sıkı biçimde kontrol eden dosyalarda kısmi koruma alanı yaratmak mümkündür; buna karşılık yalnız “beraat vardı, şimdi mahkûmiyet çıktı” düzeyinde savunulan dosyalar, fazla geniş geri alma kararlarına açık hâle gelmektedir.
Dosyanın tahsil safhasına geçmesi de incelemeyi bitirmez. Geri alma kararı sonrasında başlatılan tahsil sürecinde hangi kalemin kesinleştiği, hangi kısmın itiraz altında kaldığı ve icra yahut amme alacağı takibi sırasında hangi tutarın esas alındığı ayrıca izlenmelidir. İlk kararın miktarını daraltan bir itiraz sonucu alınmışsa, buna rağmen eski toplam üzerinden takip yapılması uygulamada görülebilmektedir. Bu nedenle 143 dosyasında savunma, karar gününde değil; tahsil çizelgesi düzeltilene kadar sürmektedir. Değerlendirmemize göre mahkeme aşamasındaki hesap disiplini ile tahsil aşamasındaki takip disiplini bir arada kurulmadıkça, metnin koruduğu sınırlı geri alma mantığı pratikte kolayca aşınabilmektedir.
Özellikle kamu alacağına dönüşen takiplerde, faiz başlangıcının ilk tazminat ödeme tarihine mi yoksa geri alma kararının kesinleşmesine mi bağlandığı ayrıca kontrol edilmelidir. Bu küçük görünen ayrım, dosya toplamını ciddi ölçüde değiştirebilmektedir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- 1982 Anayasası m. 19 ve m. 40.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5 ve m. 13.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141, 142, 143, 144, 267, 268 ve 323/3.
- 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun m. 18.
- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun.
- 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, m. 70 ve m. 103.
- 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, m. 12-13, 23-31.
Mahkeme Kararları
- AYM, Cafer Yıldız [2. B.], B. No: 2014/9308, 9.1.2018.
- AYM, Fatma Maden [1. B.], B. No: 2016/28719, 17.7.2018.
- AYM, Özlem Dalkıran [GK], B. No: 2017/35203, 21.1.2021.
- AYM, İhsan Yaşar ve Mehmet Ali Çelebi [1. B.], B. No: 2019/19137, 28.1.2021.
- AYM, Ercan Emray [1. B.], B. No: 2019/38627, 21.9.2023.
- AYM, Siyami Hıdıroğlu [GK], B. No: 2018/11489, 11.1.2024.
- AYM, İbrahim Halil Şeker (2) [1. B.], B. No: 2022/41756, 5.11.2025.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/93, K. 2015/144, T. 5.5.2015.
- Yargıtay 12. CD, E. 2022/3765, K. 2025/7990, T. 19.11.2025.
- Yargıtay 3. CD, E. 2026/232, K. 2026/5499, T. 23.3.2026.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Aşkın, Uğur. “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminatta Rücu Sorunu”. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 9/2 (2018), 23-48.
- Bekri, M. Nedim. “Yakalama ve Tutuklama Nedeniyle Tazminat Düzenlemesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Açısından Değerlendirilmesi”. Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi 1 (2012), 37-58.
- Ceylan, Can. “Yargıtayın Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davalarında Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nu Uygulamasının Bir Eleştirisi”. Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 13/2 (2025), 978-992.
- Metiner, Erçağ. “Koşullu Salıverme Süresinden Fazla Tutuklu Kalma Halinde CMK m. 141 Uyarınca Tazminat Ödenmesi Özelinde Tazminat Nedenleri Konusunda Beliren Sorunlar”. Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 14/1 (2024), 165-217.
- Özalp, Nabi. “Uygulamada Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat (CMK m. 141-144)”. TBB Dergisi 2019/141, 145-198.
- Özyüksel, Özgün. “Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Kurumunu Düzenleyen Hükümlerine İlişkin Bazı Tartışmalı Noktalar”. Jurix (erişimli veri tabanı makalesi).
- Yalvaç, Gürsel. “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat”. Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi 3/2 (2015), 267-306.
Elektronik Kaynaklar
- Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tam metni, erişim: 5.6.2026.
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası karar sayfaları, erişim: 5.6.2026.
- Yargıtay Karar Arama Sistemi karar kayıtları, erişim: 5.6.2026.
- TBB Dergisi PDF: Uygulamada Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat, erişim: 5.6.2026.
