CMK m. 148’de Yasak Usuller: Özgür İrade, Müdafisiz Kolluk İfadesi ve Delil Dışı Bırakma

CMK m. 148'de Yasak Usuller için sade doğal atmosfer görseli
Kısaca

CMK m. 148, şüpheli veya sanığın beyanının özgür iradesine dayanmasını zorunlu kılar; kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit ve kanunda öngörülmeyen yarar vaadini yasaklar. Müdafisiz kolluk ifadesi hâkim veya mahkeme önünde doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz; aynı olayla ilgili ikinci ifade, kollukta tekrarlanamaz ve savcılık denetimine taşınmak zorundadır.

Bu içerik 05.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza muhakemesinde en tehlikeli kırılma, beyanın varlığı ile beyanın hukuka uygunluğu arasındaki çizginin kaybedildiği anda ortaya çıkmaktadır. Şüpheli konuşmuş olabilir; ayrıntılı anlatım vermiş olabilir; hatta kendi aleyhine görünen olguları sıralamış olabilir. Buna rağmen bu beyan, özgür iradeye dayanmıyorsa, kanunun tanıdığı müdafi güvenceleri devre dışı bırakılarak alınmışsa yahut kolluğun aldatıcı veya zorlayıcı yöntemleriyle kurulmuşsa, ceza muhakemesi bakımından güvenilir delil niteliği kazanmaz. CMK m. 148’nin asıl önemi burada ortaya çıkmaktadır. Hüküm, yalnız sert yasaklar listesi değildir; devletin itiraf üretme imkânını hukuk devleti lehine sınırlayan çekirdek savunma normudur.

Anılan düzenleme, kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma ve benzeri bedensel veya ruhsal müdahaleleri yasaklamakta; kanuna aykırı yarar vaadini ayrıca yasaklamaktadır. Üçüncü fıkra, bu yöntemlerle elde edilen ifadelerin rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça belirtir. Dördüncü fıkra, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadenin hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağını düzenler. Beşinci fıkra ise, aynı olayla ilgili ikinci ifade alma ihtiyacının doğması hâlinde bu işlemi kolluğun değil Cumhuriyet savcısının yapacağını emrederek ayrı bir güvence oluşturur. İşte 148’in mimarisi, hem yasak usulü hem de usul dışı yeniden ifade üretimini aynı savunma ekseninde toplamaktadır.

Metin Sarıgül, Yaşar Eriş, Erol Kaplan ve diğerleri ile Ferhat Gültek kararları; müdafisiz kolluk ifadesi, baskı ve hukuka aykırı delil tartışmasını anayasal seviyede somutlaştırmaktadır. AİHM’in Salduz/Türkiye, Saunders/Birleşik Krallık, Jalloh/Almanya ve Gäfgen/Almanya içtihatları da, zorla veya hileyle üretilen beyanların yalnız iç hukuk tekniği bakımından değil, adil yargılanma ve insan haysiyeti bakımından da sorun yarattığını göstermektedir.

İlgili Yazı: CMK m. 147’de ifade ve sorgu disiplini ile CMK m. 146 uyarınca zorla getirme başlıklı analizlerimiz, beyan öncesi hak bildirimi ve hazır etme çizgisini tamamlayıcı biçimde ele almaktadır.

I. CMK m. 148’in koruduğu esas değer, tek bir yöntemin yasaklanması değil; beyanın özgür iradeye dayanmasının hukuk devleti bakımından vazgeçilmez sayılmasıdır

CMK m. 148’in ilk cümlesi, şüpheli veya sanığın beyanının özgür iradesine dayanması gerektiğini söyler. Bu ibare, devamındaki yasak yöntem listesinden daha geniştir. Madde, önce ilkeyi koymakta; ardından bu ilkeyi bozan başlıca örnekleri sıralamaktadır. Aysun Altunkaş’ın ifade alma ve sorgu üzerine kapsamlı çalışması da, 148’deki sayımın tahdidi değil örnekleyici olduğunu vurgulamaktadır. Aynı nedenle kolluğun uyguladığı baskı yöntemi listede bire bir yer almıyorsa dahi, kişinin serbest karar verme ve irade açıklama yeteneğini bozuyorsa yasak usul sayılmalıdır. Zira korunan hukuki değer, insan onuruna uygun savunma alanı ile muhakemenin dürüstlüğüdür.

Bu normatif tercih, Anayasa m. 17’deki maddi ve manevi varlığın korunması, m. 36’daki adil yargılanma hakkı ve m. 38/5-6’daki kendi aleyhine beyanda bulunmaya zorlanamama ve kanuna aykırı bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ilkeleriyle uyumludur. AİHS m. 3 işkence ve kötü muameleyi, m. 6 ise adil yargılanmayı korur. Mahmut Gökpınar’ın aldatma yasağına ilişkin incelemesi, 148’in yalnız fiziksel işkenceye karşı değil zihinsel manipülasyona karşı da baraj kurduğunu göstermektedir. Kanaatimizce 148’i yalnız polis şiddetine indirgemek, maddenin merkezindeki irade özgürlüğü kavramını eksik okumak olur. Zira bazen en ağır ihlal, fiziksel iz bırakmayan fakat kişiyi yanlış hukuki kanaate sürükleyen hileli sorgu kurgusuyla ortaya çıkmaktadır.

İşte bu nedenle 148, 147’deki hak bildirimleriyle birlikte işler. Kişi, isnadı anlamadan, susma hakkının kapsamını bilmeden, müdafiiyle görüşemeden veya kendisine kanunda olmayan avantajlar vaat edilerek konuşmaya yönlendirilmişse, mesele yalnız 147 ihlali olarak kalmaz; irade serbestisinin sakatlandığı ölçüde 148 tartışmasını da doğurur. Bu bağlantıyı kurmayan uygulamalar, savunma hakkını parçalayarak görme eğilimindedir. Oysa doğru yöntem, 147’deki hakların kullandırılması ile 148’deki yasakların gözetilmesini tek savunma şemsiyesi altında değerlendirmektir.

II. Kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, ilaç verme, cebir, tehdit ve kanunda öngörülmeyen yarar vaadi; birbirinden farklı yoğunluklarda olsa da aynı yasak ekseninde toplanır

CMK m. 148/1’de sayılan yöntemler aynı ağırlıkta değildir; fakat hepsi beyanın güvenilirliğini ve meşruiyetini bozan ortak sonuca yönelir. İşkence ve ağır kötü muamele, en yoğun ihlal alanını oluşturur. Gäfgen/Almanya ve Jalloh/Almanya çizgisi, devletin bilgi veya delil elde etmek amacıyla kişiye bedensel ve ruhsal müdahalesinin adil yargılanma üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Jalloh, emetik verilmesi suretiyle beden üzerinden delil çıkarılmasının insan haysiyeti ve adil yargılanma ile nasıl çatışabileceğini; Gäfgen ise tehdit yoluyla bilgi alma girişiminin işkence yasağı ve muhakeme dürüstlüğü üzerindeki yıkıcı etkisini görünür kılar. Türk hukukunda 148/1 tam da bu nedenle beden veya ruh bütünlüğünü bozan müdahaleleri örnekleyerek yasaklar.

Yorma ve aldatma ise uygulamada daha sinsi görünümler üretir. Saatlerce dinlenmeksizin aynı soruların tekrarlanması, kişinin uykusuz bırakılması, acil bitmesi gereken başka bir işinin baskı unsuru olarak kullanılması, ‘bunu şimdi söylersen hemen çıkarsın’ veya ‘savcı zaten her şeyi biliyor’ şeklindeki yönlendirmeler, kimi dosyalarda doğrudan fiziksel şiddetten daha etkili sonuç doğurabilmektedir. Mahmut Gökpınar, kolluk aldatmasının bazen yasak usul niteliğinin fark edilmesini zorlaştırdığını; kişinin hukuki pozisyonunu yanlış anlamasına yol açan bilgi manipülasyonunun da irade özgürlüğünü bozduğunu belirtmektedir. Kanuna aykırı yarar vaadi de aynı familyadandır. Kanunda öngörülmeyen bir menfaat, ceza indirimi, bırakılma, aile fertlerine işlem yapılmaması veya sosyal kolaylık sözü vererek beyan almak, 148/2 anlamında yasaktır.

İlaç verme, bedensel veya ruhsal müdahale ve ‘bazı araçları kullanma’ ibaresi, maddenin geleceğe dönük koruma gücünü artırır. Altunkaş’ın vurguladığı üzere, 148 gerekçesi yasakların örnek niteliğinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yeni teknikler, psikolojik baskı kombinasyonları veya dijital manipülasyon araçları da irade serbestisini bozuyorsa aynı yasak kapsamına girer. Kanaatimizce burada doğru test, yöntemin kolluk bakımından ne kadar pratik olduğu değil; kişinin serbest karar verme kapasitesini ne ölçüde tahrip ettiğidir. Bir yöntem kişiyi doğruyu söylemeye değil, kolluğun duymak istediğini söylemeye yöneltiyorsa 148 çizgisi aşılmış kabul edilmelidir.

III. Müdafisiz kolluk ifadesi ve aynı olayla ilgili ikinci kez kollukta ifade alma yasağı; 148’in uygulamadaki en belirgin güvence mekanizmalarını oluşturur

CMK m. 148/4, Türk uygulamasında en çok ihlal üreten fakat aynı zamanda en açık güvenceyi taşıyan hükümlerden biridir: müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Bu kural, müdafi yokluğundaki kolluk ifadesini mutlak yoklukla değil sınırlı delil değeriyle düzenlemektedir. Şayet kişi sonradan hâkim veya mahkeme önünde aynı beyanı serbestçe tekrar ederse, tartışma başka eksenlere kayabilir. Fakat doğrulama yoksa, kolluk aşamasında üretilen ifade tek başına mahkûmiyetin omurgası olamaz. Yaşar Eriş, Erol Kaplan ve diğerleri ve Ferhat Gültek kararları, tam da bu sorunu anayasal ölçekte tartışmaktadır.

Ferhat Gültek kararının önemi, gözaltında müdafi olmaksızın alınan ifadeler ile teşhis tutanağına dayalı mahkûmiyet tartışmasını güncel tarihli anayasal denetime taşımış olmasıdır. Erol Kaplan ve diğerleri ise, yasak usullerle ve müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifadelere dayanılarak mahkûmiyet kurulmasının adil yargılanma hakkı bakımından doğuracağı problemi görünür kılar. Yaşar Eriş kararında da, gözaltında müdafiyle görüştürülmeme ve baskı-zora dayalı ifadelerin hükme etkisi tartışılmıştır. Bu kararların ortak sonucu şudur: kolluk ifadesi, sonraki mahkeme sorgusunun ham maddesi gibi görülüp bağımsız savunma sorunu olmaktan çıkarılamaz. Anılan ilkeler, 148/4’ün yorumunda belirleyicidir.

Beşinci fıkra ise daha az konuşulan fakat çok kritik bir güvence kurar. Daha önceden ifadesi alınmış bulunan kişinin aynı olayla ilgili olarak tekrar ifadesinin alınması gerektiğinde, bu işlemi yalnız Cumhuriyet savcısı yapabilir. Altunkaş’ın gösterdiği üzere Adalet Komisyonu raporu da bu kuralı, kolluk bakımından yeniden ifade alma yasağı olarak okumaktadır. Amaç açıktır: ilk ifadenin ardından kolluk tarafından tekrar tekrar beyan üretilmesini, önceki susma veya savunma stratejisinin yıpratılmasını ve müdafisiz ikrar arayışını engellemektir. Uygulamada ‘ek ifade’, ‘bilgi tamamlama’, ‘ön görüşme’, ‘mülakat’ gibi adlarla kurulan gayriresmî tekrarlar, eğer aynı olayla ilgiliyse 148/5 bakımından ciddi sakatlık doğurabilir. Kanaatimizce bu kuralın ihlali, salt yetki kusuru değil, irade özgürlüğüne yönelik sistematik baskı riskidir.

Dosya uyarısı: Şüpheliye ilk kolluk ifadesinden sonra aynı olay hakkında yeniden soru yöneltilmişse, bu işlemin hangi sıfatla, kimin talimatıyla ve hangi tutanak altında yapıldığı derhâl netleştirilmelidir. Savcılık denetimi olmaksızın alınan ikinci beyan, 148/5 yönünden ciddi itiraz alanı yaratır.

IV. Yasak usulle elde edilen beyanın rızayla verilmiş olması sonucu değiştirmez; ayrıca bu beyanın ulaştırdığı dolaylı deliller bakımından da sıkı bir değerlendirme gerekir

CMK m. 148/3’ün en kuvvetli cümlesi, yasak usullerle elde edilen ifadelerin rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemeyeceğini söylemesidir. Böylece kanun koyucu, iradeyi sakatlayan yöntemlerin mağdur tarafından sonradan onaylanmasını da hukuki çözüm olarak kabul etmemiştir. Bu tercih isabetlidir. Çünkü işkence, tehditle konuşturma, hileli ikna veya hukuka aykırı yarar vaadi altında kurulan irade görünürde beyanı kabullenmiş olsa bile, devletin yasak yöntemi kullandığı gerçeği ortadan kalkmaz. Saunders/Birleşik Krallık kararı, kendi aleyhine beyanda bulunmaya zorlanmama ilkesinin yalnız kaba fiziksel baskıdan ibaret olmadığını; muhakeme makamlarının kişiyi kendisini suçlayan malzeme üretmeye zorlayamayacağını açık biçimde göstermektedir.

Asıl tartışma, bu beyan sonucunda ulaşılan dolaylı deliller bakımından doğmaktadır. Türk hukukunda ‘yasak delilin uzak etkisi’ yahut Anglo-Amerikan dilindeki ifadesiyle ‘zehirli ağacın meyvesi’ meselesi açık kanun hükmüyle tam çözüme bağlanmış değildir. Buna rağmen Mustafa Kağan Öztürk ile Muhammed Emre Tulay’ın değerlendirmesi, Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 217/2 birlikte okunduğunda yasak usulle üretilen delilin dolaylı etkisinin de sıkı denetlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Aksoy İpekçioğlu’nun gözaltında alınan ifadenin önemi üzerine çalışması da, hukuka aykırı ifade sayesinde ulaşılan başka delillerin kullanılabilirliğinin tartışmalı olduğunu, ancak insan haysiyetini önceleyen yaklaşımın daha dar yorum gerektirdiğini göstermektedir.

Kanaatimizce doğru test şudur: dolaylı delil, yasak beyan olmaksızın bağımsız ve hukuka uygun bir kaynaktan elde edilebilir miydi; yoksa beyanın sakatlığı olmasa o delile hiç ulaşılamayacak mıydı? İkinci durumda mahkûmiyetin bu dolaylı ürüne dayanması, 148’in koruduğu savunma alanını işlevsiz kılabilir. Delil zincirinin kopup kopmadığı, araya bağımsız hukukî kaynak girip girmediği ve mahkûmiyetin belirleyici yükünü hangi delilin taşıdığı ayrı ayrı incelenmelidir. Yasağın dar yorumlanması, kolluğa ‘beyanı kullanmayalım ama ondan çıkan izi kullanalım’ kolaylığı sağlar ki hukuk devleti bakımından bu yaklaşım savunulamaz.

V. Yasak usul iddiasında dosyayı taşıyan unsurlar; sağlık raporu, kamera kaydı, görüşme saatleri, baro görevlendirme izi, ifade öncesi-sonrası yazışmalar ve savcılık talimat zinciridir

148 ihlali ileri sürülecekse, soyut baskı anlatımı çoğu zaman yeterli olmaz. Fiziksel veya ruhsal müdahalenin somut izleri, ifade öncesi ve sonrası sağlık raporları, nezarethane ve koridor kamera kayıtları, avukat görüşme saatleri, baro görevlendirme çizelgesi, telefon teslim-tesellüm kayıtları ve UYAP yazışmaları birlikte toplanmalıdır. Mahmut Şahin kararında, kişinin bilgi sahibi sıfatıyla karakola götürülmesi ve buna ilişkin kamera kayıtlarının öneminden söz edilmesi, sıfat oyunlarının 148 ve kişi hürriyeti çizgisi bakımından neden kritik olduğunu göstermektedir. Şüpheliye resmen ifade alınmadığı söylenip fiilen sorguya benzer baskılı iletişim kurulmuşsa, tutanak başlığının adı gerçeği değiştirmemektedir.

Sağlık raporu tek başına yeterli olmayabilir; ancak yokluğu önemli boşluk yaratır. Aynı şekilde kamera kaydı fiziksel şiddeti göstermeyebilir; buna rağmen kişinin ne kadar süre tutulduğunu, kimlerle temas ettiğini, müdafinin ne zaman geldiğini ve ifadenin hangi aralıklarla sürdüğünü gösterebilir. Baro görevlendirmesi ile ifade saati arasındaki fark, müdafi yardımının kağıt üzerinde mi yoksa fiilen mi sağlandığını görünür kılar. Savcı talimat zinciri ise özellikle 148/5 bakımından belirleyicidir. İkinci beyanın gerçekten savcı denetiminde mi alındığı, yoksa kolluğun kendi tasarrufuyla mı tekrar üretildiği ancak yazışma iziyle anlaşılmaktadır.

Belge veya kayıtNeden gereklidirHangi iddiayı desteklerEksikse temel risk
İfade öncesi ve sonrası sağlık raporuBedensel müdahale veya yıpratma iddiasını nesnelleştirirKötü davranma, cebir, yormaFiziksel baskı iddiası soyut kalabilir
Nezarethane ve koridor kamera kaydıBekletme süresi, kişi trafiği ve fiili tutma biçimini gösterirYorma, haksız tutma, müdafi erişiminin gecikmesiSaat ve hareket zinciri ispatlanamaz
Baro görevlendirme kaydıMüdafinin ne zaman atandığını ortaya koyarMüdafisiz kolluk ifadesi, 148/4Müdafi hakkı ihlali görünmez kalır
Savcılık talimatı ve UYAP yazışmalarıİkinci ifade alma sürecinin yetkili merci tarafından yürütülüp yürütülmediğini denetler148/5 ihlaliKolluğun gayriresmî tekrar sorgusu gizlenebilir
Ham ifade kayıtları ve tutanak şerhleriSoruların sırası ile hak bildirimlerinin gerçekten yapılıp yapılmadığını gösterirAldatma, yönlendirme, hak bildiriminin eksikliğiSonradan beyan içeriği tartışması soyutlaşır

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Delil toplama yükü savunmaya bırakılmış görünse de, ihlalin gerçekleştiği alan çoğu kez devletin kontrolündeki kayıtlarla ilgilidir. Bu nedenle müdafi veya şüpheli bakımından en doğru adım, derhâl muhafaza taleplerini yazılı hâle getirmek ve kamera, UYAP, HTS veya sağlık kaydı gibi belgelerin kaybolmasını önlemektir. 148 tartışması çoğu dosyada yalnız ‘baskı vardı’ cümlesi üzerinden değil, tutulan ve tutulmayan kayıtların kıyaslanması üzerinden ilerlemektedir.

VI. AYM ve AİHM içtihadı ile doktrindeki baskın görüş, yasak usullere karşı sert yaklaşım benimsemekte; buna karşılık bazı uygulamalar telafi ve bağımsız delil teorisi üzerinden daha esnek çizgi aramaktadır

AYM’nin Metin Sarıgül, Yaşar Eriş, Erol Kaplan ve Ferhat Gültek kararları bir arada okunduğunda, müdafisiz kolluk ifadesi ve baskı altında alınan beyanların mahkûmiyetle bağlanmasına yüksek bir kuşkuyla yaklaşıldığı görülmektedir. Özellikle Yaşar Eriş ve Erol Kaplan kararları, ifade alma sürecindeki baskı ve müdafi yokluğunu yalnız usul kusuru değil, hakkaniyete uygun yargılanmanın özüne temas eden sorunlar olarak ele almaktadır. Ferhat Gültek ise bu çizgiyi güncelleştirerek teşhis ve ifade birlikte değerlendirildiğinde mahkûmiyetin hangi delile oturduğunu sorgulamaktadır. Bu yaklaşım isabetlidir; çünkü yasak usulün etkisi çoğu kez yalnız cümle içeriğinde değil, tüm soruşturmanın yönünde ortaya çıkmaktadır.

AİHM tarafında Saunders, kişiyi kendi aleyhine malzeme üretmeye zorlamama ilkesini; Jalloh ve Gäfgen devletin fiziksel ve ruhsal müdahale sınırlarını; Salduz ve Brusco ise avukata erişim ve sorgu statüsünün doğru bildirilmesini tartışmaktadır. Brusco kararı özellikle önemlidir; zira kişinin tanık gibi dinlenip fiilen suçlayıcı beyanda bulunmaya sürüklenmesi, hak bildirim rejimini by-pass eden tehlikeli bir alandır. Aynı risk Türk pratiğinde ‘bilgi alma’, ‘ön görüşme’, ‘mülakat’ gibi başlıklarla da ortaya çıkabilmektedir. Anılan içtihatlar birlikte okunduğunda, yasak usullere karşı yalnız sonuç odaklı değil süreç odaklı denetim gerektiği anlaşılmaktadır.

Karşı görüş, bazı hâllerde sonradan hâkim önünde doğrulama, bağımsız yan delillerin varlığı veya baskı iddiasının tam ispatlanamaması nedeniyle ilk sakatlığın telafi edilebileceğini savunur. Bu yaklaşım tümüyle reddedilemez; çünkü her usul ihlali mutlak aynı sonucu doğurmayabilir. Ancak kanaatimizce bu esnekliğin sınırı dar tutulmalıdır. Kolluğun yasak yöntemle yahut müdafisiz biçimde ürettiği beyan, daha sonra aynı kişiye ‘mahkeme önünde de tekrar eder misin’ denilerek otomatik aklanamaz. Kişinin sonraki beyanının bağımsız iradeye dayanıp dayanmadığı, aradaki zaman, müdafi danışması, önceki baskının gölgesi ve mevcut delil dengesi ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Baskın ve daha güvenli görüş, 148 ihlallerine telafiyi istisna olarak yaklaşmaktır.

VII. En sık yanlış uygulamalar; gayriresmî ön görüşmeyi ifade yerine geçirmek, ikinci kez kollukça beyan üretmek ve müdafi hakkını fiilen etkisiz bırakmaktır

Birinci yanlış uygulama, ifade başlamadan önce gayriresmî konuşma yapıp kişiyi o aşamada çözdükten sonra resmî tutanağı bunun ardından düzenlemektir. Uygulamada bazen ‘ön bilgi alma’, ‘mülakat’, ‘samimi konuşma’ veya ‘durumu anlayalım’ cümleleriyle başlayan bu süreç, hak bildiriminden önce fiilî sorgu işlevi görebilmektedir. İkinci yanlış, kişi ilk ifadesinde susmuş veya sınırlı konuşmuşsa, aynı olayla ilgili olarak kollukça yeniden soru yöneltilmesi ve bunun bazen ek ifade, bazen bilgi tamamlama gibi etiketlerle meşrulaştırılmasıdır. Altunkaş ile Gökpınar’ın analizleri, bu pratiklerin 148/5’in tam karşısında yer aldığını göstermektedir.

Üçüncü yanlış, müdafiin fiziksel olarak karakola gelmiş olmasını yeterli kabul edip görüşme ve hazırlık süresi tanımamaktır. Dördüncü yanlış, sağlık raporunu yalnız formalite görmek ve baskı iddiası ortaya çıktıktan sonra rapor alınmasına yönelmektir. Beşinci yanlış, ifade tutanağındaki standart cümlelerin gerçek süreci yansıttığı varsayımıdır. Oysa kişi bazen hukuki yardım almadan, bazen yanlış sıfatla, bazen de tutulma baskısı altında konuşmaktadır. Altıncı yanlış da kanuna aykırı yarar vaadini fiziksel cebir kadar ciddi görmemektir. ‘Bunu yazarsan bugün evine gidersin’ veya ‘itiraf edersen lehine olur’ şeklindeki sözler, kanunda öngörülmeyen avantaj vaadi niteliği taşıyabilir ve 148/2 tartışmasını doğurabilir.

İlgili Yazı: CMK m. 134 kapsamında dijital materyale elkoyma, CMK m. 141 kapsamında tazminat sebepleri ve CMK m. 142 kapsamında tazminat talebinin koşulları başlıklı incelemelerimiz, hukuka aykırı beyan sonrası delil ve giderim tartışmalarını tamamlayıcı biçimde ele almaktadır.

VIII. Delil yasağı ile dosya stratejisi arasındaki ilişki, yalnız beraat talebi üretmekten ibaret değildir; hangi delilin hangi nedenle dışlanacağı önceden kurulmalıdır

148 ihlali tespit edildiğinde savunmanın tek seçeneği, ‘bu dosyada her şey hukuka aykırıdır’ şeklindeki geniş itiraz değildir. Önce hangi beyanın hangi yöntemle sakatlandığı, sonra bu beyana dayanılarak elde edilen türev bulguların hangileri olduğu, daha sonra da bu türev bulguların bağımsız kaynaktan elde edilip edilemeyeceği ayrıştırılmalıdır. Mustafa Kağan Öztürk ile Muhammed Emre Tulay’ın çalışması, hukuka aykırı delil tartışmasında bu ayrımın pratik önemini göstermektedir. Zira mahkeme, doğrudan yasak beyanı dışlasa bile başka delillere dayanarak mahkûmiyet kurmaya çalışabilir. Savunmanın görevi, delil ağacını önceden haritalandırmaktır.

Bu harita kurulmadan yapılan itirazlarda iki risk ortaya çıkar. İlki, belirleyici delil ile yan delilin karıştırılmasıdır. İkincisi ise, yasak usul tartışmasının yalnız 148/3 ile sınırlı bırakılıp 217/2, 230/1-b ve 289 ekseninin ihmal edilmesidir. Kanaatimizce doğru strateji, hem ilk derece mahkemesi önünde hem de kanun yolu aşamalarında şu ayrımı korumaktır: doğrudan yasak beyan; bu beyana dayanan işlem veya teşhis; ondan çıkan fiziki veya dijital bulgu; bağımsız kaynaktan da doğrulanıp doğrulanmadığı. Bu şema görünür olduğunda mahkemenin delil dışlama kararı da daha denetlenebilir hâle gelmektedir.

Sorun alanıDayanak kuralDosyada sorulacak ana soruMuhtemel savunma sonucu
Fiziksel veya ruhsal baskıyla beyanCMK m. 148/1-3, Anayasa m. 17, 38/5-6Beyan özgür iradeye dayanıyor mu?Beyanın değerlendirme dışı bırakılması
Müdafisiz kolluk ifadesiCMK m. 148/4Hâkim veya mahkeme önünde doğrulama var mı?Doğrulama yoksa hükme esas alınamama
Aynı olayla ikinci kolluk ifadesiCMK m. 148/5İkinci beyanı savcı mı aldı?Yetkisiz tekrar beyanın dışlanması
Dolaylı delil sirayetiAnayasa m. 38/6, CMK m. 217/2Türev delil bağımsız kaynaktan elde edilebilir miydi?Belirleyici ise mahkûmiyet zeminini zayıflatma
Yanlış sıfatla bilgi almaCMK m. 147-148, AİHM Brusco içtihadıKişi tanık gibi mi, şüpheli gibi mi sorgulandı?Hak bildirimsiz beyanın dışlanması ve süreç ihlali tespiti

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

IX. Sık Sorulan Sorular

CMK 148 yalnız işkence hâllerinde mi uygulanır?

Hayır. İşkence ve ağır kötü muamele en görünür yasaklardır; fakat yorma, aldatma, kanuna aykırı yarar vaadi, cebir, tehdit ve benzeri ruhsal müdahaleler de 148 kapsamındadır.

Müdafi olmadan kollukta ifade verdim; mahkeme bunu otomatik olarak kullanabilir mi?

Kullanamaz. CMK m. 148/4 uyarınca bu ifade, hâkim veya mahkeme önünde serbestçe doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

Kolluk ilk ifademden sonra aynı olay için yeniden soru sorduysa ne olur?

İkinci ifade alma ihtiyacı doğmuşsa işlemi Cumhuriyet savcısı yapmalıdır. Kolluğun aynı olayla ilgili yeniden beyan üretmesi 148/5 bakımından önemli itiraz sebebidir.

Haklarım söylendi ama avukat gelmeden konuşmaya yönlendirildim; bu durum 148 tartışması doğurur mu?

Doğurabilir. Müdafi yardımının fiilen etkisiz bırakılması, özellikle yönlendirme veya baskıyla birleşmişse hem 147 hem de 148 ekseninde değerlendirilir.

Yasak usulle elde edilen beyanı daha sonra kabul etmiş olmam sorunu ortadan kaldırır mı?

Her zaman kaldırmaz. 148/3, yasak usulle elde edilen ifadenin rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceğini açıkça belirtir.

Baskı iddiasını nasıl ispatlayabilirim?

Sağlık raporu, kamera kayıtları, baro görevlendirme saati, ifade öncesi-sonrası tutanaklar, savcı talimatı, teknik kayıt ve tanık beyanları birlikte değerlendirilmelidir. Tek bir belge çoğu zaman yeterli olmaz.

Yasak beyan sayesinde bulunan başka deliller de dışlanır mı?

Bu konuda dosyanın özelliklerine göre bağımsız kaynak ve delil sirayeti tartışması yapılır. Beyan olmadan o delile ulaşılamayacaksa dışlama talebi güçlenir.

X. Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme

CMK m. 148’in pratik değeri, kolluğun hangi yöntemleri kullanamayacağını saymaktan daha fazlasıdır. Hüküm, savunma hakkının ilk aşamada çökertilmesini önlemek için beyan üretme sürecini hukuk devletinin çizdiği dar koridora sokmaktadır. Fiziksel baskı, zihinsel manipülasyon, müdafisiz kolluk ifadesi ve tekrarlanan gayriresmî sorgu girişimleri bu koridorun dışında kalır. Savunma açısından yapılması gereken, ihlali soyut ilke cümlesi olarak bırakmadan her kayıt, saat ve belge üzerinden ayrıntılandırmaktır.

Yasak usul iddiası taşıyan dosyada ilk yapılması gereken ayrım, olayın yalnız 147 kapsamında eksik hak bildirimi mi yoksa 148 kapsamında irade sakatlığı mı ürettiğini netleştirmektir. Bu ayrım kurulduğunda, hangi delilin dışlanmasının isteneceği ve hangi başvuru merciinde hangi yoğunlukta iddia ileri sürüleceği belirginleşir. Kötü davranma veya cebir iddiası varsa sağlık raporu, kamera kaydı, nezarethane giriş çıkış saatleri ve doktor sevk zinciri öne çıkar. Aldatma, yarar vaadi veya fiili müdafisiz bırakma görünümü varsa görevli baro atama saati, müdafiyle görüşme süresi, ilk soru saati, ara verme kayıtları ve savcı talimatı merkezi önem kazanır. Şüpheliye hangi sıfatın verildiği, ifade öncesi hangi bilgilendirmenin yapıldığı ve konuşmasının hangi vaat veya korku altında şekillendiği ayrı ayrı gösterilmedikçe 148 iddiası soyut kalabilmektedir.

Özellikle müdafisiz kolluk ifadesi ile aynı olay hakkında tekrarlanan gayriresmî görüşmeler birlikte bulunduğunda, savunmanın savcılık denetimi zincirini parçalamadan ortaya koyması gerekir. Hangi beyanın ilk resmi ifade olduğu, hangisinin ek ifade veya bilgi tamamlama adıyla alındığı, bu ikinci temas için yazılı savcı talimatı bulunup bulunmadığı ve tutanaklar arasındaki zaman boşlukları çoğu zaman belirleyici olmaktadır. Kolluk, bir önceki susma tercihinden sonra kişiyi yeni bilgi vermeye yönlendirmişse, bu durum yalnız yetki tartışması değil sistematik baskı iddiası da doğurabilir. Bu nedenle 148/5 eksenindeki itirazlar, ‘ikinci ifade alınmıştır’ cümlesiyle değil; ilk beyan, ara temas, savcılık talimatı, müdafi katılımı ve son doğrulama ilişkisini gösteren kronolojiyle kurulmalıdır. Böyle bir kronoloji mahkemeye sunulabildiğinde, delil yasağı tartışması soyut teori olmaktan çıkmakta ve somut dosya kurgusuna dönüşmektedir.

Duruşma aşamasında delil dışlama talebi de açık ve katmanlı kurulmalıdır. Savunma, yalnız sakat beyanın dosyadan çıkarılmasını istememeli; bu beyana bağlı teşhis, arama, dijital inceleme veya tanık yönlendirmesi gibi ikincil ürünlerin hangi sebeple bağımsız sayılamayacağını da gerekçelendirmelidir. Bu yapı kurulmadığında mahkeme çoğu zaman asli beyanı dışlasa bile türev delilleri kullanmaya devam etmektedir.

Mahkeme önünde nihai amaç, yalnız sakat beyanı eleştirmek değil; mahkûmiyetin hangi ispat omurgasına dayanabileceğini yeniden kurdurmaktır. Savunma, sakat ifadenin hükme esas alınıp alınmadığını, ondan türeyen teşhis, arama, dijital inceleme veya tanık yönlendirmesi gibi delillerin bağımsız kaynağa sahip olup olmadığını ve mahkemenin gerekçesinde bu ayrımı açık yapıp yapmadığını dikkatle incelemelidir. Eğer bağımsız kaynak yoksa yahut mahkeme esas yükü yine sakat ifadeye bağlamışsa, 148 ihlali yalnız usul hatası değil kararın sonucu üzerinde etkili anayasal eksiklik niteliği kazanır. Kanaatimizce bu dosyalarda en güçlü savunma, bir yandan beyanın alınış biçimini parçalarına ayırmak, diğer yandan mahkûmiyet zincirinin hangi halkasının bu sakat beyana bağlı kaldığını gösterebilmektir. Ceza muhakemesi pratiği ve güncel gelişmeleri izlemek için Ceza Hukuku uzmanlık alanı sayfamız ile Ceza Hukuku arşivimiz birlikte incelenebilir.

148 tartışmasında başarılı dosya, hangi beyanın niçin sakat olduğunu ve bu sakatlığın hangi delillere sirayet ettiğini açık biçimde gösterebilen dosyadır. Bu yapılabildiğinde, mesele yalnız bir usul tartışması olmaktan çıkar; mahkûmiyetin hangi zemine oturabileceği sorusuna dönüşür. Ceza muhakemesi pratiği ve güncel gelişmeleri izlemek için Ceza Hukuku uzmanlık alanı sayfamız ile Ceza Hukuku arşivimiz birlikte incelenebilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  • 1982 Anayasası m. 17, 19, 36, 38 ve 40.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3, 5, 6 ve 13.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 147, 148, 154, 213, 217, 230 ve 289.
  • Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 19, 23, 24 ve EK-D.
  • Türk Ceza Kanunu m. 94, 95 ve 96.
  • Birleşmiş Milletler İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme.

Mahkeme Kararları

  • AYM, Metin Sarıgül [1. B.], B. No: 2013/3287, T. 20.04.2016.
  • AYM, Yaşar Eriş [2. B.], B. No: 2014/756, T. 29.06.2016.
  • AYM, Erol Kaplan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2014/14284, T. 27.06.2018.
  • AYM, Ferhat Gültek [1. B.], B. No: 2020/34051, T. 18.11.2025.
  • AYM, Mahmut Şahin [2. B.], B. No: 2022/48231, T. 30.10.2024.
  • AİHM, Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, T. 27.11.2008.
  • AİHM, Saunders/Birleşik Krallık [BD], B. No: 19187/91, T. 17.12.1996.
  • AİHM, Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, T. 11.07.2006.
  • AİHM, Gäfgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, T. 01.06.2010.
  • AİHM, Brusco/Fransa, B. No: 1466/07, T. 14.10.2010.

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

  • Altunkaş, Aysun, Hukuka Aykırı Delil Teorisi Işığında İfade Alma ve Sorgu, yüksek lisans tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi.
  • Altunkaş, Aysun, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Kapsamında İfade Alma ve Sorgu”, Jurix, 2022.
  • Gökpınar, Mahmut, “Şüphelinin Kolluk Tarafından Aldatılması”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2023.
  • Aksoy İpekçioğlu, “Gözaltında Alınan İfadenin Önemi ve Hukuka Aykırı Delil Sorunu”, AÜHFD, 2008.
  • Öztürk, Mustafa Kağan / Tulay, Muhammed Emre, “Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Yasağı”, Jurix, 2021.
  • Turhan, Faruk / Aksan, Murat, “Ceza Muhakemesinde Şüphelinin İfadesinin Alınması ve Sorguya Çekilmesine İlişkin Hükümlerin Eleştirel Bir Değerlendirmesi”, AHBVÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020.
  • Apiş, Özge, “Güncel Yargı Kararları ve Yasa Değişiklikleri Işığında İfade Alma ve Sorgu Sırasında Şüpheli/Sanığın Hakları”, 2019.
  • Coşkun, Yuzarsif Selçuk, “Ceza Muhakemesinde Susma Hakkı ve Bağlantılı Haklar”, TBB Dergisi, 2010.
  • Soyaslan, Gülen, “Limiting Procedural Rights During Police Interrogation in Terror Crimes”, Journal of Penal Law and Criminology, 2020.

Elektronik Kaynaklar

  • Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları Bilgi Bankası.
  • HUDOC – European Court of Human Rights karar veri tabanı.
  • DergiPark açık erişim hukuk makaleleri arşivi.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler