CMK m. 146 Uyarınca Zorla Getirme: Çağrı Şartı, Yirmi Dört Saat Sınırı ve Savunma Stratejisi

Krem zemin üzerinde sade editoryal soyut kompozisyon
Kısaca

CMK m. 146, şüpheli veya sanığın hangi durumda zorla getirilebileceğini, davetiye çizgisi ile doğrudan müdahale eşiğini ve yol süresi hariç yirmi dört saatlik üst sınırı belirler. Kararın içeriği, tebligat disiplini, müdafiye erişim ve duruşmada gerçekten hazır bulunma güvencesi ihmal edildiğinde işlem savunma hakkını zedeleyebilmektedir.

Bu içerik 05.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza soruşturmasında ya da kovuşturmasında zorla getirme kararı çoğu dosyada sıradan bir kolluk işlemi gibi algılanmaktadır; oysa söz konusu müdahale, kısa süreli de olsa kişi hürriyetini doğrudan sınırlayan ve savunma hakkının kullanılacağı anı belirleyen yoğun bir usul hareketidir. Şüpheli veya sanık, hangi sıfatla çağrıldığını, ne sebeple hazır edilmek istendiğini ve önüne hangi merciin çıkacağını bilmeden zorla getirildiğinde, sorun yalnız fiziksel götürme biçiminde kalmamaktadır. İfade veya sorgu öncesi bilgilendirme, müdafiye erişim, karar örneğinin verilmesi, yol süresi hariç yirmi dört saat sınırı ve hazır bulunma hakkının gerçek anlamda kullandırılması bir bütün teşkil etmektedir. Bu bütün bozulduğunda, dosyada sonradan telafisi güç savunma eksiklikleri ortaya çıkabilmektedir.

CMK m. 146’nın güncel metni iki ayrı eşik kurmaktadır. Birinci eşik, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli ya da sanıktır. İkinci eşik ise 145’inci maddeye göre davetiye ile çağrıldığı halde gelmeyen kişidir. Bu çift yapı, zorla getirmenin her zaman davetiye sonrası devreye girmediğini; bazı dosyalarda çağrıdan önce de gündeme gelebildiğini göstermektedir. İşbu nedenle 146’ncı maddenin doğru uygulanması, yalnız “gelmediği için alınsın” şeklindeki pratik refleksle açıklanamaz. Dosyada hangi riskin bulunduğu, hangi merciin devreye girdiği, yakalama emrine mi yoksa ölçülü bir hazır etme tedbirine mi ihtiyaç duyulduğu ve müdahalenin ne kadar süreceği ayrı ayrı tartışılmalıdır.

Anılan hüküm, güncel içtihat ve doktrin birlikte okunduğunda üç ana gerilim görünür hâle gelmektedir: 145’teki davetiye rejimi ile 146’daki doğrudan zorla getirme yolu arasındaki sınır; 146 ile 98’inci maddede düzenlenen yakalama emri yahut 199’uncu maddede düzenlenen kovuşturma içi hazır etme yetkisi arasındaki ayrım; son olarak da kolluğun fiilî uygulaması ile savunma hakkının talep ettiği biçimsel güvenceler arasındaki mesafe. Aşağıda bu gerilim, güncel CMK metni, AYM’nin Serhat Aytemiş kararı, Yargıtay karar arama sisteminde açılabilen zorla getirme kayıtları ve yeni doktrin çalışmaları birlikte değerlendirilerek ele alınmaktadır.

İlgili Yazı: CMK m. 141 kapsamında koruma tedbirleri nedeniyle tazminat ve CMK m. 142 kapsamında tazminat talebinin koşulları başlıklı analizlerimiz, hukuka aykırı özgürlük kısıtlamasının giderim boyutu için birlikte okunabilir.

I. Zorla getirme, çağrıya destek olan tali bir işlemden ibaret değildir; kişi hürriyetine müdahale ettiği ölçüde koruma tedbiri mantığıyla okunması gereken özel bir hazır etme aracıdır

CMK m. 146, kanundaki sistematik konumu itibarıyla “ifade ve sorgu” bölümünde yer almakta; bu yönüyle ifade alma veya sorgunun gerçekleştirilebilmesi için araç işlem niteliği taşımaktadır. Ne var ki araç işlem oluşu, müdahalenin hafif olduğu anlamına gelmemektedir. Önder Tozman’ın doğrudan bu konuya ayrılan güncel çalışmasında da vurgulandığı üzere zorla getirme, kolluğun gerektiğinde zor kullanarak kişiyi savcılık, hâkimlik veya mahkeme önüne götürmesini içeren ve bu sebeple hürriyeti bağlayıcı sonuç doğuran bir ceza muhakemesi işlemidir. Söz konusu özellik, zorla getirmeyi yalnız usul ekonomisine hizmet eden sıradan bir davet alternatifi olmaktan çıkarır; Anayasa’nın 13’üncü ve 19’uncu maddeleri ışığında kanunilik, ölçülülük ve gereklilik denetimine tabi tutar.

İşlemle yakalama arasındaki fark tam da burada kurulmalıdır. Yakalama, kişinin serbestçe hareket imkânını fiilen ortadan kaldıran ve çoğu zaman gözaltı tedbiriyle birleşebilen daha yoğun bir müdahaledir. Zorla getirme ise kural olarak kişiyi belirli bir ifade veya sorgu işlemi için adli merci önüne hazır etmekle sınırlıdır; sonrasında otomatik biçimde gözaltına dönüştürülemez. Ersan Şen’in ve Tozman’ın farklı bağlamlarda işaret ettiği ortak nokta, 146’nın 98’inci maddede düzenlenen yakalama emriyle aynı şey olmadığıdır. Bir başka ifadeyle kişiyi ifade için hazır etmek başka, kişi hakkında arama kaydı yaratacak daha ağır bir koruma rejimine geçmek başkadır. Bu ayrımın kaybedildiği dosyalarda özgürlük kısıtlaması, metindeki amacını aşarak fiilî cezalandırma aracına dönüşebilmektedir.

146’nın 145’le ilişkisi de aynı ölçüde önemlidir. 145’inci madde, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişinin önce davetiye ile çağrılacağını, çağrılma nedeninin açıkça yazılacağını ve gelmezse zorla getirileceğinin bildirileceğini öngörmektedir. Buna karşılık 146/1, güncel metninde iki alternatif yol kurar: ya 145 uyarınca çağrıldığı halde gelmemiş olacaktır ya da çağrıdan bağımsız biçimde hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli neden bulunacaktır. Doktrindeki baskın görünüm, davetiyenin kural, doğrudan zorla getirme ihtimalinin ise istisna olduğu yönündedir. Kanaatimizce de dosyada kaçma, saklanma veya ifade işlemini fiilen imkânsız kılan somut bir durum görünür değilse, 145 çizgisinin atlanması ölçülülük denetimini zayıflatmaktadır.

II. 145’e göre çağrıldığı halde gelmeyen kişi ile doğrudan zorla getirilebilecek kişi aynı kümede değildir; karar eşiği dosyanın özgürlük riski üzerinden ayrıca kurulmalıdır

146/1’in ilk alternatifi, 145’inci maddeye uygun bir çağrı yapılmış olmasına rağmen gelmeyen şüpheli veya sanığa ilişkindir. Bu durumda davetiyede çağrılma nedeni açıkça gösterilmiş, gelmemesi hâlinde zorla getirileceği bildirilmiş ve buna rağmen kişi mazeretsiz biçimde hazır olmamıştır. Tebligat zincirinin kopuk olduğu, adresin yanlış kurulduğu, davetiyede sıfat veya çağrı nedeni belirsiz bırakıldığı yahut kişiye gerçekte ulaşılmadığı hâllerde ise 145’in ön şartı güvenli biçimde gerçekleşmiş sayılmaz. Yargıtay 6. CD’nin 23.11.2016 tarihli ve E. 2014/6580, K. 2016/6758 sayılı kararında zorla getirme kararlarının tebliğe elverişli adrese yöneltilmemesi ve kişinin dinlenmesinden erken vazgeçilmesi bozma gerekçesi yapılmıştır. Söz konusu kayıt, zorla getirmenin yalnız bir emir düzenlemekten ibaret olmadığını; emir öncesindeki çağrı disiplininin de denetlenebilir olması gerektiğini göstermektedir.

İkinci alternatif ise daha serttir. Hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan kişi, davetiye sonucu beklenmeden zorla getirilebilecektir. Fakat bu formül, tutuklama veya yakalama koşulları var denildiği anda her dosyada 146’ya başvurulabileceği anlamına gelmez. Aksine, burada yapılması gereken değerlendirme şudur: Eğer daha ağır bir tedbire gidebilecek kadar yoğun bir şüphe ve usul riski mevcutsa, neden doğrudan yakalama emrine değil de sınırlı bir zorla getirme tedbirine ihtiyaç duyulmaktadır? Anılan soru cevaplanmadan verilen 146 kararı çoğu dosyada gerekçesiz kalır. Tozman’ın çalışması, zorla getirmenin de özgürlüğü sınırladığı için koruma tedbirlerinin temel ilkelerine tabi tutulması gerektiğini belirtirken tam olarak bu soruna işaret etmektedir.

Hukuki sonuç: Davetiyeye rağmen gelmeme ile doğrudan zorla getirme, aynı gerekçeyle kurulamaz. İlkinde ulaşılmış bir çağrıya rağmen hazır olmama; ikincisinde ise çağrıyı beklemeyi anlamsız kılan somut bir risk görünür olmalıdır.

Pratik sonuç: Dosyada davetiye, tebligat mazbatası, adres kayıtları ve mazeret değerlendirmesi görünür değilse; zorla getirme kararına karşı ilk itiraz noktası, 145 çizgisinin gerçekten tamamlanıp tamamlanmadığı olacaktır.

Uygulamada sık görülen hata, zorla getirmeyi “hafif yakalama” mantığıyla otomatikleştirmektir. Oysa 98’inci maddede çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli bakımından yakalama emri güzergâhı, 100’üncü maddede ise tutuklama koşulları ayrıca kurulmuştur. 146 ise kişiyi ifade veya sorgu için hazır etme amacına bağlı, süre ve sonlandırma bakımından daha sıkı çerçeveli bir müdahaledir. Kanaatimizce karar merciinin önündeki soru, yalnız kişinin bulunup bulunmadığı değildir; hangi müdahalenin soruşturma yahut kovuşturma ihtiyacını en dar özgürlük sınırlamasıyla karşılayacağıdır. Bu muhakeme yapılmadığında 146, kanunun öngördüğü ölçülü ara araç niteliğini kaybetmektedir.

İlgili Yazı: CMK m. 109 kapsamında adli kontrol yükümlülükleri ve CMK m. 111 kapsamında adli kontrolün kaldırılması ve değiştirilmesi başlıklı yazılarımız, daha hafif müdahale ile amaç gerçekleşebiliyorsa neden özgürlük kısıtlamasının dar yorumlanması gerektiğini somutlaştırmaktadır.

III. Kararın içeriği, karar örneğinin verilmesi, yol süresi hariç yirmi dört saat sınırı ve yerine getirilememesi hâlinde tutanak zorunluluğu; 146 rejiminin teknik omurgasını oluşturur

146’nın ikinci ve üçüncü fıkraları, zorla getirme kararının şekil disiplinini belirlemektedir. Kararda şüpheli veya sanığın açık kimliği, isnat edilen suç, gerekiyorsa eşkâl ve zorla getirme nedenleri yer almalıdır; ayrıca kararın bir örneği ilgiliye verilir. Bu unsurlar biçimsel ayrıntı değildir. Şüpheli, hangi suç nedeniyle ve hangi adli işlem için götürüldüğünü bilmediğinde müdafiyle kuracağı savunma hazırlığı da anlamsızlaşmaktadır. Özge Apiş’in ifade ve sorgu hakları üzerine çalışmasının gösterdiği üzere, beyan alma süreci maddi gerçeğin araştırılması kadar savunma hakkının fiilen kullanıldığı yerdir. Söz konusu nedenle hazır edilme işleminin başlangıcındaki belirsizlik, devamında yapılacak ifade alma işleminin meşruiyetini de zedelemektedir.

Süre uyarısı: 146/4 uyarınca zorla getirme kararı ile çağrılan kişi derhâl, olanak yoksa yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde çağıran hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısının önüne çıkarılmalı ve sorguya çekilmeli yahut ifadesi alınmalıdır. Bu üst sınır, kollukta keyfî bekletme alanı yaratmaz.

Dördüncü ve beşinci fıkralar, müdahalenin ne kadar sürebileceğini ve ne zaman sona ereceğini açık biçimde belirler. Zorla getirme, bunun için haklı görülecek bir zamanda başlar; ifade veya sorgunun sonuna kadar devam eder. Yargıtay 5. CD’nin 26.03.2014 tarihli ve E. 2012/16084, K. 2014/3358 sayılı kararında, zorla getirme yükümlülüğünün yalnız kapıdan alma anına indirgenemeyeceği; kişinin ilgili ifade veya sorgu süreci tamamlanıncaya kadar işlemin usulüne uygun yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yine aynı dairenin 23.06.2016 tarihli ve E. 2014/6777, K. 2016/6700 sayılı kararında, zorla getirme kararının neden yerine getirilemediğinin ayrıntılı araştırılmaması hukuka aykırı bulunmuştur. Bu içtihat çizgisi, kolluğun “bulunamadı” veya “getirilemedi” şeklindeki soyut notlarla yetinemeyeceğini; kararın icrası yahut icra edilememesi bakımından denetlenebilir kayıt üretmek zorunda olduğunu göstermektedir.

Altıncı fıkra da bu sebeple önemlidir. Kararın yerine getirilememesinin nedenleri, köy veya mahalle muhtarı ile kolluk görevlisinin birlikte imzalayacakları bir tutanakla saptanacaktır. Tutanak zorunluluğu, dosyadaki tebligat ve adres zinciriyle birlikte okunmalıdır. Ulaşılamayan kişi gerçekten o adreste yaşamıyor olabilir; başka bir adreste kayıtlı olabilir; geçici iş nedeniyle yerinde bulunmuyor olabilir; yahut kolluk kararı infaz etmek için gerekli zamanı ve yöntemi doğru kullanmamış olabilir. Yargıtay 6. CD’nin yukarıda anılan kararında, zorla getirme emrinin yanlış adrese yöneltilmesi ve kişiye ulaşılmadan dinlenmesinden vazgeçilmesi, bu ayrımın niçin önemli olduğunu göstermektedir. Sağlam 146 dosyasının ilk kontrol kalemi, zorla getirme tutanağının gerçekten neyi ispat ettiğidir.

IV. Soruşturmadaki ifade için zorla getirme ile kovuşturmadaki hazır bulunma zorunluluğu birbirine karıştırılmamalıdır; 146, 199 ve hazır bulunma hakkı birlikte okunmalıdır

146’nın asli çalışma alanı ifade ve sorgudur; bu yönüyle soruşturma evresindeki şüpheli ile kovuşturma evresindeki sanığın beyan alma ihtiyacına yönelir. Bununla birlikte kovuşturma sırasında duruşmada hazır bulunma sorunu ayrıca 199’uncu maddede karşımıza çıkar. Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir. Bu düzenleme, 146 ile aynılaştırılmamalıdır. 199, duruşma düzeni ve mahkemenin yüz yüzelik ihtiyacı bakımından işleyen ayrı bir yetkidir; buna rağmen savunma hakkını daraltan sonuçları olduğunda 146’da olduğu kadar sıkı yorumlanmalıdır. Çünkü zorla getirme, hangi maddeden hareket edilirse edilsin, sonunda kişinin yargı merci önüne iradesi dışında çıkarılmasını ifade etmektedir.

Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı, adil yargılanmanın çekirdeğinde yer alır. Burak Ateş’in SEGBİS ve hazır bulunma hakkı ilişkisini irdeleyen çalışması ile Uğur Ersoy’un in absentia yargılama eleştirisi birlikte okunduğunda, ceza muhakemesinde kişisel katılımın sıradan bir biçim meselesi olmadığı görülmektedir. AYM’nin 03.02.2022 tarihli Deniz Şah kararında ve 11.07.2024 tarihli E.E.T. kararında da, sanığın yahut çocuk sanığın duruşma önündeki konumunun yalnız fiziksel mevcudiyetle değil, savunmayı gerçekten kullanabilme imkânıyla değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu nedenle zorla getirme kararı infaz edildiğinde, sanık yalnız salona sokulmuş sayılmakla yetinilemez; müdafiiyle görüşme, isnadı anlama ve diyeceklerini hazırlama imkânı da fiilen sağlanmalıdır.

Bu başlıkta sık görülen hata, zorla getirmenin gerçekleşmesini savunma hakkının tüketildiği an gibi görmektir. Oysa Yargıtay 12. CD’nin 06.11.2017 tarihli ve E. 2017/468, K. 2017/8444 sayılı kararında da işaret edildiği üzere, kovuşturma evresinde mahkemenin 199 çerçevesinde hazır etme veya yakalama araçlarından hangisini seçeceği ayrıca tartışılmalıdır. Hazır bulundurma ihtiyacı, otomatik olarak daha ağır tedbire geçişi haklı kılmaz. Aynı biçimde zorla getirilen sanığın duruşma günü öne çekilerek ya da müdafi hazırlığına fiilen zaman tanınmadan savunmasının alınması, görünürde hazır bulunma, gerçekte ise savunma hakkının daraltılması sonucunu doğurabilir. Kanaatimizce burada ana ölçüt, fiziksel teslim değil; etkili katılımdır.

V. Zorla getirme dosyasında belirleyici olan, yalnız kararın varlığı değil; çağrı, adres, tebligat, hak bildirimi ve ifade tutanağı zincirinin eksiksiz kurulmuş olmasıdır

Uygulamada 146 tartışması çoğu zaman kararın verildiği ana sıkıştırılmakta, oysa dosya güvenliği bakımından asıl önem taşıyan unsur belge zinciridir. İlk klasörde davetiye, tebliğ şerhi, adres kayıt sistemi çıktıları, mazeret dilekçeleri ve varsa kolluğun iletişim girişimleri bulunmalıdır. İkinci klasörde zorla getirme kararının kendisi, karar örneğinin ilgiliye verildiğine dair kayıt ve yerine getirilememişse muhtar-kolluk tutanağı yer almalıdır. Üçüncü klasör ise ifade veya sorgu sonrası üretilen tutanakları içermelidir: hakların bildirildiği ifade formu, müdafi tercihi, gerekiyorsa baro görevlendirmesi, sağlık durumu, hazır bulunma saati ve işlem bitiş saati. Bu belgelerden herhangi biri eksik olduğunda, “kişi getirildi” cümlesi tek başına hukuka uygunluk ispatı oluşturmaz.

Apiş’in çalışmasının kuvvetli tarafı, ifade alma ve sorgunun ceza muhakemesindeki klasik ama kronik ihlal alanlarını sistematik biçimde göstermesidir. Şüpheli veya sanığın beyanı, yalnız delil üretme tekniği değildir; susma hakkı, müdafi yardımı, isnadı öğrenme ve baskıdan uzak beyanda bulunma güvencesiyle çevrili bir savunma alanıdır. İşte bu nedenle zorla getirme kararı usulüne uygun olsa bile, ifade alma sırasında haklar gerektiği gibi kullandırılmıyorsa sorun ortadan kalkmış olmaz. Özellikle müdafiiyle görüşme imkânı verilmeden aceleyle alınan beyanlar, sonradan dosyanın en zayıf halkasına dönüşebilmektedir.

Hukuka aykırı zorla getirme her dosyada otomatik tazminat doğurmaz; ancak özgürlük kısıtlaması daha ağır bir nitelik kazanmışsa veya kişi kanunda öngörülmeyen biçimde tutulmuşsa, 141 ve 142 hattı ayrıca tartışılmalıdır. Bu noktada yanlış yönelim, önce ceza dosyasındaki usul itirazını kurmadan doğrudan tazminat beklentisine girmektir. En güvenli savunma stratejisi, zorla getirme anından itibaren her eksikliği tarih, saat, tutanak ve adres belgesi üzerinden görünür kılmak; itiraz güzergâhını işletmek; daha sonra gerekirse özgürlük kısıtlamasının sonuçlarını ayrı giderim rejiminde tartışmaktır. Güçlü tazminat dosyası çoğu zaman, ilk anda düzgün tutulmuş usul kayıtlarından doğmaktadır.

Belge Neden gereklidir Hangi iddiayı ispatlar Eksikse doğan temel risk
Davetiyenin örneği ve tebliğ şerhi 145 çizgisinin gerçekten işletildiğini gösterir Çağrıya rağmen gelmeme koşulunun oluştuğu Zorla getirmenin erken ve ölçüsüz kurulduğu savı güçlenir
Adres kayıt sistemi ve tebligat mazbatası Kararın doğru adrese yöneldiğini denetler Tebliğin kişiye ulaşabilir adrese çıkarıldığı Yanlış adres nedeniyle 145 ön şartı tartışmalı hâle gelir
Zorla getirme kararı ve karar örneğinin teslim kaydı Karar içeriğinin ve suç isnadının somutluğunu gösterir Kimlik, suç ve neden unsurunun bulunduğu Kişi ne sebeple götürüldüğünü bilmeden ifade vermiş olabilir
Muhtar-kolluk birlikte imzalı tutanak İnfaz edilememe nedenini belgeler Kararın neden yerine getirilemediği “Bulunamadı” ibaresi denetlenemez soyut nota dönüşür
Hak bildirimi ve müdafi tercihini içeren ifade formu İfade alma sürecindeki savunma güvencelerini görünür kılar Susma hakkı ve müdafi yardımı imkânının kullandırıldığı İfadenin baskı altında yahut eksik bilgilendirmeyle alındığı iddiası doğar
Başlangıç-bitiş saatlerini içeren işlem tutanağı Yirmi dört saat sınırını fiilen kontrol eder Kişinin ne kadar süre özgürlüğünden mahrum kaldığı Zorla getirmenin fiilî gözaltıya dönüştüğü ileri sürülebilir

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Özellikle müdafi bakımından en işlevsel yöntem, zorla getirme işlemini iki ayrı eksende okumaktır. Birinci eksen, kararın kurulma anıdır; burada çağrı, gerekçe, yetkili merci ve ölçülülük sorgulanır. İkinci eksen ise icra ve ifade anıdır; burada karar örneğinin teslim edilip edilmediği, kişi adli merci önüne ne kadar sürede çıkarıldığı, müdafiiyle görüşmeye zaman tanınıp tanınmadığı ve işlem bitiminde serbest bırakma yükümlülüğüne uyulup uyulmadığı denetlenir. Bu ayrım yapılmadığında, dosya yalnız “karar vardı” veya “karar yoktu” ikiliğine sıkışmakta; oysa savunma hakkını zedeleyen esas aksaklık çoğu kez ikinci eksende, yani icra biçiminde ortaya çıkmaktadır.

İlgili Yazı: CMK m. 116 kapsamında şüpheli veya sanıkla ilgili arama, CMK m. 119 kapsamında arama kararı ve CMK m. 120 kapsamında aramada hazır bulunabilecekler başlıklı yazılarımız, zorla getirme emrinin arama yetkisi doğurmadığı ve özel alana giriş için ayrı hukuki temel gerektiği meselesini tamamlayıcı biçimde açıklar.

VI. Güncel içtihat çizgisi, zorla getirmeyi yalnız hazır etme işlemi olarak değil; kanunilik, orantılılık ve etkili başvuru eşikleri bakımından denetlemektedir

AYM’nin 20.12.2023 tarihli Serhat Aytemiş kararında, zamanaşımına uğramış suç nedeniyle başvurucunun ifadeye getirilmesi ve beyan işlemi tamamlanıncaya kadar tutulması, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından ciddi bir denetim başlığı olarak ele alınmıştır. Karar, zorla getirmenin yalnız “ifadeye çağrıya uymadı, getirildi” düzeyinde görülemeyeceğini; esas soruşturma yetkisinin ve isnadın güncelliğinin de kontrol edilmesi gerektiğini göstermektedir. Eğer dosyada zaten muhakemeyi taşıyan hukuki temel çökmüşse, zorla getirme emri sırf uygulama alışkanlığıyla meşru hâle gelmez. Bu yönüyle Serhat Aytemiş kararı, 146 tartışmasını özgürlük lehine yeniden konumlandırmaktadır.

Benzer biçimde AYM’nin 08.07.2025 tarihli Burcu Gökdağ kararı ile 11.07.2024 tarihli E.E.T. kararı birlikte okunduğunda, kişi hürriyetine müdahalenin çocuk yahut yetişkin başvurucu bakımından yalnız norm metniyle değil, uygulanışın somut ağırlığıyla değerlendirildiği görülmektedir. Müdahale kısa sürmüş olabilir; ancak çağrı nedeni belirsiz, ölçülülük gerekçesi yetersiz veya alternatif hazır bulunma araçları ciddi biçimde tartışılmadan uygulanmışsa, anılan müdahalenin anayasal denetimden sorunsuz geçeceği söylenemez. Bu içtihatlar, zorla getirmenin “kısa süreli olduğu için hafif” varsayımını sarsmaktadır.

Doktrinde en tartışmalı başlıklardan biri, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının doğrudan zorla getirme emri verip veremeyeceğidir. Tozman, hükmün lafzı ve 2006 değişikliği sonrasındaki uygulama üzerinden savcı rolünü ayrıntılı biçimde incelemekte; buna karşılık özgürlüğe müdahalenin yargısal güvenceden koparılmaması gerektiğini savunan yaklaşım, tutuklama ve yakalama emri için kurulan hâkim mantığının burada da daraltıcı okunmasını önermektedir. Bu tartışma artık teorik olmaktan çıkmıştır. Çünkü karar merciindeki belirsizlik, sonradan itiraz yolunun kapsamını ve işlem sırasında kolluğun neye dayanacağını doğrudan etkilemektedir. Aynı nedenle 146 emri, konuta veya başka özel alana kendiliğinden girme yetkisi vermez; zorla getirme arama veya elkoyma kılığına sokulduğunda mesele artık 146 sınırını aşmaktadır.

VII. En sık görülen yanlış uygulamalar; çağrı-disiplinini tamamlamadan zorla getirmeye yönelmek, kararı ceza gibi infaz etmek ve işlem bitince serbest bırakma yükümlülüğünü göz ardı etmektir

Birinci yanlış uygulama, tebligat ulaşmadan “gelmedi” kabulüyle zorla getirme kararı istemektir. Oysa adres kayıt sistemi, bilinen son adres, müdafiye yapılan bildirim ve mazeret değerlendirmesi aynı dosyada birlikte görülmelidir. İkinci yanlış, zorla getirmeyi kolluk bakımından fiilî gözaltı gibi yorumlamaktır. Şüpheli veya sanık, sırf gün içinde uygun saat bulunmadığı düşüncesiyle karakolda bekletilemez; yol süresi hariç yirmi dört saatlik sınır, işlem öncesi keyfî bekleme yetkisi vermez. Üçüncü yanlış ise kararın neden yerine getirilemediğini usulüne uygun tutanakla açıklamamaktır. Muhtar ve kolluk imzası taşıyan kayıt yoksa, dosyadaki “bulunamadı” ibaresi çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Dördüncü hata, duruşmada hazır edilmenin savunmayı tamamladığı zannıdır. Oysa kişi zorla getirildikten sonra hangi bozma ilamına, hangi isnada veya hangi yeni delile karşı diyeceklerinin sorulacağı açık değilse, fiilî hazır etme savunma hakkını tek başına kurtarmaz. Beşinci hata, 145, 146, 98 ve 199 rejimlerini tek kutuda düşünmektir. Davetiyeye rağmen gelmeyen şüpheli için zorla getirme kararı verilebileceği gibi, somut olay daha ağır bir tedbir gerektiriyorsa yakalama emri de gündeme gelebilir. Bunun tersi de doğrudur; her yoklukta doğrudan yakalama emrine gidilmesi, kanunun tanıdığı daha dar müdahale aracını gereksiz yere devre dışı bırakır. İşbu nedenle karar merciinin dosyada neden 146’yı seçtiğini gösterebilmesi gerekir.

Usul aracı Hangi durumda uygulanır Temel merci Özgürlük müdahalesinin sınırı Dosyada en kritik risk
CMK m. 145 davetiyesi İfade veya sorgu için öncelikli çağrı yolu Savcılık, hâkimlik veya mahkeme Zor kullanma yok; bilgilendirme ve çağrı disiplini esastır Çağrılma nedeni ile gelmezse doğacak sonucun açık yazılmaması
CMK m. 146 zorla getirme 145’e rağmen gelmeme veya yakalama/tutuklama için yeterli neden bulunması Soruşturmada savcılık-hâkimlik tartışmalı alanı; kovuşturmada mahkeme Yol süresi hariç en geç yirmi dört saat; ifade veya sorgu sonuna kadar Karar içeriğinin eksikliği, karar örneğinin verilmemesi, tutanak zincirinin kurulmamış olması
CMK m. 98 yakalama emri Çağrıya gelmeme veya çağrı yapılamama gibi daha yoğun kaçınma hâlleri Soruşturmada sulh ceza hâkimi, kovuşturmada mahkeme Daha ağır özgürlük müdahalesi; çoğu dosyada gözaltı ve sevk riski doğurur 146 ile 98’in karıştırılması ve daha dar aracın gereksiz atlanması
CMK m. 199 hazır etme Kovuşturmada sanığın duruşmada bulunmasının zorunlu görüldüğü hâller Mahkeme Duruşma odaklıdır; hazır bulunma hakkıyla birlikte yorumlanır Fiziksel mevcudiyet sağlanırken savunmaya gerçek hazırlık imkânı tanınmaması

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Bizce 146 dosyasının en sağlıklı savunma planı, tek sayfalık bir kontrol cetveliyle başlar: davetiye tarihi, tebliğ tarihi, mazeret durumu, karar tarihi, karar örneğinin verildiği an, fiilî getirme saati, ifade-sorgu başlangıcı, işlem bitişi ve serbest bırakılma zamanı. Buna ayrıca hangi merciin hangi gerekçeyle 146 yolunu seçtiği not edilmelidir. Böyle bir cetvel, itirazı da sonradan açılacak giderim tartışmasını da belirgin biçimde güçlendirmektedir.

İlgili Yazı: CMK m. 105 kapsamında tahliye istemi usulü ve itiraz, CMK m. 108 kapsamında tutukluluğun incelenmesi ve CMK m. 102 kapsamında tutukluluk süresi hesabı başlıklı analizlerimiz, özgürlük kısıtlamasında ölçülülük ve süre denetiminin neden aynı dosyada birlikte düşünülmesi gerektiğini tamamlar.

VIII. Sık Sorulan Sorular

CMK 146 için önce mutlaka davetiye çıkarılması gerekir mi?

Her zaman gerekmez. Güncel 146/1 metni, 145’e göre çağrıldığı halde gelmeyen kişi yanında, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli neden bulunan şüpheli ya da sanık bakımından da zorla getirme kararı verilebileceğini kabul eder. Bununla birlikte davetiye çizgisini atlayan uygulama, ölçülülük bakımından ayrıca gerekçelendirilmelidir.

Cumhuriyet savcısı tek başına zorla getirme emri verebilir mi?

Uygulamada savcılık kaynaklı zorla getirme talimatlarıyla karşılaşılmaktadır; ancak bu alan doktrinde tartışmalıdır. Özgürlüğe müdahale nedeniyle hâkim güvencesini öne çıkaran görüş güçlüdür. Dosyada savcılık talimatı kullanılmışsa, kararın dayanağı, ölçülülüğü ve itiraz güzergâhı ayrıca denetlenmelidir.

Zorla getirme kararı kolluğa eve girme yetkisi verir mi?

Tek başına vermez. 146, kişiyi adli merci önüne hazır etme aracıdır; konuta veya başka özel alana girme, arama yapma ya da eşya inceleme yetkisi doğurmaz. Böyle bir müdahale için ayrıca arama veya başka açık kanuni temel bulunmalıdır.

Zorla getirilen kişi kollukta ne kadar tutulabilir?

Kural, derhâl önüne çıkarma; olanak bulunmadığında ise yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde ilgili merci önüne götürmedir. Bu süre, karakolda keyfî bekletme izni vermez. İşlem tamamlandığında zorla getirme de sona erer; devam eden özgürlük kısıtlaması için başka hukuki tedbir gerekir.

Karar yerine getirilemezse dosyada ne bulunmalıdır?

146/6 uyarınca yerine getirilememe nedenleri muhtar ile kolluk görevlisinin birlikte imzalayacağı tutanakla saptanmalıdır. Adres, tebligat ve bulunamama gerekçesi somutlaşmadan kurulan “icra edilemedi” notları çoğu dosyada yetersiz kalmaktadır.

Zorla getirilen sanık hakkında aynı gün hemen hüküm kurulabilir mi?

Fiziksel olarak salonda bulunması tek başına yeterli değildir. Sanığa isnadın, bozma ilamının veya yeni delilin açıklanması; müdafiyle görüşme ve savunma hazırlığı için makul imkân tanınması gerekir. Aksi hâlde hazır bulunma görüntüsü, savunma hakkı bakımından eksik kalabilir.

Hukuka aykırı zorla getirmeye karşı hangi yollar kullanılabilir?

Öncelikle kararın verildiği merci ve dosya aşamasına göre itiraz imkânı değerlendirilir; hukuka aykırılık tutanak, tebligat ve süre kayıtlarıyla görünür kılınır. Özgürlük kısıtlaması kanunun öngördüğü sınırı aşmışsa, somut olayın niteliğine göre 141 ve 142 rejimindeki giderim yolları da ayrıca tartışılabilir.

IX. Uygulama bakımından izlenecek hukuki sıra ve profesyonel değerlendirme

CMK m. 146 dosyasında en sağlıklı çalışma sırası şudur: önce kişinin 145 uyarınca gerçekten çağrılıp çağrılmadığını ve çağrıya rağmen gelmeme olgusunun belgelenip belgelenmediğini tespit etmek; sonra dosyada doğrudan zorla getirmeyi haklı kılacak tutuklama veya yakalama eşiğinin somut gerekçesini aramak; ardından kararın içeriği, karar örneğinin verilmesi, fiilî icra saati ve yirmi dört saat sınırını denetlemek; son aşamada da ifade veya sorgu sırasında savunma haklarının gerçekten kullandırılıp kullandırılmadığını incelemek. Bu sıra bozulduğunda, dosya çoğu zaman özgürlük müdahalesinin nerede hukuka aykırı hâle geldiğini görünmez kılmaktadır.

146 rejimindeki en kritik fark, işlemin kısa sürmesinin onun hafif olduğu sonucunu otomatik olarak doğurmamasıdır. Kısa süreli fakat kötü gerekçelendirilmiş, hatalı tebligat zinciri üzerine kurulmuş veya savunma hazırlığını anlamsızlaştıran bir zorla getirme işlemi, daha uzun ama daha düzgün kayıt altına alınmış başka bir müdahaleden daha ağır usul sorunu yaratabilir. Bu nedenle müdafi açısından temel hedef, zorla getirmeyi yalnız “getirildi mi, getirilmedi mi” sorusuna indirmemek; her aşamayı tarih, saat, belge ve merci ilişkisiyle birlikte kaydetmektir.

Zorla getirme, çağrıya uyulmasını sağlamaya dönük işlevsel bir araçtır; fakat ceza muhakemesinin disiplin gücünü savunma hakkının önüne koyan bir kolaylık mekanizması değildir. Özgürlük sınırlaması ile usul verimliliği arasındaki denge, ancak kanuni eşikler, denetlenebilir tutanaklar ve gerçek savunma imkânı birlikte korunursa ayakta kalmaktadır. Ceza muhakemesi pratiği ve güncel gelişmeleri izlemek için Ceza Hukuku uzmanlık alanı sayfamız ile Ceza Hukuku arşivimiz birlikte incelenebilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  • 1982 Anayasası m. 13, 19, 36 ve 40.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 5, 6 ve 13.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 98, 145, 146, 147, 148, 193, 196, 199 ve 267.
  • 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 10, 21 ve 35.
  • Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 4, 19, 23 ve EK-D.
  • Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik.

Mahkeme Kararları

  • AYM, Serhat Aytemiş, B. No: 2021/39964, T. 20.12.2023.
  • AYM, Deniz Şah, B. No: 2019/15069, T. 03.02.2022.
  • AYM, E.E.T., B. No: 2021/35038, T. 11.07.2024.
  • AYM, Burcu Gökdağ, B. No: 2023/7631, T. 08.07.2025.
  • AYM, Yaşar Bulut ve Hakan Akşam, B. No: 2014/5897, T. 25.02.2015.
  • Yargıtay 5. CD, E. 2012/16084, K. 2014/3358, T. 26.03.2014.
  • Yargıtay 5. CD, E. 2014/6777, K. 2016/6700, T. 23.06.2016.
  • Yargıtay 6. CD, E. 2014/6580, K. 2016/6758, T. 23.11.2016.
  • Yargıtay 12. CD, E. 2017/468, K. 2017/8444, T. 06.11.2017.
  • Yargıtay 3. CD, E. 2011/37165, K. 2013/6829, T. 20.02.2013.
  • Yargıtay 2. CD, E. 2012/12101, K. 2012/48375, T. 17.12.2012.

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

  • Akbulut, Berrin. “Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması”. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2025.
  • Apiş, Özge. “Güncel Yargı Kararları ve Yasa Değişiklikleri Işığında İfade Alma ve Sorgu Sırasında Şüpheli/Sanığın Hakları”. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 2019.
  • Arıcan, Mehmet. “Ceza Muhakemesi Hukukunda İfade Alma ve Sorgu”. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009.
  • Ateş, Burak. “Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve SEGBİS Sistemi”. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2022.
  • Doğan, İdris / Bozdağ, Ahmet. “Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi”. Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2023.
  • Ersoy, Uğur. “Ceza Muhakemesinde In Absentia Duruşma Yapılması ve Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Üzerine Bazı Düşünceler”. Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2020.
  • Tozman, Önder. “Ceza Muhakemesi Hukukunda Zorla Getirme”. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025.

Elektronik Kaynaklar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler