CMK m. 163’te Sulh Ceza Hâkiminin Soruşturmadaki İstisnaî Rolü: Savcıya Erişilemeyen Hâller, Delil Güvenliği ve Yetki Sınırı

CMK m. 163'te Sulh Ceza Hâkiminin Soruşturmadaki İstisnaî Rolü için sade doğal atmosfer görseli

CMK m. 163, suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa ya da olay genişliği savcılığın iş yükünü fiilen aşıyorsa sulh ceza hâkimine bütün soruşturma işlemlerini yapma imkânı tanır. Hüküm ayrı bir süre rejimi kurmaz; uygulanacak merci, delil ve itiraz çizgisi, başvurulan koruma tedbirinin kendi maddesiyle birlikte okunmalıdır.

Bu içerik 06.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Suçüstü niteliği taşıyan toplu şiddet olaylarında, gecenin ilerleyen saatlerinde ortaya çıkan ağır yaralanma dosyalarında veya aynı anda birden çok arama, keşif ve delil koruma işleminin yapılması gereken geniş soruşturmalarda asıl mesele soyut yetki tartışması değildir. Asıl mesele, hangi işlemin kimin eliyle, hangi tutanak düzeni içinde ve hangi anayasal güvence korunarak yapılacağıdır. Delilin birkaç saat içinde kaybolma ihtimali bulunduğunda yahut Cumhuriyet savcısına fiilen erişim kurulamayan bir zaman aralığı ortaya çıktığında, ceza muhakemesinin teorik hiyerarşisi tek başına dosyayı ayakta tutmaya yetmemektedir.

CMK m. 163 tam da bu sıkışma noktasında devreye giren istisnaî bir düzenlemedir. Hüküm, bir yandan soruşturmanın savcı merkezli yapısını genel kural olarak muhafaza ederken; diğer yandan suçüstü hâli, gecikmesinde sakınca bulunan durumlar ve olayın genişliği sebebiyle savcının iş yükünün fiilen aşılması gibi sebeplerle sulh ceza hâkiminin bütün soruşturma işlemlerini yapabilmesine kapı açmaktadır. Söz konusu kapı, hâkimin soruşturma makamına dönüştüğü sınırsız bir alan değil; delilin korunması, kişinin temel haklarına müdahalenin gerekçelendirilmesi ve sonradan yapılacak yargısal denetimin çökmesini önlemek için kurulmuş dar ve ihtiyatlı bir emniyet supabıdır.

Uygulamada en sık hata, 163’ü ya hiç çalışmayan ölü bir hüküm gibi görmek ya da savcı merkezli soruşturma sistemini bütünüyle askıya alan genel yetki maddesi gibi okumaktır. İlk yaklaşım, acil dosyalarda telafisi mümkün olmayan delil kaybına yol açmaktadır. İkinci yaklaşım ise hâkimin tarafsızlık konumunu, koruma tedbirlerinin denetim mantığını ve soruşturma sonunda verilecek kararların sistematik yerini bozabilmektedir. İşbu çalışma, 163’ün normatif çerçevesini; suçüstü, erişilememe, olay genişliği, belge düzeni, merci, kanun yolu ve dosya stratejisi başlıkları altında, ceza muhakemesi pratiğinin gerçek baskılarıyla birlikte incelemektedir.

I. CMK m. 163, 162 ve 164 Arasında Kurulan Denge: İstisnaî Hâkim Müdahalesi, Savcı Merkezli Sistemden Kopuş Anlamına Gelmez

CMK m. 163’ün sağlıklı anlaşılması, önce 160, 161, 162 ve 164’le birlikte okunmasına bağlıdır. 160’ıncı madde Cumhuriyet savcısına suç işlendiği izlenimini öğrenir öğrenmez maddi gerçeği araştırma ve lehine olan delilleri de toplama yükümlülüğü yüklemekte; 161’inci madde bu yükümlülüğün adlî kolluk, bilgi-belge istemi ve talimat zinciri üzerinden nasıl işletileceğini göstermektedir. 162’nci madde, hâkim tarafından yapılabilecek soruşturma işlemleri bakımından savcının istemde bulunacağı sulh ceza hâkimliğini düzenler. 164’üncü madde ise soruşturma işlemlerinin öncelikle adlî kolluğa yaptırılacağını ve kolluğun savcının adlî emirlerine bağlı olduğunu belirtir. Buna karşılık 163, bu olağan sistemin geçici olarak işlemekte zorlandığı dar alanda, sulh ceza hâkimine soruşturmayı fiilen üstlenme imkânı tanır.

Bu nedenle 163, 162’nin bir tekrarı değildir. 162’de savcı vardır; yalnızca hâkim kararına ihtiyaç duyulan işlem bakımından yetkili yer sulh ceza hâkimine başvurulmaktadır. 163’te ise savcıya erişilememesi veya olay genişliğinin savcının iş gücünü aşması gibi olağan dışı bir eşik söz konusudur. Yine 163, 164’ün alternatifi de değildir; kolluk 163/2 uyarınca sulh ceza hâkimi tarafından emredilen tedbirleri yerine getirir, fakat bu durum adlî kolluğun kurumsal yerini değiştirmez. Söz konusu hüküm, savcıya bağlı yürüyen adlî kolluk rejiminin yerini kalıcı biçimde hâkime bağlanan başka bir kolluk modeliyle ikame etmemektedir.

Doktrindeki baskın görünüm de bu yöndedir. Centel/Zafer, Yenisey/Nuhoğlu, Özbek/Doğan/Bacaksız ve Şahin/Göktürk; 163’ün soruşturmanın savcı eliyle yürütülmesi kuralına getirilmiş dar bir istisna olduğu, bu nedenle geniş yorumla kalıcı iş bölümüne dönüştürülemeyeceği noktasında birleşmektedir. Buna karşılık özellikle toplu olaylar ve kırsal alanda erişim sorunları bakımından hükmün fiilen daha sık çalıştırılması gerektiğini savunan görüşler de bulunmaktadır. Kanaatimizce ikinci yaklaşım, delil güvenliğini öne çıkarması bakımından ikna edicidir; ne var ki bu görüşün ancak tarafsızlık, tutanak ve devrin derhal savcıya dönmesi şartıyla savunulabileceği kabul edilmelidir.

II. Suçüstü, Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl ve Savcıya Erişilememe: 163’ün Tetiklenme Eşiği Dar Kurulmalıdır

163’ün birinci fıkrası üç unsurdan oluşur: suçüstü hâli, gecikmesinde sakınca bulunan hâl ve Cumhuriyet savcısına erişilememe yahut olay genişliğinin savcının iş gücünü aşması. Bu unsurların her biri görünürde esnek, uygulamada ise son derece tehlikeli kavramlardır. Zira hükmün erken ve gerekçesiz işletilmesi, soruşturma makamları arasındaki fonksiyon ayrımını aşındırabilir; geç işletilmesi ise olay yeri bulgusu, kamera verisi, dijital log, biyolojik örnek veya tanık anlatımı gibi kritik delillerin yok olmasına yol açabilir. İşbu nedenle 163 dosyasında ilk kurulması gereken kayıt, neden savcıya ulaşılamadığını veya neden olayın iş yükünün olağan savcılık koordinasyonunu aştığını açıklayan yazılı gerekçedir.

Gecikmesinde sakınca bulunan hâl soyut hız çağrısı değildir. Adlî Kolluk Yönetmeliği, derhâl işlem yapılmadığı takdirde delillerin kaybolması, şüphelinin kaçması veya kimliğinin saptanamaması ihtimalini bu kavramın merkezine yerleştirmektedir. Öyleyse sadece gece vakti olması, savcının telefonunun meşgul çıkması veya işin çok önemli görünmesi 163’ü kendiliğinden devreye sokmaz. Buna karşılık eş zamanlı birden fazla olay yerinin korunması gereken büyük asayiş olaylarında, kitlesel yaralanma dosyalarında, hızlı teknik inceleme gerektiren dijital müdahalelerde veya savcının fiilen erişilemez kaldığı kısa zaman aralıklarında aynı kavram çok daha somut biçimde ortaya çıkmaktadır.

AYM, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, Salih Akkuş, İrfan Durmuş ve diğerleri ile Cemil Danışman kararlarında, etkili soruşturmanın yalnız resen açılmış olmasını değil; makul sürat, erişilebilir delilin gecikmeden toplanması ve olayın bütün koşullarının nesnel araçlarla aydınlatılmasını aramaktadır. Bu karar çizgisi, 163’ün neden var olduğuna anayasal açıklık kazandırmaktadır. Mahkeme, soruşturmayı kimin yaptığına dair şekilci bir soyut tartışmadan ziyade, hayatî önemdeki ilk saatlerde delilin korunup korunmadığına ve soruşturmanın çöküp çökmediğine bakmaktadır. Bir başka ifadeyle 163, savcı merkezli sistemin terk edilmesi için değil, o sistemin acil durumlarda fiilen işlemeye devam etmesi için öngörülmüştür.

CMK m. 163 ayrı bir gözaltı, arama veya itiraz süresi yaratmaz. Hangi koruma tedbirine başvurulmuşsa, süre ve kanun yolu o tedbirin kendi maddesiyle birlikte değerlendirilir; 163 yalnız işlem yapan makamın geçici değişimini açıklar.

III. Olay Genişliği ve Savcılığın İş Gücünün Aşılması: Kalabalık Dosya, Keyfî İstisna Gerekçesi Değildir

163’teki ikinci tetikleyici, olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının iş gücünün aşılmasıdır. Bu ibare, iş yoğunluğu yüksek her savcılık bürosunda rutin şekilde kullanılabilecek açık çek niteliğinde değildir. Söz konusu ölçüt, normal nöbet düzeni, olağan kolluk sevki ve standart savcılık koordinasyonu ile karşılanamayacak nitelikteki fiilî yoğunlaşmayı ifade eder. Örneğin aynı anda çok sayıda şüpheli hakkında yakalama, arama, ölü muayenesi, keşif, eşya muhafazası ve mağdur beyanının alınması gereken dosyalarda olay genişliği somutlaşabilir. Buna karşılık iki şüpheli, tek olay yeri ve olağan belge akışı içeren sıradan bir dosyada salt büro kalabalığı 163 için yeterli sayılamaz.

Bu ayrım, hem hak güvenceleri hem de sonradan yapılacak denetim bakımından önem taşımaktadır. Zira olay genişliği gerekçesi kanıta değil yalnız kurumsal yoğunluk hissine dayanıyorsa, 163 dosyasında yapılan işlemlerin kaçınılmazlığı savunulamaz. Bu durumda müdafi, işlemin CMK sistemindeki olağan savcılık kanalı bypass edilerek yapıldığını ve tarafsızlık güvencelerinin gereksiz biçimde daraltıldığını ileri sürebilir. Uygulamada sağlıklı yöntem, olayın kaç ayrı noktada yürüdüğü, kaç delil setinin eşzamanlı koruma gerektirdiği, kaç kolluk biriminin sahada bulunduğu ve savcı erişim zincirinin hangi aşamada tıkandığının ilk tutanakta gösterilmesidir.

Bilal Turan ve diğerleri ile Dündar Akdoğan ve diğerleri kararlarında Anayasa Mahkemesi, geniş ve çok aktörlü olaylarda soruşturmanın yapısal zorluklarını kabul etmekle birlikte, bu zorlukların delil toplanmamasını veya ilgili kişilerin sürece katılımının bütünüyle bertaraf edilmesini meşrulaştırmadığını vurgulamaktadır. Bu yaklaşım 163 bakımından doğrudan önem taşır. Çünkü olay genişliği ne kadar yüksek olursa olsun, hangi delilin neden önceliklendirildiği ve hangi işlemin hangi hâkim talimatıyla yapıldığı dosyada görünür değilse, geniş olay savunması hukukî güvence üretmez; yalnızca yönetim zafiyetini örter.

IV. Sulh Ceza Hâkimi 163 Kapsamında Hangi Soruşturma İşlemlerini Yapabilir?

Hükmün lafzı, sulh ceza hâkiminin bütün soruşturma işlemlerini yapabileceğini söylemektedir. Lafzın bu derece geniş olması, teoride keşif, ölü muayenesi, ifade alma, sorgu, zorla getirme, arama, elkoyma, tanık dinleme, bilirkişi görevlendirme ve tutanak düzeni gibi birçok işlemin 163 dosyasında hâkim eliyle yapılabilmesini gündeme getirir. Bununla birlikte lafzın genişliği, aynı kişinin hem soruşturma yürütücüsü hem de her koruma tedbirinin yargısal denetçisi olarak sınırsız biçimde hareket edebileceği sonucunu kendiliğinden doğurmamaktadır. Özellikle kişi özgürlüğü, konut dokunulmazlığı ve özel hayat gibi ağır müdahale alanlarında aynı işlemin hem gerekçelendirilmesi hem de denetlenmesi bakımından ikinci bir hâkim gözünün gerekip gerekmediği dosya özelinde ayrıca tartışılmalıdır.

Doktrinde tartışmanın düğüm noktası burada toplanmaktadır. Bir görüş, 163’ün açık lafzına dayanarak sulh ceza hâkiminin soruşturma evresindeki bütün işlemleri, koruma tedbirleri dahil, yerine getirebileceğini savunmaktadır. Diğer görüş ise hâkim tarafından yapılması gereken koruma tedbirlerinde, 163 kapsamındaki hâkimin savcı benzeri sevk işlevi gördüğü; bu nedenle arama, tutuklama veya elkoyma gibi işlemlerde mümkünse başka bir sulh ceza hâkimliğinin denetiminin aranması gerektiğini ileri sürmektedir. Kanaatimizce ikinci yaklaşım, tarafsızlık ve doğal hâkim ilkesi bakımından daha güvenli bir hatta oturmaktadır. Zira 163’ün amacı, acil dosyayı çalıştırmaktır; hâkimin aynı dosyada giderek kendi işleminin tek denetçisi hâline gelmesi değildir.

Pratikte en güvenli yöntem şudur: sulh ceza hâkimi, gecikmesinde sakınca bulunan ilk işlemleri ve delil koruma adımlarını üstlenir; kişinin temel haklarına ağır müdahale oluşturan ve ayrıca yargısal değerlendirme gerektiren tedbirlerde ise imkân bulunduğu anda ikinci hâkim denetimi veya savcı üzerinden 162 kanalı işletilir. Bu yaklaşım, 163’ü felç etmez; aksine sonradan yapılacak itirazlarda dosyanın ayakta kalmasını sağlar. Sorgu, olay yeri keşfi, ölü muayenesi, ilk tanık beyanları, teslim zincirinin kurulması ve muhafaza tedbirlerinin alınması gibi işlemler bakımından ise 163’ün doğrudan işletilmesi çoğu kez dosyanın tek makul çözümü niteliğindedir.

V. Tarafsızlık, Aynı İşte Yeniden Görev ve Kanun Yolu: 163 Dosyasında En Hassas Nokta Buradadır

163 dosyalarında delil kaybı kadar büyük ikinci risk, hâkimin tarafsızlık konumunun belirsizleşmesidir. Soruşturmanın ilk saatlerinde sahaya inen, tanık dinleyen, arama kararını fiilen yöneten veya koruma tedbiri gerekliliğini değerlendiren hâkimin, aynı işte daha sonra yargılama makamı yahut sürekli denetim mercii gibi hareket etmesi doğal hâkim ilkesine ve görünür tarafsızlık standardına zarar verebilir. Bu nedenle öğretide, 163 kapsamında soruşturma işlemi yapan hâkimin aynı dosyada ilerleyen aşamalarda yargılama görevine katılmaması gerektiği genel kabul görmektedir. Söz konusu kabul, yalnız teorik bir nezaket kuralı değil; kararın meşruiyetini koruyan zorunlu emniyet çizgisidir.

Kanun yolu boyutu da aynı ölçüde hassastır. 163 altında yapılan işlemler, başvurulan tedbirin niteliğine göre kendi kanun yolu rejimine tabidir. Yakalama, gözaltı, arama, elkoyma, zorla getirme veya tutuklama bakımından itiraz usulü ilgili maddeler ve genel itiraz hükümleriyle birlikte işletilir. Buna karşılık 163’ün kendisine özgü ayrı bir “163 itirazı” yoktur. Müdafiin en sık düştüğü hata, itirazı doğrudan 163’ün uygulanmasına yöneltip altta yatan tedbirin ölçülülük, gerekçe, yer, zaman ve tutanak sorununu ikinci plana itmesidir. Oysa uygulamada belirleyici olan, 163’ün neden devreye girdiği kadar, bu devreye giriş sırasında hangi koruma tedbirinin hangi şartlarla uygulandığının gösterilmesidir.

AYM’nin Cezmi Demir ve diğerleri ile Ramazan Demir ve Murat Çelik kararları, bağımsız ve etkili soruşturma ilkesini yalnız olayın açılması bakımından değil, işlemin olaya karışmış kişilerden bağımsız ve denetlenebilir yürütülmesi bakımından da ele almaktadır. Bu ölçüt, 163 dosyasında neden kritik olduğunu açıkça gösterir. Eğer aynı kişi hem müdahaleyi planlayan hem sonucu denetleyen hem de itiraz merciinin fiilî seyrini belirleyen aktöre dönüşürse, soruşturmanın objektif görünümü zedelenebilir. İşbu nedenle 163 kapsamında alınan her kararın gerekçesi, başvurulacak kanun yolu, süresi ve merciinin tutanakta görünür olması zorunludur.

Ayrıca 163 kapsamında yapılan işlem ile 22’nci maddede yer alan yasaklılık ve reddi hâkim rejimi birlikte düşünülmelidir. Aynı işte soruşturma evresinde aktif rol almış hâkimin daha sonra yargılama yahut aynı delil paketi üzerinde tekrar eden denetim görevi üstlenmesi, yalnız tarafsızlık tartışması yaratmaz; kararın görünür meşruiyetini de zayıflatır. Bu sebeple müdafi, 163 dosyasında sadece işlemin kanuni şartlarını değil, aynı hâkimin sonraki aşamalarda hangi rolde kaldığını da dikkatle izlemelidir. Özellikle tutuklama, arama, elkoyma ve itiraz zincirinde aynı isimlerin tekrar etmesi, dosya stratejisinin daha ilk anda yeniden kurulmasını gerektirebilir.

VI. Delil, Tutanak ve Zabıt Kâtibi Disiplini: 163 Dosyasında Şekil, Doğrudan Maddi Gerçeğe Hizmet Eder

CMK m. 169, soruşturma evresindeki işlemlerin tutanağa bağlanmasını, Cumhuriyet savcısı veya sulh ceza hâkiminin yanında zabıt kâtibi bulunmasını ve acele hâllerde yeminli başka kişinin yazman olarak görevlendirilebilmesini düzenlemektedir. 163 dosyasının ayakta kalması büyük ölçüde bu maddeye bağlıdır. Çünkü savcıya erişilememe, olayın genişliği veya aciliyet iddiası ne kadar kuvvetli olursa olsun; işlem saati, olay yeri, hazır bulunan kişiler, verilen emir, el konulan materyal, alınan beyan ve yapılan gözlemin açık biçimde yazılmadığı dosyada sonradan hukuka uygunluk denetimi kurmak neredeyse imkânsız hâle gelir.

Bu bakımdan asgari belge paketi görünür kurulmalıdır: savcıya erişim girişimini gösteren iletişim kaydı veya nöbet notu, 163’ün hangi sebeple devreye alındığını belirten kısa karar cümlesi, olay yeri krokisi ve fotoğraf listesi, tanık veya ilgili kişi beyan tutanakları, muhafaza altına alınan eşya listesi, mühürleme ve teslim tutanakları, kolluğa verilen somut tedbir emri ve dosyanın savcılığa devrine ilişkin kayıt. Birçok dosyada bu evrakın bir kısmı sonradan tamamlanmakta; fakat ilk saatlerdeki eksik açıklama, delilin nereden ve hangi usulle geldiğine ilişkin şüpheyi giderememektedir. Şekil burada biçimcilik değildir; delilin kökenini, bütünlüğünü ve güvenilirliğini koruyan maddi bir güvencedir.

Orhan Kılıç, Günay Dağ ve diğerleri ile Jakop Gabriel kararlarının ortak çizgisi de budur. Anayasa Mahkemesi, arama yahut müdahale işlemlerinde yalnız kararın varlığına değil; kararın icra biçimine, eşya listesine, işlem tanıklarına, tutanak bütünlüğüne ve sonradan etkili başvuru imkânı üretip üretmediğine bakmaktadır. Bu yaklaşım 163 bakımından daha da sert sonuç doğurur; zira istisnaî makam kullanımında tutanak zayıfsa, sonradan “dosya zaten acildi” savunması hukuki değeri yeterince taşımaz. Kanaatimizce 163 dosyasında tutanak standardı, olağan soruşturmadan daha gevşek değil; tam tersine daha sıkı kurulmalıdır.

VII. 163 Rejiminin Savcıya Dönüşü: KYOK, İddianame ve Nihai Takdirin Sınırı

163’ün belki de en çok gözden kaçan yönü, hükmün soruşturmanın tamamını kalıcı biçimde sulh ceza hâkimine devretmek için değil, acil safhayı yönetmek için tasarlanmış olmasıdır. Bu nedenle savcıya erişim sağlanır sağlanmaz veya olay genişliğinin yarattığı ilk baskı dağıldığında, dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına intikali gecikmemelidir. Zira kamu davasının açılması için yeterli şüphenin bulunup bulunmadığına ilişkin sistematik değerlendirme, soruşturmanın politik ve kurumsal sorumluluğunu da taşıyan savcılık makamına aittir. 163’ün olağan akışa dönmemesi, istisnayı yapıya dönüştürür; bu da muhakemenin iç dengesini bozar.

Öğretide, sulh ceza hâkiminin 163 altında elde edilen delillerle kovuşturmaya yer olmadığı yönünde sonuç doğurup doğuramayacağı hususunda ayrışma bulunmaktadır. Bir kısım yazar, lafzın genişliğine dayanarak soruşturmanın sonunda savcı yerine geçebileceğini savunmakta; diğer kısım ise takipsizlik ve iddianame takdirinin sistematik olarak savcılık makamında kalması gerektiğini ileri sürmektedir. Kanaatimizce ikinci görüş daha isabetlidir. Çünkü 163’ün dayandığı gerekçe savcıya erişim yokluğu yahut olay baskısıdır; söz konusu gerekçe ortadan kalktığında, dosyanın nihai hukuki vasfını savcılığın tayin etmesi sistemin mantığına daha uygun düşmektedir.

Bu ayrım savunma bakımından da sonuç doğurur. Müdafi, 163 altında toplanan delillerin eksik, taraflı veya ölçüsüz olduğunu ileri sürecekse, itirazını yalnız ilk işlemlere değil, bu işlemlerin savcılık kararına nasıl taşındığına da yöneltmelidir. Aynı şekilde mağdur vekili, delil toplanmadığını veya erişilebilir olguların araştırılmadığını düşünüyorsa, savcılık tarafından verilen KYOK kararına karşı 173 hattında, 163’ün neden etkin işletilmediğini veya işletildikten sonra neden derinleştirilmediğini somut belge başlıkları üzerinden göstermelidir. Dosyanın kaderini belirleyen, 163’ün tek başına varlığı değil; savcılığa dönen dosyada bu istisnaî işlemlerin ne kadar şeffaf aktarıldığıdır.

VIII. Karar Çizgisi ve Doktrindeki Asıl Tartışma: Acil Delil Koruması mı, Tarafsızlık Riski mi?

163 çevresindeki temel tartışma, hükmün faydasız olup olmadığı değil; hangi maliyet karşılığında işletileceğidir. Bir kanat, savcıya ulaşılamayan veya çok genişleyen olaylarda sulh ceza hâkiminin devreye girmesini zorunlu görmekte ve aksi hâlde delil kaybının devletin etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal edeceğini savunmaktadır. Diğer kanat ise hâkimin soruşturma pratiğine fazla girmesinin tarafsızlık görünümünü zedeleyebileceğini, özellikle koruma tedbirlerinin yargısal denetim mantığını içerden aşındırabileceğini ileri sürmektedir. Her iki pozisyonun da güçlü bir yanı bulunmaktadır.

İrfan Durmuş ve diğerleri ile Dündar Akdoğan ve diğerleri kararları, yaşam hakkı ve etkili soruşturma bakımından erken delil yönetiminin anayasal ağırlığını görünür kılmaktadır. Salih Akkuş ve Cemil Danışman kararları ise savcılığın olay yeri, keşif, uzman raporu ve tanık beyanı gibi araçları makul süratle işletmesinin önemini somutlaştırmaktadır. Cezmi Demir ve diğerleri ile Ramazan Demir ve Murat Çelik çizgisi de, soruşturmayı yürüten makamın bağımsızlığı ve olayın koşullarını aydınlatacak delilleri gerçekten toplaması gerektiğini belirtmektedir. Bu kararlar birlikte okunduğunda, 163’ü bütünüyle işlevsiz saymak güçleşmektedir.

Buna karşılık doktrinin tarafsızlık endişesi de hafife alınamaz. Sorularla Ceza Muhakemesi Hukuku derlemesinde ve 163 üzerine yapılan kısa incelemelerde, aynı sulh ceza hâkiminin soruşturma işlemi yapması ile daha sonra aynı dosyada yargısal denetim vermesi arasında görünür gerilim bulunduğu belirtilmektedir. Kanaatimizce çözüm, hükmü ya aşırı genişletmek ya da fiilen yok saymak değildir. Çözüm; 163’ü yalnız gerçekten kaçınılmaz eşiklerde çalıştırmak, ilk işlemleri yüksek belge standardıyla yapmak, kişi haklarına ağır müdahalelerde mümkün olduğunca ikinci hâkim gözünü devreye almak ve dosyayı erişim sağlanır sağlanmaz savcılığa döndürmektir. Bu dört adım kurulmadan 163’ün güvenli uygulanabildiği söylenemez.

IX. Yanlış Uygulama Örüntüleri ve Hak Kaybı İhtimalleri

Birinci yanlış uygulama, savcıya erişim araştırmasının dosyada hiç görünmemesidir. Sonradan “ulaşılamadı” denilmesi, hangi saatte kimin arandığı, nöbet yapısının ne olduğu ve neden başka kanal kurulamadığı yazılmadığı sürece ikna edici değildir. Bu eksiklik, ilk arama veya elkoyma işlemini kendiliğinden hükümsüz kılmaz; fakat müdafiye ciddi bir ölçülülük ve kaçınılmazlık itirazı imkânı verir.

İkinci yanlış uygulama, 163’ün olay genişliği gerekçesiyle gereğinden uzun süre sürdürülmesidir. Bir iki saatlik delil koruma ihtiyacı için öngörülen istisnaî hat, savcılık erişimi sağlandıktan sonra günlerce soruşturmanın ana yolu gibi çalıştırılırsa, istisna genel kuralı yutmaya başlar. Üçüncü yanlış uygulama ise belge standardının düşürülmesidir. Zabıt kâtibi kaydı, eşya listesi, teslim zinciri, fotoğraf numarası ve tanık beyan saatleri görünmüyorsa; sonradan elde edilen delil hukuken mevcut görünse bile ispat kuvveti zayıflayabilmektedir.

Dördüncü ve en tehlikeli hata, 163’ü kişi haklarına ağır müdahale oluşturan her işlem için otomatik meşruiyet cümlesine dönüştürmektir. Oysa arama, zorla getirme, tutuklama, beden muayenesi veya dijital materyale erişim bakımından her bir tedbirin kendi maddesindeki şartlar ayrıca bulunmalıdır. 163 yalnızca kimin ilk işlemi yapabildiğini açıklar; müdahalenin neden gerekli, ölçülü ve kanuni olduğunu kendi başına ispatlamaz. Savunma bakımından en güçlü itirazlar da çoğu kez buradan çıkmaktadır.

X. CMK m. 163 İçin Uygulama Kontrol Matrisi

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

İşlem başlığıDayanakSüre veya tetikleyiciMerciDosyada kontrol edilecek nokta
163 rejiminin başlatılmasıCMK m. 163/1Suçüstü, gecikmesinde sakınca ve erişilememe ya da olay genişliği ortaya çıktığındaYetkili sulh ceza hâkimiSavcıya neden erişilemediği veya olayın neden olağan iş yükünü aştığı ilk tutanakta açıklanmalıdır.
İlk delil koruma işlemleriCMK m. 163/1-2, 169Delil kaybı ihtimali doğar doğmazSulh ceza hâkimi, adlî kollukOlay yeri, eşya listesi, fotoğraf numarası, tanık ve teslim zinciri aynı dosyada görünmelidir.
Kolluğa verilen tedbir emriCMK m. 163/2İlk karar ile eşzamanlıSulh ceza hâkimi, kollukEmrin kapsamı soyut bırakılmamalı; hangi materyal, hangi kişi ve hangi mahallin hedeflendiği yazılmalıdır.
Kişi haklarına ağır müdahale içeren koruma tedbiriİlgili tedbir maddesi + CMK m. 163Tedbir ihtiyacı somutlaştığındaDosyanın niteliğine göre sulh ceza hâkimliği163’e dayanılması, tedbirin kendi maddesindeki şartları ortadan kaldırmaz; ölçülülük gerekçesi ayrıca yazılmalıdır.
Dosyanın savcılığa devriCMK sistematiğiSavcıya erişim sağlanır sağlanmazCumhuriyet başsavcılığıDevir tarihi, teslim edilen deliller ve eksik kalan işlemler açık listelenmelidir.
KYOK veya iddianame öncesi denetimCMK m. 170, 172, 173, 174Soruşturma son aşamasıCumhuriyet savcısı, itiraz mercii163 altında toplanan delillerin kaynağı, hukuka uygunluğu ve tamamlanma durumu yeniden gözden geçirilmelidir.

XI. Sık Sorulan Sorular

CMK m. 163 savcıyı tamamen devre dışı mı bırakır?

Hayır. Hüküm, savcı merkezli soruşturma sisteminin işlemediği dar acil alan için kurulmuştur. Savcıya erişim sağlandığında veya olay baskısı dağıldığında dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına dönmesi gerekir.

Sulh ceza hâkimi 163 kapsamında her koruma tedbirini kendisi mi uygulayabilir?

Metin geniş görünse de kişi haklarına ağır müdahale oluşturan tedbirlerde ikinci hâkim denetimi ve ilgili tedbir maddesinin özel şartları ayrıca tartışılmalıdır. Güvenli uygulama, 163’ü genel yetki maddesine dönüştürmemektir.

CMK m. 163 ayrı bir süre rejimi getirir mi?

Hayır. 163 yalnızca işlem yapan makamı geçici olarak açıklar. Yakalama, gözaltı, arama, elkoyma ve itiraz bakımından uygulanacak süreler ilgili tedbirin kendi maddesinden çıkarılır.

Olay genişliği ne zaman gerçekten 163'e gerekçe olur?

Çok sayıda delil noktasının eşzamanlı korunması, birden fazla arama ve keşfin aynı anda yürütülmesi veya olağan savcılık koordinasyonunun fiilen çöktüğü toplu olaylar bu gerekçeyi somutlaştırabilir. Salt iş yoğunluğu yeterli değildir.

163 altında yapılan işlemlere karşı itiraz nasıl kurulmalıdır?

İtiraz, yalnız 163’ün uygulanmasına değil; altta yatan tedbirin gerekçe, ölçülülük, yer, zaman ve tutanak eksikliklerine yöneltilmelidir. Uygulamada belirleyici olan, istisnaî yetkinin somut koruma tedbiriyle nasıl birleştiğidir.

XII. Uygulama Bakımından İşlem Sırası ve Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 163 dosyasında sağlıklı çizgi şu sırayla kurulmalıdır: önce 163’ün neden devreye girdiği kısa ve denetlenebilir biçimde yazılır; ardından olay yeri, eşya, kişi ve tanık bakımından ilk delil haritası çıkarılır; kolluğa verilen emir soyut bırakılmaz; kişi haklarına ağır müdahale oluşturan tedbirlerde mümkünse ikinci hâkim denetimi aranır; savcıya erişim kurulunca dosya gecikmeden başsavcılığa devredilir. Bu sıralama bozulduğunda, 163’ün pratik yararı hukuka uygunluk tartışmasının ağırlığı altında hızla erimektedir.

  1. Suçüstü, gecikmesinde sakınca ve savcıya erişilememe yahut olay genişliği, ilk dakikalarda yazılı gerekçeye bağlanır.
  2. Delil kaybı ihtimali taşıyan materyal önceliklendirilir; olay yeri, görüntü, biyolojik örnek, dijital kayıt ve tanık beyanı tek listede toplanır.
  3. Kolluğa verilen emir; kişi, yer, zaman, hedef delil ve geri bildirim düzeni gösterilerek somutlaştırılır.
  4. Kişi özgürlüğü, konut dokunulmazlığı veya dijital veri alanına ağır müdahale içeren tedbirlerde, mümkün olan en erken aşamada ayrıca yargısal denetim ve itiraz yolu görünür kılınır.
  5. Dosya savcılığa döndüğünde 163 altında yapılan işlemlerin tamamı, eksik kalan noktalar ve hukuka uygunluk riskleri ayrı bir ara kontrol listesiyle yeniden değerlendirilir.

Son tahlilde 163, ceza muhakemesinin istisnaî ama gerekli emniyet düzeneklerinden biridir. Delilin saatler içinde kaybolabileceği dosyalarda hükmün hiç işletilmemesi soruşturmayı çökertir; buna karşılık gerekçesiz ve uzun süreli işletilmesi tarafsızlık ve kanunilik sorunları doğurur. Ciddi dosya pratiği, bu iki uç arasında dengeli bir çizgi kurmayı gerektirir: hüküm dar yorumlanmalı, fakat gerçekten gerekli olduğunda korkaklık nedeniyle de işlevsiz bırakılmamalıdır. Delil güvenliği ile tarafsızlık arasındaki denge, 163 dosyasının gerçek kalite ölçüsünü oluşturmaktadır.

CMK m. 163 kapsamındaki istisnaî soruşturma işlemleri, tutanak düzeni veya itiraz stratejisi bakımından ön değerlendirme mi gerekiyor?

CMK m. 163 ekseninde sulh ceza hâkimi tarafından yürütülen acil soruşturma işlemleri, delil güvenliği, koruma tedbirleri ve sonradan yapılacak itiraz hattı hakkında dosya özelinde hukuki inceleme yapılması için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 17, 19, 20, 21, 36 ve 38.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 90, 91, 94, 98, 100, 101, 119, 123, 127, 160, 161, 162, 163, 164, 169, 170, 172, 173 ve 174.
  • 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun, m. 10.
  • Adlî Kolluk Yönetmeliği, m. 5, 6 ve 13.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 2, 5, 6, 8 ve 13.

Mahkeme Kararları

  • AYM, Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, T. 17.09.2013.
  • AYM, Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, T. 18.09.2013.
  • AYM, Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, T. 17.07.2014.
  • AYM, Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, T. 16.07.2014.
  • AYM, İrfan Durmuş ve diğerleri, B. No: 2014/4153, T. 11.05.2017.
  • AYM, Bilal Turan ve diğerleri, B. No: 2013/7418, T. 31.03.2016.
  • AYM, Ramazan Demir ve Murat Çelik, B. No: 2016/42278, T. 02.12.2020.
  • AYM, Dündar Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2017/40247, T. 02.11.2023.

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

  • Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 2024.
  • Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 2024.
  • Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 2024.
  • Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 2024.
  • Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet, 2024.
  • İnci, Z. Özen, “Cumhuriyet Savcısı ve Sulh Ceza Hâkimi Arasındaki Gri Alan: Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hâl Kavramı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 65, S. 4, 2016.
  • “Soruşturmanın Sulh Ceza Hâkimi Tarafından Yürütülmesi – Kısa Bir İnceleme”, Jurix.
  • Sorularla Ceza Muhakemesi Hukuku, Türkiye Barolar Birliği Yayını.
  • Şen, Ersan, “Ceza Muhakemesinde Çağrı, Zorla Getirme ve Yakalama”, güncel değerlendirme yazısı.

Elektronik Kaynaklar

  • Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru Kararları Bilgi Bankası.
  • Adalet Bakanlığı yayımlı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu konsolide metni.
  • Türkiye Barolar Birliği açık erişim ceza muhakemesi materyalleri.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler

Как получить гражданство Турции: основания, документы, процедура и обжалование отказа

Подробный разбор оснований получения гражданства Турции, документов, общего и инвестиционного порядка, брака, этапов рассмотрения и обжалования отказа по официальным источникам.

Read