CMK m. 187, kapalı duruşmada kimlerin mahkeme izniyle salonda kalabileceğini ve bu kişilere uygulanacak açıklamama yükünü düzenler. İzin kararı çoğu dosyada ara karar niteliğinde görünse de savunma, mağdur koruması, yayım yasağı ve kanun yolu stratejisi bakımından doğrudan sonuç doğurmaktadır.
Kapalı duruşma kararı verildiği anda tartışma yalnız dinleyicilerin dışarı çıkarılması meselesine indirgenmemektedir. Hangi üçüncü kişilerin içeride kalabileceği, hangi bilginin tutanak dışında açıklanamayacağı, mağdur veya çocuğun mahremiyetinin hangi tekniklerle korunacağı ve savunmanın salonda bulunmasını istediği yardımcı kişilerin hangi gerekçeyle içeri alınacağı ayrı ayrı önem kazanmaktadır. Ceza muhakemesinde kapalılık çoğu zaman istisna olarak anılmakta; buna karşılık kapalı duruşmanın içeride nasıl yürütüleceği, kimlerin meşru şekilde kalabileceği ve bu iznin hangi sınırlarla bağlanacağı yeterince somutlaştırılmamaktadır. Oysa uygulamada hak kaybı çoğu kez kapalılık kararının verilmesinde değil, bu kararın salondaki insan kompozisyonunu belirsiz ve keyfî hale getirmesinde doğmaktadır.
5271 sayılı Kanun’un 187’nci maddesi bu nedenle teknik bir yan madde gibi okunamaz. Söz konusu hüküm; Anayasa’nın 20, 26, 28, 36 ve 141’inci maddeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6, 8 ve 10’uncu maddeleri, CMK m. 182 ve 185’teki kapalılık rejimi ile CMK m. 183’teki kayıt yasağı ve CMK m. 201’deki soru hakkı arasında işlevsel bir denge noktası kurmaktadır. Kapalı duruşmada bazı kişilerin bulunmasına izin verilmesi, salt merhamet veya kolaylık kararı değildir; bu izin, mahkemenin bir yandan mahremiyet ve kamu güvenliği gerekçesini korurken diğer yandan savunmanın etkinliğini ve yargılamanın denetlenebilirliğini hangi düzeyde muhafaza ettiğini gösteren somut bir usul tercihidir. Kanaatimizce 187’nci maddenin gerçek ağırlığı da tam bu ara bölgede ortaya çıkmaktadır.
I. Kapalı Duruşmada Bulunabilme Kurumunun Hukuki Niteliği
CMK m. 187/1, kapalı duruşmada mahkemenin bazı kişilerin hazır bulunmasına izin verebileceğini belirtmektedir. İlk bakışta bu cümle, duruşma salonunun fiziksel idaresine ilişkin yardımcı bir yetki gibi görülebilir. Ne var ki maddi gerçek ile savunma arasındaki temas çoğu kez hangi kişilerin salonda kaldığına bağlıdır. Müdafi yardımcısı, yasal temsilci, uzman görüş hazırlayan teknik danışman, çocuğa eşlik eden destek görevlisi veya dosyanın özel niteliği nedeniyle sınırlı gözlemci statüsü tanınan kişi, bazen delilin nasıl tartışılacağını doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle izin meselesi, kapalılık kararının tali eki değil; kapalılığın nasıl uygulanacağını belirleyen asli unsurdur.
Normatif sistematik de bu sonucu desteklemektedir. Anayasa’nın 141’inci maddesi duruşmaların herkese açık olduğunu, kapalılığın ise ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde kurulabileceğini söylemektedir. AİHS m. 6 ise kamuya açık duruşma hakkını tanımakla birlikte, küçüklerin çıkarı, özel hayatın korunması veya adaletin selameti gibi sebeplerle dinleyicilerin sınırlandırılmasına imkan vermektedir. Söz konusu nedenle CMK m. 187, 182’nci maddede verilen kapalılık kararını otomatik sessizlik alanına çevirmemekte; içeride kalacak kişileri ayrıca seçerek ölçülülük denetimini mikro düzeyde sürdürmektedir. Bir başka ifadeyle kapalılık topyekûn karanlık yaratmaz; kontrollü görünürlük alanı kurar.
Doktrinde aleniyet ilkesini sistematik biçimde inceleyen Gülce Artantaş, Ali Şahin Kılıç ve Yusuf Minez gibi yazarların ortak ekseni de budur: kapalılık istisnası, yargılamanın kamusal güvencesini tümüyle tüketmemeli, yalnızca korunması zorunlu menfaat kadar daralmalıdır. Aynı çizgi ceza muhakemesi genel eserlerinde de görülmektedir. Özbek ve diğerleri ile Ünver-Hakeri, kapalılık kararının mahkemenin takdirine bırakılmış olsa dahi gerekçesiz veya kategorik kullanılamayacağını vurgulamaktadır. Kanaatimizce 187’nci maddenin varlık nedeni, işte bu daraltıcı yorumu operasyonel hale getirmektir. Kimin içeride kalacağına dair karar verilmeden kapalılık kararı tamamlanmış sayılmaz.
Kapalı duruşma kararı verilmiş olsa bile mahkeme, belirli kişilerin içeride kalmasına ayrıca izin verebilir; ancak bu kişilerin kapalılığı gerektiren hususları açıklamama yükü tutanağa bağlanmalıdır. Açık duruşmada ise yayın sınırlaması ancak ayrıca ve açık oturumda kurulan kararla doğar.
II. Mahkemenin İzin Yetkisi: Hangi Kişiler Neden İçeri Alınabilir?
CMK m. 187, izin verilebilecek kişileri tek tek saymamaktadır. Bu sessizlik, mahkemeye sınırsız bir takdir alanı bıraktığı anlamına gelmez. Tersine, izin kararının somut olayın kapalılık gerekçesi ile doğrudan bağlantılı biçimde kurulmasını zorunlu kılar. Cinsel saldırı, çocuk istismarı, kişisel veri, sağlık bilgisi veya aile mahremiyeti içeren dosyada mağdurun psikolojik destek kişisinin, çocuğun yasal temsilcisinin veya uzmanının bulunması meşru görülebilir. Buna karşılık sırf yargılamayı izlemek isteyen kişilerin, kapalılık nedenini aşındıracak yoğunlukta içeri alınması aynı ölçüde savunulamaz. İzin verilecek kişi ile korunmak istenen hukuki menfaat arasında görünür bağ kurulmalıdır. Bu bağ kurulmadan verilen geniş izinler, 182’nci maddedeki istisnanın sınırını fiilen dağıtmaktadır.
Özellikle küçük sanık veya küçük mağdur bulunan dosyalarda aile bireylerinin, sosyal çalışmacının ya da pedagogun salonda bulunması ayrı bir dikkat gerektirir. 185’inci maddede küçük sanık için kapalı duruşma zorunludur; ancak bu zorunluluk, çocuğun yanında bulunması gereken her kişiyi otomatik biçimde dışarıda bırakmaz. Türk Hukuk Sitesi şerhlerinde ve UNICEF eğitim materyallerinde de işaret edildiği üzere, yasal temsilcinin veya çocuğun üstün yararı bakımından gerekli destek kişinin tümüyle dışarıda bırakılması, kapalılık amacını değil, çocuğun korunmasını zayıflatabilir. Bu durumda mahkemenin yapması gereken, içeride bulunacak kişinin rolünü netleştirmek, açıklamama yükünü yüzüne karşı bildirmek ve tutanağa açıkça geçirmekten ibarettir. Bu yapılmadığında daha sonra kimin hangi bilgiye eriştiği belirsizleşmektedir.
Uygulamada ayrıca stajyer avukat, gözlemci akademisyen, teknik danışman veya tercüman dışı yardımcı personelin içeride bulunmasına ilişkin talepler gündeme gelebilmektedir. Burada temel soru, söz konusu kişinin yargılamanın yürütülmesine katkı sağlayıp sağlamadığıdır. Savunmanın yanında uzman görüşü hazırlayan teknik bir danışmanın kısa süreyle içeride bulunması ile basit merak saikiyle salona girmek isteyen üçüncü kişinin konumu aynı değildir. Kanaatimizce mahkemenin takdir yetkisi bu ayrımı görünür kılmak zorundadır; aksi halde izin kararı keyfî görünür. Bir kişi içeride kalacaksa neden kalacağı, hangi aşamada kalacağı ve kapalılık gereğini nasıl ihlal etmeyeceği belirtilmelidir.
Burada unutulmaması gereken bir başka nokta, 187’nci maddenin savunma lehine tamamen kapısız bırakılmış bir kanal olmadığıdır. Savunmanın her talep ettiği kişinin salonda kalması gerekmez. Ancak red kararı verildiğinde, bunun da soyut cümlelerle değil, kapalılığı gerektiren somut olgu ile açıklanması gerekir. Savunmanın yanındaki kişinin varlığı örneğin çocuk mağdurun yüzleşme baskısını ağırlaştırıyor veya kişisel verinin ifşası riskini artırıyorsa, mahkemenin bunu tutanakta belirtmesi gerekir. İzin verilmezse gerekçe. İzin verilirse yine gerekçe. Sessiz takdir, 187 uygulamasının en zayıf halkasıdır.
III. Kapalılık ile Yayım Yasağı Aynı Kurum Değildir
Kapalı duruşmada bulunabilme meselesi, çoğu zaman yayım yasağı ile birbirine karıştırılmaktadır. Oysa CMK m. 187 kendi içinde iki ayrı düzlem kurmaktadır. Birinci düzlem, kapalı duruşmada salonda kimlerin bulunabileceğidir. İkinci düzlem ise kapalı duruşmanın içeriğinin hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamayacağına ilişkin mutlak yasaktır. Bu ikisi aynı şey değildir. Bir kişinin içeride bulunmasına izin verilmiş olması, o kişinin daha sonra içeride duyduğu ve gördüğü hususları aktarma serbestisi elde ettiği anlamına gelmez. Hatta madde, bu kişilerin ayrıca uyarılmasını ve uyarının tutanağa geçirilmesini özellikle istemektedir. İzin, erişim hakkı yaratır; yayım serbestisi yaratmaz.
Açık duruşmada ise tablo farklıdır. Açık yargılamanın kendiliğinden canlı yayın alanına dönüştüğü sanılmamalıdır. Anayasa’nın 28’inci maddesi ile CMK m. 187/3, açık duruşma içeriğinin millî güvenliğe, genel ahlaka, kişilerin saygınlık ve onuruna veya suç işlemeye kışkırtma tehlikesine zarar verebileceği hâllerde kısmen veya tamamen yayımlanmasının mahkemece yasaklanabileceğini kabul etmektedir. Burada kapalılık kararı bulunmadan da dolaylı aleniyet sınırlandırılabilir. Demek ki mahkemenin önündeki seçenekler ikilidir: ya salonu kısmen veya tamamen kapatır ya da salonu açık tutup aktarımı sınırlar. İki müessesenin karıştırılması ölçülülük incelemesini bozmaktadır.
Bu ayrım özellikle basın mensupları ve vekiller açısından önem taşımaktadır. Kapalı duruşmada salonda bulunan vekilin müvekkiline bilgi aktarması ile kamuoyuna açıklama yapması aynı düzlemde değildir. Basın mensubunun salona alınmamış olması da tek başına ifade özgürlüğü ihlali sonucuna götürmez; ancak açık duruşmada ek olarak yayım yasağı verilecekse, bunun nedeninin açık oturumda açıklanması gerekir. Artantaş’ın çalışması ve Alagüney’in ses-görüntü kaydı yazısı, dolaylı aleniyetin ayrıca sınırlandırılması gerektiğini güçlü biçimde ortaya koymaktadır. Kanaatimizce 187/3’ün sessiz geçilmesi, uygulamada 187/1’den bile daha fazla sorun üretmektedir; çünkü mahkemeler bazen açık duruşmayı fiilen kapalı haber rejimiyle yürütmeye kalkışmaktadır.
Tahir Gökatalay ile Pretto kararlarının birlikte okunması da aynı sonuca götürmektedir. Hükmün kamuya görünür olması gerekir; fakat bu gereklilik, her bilginin sınırsız biçimde salondan dışarı taşınmasını zorunlu kılmaz. Dolayısıyla kapalı duruşmada bulunabilme tartışması yürütülürken, içeride kalan kişilerin açıklamama yükü ile açık duruşmadaki yayım sınırlamasının hukuki niteliği ayrı ayrı yazılmalıdır. Aksi halde mahkemenin neden salonu kapatmadığı, neden yalnız yayımı yasakladığı veya neden belirli kişilere rağmen dış aktarıma sıfır tolerans uyguladığı anlaşılamamaktadır.
IV. Savunma Hakkı, Mağdur Koruması ve Özel Hayat Dengesi
Kapalı duruşmada bulunabilecek kişilere izin verilirken en sert gerilim, savunma etkinliği ile mağdur veya tanığın korunması arasında doğmaktadır. Özellikle cinsel suçlar, çocuk mağdur anlatımları, sağlık verisi veya ağır kişisel veri içeren dosyalarda kapalılık kararı çoğu zaman isabetlidir. Ne var ki kapalılık kararı verildikten sonra savunmanın teknik destek alma, sanığın yasal temsilcisiyle temas kurma veya müdafi yardımını etkin kullanma kanalları da tümden budanamaz. B. and P. kararının işaret ettiği üzere küçüklerin ve özel hayatın korunması meşru bir amaçtır; buna rağmen bu amaç, ceza yargılamasını tarafsız gözle görülemez bir iç mekâna çevirecek kadar genişletilemez.
Somut dosyada mağdurun yüz yüze gelme kaygısı yüksekse, mahkeme salonda bulunacak kişi sayısını azaltabilir; ancak savunma bakımından vazgeçilmez nitelikteki kişileri neden dışarıda tuttuğunu göstermelidir. Örneğin ağır teknik veri içeren bir dijital delil dosyasında müdafi yanında oturan teknik danışmanın yalnız dinleyici değil, savunma hazırlığının uzantısı olduğu kabul edilebilir. Benzer biçimde çocuk mağdurun ifadesi alınırken sosyal çalışmacının veya psikoloğun içeride bulunması, yargılamanın adaletini zedeleyen değil, çoğu kez gerçeğin daha sağlıklı ortaya çıkmasını sağlayan bir unsur olabilir. Mahkemenin görevi, bu rollerin her birini aynı torbaya atmak değil; kapalılık amacına etkilerine göre ayırmaktır.
Özel hayat ve kişisel veri boyutu da ayrıca önemlidir. AVESİS’te yer alan kişisel veri odaklı çalışma ile aleniyet literatürü birlikte incelendiğinde, özel yaşamın korunmasının bazı belge ve kayıtların duruşmada sınırlı anlatılmasını gerektirebileceği görülmektedir. Fakat belgeyi sınırlı anlatmak ile tüm duruşmayı kapatmak aynı müdahale düzeyi değildir. Bu nedenle 187 uygulaması çoğu kez 209’uncu maddeyle birlikte okunmalıdır. Kanaatimizce kişisel veriyi korumak için ilk bakılacak araç, salonda kimin kalacağı ve hangi açıklamanın dışarı taşınamayacağıdır; hemen tam kapalılığa geçmek çoğu dosyada daha ağır müdahale yaratmaktadır.
Mağdur koruması ile savunma hakkı arasında sahte bir sıfır toplamlı denklem kurmak isabetli değildir. Yargılama, ya mağdur korunur ya savunma etkin olur ikiliğine sıkıştırıldığında her iki menfaat de zarar görmektedir. Mahkemenin bunu aşmak için kullanacağı araçlar bellidir: kısmi kapalılık, aşama bazlı izin, belirli kişinin yalnız ilgili beyan sırasında salonda kalması, uyarının tutanağa geçirilmesi, gerekiyorsa dışarı çıkarma ve açıklamama yükünün ihlali hâlinde ayrıca suç duyurusu mekanizmasının işletilmesi. 187’nci madde, kapalı duruşmayı katı bir sessizlik kutusuna dönüştürmek için değil; hassas bilgiyi korurken yargılamayı çalışır halde tutmak için vardır.
V. Süre, Merci, İtiraz ve Kanun Yolu Stratejisi
CMK m. 187 bağlamındaki usule aykırılıklar çoğu zaman aynı celsede itiraz edilmediğinde görünmez hale gelmektedir. Bu nedenle savunma, kapalılık kararı verildiği anda yalnız kararın gerekçesini değil, içeride kalmasına izin verilmeyen kişilerin kim olduğunu ve neden önemli olduklarını tutanağa geçirmelidir. İtirazın ilk cümlesi, dışarıda bırakılan kişinin varlığının savunmaya hangi somut katkıyı sağlayacağı olmalıdır. Sırf “içeride bulunmasını istiyoruz” formülü yeterli değildir. Teknik danışman ise hangi veri seti için, yasal temsilci ise hangi iletişim ihtiyacı için, psikolog ise hangi mağdur destek ihtiyacı için içeride bulunmasının talep edildiği açıkça yazılmalıdır.
Yayım yasağı yönünden de aynı disiplin geçerlidir. Açık duruşmada 187/3 uyarınca yayım yasağı verilecekse, bunun hangi tehlikeyi önlemeye yönelik olduğu, yasağın tamam mı yoksa kısmi mi kurulduğu ve süreklilik mi yoksa ilgili celseyle sınırlı mı olduğu tutanakta belirgin olmalıdır. Aksi halde istinaf ve temyiz dilekçesinde soyut bir yayın yasağı şikayeti kalmaktadır. Mevlüt Kaya ile Dondarini çizgisi, esasa etkili merciin usul tercihlerini sadece kolaylık mantığıyla açıklayamayacağını göstermektedir. Bu nedenle ilk derece aşamasındaki itiraz, kanun yolunun gövdesini oluşturur.
Kanun yolu bakımından izlenecek rota dosyanın özelliğine göre değişebilir. Hükmün açık duruşmada tefhim edilmemesi, kapalılık kararı gerekçesinin bulunmaması veya savunma bakımından vazgeçilmez kişinin keyfî biçimde dışarıda tutulması, hükmün hakkaniyetini etkiliyorsa istinafta açıkça ileri sürülmelidir. İstinaf merciinin yalnız hukuki denetim değil, vakıa ve delil ağırlığı üzerinde de değerlendirme yapması hâlinde aleniyet ve görünürlük şikayeti güç kazanmaktadır. Nihai karar sonrasında bireysel başvuru düşünülüyorsa, ihlalin hangi celsede başladığı, hangi tutanakla somutlaştığı ve savunmanın hangi imkanının fiilen ortadan kalktığı daha ilk dilekçelerden itibaren inşa edilmelidir.
Pratikte yararlı olan bir diğer yöntem, 187 ihtilafını ayrı bir kronoloji tablosuna bağlamaktır. Kapalılık talebinin kim tarafından ne zaman ileri sürüldüğü, mahkemenin hangi celsede hangi kişiye izin verdiği, kimlerin dışarı çıkarıldığı, uyarının yapılıp yapılmadığı ve açık duruşmada ek yayım yasağı kararı kurulup kurulmadığı aynı çizelgede tutulduğunda, istinaf veya bireysel başvuru dilekçesi soyut ilke anlatımından kurtulmaktadır. Bu teknik, özellikle birden fazla kapalı oturum bulunan dosyalarda önem kazanır; çünkü sorun çoğu zaman tek bir yanlış karardan değil, küçük görülen ara kararların birbirini beslemesinden doğmaktadır. İzin verilmemesi, uyarının yazılmaması ve hükmün görünürlüğünün ayrıca tartışılmaması birleştiğinde, 187 ihlali parçalı değil bütüncül bir usul kusuruna dönüşmektedir.
Aynı kronolojiye, izin talebinin reddi nedeniyle savunmanın hangi somut işlemi yapamadığı da eklenmelidir. Teknik danışman içeri alınmadıysa hangi dijital kaydın o celsede tartışıldığı, destek kişisi dışarıda bırakıldıysa mağdur veya çocuğun beyan koşullarının nasıl etkilendiği, basın yönünden tartışma varsa açık duruşmadaki aktarım yasağının hangi haber riskine dayandırıldığı yazılmalıdır. Kısa bir not yeter. Fakat o not daha sonra bütün dosyanın ağırlık merkezine dönüşebilir. Çünkü üst merci çoğu zaman salt red sonucunu değil, red ile savunma veya koruma ihtiyacı arasındaki kopuşu aramaktadır.
- Kapalılık kararı verilir verilmez, içeride kalmasını istediğiniz kişinin sıfatını ve dosyaya somut katkısını tutanağa yazdırın.
- İzin verilmezse, red gerekçesinin kapalılık nedenine nasıl bağlandığını sorun; gerekçe yoksa eksikliği aynı celsede kayda geçirin.
- Açık duruşmada ayrıca yayım yasağı kuruluyorsa, kapsamın tam mı kısmi mi olduğunu ve hangi tehlikeyi önlediğini netleştirin.
- İstinaf veya bireysel başvuru düşünülüyorsa, karar ara tutanaklarını ve uyarı kayıtlarını aynı klasörde toplayın.
VI. AYM ve AİHM Çizgisi ile Doktrindeki Tartışma
AİHM ve AYM içtihadı birlikte okunduğunda üç temel eksen görünmektedir. Birincisi, kapalılık gerekçesi istisnai kalmalıdır. Campbell and Fell, Diennet ve Göç kararları bu ekseni net kurmaktadır. İkincisi, hükmün görünürlüğü korunmalıdır. Tahir Gökatalay ile Pretto bu başlıkta aynı istikamete işaret etmektedir. Üçüncüsü, çocuk ve özel hayat gibi hassas menfaatler gerçek ve meşru sebeplerdir; ancak B. and P. kararında görüldüğü üzere bu sebeplerin de denetlenebilir sınır içinde kalması gerekir. Bu üçlü, 187’nci maddeyi hem dar hem de işlevsel okumayı zorunlu kılmaktadır.
Doktrinde daha tartışmalı alan, izin yetkisinin kapsamıdır. Bir görüş, 187/1’de yer alan “bazı kişiler” ifadesinin kapalı duruşmaya müdahaleyi zaten sınırlı tuttuğunu, bu nedenle mahkemeye daha geniş takdir tanınabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık baskın eğilim, takdirin ancak gerekçe ile meşrulaşacağını ve kapalılığın nedeni ile içeride kalacak kişinin işlevi arasında bağ kurulmadan verilen kararların denetlenemez hale geleceğini belirtmektedir. Artantaş’ın aleniyet çalışması, Minez’in tezinde ortaya koyduğu karar aleniyeti tartışması ve uygulama odaklı yeni duruşma incelemeleri ikinci çizgiyi güçlendirmektedir. Kanaatimizce de isabetli yaklaşım budur. 187’deki takdir, gerekçesizliğin lisansı değildir.
Daha incelikli tartışma, açık duruşmada yayım yasağının 187/3 üzerinden ne kadar genişletilebileceği noktasında doğmaktadır. Basının, sosyal medyanın ve eşzamanlı dijital aktarımın geldiği aşama dikkate alındığında, dolaylı aleniyet artık klasik basın muhabiri ile sınırlı değildir. Alagüney ve Kılıç’ın çalışmaları, sosyal medya çağında açıklığın yeni riskler ürettiğini göstermektedir. Bununla birlikte çözümün sınırsız yayım yasağı olmadığı açıktır. Yayım yasağı, korunacak menfaat ile sınırlı kalmalı; salonu açık tutup haber dolaşımını topyekûn kapatan geniş kararlara yalnız gerçekten zorlayıcı hallerde başvurulmalıdır. Değerlendirmemiz bu noktada nettir: 187/3, kolay refleks maddesi değildir.
Bir başka doktrinel ayrım da küçük sanığın veya küçük mağdurun ailesinin kapalı duruşmada bulunup bulunamayacağı üzerindedir. Maddede özel bir sayım bulunmaması nedeniyle farklı pratikler doğmaktadır. Kimileri, aile bireylerinin ayrı bir izin kararı olmaksızın zaten içeride bulunabilmesi gerektiğini savunmaktadır. Kimileri ise her kişinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Kanaatimizce ikinci yaklaşım daha güvenlidir; çünkü aile bağı tek başına koruma nedeni yaratmaz, bazen tam tersine ifade baskısını artırabilir. Ancak bu değerlendirme aileyi kategorik biçimde dışarıda bırakma yetkisi de vermez. Ölçüt yine somut dosya verisidir.
VII. Yanlış Uygulama Örnekleri ve Hak Kaybı İhtimalleri
Uygulamada en sık görülen kusur, kapalılık kararı verildikten sonra içeride kimin kalacağına dair hiçbir ara karar kurulmamasıdır. Salon boşaltılır, yalnız mahkeme heyeti, savcı, katip ve taraf vekilleri kalır; fakat mağdur destek kişisinin, yasal temsilcinin veya savunmanın teknik danışman talebinin ne olduğu konuşulmadan celseye geçilir. Bu durumda 187/1 fiilen kullanılmamış olur. İkinci yaygın kusur ise izin verilen kişilerin açıklamama yükünün yüzlerine karşı bildirilmemesi ve bunun tutanağa geçirilmemesidir. Madde metni tam da bu nedenle uyarı zorunluluğu öngörmektedir. Uyarı yoksa sonraki ihlalin sınırı da belirsizleşir.
Bir başka sorun, açık duruşmada haber yasağının kapalılık kararıyla karıştırılmasıdır. Mahkeme salonu boşaltmadığı halde, açık celsede konuşulan her şeyin dışarı aktarılmasını mutlak biçimde yasaklayabilmektedir. Oysa 187/3’te sayılan riskler yoksa veya karar açık oturumda somutlaştırılmamışsa, bu müdahale ölçüsüz hale gelir. Aynı biçimde kapalı duruşma içeriğinin hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamayacağı hükmü, kapalı oturumda bulunan herkesin ileride vekiline veya müvekkiline bilgi veremeyeceği şeklinde de yorumlanamaz. Dış kamuya açıklama ile yargılama içi savunma iletişimi aynı düzlem değildir. Bu ayrım ihmal edildiğinde savunma hattı gereksiz biçimde daralmaktadır.
Hak kaybının üçüncü biçimi, hükmün kapalılık çizgisini aşan biçimde gerekçesizleştirilmesidir. Mahkeme, içeride bulunmasına izin vermediği kişilerin neden dışarıda kaldığını açıklamadığında istinafta inceleme zemini zayıflamaktadır. Çünkü kanun yolu merciine yalnız sonuç değil, kararın muhakeme zinciri gerekir. 187 dosyasında iyi savunma, içeride kalmasına izin verilmeyen kişinin rolünü daha o anda yazdıran savunmadır. Daha sonra “teknik danışmanım içeride olsaydı” demek, çoğu zaman geç kalmış soyut şikayet olarak kalmaktadır.
Son olarak küçüklerin veya hassas mağdurların bulunduğu dosyalarda ailenin ya da destek görevlisinin gelişigüzel salonda tutulması da hak kaybı üretebilir. Bazen mahkeme koruma saikiyle geniş izin verir; fakat bu genişlik mağdurun serbest açıklama yapmasını zorlaştırır. Bazen de tam tersi, herkesi dışarı çıkararak çocuğu destekten mahrum bırakır. Her iki uç da isabetli değildir. 187’nci maddenin mantığı, korumayı otomatik kalıplarla değil, kontrollü ve kayıt altına alınmış katılım düzeyleriyle sağlamaktır.
VIII. Delil, Belge ve Dosya Kontrol Matrisi
CMK m. 187 dosyalarında çoğu ihtilaf, kararın varlığından değil kayıt disiplininden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle savunma veya vekil, kapalılık kararı ile izin kararını tek sütunda değil, ayrı sütunlarda takip etmelidir. Hangi celse kapalı yapıldı, kimlerin içeride kalmasına izin verildi, kimler reddedildi, uyarı yapıldı mı, açık duruşmada ayrıca yayım yasağı verildi mi, verildiyse hangi tehlikeye dayandırıldı ve bu tercih savunmanın hangi kanalını etkiledi? Bu sorular aynı kronoloji içinde tutulduğunda, 187 tartışması yalnız teorik ilke anlatımı olmaktan çıkmaktadır.
Belge havuzu da buna göre kurulmalıdır. Kapalılık ara kararı, 187 uyarısı, ilgili celse tutanağı, varsa basın veya dinleyiciye ilişkin mahkeme düzen emri, reddedilen izin talepleri, yazılı savunma notları ve açık duruşmada verilen yayım yasağı kararı tek dosyada toplanmalıdır. Uygulamada çoğu vekil yalnız nihai hükmü saklamakta, ara kararlardaki kapalılık zincirini ihmal etmektedir. Oysa asıl mesele çoğu kez o ara kararlarda görünür. Aşağıdaki matris, ilk kontrol noktalarını göstermektedir.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Başlık | Dayanak | Dosyada Aranacak Unsur | Başlıca Risk |
|---|---|---|---|
| Kapalılık kararı | CMK m. 182/2 | Genel ahlak veya kamu güvenliği gerekçesinin somutlaştırılması | Soyut gerekçeyle verilen kapalılık kararı |
| İzin verilen kişiler | CMK m. 187/1 | Kimin hangi sıfatla içeride kaldığının tutanakta yazılması | Keyfî seçme veya gerekçesiz dışarıda bırakma |
| Açıklamama uyarısı | CMK m. 187/1 | Uyarının yüzüne karşı yapıldığına ve tutanağa geçirildiğine dair kayıt | İhlal halinde sorumluluğun belirsizleşmesi |
| Kapalı içerik yayımı | CMK m. 187/2 | Hangi içeriklerin dış aktarıma konu olamayacağının belirginliği | Mutlak yasağın yanlış yorumlanması |
| Açık duruşmada yayım yasağı | CMK m. 187/3, Anayasa m. 28/5 | Kararın açık oturumda kurulması ve tehlikenin somut gösterilmesi | Kapalı duruşma ile aynılaştırılan geniş haber yasağı |
| Kanun yolu hazırlığı | CMK m. 289, AYM içtihadı | İzin talebinin, red gerekçesinin ve etkisinin yazılılaştırılması | Soyut savunma hakkı şikayeti |
IX. Sık Sorulan Sorular
Hayır. Kapalılık kararı, dinleyicilerin dışarı çıkarılmasını sağlar; ancak CMK m. 187/1 uyarınca mahkeme bazı kişilerin içeride kalmasına ayrıca izin verebilir. Bu kişilerin kim olduğu, hangi sıfatla içeride kaldıkları ve kapalılığı gerektiren hususları açıklamamaları için uyarıldıkları tutanakta görünmelidir.
Kural olarak evet demek mümkün değildir; fakat mahkeme, somut dosyanın niteliğine göre buna izin verebilir. Özellikle dijital veri, finansal analiz veya tıbbi içerik taşıyan dosyalarda teknik danışmanın savunmaya katkısı somutlaştırılmışsa izin talebi daha güçlü hale gelir. Red halinde gerekçe istenmeli ve tutanağa geçirilmelidir.
Hayır. CMK m. 187/2 kapalı duruşma içeriğinin hiçbir iletişim aracıyla yayımlanamayacağını öngörmektedir. Mahkeme başkanı veya hâkim, içeride kalmasına izin verilen kişileri ayrıca uyarmalı ve bu uyarıyı tutanağa geçirmelidir. Bu yasak, kamuya açıklama yönünden mutlak nitelik taşır.
Evet. CMK m. 187/3 uyarınca açık duruşma içeriğinin millî güvenliğe, genel ahlaka, kişilerin saygınlık ve onuruna zarar vermesi veya suç işlemeye kışkırtma tehlikesi doğurması halinde kısmen ya da tamamen yayım yasağı kurulabilir. Bunun açık oturumda ve somut gerekçeyle yapılması gerekir.
Genel kural olumsuzdur. CMK m. 182/3 gereği kapalılık kararına ilişkin gerekçeli karar ile hüküm açık duruşmada açıklanır. Küçük sanık bakımından 185’inci madde ayrı istisna getirmektedir. Bu ayrımın ihlali, aleniyet ve hükmün görünürlüğü bakımından ciddi kanun yolu riski doğurur.
En güvenli yol, aynı celsede itiraz etmek ve reddedilen kişinin savunmaya veya korumaya somut katkısını tutanağa yazdırmaktır. Daha sonra istinaf veya bireysel başvuruda yalnız sonuç değil, red kararının etkisi de bu kayıt üzerinden kurulacaktır.
X. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 187, yüzeysel okunduğunda kapalı duruşma salonuna kimin girebileceğini belirleyen kısa bir hüküm gibi görünmektedir. Oysa dosya pratiğinde mesele, kapalılık istisnasının nasıl ince ayarlanacağıdır. İzin kararının sınırı çizilmediğinde ya savunma gereksiz biçimde zayıflatılmakta ya da korunması gereken mahrem alan fiilen dağıtılmaktadır. Her iki sonuç da 182’nci maddedeki kapalılık amacını bozmaktadır.
İyi uygulama için üç disiplin gereklidir. Birincisi, kapalılık nedeninin somutlaştırılmasıdır. İkincisi, içeride kalacak kişilerin rol bazlı belirlenmesidir. Üçüncüsü ise açıklamama yükünün ve olası yayım yasağının ayrı ayrı kayda bağlanmasıdır. Mahkeme bunları yaptığında 187’nci madde soyut takdir alanı olmaktan çıkar; ölçülülük ve denetlenebilirlik üreten çalışma kuralına dönüşür. Kanaatimizce asıl hukukçu refleksi, tam da bu operasyonel ayrımı görünür kılabilmektir.
Savunma açısından en isabetli yaklaşım, 187 tartışmasını tek cümlelik usul şikayetine indirmemektir. Kimin neden salonda kalması gerektiği, kimin neden dışarıda bırakıldığı, bu tercihin savunmaya veya mağdur korumasına hangi somut etkiyi doğurduğu aynı anda yazıldığında, kanun yolu mercileri için de gerçek bir inceleme zemini oluşmaktadır. Kapalı duruşma kararı bir son değil, daha ayrıntılı usul denetiminin başlangıcıdır.
Ceza muhakemesinde açıklık kuralı ile mahremiyet istisnası arasındaki denge, çoğu kez 187’nci maddenin birkaç satırında somutlaşmaktadır. Bu nedenle 187 dosyası küçük görülmemelidir.
CMK m. 187 kapsamında kapalılık kararı, yayım yasağı, çocuk veya mağdur koruması, teknik danışmanın salonda bulunması ya da hükmün açık tefhimi bakımından uyuşmazlık bulunan dosyalarda; ceza yargılaması stratejisi için iletişim sayfası üzerinden ön inceleme talebi bırakabilirsiniz. İlgili uzmanlık alanı çerçevesi için Ceza Hukuku sayfası da yol gösterici olabilir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmî Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 20, 26, 28, 36 ve 141.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 182, 183, 185, 187, 201, 206, 209, 210, 217 ve 289.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6, 8 ve 10.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 285.
- Adalet Bakanlığı yayımlı güncel Ceza Muhakemesi Kanunu resmî metni ve madde gerekçeleri.
- UNICEF, çocuklarla ilgili duruşma pratiğine ilişkin hukukçular için eğitim kitabı ve kapalı duruşma notları.
Mahkeme Kararları
- AYM, Tahir Gökatalay [2. B.], B. No: 2013/1780, T. 08.04.2015.
- AİHM, Pretto and Others v. Italy, App. No: 7984/77, T. 08.12.1983.
- AİHM, Campbell and Fell v. the United Kingdom, App. Nos: 7819/77 ve 7878/77, T. 28.06.1984.
- AİHM, Diennet v. France, App. No: 18160/91, T. 26.09.1995.
- AİHM, Riepan v. Austria, App. No: 35115/97, T. 14.11.2000.
- AİHM, B. and P. v. the United Kingdom, App. Nos: 36337/97 ve 35974/97, T. 24.04.2001.
- AİHM, Göç v. Turkey [GC], App. No: 36590/97, T. 11.07.2002.
- AİHM, Mevlüt Kaya v. Turkey, App. No: 1383/02, T. 12.04.2007.
Bilimsel Çalışmalar
- Artantaş, G., “Duruşmanın Aleniyeti İlkesi ve Sınırlandırılması”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2022.
- Kılıç, Ali Şahin, “Ceza Muhakemesinde Aleniyet İlkesi: Dün, Bugün ve Yarın”, Jurix.
- Minez, Yusuf, “Ceza Muhakemesinde Duruşmanın ve Kararların Aleniyeti”, yüksek lisans tezi.
- Alagüney, Ahmet Haşim, “Ceza Yargısı Duruşmalarında Ses ve Görüntü Kaydı Alınmasının Aleniyet İlkesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi”.
- Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Özbek, Veli Özer ve diğerleri, Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Yurtcan, Erdener / İrtiş, Begüm, Ceza Muhakemesi Şerhi.
- Kişisel veriler ve duruşmada açıklığın sınırları üzerine karşılaştırmalı ceza muhakemesi çalışmaları.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, aleni yargılanma ve hükmün açıklanması kararları, erişim: 07.06.2026.
- HUDOC, public hearing, private hearing and publicity of judgment jurisprudence, erişim: 07.06.2026.
- DergiPark ve açık erişim tez arşivlerinde yer alan aleniyet, yayım yasağı ve kişisel veri odaklı ceza muhakemesi çalışmaları, erişim: 07.06.2026.
- Çiftçi & Partners sitesindeki CMK m. 181, 182 ve 183 analizleri ile Ceza Hukuku uzmanlık alanı iç linkleri.
