CMK m. 190’da Ara Verme Rejimi: Tek Celse İlkesi, Savunma Hazırlığı ve Makul Süre Dengesi

Sakin su yüzeyinde yumuşak yansıma çizgileri

CMK m. 190, duruşmanın ara verilmeksizin yürütülmesini asıl kural olarak kurar; 176’ncı maddede öngörülen bir haftalık hazırlık süresine uyulmamışsa sanığa ara isteme hakkının ayrıca hatırlatılmasını zorunlu tutar. Bu hakkın tutanağa geçirilmemesi, özellikle ilk savunma, yeni delil ve tutuklu sanığın hazır edilmesi meselelerinde istinaf ve temyizde savunma hakkı ihlali riskini büyütür.

Bu içerik 07.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Duruşma günü tebligatı beş gün önce yapılmış, müdafi dosyayı ilk kez kalemde görmüş ve aynı oturumda hem sanığın sorgusuna hem de tanık beyanına geçilmek istenmişse mesele yalnız takvim yönetimi değildir. Böyle bir tabloda mahkemenin takdir alanı, takvimi hızlandırma ile savunmayı etkisizleştirme arasındaki ince çizgide ortaya çıkmaktadır. Ceza muhakemesinde ara verme, çoğu dosyada kalemin yoğunluğu veya kolluk sevki gibi idari sebeplerle konuşulsa da normatif merkez bundan farklıdır; söz konusu müessese, bir yandan duruşmanın bütünlüğünü ve doğrudanlık ilkesini korurken diğer yandan sanığın isnadı öğrenip savunmasını hazırlayabilmesi için asgari usul güvencesi kurmaktadır.

CMK m. 190 bu nedenle salt oturuma mola verilmesini anlatan dar bir zaman yönetimi hükmü değildir. Anılan madde, m. 176’daki tebligat ve hazırlık rejimi, m. 191’deki duruşmanın başlaması, m. 193 ve 196’daki hazır bulunma yahut bağışık tutulma sistemi, m. 216’daki delillerin tartışılması sırası ve m. 289/1-h’deki savunma hakkının sınırlandırılması yaptırımı ile birlikte okunmaktadır. Uygulamadaki temel hata, ara verme istemini yalnız fiziksel yorgunluk veya mazeret meselesi gibi görmek; yeni delile cevap verme, yeni müdafiin dosyaya nüfuz etmesi, tutuklu sanığın fiziki katılım talebinin değerlendirilmesi ve iddianamenin tebliğ süresinin eksikliği gibi konuları aynı başlık altında toplamamaktır. İşbu yazı, 190’ın dar kelime dizisini ceza muhakemesi pratiğindeki gerçek baskı noktalarıyla birlikte ele almaktadır.

I. CMK m. 190’ın Hukuki Niteliği: Duruşmanın Sürekliliği ile Savunma İçin Zaman Arasında Kurulan Denge

CMK m. 190/1, duruşmaya ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilmesini asıl düzen olarak benimsemektedir. Bu tercih, yüz yüzelik, sözlülük ve doğrudanlık ilkelerinin doğal sonucudur; çünkü delilin aynı muhakeme zemini içinde tartışılması, hükme katılacak hâkimlerin beyan, tepki ve savunma çizgisini kesintisiz izleyebilmesi bakımından önem taşımaktadır (CMK m. 217). Bununla birlikte aynı fıkrada zorunlu hâllerde ara verilebileceğinin kabul edilmiş olması, sürekliliğin mutlak bir teknik kural olmadığını, adil yargılanmanın gerektirdiği ölçüde esnetilebilen fakat keyfî biçimde parçalanamayan bir ilke olduğunu göstermektedir.

Doktrinde Kurtoğlu ile Yürekli’nin ortaklaştığı nokta, duruşmanın bir oturumda tamamlanmasının ceza muhakemesinin ideal formu olduğu, ancak bu idealin savunma hakkını törpülemek pahasına uygulanamayacağıdır (Kurtoğlu, 2021; Yürekli, 2024). Şahin/Göktürk ile Ünver/Hakeri de benzer şekilde, kovuşturma evresinin hızlandırılmasının ancak çelişmeli yargılama omurgası korunarak mümkün olduğunu; sanığın isnadı öğrenmesi, müdafiin dosyayı incelemesi ve yeni delile cevap verebilmesi için fiilî imkan tanınmadan yapılan devam kararlarının şeklen hızlı, maddeten sakat olduğunu belirtmektedir. Söz konusu yaklaşım, m. 190’ın özü bakımından isabetlidir; zira kanun koyucu duruşmayı uzatan keyfî ertelemeleri sınırlamak isterken savunmanın hazırlık imkanını kaldırmak istememiştir.

Ara verme kararının zorunlu hâle dayanması gerektiği yönündeki ibare, mahkemenin her celsede standart ifadelerle tarih vermesini meşrulaştırmaz. Zorunluluk; yeni delilin dosyaya girmesi, taraf değişikliği, tutuklu sanığın fiilen getirilememesi, zorunlu müdafi eksikliği, bilirkişi incelemesinin tamamlanmamış olması veya m. 176’daki asgari hazırlık süresinin sağlanmamış bulunması gibi somut nedenlere bağlanmalıdır. Aksi halde mahkeme, bir yandan 190/1’deki tek celse idealini zedelerken diğer yandan niçin ara verdiğini ve neden hemen savunmaya geçmediğini gerekçelendiremediği için dosyayı kanun yolu denetimine açık hale getirmektedir.

II. 176 ve 190 Arasındaki Zorunlu Bağ: Tebligat Süresi Eksikse Mahkeme Ne Yapmak Zorundadır?

CMK m. 190/2, uygulamada en çok ihmal edilen fakat bozma riskini en hızlı üreten hükümlerden biridir. Anılan fıkra, 176’ncı maddede öngörülen bir haftalık asgari sürenin sağlanmadığı durumda sanığa duruşmaya ara verilmesini isteme hakkının hatırlatılacağını söylemektedir. Buradaki yükümlülük, sanığın suskun kalması halinde kendiliğinden ortadan kalkmaz; çünkü mesele salt feragat değil, bilgilendirilmiş feragattir. Sanık, hakkı bulunduğunu bilmeden savunmaya geçmişse yahut tutanağa yalnız “hakları anlatıldı” şeklinde soyut ibare yazılmışsa, kanunun aradığı usul güvence fiilen kurulmuş sayılmaz.

AYM’nin savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkına ilişkin çizgisi ile Yargıtay’ın 176 ve 190 eksenindeki bozma kararları birlikte okunduğunda net bir sonuç ortaya çıkmaktadır: iddianamenin tebliği, duruşma günü ve savunma hazırlığı tek zincirin halkalarıdır. Tebligatın geç yapılması, iddianamenin hiç tebliğ edilmemesi, tutuklu sanığın cezaevi üzerinden eksik bilgilendirilmesi veya duruşma gününde yeni suç vasfı tartışmasına geçilmesi hâllerinde mahkeme ya ara verme hakkını açıkça hatırlatmalı ya da somut dosya şartları bunu zaten gerektiriyorsa resen makul bir süre tanımalıdır. Yalnız “devam etmek ister misin” sorusu, 190/2’nin yerine geçmez; çünkü bu soru, sanığın hangi hakka dayanarak süre isteyebileceğini ve talebin reddedilmesi halinde bunun tutanağa nasıl geçirileceğini göstermez.

Ceza infaz kurumunda bulunan sanıklar bakımından bu bağ daha da somutlaşmaktadır. Cezaevi idaresine gönderilen üst yazının tarihi ile sanığın fiilen tebellüğ ettiği tarih aynı olmayabilir; kimi dosyada sevk, koğuş dağıtımı veya kurumsal teslim zinciri nedeniyle kağıt üzerinde yeterli görünen süre, gerçekte birkaç güne düşmektedir. Müdafiin vekâlet veya görevlendirme tarihinin de ayrıca dikkate alınması gerekir; zira sanığın süresinde bilgilendirilmiş görünmesi, müdafiin aynı süre içinde dosyaya eriştiği ve müvekkili ile görüşebildiği anlamına gelmez. İşbu nedenle 176 ve 190 ilişkisi, yalnız takvim yaprağı üzerinden değil; bildirim, erişim ve görüşme imkanının fiilen kurulup kurulmadığı üzerinden değerlendirilmelidir.

Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli, E. 2017/1268, K. 2017/3523 sayılı kararı ile Ceza Genel Kurulunun 30.09.2014 tarihli, E. 2013/416, K. 2014/404 sayılı kararı, kovuşturmaya geçildikten sonra 175 ve devamı maddelerdeki duruşma rejiminin işletilmesini zorunlu gören daha geniş bir usul mantığı kurmaktadır. Bu kararlar doğrudan m. 190/2’yi çözmese de şu ilkeyi belirgin hale getirmektedir: mahkeme, kovuşturma evresine geçmiş dosyada “önce savunma sonra usul” yaklaşımını benimseyemez. Savunma için asgari hazırlık zemini kurulmadan alınan ilk açıklama, çoğu zaman sonraki celselerde tekrar edilse bile başlangıç sakatlığını tümüyle gidermez. Mahkeme bakımından en güvenli yol, eksik tebligat veya kısa süre problemi görüldüğünde bunu tutanağa açıkça yazmak, sanığa m. 190/2 hakkını hatırlatmak ve tercihini gerekçeli biçimde kaydetmektir.

III. Ara Verme İstemi Hangi Hâllerde Savunma Hakkının Doğal Uzantısıdır?

M. 190/2 çoğu kez yalnız tebligat süresine indirgenmektedir; oysa savunma pratiğinde ara isteminin meşru zemini bundan daha geniştir. Yeni müdafi görevlendirilmişse, bilirkişi raporu aynı celsede sunulmuşsa, esas hakkındaki mütalaa ilk kez açıklanmışsa, sanığın fiziki katılım talebi yeni bir gerekçe ile reddedilmişse veya aynı gün tanık, bilirkişi ve sanık savunmasının birlikte alınmasına karar verilmişse mahkeme, savunmaya etkin cevap verebilmek için makul süre gerekip gerekmediğini ayrıca tartmak zorundadır. Bu gereklilik, doğrudan 190 metninden değil; 176, 191, 216 ve Anayasa m. 36 ile AİHS m. 6’nın birlikte okunmasından doğmaktadır.

Özellikle müdafi değişikliği bulunan dosyalarda mesele daha da keskinleşmektedir. Zorunlu müdafilik söz konusu ise barodan yeni görevlendirilen avukatın aynı oturumda esas hakkında savunma yapmaya zorlanması, çoğu zaman görünüşte bir temsil yaratmakta; fiilen ise savunma yardımını anlamsızlaştırmaktadır. Dülger ile Doğan, müdafi yardımından yararlanma hakkının salt salonda avukat bulunmasına indirgenemeyeceğini, müdafiin dosyaya nüfuz edebilmesi ve müvekkili ile mahrem biçimde görüşebilmesi gerektiğini vurgulamaktadır (Dülger, 2012; Doğan, 2025). Söz konusu görüşe katılmamak güçtür; zira birkaç dakikalık görüşme ile yüzlerce sayfalık dosyaya cevap üretilmesi beklenemez.

Aynı değerlendirme, yeni delil veya yeni hukuki nitelendirme karşısında da geçerlidir. Cumhuriyet savcısının önceki celsede sunmadığı bir delili yeni oturumda dosyaya sokması yahut mahkemenin suç vasfını ağırlaştırabilecek bir tartışmayı ilk kez açması halinde savunmanın anında cevap vermesini beklemek, 190’ın makul süreye hizmet eden işleviyle bağdaşmamaktadır. İşbu noktada ara verme isteminin amacı duruşmayı sürüncemede bırakmak değil, tartışmanın çelişmeli zeminde yürütülmesini temin etmektir. Mahkemenin talebi reddetmesi elbette mümkündür; ancak red gerekçesinin, dosyanın neden zaten yeterince bilindiğini ve yeni durumun savunmayı neden hazırlıksız bırakmadığını gösterecek somutlukta kurulması gerekir.

Bir diğer görünüm, aynı gün içinde peş peşe açılan oturumlarda tutuklu sanığın fiili katılımının sağlanamamasıdır. Sabah SEGBİS ile kısa bir beyan alınıp öğleden sonra esas hakkında mütalaaya geçilmesi veya bir sonraki gün yeni celse açılarak önceki tartışmanın devam ettirilmesi, 190’ın süreklilik ilkesini şeklen korur görünse de savunmanın fiilî imkanını aşındırabilir. Bu nedenle ara verme kararı, yalnız sürenin uzunluğu üzerinden değil; verilen sürede dosya inceleme, müvekkil ile temas, delile cevap ve hazır bulunma imkanının gerçekten mevcut olup olmadığı üzerinden değerlendirilmelidir.

IV. Tutuklu Sanık, SEGBİS ve Fizikî Katılım Talepleri Karşısında 190’ın Rolü

Tutuklu sanık bakımından ara verme rejimi, yalnız savunma hazırlığı değil, hazır bulunma hakkının gerçekliği bakımından da belirleyicidir. AYM’nin Şehrivan Çoban, Hüseyin Barsak ve Emrah Yayla kararları, fizikî katılım talebine rağmen SEGBİS kullanımının otomatikleştirilmesinin hak ihlali riskini büyüttüğünü göstermektedir. Her ne kadar bu kararlar doğrudan m. 190 üzerine kurulmamakta ise de, duruşmanın bir celseden diğerine bırakıldığı veya aynı dosyada esaslı işlemlerin farklı günlere yayıldığı görünümde mahkemenin ara verme kararı, sanığın bir sonraki celseye hangi yöntemle katılacağı meselesini de belirlemektedir.

Buradaki temel ayrım şudur: teknik araçla katılım, mahkemenin iş yükünü azaltan idari kolaylık değil, ancak zorunlu görüldüğünde başvurulabilecek istisnaî bir usuldür (CMK m. 196/4). Eğer mahkeme bir celsede dosyayı bitirmeyip yeni oturuma bırakıyorsa, bu ara kararında sanığın fiziken getirtilmesi, cezaevi sevk yazılarının zamanında çıkarılması, güvenlik veya lojistik engellerin somutlaştırılması ve müdafiin bu hususta diyeceklerinin alınması gerekmektedir. Söz konusu planlama yapılmadan yalnız “sonraki celse SEGBİS ile” şeklindeki kısa ibareler, hem 190’ın zorunlu hâl ölçütünü hem de Anayasa m. 36’daki etkili savunma standardını zayıflatmaktadır.

AİHM’in Colozza, Sejdovic ve Hermi kararlarında görülen ortak çizgi de budur. Mahkeme, yoklukta yargılama yahut alternatif katılım araçlarını kategorik biçimde yasaklamamakta; ancak kişiye suçlamayı öğrenme, savunmasını hazırlama ve mahkeme ile doğrudan temas kurma olanağı tanınmasını aramaktadır. Tutuklu sanık hakkında bir celsede savunma, bir sonraki celsede tanık, takip eden celsede esas hakkındaki mütalaa şeklinde parçalı takvim kurulmuşsa, ara verme kararlarının tümü aynı anayasal denetime tabidir. Mahkemenin her oturum arasında aynı rutini sürdürmesi, zorunlu hâlin gerçekten var olduğunu ispatlamaz; tam tersine, istisnanın kalıcı uygulamaya dönüştüğünü gösterebilir.

V. Süre, Merci, Başvuru Yolu ve Tutanak Disiplini: 190 İhlali Dosyada Nasıl Taşınır?

Ara verme talebinin en önemli yönü, çoğu zaman mahkeme salonunda değil kanun yolu dilekçesinde görünür hale gelmesidir. Bu sebeple ilk iş, eksikliğin tutanağa girmesini sağlamaktır. Tebligat tarihi, duruşma günü, iddianamenin hangi tarihte sanığa verildiği, müdafi değişikliği, yeni delilin ne zaman sunulduğu ve ara isteminin hangi gerekçeyle yapıldığı açıkça kaydedilmelidir. Tutanakta yalnız “mehil talebi reddedildi” yazması çoğu dosyada yeterli değildir; red gerekçesi yazılmamışsa istinaf merciinin somut zarar incelemesi yapması güçleşir. Bu nedenle müdafi, talebini sözlü bırakmamalı; mümkünse aynı gün kısa bir dilekçe vererek 176 ve 190 dayanaklarını, yeni delili ve hazırlanması gereken savunma başlıklarını saymalıdır.

Başvuru yolu bakımından mesele iki aşamalıdır. Ara verme isteminin reddi çoğu kez tek başına derhal itiraz edilebilir bir ara karar niteliği taşımaz; buna karşılık söz konusu ret, hükme etkili ise istinaf ve temyizde savunma hakkının sınırlandırılması iddiası olarak ileri sürülür (CMK m. 289/1-h). Eğer eksiklik zorunlu müdafi yokluğu, sanığın esaslı celsede hazır edilmemesi veya Cumhuriyet savcısının yokluğunda devam edilen duruşma ile birleşmişse, 188 ve 289/1-e ekseni de devreye girebilir. İşbu nedenle 190 ihlali çoğu dosyada tek başına değil, 176, 188, 191, 196 ve 216 ile birleşen karma bir usul sakatlığı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Süre hesabı özellikle tutuklu sanık dosyalarında daha hassastır. Çağrı kâğıdının tebliği ile duruşma günü arasında bir haftalık sürenin bulunup bulunmadığı, ceza infaz kurumuna yapılan bildirim tarihi ile fiilî tebliğ tarihi ayrıştırılarak incelenmelidir. Cezaevi kayıtları, tevdi teslim tutanağı, elektronik tebligat dökümleri ve UYAP evrak listesi birlikte görülmeden sağlıklı hesap yapılamaz. Aynı şekilde müdafiin görevlendirme tarihi ile dosyaya erişim tarihi arasındaki fark da önemlidir; teoride tebligat yapılmış görünmesi, fiilen savunma hazırlığı imkanı bulunduğu anlamına gelmez.

İstinaf dilekçesinin inşasında kronoloji tablosu hazırlanması çoğu zaman belirleyici olmaktadır. Hangi tarihte tebligat yapıldığı, hangi gün müdafi atandığı, hangi celsede tanık yahut bilirkişi dinlendiği, esas hakkındaki mütalaanın ne zaman açıklandığı ve ara isteminin tam olarak hangi aşamada reddedildiği bir sütun düzeni içinde gösterildiğinde, savunma hakkı ihlalinin soyut olmaktan çıktığı görülmektedir. Bölge adliye mahkemesi bakımından asıl mesele, eksikliğin hükme etkisini fark edebilmektir; bu etki kronoloji kurulmadan çoğu dosyada görünür hale gelmemektedir. 190 şikayetini güçlendiren unsur, hukukî etiket değil, usul sakatlığının muhakemenin hangi düğüm noktasını etkilediğini gösteren zaman çizelgesidir.

AYM başvurusu düşünülüyorsa hak ihlalinin hangi celsede somutlaştığı ayrıca kronolojik hale getirilmelidir. Mahkeme hangi tarihte ara talebini reddetti, hangi oturumda esaslı işlem yaptı, bu işlem savunmayı neden etkiledi ve daha sonraki celselerde eksiklik gerçekten giderildi mi; tüm bu soruların cevabı dosya zaman çizelgesi içinde gösterilmelidir. Aksi halde bireysel başvuru, soyut adil yargılanma şikayeti görünümüne bürünebilir. 190 tartışmasının en güçlü dosya stratejisi, takvim hatasını soyut prosedür problemi olarak değil, savunmanın hangi somut adımını imkansızlaştırdığı üzerinden kurmaktır.

Belge tarafında üç evrak özellikle kritik niteliktedir: çağrı kâğıdı ve tebliğ mazbatası, celse tutanakları ve müdafiin ara verme istemini somutlaştıran dilekçe yahut tutanak beyanı. Bunlara ek olarak yeni bilirkişi raporu, mütalaa metni, cezaevi sevk yazısı, SEGBİS planlaması ve baro görevlendirme belgesi varsa dosya omurgası tamamlanır. Çoğu zaman kayıp hak, hüküm gününde değil bu evrakların dosyada dağınık kalması nedeniyle kanun yolu merciine anlatılamadığı için doğmaktadır.

VI. Yargısal Denetim Çizgisi: AYM, AİHM ve Yargıtay 190 Rejimini Nasıl Okumaktadır?

AYM’nin Atila Oğuz Boyalı, Yasemin Akgül, Nurcan Gülabi, Burak İnan, Durmuş Ali Bal ve Hacı Sülük ile Ömer Sülük kararlarında ortak bir omurga bulunmaktadır: isnadı öğrenme, tanık ve bilirkişi beyanına hazırlık, savunmaya cevap verme ve müdafi yardımı, ceza muhakemesinin şekli nezaket unsurları değil adil yargılamanın asli bileşenleridir. Söz konusu kararların tamamı 190’ı doğrudan madde başlığı olarak tartışmasa da, mahkemenin savunmaya zaman tanımadığı veya bu zamanı kağıt üzerinde bırakıp etkili kılmadığı dosyalarda ihlal riskinin arttığını göstermektedir. Özellikle Hacı Sülük ile Ömer Sülük kararı, bildirilmeyen veya usulüne uygun hazırlanmayan tanık dinleme celselerinin savunma üzerindeki etkisini son derece somut biçimde ortaya koymaktadır.

AİHM tarafında Balta and Demir ile Faysal Pamuk kararları, savunmanın delil tartışmasına gerçek katılımı konusunu merkezileştirmektedir. Mahkeme, sanığın veya müdafiinin belirleyici beyana hazırlanamaması, çapraz sorgu imkanının etkisizleşmesi ya da dosya materyaline cevap için fiilî zaman tanınmaması hâllerinde yalnız formal usule bakmamaktadır; bu eksikliğin tüm yargılamanın hakkaniyetini etkileyip etkilemediğini tartmaktadır. Bu yaklaşım, 190’ın neden salt takvim kuralı olmadığını da açıklamaktadır. Ara verilmiş olması tek başına yeterli değildir; verilen aranın neye yaradığı ve savunmayı gerçekten onarıp onarmadığı önemlidir.

Yargıtay kararlarında ise iki ayrı hat görünmektedir. Birinci hat, 175 ve devamı maddeler uyarınca kovuşturma evresine geçilmiş dosyada duruşma rejiminin eksiksiz işletilmesini zorunlu gören kararlardır. Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli, Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 29.05.2017 tarihli ve Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 07.09.2015 tarihli kararları bu çizgidedir; mahkeme, savunma hazırlığı kurulmaksızın tensiple esasa girilmesini hukuka aykırı saymaktadır. İkinci hat ise 176 ile 190/2 birlikteliğini savunma hakkının somut güvencesi olarak okuyan bozma yaklaşımıdır. Ceza Genel Kurulunun 15.11.2011 tarihli, E. 2011/1-157, K. 2011/223 sayılı kararı etrafında şekillenen bu yaklaşım, bir haftalık asgari süreye uyulmadığında sanığa ara isteme hakkının açıkça hatırlatılmasını zorunlu görmekte; eksikliğin daha sonra usulüne uygun yeni savunma alınmasıyla giderilip giderilmediğini ayrıca tartışmaktadır.

Bu içtihat malzemesi birlikte değerlendirildiğinde iki kademeli bir test ortaya çıkmaktadır. İlk kademe, usul güvencesinin kağıt üzerinde tanınıp tanınmadığıdır; tebligat, ihtar ve tutanak bu seviyede önem taşımaktadır. İkinci kademe ise tanınan imkanın etkili kullanıma dönüşüp dönüşmediğidir; müdafiin dosyaya erişimi, sanığın müvekkili ile görüşmesi, yeni delile cevap üretilmesi ve tanık sorgusuna hazırlık bu seviyede incelenmektedir. Yalnız ilk kademeye bakıldığında kimi dosya hukuka uygun görünse de ikinci kademede belirgin adil yargılanma sorunları ortaya çıkmaktadır. İşbu ayrım, AYM ile AİHM çizgisinin Yargıtay uygulamasıyla neden çoğu dosyada çatışmadan tamamlandığını da açıklamaktadır.

Doktrindeki baskın görüşe katılmakla birlikte şu kayıt düşülmelidir: her 190 ihlali otomatik bozma sonucu doğurmaz. Eksiklik, kimi dosyada sonradan usulüne uygun savunma alınmasıyla giderilmiş olabilir; kimi dosyada ise ilk celsede tanık dinlenmiş, mütalaa alınmış ve hükme giden yön belirlenmiştir. Bu ikisini eşitlemek mümkün değildir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 2011/223 sayılı kararında da başlangıçtaki aykırılığın sonraki usul işlemleriyle giderilip giderilmediği özel olarak incelenmiştir. Kanaatimizce doğru test şudur: eksiklik yalnız tarih hesabı mıdır, yoksa savunmanın yönünü belirleyen esaslı bir fırsat kaybı mı yaratmıştır? Dosya stratejisi bu soruya odaklanmadıkça 190 itirazı mekanik kalacaktır.

VII. Yanlış Uygulama Örnekleri ve Hak Kaybı İhtimalleri

İlk yaygın hata, bir haftalık sürenin eksikliğini önemsemeyip sanığa yalnız suçlamayı sözlü anlatmanın yeterli olduğu varsayımıdır. Oysa isnadın sözlü açıklanması ile dosya materyaline hazırlanma imkanı aynı şey değildir. İddianamenin o sabah okunmuş olması, müdafiin delil listesini, önceki ifade tutanaklarını, teknik raporu ve varsa mağdur anlatımlarını aynı derinlikte değerlendirebildiğini göstermez.

İkinci hata, ara verme isteminin yalnız müdafiin mazeretiyle sınırlı görülmesidir. Müdafi değişmişse, yeni rapor gelmişse, suç vasfı ağırlaşmışsa veya tutuklu sanığın fiziki katılım talebi ilk kez reddedilmişse mesele mazeret değil, savunmanın yeniden kurulmasıdır. Mahkemenin bu görünümü kişisel erteleme talebi gibi okuması, 190’ın savunmaya ilişkin yapısını görünmez kılmaktadır.

Üçüncü yaygın sorun, eksikliğin sonraki celsede otomatik biçimde giderildiğinin varsayılmasıdır. Sonradan savunma alınmış olabilir; fakat ilk celsede tanık dinlenmiş, bilirkişi dinlenmiş veya esas hakkında mütalaa verilmişse savunma için en kritik eşik zaten aşılmış olabilir. Bu nedenle sonraki savunmanın gerçekten telafi sağlayıp sağlamadığı, o ilk celsede hangi esaslı işlemin yapıldığına bakılarak değerlendirilmelidir.

Dördüncü hata, zarar testinin hüküm özetine sıkıştırılmasıdır. Kanun yolu dilekçesinde yalnız “savunma hakkı kısıtlandı” denildiğinde, merci çoğu zaman eksikliğin dosyanın akışını nasıl etkilediğini göremez. Oysa ilk celsede hangi tanığın dinlendiği, hangi raporun okunup tartışıldığı, savunmanın hangi soruları hazırlayamadığı ve bu eksikliğin hangi çelişkiyi görünmez bıraktığı açıkça gösterildiğinde 190 ihlali hukuki ağırlık kazanmaktadır. Söz konusu somutlaştırma yapılmadığında, gerçekten esaslı olan bir usul sakatlığı dahi salt takvim itirazı gibi algılanabilmektedir.

Son hata, tutanağın yetersiz bırakılmasıdır. Dosyada tebligat tarihi, dilekçe, ara istemi ve red gerekçesi görünmüyorsa en güçlü ihlal dahi kanun yolunda sönük kalabilmektedir. İşbu nedenle 190 ihlallerinde hak kaybı çoğu zaman sadece mahkeme salonunda değil, kayıt disiplini zayıfladığı için istinaf ve temyizde yaşanmaktadır.

VIII. Duruşma Takvimi ve Savunma Kontrol Matrisi

190 dosyalarında tartışma, takvimle savunma arasındaki ilişkinin görünür kılınmasıyla berraklaşmaktadır. Aşağıdaki matris, mahkemenin hangi usul düğümlerinde ara verme ihtiyacını daha dikkatli tartması gerektiğini göstermektedir.

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

BaşlıkDayanakDosyada Kontrol Edilecek NoktaBaşlıca Risk
Tebligat ile duruşma arası süreCMK m. 176/4, 190/2Bir haftalık asgari sürenin fiilen dolup dolmadığıİlk savunmanın hazırlıksız alınması
Ara isteme hakkının hatırlatılmasıCMK m. 190/2Tutanakta açık ihtarın bulunmasıBilgilendirilmemiş feragat varsayımı
Yeni müdafi veya zorunlu müdafiCMK m. 150, 188, 216Görevlendirme tarihi ile savunma tarihi arasındaki fiilî süreGörünüşte savunma yardımı
Yeni delil veya mütalaaCMK m. 216, 217Delilin hangi celsede dosyaya girdiği ve cevap imkanıÇelişmeli yargılamanın zayıflaması
Tutuklu sanığın katılım biçimiCMK m. 190, 196; Anayasa m. 36Fizikî katılım talebi, SEGBİS gerekçesi, sevk yazılarıEtkili katılımın aşınması
Kanun yolu inşasıCMK m. 289/1-hEksikliğin hangi esaslı işlemi etkilediğinin gösterilmesiSoyut savunma hakkı iddiası

IX. Sık Sorulan Sorular

CMK m. 190 yalnız duruşmadaki kısa molaları mı düzenler?

Hayır. Madde, görünüşte kısa bir zaman yönetimi hükmü olsa da duruşmanın kesintisiz yürütülmesi, zorunlu hâllerde ara verilmesi ve 176’ncı maddede öngörülen hazırlık süresine uyulmadığında sanığa hak hatırlatılması gibi üç ayrı usul sonucunu birlikte taşımaktadır. Bu nedenle karar, celse organizasyonundan savunma hakkına kadar uzanan daha geniş bir etki alanına sahiptir.

Bir haftalık süre dolmamışsa mahkeme mutlaka celseyi ertelemek zorunda mıdır?

Mahkeme öncelikle sanığa duruşmaya ara verilmesini isteme hakkını açıkça hatırlatmak zorundadır. Sanık veya müdafi bu haktan yararlanmak isterse talep somut gerekçesiyle değerlendirilir. Talep reddedilecekse red gerekçesinin, savunmanın neden etkili biçimde hazırlanabildiğini gösterecek açıklıkta kurulması gerekir.

İlk celsedeki eksiklik sonraki celsede savunma alınarak giderilebilir mi?

Bazı dosyalarda evet; fakat bu otomatik değildir. İlk celsede yalnız kimlik ve temel açıklama alınmışsa, daha sonra usulüne uygun yeni savunma ile eksiklik telafi edilebilir. Buna karşılık tanık dinlenmiş, yeni delil tartışılmış veya esas hakkında mütalaa verilmişse telafinin kabulü belirgin biçimde güçleşir ve savunma hakkı ihlali iddiası kuvvetlenir.

Tutuklu sanığın SEGBİS ile bağlanması ara verme sorununu ortadan kaldırır mı?

Hayır. Teknik bağlantı kurulmuş olması, savunma hazırlığı için zaman tanındığı veya fiziki katılım talebinin gereğince değerlendirildiği anlamına gelmez. Özellikle esaslı işlemlerin farklı celselere yayıldığı dosyalarda mahkeme, neden fizikî katılım yerine teknik katılımı yeterli gördüğünü ayrıca gerekçelendirmelidir.

Ara verme talebinin reddi hemen itiraza konu olabilir mi?

Çoğu durumda hayır. Ret kararı genellikle hükümle birlikte istinaf ve temyizde denetlenir. Bu sebeple talebin dayanağı, tebligat tarihleri, yeni delil veya müdafi değişikliği gibi unsurlar duruşma tutanağına mutlaka geçirilmeli; aksi halde kanun yolunda ihlalin somutlaştırılması güçleşir.

X. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 190’ın pratik değeri, duruşmayı hızlandırmak ile savunmayı etkili kılmak arasındaki ölçüyü göstermesinden kaynaklanmaktadır. Mahkemenin her talebi kabul etmesi gerekmez; ne var ki her red kararı, savunmanın neden hazır sayıldığını açıklamak zorundadır. Tebligat süresinin eksik olduğu, yeni müdafiin görevlendirildiği, tutuklu sanığın katılım biçiminin değiştiği veya yeni delilin dosyaya girdiği celselerde standart kalıp cümlelerle devam kararı verilmesi, dosyayı istinaf ve temyizde kırılgan hale getirmektedir.

Pratikte en sağlıklı yöntem, ara talebi yapılmadan önce dosya içi kontrol listesinin hazır tutulmasıdır. Tebliğ tarihi, dosyaya son giren evrak, müdafiin görevlendirme ve görüşme zamanı, sanığın katılım yöntemi ve aynı celsede yapılması planlanan esaslı işlemler tek sayfalık bir notta toplandığında, talep hem kısa hem de denetlenebilir biçimde kurulabilmektedir. Bu çalışma, mahkemenin takdir alanını daraltmasa da red kararının soyut gerekçelerle kurulmasını güçleştirmektedir. Özellikle tutuklu dosyalarda bu not, sonraki başvuru yolları için de çekirdek kayıt işlevi görmektedir.

Kanaatimizce en güvenli dosya stratejisi, 190 talebini soyut bir erteleme isteği olarak değil; hangi delile cevap verilemediğini, hangi belgeye erişim gerektiğini, hangi müvekkil görüşmesinin yapılamadığını ve hangi celsede hangi esaslı işlemin planlandığını gösteren dar fakat somut gerekçe ile kurmaktır. İşbu yaklaşım, mahkemenin talebi kabul etmese bile kanun yolu denetimine elverişli bir kayıt üretir. Ceza muhakemesinde bazı usul eksiklikleri hükümden sonra görünür hale gelir. M. 190 bakımından ise hak kaybı çoğu zaman celse takvimi kurulurken başlar. Dosyanın kaderini değil, denetlenebilirliğini belirleyen nokta da tam burasıdır.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 19, 36 ve 141.
  2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 176, 190, 191, 193, 196, 216, 217 ve 289.
  3. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yayımlandığı 17.12.2004 tarihli ve 25673 sayılı Resmî Gazete.
  4. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun; m. 176’ya eklenen alternatif bildirim cümlesi bakımından.
  5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
  6. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, 5271 sayılı Kanun konsolide metni.

Mahkeme Kararları

  1. AYM, Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, T. 20.03.2014.
  2. AYM, Yasemin Akgül [2. B.], B. No: 2014/2630, T. 27.10.2016.
  3. AYM, Nurcan Gülabi [1. B.], B. No: 2015/15355, T. 23.05.2018.
  4. AYM, Burak İnan [1. B.], B. No: 2021/7640, T. 21.05.2024.
  5. AYM, Durmuş Ali Bal [1. B.], B. No: 2021/37067, T. 11.06.2024.
  6. AYM, Hacı Sülük ve Ömer Sülük [1. B.], B. No: 2021/5155, T. 13.03.2025.
  7. Yargıtay 20. CD, E. 2017/1268, K. 2017/3523, T. 31.05.2017.
  8. Yargıtay 17. CD, E. 2015/19900, K. 2017/6644, T. 29.05.2017.
  9. Yargıtay 15. CD, E. 2015/1135, K. 2015/28207, T. 07.09.2015.
  10. AİHM, Faysal Pamuk/Türkiye, B. No: 430/13, T. 18.01.2022.
  11. AİHM, Balta ve Demir/Türkiye, B. No: 48628/12, T. 23.06.2015.

Bilimsel Çalışmalar

  1. Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul 2024.
  2. Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  3. Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.
  4. Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  5. Kurtoğlu, Tuğba, “Ceza Yargılamasında Duruşmada Hazır Bulunması Gerekenler ve Duruşma Düzeni”, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021/2.
  6. Yürekli, Suat, “Ceza Muhakemesinde Duruşma: Kavram, Hakim Olan İlkeler ve Düzen ve Disiplinin Sağlanması”, Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dergisi, 2024/1.
  7. Sarıtaş, Eda, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020.
  8. Sümer, A. Emre, “Silahların Eşitliği İlkesi Bağlamında Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafiin Dosya İnceleme Yetkisi ve Bu Yetkinin Kısıtlanması”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 2022.

Elektronik Kaynaklar

  1. HUDOC karar veritabanı, Faysal Pamuk ve Balta ve Demir kararları.
  2. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkına ilişkin bireysel başvuru kararları.
  3. Yargıtay Karar Arama, 175 ve duruşma hazırlığı rejimine ilişkin karar metinleri.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler