EPDK Kararlarına Karşı Yargı Yolu ve İptal Davası

EPDK kararlarına karşı yargı yolu kapsamında güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve elektrik iletim altyapısı

I. EPDK ve Kararlarının Hukuki Niteliği

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) kararlarının yargısal denetimi, yalnızca İYUK uygulaması değildir. Anayasa, idare hukuku doktrini, sektörel piyasa kanunları ve Danıştay 13. Daire içtihadı bir arada okunmadan yargı yolu doğru tespit edilemez. Yanlış mahkeme seçimi, hazırlık işlemine açılan dava veya bireysel-düzenleyici işlem ayrımının atlanması doğrudan süre kaybına ve esastan ret kararına yol açmaktadır.

A. EPDK’nın Kurumsal Yapısı

EPDK, 3/3/2001 tarihli ve 24335 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile başlangıçta “Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu” adıyla kurulmuştur. 2/5/2001 tarihli ve 24390 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ile görev alanı doğal gaz piyasasını kapsayacak şekilde genişlemiş ve Kurum bugünkü adını almıştır. 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu‘nun 30. maddesi ile 4628 sayılı Kanun‘un başlığı “Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiş; elektrik piyasasına ilişkin maddi düzenlemeler 6446 sayılı Kanun‘a taşınmıştır.

Kurum’un düzenlediği piyasalar dörde çıkmıştır: elektrik (6446), doğal gaz (4646), petrol (5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu) ve LPG (5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları Piyasası Kanunu).

Karar organı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’dur. Güncel kurumsal rejimde Kurul, biri Başkan ve biri İkinci Başkan olmak üzere Cumhurbaşkanı tarafından atanan yedi üyeden oluşur. Başkan ve üyeler; hukuk, siyasal bilgiler, idari bilimler, kamu yönetimi, iktisat, mühendislik, işletme veya maliye alanlarında yüksek öğrenim görmüş, kamu veya özel sektörde yeterli mesleki tecrübeye sahip kişiler arasından seçilir. 2/7/2018 tarihli 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sonrasında atama yetkisi Cumhurbaşkanı’na geçmiş; Kurul’un teşkilat ve atama rejimi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi çerçevesinde yeniden şekillenmiştir. 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki cetvelde EPDK başkan ve üyeleri için dört yıllık görev süresi öngörülmektedir.

Kurum dokuz hizmet birimine sahiptir: Elektrik Piyasası Dairesi, Doğal Gaz Piyasası Dairesi, Petrol Piyasası Dairesi, LPG Piyasası Dairesi, Tarifeler Dairesi, Denetim Dairesi, Hukuk Dairesi, Strateji Geliştirme Dairesi ve İnsan Kaynakları ile Destek Hizmetleri Dairesi. Kurul Başkanı, aynı zamanda Kurumun başkanıdır. Başkanlık tarafından personele devredilen yetkiler dışında Kurumun tüm icrai kararları Kurul tarafından alınır. Daire raporları tek başına icrai işlem niteliği taşımaz; ancak Kurul kararına bağlandıklarında yargı denetimine açılırlar.

B. Bağımsız İdari Otorite (BİO) Niteliği

EPDK, Türk idare hukuku doktrininde bağımsız idari otorite olarak nitelendirilir. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu bu kuruluşları “düzenleyici ve denetleyici kurum” başlığı altında toplar. Türkiye’de bu yapılanmanın ilk örneği 1981 yılında 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ile kurulan SPK’dır. 4054 sayılı Kanun ile 1994’te kurulan Rekabet Kurumu ve 4628 sayılı Kanun ile 2001’de kurulan EPDK aynı çizgide yer alır.

İdare hukuku öğretisinde Kemal Gözler ve Gürsel Kaplan, bağımsız idari otoriteleri “siyasi organlardan bağımsız, temel hak ve özgürlükler ile ekonomik etkinliklerle ilgili duyarlı konularda düzenleyici veya bireysel nitelikte idari icrai kararlar alıp uygulayan kuruluşlar” olarak tanımlar (Gözler/Kaplan, İdare Hukuku Dersleri, 15. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa 2014, s.243). Şeref Gözübüyük ve Turgut Tan, bu kuruluşların yasama, yürütme ve yargı yetkilerine benzer yetkilerle donatıldığını vurgulayarak “karma veya melez (hybride) nitelikte” olduklarını ileri sürer (Gözübüyük/Tan, İdare Hukuku Cilt I Genel Esaslar, 9. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara 2013, s.328). Ender Ethem Atay, BİO’lerin idari organ vasfını koruduğunu fakat hiyerarşik ve vesayet denetiminden bağımsız olduğunu belirtir (Atay, İdare Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara 2006, s.314). Aynı yöndeki tespitler Metin Günday (İdare Hukuku, 10. Baskı, İmaj, Ankara 2013, s.569), Bahtiyar Akyılmaz/Murat Sezginer/Cemil Kaya (Teori Türk İdare Hukuku, Seçkin, Ankara 2014, s.360), Ramazan Çağlayan (İdare Hukuku Dersleri) ve Ali Ulusoy’un “Bağımsız İdari Kurumlar” başlıklı çalışmasında (Danıştay Dergisi, Sayı 100, Yıl 1999, s.5) yer alır.

EPDK’nın BİO niteliğini üç özellik somutlaştırır: kamu tüzel kişiliği, idari ve mali özerklik, hiyerarşik denetim ve vesayet denetiminden bağımsızlık. Kurum, devlet tüzel kişiliğinden ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahiptir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan emir ve talimat almaz; Bakanlık ile yalnızca “ilişkili kuruluş” düzeyinde koordinasyon bağı bulunur. BİO denetiminin özel rejimi 31/1/2002 tarihli ve 24656 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4743 sayılı Malî Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile düzenlenmiştir. 4628 sayılı Kanun‘un 6. maddesindeki yasakların ihlali veya devlet memurluğu şartlarının kaybı dışında üyeler görev süresi dolmadan görevden alınamaz. Bu güvence, EPDK kararlarının yürütme organının iradesinden bağımsız hukuki niteliğinin de temelidir.

C. EPDK Kararlarının İdari İşlem Niteliği

EPDK Kurul kararları idari işlemdir. Anayasa’nın 123. maddesi idare bütünlüğü ilkesini, 125. maddesi ise idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olduğunu hükme bağlar. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)‘nun 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi iptal davasının konusunu “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” olarak tanımlar. EPDK kararları bu kapsamda iptal davasına konu edilir.

İdari işlem niteliğinin üç görünümü vardır. Birinci olarak, Kurul kararları tek taraflıdır; lisans sahibinin rızasına bağlı değildir, kamu gücü kullanılarak alınır. İkinci olarak, kararlar icrai niteliktedir; ayrı bir tasarrufa gerek olmaksızın doğrudan hukuki sonuç doğurur. Lisans iptali kararı tebliğ edildiği anda lisans sona erer; idari para cezası kararı tebliğde tahakkuk eder; tarife kararı yayım tarihinde uygulanmaya başlar. Üçüncü olarak, Anayasa m.125 uyarınca yargısal denetime tabidir. Danıştay 13. Dairesi, Enerjisa Enerji Üretim A.Ş.’nin Adana Tufanbeyli ilçesinde planladığı kömürlü termik santral için 2004 yılında EPDK tarafından verilen elektrik üretim lisansının iptali istemiyle Adana Barosu ve çevre dernekleriyle birlikte 2014’te açılan davayı 23/11/2023 tarihli kararıyla karara bağlamıştır. Karar, bağımsız idari otorite kararlarının yargı denetimi alanını somutlaştıran güncel emsallerdendir.

D. Bireysel ve Düzenleyici İdari İşlem Ayrımı

EPDK kararlarına karşı dava açmadan önce yapılması gereken ilk hukuki nitelendirme, kararın bireysel mi yoksa düzenleyici nitelik mi taşıdığıdır. Bu ayrım görevli mahkemeyi, dava açma süresinin başlangıcını ve dilekçenin içeriğini doğrudan etkiler.

Bireysel idari işlemler, belirli bir kişi veya kişiler grubuna yönelik, somut ve tek seferlik kararlardır. EPDK pratiğinde tek bir tüzel kişinin lisansının iptali, lisans sahibine yönelik idari para cezası, lisans tadili veya saha tadili reddi, önlisans süre uzatım reddi ve TEİAŞ ile koordinasyonlu bağlantı görüşü kapsamında verilen ret kararları bu kategoriye girer. Aralık 2025’te Akfen Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Powergy Elektrik Enerjisi Üretim A.Ş., YBT Enerji Elektronik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Call Enerji A.Ş. ve Ral Enerji A.Ş.’nin toplam 168 megavat kurulu gücündeki beş depolamalı önlisansının süre uzatım talebinin reddedilerek iptal edilmesi bireysel idari işlemin somut bir örneğidir. Bu işlemler tebliğden itibaren altmış gün içinde dava konusu yapılır. İdari para cezaları ve diğer bireysel yaptırım kararları bakımından yargı yolu, 6352 sayılı Kanun ile enerji piyasası mevzuatında yapılan değişiklikler ve 4628 sayılı Kanun m.12 dahil ilgili özel hükümler birlikte okunarak belirlenir. Bu rejimde EPDK idari yaptırım kararlarına karşı idari yargı yolu açıktır; uygulamada işlemi tesis eden Kurum’un Ankara’da bulunması nedeniyle Ankara İdare Mahkemeleri görev ve yetki analizinde merkezî konumdadır.

Düzenleyici idari işlemler ise genel, soyut, sürekli ve herkesi bağlayıcı kurallardır. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği, Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği, 6446 sayılı Kanun‘un 16. maddesi uyarınca her yıl çıkarılan idari para cezası tebliği, tarife metodolojisi kararları ve Kurul ilke kararları bu kategoride yer alır. 2025 yılı tutarları, 26/12/2024 tarihli ve 32764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğde 2024 yılı yeniden değerleme oranı olan %43,93 nispetinde artırılarak belirlenmiştir. Düzenleyici işlemler Resmî Gazete’de ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde doğrudan Danıştay’da dava konusu yapılır. 2575 sayılı Danıştay Kanunu‘nun 24. maddesi ile Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 18/12/2020 tarihli ve 2020/62 sayılı, sonrasında 19/7/2023 tarihli ve 2023/33 sayılı işbölümü kararları çerçevesinde EPDK’nın düzenleyici işlemlerine ilişkin davalar Danıştay 13. Daire’de görülür. Daire’nin 13/6/2017 tarihli ve E.2013/1864, K.2017/1932 sayılı Kararı ile “Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik”in iptal edilmesi, kategorinin emsal uygulamasıdır.

Bu ayrımın somut sonucu önemlidir. Aynı uyuşmazlık konusu, bireysel uygulama işlemi olarak ilgili idare mahkemesinde, dayanağı olan düzenleyici işlem yönüyle Danıştay 13. Daire’de ayrı ayrı dava konusu yapılabilir. İYUK m.7‘nin dördüncü fıkrası, düzenleyici işlem ile bu işleme dayanılarak tesis edilen bireysel işleme karşı ayrı ayrı dava açılabileceği gibi her ikisinin birden dava konusu yapılmasına da imkân tanımaktadır. Pratikte birçok dosyada düzenleyici işlemin iptaline yönelik talep, bireysel iptal davasının dilekçesinde tali talep olarak da yer alır.

E. İcrai İşlem ve Hazırlık İşlemi Ayrımı

Yargı yolunun tespitinde ikinci kritik ayrım, kararın icrai mi yoksa hazırlık niteliğinde mi olduğudur. İcrai işlem, başka bir tasarrufa gerek olmaksızın doğrudan ilgilinin hukuki durumunu değiştirir; kesindir ve yürütülebilir. Hazırlık işlemi ise nihai işlemin oluşumuna yönelik ara basamakları ifade eder ve tek başına dava konusu yapılamaz. Danıştay 6. Dairesi 30/9/2020 tarihli ve K.2020/8413 sayılı Kararı‘nda Uşak Belediye Meclisi’nin Bakanlıktan riskli alan tespit talebine ilişkin kararını hazırlık işlemi olarak nitelendirmiş ve idari davaya konu edilemeyeceğine hükmetmiştir.

EPDK süreçleri bu ayrımın yoğun uygulama alanını oluşturur. Önaraştırma kararı, soruşturma açılması yönündeki Kurul kararı, soruşturma kapsamında düzenlenen Daire Başkanlığı raporu, ihtar yazıları ve geçici durdurma öncesi tebligatlar hazırlık işlemi niteliğindedir. Tek başlarına iptal davasına konu yapılamazlar. Yaptırım kararı, yani Kurul’un idari para cezası, lisans iptali veya geçici durdurma süresine ilişkin nihai kararı icrai işlemdir. Dava açma süresi bu kararın tebliği ile başlar.

Uygulamada en sık karşılaşılan yanlış, lisans sahibinin soruşturma raporuna itirazını “dava” başlığı altında doğrudan Danıştay veya idare mahkemesine sunmasıdır. Davanın “icrai işlem bulunmadığı” gerekçesiyle reddedilmesi kaçınılmazdır. Kurul kararı tebliğ edildiğinde altmış günlük dava süresi yeniden başlar; ancak ilk başvuruda harcanan zaman ve dilekçe içeriği fiilen kaybolmuştur. Bu hata özellikle çok aktörlü dosyalarda (örneğin dağıtım şirketleri aleyhine yürütülen rekabet ihlali soruşturmaları) avukatın savunma stratejisini zayıflatır.

Soruşturma usulü içindeki ihtar süreci de bu kategoride özel bir tartışma noktasıdır. Doğal Gaz Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 21. maddesi (28/1/2003 tarihli ve 25007 sayılı Resmî Gazete) soruşturma raporunda mevzuata aykırılık tespit edilmesi ve bu tespitin Kurul tarafından sabit görülmesi hâlinde ilgiliye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek aykırılığı düzeltme yönünde uyarıda bulunulmasını zorunlu kılar. İhtar yazısı icrai bir yaptırım kararı değildir; savunma hakkını kullandırmaya yönelik hazırlık işlemidir. İhtara karşı doğrudan dava açan davacının davası reddedilir. Kurul karar süreci ilerledikçe savunma argümanları işlevsel ağırlığını yitirebilir.

F. Yargı Yolu Tespiti İçin Dört Soruluk Analiz

EPDK kararına karşı dilekçe yazılmadan önce dört soru cevaplanır.

İlk soru: işlem icrai mi, hazırlık niteliğinde mi? Cevap yanlış verildiğinde dava ehliyet veya menfaat yokluğundan reddedilir. Soruşturma raporu, önaraştırma kararı, ihtar yazısı hazırlık işlemidir. Kurul kararı icrai işlemdir.

İkinci soru: işlem bireysel mi, düzenleyici mi? Cevap görevli mahkemeyi belirler. Tek lisans sahibine yönelik karar bireyseldir ve idare mahkemesinde görülür. Yönetmelik, tebliğ ve Kurul ilke kararı düzenleyicidir; Danıştay 13. Daire’de görülür.

Üçüncü soru: ivedi yargılama kapsamında mı? İYUK m.20/A‘da sayılan kategorilerde dava süresi otuz güne iner, İYUK m.11 başvurusu süreyi durdurmaz, istinaf kapalıdır, doğrudan Danıştay temyizine gidilir. EPDK kararları bakımından bu kapsam tartışmalı bir alandır ve dosya bazında değerlendirme gerektirir.

Dördüncü soru: görevli ve yetkili mahkeme hangisidir? EPDK idari yaptırım kararlarında yargı yolu, 6352 sayılı Kanun ile enerji piyasası mevzuatında yapılan değişiklikler ve 4628 sayılı Kanun m.12 dahil ilgili özel hükümler birlikte okunarak belirlenir. Tek lisans sahibine yönelik lisans iptali, önlisans süre uzatım reddi, saha tadili reddi veya idari para cezası bireysel işlem niteliğindedir; bu işlemler bakımından idare mahkemesi görevi öne çıkar. Buna karşılık yönetmelik, tebliğ, tarife metodolojisi ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici Kurul kararları bakımından Danıştay 13. Dairesi ilk derece yargı yeri olarak gündeme gelir.

Bu dört sorunun cevabı yanlış verildiğinde sonuç sadece dava reddi değildir. Süreler sayılmaya devam ettiği için yeniden dava açma imkânı da çoğu zaman ortadan kalkar. Danıştay 13. Dairesi’nin 2009/6326 esas, 17/10/2011 tarihli ve 2011/4522 sayılı Kararı ile sonuçlanan ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 19/12/2012 tarihli ve E.2012/1142, K.2012/2863 sayılı Kararı ile onanan dosya, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nun 19. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin (3) numaralı alt bendi uyarınca uygulanan idari para cezasına karşı açılan iptal davasının nasıl ilerlediğini ve görevli/yetkili mahkeme tespitinin sonuçlarını gösterir.

EPDK kararlarının hukuki niteliği bir teorik tartışma değildir. Süre, görev, yetki ve dilekçe içeriği bu nitelendirmeden çıkar. Sonraki bölüm, EPDK’nın aldığı kararların tipoloji düzeyinde dökümünü; her karar türü için uygulanacak özel rejimi ve karşılaşılan tipik uyuşmazlıkları sunar.

II. EPDK Karar Tipolojisi: Tüm Karar Türleri

EPDK’nın aldığı kararlar, dört piyasada (elektrik, doğal gaz, petrol, LPG) ve dört temel kategoride (lisans işlemleri, idari yaptırımlar, tarife kararları, düzenleyici işlemler) toplanır. Her kategori farklı bir mevzuat altyapısına, farklı bir uyuşmazlık profiline ve farklı bir yargılama rejimine bağlıdır. Yargı yolu tespitinin doğru yapılabilmesi için her karar türünün ayrı ayrı tanınması gerekir.

A. Elektrik Piyasasında Lisans İşlemleri

6446 sayılı Kanun, elektrik piyasasında belirli faaliyetler için EPDK lisansını zorunlu tutar. Lisans alınmadan üretim, iletim, dağıtım, piyasa işletim, tedarik ve toplayıcılık gibi lisansa tabi piyasa faaliyetleri yürütülemez. Güncel Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği m.8 çerçevesinde Kurumdan alınabilecek lisans türleri şunlardır: üretim lisansı, OSB üretim lisansı, iletim lisansı, piyasa işletim lisansı, dağıtım lisansı, OSB dağıtım lisansı, tedarik lisansı ve toplayıcı lisansı. Toptan satış, perakende satış, ithalat ve ihracat gibi faaliyetler güncel rejimde ayrı lisans türü olarak değil; ilgili lisansın kapsamı, piyasa faaliyeti veya özel izin/işlem rejimi içinde değerlendirilmelidir. Bunlara önlisans aşaması ve dış ticaret faaliyetleri için ayrıca uygulanacak özel yetkilendirme ve bildirim süreçleri eklenir. Lisans süresi en çok kırk dokuz yıldır; üretim, iletim ve dağıtım lisanslarında asgari süre on yıldır. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği (EPLY), bu lisans rejiminin teknik dayanağıdır.

Önlisans işlemleri, üretim faaliyetine başlamadan önce alınması zorunlu olan iznin verilmesini düzenler. EPLY m.12 uyarınca önlisans başvuruları EPDK Başvuru Sistemi üzerinden e-Devlet, e-imza veya mobil imza ile yapılır. Önlisans süresinin genel çerçevesi EPLY m.9‘da yer alır: süre, kaynak türü ve kurulu güce bağlı olarak, mücbir sebep hâlleri hariç 36 ayı geçmemek üzere Kurul kararıyla belirlenir. 26/12/2024 tarihli ve 13131-2 sayılı Kurul kararı eki “Önlisans ve Tesis Tamamlanma Süreleri” tablosuna göre genel üretim tesislerinde önlisans süresi 5 MW ve altı için 24 ay, 5 MW üzeri ve 50 MW dahil için 30 ay, 50 MW üzeri için 36 ay olarak uygulanır. YEKA için yapılacak başvurular Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği süreleri çerçevesinde değerlendirilir.

Önlisans rejiminin son dönemde en yoğun uyuşmazlık alanı depolamalı önlisans kategorisidir. 19 Kasım 2022’de açılan başvurularla birlikte toplam 33.000 megavat kapasite için önlisans verilmiştir. EPDK, kurulu güce bağlı olarak 24-36 ay arasında değişen önlisans süresi içinde proje ilerleme yükümlülüğü öngörmektedir. Yatırımcıların yükümlülüklerini tamamlayamadığı dosyalarda süre uzatım talepleri sunulmakta; Kurum bu talepleri ayrı ayrı değerlendirmektedir. Aralık 2025’te Akfen Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Powergy Elektrik Enerjisi Üretim A.Ş., YBT Enerji Elektronik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Call Enerji A.Ş. ve Ral Enerji A.Ş.’nin toplam 168 megavat kurulu gücündeki beş depolamalı önlisansının süre uzatım talepleri reddedilerek önlisansları iptal edilmiştir. EPDK’nın 33.000 megavatlık 678 önlisansı yakından izlediği yönündeki kamuoyu duyuruları, bu kategorideki dava sayısının artmaya devam edeceğini göstermektedir. Konuya ilişkin ayrıntılı yol haritası için EPDK Kurul Kararıyla Depolamalı Önlisans Reddi Sonrası İptal Davası Yol Haritası ile TEİAŞ Olumsuz Bağlantı Görüşü Sonrası Depolamalı Önlisans Reddi: 2026 Hukuki Yol Haritası çalışmaları incelenebilir.

Üretim lisansı işlemleri, önlisans yükümlülüklerini yerine getiren tüzel kişiye verilir. EPLY m.17, önlisans süresi içinde tamamlanması zorunlu yükümlülükleri (saha mülkiyet veya kullanım hakkı, nazım ve uygulama imar planı onayları, ön proje veya katʼi proje onayı, TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketine bağlantı anlaşması başvurusu, RES için Teknik Etkileşim İzni) sıralayarak üretim lisansına geçişin koşullarını ortaya koyar. Üretim lisansı başvurusu EPLY m.20‘de düzenlenir. Üretim tesisi lisansta belirlenen inşaat süresi içinde kurulmazsa, mücbir sebep ve lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler dışında lisans iptal edilir ve teminat mektubu irat kaydedilir. Lisansta yer alan bilgilerde değişiklik gerektiren faaliyetler EPDK onayıyla yapılır; aksi halde lisans tadili olmadan yapılan değişiklikler yaptırıma konu olur.

Tedarik lisansı, elektrik enerjisinin perakende satışı için zorunludur. Görevli tedarik şirketleri serbest olmayan tüketicilere son kaynak tedariği yapmakla yükümlüdür. Tedarik lisansı sahibinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya ilişkileri 6446 sayılı Kanun hükümleri kapsamında soruşturma konusu yapılır.

Piyasa işletim lisansı, Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ)‘ye verilen münhasır yetkilendirmedir. EPİAŞ; gün öncesi piyasası, gün içi piyasası, vadeli elektrik piyasası, spot doğal gaz piyasası, vadeli doğal gaz piyasası ve organize YEK-G piyasasını işletmektedir.

B. Doğal Gaz Piyasasında Lisans İşlemleri

4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, doğal gaz piyasası faaliyetlerini lisans rejimine bağlar. Güncel çerçevede ithalat, spot LNG ithalatı, iletim, LNG iletimi, depolama, toptan satış, dağıtım, ihracat, CNG faaliyetleri ve son değişikliklerle birlikte sıvılaştırma faaliyeti ayrı ayrı değerlendirilir. Doğal gazın üretimi 6326 sayılı Petrol Kanunu kapsamında olduğu için ayrı bir lisans rejimine tabidir. 2/5/2024 tarihli ve 7501 sayılı Kanun ile 4646 sayılı Kanun‘a “sıvılaştırma” eklemesi yapılmış; 24/12/2025 tarihli yönetmelik değişikliğiyle sıvılaştırma lisansı başvurularına ilişkin güvenlik, bağlantı görüşü, lisans bedeli ve başvuru usulü hükümleri ayrıntılandırılmıştır.

Doğal gaz dağıtım lisansları bölgesel tekel niteliğindedir. Lisans iptali zorunlu hale geldiğinde hizmetin sürekliliği bakımından Kurul tedbir alır. 4646 sayılı Kanun hükümleri uyarınca dağıtım şebekesinin mülkiyetini elinde bulunduran lisans sahibinin nam ve hesabına 120 gün içinde yeni lisans sahibinin belirlenmesi için ihale yapılır.

Anayasa Mahkemesi’nin 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı, 7346 sayılı Kanun m.18 ile 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.6/1-(a)/(7) alt bendine eklenen “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini iptal etmiştir. İptal, tüketici mağduriyetlerinin tazminine ilişkin Kurul takdir yetkisinin kanunilik sınırları içinde tutulması gerektiğini ortaya koymuştur.

C. Petrol ve LPG Piyasasında Lisans İşlemleri

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu altında rafinerici, dağıtıcı, taşıma, ihrakiye, işleme, depolama, iletim, madeni yağ üretimi, serbest kullanıcı ve bayilik lisansları verilir. 5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu ise otogaz bayilik, dağıtım, depolama ve dolum lisanslarını düzenler. Bu iki piyasada en sık karşılaşılan uyuşmazlık konuları bayilik lisansı tadili ve idari para cezası kararlarıdır.

Bayilik lisansı dağıtıcı değişikliğine bağlı olarak resen tadil edilir. 27/6/2007 tarihli ve 1240 sayılı Kurul Kararı, dağıtıcı değişikliği sonrasında en geç 2 ay içinde kurumsal kimlik çalışmalarının tamamlanmasını zorunlu kılar. Danıştay 13. Dairesi, bir akaryakıt dağıtım şirketi bayisine ait istasyonda eski dağıtıcıya ait reklam ve amblemlerin kaldırılmaması nedeniyle EPDK tarafından uygulanan 286.160 TL idari para cezasına karşı açılan iptal davasını reddetmiş ve kurumsal kimlik değişikliğinin sadece malzeme tesliminden ibaret olmadığını, eski unsurların kaldırılıp yenisinin uygulanması zorunluluğunu vurgulamıştır.

Kaçak akaryakıt sağladığı tespit edilen lisans sahipleri için doğrudan lisans iptali öngörülmüştür. Teknik düzenlemelere uymayan ürün ikmalinde ise zararın tazmini borcu doğar. Sektörel idari para cezalarına karşı dava süreci başlatmadan önce, ilgili sektör mevzuatında öngörülen idari başvuru yollarının (İYUK m.11 dahil) doğru zamanda kullanılması stratejik önem taşır. Zorunlu idari başvuru atlandığında veya yanlış zamanlandığında dava açma süresi açısından telafisi güç sorunlar oluşabilir.

D. Lisans İptali / Askıya Alma / Sona Erdirme

EPDK’nın lisans sahibi tüzel kişi aleyhine alabileceği en ağır yaptırım lisans iptalidir. 6446 m.16/2 uyarınca para cezasını gerektiren aynı fiilin iki yıl içinde tekrar işlenmesi halinde artırılarak uygulanacak para cezasının tutarı, cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yıl bilançosundaki gayrisafi gelirin yüzde onunu aşamaz; cezaların bu düzeye ulaşması halinde Kurul lisansı iptal edebilir. EPLY m.27, üretim lisansının mücbir sebep halleri ve lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı nedenler dışında inşaat süresinin aşılması halinde iptal edileceğini düzenler.

Lisans iptali kararının sonuçları üç başlık altında toplanır. Birincisi, lisansa konu faaliyet derhal sona erer; tesis çalıştırılamaz. İkincisi, teminat mektubu irat kaydedilir. Üçüncüsü, lisans sahibinin ortaklık yapısındaki kişilerin ortak olduğu diğer tüzel kişiler Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılacak diğer yarışmalara katılamaz.

İptal kararına karşı dava süreci, kararın tebliğinden itibaren altmış gün içinde başlatılır. Lisans iptal kararı icrai işlemdir; yürütmenin durdurulması talebi çoğu dosyada belirleyici öneme sahiptir. Telafisi güç zarar argümanı, tesis yatırımına yapılan harcamalar, sözleşme yükümlülükleri ve istihdam üzerindeki etki çerçevesinde somutlaştırılır.

Danıştay 13. Dairesi’nin 2006/4709 E., 2008/6762 K. sayılı Kararı, lisans iptal kararlarının savunma hakkı (Anayasa m.36) açısından nasıl denetlendiğinin temel emsalidir. Daire, “Kurul kararı alarak, ancak mutlak suretle davacının savunmasını aldıktan sonra işlem tesis edilmesi gerekirken, İl Özel İdaresinin yazısı üzerine yukarıda belirtilen işlemleri yapmadan ve davacının savunması alınmadan doğrudan lisans iptaline ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun ilgili kararı”nın hukuka aykırı olduğuna hükmetmiştir. Karar, EPDK lisans iptal işlemlerinde savunma hakkı denetiminin titizlikle yapılması gerektiğini gösterir.

E. Lisans Tadili, Saha Tadili ve Süre Uzatımı

EPDK lisansları statik belgeler değildir. Lisansa kayıtlı bilgilerin değişmesi veya yeni bilgi eklenmesi gerektiği hallerde lisans tadili yapılır. EPLY m.24, lisans tadil başvurularının incelenmesi, değerlendirilmesi ve sonuçlandırılmasına ilişkin usulü düzenler. Tadil talebinin reddi kararı icrai işlemdir ve altmış günlük dava süresine tabidir. Bayilik lisansına kayıtlı dağıtıcı değişikliği gibi sektörel özel durumlar için ilgili piyasa yönetmeliklerinde ayrı süre kuralları öngörülmüştür.

Saha tadili, üretim tesisinin koordinat veya alan değişikliğine ilişkindir. Saha tadil reddi kararları teknik gerekçelerle alındığında çoğu zaman bilirkişi incelemesi gerektirir.

Süre uzatım talepleri, önlisans ve lisans aşamasında karşılaşılan en yoğun uyuşmazlık konusudur. Tüzel kişi süre uzatımına gerekçe olarak mücbir sebep, idari engel veya objektif engel ileri sürer. EPDK gerekçeleri ayrı ayrı değerlendirir. Süre uzatım reddi kararı icrai işlemdir ve altmış günlük dava süresine tabidir. İYUK m.11 kapsamındaki idari başvuru, doğru zamanlandığında süreyi durdurma etkisine sahiptir. Konuya ilişkin somut yol haritası için EPDK Önlisans Süre Uzatım Talebinin Reddinde Objektif Engel, İYUK m.11 ve İptal Davası çalışması incelenebilir.

F. İdari Para Cezası Kararları

EPDK’nın uyguladığı idari para cezaları, dört piyasada da çekirdek yaptırım türüdür. Mevzuat altyapısı şöyledir: 6446 m.16 (elektrik), 4646 m.9 (doğal gaz), 5015 m.19 (petrol), 5307 m.16 (LPG). Her piyasada cezayı gerektiren fiiller ayrı ayrı sayılır; tutarlar yıllık yeniden değerleme oranıyla artırılır.

26/12/2024 tarihli ve 32764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ ile 6446 m.16’da düzenlenen idari para cezaları 2024 yılı yeniden değerleme oranı olan %43,93 nispetinde artırılarak 2025 yılı için yeniden belirlenmiştir. 25/12/2025 tarihli ve 33118 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğ ise 6446 m.16 idari para cezalarını 2025 yılı yeniden değerleme oranı olan %25,49 nispetinde artırarak 2026 yılı için yeniden belirlemiştir. Petrol piyasasında ise 5015 m.19, ihlal türüne göre 2 milyon TL alt sınırdan başlayan ve net satış hasılatının binde on dördü oranına ulaşan ceza skalası öngörür.

İdari para cezası kararlarına karşı yargı yolu, 6352 sayılı Kanun ile enerji piyasası mevzuatında yapılan değişiklikler ve 4628 sayılı Kanun‘un 12. maddesi birlikte okunarak belirlenir. 4628 sayılı Kanun‘un 12. maddesi, idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabileceğini ve Kurul kararlarına karşı açılan tüm davaların öncelikli işlerden sayılacağını hükme bağlar. Danıştay içtihatlarına göre EPDK idari para cezası kararları yürütülebilir niteliktedir; ancak yürütmenin durdurulması istemi tüm dosyalarda zorunlu değildir. Tercih, somut zarar argümanlarına göre belirlenir. Para cezalarının iptal davası süreci ile tahsil süreci arasındaki ilişki ve ödeme şartı ayrı ayrı değerlendirilir. Geniş çerçeve için EPDK İdari Para Cezalarının Hukuki Rejimi ve İptal Davası çalışması incelenebilir.

G. Tarife Kararları

Tarife kararları, doğrudan tüketici ve sanayi maliyetini etkileyen EPDK kararlarıdır. Dağıtım bedeli, iletim bedeli, perakende satış hizmeti bedeli, kayıp-kaçak bedeli ve son kaynak tedarik tarifesi başlıkları altında düzenlenir. Tarife yapısı 6446 m.17‘de hükme bağlanmıştır. Tarife uygulama dönemleri beş yıllık periyotlar halinde belirlenir.

2026 yılı iletim tarifeleri, EPDK’nın 30/12/2025 tarihli ve 14204 sayılı Kurul Kararı ile 1/1/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe konulmuş; 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. 2026 yılı iletim tarifeleri, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde yürürlüğe konulmuştur. 2026-2030 dönemi ise dağıtım ve görevli tedarik şirketleri bakımından yeni tarife uygulama dönemi olarak ayrıca değerlendirilmelidir. 31 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Kurul kararı, 2026 son kaynak tedarik tarifesi sınırlarını mesken tüketici grubu için 4.000 kWh, kalan diğer tüketici grupları için 15.000 kWh, diğer tüketici ve tarımsal faaliyetler grubu için 150 milyon kWh olarak belirlemiştir.

Tarife kararları düzenleyici işlem niteliğindedir; Resmî Gazete’de ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde Danıştay 13. Daire’de dava konusu yapılır. Tek başlarına icrai işlem niteliği taşıdıkları için ayrı bir uygulama işlemine gerek olmaksızın yürütmenin durdurulması talebine konu edilebilirler.

Kayıp-kaçak bedeli, EPDK tarife rejiminin en tartışmalı kalemlerinden biridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014’te verdiği ve kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden tahsil edilemeyeceği yönündeki kararının ardından kanun koyucu 4/6/2016 tarihli ve 6719 sayılı Kanun ile 6446 m.17‘de değişiklik yapmış ve EPDK tarafından onaylanan tarifelerde maliyet kalemi olarak kayıp-kaçak bedelinin tahsiline açıkça yetki vermiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 28/12/2017 tarihli ve E.2016/150, K.2017/179 sayılı Kararı (15/2/2018 tarihli ve 30333 sayılı Resmî Gazete) bu düzenlemeyi büyük ölçüde Anayasa’ya uygun bulmuştur. Karar, kayıp-kaçak bedellerinin kamu yararı amacı güttüğü, özel şirketler tarafından tahsil edilmesine rağmen sonuç olarak TETAŞ aracılığıyla kamu kaynaklarına geri döndüğü gerekçesine dayanmıştır.

H. Piyasa İşletim Kararları

Piyasa işletim kararları, organize toptan enerji piyasalarındaki fiyat oluşumu, dengeleme ve uzlaştırma süreçlerine ilişkin EPDK düzenlemelerini içerir. Bu kararlar piyasa katılımcılarının ticari operasyonlarını doğrudan etkiler.

21/6/2015 tarihli ve 29393 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Gün Öncesi Piyasasında ve Dengeleme Güç Piyasasında Asgari ve Azami Fiyat Limitlerinin Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar”, bu alandaki temel düzenlemedir. Kurul, asgari ve azami fiyat limitlerini periyodik olarak güncellemektedir. 2 Nisan 2026 tarihli ve 14459 sayılı Kurul Kararı ile azami fiyat limiti 4.500 TL/MWh olarak belirlenmiştir. Karar, 4 Nisan 2026’da yürürlüğe girmiştir. Önceki dönem güncellemeleri sırasıyla şunlardır: 27 Mart 2025 tarihli ve 13423 sayılı Karar ile 3.400 TL/MWh; 27/6/2024 tarihli ve 12716 sayılı Karar ile 3.000 TL/MWh; 3/7/2023 tarihli ve 11933 sayılı Karar ile 2.700 TL/MWh; 30/3/2023 tarihli ve 11772 sayılı Karar ile 2.600 TL/MWh.

Piyasa işletim kararları doğrudan iptal davasına konu yapılabilir. EPİAŞ’ın işlettiği piyasalardaki uzlaştırma ve faturalama hizmetlerine ilişkin uyuşmazlıklar ise nitelik analizi gerektirir; özel hukuk uyuşmazlığı sayılan hallerde adli yargı yetkilidir, kamu gücü içeren işlemlerde idari yargı yetkilidir. Şeffaflık Platformu üzerinden veri yayımlama yükümlülüğü, 13/5/2016 tarihli ve 6282-4 sayılı Kurul Kararı ile düzenlenen “Organize Toptan Elektrik Piyasalarında Şeffaflığın Teminine İlişkin Usul ve Esaslar”a dayanmaktadır.

I. Düzenleyici İşlemler: Yönetmelik, Tebliğ, Kurul İlke Kararı

EPDK’nın aldığı düzenleyici işlemler, genel ve soyut nitelik taşıdıkları için doğrudan Danıştay 13. Daire’de iptal davasına konu yapılır. Bu kategoride en sık karşılaşılan düzenleme türleri şunlardır:

Birincisi yönetmeliklerdir: Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği, Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği, Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği, Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği, Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği. Yönetmelik iptal davaları, Danıştay 13. Dairesi’nin 13/6/2017 tarihli ve E.2013/1864, K.2017/1932 sayılı Kararı ile “Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik”in iptaline kadar varan sonuçlar doğurabilir.

İkincisi tebliğlerdir: yıllık idari para cezası tebliğleri (örneğin 26/12/2024 tarihli ve 32764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6446 m.16 tebliği), tarife metodolojisi tebliğleri, kaçak veya usulsüz doğal gaz kullanımı durumunda uygulanacak usul ve esaslar tebliği. Tebliğler de Resmî Gazete’de ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde Danıştay’da iptal davasına konu yapılır.

Üçüncüsü Kurul ilke kararlarıdır: Şeffaflık Platformu kararı, gün öncesi piyasası fiyat limiti kararları, son kaynak tedarik tarifesi kararları. İlke kararları, içeriklerine göre düzenleyici işlem veya bireysel işlem olarak nitelendirilir. Genel uygulamaya yönelik ilke kararları düzenleyici niteliktedir.

J. Bağlantı Görüşü ve TEİAŞ ile Koordinasyon

Üretim tesisi kuracak tüzel kişinin önlisans alabilmesinin bir koşulu, iletim ve/veya dağıtım sistemine bağlantısı hakkında olumlu görüş alabilmesidir. TEİAŞ tarafından “kapasite yok” gerekçesiyle verilen olumsuz bağlantı görüşü, doğrudan EPDK önlisans başvurusunun reddine yol açar. Önlisans sürecinde bağlantı ve sistem kullanımı hakkındaki görüşün alınması, Kuruma sunulması, başvuru sahibine bildirilmesi ve bu görüşe itiraz EPLY m.15; uygun bağlantı görüşü verilmeyen başvurunun reddi ise EPLY m.16/4-(a) çerçevesinde değerlendirilir. Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği ise bağlantı anlaşması, sistem kullanım anlaşması ve teknik şebeke ilişkilerine dair tamamlayıcı çerçeveyi oluşturur.

Bağlantı görüşü uyuşmazlıkları iki katmanlı bir hukuki analiz gerektirir. Birinci katmanda TEİAŞ’ın görüş ret işleminin hukuki niteliği tartışılır; ikinci katmanda EPDK’nın bu görüşe dayanan ret kararı dava konusu yapılır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 22/9/2025 tarihli ve 2025/426 sayılı Kararı ile 7/7/2025 tarihli ve 2025/348 sayılı Kararı, RES katkı payı bedeline ilişkin uyuşmazlıklarda yargısal denetimin idari yargı yerince yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Daire, “İdarî işlemler, çeşitli hukukî etkiler doğurmak amacıyla yapılan tek yanlı ve icrâî irade açıklamaları” tanımı çerçevesinde TEİAŞ’ın işlemlerinin idari nitelik taşıdığını kabul etmiştir. Bu içtihatlar EPDK-TEİAŞ koordinasyonunda doğan uyuşmazlıkların idari yargı görev alanına girdiğini netleştirmektedir.

K. Kamulaştırma Kararları

EPDK, enerji yatırımları için gerekli arazilerin kamulaştırılması konusunda da yetkilidir. 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile EPDK tarafından yapılacak kamulaştırmalarda 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu‘nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırma usulü uygulanması kararlaştırılmıştır. Bu yetki çerçevesinde alınan kamulaştırma kararları, hem mülkiyet hakkı sahibi taşınmaz malikleri hem de enerji yatırımcısı tüzel kişiler bakımından doğrudan etkili idari işlemlerdir.

Kamulaştırma kararlarına karşı yargı yolu iki ayrı boyutta işler. İdari yargı boyutunda kamulaştırma kararının iptali Danıştay’da veya idare mahkemesinde, kararın gerektirdiği kamu yararı kararı ile birlikte değerlendirilir. Adli yargı boyutunda ise kamulaştırma bedeli ve tescil davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Anayasa Mahkemesi’nin 2015/16665, 2015/17647 ve 2015/17721 sayılı birleştirilen bireysel başvuruları, Elazığ Karakoçan ilçesinde EPDK tarafından yapılan kamulaştırmalara karşı taşınmaz maliklerinin mülkiyet hakkı ihlali iddiasıyla yaptığı başvurulardır. Bu içtihat, EPDK kamulaştırma kararlarının Anayasa m.35 ve AİHS P1-1 mülkiyet hakkı denetimine tabi olduğunu somutlaştırır.


EPDK karar tipolojisinin bu on bir kategoriye dağılan yapısı, her dosyada hangi mevzuat hükmünün, hangi mahkeme görevinin ve hangi süre rejiminin uygulanacağını belirler. Sonraki bölüm, bu karar türlerine uygulanacak mevzuat çerçevesini bir bütün halinde sunar.

III. Uygulanacak Mevzuat Çerçevesi

EPDK kararlarına karşı yargısal denetim, tek bir kanun üzerinden değil; iç içe geçmiş üç mevzuat katmanı üzerinden işler. İlk katman, sektörel piyasa kanunlarıdır (elektrik, doğal gaz, petrol, LPG). İkinci katman, EPDK’nın kendi teşkilat kanunu ve yargı yolu mevzuatıdır (4628, 2577, 2575). Üçüncü katman, yatay nitelikli yardımcı mevzuattır (5326 Kabahatler Kanunu, 6352 ve 6719 değişiklik kanunları, 7501 ve 7524 güncel kanunlar). Doğru dava stratejisi, bu üç katmanı aynı anda okuyabilmeye bağlıdır.

A. Sektörel Piyasa Kanunları

EPDK’nın yetkili olduğu dört piyasa, dört ayrı kanunda düzenlenmiştir. Her bir kanun; piyasa tanımları, lisans rejimi, yaptırımlar ve yargı yolu hükümlerini içerir. Bu kanunların birbirinden bağımsız yapı arz etmesi, çoklu piyasa faaliyeti gösteren tüzel kişiler bakımından dosya bazında ayrı ayrı analiz yapılmasını zorunlu kılar.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu (14/3/2013), 30/3/2013 tarihli ve 28603 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun, elektrik piyasası faaliyetlerini lisans rejimine bağlamış; üretim, iletim, dağıtım, perakende satış, piyasa işletim ve dış ticaret faaliyetleri için EPDK lisansını zorunlu kılmıştır. Yargı yolu bakımından kritik hükümler şunlardır: m.16 yaptırımları ve idari para cezalarını düzenler; m.17 tarife rejimini, kayıp-kaçak bedeli dahil tarife unsurlarını ve yargı denetimini hükme bağlar; geçici m.19 ve geçici m.20, daha önce alınan Kurul kararlarına dayanılarak yapılan tahsilatlar için özel rejim öngörür. Önlisans ve lisans verme, tadil, sona erme ile iptal hâlleri m.6 ve m.7 hükümlerinde düzenlenmiştir. Kanun, 4628 sayılı önceki Elektrik Piyasası Kanunu’nun yerine geçmiş; aynı zamanda 4628 sayılı Kanun‘un başlığını değiştirerek EPDK teşkilat kanunu haline getirmiştir.

4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu (18/4/2001), 2/5/2001 tarihli ve 24390 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun’un m.4 ila m.6 lisans rejimini, m.7 rekabetin korunmasını, m.9 yaptırımları ve idari para cezalarını, m.10 ön araştırma, soruşturma ve dava hakkını düzenler. 2/5/2024 tarihli ve 7501 sayılı Kanun ile 4646 sayılı Kanun‘da kapsamlı değişiklikler yapılmış; tanımlar arasına “sıvılaştırma” ibaresi eklenmiş, doğal gaz faaliyet türleri yeniden tanımlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı, 4646 sayılı Kanun m.6/1-(a)/(7) alt bendine 7346 sayılı Kanun m.18 ile eklenen “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini iptal ederek belirsiz yetki devirlerine karşı kanunilik denetimini öne çıkarmıştır. Kanun’un m.10 hükmü uyarınca idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılır.

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu (4/12/2003), 20/12/2003 tarihli ve 25322 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. m.19 idari para cezalarını ihlal türü ve ceza skalası ayrımıyla düzenler. 14/2/2019 tarihli ve 7164 sayılı Kanun ile m.19’da kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. 5015 m.19/a uyarınca rafinerici, dağıtıcı, taşıma, ihrakiye, işleme, depolama, iletim, madeni yağ üretimi ve serbest kullanıcı lisansı kapsamına giren faaliyetlerin lisans almaksızın yapılması halinde 2 milyon TL’den az olmamak ve 10 milyon TL’yi geçmemek üzere; bir önceki yıl ilgili lisansa konu petrol piyasası faaliyetinden elde edilen net satış hasılatının binde on dördü oranında idari para cezası uygulanır. m.20 lisans iptalini, m.21 itiraz ve yargı yolunu düzenler; m.21/3 idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabileceğini ve Kurul kararlarına karşı açılan her türlü davanın öncelikli işlerden sayılacağını hükme bağlar.

5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu (2/3/2005), 13/3/2005 tarihli ve 25754 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun, LPG piyasası faaliyetlerini dağıtıcı, taşıma, depolama, dolum ve otogaz bayilik lisansları altında düzenler. m.16 idari para cezalarını, m.17 idari yaptırımları, m.18 ise ön araştırma, soruşturma ve dava hakkını düzenler. Otogaz bayilik lisansı düzenlemeleri, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Lisans Yönetmeliği‘nde detaylandırılmıştır.

B. EPDK Teşkilat Kanunu: 4628 Sayılı Kanun

4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, EPDK’nın kurumsal yapısını, Kurul’un görev ve yetkilerini, idari yaptırımları ve yargı yolunu düzenleyen çekirdek mevzuattır. Güncel rejimde Kurul, biri Başkan ve biri İkinci Başkan olmak üzere Cumhurbaşkanı tarafından atanan yedi üyeden oluşmaktadır; başkan ve üyelerin görev süresi ise 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki cetvel uyarınca dört yıl olarak uygulanmaktadır. m.5/A, 5/B ve 5/C Kurul görev ve yetkilerini, m.6 Kurul üyelerinin görev yasaklarını sıralar. Kanun’un m.12 hükmü, idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabileceğini ve Kurul kararlarına karşı açılan tüm davaların öncelikli işlerden sayılacağını hükme bağlar.

Anayasa Mahkemesi’nin 7/12/2023 tarihli ve E.2018/117, K.2023/212 sayılı Kararı, 4628 sayılı Kanun‘un 5. maddesinin 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK‘nın 168. maddesi ile yürürlükten kaldırılmasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmiştir. Karar, Kurul üyelerinin atanma usulü ve görev süresi gibi temel hükümlerin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile değil; kanunla düzenlenmesi gerektiğini netleştirmiştir. İptal kararı, EPDK’nın bugünkü yetki yapısına ilişkin önemli bir anayasal denetim noktası oluşturmaktadır.

C. İdari Yargı Mevzuatı: 2577 Sayılı İYUK ve 2575 Sayılı Danıştay Kanunu

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (6/1/1982), 20/1/1982 tarihli ve 17580 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. EPDK kararlarına karşı dava süreci, İYUK’un üç temel direği üzerinden işler. m.7 dava açma sürelerini düzenler; özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olarak belirlemiştir. İYUK m.7/4, düzenleyici işlem ile bu işleme dayanılarak tesis edilen bireysel işlemler arasındaki dava ilişkisini hükme bağlar.

m.10 kişilerin idareye yapacağı işlem talebi başvurusunu, idarenin zımni red veya açık ret durumunda dava süresinin başlangıcını düzenler. m.11, idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama (üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama) başvurma yolunu düzenler. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun‘un 1. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası, başvuru üzerine cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. m.11 başvurusu, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur; otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. Üst makama başvuru bakımından gözden kaçırılmaması gereken hüküm, özel kanunlarda öngörülen dava açma sürelerinde m.11’in uygulanmayacağına ilişkin Danıştay içtihadıdır. Çevre Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yedi günlük özel dava açma süresi söz konusu olduğunda, m.11 başvurusu süreyi durdurmaz. EPDK kararları açısından bu içtihat, ivedi yargılama kapsamında değerlendirilen dosyalarda m.11’in işlevsiz kalacağını gösterir.

m.20/A, ivedi yargılama usulüne tabi davaları sayar. Bu davalarda dava açma süresi otuz gün, temyiz süresi tebliğden itibaren on beş gündür; istinaf yolu kapalıdır. Doğrudan Danıştay temyizine gidilir. m.20/B, ÖSYM ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlara ilişkin uyuşmazlıkları düzenler; bu kategori EPDK kararları bakımından doğrudan uygulanmaz, ancak ÖSYM kararı niteliği taşıyan dolaylı işlemlerde dikkate alınır. m.27, yürütmenin durdurulması kararını telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarına bağlar. m.46, temyiz yolunu düzenler. 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun ile İYUK m.46‘da temyize ilişkin parasal sınır rejimi yeniden yapılandırılmıştır. Bu sınırlar her yıl yeniden değerleme oranı dikkate alınarak güncellendiğinden, EPDK idari para cezası dosyalarında istinaf ve temyiz edilebilirlik dava tarihindeki güncel parasal sınırlar üzerinden ayrıca kontrol edilmelidir. 2026 yılı için idari yargıda temyiz sınırı uygulamada 1.660.000 TL olarak dikkate alınmaktadır.

2575 sayılı Danıştay Kanunu, Danıştay’ın görev alanını ve daire yapısını düzenler. m.24, ülke genelinde uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı iptal davalarının Danıştay’da görüleceğini hükme bağlar. m.26 ve m.27, dava daireleri arasındaki iş bölümünün Danıştay Başkanlık Kurulu tarafından belirleneceğini öngörür. Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 18/12/2020 tarihli ve 2020/62 sayılı Kararı ile başlatılan ve 19/7/2023 tarihli ve 2023/33 sayılı Kararı ile güncellenen iş bölümü çerçevesinde EPDK’nın düzenleyici işlemlerine ilişkin davalar Danıştay 13. Daire‘de görülmektedir. Daire, enerji piyasası, kamu ihale, telekomünikasyon ve diğer düzenleyici kurum kararlarında ihtisas dairesi konumundadır.

D. Yatay Mevzuat

5326 sayılı Kabahatler Kanunu (30/3/2005), 31/3/2005 tarihli ve 25772 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun 1 Nisan 2005’te yürürlüğe girmiştir. Kabahatler Kanunu, idari yaptırımlar bakımından çerçeve niteliğindedir; m.3 hükmü “idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde” uygulanacağını ortaya koyar. EPDK idari para cezaları bakımından özel yargı yolu, 6446 m.16, 4646 m.10, 5015 m.21 ve 5307 m.18 hükümlerinde ve 4628 sayılı Kanun m.12 hükmünde “idare mahkemesi” olarak belirlendiği için Kabahatler Kanunu’nun m.27’de düzenlenen sulh ceza hâkimliği yolu EPDK kararlarında uygulanmaz.

Buna karşılık 5326 sayılı Kanun‘un genel hükümleri EPDK uygulamasında önemli yer tutar. m.17, idari para cezalarının maktu veya nispi olabileceğini, alt ve üst sınırı gösterilerek belirlenmesi halinde miktarın belirlenmesinde haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunun birlikte göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar. m.17/7, idari para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılmasını öngörür. 6446 sayılı Kanun‘un 16. maddesi uyarınca her yıl EPDK tarafından çıkarılan idari para cezası tebliği, dayanağını bu hükümden alır. 2025 yılı için 26/12/2024 tarihli ve 32764 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan tebliğde 2024 yılı yeniden değerleme oranı olan %43,93 nispetinde artış uygulanmıştır. Önceki yıllar için yeniden değerleme oranları sırasıyla şöyledir: 2024 için %58,46, 2023 için %122,93 (yüksek enflasyon dönemi), 2019 için %23,73.

6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun (2/7/2012), 5/7/2012 tarihli ve 28344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun’un 66. maddesi, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘nun 10. maddesinde değişiklik yaparak EPDK idari yaptırım kararlarına karşı görevli yargı yerini Danıştay’dan yetkili idare mahkemesine kaydırmıştır. Aynı değişiklik 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu için de uygulanmaktadır. 2012 öncesi dönemde idari yaptırım dahil tüm EPDK kararları Danıştay 13. Daire’de ilk derece olarak görülürken, 2012 sonrası dönemde bireysel idari yaptırım kararları için yetki Ankara İdare Mahkemeleri’nde toplanmıştır. Bireysel lisans iptali kararları kural olarak idare mahkemesinde görülür; buna karşılık ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemler, tarife metodolojisi ve düzenleyici nitelikteki Kurul kararları bakımından Danıştay’ın ilk derece görevi gündeme gelir.

6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4/6/2016), 17/6/2016 tarihli ve 29745 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun’un 21. maddesi 6446 m.17‘de, 26. maddesi ise geçici m.20’de değişiklik yaparak kayıp-kaçak bedellerinin EPDK tarafından onaylanan tarifelerde maliyet kalemi olarak yer almasını yasal zemine oturtmuştur. Düzenleme, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2014 yılındaki ve kayıp-kaçak bedelinin tüketiciden tahsil edilemeyeceği yönündeki içtihadına yasama müdahalesi niteliğindedir. Anayasa Mahkemesi’nin 28/12/2017 tarihli ve E.2016/150, K.2017/179 sayılı Kararı (15/2/2018 tarihli ve 30333 sayılı Resmî Gazete) 6719 sayılı Kanun değişikliklerinin büyük bölümünü Anayasa’ya uygun bulmuş ve iptal taleplerini reddetmiştir.

7501 sayılı Kanun (2/5/2024), 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘nda 5. madde ile değişiklik yapmış; ithalat, iletim, ihracat tanımlarına “sıvılaştırma” ibaresi eklemiştir. Düzenleme, doğal gazın sıvılaştırılması faaliyetinin lisans rejimine alınması ve özellikle LNG ithalat-ihracat operasyonları bakımından yeni bir yetkilendirme katmanı yaratmıştır.

7524 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (28/7/2024), idari yargı sürecinde temyize ilişkin parasal sınır rejimini yeniden belirlemiştir. 2577 sayılı İYUK m.46 uyarınca parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda istinaf kararı kesinleşir; temyiz yolu kapanır. Bu sınır her yıl yeniden değerleme oranı dikkate alınarak güncellendiğinden, EPDK kaynaklı idari para cezası uyuşmazlıklarında temyiz edilebilirlik mutlaka dava ve karar tarihindeki güncel eşik üzerinden kontrol edilmelidir. 2026 yılı bakımından idari yargıda temyiz sınırı uygulamada 1.660.000 TL olarak dikkate alınmaktadır.

7552 sayılı İklim Kanunu (2/7/2025), karbon fiyatlandırma rejimi ve emisyon ticaret sistemi için yasal zemin oluşturmuştur. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR ETS) Yönetmelik Taslağı ve Türkiye Karbon Denkleştirme Sistemi (TR KDS) Yönetmelik Taslağı kamuoyu görüşüne sunulmuştur. EPDK ve EPİAŞ’ın birincil ve ikincil karbon piyasalarının işletilmesindeki rolü, enerji yatırımcıları için yeni bir regülatif yükümlülük katmanı ve yeni bir uyuşmazlık alanı yaratmaktadır.

E. Elektrik Piyasası Yönetmelikleri: EPLY Eksenli Detaylı Çerçeve

Elektrik piyasasındaki günlük uygulama büyük ölçüde Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği (EPLY) üzerinden işler. EPLY, 2/11/2013 tarihli ve 28809 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmelik altı bölümden, ana metin ve geçici hükümlerle birlikte altmıştan fazla maddeden oluşur. Kanun düzeyinde 6446 sayılı Kanun‘da yer alan temel hükümler, EPLY’de teknik kurallara, başvuru takvimine, lisans tadiline, süre uzatımına ve iptal koşullarına dönüştürülerek somutlaşır. EPLY metni, ihdas tarihinden bu yana sürekli güncelleme görmüştür. Aktif uygulamaya yön veren önemli değişiklikler 23/12/2015 (29571 sayılı RG), 24/2/2017 (29989 sayılı RG), 9/6/2017 (30091 sayılı RG), 16/8/2018 (30511 sayılı RG), 9/7/2019 (30826 sayılı RG), 15/12/2017 (30271 sayılı RG), 9/5/2021 (31479 sayılı RG), 10/10/2024 (32688 sayılı RG), 17/12/2024 (32755 sayılı RG), 29/12/2025 (33122 sayılı RG) ve 29/4/2026 (33238 sayılı RG) tarihli yönetmeliklerle yapılmıştır.

Birinci Bölüm (m.1-5) yönetmeliğin amaç ve kapsamını, dayanağını ve tanımları içerir. m.1, EPLY’nin amacını “elektrik piyasasındaki önlisans ve lisanslandırma uygulamalarına ilişkin usul ve esaslar ile önlisans ve lisans sahiplerinin hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi” olarak tanımlar. m.3 dayanak olarak 6446 sayılı Kanun‘u gösterir. m.4 ise akredite kuruluş, başvuru yetkilisi, bağlantı görüşü, birleşik elektrik üretim tesisi, depolama ünitesi, EB lisansı, elektrik depolama tesisi, kontrol değişikliği, kurulu güç, mücbir sebep, OSB, önlisans, özel direkt hat, piyasa, sistem kullanım anlaşması, tedarikçi, tesis, tesis tamamlanma tarihi, üretim tesisi ve yan hizmetler dahil yetmiş üzeri tanımı barındırır.

İkinci Bölüm (m.6-7), lisansa tabi faaliyetleri ve muafiyetleri belirler. m.6, lisansa tabi faaliyetleri sekiz başlık altında sayar: üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış, ithalat, ihracat ve piyasa işletim. m.7, imdat grupları, izole çalışan üretim tesisleri ve diğer muafiyet hallerini düzenler.

Üçüncü Bölüm (m.8-11) önlisans ve lisanslara ilişkin temel hükümleri içerir. m.8 lisans türlerini sekiz başlık altında sayar: üretim lisansı, OSB üretim lisansı, iletim lisansı, piyasa işletim lisansı, dağıtım lisansı, OSB dağıtım lisansı, tedarik lisansı ve toplayıcı lisansı. m.9, önlisans ve lisans sürelerini düzenler. Önlisansın süresi, başvuruya konu üretim tesisi projesinin kaynak türü ve kurulu gücüne bağlı olarak, mücbir sebep halleri hariç, otuz altı ayı geçmemek üzere Kurul kararı ile belirlenir (24/2/2017 tarihli ve 29989 sayılı RG ile yapılan değişiklik). 26/12/2024 tarihli ve 13131-2 sayılı Kurul kararı eki süre tablosu, genel üretim tesislerinde 5 MW ve altı için 24 ay, 5 MW üzeri ve 50 MW dahil için 30 ay, 50 MW üzeri için 36 ay önlisans süresi öngörmektedir. Lisans, faaliyetin niteliği dikkate alınarak en az on, en çok kırk dokuz yıl için verilir (9/6/2017 tarihli ve 30091 sayılı RG ile yapılan değişiklik).

Dördüncü Bölüm (m.12-22) lisans verme sürecini ayrıntılandırır. m.12, önlisans başvurusu yapacak tüzel kişilerin başvuru sürecini düzenler. Üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişiler, Kurul kararıyla yürürlüğe konulan “Önlisans ve Lisans İşlemleri ile İlgili Başvurulara İlişkin Usul ve Esaslar” uyarınca sunulması gereken bilgi ve belgeleri EPDK Başvuru Sistemi üzerinden sunarak başvurur. m.13 önlisans başvurusunun yapılmasından sonra başvurunun duyurulmasını, üç farklı duyuru çerçevesini ve duyuru sürelerini düzenler. m.14, aynı yere birden fazla başvuru yapılması halinde öncelik hakkını düzenler. 29/12/2025 tarihli ve 33122 sayılı RG ile yapılan değişiklik ile aynı yerde faaliyette bulunmak için yapılan birden fazla başvurunun değerlendirilmesi yeniden düzenlenmiş; on iş günü içinde yapılan ek başvurular özel rejime tabi tutulmuştur. m.17, üretim lisansına geçiş şartlarını düzenler. Önlisans süresi içinde EPLY ve ilgili mevzuatta belirtilen yükümlülüklerini tamamlayan tüzel kişiye üretim lisansı verilir. Mücbir sebep halleri, lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında ÇED olumsuz kararının alınması dışında, süresi içinde yükümlülüklerin yerine getirilmemesi halinde önlisans başvurusu Kurul kararıyla reddedilir ve teminat mektubu irat kaydedilir. m.22, lisans başvurularının değerlendirilmesini içerir. Kurumun yaptığı değerlendirmede dağıtım ile tedarik ve piyasa işletim lisansları açısından üç husus dikkate alınır: tüketici haklarının korunması ile rekabetin ve piyasanın gelişimine olan etki; başvuruda bulunan tüzel kişi ile tüzel kişilikte yüzde on ve üzerinde (halka açık şirketlerde yüzde beş ve üzerinde) doğrudan veya dolaylı pay sahibi olan kişilerin piyasadaki deneyim ve performansları; başvuru hakkında ilgili kuruluşlardan alınan görüşler ve ilgili tüzel kişi hakkında yürütülmekte olan veya sonuçlandırılmış olan işlemler.

Beşinci Bölüm (m.23-44) lisansların geçerliliğini, tadilini ve sona ermesini düzenler. m.27, EPLY’nin idari yaptırım çekirdek hükmüdür. 29/4/2026 tarihli ve 33238 sayılı RG ile yapılan değişiklik sonrası m.27/1, önlisans veya lisans sahibi tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranması veya Kurul kararı ile belirlenen yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmemesi durumunda, söz konusu aykırılık için ilgili mevzuatta ayrıca bir düzenlemeye yer verilmemiş olması halinde, fiilin niteliğine göre 6446 sayılı Kanun‘un 16. maddesinde öngörülen yaptırımların uygulanacağını hükme bağlamıştır. Aynı değişiklikle Geçici m.48 eklenmiş; yürürlük tarihi itibarıyla yükümlülüklerini yerine getirmemiş tüzel kişiler bakımından m.43’ün ihdas edilen Yönetmelik ile mülga edilen fıkraları kapsamında işlem tesis edilmeyenler için m.27/1 çerçevesinde işlem tesis edileceği öngörülmüştür. Bu değişiklik, EPDK’nın yaptırım yetkisinin yönetmeliği aşan kapsamını sıkılaştırmış; aynı zamanda eski yükümlülüklerini yerine getirmeyen tüzel kişilerin aynı faaliyeti yeni lisansla sürdürme alanını daraltmıştır.

Altıncı Bölüm (m.45 ve sonrası) pay devirleri, lisans devirleri, birleşme-bölünme ve son hükümleri içerir. m.57, pay devirlerini düzenler ve EPLY’nin en sık dava konusu olan maddelerinden biridir. m.57/1, lisans alınıncaya kadar veraset ve iflas nedenleri dışında önlisans sahibi tüzel kişinin ortaklık yapısının doğrudan veya dolaylı olarak değişmesini, paylarının devrini veya payların devri sonucunu doğuracak iş ve işlemlerin yapılmasını yasaklar. 15/12/2017 tarihli ve 30271 sayılı RG ve 10/10/2024 tarihli ve 32688 sayılı RG ile yapılan değişiklikler sonrası, yurt dışında kurulmuş ortakların ortaklık yapısındaki değişiklikler nedeniyle gerçekleşen dolaylı değişiklikler ve rüçhan haklarının kullanılması nedeniyle meydana gelen değişiklikler, kontrol değişikliğine sebep olmaması şartıyla m.57/1’deki yasak kapsamında değerlendirilmemektedir. Lisans sahibi tüzel kişilere yönelik pay devirleri ise, halka açık şirketlerde yüzde beş, diğerlerinde yüzde on ve üzeri sermaye payı değişiklikleri Kurul iznine tabidir.

EPLY’ye yönelik yargısal denetim, Danıştay 13. Dairesi tarafından çekirdek nitelikte yürütülmektedir. Danıştay 13. Dairesi’nin 25/1/2022 tarihli ve E.2016/4721, K.2022/178 sayılı Kararı, EPLY’nin birleşik elektrik üretim tesisine ilişkin bir bendini iptal etmiş; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 25/4/2023 tarihli ve E.2022/1478, K.2023/807 sayılı Onama Kararı ile bu içtihat kesinleşmiştir. İçtihat, yönetmelik düzeyindeki düzenlemelerin Kanun ile uyumunun yargısal denetiminin somut bir örneğidir.

EPLY’nin yanında elektrik piyasasında uygulanan diğer ana yönetmelikler şunlardır:

Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği, 12/5/2019 tarihli ve 30772 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmelik, 2013 tarihli Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’i yürürlükten kaldırarak ihdas edilmiştir. 9/5/2019 tarihli ve 1044 sayılı Cumhurbaşkanı Kararnamesi, lisanssız üretim üst sınırlarını yeniden belirlemiş ve azami 5 MW olan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesislerinin (güneş enerjisi için çatı ve cephe uygulaması zorunlu) lisans ve şirket kurma yükümlülüğünden muaf tutulduğunu hükme bağlamıştır. Yönetmelik, bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu süreçleri, üretim ve tüketim tesislerinin aynı ölçüm noktasında olması koşulu, mahsuplaşma uygulaması ve YEKDEM çerçevesi gibi temel kuralları içerir. 14/5/2024 tarihli ve 32546 sayılı RG, 25/11/2025 tarihli ve 33088 sayılı RG ve 2/4/2026 tarihli ve 33212 sayılı RG ile yapılan değişiklikler ile saatlik mahsuplaşma, talep edilen mekanik kurulu gücün elektriksel kurulu gücün iki katını aşamayacağı kuralı (rüzgar enerjisi hariç) ve çağrı mektubu prosedürleri yeniden düzenlenmiştir. Yönetmelik, küçük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımlarının ana çatısıdır ve özellikle çatı GES yatırımcıları için temel başvuru metnidir.

Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği (28/1/2014 tarihli ve 28896 sayılı RG), bağlantı anlaşması, sistem kullanım anlaşması, anlaşma gücü değişikliği, dağıtım veya iletim sistemine geçiş gibi temel teknik-hukuki süreçleri düzenler. Önlisans başvurusunda TEİAŞ/dağıtım görüşünün Kuruma sunulması, başvuru sahibine bildirilmesi, itiraz ve ret sonucu bakımından ise doğrudan EPLY m.15 ve m.16 uygulanır. Bu nedenle depolamalı önlisans reddi davalarında ana yargısal dayanak EPLY; Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliği ise teknik bağlantı ve sistem kullanım tartışmalarının tamamlayıcı çerçevesidir.

Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği, EPİAŞ’ın işlettiği gün öncesi piyasası ve gün içi piyasası ile TEİAŞ’ın işlettiği dengeleme güç piyasası ve yan hizmetler piyasasındaki katılım, uzlaştırma, faturalama ve dengesizlik hesaplamalarını düzenler. m.15 dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilerin görevlerini, sayaç konfigürasyonu yükümlülüklerini ve serbest tüketici sayaçlarına ilişkin koordinasyon kurallarını hükme bağlar. Avans dönemi, avans ödeme, gün öncesi piyasası avans bildirimleri ve aracı banka mekanizması bu yönetmelik altında işler. Yönetmelik, piyasa katılımcılarının ticari operasyonlarını doğrudan etkileyen bir mevzuattır.

Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği (30/5/2018 tarihli ve 30436 sayılı RG), tüketicilerin dağıtım veya tedarik şirketleri ile olan ilişkilerini düzenleyen yönetmeliktir. Yeni bağlantı talepleri, abonelik, sayaç okuma, fatura, ödeme, güvence bedeli ve hizmet kalitesi standartları bu yönetmelikte yer alır.

Elektrik Piyasası Tarifeler Yönetmeliği ile Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik de uygulamada yer alan diğer önemli yönetmeliklerdir. İkincisi, Danıştay 13. Dairesi’nin 13/6/2017 tarihli ve E.2013/1864, K.2017/1932 sayılı Kararı ile iptal edilmiş; yeniden ihdas edilmemiştir.

Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği, YEKA yarışmaları, önlisans alma süreci ve yarışmayı kazanan teklif sahibine sağlanacak haklar dahil tüm YEKA mevzuatını içerir. Yönetmelik m.9 ve m.10 önlisans süreçlerini düzenler; yarışmayı kazanan tüzel kişilere sisteme bağlantı hakkı sağlar. 9/12/2025 tarihli yönetmelik değişikliği ile yarışmayı kazananın ortaklık yapısı değişiklikleri, doğrudan ve dolaylı pay devirleri, Bakan Onayı süreçleri ve süre uzatımı halleri yeniden düzenlenmiştir.

F. Doğal Gaz Piyasası Yönetmelikleri

Doğal gaz piyasasında EPDK uygulamasının çekirdek metni Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği‘dir. Yönetmelik, 7/9/2002 tarihli ve 24869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Birinci Bölümü amaç, kapsam, dayanak ve tanımları içerir. m.4’te yer alan tanımlar arasında depolama tesisi, doğal gaz, dolaysız hat, ihracatçı şirket, iletim, ithalatçı şirket, piyasa faaliyeti, toptan satış, tüzel kişi ve serbest tüketici yer alır. 23/9/2022 tarihli ve 31962 sayılı RG ile yapılan değişiklik sonrası m.4’teki tanımlar genişletilmiş; “sıvılaştırma tesisi” tanımı ve “sıvılaştırma lisansı” ise 24/12/2025 tarihli ve 33117 sayılı RG ile eklenmiştir.

İkinci Bölümü lisans verme sürecini düzenler. m.11, doğal gaz piyasasında faaliyet gösterecek tüzel kişilerin lisans almak için Kuruma yapacakları başvuruya başvuru yapıldığı tarihten itibaren en fazla altmış gün içinde Kurum tarafından cevap verileceğini hükme bağlar. İthalat (Spot) lisansları için bu süre otuz gün olarak uygulanır. m.15 lisans yenilenmesini, m.16 lisans tadilini düzenler. m.15/4 uyarınca lisans yenileme talebi temel olarak şu hususlar üzerinden değerlendirilir: ilgili mevzuatta öngörülen amaçlara uygun olarak çalışıp çalışmadığı, tüketici zararlarının tazmini açısından tüketiciler ile olan ilişkileri, hakkında yapılmış şikâyetler ve şikâyetlerin giderilme süreleri, hakkında uygulanmış olan yaptırım ve cezalar. İthalat, ihracat, depolama, dağıtım ve boru hattı ile iletim faaliyetleri için lisans yenileme işlemleri Kurul tarafından; toptan satış, toptan satış (OtoLNG), CNG ve iletim (LNG) lisanslarının yenileme işlemleri ise Kurum tarafından gerçekleştirilir.

m.34, lisans sahiplerinin tesisleri için doğal afetler, yangın ve kaza gibi riskleri kapsayan “varlık tüm risk” sigortası ile teminat altına almak zorunda olduklarını hükme bağlar. m.42, ithalatçı şirketlerin yükümlülüklerini düzenler; her ithalat bağlantısı için ayrı bir lisans alınması zorunludur. 24/12/2025 tarihli yönetmelik değişikliği, Kanunun 8. maddesinin uygulanmasında üretim şirketlerine farklı kapasite eşikleri ve şehir içi dağıtım faaliyeti yapmaksızın tüketicilere satış imkânı getirmiştir.

Doğal Gaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği, şehir içi doğal gaz dağıtım faaliyetinin hak ve yükümlülüklerini düzenler. Yönetmelik, abonelik, bağlantı bedeli, güvence bedeli, sayaç sökme-takma, fatura, kaçak ve usulsüz kullanım yaptırımları ve müşteri şikâyetleri sürecini içerir. Dağıtım lisansı sahipleri, bu yönetmelik kapsamında yıllık yatırım programı, hedef kayıp oranları ve müşteri hizmet standartları yükümlülüğüne tabidir.

Doğal Gaz Piyasası Tarifeleri Yönetmeliği, dağıtım, iletim, depolama ve toptan satış tarifelerinin oluşturulma metodolojisini, beş yıllık tarife dönemlerini ve sistem kullanım bedellerinin hesaplama esaslarını düzenler. Yönetmelik kapsamında Samgaz Doğal Gaz Dağıtım A.Ş., Enerya Konya Gaz Dağıtım A.Ş., Enerya Denizli Gaz Dağıtım A.Ş. ve Torosgaz Isparta Burdur Doğalgaz Dağıtım A.Ş.’nin 2022-2026 dönemine ilişkin üçüncü tarife uygulama dönemi perakende satış tarifeleri revize edilmiştir. Tarife revize kararları Resmî Gazete’de yayımlanır ve iptal davasına konu yapılabilir.

Doğal Gaz Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (28/1/2003 tarihli ve 25007 sayılı RG), EPDK’nın denetim süreçlerini, ön araştırma ve soruşturma usulünü düzenler. m.21, soruşturma raporunda mevzuata aykırılık tespit edilmesi ve bu tespitin Kurul tarafından sabit görülmesi halinde ilgiliye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek aykırılığın düzeltilmesi yönünde uyarıda bulunulmasını zorunlu kılar. İhtar yazısı icrai yaptırım kararı değildir; savunma hakkını kullandırmaya yönelik hazırlık işlemidir.

Doğal Gaz Piyasası Sertifika Yönetmeliği, iç tesisat ve servis hatları sertifikasyon süreçlerini düzenler. Doğal Gaz Piyasası İç Tesisat Yönetmeliği ise iç tesisat tasarımı, yapımı ve denetimini içerir; m.5 ve devamı iç tesisat standartlarını ve müşteri ile dağıtım şirketi arasındaki yetki paylaşımını belirler.

G. Petrol Piyasası Yönetmelikleri

Petrol piyasasında temel ikincil mevzuat Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği‘dir. Yönetmelik, 17/6/2004 tarihli ve 25495 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. m.3 dayanak olarak 4628 sayılı Kanun ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nu gösterir. Yönetmelik tanımları m.4’te toplar: akaryakıt, akaryakıt istasyonu, bayilik, dağıtıcı, ihrakiye, işleme, kötüniyet, lisanslı depolama gibi temel kavramlar burada düzenlenir.

Yönetmelik, rafinerici, dağıtıcı, taşıma, ihrakiye, işleme, depolama, iletim, madeni yağ üretimi, serbest kullanıcı ve bayilik lisanslarının verilme, yenileme ve tadili süreçlerini düzenler. Bayilik lisansları, akaryakıt veya ihrakiye alt başlıkları altında; istasyonlu bayi veya istasyonsuz bayi kategorilerine göre verilir. Bu kategorize edilme, EPDK Kurul kararıyla teknik ve ekonomik kriterlere dayalı olarak yapılır. Akaryakıt ve LPG istasyonları arasındaki mesafeler şehirler arası yollarda on kilometreden, şehir içi yollarda bir kilometreden az olamaz.

Yönetmelik m.17/1-d, bayilik lisanslarında bayilik sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesinden veya lisansa kayıtlı dağıtım şirketine ait dağıtıcı lisansının iptali veya sona ermesinden itibaren üç ay içinde dağıtıcı tadili başvurusu yapılmaması veya Kuruma yeni bayilik sözleşmesi ibraz edilmemesi halinde lisansın iptali sonucunu doğurur. m.33/1-e dağıtıcı lisansı sahibinin kendi ticari unvanı altında aldığı bayilik lisansı ile işlettiği akaryakıt istasyonlarına ve lisanslı bayilerine akaryakıt dağıtımı yapabileceğini hükme bağlar. m.34, lisans sahiplerinin bildirim yükümlülüklerini sıralar; sona eren bayilik sözleşmelerinin karşılıklı fesih protokolü veya noter onaylı fesih ihbarnamesi ile birlikte sona erme tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Kuruma bildirilmesi zorunludur.

29/4/2021 tarihli ve 7318 sayılı Kanun‘un 6. maddesi ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘na eklenen on ikinci fıkra, dağıtıcı, ihrakiye teslimi ve bayilik lisansları ile Kurum tarafından belirlenen diğer lisans türlerine ilişkin lisans başvurusu, tadili veya süre uzatılması taleplerinin yerine getirilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na vadesi geçmiş prim ve idari para cezası borcu ile vergi dairelerine 6183 sayılı Kanun m.22/A kapsamında vadesi geçmiş borç bulunmaması şartını getirmiştir. Bu yasal düzenleme Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği‘nin lisans verme şartlarına yansıtılmıştır.

Petrol Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, EPDK’nın petrol piyasasındaki denetim ve soruşturma süreçlerini düzenler. Petrol Piyasası Tarifeleri Yönetmeliği ise rafineri, dağıtım, taşıma ve depolama faaliyetlerinde tarife yapısının metodolojisini içerir.

Akaryakıt Haricinde Kalan Petrol Ürünlerinin Yurt İçi ve Yurt Dışı Kaynaklardan Teminine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ, baz yağ, solvent ve madeni yağ gibi ürünlerin teminini düzenler. Bu tebliğin uygulanmasından doğan idari para cezası kararları 5015 m.19 çerçevesinde uygulanır.

H. LPG Piyasası Yönetmelikleri

LPG piyasasında üç ana yönetmelik bulunur. Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Lisans Yönetmeliği, lisans türlerini düzenler: dağıtıcı lisansı, taşıma lisansı, depolama lisansı, dolum lisansı ve otogaz bayilik lisansı. Yönetmelik, dağıtım sözleşmesi, dolum anlaşması, tüplü gaz, dökme gaz ve otogaz LPG faaliyetlerinin kurallarını içerir. Dağıtıcı, dolum tesisinde kendi tescilli markası veya dolum anlaşması bulunan diğer dağıtıcıların amblemini taşıyan teknik düzenlemelere uygun LPG tüpleri dışında kalan tüplere dolum yaptıramaz; aksi halde idari para cezası ve lisans iptali yaptırımları uygulanır.

Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Eğitim ve Sorumlu Müdür Yönetmeliği, 16/12/2012 tarihli ve 28499 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yönetmelik m.3 dayanak olarak 5307 sayılı Kanun ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 14. ve 15. maddelerini gösterir. m.8, Sorumlu Müdür ve LPG Yetkili Teknik Personel Sertifikasının geçerlilik süresini beş yıl olarak belirler. Yönetmeliğin Sorumlu Müdürlük rejimine ilişkin temel kuralları, dolum tesisi ve otogaz istasyonununda sorumlu müdür çalıştırılmasını zorunlu kılar; bir sorumlu müdür, bir dolum tesisinde veya aynı il sınırları içinde en fazla üç otogaz istasyonunda görev alabilir. m.15-17 sorumlu müdürün yükümlülüklerini, hak ve yetkilerini ve sorumluluklarını ayrı ayrı düzenler.

Sorumlu müdürün yükümlülükleri arasında dolum tesisi veya otogaz istasyonunun ilgili mevzuata uygun olarak emniyetli ve hizmet sürekliliğini aksatmayacak şekilde çalışmasını sağlamak, personelin görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyerek organizasyon şemasını oluşturmak, personelin periyodik olarak eğitimini sağlamak, güvenlik ve diğer uyarıcı levhaların asılmasını sağlamak yer alır. Otogaz istasyonunda LPG tüpü dolumu ve satışı yaptırmamak, LPG tüpü dolumuna yarayan hiçbir alet, makine ve teçhizatı istasyon dahilinde bulundurmamak yasaktır. Sorumlu müdür, dolum tesisinde dağıtıcının veya dolum anlaşması bulunan diğer dağıtıcıların amblemini taşıyan teknik düzenlemelere uygun LPG tüpleri dışında kalan tüplere dolum yapılmasına izin vermemekle yükümlüdür. Bu yükümlülüklerin ihlali, 5307 m.16 ve m.17 çerçevesinde idari para cezasına ve lisans iptaline konu edilir.

LPG sorumlu müdürlük belgeleri TMMOB’a bağlı ilgili odalar tarafından düzenlenir. Sorumlu müdür sözleşmelerinin en fazla beş yıl süreyle yapılması koşulu bulunur. Sertifikanın iptali halinde ilgili LPG Dolum Tesisleri Sorumlu Müdür Belgesi veya LPG Otogaz İstasyonları Sorumlu Müdür belgesi de iptal edilir.

Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Sertifikalı Eğitim Kuruluşlarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik, sorumlu müdür ve yetkili teknik personel sertifikası vermek üzere yetkilendirilmiş eğitim kuruluşlarının seçimi ve denetimini düzenler.

LPG piyasasındaki uyuşmazlıkların yargı yolu, 5307 sayılı Kanun m.17 ve 4628 sayılı Kanun m.12 başta olmak üzere ilgili özel hükümler birlikte değerlendirilerek belirlenir. EPDK tarafından tesis edilen bireysel idari yaptırım kararlarında, işlemi tesis eden Kurum’un Ankara’da bulunması nedeniyle Ankara İdare Mahkemeleri uygulamada belirleyici yargı yeri olarak öne çıkar.


Bu yönetmelik haritası, EPDK kararlarına karşı dava açacak avukatın masada bulundurması gereken metin setinin tamamını tanımlar: dört sektörel kanun, EPDK teşkilat kanunu, İYUK, Danıştay Kanunu, Kabahatler Kanunu, beş değişiklik kanunu (6352, 6719, 7501, 7524, 7552) ve yaklaşık on beş ana yönetmelik. Sonraki bölüm, bu mevzuat sepetinin yargı süreci başlamadan önceki kullanımını; yani EPDK’ya karşı işletilebilecek idari başvuru yollarını ele alır.

IV. İdari Başvuru Yolları: Yargı Öncesi

EPDK kararına karşı doğrudan iptal davası açmak tek seçenek değildir. Kararın tebliğinden hemen sonra yapılacak idari başvuru, hem yeni bilgi sunarak kararın geri alınmasını talep etme imkânı sağlar hem de dava açma süresini durdurarak avukata dilekçe için ek zaman kazandırır. Doğru zamanlanmış idari başvuru, EPDK içinde kazanılabilecek dosyaları yargıya götürmeden çözmenin ya da yargı sürecini daha hazırlıklı başlatmanın iki yönlü aracıdır. Yanlış zamanlanmış veya yanlış kanalda yapılmış başvuru ise dava süresini boşa harcatan, sonradan telafisi mümkün olmayan bir hata kaynağı haline gelir.

A. İYUK m.11 Çerçevesi: Üst Makama Başvurma

2577 sayılı İYUK m.11, idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama (üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama) başvurma yolunu düzenler. Hüküm, idarenin kendi içinde hata düzeltme fırsatına sahip olması ve yargı yükünün hafifletilmesi amaçlarına hizmet eder. Anayasa m.40, Devlet’in işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve bu başvuruların sürelerini belirtme yükümlülüğünü düzenler; m.11 ise idari işlem henüz yargıya taşınmadan önce idarenin kendi işlemini yeniden değerlendirmesine imkân veren kanuni başvuru yolunu ortaya koyar.

8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun‘un 1. maddesi ile m.11’de yapılan değişiklik sonrası başvuruya cevap verme süresi altmış günden otuz güne indirilmiştir. Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır; başvuru tarihinden itibaren işlemeye duran dava süresi yeniden başlar ve başvuru tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. Bu yeni rejim, dosya zamanlamasını eskisinden daha sıkı kılmaktadır.

m.11 başvurusunun süre durdurucu etkisi mutlak değildir. Özel kanunlarda öngörülen daha kısa dava açma süreleri için Danıştay içtihadı m.11’in uygulanmayacağı yönündedir. Çevre Kanunu uyarınca verilen idari para cezasında yedi günlük özel dava süresi geçerlidir ve m.11 başvurusu süreyi durdurmaz. Aynı içtihat, ivedi yargılama kapsamındaki davalarda da uygulanır.

B. EPDK Bakımından Üst Makam Sorunu

EPDK, bağımsız idari otorite niteliği nedeniyle hiyerarşik denetime ve vesayet denetimine tabi değildir. Bunun pratik sonucu, Kurul kararının üzerinde herhangi bir idari makamın bulunmamasıdır. m.11’in “üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan” hükmü tam da bu durum için işler. EPDK Kurul kararına karşı yapılacak idari başvuru, doğrudan EPDK Kurulu’na yöneltilir.

Uygulamada EPDK Kurul kararına itiraz, sektör avukatları arasında “yeniden inceleme talebi”, “yeniden değerlendirme başvurusu” veya “Kurul kararının geri alınması talebi” gibi farklı adlarla anılır. Hukuki nitelik aynıdır: m.11 çerçevesinde Kurum’a yapılan başvurudur. Başvurunun ana hizmet birimi (Elektrik Piyasası Dairesi, Doğal Gaz Piyasası Dairesi, Petrol Piyasası Dairesi, LPG Piyasası Dairesi, Tarifeler Dairesi, Denetim Dairesi veya Hukuk Dairesi) üzerinden Kurul’a sunulması zorunludur.

EPDK pratiğinde başvuru üzerine Kurul, üç olası tepkiyi verebilir. İlki, başvuruyu kabul ederek kararını geri alır veya değiştirir; bu durumda dava konusu ortadan kalkar. İkincisi, başvuruyu açıkça reddeder; bu durumda red kararının tebliğinden itibaren altmış günlük dava süresi (başvuruda harcanan süre dahil olmak üzere) yeniden başlar. Üçüncüsü, başvuruya otuz gün içinde cevap vermez; bu durumda istek reddedilmiş sayılır ve dava süresi otuz birinci günde yeniden işlemeye başlar.

C. Süre Durdurucu Etki: Dava Süresinin Hesaplanması

m.11 başvurusunun dava süresine etkisi şu formül ile özetlenir: işleme başlamış olan altmış günlük dava açma süresi başvuru tarihinde durur; otuz gün cevap süresinin bitiminde veya açık red kararının tebliğinde yeniden işlemeye başlar; başvuruya kadar geçen süre toplam altmış güne dahil edilir. Hesaplama hatası, doğrudan dava süresinin kaçırılmasına yol açar.

Somut bir örnek: EPDK Kurul kararı 1 Mart’ta tebliğ edilmiş, lisans sahibi 15 Mart’ta m.11 başvurusunda bulunmuştur. Dava süresinden 14 gün geçmiş, 46 gün kalmıştır. EPDK 14 Nisan’a kadar cevap vermezse istek reddedilmiş sayılır ve 15 Nisan’dan itibaren 46 günlük dava süresi yeniden işlemeye başlar; son gün 30 Mayıs’tır. EPDK 1 Nisan’da açık red kararı tebliğ ederse, 1 Nisan’dan itibaren 46 günlük süre işler; son gün 17 Mayıs’tır.

Bu hesaplama, m.11 başvurusunun kararın tebliğinden sonra mutlaka altmış gün geçmeden yapılması gerekliliğini gösterir. Süre dolduktan sonra yapılan başvuru süreyi durdurmaz; doğrudan red sonucu doğurur. Aynı şekilde başvurunun yetkili makama yapılmaması (Kurul yerine örneğin Bakanlığa yapılması) da süre durdurucu etki yaratmaz.

D. Zımni Red Kuralı ve Cevabın Süresinde Verilmemesi

EPDK idari başvurularda büyük çoğunlukla zımni red ile sonuçlanır. Otuz günlük cevap süresi içinde Kurul kararı çıkmazsa istek reddedilmiş sayılır. Avukat bu kuralı bilerek zımni red gününü takvime kaydeder ve dava dilekçesini bu tarihi takip eden günlerde sunmaya hazırlar. Zımni red gününden sonra Kurum tarafından gönderilen açık red kararı dava süresini etkilemez; süre zaten zımni red ile yeniden işlemeye başlamıştır.

Pratik bir nüans, zımni red ile açık red arasındaki dilekçe içeriği farkıdır. Zımni red halinde davacı, EPDK’nın gerekçesini bilmediği için dilekçesini doğrudan asıl Kurul kararına karşı kurar. Açık red halinde ise davacı, hem asıl Kurul kararına hem de m.11 reddine ilişkin gerekçeye cevap geliştirme imkânına sahiptir. Bu fark, m.11 başvurusunun başlı başına bir bilgi edinme aracı olduğunu gösterir.

E. EPDK’da Yeniden İnceleme ve Yeniden Değerlendirme Talepleri

EPDK pratiğinde Kurul kararına itiraz, m.11 çerçevesinin yanında bazı durumlarda EPDK iç yönergeleri ve Kurum içi süreçler kapsamında ayrıca yapılabilir. Ana hizmet birimleri, yeni bilgi veya belge sunulması halinde Kurul’a yeniden inceleme önerisi götürebilir. Daire başkanlıkları tarafından düzenlenen raporlar Kurul’a sunulduğunda mevcut karar değiştirilebilir veya geri alınabilir.

Yeniden inceleme süreci m.11 başvurusundan farklı bir hukuki nitelik taşıdığında, süre durdurucu etki tartışmalı bir alan haline gelir. Danıştay’ın istikrar kazanmış görüşü, idarenin iç yönergeleri kapsamındaki başvuruların m.11’in açık tanımı dışında kaldığında süre durdurucu etki yaratmayacağı yönündedir. Avukatın güvenli stratejisi, idari başvurunun başlığını “İdari Yargılama Usulü Kanunu m.11 kapsamında üst makama başvuru” şeklinde belirleyerek m.11 etkisinden mahrum kalmamaktır.

F. Stratejik Karar: İdari Başvuru mu, Doğrudan Dava mı?

m.11 başvurusu otomatik olarak doğru tercih değildir. Stratejik analiz dört unsur üzerinden yapılır.

İlki, kararın türüdür. Bireysel idari yaptırım kararlarında (idari para cezası, lisans iptali) m.11 başvurusu çoğunlukla yararlıdır; çünkü dosyaya yeni delil eklenebilir ve süre kazanılır. Düzenleyici işlemlere (yönetmelik, tebliğ, Kurul ilke kararı) karşı m.11 başvurusu daha az anlamlıdır; düzenleyici işlemin geri alınması için Kurum’un siyasi tercihinin değişmesi gerekir, hukuki argüman yeterli olmaz.

İkincisi, yeni delilin varlığıdır. Eğer kararın tesisi sırasında EPDK’ya sunulmamış belge veya bilgi varsa, m.11 başvurusu bu materyali Kurul’a sunmak için kullanılır. Yeni delil yoksa, başvuru salt süre kazanma aracı haline gelir; bu da bazen yeterli bir gerekçedir.

Üçüncüsü, yürütmenin durdurulması ihtiyacıdır. Yürütmenin durdurulması talebinin acil olduğu dosyalarda (lisans iptali, geçici durdurma) m.11 başvurusu süreyi uzatır ve telafisi güç zarar riski artar. Bu dosyalarda doğrudan dava açıp yürütmenin durdurulması talebi sunmak daha doğru tercihtir.

Dördüncüsü, ivedi yargılama kapsamıdır. Eğer karar İYUK m.20/A kapsamında ivedi yargılamaya tabi ise, m.11 başvurusu süreyi durdurmaz; süre boşa harcanır. Bu nokta yargılama stratejisinde en sık atlanan tuzaktır.

G. İvedi Yargılama ve m.11 Uyumsuzluğu

İYUK m.20/A, ivedi yargılama usulüne tabi davaları sayar. Bu kategori için dava açma süresi otuz gün, temyiz süresi on beş gün, istinaf yolu kapalıdır. Danıştay içtihadı, ivedi yargılama kategorisindeki davalarda m.11 başvurusunun süre durdurucu etki yaratmayacağı yönündedir. Gerekçe, m.20/A’nın kanun koyucu tarafından özel bir hızlı yargılama rejimi olarak tasarlandığı, m.11’in genel hükmünün bu özel hükmün amacını boşa çıkaracağıdır.

EPDK kararları bakımından ivedi yargılama kapsamı tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Bazı dosyalarda davalı idare ivedi yargılama itirazı sunabilir; mahkeme bu itirazı kabul ederse m.11 başvurusu yapmış olan davacı süre kaybeder ve dava esastan görülmeden reddedilir. Pratikte güvenli yol, ivedi yargılama riskinin bulunduğu dosyalarda m.11 başvurusu yapmadan doğrudan dava açmak veya m.11 başvurusunu yaparken aynı zamanda dava açma süresini durdurmak değil doğrudan dava açmaktır.

H. Petrol Piyasasında İhtar Süreci: 5015 m.20/2-a

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nun 14/2/2019 tarihli ve 7164 sayılı Kanun ile değişik 20. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, petrol piyasasına özgü bir idari başvuru-öncesi yolu tanımlar. Bu hüküm uyarınca, lisans sahibi kişiler hakkında Kanun’a, ikincil mevzuata veya lisans hükümlerine, Kurul kararlarına aykırı davranılması halinde; Kurul tarafından belirlenen niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için ilgilisine Kurum veya Kurumca yetkilendirilen kuruluşlar tarafından otuz gün içinde aykırılığın giderilmesi, aksi halde hakkında geçici durdurma yapılabileceği ihtar edilir.

İhtar yazısı icrai bir yaptırım kararı değildir; lisans sahibine düzeltme fırsatı tanıyan hazırlık işlemidir. İhtara karşı doğrudan dava açan davacının davası reddedilir. Lisans sahibinin doğru tercihi, otuz gün içinde aykırılığı düzeltmek ve düzeltmeye ilişkin belgeleri Kurum’a sunmaktır. Düzeltme yapılırsa idari yaptırım uygulanmaz; düzeltme yapılmazsa Kurul yaptırım kararını alır ve bu karar icrai işlem niteliğinde olduğu için doğrudan iptal davasına konu yapılır.

Bu mekanizmanın anayasal sınırı, Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı ile çizilmiştir. AYM, 5015 sayılı Kanun‘un 20. maddesinin (2/g) bendinin belirsizlik içerdiği gerekçesiyle ilgili kısmı iptal etmiştir. Karar, EPDK’nın inceleme sonucuna göre belirlediği “niteliği itibariyla düzeltme imkânı olmayacak şekilde aykırı davranılması” tanımının kabahatler hukuku kanunilik ilkesi (Anayasa m.38 ve m.13) ile bağdaşmadığını ortaya koymuştur. İçtihat, kabahatin unsurunun idarenin somut kararıyla değil kanun ile belirlenmesi gerektiğini hatırlatır niteliktedir.

I. Doğal Gaz ve LPG Piyasalarında Hazırlık-Hızlandırma İşlemleri

4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘nun 10. maddesi, EPDK’nın ön araştırma, soruşturma ve idari yaptırım süreçlerini düzenler. Doğal Gaz Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik (28/1/2003 tarihli ve 25007 sayılı RG) m.21, soruşturma raporunda mevzuata aykırılık tespit edilmesi ve bu tespitin Kurul tarafından sabit görülmesi halinde ilgiliye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek aykırılığın düzeltilmesi yönünde uyarıda bulunulmasını zorunlu kılar. Uyarı yazısı, savunma hakkını kullandırmaya yönelik hazırlık işlemidir; ihtar süresi içinde düzeltme yapan lisans sahibi yaptırımdan kaçınma imkânına sahiptir.

5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu bakımından da benzer bir hazırlık süreci uygulanmaktadır. Sorumlu müdür sertifikası iptali, otogaz istasyonu kurumsal kimlik değişikliği veya teknik düzenleme ihlali tespitinde EPDK önce ihtar yoluyla aykırılığın giderilmesini ister; düzeltilmemesi halinde yaptırım kararı verilir.

J. İdari Başvuru Yolunun Stratejik Sonuçları

İdari başvuru yolu doğru kullanıldığında üç sonucu doğurur. İlki, dosyayı yargıya götürmeden çözme imkânıdır; EPDK içinde alınan olumlu cevap dava yükünü ortadan kaldırır. İkincisi, dava süreci için ek hazırlık zamanı kazandırma etkisidir; otuz günlük zımni red süresi ve sonrasında yeniden işleyen süre, dilekçe ve delil hazırlığı için kullanılır. Üçüncüsü, EPDK’nın gerekçesini öğrenme fırsatıdır; açık red kararı ile birlikte gelen gerekçe, dilekçenin şekillenmesinde değerli bir bilgi kaynağıdır.

Yanlış kullanıldığında ise doğurduğu sonuç tek yönlüdür: süre kaybı. m.11 başvurusunun süre durdurma etkisi koşulları gerçekleşmediğinde (özel kanun süresi, ivedi yargılama, yanlış makam) altmış günlük dava açma süresi normal akışında işlemeye devam eder ve avukat, dosyayı yargıya götürebilmek için kalan kısa süreye sıkışır.

Sonraki bölüm, idari başvuru ile veya doğrudan dava açıldığında işin sevk edileceği görevli ve yetkili mahkemenin tespitini ele alır.

V. Görevli ve Yetkili Mahkeme

EPDK kararına karşı açılacak iptal davasının doğru mahkemeye sunulması, esasa girilebilmesinin ön koşuludur. Yanlış mahkemeye açılan dava görevsizlik veya yetkisizlik kararıyla reddedilir; doğru mahkemeye sevki uzun zaman alır ve süre kaybına yol açar. Görev ve yetki kuralları, EPDK uygulamasında karar türüne, kararın etki alanına ve idari yaptırım niteliğine göre değişen üç farklı katmanda işler.

A. Görev ve Yetki Kavramları

İdari yargıda görev, davanın hangi mahkeme düzeyinde (Danıştay-İdare Mahkemesi-Vergi Mahkemesi) görüleceğine ilişkindir. Yetki ise belirli düzeydeki mahkemeler arasında hangi coğrafi mahkemenin davayı göreceğini ifade eder. EPDK uygulamasında görev bakımından temel ayrım, davanın Danıştay’ın ilk derece görevine mi yoksa idare mahkemesinin görev alanına mı girdiğidir. Yetki bakımından ise idare mahkemeleri arasında Ankara İdare Mahkemeleri’nin merkezî konumu belirleyicidir.

2577 sayılı İYUK m.32 idari davalarda yetki kuralının temel ölçütünün dava konusu idari işlemi tesis eden idari merciin bulunduğu yer mahkemesi olduğunu belirler. m.33 personel ve diğer özel dava konuları için ayrık yetki kuralları sıralar. Görev kuralları ise sektörel kanunlarda ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu çerçevesinde belirlenir.

B. Danıştay’ın İlk Derece Görevi: Düzenleyici İşlemler

2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24, ülke genelinde uygulanacak Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Cumhurbaşkanı kararları, yönetmelikler, kamu kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere karşı açılacak iptal davalarının Danıştay’da ilk derece olarak görüleceğini hükme bağlar. Bu hüküm EPDK kararları bakımından dört kategoride doğrudan uygulanır: yönetmelik, tebliğ, Kurul ilke kararı ve ülke geneli geçerli olan kararlar.

Yönetmelikler doğrudan Danıştay’ın ilk derece görevine girer. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği, Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği, Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği, Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Lisans Yönetmeliği, Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği ve diğer EPDK yönetmelikleri Resmî Gazete’de ilan tarihinden itibaren altmış gün içinde Danıştay’da dava konusu yapılır. Daire iş bölümünde EPDK yönetmelikleri Danıştay 13. Daire’nin görev alanındadır.

Tebliğler de aynı kategoride yer alır. 6446 sayılı Kanun m.16 uyarınca her yıl EPDK tarafından çıkarılan idari para cezası tebliği, tarife metodolojisi tebliğleri, kaçak veya usulsüz doğal gaz kullanımı tebliği ve sektörel teknik tebliğler Danıştay’da görev alanına girer.

Kurul ilke kararları, içeriklerinin genel ve soyut nitelik taşıdığı oranda Danıştay’ın görev alanındadır. Şeffaflık Platformu kararı (13/5/2016 tarihli ve 6282-4 sayılı Kurul Kararı), gün öncesi piyasası fiyat limiti kararları (örneğin 2 Nisan 2026 tarihli ve 14459 sayılı Kararı ile belirlenen 4.500 TL/MWh azami fiyat), son kaynak tedarik tarifesi kararları ve iletim tarifeleri kararları (30/12/2025 tarihli ve 14204 sayılı Kurul Kararı) bu kapsamda iptal davasına konu yapılır.

Ülke geneli geçerli kararlar, EPDK’nın tek bir tüzel kişiyi değil tüm piyasa katılımcılarını ilgilendiren kararlarıdır. Aynı yere birden fazla başvuruya ilişkin Kurul ilkesi, piyasa katılım gereklilikleri, sektörel zorunlu hizmet standartları bu kategoriye girer.

C. Danıştay 13. Daire İhtisası

Danıştay’ın ilk derece görevi, daireler arasında bölünmüş bir görev rejimi içinde işler. Danıştay Başkanlık Kurulu, 2575 sayılı Kanun m.26 ve m.27 uyarınca dava daireleri arasındaki iş bölümünü belirler. Danıştay Başkanlık Kurulu’nun 18/12/2020 tarihli ve 2020/62 sayılı Kararı, dava daireleri arasındaki iş bölümünü kapsamlı şekilde yeniden düzenlemiştir. 19/7/2023 tarihli ve 2023/33 sayılı Kararı ile bu iş bölümü güncellenmiş ve Danıştay Dördüncü Dairesi’nin görev alanı değiştirilerek idari dava dairesi konumuna geçirilmiştir. Karar uyarınca dava dairelerinden Üçüncü, Yedinci ve Dokuzuncu Daireler vergi dava dairesi; diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapmaktadır.

Danıştay 13. Dairesi, EPDK kararları açısından ihtisas dairesi konumundadır. İş bölümünde Daire’nin görev alanı; kamu ihaleleri, rekabet hukuku, enerji piyasası düzenleyici kurum kararları, telekomünikasyon, bankacılık, sermaye piyasası, sigortacılık-bireysel emeklilik, ürün güvenliği ve teknik düzenlemeler mevzuatı, özel güvenlik gibi piyasa düzenleme alanlarını kapsar. Bu konsolidasyon, EPDK düzenleyici işlemlerine ilişkin tüm davaların tek bir uzmanlık dairesinde toplanmasını sağlamaktadır.

Daire içtihatları enerji piyasası uygulamasının iskeleti niteliğindedir. Danıştay 13. Dairesi’nin 13/6/2017 tarihli ve E.2013/1864, K.2017/1932 sayılı Kararı ile EPDK denetim yönetmeliğinin iptali, 23/11/2023 tarihli kararı ile Enerjisa Adana Tufanbeyli termik santral lisansı uyuşmazlığının karara bağlanması, 25/1/2022 tarihli ve E.2016/4721, K.2022/178 sayılı Kararı ile EPLY birleşik elektrik üretim tesisi bendinin iptali ve 13/2/2024 tarihli ve E.2023/2871, K.2024/739 sayılı Kararı ile EPİAŞ tarafından tahsilat kararının ölçülülük ilkesi denetimi, bu içtihat çizgisinin son dönem örneklerindendir. Daire’nin 16/11/2023 tarihli ve E.2018/710, K.2023/4854 sayılı Kararı, bir Kurul kararının hukuka uygunluğunu denetleyerek davanın esastan reddi şeklindeki tipik bir sonucu içerir.

D. İdare Mahkemesi Görev Alanı: Bireysel Yaptırımlar

İdare mahkemesi görev alanı, bireysel idari işlemleri kapsar. EPDK pratiğinde idare mahkemesi görev alanına giren temel kategoriler şunlardır: bireysel idari para cezası kararları, lisans iptali kararları, önlisans veya lisans tadili reddi kararları, süre uzatım talebi reddi kararları, saha tadili reddi kararları ve bireysel tarife uygulamasına ilişkin uyuşmazlıklar.

İdare mahkemesi görev alanının kapsamı 2012 yılı öncesinde önemli ölçüde daralmıştı. O dönemde EPDK kararlarının büyük çoğunluğu, idari para cezaları dahil, Danıştay 13. Daire’de ilk derece olarak görülüyordu. 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun‘un 66. maddesi bu yapıyı değiştirmiş ve idari yaptırım kararlarına karşı görevli yargı yerini Danıştay’dan yetkili idare mahkemesine kaydırmıştır. Bu değişiklik 4646 m.10, 6446 m.16 ve eş hükümler üzerinden tüm piyasalara yansımıştır.

İdari yaptırım kararlarına karşı dava süresi altmış gündür. Kurul kararının tebliğinden itibaren bu süre işlemeye başlar. m.11 başvurusu süreyi durdurabilir; ivedi yargılama kapsamında durdurmaz.

E. Ankara İdare Mahkemeleri Yetkisi

İYUK m.32, idari davalarda yetkili mahkemenin idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yer mahkemesi olduğunu hükme bağlar. EPDK Ankara’da yer aldığı için Kurul kararlarına ilişkin davalar yetki bakımından Ankara İdare Mahkemeleri‘nde toplanır. Bu sonuç sadece coğrafi bir tesadüf değil, sektörel kanun hükümleriyle desteklenen kasıtlı bir tasarımdır. 4628 sayılı Kanun m.12, idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabileceğini ve Kurul kararlarına karşı açılan davaların öncelikli işlerden sayılacağını hükme bağlar.

Ankara İdare Mahkemeleri’nin yetkisi sadece yaptırım kararları bakımından değil, EPDK önündeki diğer bireysel işlemler bakımından da geçerlidir. Süre uzatım talebi reddi, lisans tadili reddi, ortaklık değişikliği onayı reddi, bayilik lisansı dağıtıcı tadili gibi bireysel işlemler de Ankara İdare Mahkemeleri’nde görülür.

Yetki kuralının istisnaları, sınırlı durumlar için söz konusudur. Akaryakıt bayilik lisansı sahiplerinin bulunduğu illere yönelik bazı sınır uyuşmazlıkları, Danıştay içtihadıyla ilgili idari merciin bulunduğu yer ölçütüne göre değerlendirilmektedir. Ana kural EPDK’nın Ankara’da olması nedeniyle Ankara İdare Mahkemeleri yetkili kalmaya devam etmektedir.

F. Görev ve Yetki Uyuşmazlıkları

EPDK kararlarına ilişkin görev ve yetki uyuşmazlıkları üç farklı düzeyde ortaya çıkar. İlki Danıştay-İdare Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlığıdır. İkincisi idari yargı-adli yargı arasındaki görev uyuşmazlığıdır. Üçüncüsü ise farklı idare mahkemeleri arasındaki yetki uyuşmazlığıdır.

Danıştay-İdare Mahkemesi görev uyuşmazlıkları, kararın bireysel mi yoksa düzenleyici mi olduğu konusundaki tereddütlerden doğar. Aynı uyuşmazlık aynı anda iki farklı görev yerinde dava konusu yapıldığında uyuşmazlık ortaya çıkar. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görev uyuşmazlıklarını karara bağlama yetkisine sahiptir.

İdari yargı-adli yargı görev uyuşmazlıkları, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından çözümlenir. EPDK ile bağlantılı yakın dönem içtihadı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 7/7/2025 tarihli ve 2025/348 sayılı Kararı ile 22/9/2025 tarihli ve 2025/426 sayılı Kararı ile somutlaşmıştır. Her iki kararda da TEİAŞ tarafından yapılan yargılamanın idari yargı yerince görülmesi gerektiği ortaya konulmuş; “İdarî işlemler, çeşitli hukukî etkiler doğurmak amacıyla yapılan tek yanlı ve icrâî irade açıklamaları” tanımı çerçevesinde Danıştay Başsavcısı’nın 2247 sayılı Kanun m.10 uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma yetkisi kullanılmıştır. Karar, TEİAŞ-EPDK koordinasyonundaki bağlantı görüşü ve katkı payı uyuşmazlıklarının idari yargı görev alanında olduğunu netleştirmektedir.

İdare mahkemeleri arası yetki uyuşmazlıkları, EPDK kararlarının Ankara’da toplanması nedeniyle nadiren ortaya çıkar. Bayilik lisansı tadili gibi yerel etkili bireysel kararlarda ilgili dağıtım bölgesi mahkemesi ile Ankara İdare Mahkemeleri arasında yetki tartışması doğabilir. Bu tür uyuşmazlıkları çözmeye yetkili idari dava dairesi, görev alanına göre Danıştay 13. Daire’dir.

G. Ankara Bölge İdare Mahkemesi: İstinaf Yolu

İlk derece idare mahkemesi kararına karşı istinaf yolu açıktır. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun ile kurulan ve 20 Temmuz 2016’da fiilen göreve başlayan bölge idare mahkemeleri, idare mahkemesi kararlarının istinaf incelemesini yapar. EPDK kararlarına ilişkin idare mahkemesi kararlarının büyük bölümü, Ankara İdare Mahkemeleri’nde görüldüğü için istinaf yolu da Ankara Bölge İdare Mahkemesi‘nde işler.

İstinaf süresi karar tebliğinden itibaren otuz gündür. İstinaf, hem maddi olayın hem hukuki sebebin yeniden değerlendirildiği bir denetim mekanizmasıdır. Bölge idare mahkemesi, ilk derece kararını onaylayabilir, kaldırabilir veya bozarak yeniden karar verebilir. İlk derece kararının kaldırılarak yeniden karar verilmesi halinde istinaf kararı kesinleşmiş ilk derece kararı niteliği taşır.

İstinaf kararı sonrası temyiz yolu, İYUK m.46 hükmüne tabidir. 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanun ile temyize ilişkin parasal sınır rejimi yeniden yapılandırılmıştır. Parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda istinaf kararı kesinleşir; bu eşik, küçük-orta ölçekli EPDK idari para cezası uyuşmazlıkları bakımından istinaf kararının fiilen son söz olacağı anlamına gelir. 2026 yılı bakımından idari yargıda temyiz sınırı uygulamada 1.660.000 TL olarak dikkate alınmaktadır. Eşik üstündeki kararlarda Danıştay temyizine, ivedi yargılama kapsamı dışında kural olarak otuz günlük süre içinde başvurulur.

H. Yanlış Mahkemede Dava Açma Sonuçları

Yanlış görev yerine açılan dava, davanın görüleceği doğru görev yerine görevsizlik kararı ile sevkedilir. İYUK m.15/1-a, görevsizlik veya yetkisizlik halinde dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesini düzenler. Dosya sevki, dava açma süresi yönünden ilk açıldığı mahkemedeki tarih korunarak yapılır. Ancak pratikte sevk işlemi haftalar veya aylar sürebilir ve özellikle yürütmenin durdurulması taleplerinin değerlendirme zamanını geciktirir.

Yanlış yetki yerine açılan davada da aynı sevk usulü uygulanır. Yetkisizlik kararı üzerine dosya yetkili mahkemeye gönderilir. Yetki itirazı davalı idare tarafından ön karar aşamasında sunulduğunda mahkeme yetkisizlik kararı verir.

Görev ve yetki kurallarının yanlış uygulanması yargılama stratejisini birden fazla noktada zedeler. Birinci zarar süre kaybıdır; sevk işlemi tamamlanana kadar geçen sürede esasa girilmez. İkinci zarar yürütmenin durdurulması talebinin işlevsizleşmesidir; doğru mahkemeye gelene kadar idari işlemin etkisi sürer. Üçüncü zarar avukatın dilekçesinin sevk edilen mahkemenin yargılama usulüne uygun olmaması ihtimalidir; özellikle Danıştay-idare mahkemesi geçişlerinde dilekçe yeniden hazırlanmak zorunda kalınabilir.

Doğru görev ve yetki tespitinin pratik özeti şudur: yönetmelik, tebliğ veya genel uygulamaya yönelik Kurul ilke kararı söz konusu ise Danıştay 13. Daire görevlidir. Tek tüzel kişiye yönelik idari yaptırım, lisans iptali, tadili, süre uzatımı reddi veya bireysel tarife uygulaması söz konusu ise Ankara İdare Mahkemeleri yetkilidir. Bayilik lisansı tadili gibi yerel etkili bireysel kararlarda da uygulamada Ankara İdare Mahkemeleri yetki üstlenir; çünkü işlemi tesis eden EPDK Ankara’dadır.

Sonraki bölüm, görevli ve yetkili mahkeme tespiti yapıldıktan sonra dava açma sürelerinin nasıl hesaplanacağını ve özel kanunların öngördüğü kısa süre rejimlerini ele alır.

VI. Dava Açma Süreleri

EPDK kararlarına karşı dava açmada en sık karşılaşılan yenilgi sebebi süre aşımıdır. Süre kuralları İYUK’un yedinci, sekizinci, on birinci ve yirminci-A maddeleri ile sektörel kanunların özel hükümlerinin birleşiminden çıkar. Bir günlük hatanın dahi davanın süre aşımı nedeniyle reddine yol açtığı bu alanda, tebliğ tarihi, başvuru tarihi, zımni red tarihi ve adli tatil etkisinin her biri ayrı ayrı hesaplanmalıdır.

A. İYUK m.7: Genel Dava Açma Süresi

2577 sayılı İYUK m.7‘nin birinci fıkrası, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğunu hükme bağlar. EPDK kararlarının büyük çoğunluğu genel rejime tabidir; altmış günlük süre uygulanır. Süre, idari işlemin tebliği veya öğrenilmesi tarihini izleyen günden başlayarak işler.

m.7’nin ikinci fıkrası süre başlangıç ölçütlerini ortaya koyar: yazılı bildirim üzerine veya ilanı gereken düzenleyici işlemlerde ilan üzerine. Üçüncü fıkra adresi belirsiz olanlara veya temsilci tayin edilmiş olmayanlara ilişkin özel ilan tebliğatı kurallarını içerir. Dördüncü fıkra düzenleyici işlemlerin ayrı bir kategori olarak ele alındığı temel hükümdür: “İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.”

Özel kanun süresi getirilen hallerde m.7’nin genel hükmü uygulanmaz. EPDK kararlarına ilişkin özel süre rejimi sınırlıdır; ana kural altmış günlük süredir. Çevre Kanunu kapsamında verilen idari para cezalarında olduğu gibi yedi günlük özel süreler, EPDK kararları bakımından söz konusu değildir.

B. İYUK m.8: Sürelerin Hesaplanması

İYUK m.8 sürelerin hesaplanmasına ilişkin temel kuralları içerir. Birinci fıkraya göre süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işler. Tebliğ günü süreye dahil edilmez. 10 Mayıs’ta tebliğ edilen bir Kurul kararının altmış günlük dava süresi 11 Mayıs’tan itibaren işlemeye başlar.

m.8’in ikinci fıkrası, tatil günlerinin sürelere dahil olduğunu hükme bağlar. Hafta sonu, resmi tatil ve milli bayram günleri süreden düşülmez. Ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. Bu kural, sürenin son gününün Cumartesi, Pazar veya resmi tatile rastladığı durumlarda devreye girer.

m.8’in üçüncü fıkrası adli tatil etkisini düzenler. Adli tatil süresinin başlangıcı ile bitiş tarihleri arasında dava açma süresinin son günü adli tatile rastlarsa, süre tatilin bitiminden itibaren yedi gün uzamış sayılır. Adli tatil 20 Temmuz-31 Ağustos arasındadır. Bu döneme rastlayan son günlerde dava açma süresi 7 Eylül mesai bitimine kadar uzar. EPDK kararlarına ilişkin Temmuz ve Ağustos tebligatlarında bu kural yaz aylarında ek koruma sağlar.

C. Düzenleyici İşlemlerde Süre Başlangıcı

EPDK’nın çıkardığı yönetmelik, tebliğ ve Kurul ilke kararlarına karşı dava açma süresi Resmî Gazete’de ilan tarihini izleyen günden başlar. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği (2/11/2013 tarihli ve 28809 sayılı RG) açısından örnek vermek gerekirse, ilk yayımdan altmış gün sonrası dava açma süresinin son günüdür. Yönetmelikte yapılan her değişiklik için ayrı bir dava süresi başlar; ilgili madde değişikliği yönetmeliğine karşı RG yayımını izleyen altmış gün içinde dava açılabilir.

m.7/4’ün önemli istisnası, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine açılabilecek davaya ilişkindir. Yönetmelik veya tebliğin yayım tarihinden itibaren altmış gün geçtikten sonra dahi, ilgili tüzel kişiye yönelik uygulama işlemi tesis edildiğinde, davacı isterse uygulama işlemine, isterse düzenleyici işleme, isterse her ikisine birden dava açabilir. Bu istisna, düzenleyici işlemin yürürlüğe girmesinden uzun süre sonra dahi pratikte iptal davasına imkân tanır.

Somut bir örnek: 30/12/2025 tarihli ve 14204 sayılı Kurul Kararı (RG 31/12/2025-33124) ile yayımlanan 2026 iletim tarifeleri kararının iptali için altmış günlük dava süresi 1/1/2026’da başlamış ve 1/3/2026’da sona ermiştir. Ancak bu süre dolduktan sonra dahi, bireysel bir lisans sahibine bu karar uyarınca uygulama işlemi (faturalama) yapıldığında, lisans sahibi hem uygulama işlemine hem de dayanak düzenleyici işleme karşı yeniden altmış gün içinde dava açabilir.

D. Bireysel İşlemlerde Süre Başlangıcı

Bireysel idari işlemlerde dava açma süresi tebliğ tarihini izleyen günden başlar. EPDK Kurul kararı, lisans sahibinin Kuruma bildirdiği adrese veya 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Petrol piyasasında 5015 sayılı Kanun m.20/8 uyarınca tebligatlar lisans sahibinin Kuruma bildirdiği elektronik tebligat adresine yapılır; elektronik tebligatın zorunlu sebeple yapılamaması halinde Kuruma bildirilen adres üzerinden yapılan bildirim tebligat yerine geçer.

Öğrenme tarihi kavramı, yazılı tebligat yapılmamış hallerde devreye girer. İdari işlemden ilgilinin tarafından öğrenildiği tarih, dava açma süresinin başlangıcı kabul edilir. Ancak öğrenme tarihinin tespiti pratikte zordur; Danıştay içtihadı, idarenin tebligat yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bağlı olarak ilgilinin öğrenme tarihini ayrı ayrı değerlendirme yolunu benimsemiştir. Tebliğin yapılmadığı veya usulsüz yapıldığı dosyalarda, ilgilinin işlemi öğrendiği tarih ve bunu kanıtlama yükü tartışmalıdır.

E. Çoklu Tebligat ve Geçerli Tebliğ Tarihi

EPDK Kurul kararı tek bir tüzel kişiye birden fazla adresten veya birden fazla yetkili kişiye tebliğ edilebilir. Bu durumda dava açma süresinin başlangıcı otomatik olarak “son tebliğ” tarihi üzerinden hesaplanmaz. Asıl ölçüt, tebligatın kime, hangi sıfatla, hangi adrese ve usulüne uygun olarak yapıldığıdır. Usulüne uygun şekilde yetkilendirilmiş vekile veya kanuni temsilciye geçerli tebligat yapılmışsa, aynı işlemin daha sonra başka bir adrese bildirilmesi her durumda yeni dava süresi başlatmayabilir. Bu nedenle güvenli süre hesabı, dosyadaki en erken geçerli tebliğ tarihi esas alınarak yapılmalı; sonraki tebliğlerin süreye etkisi ise ayrıca tartışılmalıdır.

İşlem ortaklarına da tebligat yapıldıysa süre hesabı her ortak için ayrı işler. Birden fazla davacının ayrı ayrı dava açması halinde, her bir davacı kendi geçerli tebliğ tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde dava açar. Birden fazla davacının tek dilekçeyle dava açması halinde ise her davacı bakımından süre, kendi tebliğ tarihi ve dava ehliyeti çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir. Pratikte ihtiyatlı yol, süre hesabını davacı aleyhine doğabilecek en erken geçerli tebliğ tarihine göre yapmak; sonraki tebliğleri ise ancak destekleyici argüman olarak kullanmaktır.

F. İYUK m.11 Süre Durdurması

m.11 başvurusunun süre durdurucu etkisi Bölüm IV’te ayrıntılı ele alınmıştır. Burada süre hesaplaması açısından önemli olan üç nokta tekrarlanır. Birincisi, m.11 başvurusu dava açma süresi içinde yapılmalıdır; süre dolduktan sonra yapılan başvuru süreyi durdurmaz. İkincisi, başvuru üzerine otuz gün cevap süresi (8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun ile altmış günden indirilmiş hâl) işler ve bu sürenin sonunda zımni red ile dava süresi yeniden başlar. Üçüncüsü, başvurma tarihine kadar geçmiş süre yeni süre içinde sayılır; süre yeniden altmış gün olarak değil, ilk süreden kalan kısım üzerinden hesaplanır.

İYUK m.10 kapsamındaki başvurular, doğrudan dava süresi durdurucu nitelikte değildir. m.10 idarenin kendisine yönelik bir başvuru yapılmasını ve bu başvurunun cevaplanmamasını öngörür; cevap verilmediği taktirde altmış günlük (7331 sayılı Kanun ile değişiklik öncesi rejim) veya otuz günlük süre içinde zımni red oluşur ve bu zımni red doğrudan dava konusu yapılabilir. m.10 ve m.11 arasındaki fark, m.10’un henüz tesis edilmiş bir işlem yokken idareyi işlem yapmaya zorlamak için kullanılmasıdır; m.11 ise tesis edilmiş bir işlemin geri alınması veya değiştirilmesi için işler.

G. İvedi Yargılama Süreleri: İYUK m.20/A

İYUK m.20/A kapsamındaki davalarda dava açma süresi otuz gündür; altmış günlük genel süre uygulanmaz. Bu kategoride m.11 başvurusu süre durdurucu etki yaratmaz. İstinaf yolu kapalıdır; ilk derece mahkemesi kararına karşı doğrudan Danıştay temyizine gidilir. Temyiz süresi karar tebliğinden itibaren on beş gündür.

m.20/A’nın EPDK kararları bakımından uygulanma alanı tartışmalıdır. Maddede sayılan kategoriler arasında ihaleden yasaklama, kamu görevliliği görevden uzaklaştırma, doğrudan EPDK kararları yer almaz. Ancak EPDK ile bağlantılı bazı uyuşmazlıklar dolaylı olarak m.20/A kapsamında değerlendirilebilir. Avukatın savunmalı yaklaşımı, davayı altmış gün içinde değil otuz gün içinde açmak; sonrasında ivedi yargılama itirazı reddedilirse genel süre rejiminde değerlendirildiğini ileri sürmektir.

H. Adli Tatil Etkisi

Adli tatil, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m.40 ve İYUK m.8/3 çerçevesinde 20 Temmuz-31 Ağustos dönemini kapsar. Bu dönem içinde mahkemeler nöbetçi mahkeme sistemi ile çalışır; idare mahkemeleri tatil süresince yalnızca yürütmenin durdurulması taleplerini ve diğer ivedi işleri inceler.

Adli tatilin dava açma süresine etkisi şudur: süre adli tatil içinde işlemeye devam eder. Tatil günleri normal şekilde süreye dahildir. Ancak sürenin son günü adli tatil dönemine rastlarsa, süre tatil bitiminden itibaren yedi gün uzamış sayılır. Pratikte, 14 Temmuz – 31 Ağustos arasında son günü düşen davalar otomatik olarak 7 Eylül mesai bitimine kadar uzamış olur.

Mali tatil de süre rejiminde dikkat edilmesi gereken bir başka mekanizmadır. 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun, 1-20 Temmuz arasını mali tatil olarak belirler. Vergi uyuşmazlıklarında etkili olan bu tatil, EPDK kararlarına ilişkin doğrudan etki yaratmaz; ancak EPDK idari para cezalarının tahsili 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi olduğu için tahakkuk ve tahsil süreçlerinde sınırlı etki gösterebilir.

I. Süre Kaçırma Sonuçları

Dava açma süresinin kaçırılması halinde mahkeme süre aşımı nedeniyle ret kararı verir. Bu karar usul kararı niteliğindedir; davanın esası incelenmez. Süre aşımı ret kararı kesin nitelikte değildir; istinaf ve duruma göre temyiz yolu açıktır. Ancak temyiz veya istinaf süre aşımı kararını kaldırsa dahi, dava ancak süresinde açılmış olarak kabul edilirse esastan incelenir.

Süre kaçırmanın telafisi sınırlı yollarla mümkündür. Birincisi, ilk kararın dayanak düzenleyici işlemine karşı dava açmaktır. m.7/4’ün hükmü, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine yeni bir süre başlangıcı sağladığı için, dayanak yönetmelik veya tebliğin iptali ile bireysel uygulamanın da ortadan kaldırılması mümkündür. İkincisi, idareye yapılacak m.11 türü başvuru ile geri alma talebi sunmaktır; ancak süre kaçırma sonrası m.11 süre durdurmaz, idarenin lütfu beklenir. Üçüncüsü, somut zarar doğmuşsa tam yargı (tazminat) davası ihtimalini ayrıca değerlendirmektir. Ancak bu yol, kaçırılmış iptal davasının basit bir ikamesi değildir. Tam yargı davası; zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve İYUK m.12-13 çerçevesindeki süre ve başvuru koşulları bakımından bağımsız bir değerlendirme gerektirir. Bu nedenle iptal davası süresi kaçırılmışsa dahi, tazminat imkânı ancak somut zararın ve bu zararın işlemle bağlantısının güçlü şekilde ortaya konulabildiği dosyalarda tartışılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru süresi, olağan kanun yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün; AİHM bireysel başvuru süresi ise dört aydır (16/9/2022 tarihli protokol sonrası). Süre kaçırılarak iptal davası açılamaması, doğrudan AYM veya AİHM bireysel başvurusunu da işlevsiz kılar; çünkü olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şartı yerine getirilmez.

J. Sıkça Yapılan Süre Hesaplama Hataları

EPDK kararları bakımından uygulamada en sık görülen yedi süre hatası şunlardır:

İlk hata, tebliğ günü ile sürenin başlangıcı arasındaki günü karıştırmaktır. Tebliğ günü süreye dahil değildir; süre tebliği izleyen günden başlar. Otomatik takvim hesabıyla altmış gün çıkartılırken bu kural unutulduğunda bir günlük hata oluşur. Bir günlük hata davanın kabul edilebilirliğini etkiler.

İkinci hata, m.11 başvurusunun dava süresi içinde yapılmamasıdır. Tebligattan altmış gün sonra yapılan başvuru süreyi durdurmaz; dava süresi zaten dolmuştur. Avukatın takvim sistemi, tebliğ tarihini izleyen 30-45. günler arasında m.11 başvurusu önerisini tetikleyecek şekilde kurulmalıdır.

Üçüncü hata, m.11 başvurusunda otuz günlük yeni cevap süresinin (8/7/2021 sonrası rejim) eski altmış günlük süre ile karıştırılmasıdır. 8/7/2021 öncesi rejimde altmış gün olan cevap süresi, sonraki dönemde otuz gündür. Eski rejim ile hesap yapılarak yapılan dava açma takvimi davayı süre aşımına uğratabilir.

Dördüncü hata, ivedi yargılama kapsamı tereddüdünde altmış gün üzerinden hesap yapılmasıdır. Davalı idarenin sunduğu ivedi yargılama itirazı kabul edilirse, otuz günlük süre üzerinden değerlendirme yapılır ve avukatın hesabı süre aşımına uğrar. Risk yönetimi gereği şüpheli dosyalarda dava süresi otuz gün olarak işletilmelidir.

Beşinci hata, düzenleyici işlem-bireysel uygulama ayrımının atlanmasıdır. Yıllık çıkarılan idari para cezası tebliği gibi düzenleyici işlemler ile bunlar uyarınca verilen idari para cezası kararları ayrı dava süre rejimlerine tabidir. Tebliğin Resmî Gazete’de ilan tarihinden itibaren altmış gün geçtikten sonra dahi, bireysel uygulama (idari para cezası kararı) tebliğ edildiğinde yeniden altmış günlük süre başlar.

Altıncı hata, çoklu tebliğde her durumda son tebliğ tarihinin esas alınacağını varsaymaktır. Doğru yaklaşım, kime ve hangi sıfatla yapılan tebligatın geçerli olduğunu önce tespit etmek; süre hesabını ihtiyatlı şekilde en erken geçerli tebliğ tarihine göre yapmak; sonraki tebliğleri ise ancak somut dosyada ayrıca tartışılabilecek destekleyici argüman olarak kullanmaktır.

Yedinci hata, adli tatil etkisinin atlanmasıdır. Temmuz veya Ağustos’ta tebliğ alınan dosyalarda son günün adli tatile rastlaması halinde süre 7 Eylül mesai bitimine kadar uzar; avukat bu kuralı kullanarak ek zaman kazanabilir. Hesabın 31 Ağustos üzerinden yapılması, fiilen elde edilecek dava süresinin daraltılmasına yol açar.

Sonraki bölüm, dava süresi doğru hesaplanıp dilekçe sunulduğunda devreye giren ivedi yargılama usulünü ve EPDK kararları bakımından bu rejimin uygulanma kapsamını ele alır.

VII. İvedi Yargılama Usulü (İYUK m.20/A) ve EPDK

İvedi yargılama usulü, idari davaların geneline uygulanan usulden ayrılan bir hızlı yargılama rejimidir. 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘un 18. maddesi ile İYUK m.20/A hükmü ihdas edilmiştir. Düzenleme, “telafisi güç ya da imkânsız sonuçlar doğuracak sınırlı sayıdaki dava türünün diğerlerine göre daha ivedi bir şekilde sonuçlandırılması” gerekçesine dayanır. EPDK kararları bakımından bu rejimin uygulanma alanı sınırlıdır; enerji piyasasına ilişkin bir kararın varlığı tek başına İYUK m.20/A uygulaması sonucunu doğurmaz. İvedi yargılama usulü ancak m.20/A’da sınırlı şekilde sayılan işlem kategorileriyle bağlantı kurulabildiği ölçüde gündeme gelir. Buna rağmen doğrudan ya da dolaylı şekilde m.20/A’ya tabi olabilecek karar türleri bulunduğu için doğru analiz yapılmadan dava açılması ciddi süre kayıplarına yol açar.

A. İYUK m.20/A: Tahdidi Kapsam

İYUK m.20/A‘nın birinci fıkrası, ivedi yargılama usulünün uygulanacağı uyuşmazlıkları tahdidi (sınırlı sayım usulü ile) sıralar. Kanunda sayılmayan uyuşmazlıklar bu rejime tabi tutulamaz. Sayılan kategoriler şunlardır:

İlk kategori, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleridir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve diğer ihale mevzuatı kapsamında gerçekleştirilen ihale ilanı, ihale komisyonu kararları, ihalenin iptali, ihalenin onaylanması, sözleşmenin imzalanması, teminatın gelir kaydedilmesi gibi işlemler bu kapsama girer. İhaleden yasaklama kararları (4734 sayılı Kanun m.58 uyarınca) genel rejime tabidir.

İkinci kategori, acele kamulaştırma işlemleridir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu‘nun 27. maddesi uyarınca acele kamulaştırma yetkisinin kullanıldığı kararlara karşı açılan davalar ivedi yargılama usulüne tabidir. EPDK’nın 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile yetkilendirildiği acele kamulaştırma kararları bu kategoride doğrudan değerlendirilir. Bu uyuşmazlıklar EPDK kararları içinde m.20/A’ya tabi en net alandır.

Üçüncü kategori, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararlarıdır. Bu kategori EPDK ile doğrudan ilgili değildir; ancak dağıtım veya iletim varlıklarının özelleştirme süreçlerinde dolaylı kesişim yaratabilir.

Dördüncü kategori, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleridir. Beşinci kategori, 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlardır. Altıncı kategori, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararlarıdır.

EPDK’nın kendi tesis ettiği lisans iptali, idari para cezası, tarife veya düzenleyici işlem kararları m.20/A’nın tahdidi listesinde yer almaz. Bu kararlar genel rejime (altmış günlük dava süresi) tabidir. Ancak ÇED süreciyle birleşen üretim lisansı dosyaları veya acele kamulaştırma ile birleşen tesis kurulumu dosyalarında ivedi yargılama uyuşmazlıkları gündeme gelebilir.

B. m.20/A’nın Usul Kuralları

m.20/A’nın ikinci fıkrası, ivedi yargılama usulünün özel kurallarını altı bent halinde düzenler.

(a) Dava açma süresi otuz gündür. Genel rejimdeki altmış günlük süre uygulanmaz. Bu kategoride avukatın takvim sistemi sıkı bir disipline tabidir.

(b) İYUK m.11 hükümleri uygulanmaz. Üst makama başvurma yolu kapatılmıştır. Daha önemlisi, m.11 başvurusu süre durdurucu etki yaratmaz. Bu, ivedi yargılama kapsamındaki dosyalarda m.11 başvurusu yapan davacının dava süresini kaçırmasıyla sonuçlanabilir.

(c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır. İlk inceleme süresinin kısaltılması, dilekçenin ilk haliyle eksiksiz olmasını zorunlu kılar. Eksiklik tespitinde davanın doğrudan reddedilme riski yüksektir.

(d) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gündür; bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Bu süre, genel rejimdeki otuz günlük savunma süresinden ayrılan özel ivedi yargılama süresidir.

(e) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin karar verilmesinde itiraz yolu kapalıdır.

(f) Karara karşı sadece temyiz yoluna başvurulabilir; istinaf yolu kapalıdır. Temyiz süresi karar tebliğinden itibaren on beş gündür.

Bu kuralların bütünü, ivedi yargılama davalarını genel rejimden yaklaşık iki kat daha hızlı sonuçlandıracak şekilde tasarlanmıştır. Pratikte bu hız, davacı bakımından hem fırsat hem de risk anlamına gelir.

C. m.20/A’da m.11 Uygulanmaması Tuzağı

İvedi yargılama usulünde m.11’in uygulanmaması kuralı, Danıştay 13. Dairesi’nin 16/12/2024 tarihli ve E.2024/3251, K.2024/5502 sayılı Kararı ile istikrarlı şekilde teyit edilmiştir. Daire, m.20/A kapsamında m.11 başvurusunun süre durdurucu etki yaratmayacağını ortaya koymuştur. Karar, ihale işlemleri başta olmak üzere m.20/A kapsamındaki tüm uyuşmazlıklarda m.11’in işlevsizleşmiş hâlini gösterir.

Pratik sonuç şudur: m.20/A kapsamındaki bir karara karşı m.11 başvurusu yapan avukat, otuz günlük dava süresinin işlemeye devam ettiğini fark etmediği takdirde dava süresini kaçırır. Süre dolduktan sonra zımni red gerekçesiyle dava açılması ise süre aşımından ret ile sonuçlanır.

İdarenin tebligat yükümlülüğü, bu tuzağı azaltıcı bir mekanizma olarak işler. Anayasa m.40, Devlet’in işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve bu başvuruların sürelerini belirtmek zorunda olduğunu hükme bağlar. Danıştay içtihadı, idarenin ivedi yargılama usulü uygulanacak bir işlemi tebliğ ederken otuz günlük özel dava açma süresini ve m.11’in uygulanmayacağını açıkça belirtmek zorunda olduğunu ortaya koymuştur. Bu bilgilendirme yapılmaması halinde başvuru yolu ve süresinin gösterilmemesi, mahkemeye erişim hakkı ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından ayrıca tartışılır; somut dosyada genel rejimdeki altmış günlük dava açma süresinin uygulanması yönünde güçlü bir argüman doğabilir.

Bu içtihat, EPDK kararları bakımından da geçerlidir. EPDK acele kamulaştırma kararı tebliğ edilirken ivedi yargılama rejiminin uygulanacağı açıkça belirtilmediyse, avukat altmış günlük süre üzerinden dava açma stratejisini koruyabilir. Ancak güvenli yol, tebligat içeriği ne olursa olsun otuz gün üzerinden hesap yapmaktır.

D. EPDK Kararları Bakımından m.20/A Kapsamı

EPDK kararları içinde m.20/A’nın doğrudan uygulandığı tek kategori acele kamulaştırma kararlarıdır. 19/4/2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile EPDK’ya tanınan acele kamulaştırma yetkisi kullanıldığında, alınan karar 2942 sayılı Kanun m.27 uyarınca acele kamulaştırma kategorisinde değerlendirilir ve m.20/A’ya tabi olur. Bu kararlara karşı dava süresi otuz gündür ve m.11 başvurusu süre durdurmaz.

Diğer EPDK karar kategorilerinde m.20/A’nın uygulanması tartışmalıdır.

Lisans iptali ve idari para cezası kararları m.20/A’nın tahdidi listesinde yer almaz; genel rejime tabidir.

Tarife kararları ülke geneli düzenleyici işlem niteliğindedir; m.20/A’nın ihale veya kamulaştırma kategorilerine girmediği için genel rejime tabidir.

ÇED süreçleri ile birleşen kararlar m.20/A(e) bendi kapsamında ÇED kararı için ivedi yargılama uygulanabilir; ancak EPDK’nın bu süreçteki kararı (önlisans veya lisans ret kararı) ayrı kategoride değerlendirilir. ÇED kararının iptal davası m.20/A’ya tabi iken, aynı dosyaya bağlı EPDK önlisans reddi kararı genel rejime tabidir.

YEKA yarışmaları ihale niteliği taşır; ancak 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında değil, Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği özel rejimine tabidir. YEKA yarışma kararlarının m.20/A kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği yargı pratiğinde tartışmalıdır. Avukatın güvenli stratejisi, otuz gün üzerinden dava süresi hesabıdır.

E. m.20/B: Sınav Uyuşmazlıkları

İYUK m.20/B, ÖSYM ve Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlara ilişkin uyuşmazlıkları kapsar. Bu kategori, EPDK kararları bakımından doğrudan uygulanmaz. Ancak EPDK’nın bir uzman pozisyonu için yaptığı sınav, ÖSYM aracılığıyla yapılıyorsa m.20/B kapsamına girebilir. Bu durumda sınav kararına karşı açılan dava ÖSYM kararı niteliğinde değerlendirilir; ancak EPDK’nın atama kararı m.20/B kapsamı dışında kalır.

F. Pratik Strateji: Tereddütlü Dosyalarda Otuz Gün

İvedi yargılama kapsamına girip girmeme tartışmasının bulunduğu dosyalarda avukatın savunmalı stratejisi, davayı otuz gün içinde açmaktır. Bu yaklaşım üç avantaj sağlar.

İlki, davalı idarenin sunabileceği ivedi yargılama itirazına karşı koruma sağlar. Otuz gün içinde açılmış olan dava, mahkeme ivedi yargılama kapsamında değerlendirse dahi süresinde açılmış kabul edilir.

İkincisi, m.11 başvurusu yapma yanılgısına düşmeyi engeller. Otuz gün üzerinden plan yapan avukat, m.11 başvurusu yerine doğrudan dava açma yönelimine sahiptir.

Üçüncüsü, telafisi güç zarar argümanını destekler. Hızlı dava açan davacının yürütmenin durdurulması talebi daha güçlü bir somut zarar konteksti taşır.

Bu stratejinin tek dezavantajı, dilekçe için ek hazırlık süresinin daralmasıdır. Avukatın bu süreyi etkin kullanması için, kararın tebliğinden hemen sonra dilekçe yazımına başlanması ve delil toplama sürecinin paralel yürütülmesi gerekir.

G. Yargıtay HGK ve Anayasa Mahkemesi İçtihatları

m.20/A’nın anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından birden fazla başvuruda incelenmiş ve büyük çoğunlukla hukuka uygun bulunmuştur. AYM, m.20/A’nın getirdiği otuz günlük dava süresinin ve m.11’in uygulanmamasının mahkemeye erişim hakkını orantısız şekilde kısıtlamadığı sonucuna ulaşmıştır; yasama organının hızlı yargılama ihtiyacı bulunan sınırlı sayıda dava türü için özel rejim getirme yetkisini kullanmasını anayasal sınırlar içinde değerlendirmiştir.

Bireysel başvuru yolu ise m.20/A kapsamındaki davalarda da açıktır. İdari yargı sürecinde aleyhe karar alan davacı, olağan kanun yollarını tükettikten sonra otuz gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapabilir. AYM bireysel başvurusu özellikle mülkiyet hakkı (Anayasa m.35) ve hak arama hürriyeti (Anayasa m.36) çerçevesinde kabul görmektedir. EPDK acele kamulaştırma kararlarına ilişkin bireysel başvurular bu kapsamda önem taşır.

Anayasa Mahkemesi’nin EPDK kamulaştırma kararlarına ilişkin 2015/16665, 2015/17647 ve 2015/17721 sayılı birleştirilen bireysel başvuruları, ivedi yargılama kapsamındaki idari işlemler ile bireysel başvuru hakkının kesişimini gösteren örneklerdir. Elazığ Karakoçan ilçesinde EPDK tarafından yapılan kamulaştırmalara karşı taşınmaz maliklerinin yaptığı bu başvurular, m.20/A rejiminden geçen davaların AYM denetimine taşınabilirliğini ortaya koymaktadır.

Sonraki bölüm, hem genel rejimdeki hem de ivedi yargılama kapsamındaki davalarda en sık başvurulan ara karar talebi olan yürütmenin durdurulması talebinin EPDK kararları bakımından uygulanmasını ele alır.

VIII. Yürütmenin Durdurulması

EPDK kararına karşı dava açmak tek başına yetersiz bir koruma sağlar. Lisans iptal kararı tebliğ edildiği anda lisans sona erer; idari para cezası kararı tebliğden itibaren tahakkuk eder; tarife kararı yayım tarihinde uygulanmaya başlar. İptal davası sürerken kararın etkisi devam ettiği için yargılamanın sonunda lehte karar çıksa dahi davacının zararı çoğunlukla telafi edilemez. Yürütmenin durdurulması (YD) talebi, bu boşluğu kapatan ara karar mekanizmasıdır.

A. İYUK m.27 Çerçevesi ve Anayasal Dayanak

Anayasa m.125‘in beşinci fıkrası, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceğini hükme bağlar. Bu anayasal hüküm, idari yargı denetiminin etkili kılınmasını sağlayan temel mekanizmadır.

İYUK m.27, anayasal hükmü yargılama usulüne taşır. Birinci fıkra “Danıştay’da veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz” kuralını koyar. İdari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlanır; iptal davası bu karineyi otomatik olarak ortadan kaldırmaz. İkinci fıkra (2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun m.57 ile değişik), iki şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda mahkemenin yürütmenin durdurulmasına karar verebileceğini hükme bağlar.

m.27/2’nin birinci cümlesi şu ifadeyi içerir: “Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler.”

m.27/2’nin ikinci cümlesi, uygulanmakla etkisi tükenecek idari işlemlerde idarenin savunması alınmaksızın da durdurma kararı verilebileceğini hükme bağlar. Üçüncü cümle (21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun m.17 ile eklenmiş), kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemlerin uygulanmakla etkisi tükenecek işlemlerden sayılmayacağını öngörür.

B. İki Şartın Birlikte Aranması

Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Telafisi güç veya imkânsız zarar ve açık hukuka aykırılık. Tek bir şartın bulunması yetmez; örneğin idari işlem açıkça hukuka aykırı olduğu halde uygulanması telafisi güç zarar doğurmuyorsa, YD kararı verilmez. Aksi de geçerlidir: işlem telafisi güç zarar doğursa bile açıkça hukuka aykırı değilse YD reddedilir.

Telafisi güç veya imkânsız zarar kavramı, mahkemeler tarafından somut olay üzerinden değerlendirilir. Doktrin ve içtihatta dört tipik kategori öne çıkar. İlki maddi olarak telafi edilse de geri kazanılması güç olan zararlardır; uzun süreli iş kaybı, sözleşme ihlali, yatırım planının bozulması bu kategoriye girer. İkincisi salt parasal değil aynı zamanda manevi nitelik taşıyan zararlardır; itibar kaybı, sektörel pozisyon kaybı, kredibilite kaybı bu kapsamdadır. Üçüncüsü uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki zararlardır; eğitim hakkına yönelik kararlar, kapasite hakkı kullanımı bu nitelikteki işlemlerden doğan zararlar arasındadır. Dördüncüsü kamu yararı bakımından önem taşıyan zararlardır; üçüncü kişiler veya genel tüketiciler nezdinde doğacak fiili sonuçlar.

Açık hukuka aykırılık kavramı, ilk bakışta tespit edilebilen, ciddi ve aksi iddia edilemeyecek nitelikte bir aykırılık anlamına gelir. Danıştay 4. Dairesi’nin 7/10/1987 tarihli ve E.1986/5213 sayılı Kararı‘nda kullanılan formülasyon emsal niteliğindedir: “Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden davada ileri sürülen iptal sebeplerinin aksi iddia edilemeyecek derecede ciddi ve yürütmeyi durdurmayı haklı kılacak nitelikte bulunduğu anlaşılmaktadır.” Bu formül, mahkemenin esasa girmeden, dilekçe ve ek belgeler üzerinden yapacağı ilk bakış değerlendirmesinin sınırını çizer.

İki şartın birlikte aranması, davacı bakımından dilekçenin iki ayrı bölümde inşa edilmesini gerektirir. Hukuka aykırılık iddiaları kanun ve madde atıfları, içtihat ve doktrin referansları üzerinden somutlaştırılır. Telafisi güç zarar argümanı ise sözleşme yükümlülükleri, finansman belgeleri, istihdam tablosu, üretim takvimi gibi somut belgelerle desteklenir.

C. EPDK Kararlarında YD Pratiği

EPDK kararları bakımından YD talebi neredeyse her iptal davasında değerlendirilir. Ana hizmet birimleri tarafından alınan kararların büyük çoğunluğu icrai nitelikte olduğu ve doğrudan etki doğurduğu için YD koruması olmaksızın dava sürecinde davacı önemli zarara uğrar. Pratikte YD pratiği üç tipik dosya kategorisinde yoğunlaşır: lisans iptali, idari para cezası ve süre uzatım reddi.

D. Lisans İptalinde YD

Lisans iptal kararına karşı YD talebi, en yoğun argüman çeşitliliği sunan kategoridir. Telafisi güç zarar argümanı altı temel başlık altında inşa edilir.

İlk başlık tesis yatırımı ve harcamalardır. Önlisans veya lisans alındıktan sonra yapılan saha araştırması, çevresel etki değerlendirmesi, lisanslı mühendislik çalışmaları, izin alınması süreçleri, ekipman tedariki, inşaat hazırlıkları ve teminat mektupları davacı bakımından telafisi güç finansal yüktür. Lisans iptal edildiğinde bu yatırımlar geri dönüşsüz hale gelir.

İkinci başlık sözleşme yükümlülükleridir. EPC sözleşmeleri, ekipman tedarik anlaşmaları, finansman sözleşmeleri (project finance, sponsor desteği, teminat mektubu sözleşmeleri), enerji satış sözleşmeleri (PPA, YEKDEM mahsuplaşma anlaşmaları) lisansın geçerliliğine bağlı olarak yürütülür. Lisans iptali bu sözleşmelerde fesih, gecikme cezası, ceza şartı ve teminat irat kaydı sonuçları doğurur.

Üçüncü başlık istihdamdır. Tesisin işletmeye geçişi için işe alınmış personel, lisans iptalinin doğrudan sonucu olarak iş kaybı yaşar. Hem işverenin kıdem-ihbar yükümlülüğü hem de istihdam kaybı, telafisi güç sosyal zarar olarak ileri sürülür.

Dördüncü başlık üretim takvimidir. Enerji yatırımlarında yatırım kararı, projenin işletmeye başlayacağı zamana göre alınır. Lisans iptali bu takvimin tümünü askıya alır; yeniden başlatma maliyeti ile zaman kaybı bağımsız zarar kalemleridir.

Beşinci başlık üçüncü kişiler nezdinde itibar kaybıdır. Lisans iptali bilgisi enerji sektöründe hızla yayılır ve aynı tüzel kişinin diğer projelerinde, kredi başvurularında ve ortaklık ilişkilerinde olumsuz sonuçlar doğurur. Bu zarar maddi olarak ölçülebilir bir değer kaybı yaratır.

Altıncı başlık 6446 sayılı Kanun m.16 hükümleri çerçevesinde getirilen yasaktır. Lisans iptali sonrası tüzel kişi ortaklarının diğer tüzel kişiler aracılığıyla EPDK piyasalarında ortak olmaları üç yıl süreyle kısıtlanır.

Açık hukuka aykırılık argümanı ise dosyaya göre değişen başlıklar altında inşa edilir: yetki aşımı, savunma hakkı ihlali, gerekçe yetersizliği, sebep yokluğu, eşitlik ilkesi ihlali, ölçülülük ilkesi ihlali, mücbir sebep değerlendirmesinin yapılmaması. Depolamalı önlisans iptali dosyalarında özellikle TEİAŞ bağlantı görüşü gecikmesi gibi tüzel kişiden kaynaklanmayan haklı sebeplerin değerlendirilmemesi argümanı öne çıkar.

E. İdari Para Cezasında YD

İdari para cezası kararlarına karşı YD talebi farklı bir argüman yapısı gerektirir. Çünkü idari para cezası kararının tahsil süreci, iptal davası ile aynı anda işlemeye devam eder. 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu m.20/8 uyarınca idari para cezalarına karşı yargı yoluna başvurulması, ilgili vergi dairesine banka teminat mektubu verilmesi durumu hariç tahsil işlemlerini durdurmaz. Benzer hüküm 6446, 4646 ve 5307 sayılı Kanunlarda da yer alır.

Bu rejim, YD talebinin pratik önemini artırır. YD kabul edilmezse, davacı para cezasını dava sürerken ya ödemek ya da teminat mektubu vermek zorundadır. Ödenen tutar dava sonucunda lehe karar çıksa dahi nakit akış kaybı ve banka faizi gibi yan zararlar yaratır. Teminat mektubu verilmesi ise teminat ücreti ve kredi limiti tıkanıklığı doğurur.

YD argümanlarında telafisi güç zarar somutlaştırması, ceza tutarının davacının mali durumuna oranı, nakit akış üzerindeki etkisi, banka kredi limiti üzerindeki etkisi, vergi dairesi tahsil takip süreci çerçevesinde yapılır. Açık hukuka aykırılık argümanı ise kabahatler hukuku ilkeleri (kanunilik, ölçülülük, ne bis in idem), savunma hakkı ihlali, soruşturma süresi aşımı, delil değerlendirme hatası başlıkları altında geliştirilir.

F. Süre Uzatım Reddinde ve Lisans Tadili Reddinde YD

Önlisans süre uzatım reddi kararları, depolamalı önlisans dosyalarında yoğun YD talebi konusu olmaktadır. Bu kategorideki telafisi güç zarar argümanı, ret kararının önlisans iptaliyle sonuçlanmasıdır; çünkü süre dolduğunda otomatik olarak iptal hükmü işler. YD kararı, dava sürerken önlisansın ayakta kalmasını sağlar.

Açık hukuka aykırılık argümanı bu kategoride özellikle güçlüdür. Tüzel kişiden kaynaklanmayan haklı sebepler değerlendirmesinin yapılmaması, mücbir sebep argümanının dikkate alınmaması, TEİAŞ koordinasyon sürecindeki gecikmelerin ihmal edilmesi ve aynı dönemde benzer durumda olan başka tüzel kişilere süre uzatımı verilmesi (eşitlik ilkesi) argümanları işletilir. EPDK Önlisans Süre Uzatım Talebinin Reddinde Objektif Engel, İYUK m.11 ve İptal Davası çalışmasında bu argüman seti ayrıntılı şekilde işlenmiştir.

G. Yönetmelik ve Tebliğde YD: Erteleme Etkisi

Düzenleyici işlemlerin (yönetmelik, tebliğ, Kurul ilke kararı) iptaline yönelik davalarda YD kararı verildiğinde, idari işlemin uygulanması durumsanır. Bu sonuç sadece davacı için değil, düzenleyici işlemin tüm muhatapları için geçerlidir. Tek bir tüzel kişinin açtığı dava sonucunda alınan YD kararı, sektördeki tüm piyasa katılımcılarının yararına işler.

Bu erteleme etkisi, davacı bakımından stratejik avantaj sağlar. Avukatın YD argümanlarını sadece davacının zararına değil, sektörel etki ile kamu yararı boyutuna da dayandırması, kararın kabul olasılığını artırır. EPDK yıllık idari para cezası tebliği veya tarife metodolojisi tebliği gibi düzenlemelerde YD kararının verilmesi, mahkeme tarafından bu sektörel etki dikkate alınarak değerlendirilir.

H. Davalı İdarenin Savunması ve “Uygulanmakla Etkisi Tükenecek İşlemler”

m.27/2’nin temel kuralı, YD kararının davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra verileceğidir. Bu kural, idare tarafından savunma hakkı kullanılmadan ara karar verilmesinin önüne geçer.

Ancak m.27/2 ikinci cümle, uygulanmakla etkisi tükenecek nitelikteki idari işlemlerde idarenin savunması alınmaksızın da durdurma kararı verilebileceğini hükme bağlar. EPDK kararları içinde bu istisna belirli alanlarda devreye girer: anlık etki doğuran tarife uygulamaları, geçici durdurma kararları, EPİAŞ piyasa katılım askıya alma kararları. Bu işlemlerde mahkeme idarenin savunmasını beklemeden derhal YD kararı verebilir.

İvedi yargılama kapsamındaki davalarda YD karar süreci, ilk inceleme süreci ile birleşir. m.20/A’da öngörülen yedi günlük ilk inceleme süresi ve on beş günlük savunma süresi, YD talebinin değerlendirilmesi açısından da geçerlidir.

I. Teminat Şartı

Mahkeme, YD kararı verirken davanın özelliğine göre teminat talep edebilir. Teminat tutarı, idare aleyhine doğacak olası zararı karşılayacak şekilde belirlenir. İdari para cezası davalarında teminat genellikle dava konusu cezanın belirli bir yüzdesi olarak belirlenir; lisans iptali davalarında ise bu uygulama daha esnek bir biçimde uygulanır.

Danıştay içtihadı, telafisi güç zararın bizzat parasal zarar olduğu davalarda yüksek oranlı teminat istenmesinin YD kurumunu işlevsiz kılacağı yönündedir. Vergi davalarına ilişkin bir kararda Danıştay, “daha önce ödemiş olduğu verginin iade edilmemesi ve dava süresince bu paradan yoksun kalınması durumunda telafisi güç veya imkânsız zararlarla karşılaşacağı kanısına varılan davacıdan yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için dava konusu tutarın yüzde ellisi oranında teminat alınması idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğması şartını etkisiz kılacaktır” ifadesini kullanmıştır. Benzer içtihat EPDK idari para cezası dosyalarında da uygulanmaktadır.

J. YD Kararına İtiraz

m.27 hükmü, YD talebinin kabul veya reddine ilişkin kararlara karşı itiraz yolunu öngörür. İtiraz süresi karar tebliğinden itibaren yedi gündür. İtiraz, ilk derece mahkemesi kararı bakımından bölge idare mahkemesine; Danıştay daire kararı bakımından idari dava daireleri kuruluna yapılır. İtirazın incelenmesi süresi kısa tutulmuştur; itiraz mercii uyuşmazlığı incelenip karar verir.

İvedi yargılama kapsamındaki davalarda (m.20/A) YD itiraz yolu kapatılmıştır. İlk derece kararı kesin niteliktedir; itiraz yolu açık değildir.

K. AYM Bireysel Başvuru ve AİHM İhtiyati Tedbir

Olağan kanun yolları içindeki YD kararı reddi sonrası, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru kapsamında 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Kanun m.49/5 çerçevesinde tedbir talep edilebilir. AYM, başvuru sahibinin temel haklarının ihlal edilme riskinin tedbir gerektirdiği durumlarda ihtiyati tedbir kararı verir. EPDK kamulaştırma kararlarına ilişkin bireysel başvurularda bu yol kullanılmıştır.

AİHM bakımından ise AİHM İçtüzüğü Kural 39 çerçevesinde ihtiyati tedbir başvurusu yapılır. Bu tedbir AİHM tarafından son derece sınırlı sayıda durumda kabul edilir; ancak yaşam hakkı, işkence yasağı veya temel hak ihlalinin geri dönüşsüz olduğu durumlarda işler. EPDK kararlarına ilişkin AİHM ihtiyati tedbir uygulaması pratikte istisnaidir.

Sonraki bölüm, yürütmenin durdurulması talebi kabul edildikten veya reddedildikten sonra davanın esasında ileri sürülecek iptal sebeplerini, yani idari işlemin yetki-şekil-sebep-konu-maksat unsurları ile bunların hukuka aykırılık denetimini ele alır.

IX. İdari İşlemin Unsurları, Gerekçe Sorunu ve EPDK Pratiğindeki Yapısal Sakatlıklar

EPDK kararlarının yargısal denetimi, idari işlemin beş klasik unsuru üzerinden işler. Ancak EPDK uygulamasında en sık karşılaşılan ve davacı lehine en güçlü argüman üreten alan, klasik unsur denetiminin ötesindedir: gerekçesizlik sorunu. Kurul kararlarının büyük çoğunluğu üç-beş satırlık formüllerle yazılır; soyut atıflarla, üçüncü kurumların görüşlerine dayanarak ve takdir yetkisinin kullanılma sebebini açıklamadan tesis edilir. Özellikle son dönemde depolamalı RES/GES önlisans başvuru reddi ve önlisans süre uzatım reddi dosyalarında TEİAŞ bağlantı görüşüne dayanılarak yazılan kararlar, bu yapısal sorunun en yoğun gözlemlendiği alan haline gelmiştir.

Bu bölüm, klasik beş unsur denetimini ortaya koyduktan sonra, EPDK pratiğinde tekrarlanan gerekçesizlik kalıplarını somut emsaller üzerinden ele alır. Avukatın dilekçesini inşa edeceği iptal argümanlarının çoğunluğu burada bulunur.

A. İYUK m.2/1-a: Beş Unsurlu Denetim ve EPDK Pratiği

İYUK m.2/1-a iptal davasının konusunu “idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” olarak tanımlar. Bu beş unsurun her biri bağımsız bir denetim noktasıdır; herhangi birinde tespit edilen aykırılık iptal sonucunu doğurur. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu içtihadı, iptal davasının açılması halinde mahkemenin re’sen araştırma ilkesi çerçevesinde beş unsurun her birini denetleyebileceğini ortaya koymaktadır. Ancak avukatın stratejik yaklaşımı, beş unsurun her birinde tespit edebildiği aykırılıkları ayrı ayrı dilekçesinde tartışmaktır.

Yetki unsuru, işlemi tesis eden makamın o kararı alma yetkisine sahip olup olmadığını ifade eder. Şekil unsuru, kararın yasada öngörülen biçim ve usul kurallarına uygun şekilde alınmasını kapsar; gerekçe yazılması, savunma hakkının kullandırılması, soruşturma usulünün tamamlanması bu kapsamdadır. Sebep unsuru, idarenin kararına dayanak teşkil eden maddi olay ve hukuki nitelendirmedir. Konu unsuru, kararın hukuk düzeninde yarattığı sonuca (yaptırım türü, miktarı, etki süresi) ilişkindir. Maksat unsuru, idarenin işlem tesis ederken güttüğü amacın kamu yararı olup olmadığını sorgulayan denetim noktasıdır.

EPDK pratiğinde bu beş unsura, anayasal ilkeler temelli ek denetim katmanları eklenir: ölçülülük (Anayasa m.13), eşitlik (Anayasa m.10), belirlilik-kanunilik (Anayasa m.38), savunma hakkı (Anayasa m.36) ve gerekçe ilkesi (Anayasa m.40-125). Bu ek denetim noktaları, klasik beş unsurun şekil veya konu sakatlığı kategorilerine entegre edilebilir; ancak içtihadın doğru atfı için ayrı başlıklar altında ele alınmaları yararlıdır.

B. Gerekçe Sorunu: EPDK Kararlarının Yapısal Zayıflığı

EPDK Kurul kararlarının yapısal bir zayıflığı, gerekçe bölümünün soyut ve dar olmasıdır. Kararlar tipik olarak şu kalıpla yazılır: “Konunun … tarihli ve … sayılı Kurul Kararı ile … sayılı Daire raporu çerçevesinde değerlendirilmesi neticesinde, … sayılı Yönetmeliğin … maddesi uyarınca başvurunun reddine karar verilmiştir.” Bu kalıp, maddi olay tespitini, hukuki nitelendirmenin somut gerekçesini, takdir yetkisinin kullanılma şeklini ve davacının ileri sürdüğü argümanların değerlendirmesini içermez.

Anayasa m.40/3 hükmü, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” kuralını koyar. Bu hüküm doktrinde ve içtihatta idarenin işlemlerinde gerekçe yazma yükümlülüğünün anayasal dayanağı olarak değerlendirilir. Anayasa m.125/3 ise idari işlemlerin yargı denetimine tabi olduğunu ve yürütmenin durdurulması kararının “gerekçe gösterilerek” verileceğini hükme bağlar. Hukuk devleti ilkesi, idarenin kararının arkasındaki düşünce dizgisini somutlaştırmasını ve davacının dilekçesinde bu düşünce dizgisini denetleyebilmesini gerektirir.

Danıştay 10. Dairesi’nin 15/1/2001 tarihli ve E.2000/1392, K.2001/57 sayılı Kararı, idari para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak uygulanmasının gerekçesinin işlem metninde gösterilmesi gerektiğini, gerekçe işlem metninde yer almıyorsa ilk derece mahkemesinin idareden somut gerekçeleri tespit etmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Karar, idari para cezalarında alt sınırdan ayrılma argümanına dayanak teşkil eden temel emsaldir. Aynı doğrultudaki Danıştay 13. Dairesi içtihadı, EPDK idari para cezası kararlarının gerekçesizliği iddiasında uygulanır.

Pratikte EPDK gerekçesizlik sorunu üç biçimde tezahür eder. İlk biçim, kararın yalnızca yönetmelik maddesine atıfla yazılmış olmasıdır; maddi olay tespiti, hukuki nitelendirme ve takdir yetkisinin kullanılması açıklanmaz. İkinci biçim, kararın üçüncü kurum görüşlerine (TEİAŞ, ÇED Komisyonu, ETKB) atıfla yazılmasıdır; EPDK bu görüşleri eleştiriye tabi tutmadan ve kendi gerekçesini ortaya koymadan kararı tesis eder. Üçüncü biçim, davacının başvuru veya savunma sırasında ileri sürdüğü hukuki argümanların kararın gerekçesinde tartışılmamasıdır; bu argümanlar dosyada vardır ancak Kurul kararında hiç ele alınmamıştır.

C. Depolamalı RES/GES Önlisans Reddinde TEİAŞ Görüşüne Dayanma Sorunu

EPDK’nın 19/11/2022 tarihinden itibaren depolamalı RES/GES önlisans başvurularını almaya başlamasının ardından, çok sayıda projeye TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşü gerekçesiyle ret kararı verilmiştir. Bu kararların büyük çoğunluğu, EPDK’nın TEİAŞ bağlantı görüşüne dayanılarak özel gerekçe yazılmaksızın tesis edilmesi nedeniyle gerekçe yönünden ciddi şekilde sakat hâle gelmektedir.

28/2/2026 tarihinde Alarko Holding’in bağlı ortaklığı Altek Alarko Elektrik Santralları Tesis İşletme ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılan yaklaşık 1,5 GW kurulu güçteki depolamalı RES ve GES önlisans başvurularının EPDK tarafından reddedildiği KAP üzerinden duyurulmuştur. Ret kararının dayanağı, “Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması” gerekçesi olarak gösterilmiş; karar Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği‘nin ilgili maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Alarko Holding, ret kararına karşı idari yargı yoluna başvuru dahil olmak üzere tüm hukuki imkânları değerlendireceğini açıklamıştır.

Şubat 2026’da Tatlıpınar Enerji Üretim A.Ş. (TATEN), bağlı ortaklıklarının toplam 19 adet depolamalı RES ve GES projesine ilişkin önlisans başvurularının EPDK tarafından “uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması” gerekçesiyle Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde reddedildiğini duyurmuştur. TATEN de idari ve yargısal başvuru yollarının değerlendirileceğini bildirmiştir.

Bu somut emsallerin gösterdiği şey, EPDK’nın aynı gerekçe formülü ile büyük portföylere yönelik ret kararı tesis ettiğidir. Davacı şirketlerin uğradığı zarar büyüktür: yıllarca süren proje hazırlığı, sermaye taahhüdü, sözleşme yükümlülükleri, hisse senedi piyasası değer kaybı.

Bu kararlardaki gerekçe yetersizliği iki katmanlıdır.

İlk katman, EPDK’nın TEİAŞ görüşünü mekanik şekilde tekrarlamasıdır. TEİAŞ bağlantı görüşü teknik bir görüştür; iletim sisteminin mevcut kapasitesi, planlanan trafo merkezi yatırımları, bağlantı noktasının yük durumu gibi unsurları içerir. Ancak EPDK bir bağımsız idari otoritedir ve önlisans başvurusunun reddi yetkisi münhasıran kendisindedir. EPLY m.15/2-(b) uyarınca TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketi, bağlantı ve sistem kullanımı hakkındaki görüşünü bildirim tarihinden itibaren kırk beş gün içinde Kuruma sunar. EPLY m.15/2-(c) uyarınca Kuruma sunulan görüşler on iş günü içinde başvuru sahibine bildirilir; başvuru sahibi görüşü kabul ve taahhüt ettiğini veya gerekçeli itirazını on iş günü içinde Kuruma sunmak zorundadır. Kurul kararı, TEİAŞ’ın teknik gerekçesini kendi hukuki gerekçesi haline getirmeden ve özellikle başvuru sahibinin bu görüşe karşı sunduğu argümanları tartışmadan tesis edilirse, yetki sakatlığı ve gerekçe sakatlığı iddiası birlikte ileri sürülebilir.

İkinci katman, EPDK’nın başvuru sahibinin itirazını değerlendirmemesidir. EPLY m.15/2-(c), TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketi görüşünün başvuru sahibine bildirilmesinden sonra başvuru sahibinin on iş günü içinde kabul/taahhüt beyanını veya gerekçeli itirazını Kuruma sunmasını zorunlu kılar; aksi halde görüş kabul ve taahhüt edilmiş sayılır. Başvuru sahibi, TEİAŞ görüşünün teknik gerekçesine karşı kendi teknik değerlendirmesini, kapasite hesabını, alternatif bağlantı noktası önerisini sunabilir. EPDK Kurulu, bu itirazı tartışıp gerekçeli şekilde değerlendirmeden TEİAŞ görüşünü esas alarak ret kararı verirse, savunma hakkı ihlali ve gerekçesizlik iddiaları somut dayanak kazanır.

Çiftçi & Partners’ın 2026 yılında yayımladığı analiz çalışması, TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşü gerekçesiyle EPDK tarafından reddedilen depolamalı önlisans başvurularına ilişkin yol haritasını ortaya koymaktadır. Aynı doğrultudaki EPDK Kurul Kararı ile Depolamalı Önlisans Reddi: İptal Davası çalışması, dilekçenin nasıl inşa edileceğine ilişkin pratik argümanları kategorize etmektedir.

Bu içtihat boşluğu önemli bir fırsat alanıdır. Danıştay 13. Dairesi’nin önündeki davalarda, EPDK’nın TEİAŞ görüşüne dayanarak yetki devri yapıp yapmadığı ve kendi gerekçesini ortaya koyup koymadığı sorgulanmaktadır. Mahkeme, EPDK’nın bir bağımsız düzenleyici kurum olarak teknik görüşe mekanik şekilde bağlanamayacağını ve kendi hukuki değerlendirmesini somut olay üzerinden açıklaması gerektiğini ortaya koyabilir.

D. Önlisans Süre Uzatım Talebinin Reddinde Gerekçe Yetersizliği

EPDK pratiğindeki ikinci yoğun gerekçesizlik alanı, önlisans süre uzatım talebi reddi kararlarıdır. Önlisans süresi, projenin kurulu gücüne göre 24 ila 36 ay arasında değişmektedir; 26/12/2024 tarihli ve 13131-2 sayılı Kurul kararı eki süre tablosuna göre 50 MW üzerindeki genel üretim tesislerinde bu süre 36 aydır. Bu süre içinde önlisans sahibi tüzel kişi Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği m.17 hükmünde sayılan yükümlülükleri tamamlamalıdır: saha mülkiyet veya kullanım hakkı edinimi, nazım ve uygulama imar planı onaylarının kesinleşmesi, ön proje veya katʼi proje onayı, TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketine bağlantı anlaşması için başvuru, rüzgar enerjisine dayalı tesisler için Teknik Etkileşim İzni, askeri yasak bölge işlemleri. Süre dolmadan yükümlülüklerini tamamlayamayan tüzel kişiler süre uzatım talebiyle EPDK’ya başvurur.

Aralık 2025’te EPDK, Akfen Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Powergy Elektrik Enerjisi Üretim A.Ş., YBT Enerji Elektronik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., Call (YEO) Enerji A.Ş. ve Ral Enerji A.Ş.’nin toplam 168 MW kurulu gücündeki 5 adet önlisansının süre uzatım taleplerini reddederek bu önlisansları iptal etmiştir. Reddedilen önlisanslar şunlardır: Akfen Elektrik (Çanakkale 50 MWe RES), Powergy (Edirne 23,9 MWe GES), YBT (Bilecik 20 MWe GES), Call (Ankara 50 MWe GES), Ral Enerji (Manisa 24 MWe RES). EPDK Başkanı’nın yaptığı kamuoyu açıklamasında bu kararların “yatırımcılara net bir mesaj” niteliği taşıdığı ifade edilmiştir.

Süre uzatım reddi kararlarındaki gerekçesizlik sorunu, EPDK’nın mücbir sebep ve haklı sebep değerlendirmesini yapmamasından kaynaklanır. Elektrik Piyasası Kanunu m.7/2 hükmü, “Mücbir sebep hâlleri ile lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler dışında” önlisans yükümlülüklerinin tamamlanmaması halinde lisansın iptal edileceğini öngörür. Bu hüküm iki kategoriyi ayırır: mücbir sebep (pandemi, savaş, doğal afet) ve lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler (üçüncü kurumların gecikmesi, mevzuat değişikliği, idari süreçlerin durması).

Süre uzatım talebi sunan tüzel kişi, başvurusunda gecikmenin sebebini ortaya koyar. Bu sebep çoğunlukla şu kategorilerden birine girer: TEİAŞ bağlantı sürecindeki gecikme, ÇED sürecindeki gecikme, kamulaştırma sürecindeki gecikme, askeri yasak bölge izninin gecikmesi, imar planı onayındaki gecikme, mahkeme süreçleri nedeniyle saha mülkiyetinin gecikmesi. Bu sebeplerin lisans sahibinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı, EPDK’nın somut olay üzerinde yapması gereken bir değerlendirmedir.

EPDK süre uzatım reddi kararları tipik olarak şu kalıpla yazılır: “İlgili tüzel kişinin önlisans süresince yatırımına başlayabilmesi için gerekli izin ve onayları tamamlama yükümlülüklerinde gerekli ilerlemeyi göstermediği anlaşıldığından, süre uzatım talebinin reddine karar verilmiştir.” Bu formül, başvuru sahibinin ileri sürdüğü mücbir sebep veya haklı sebep argümanlarını tartışmaz; “gerekli ilerlemeyi göstermediği” sonucunun nasıl çıkarıldığını göstermez; karşılaştırmalı veriler sunmaz.

Çiftçi & Partners’ın 2026 yılı analizi, objektif engel kavramı çerçevesinde süre uzatım reddi dosyalarına yaklaşımı detaylandırır. Objektif engel, lisans sahibinden kaynaklanmayan ve önlisans yükümlülüklerinin yerine getirilmesini fiilen imkansız veya aşırı güç hale getiren engellerdir. Bu engellerin somut olay üzerinde değerlendirilmesi, EPDK’nın gerekçesinde mutlaka yer almalıdır.

Süre uzatım reddi kararlarına karşı iptal argümanları üç ana başlık altında inşa edilir.

İlk başlık, mücbir sebep ve haklı sebep değerlendirmesinin yapılmamış olmasıdır. Başvuru sahibinin sunduğu somut belgeler (TEİAŞ yazışmaları, ÇED süreci tutanakları, ETKB onay süreci kayıtları, mahkeme dosyaları) Kurul kararında tartışılmamışsa, gerekçesizlik açıktır.

İkinci başlık, eşitlik ilkesi ihlalidir. Aynı dönemde benzer durumda olan başka önlisans sahiplerine süre uzatımı verilmişse, davacıya verilmemesi keyfi ayrım niteliği taşır. EPDK 33.000 MW depolamalı önlisans portföyünde 678 projeyi yakından izlemektedir; sadece belirli projelerin reddedilmesi mukayese argümanı için pencere açar.

Üçüncü başlık, kanunilik ilkesi ihlali ve takdir yetkisinin sınırlanmamış kullanımıdır. “Gerekli ilerleme” kavramının somut ölçütleri kanun veya yönetmelikte tanımlanmamıştır; EPDK takdir yetkisini kullanırken bu ölçütleri kendi içtihadıyla somutlaştırmak zorundadır. Tek bir dosyada öngörülemez şekilde yorumlanan “gerekli ilerleme” ölçütü, kanunilik ilkesini zedeler.

E. Yetki Sakatlığı: EPDK Yetki Devri Yapamaz

4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun m.5 ve devamı hükümleri, EPDK Kurulunun yetkilerini sıralar: lisans verme, lisans iptali, idari para cezası, tarife belirleme, yönetmelik çıkarma. Bu yetkiler münhasıran Kurul yetkisindedir ve daire başkanlığı seviyesine devredilemez. Aynı şekilde EPDK Kurul kararının dayanağını başka bir idari kuruma (TEİAŞ, ETKB, ÇED Komisyonu) bırakması da yetki devri sonucu doğurur.

Yetki sakatlığı EPDK pratiğinde dört tipik durumda gündeme gelir. İlki, Kurul yerine daire başkanlığının karar almasıdır. Daire raporları tek başına icrai işlem niteliği taşımaz; Kurul kararı olmaksızın bağlayıcılığı bulunmaz. İkincisi, fonksiyonel işbölümü ihlalidir: Elektrik Piyasası Dairesi tarafından alınması gereken kararın Doğal Gaz Piyasası Dairesi tarafından alınması gibi durumlardır. Üçüncüsü, Bakanlık-EPDK yetki paylaşımı tartışmalarıdır; YEKA yarışmaları Bakanlık yetkisinde, önlisans EPDK yetkisindedir. Dördüncüsü, fiili yetki devri olarak nitelendirilebilecek durumlardır; EPDK’nın TEİAŞ teknik görüşüne mekanik şekilde bağlanması ve kendi takdir yetkisini fiilen kullanmaması bu kapsamda yorumlanabilir.

F. Şekil Sakatlığı: Gerekçe, Savunma ve Usul Kuralları

Şekil sakatlığı EPDK kararlarına karşı en yaygın ileri sürülen iptal sebebidir. Üç ana kategori altında toplanır.

Birincisi, gerekçe yetersizliğidir. Yukarıdaki B-D başlıkları altında ayrıntılı şekilde ele alınan bu sorun, EPDK kararlarının büyük çoğunluğunda mevcuttur. Danıştay 10. Dairesi’nin 15/1/2001 tarihli ve E.2000/1392, K.2001/57 sayılı Kararı, idari işlemde gerekçe yazma yükümlülüğünün temel emsalidir.

İkincisi, savunma hakkı ihlalidir. Anayasa m.36 hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını güvenceye alır. EPDK soruşturma süreçlerinde lisans sahibine savunma hakkı kullandırılması zorunludur. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2006/4709, K.2008/6762 sayılı Kararı, bir lisans iptal kararını “Kurul kararı alarak, ancak mutlak suretle davacının savunmasını aldıktan sonra işlem tesis edilmesi gerekirken, … davacının savunması alınmadan doğrudan lisans iptaline ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun ilgili kararı”nın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Karar, EPDK soruşturma süreçlerinde savunma hakkının prosedürel önceliğini somutlaştırmaktadır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 30/1/2020 tarihli ve E.2018/1909, K.2020/144 sayılı Kararı, idari yaptırım uygulanmadan önce her durumda süre verilmesi gerektiği yolundaki içtihadın istisnasını ortaya koymuştur. Karar; bağımsız denetçiler ve denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilen denetim faaliyetinin kalite güvence sistemi kapsamında Kurum’ca incelenmesi neticesinde, bağımsız denetim mevzuatına aykırılık ve dolayısıyla yanlış ya da eksik verilen bir bağımsız denetim görüşünün etkilerinin giderilemez olması hâlinde Kurumca idarî yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre vermesi beklenemez sonucunu içerir. Bu içtihat, EPDK’nın niteliği itibariyla düzeltme imkânı olmayan fiiller için doğrudan idari soruşturma başlatabileceği yolundaki 5015 sayılı Kanun m.20/2-b ve eş hükümlerin uygulanmasında dayanak teşkil eder.

Üçüncüsü, soruşturma usulü ihlalleridir. Doğal Gaz Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik m.21 uyarınca, soruşturma raporunda mevzuata aykırılık tespit edilmesi ve bu tespitin Kurul tarafından sabit görülmesi halinde ilgiliye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek aykırılığı düzeltme yönünde uyarıda bulunulması zorunludur. Bu uyarı yapılmadan tesis edilen yaptırım kararı şekil sakatlığı taşır.

Petrol piyasasında 5015 sayılı Kanun m.20/2-a kapsamında, niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için ilgilisine otuz gün içinde aykırılığı giderme yönünde ihtar yapılmadan doğrudan yaptırım uygulanması da şekil sakatlığıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı ile 5015 sayılı Kanun m.20/2-g bendindeki “niteliği itibariyla düzeltme imkânı olmayacak şekilde aykırı davranılması” ifadesinin belirsizlik içerdiği gerekçesiyle ilgili kısmı iptal edilmiştir. Bu içtihat, ihtarın atlanmasının istisnasız bir kural olmadığını ortaya koymaktadır.

G. Sebep Sakatlığı: Maddi Olay ve Hukuki Nitelendirme

Sebep unsuru iki katmanlıdır. İlk katman idarenin tespit ettiği maddi olay; ikinci katman bu olaya verdiği hukuki nitelendirmedir. Her iki katmanda da hatalı tespit sebep sakatlığı oluşturur.

Maddi olayın yanlış tespiti çoğu zaman teknik delillerle ortaya konulur. Otomasyon sistem verilerinin yanlış okunması, sayaç ölçümlerinin hatalı yorumlanması, denetim raporunda yanlış maddi tespitlerin yer alması bu kategoriye girer. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2021/746, K.2024/4674 sayılı Kararı, dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirketin 1240 sayılı Kurul Kararındaki “Otomasyon Sistem Kılavuzu” yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle 5015 sayılı Kanun m.19/2-c-3 uyarınca verilen 1.220.624 TL idari para cezasının iptali istemiyle açılan davayı reddetmiştir. Daire, davacının “siber saldırı nedeniyle sistemdeki aksaklıklar oluştuğu” iddiasını maddi olayın varlığını ortadan kaldıracak nitelikte bulmamıştır. Karar, maddi olayın yargısal denetiminin teknik delilin yorumuna kadar uzanan kapsamını ve davacının teknik mücbir sebep argümanının sınırlarını göstermektedir.

Hukuki nitelendirmenin hatalı yapılması sıkça karşılaşılan bir sakatlık türüdür. Aynı maddi olay, farklı kanun veya yönetmelik hükümleri altında nitelendirilebilir; idarenin seçtiği nitelendirme yasal düzene uymuyorsa sebep sakatlığı oluşur. Aynı fiilden birden fazla ceza verilmesi (ne bis in idem ilkesi ihlali) bu kategorinin tipik örneğidir.

H. Konu Sakatlığı: Hukuki Sonucun Yasaya Aykırılığı

Konu unsuru, idarenin tesis ettiği işlemin hukuk düzeninde yarattığı sonuca ilişkindir. EPDK pratiğinde konu sakatlığı en sık üç tipik durumda görülür.

İlki, idari para cezası tutarının yasal alt-üst sınırlar dışında belirlenmesidir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.17/2, idari para cezasının kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle belirlenebileceğini hükme bağlar. 6446 sayılı Kanun m.16 ve eş hükümler, idari para cezalarını her yıl yeniden değerleme oranıyla artırır. 2026 yılı için VUK Genel Tebliği (Sıra No: 585) ile belirlenen 2025 yılı yeniden değerleme oranı %25,49 uygulanmış ve EPDK tebliği ile 1 Ocak 2026’da yürürlüğe giren yeni rakamlar açıklanmıştır:

  • 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu m.16/1 bentleri: (a)(b)(c) için 10.325.625 TL; (ç) için 16.521.042 TL; (d) için 18.586.156 TL; (e) için 20.651.325 TL; m.16/8 için 8.195 TL; m.16/9 gerçek kişi üst limit 2.509.000 TL ve tüzel kişi üst limit 25.098.000 TL.
  • 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.9/1 bentleri: (a)(c) için 10.590.948 TL; (b) için 9.077.911 TL; (d)(e) için 15.129.934 TL; (f)(g) için 18.155.954 TL.

Bu rakamların alt veya üstünde verilen cezalar konu sakatlığı taşır. Aynı şekilde nispi cezalarda hesaplama hatası, dövizli işlemlerde kur tarihi hatası da konu sakatlığı kategorisinde değerlendirilir.

İkincisi, yaptırım türünün mevzuata aykırı seçimidir. Lisans iptali yerine geçici durdurma verilmesi gereken hallerde lisans iptal verilmesi veya tersi durum konu sakatlığıdır. EPLY m.27‘nin (29/4/2026 tarihli ve 33238 sayılı RG ile değişik) yeni hükmü, niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için 6446 sayılı Kanun m.16 kapsamındaki yaptırımların uygulanacağını öngörür.

Üçüncüsü, uyarma-ihtar süreci tamamlanmadan doğrudan yaptırım uygulanmasıdır. Petrol piyasasında 5015 m.20/2-a kapsamındaki otuz günlük düzeltme süresi verilmeden uygulanan yaptırım kararları konu yönünden sakat sayılır.

I. Maksat Sakatlığı: Kamu Yararı Denetimi

İdari işlemin maksat unsuru, idarenin işlem tesis ederken güttüğü amacın kamu yararına yönelik olmasını ifade eder. Bu unsur diğer dört unsura göre daha zor ispat edilebilir nitelik taşır; çünkü idarenin gerçek niyetinin ortaya konulması bağımsız delillere bağlıdır.

Maksat sakatlığı tipik olarak üç durumda gündeme gelir. İlki, idarenin işlemi cezalandırma hırsı veya kişisel saiklerle tesis etmesidir; özellikle aynı tüzel kişi aleyhine sistematik şekilde tesis edilen işlemler maksat sakatlığı şüphesi yaratır. İkincisi, kamu yararı kavramının yanlış yorumlanmasıdır; idarenin tek bir piyasa katılımcısı lehine veya aleyhine işlem yapması kamu yararı amacıyla bağdaşmaz. Üçüncüsü, idarenin baskı altında karar almasıdır; siyasi veya ekonomik baskıyla tesis edilen işlemler maksat yönünden sakat sayılır.

EPDK pratiğinde maksat sakatlığı argümanı, yatırımcılara mesaj verme amacıyla tesis edilen kararlarda kendine alan bulabilir. Bu argüman, dosya bütünlüğü içinde destekleyici argüman olarak ele alınmalıdır.

J. Ölçülülük İlkesi Denetimi

Anayasa m.13, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının “ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmünü içerir. Ölçülülük ilkesi üç alt ilke üzerinden işler: elverişlilik (idari işlem amaçlanan sonuca ulaştırmaya elverişli olmalı), gereklilik (aynı amaca daha hafif bir yaptırımla ulaşılabiliyorsa daha hafif yol seçilmeli), orantılılık (uygulanan yaptırım amaçlanan sonuçla orantılı olmalı).

5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.17/2, alt ve üst sınır gösterilen idari para cezalarında miktar belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunun birlikte göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılar. Bu hüküm, EPDK idari para cezalarında ölçülülük denetiminin yasal dayanağıdır.

Danıştay 13. Dairesi’nin 13/2/2024 tarihli ve E.2023/2871, K.2024/739 sayılı Kararı, EPİAŞ tarafından tahsil edilmesine karar verilen tutarın ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Karar, idari yaptırımın somut miktarının yargısal denetiminin yapısal örneğidir.

İdari para cezalarında ölçülülük denetimi üç tipik argümanla işletilir. İlki, ilk defa işlenen fiilde üst sınırdan ceza verilmesidir; ilk ihlal halinde alt sınıra yakın bir ceza ölçülülük ilkesi bakımından beklenir. İkincisi, lisans sahibinin ekonomik durumunun dikkate alınmamasıdır; net satış hasılatı düşük bir tüzel kişiye üst sınırdan ceza verilmesi ölçülülük ihlalidir. Üçüncüsü, aynı kategori ihlali için farklı tüzel kişilere farklı tutarlarda ceza verilmesidir; bu durum aynı zamanda eşitlik ilkesi ihlalini de doğurur. Çiftçi & Partners’ın EPDK idari para cezası iptal davasına ilişkin analizinde bu argüman yapısı ayrıntılı şekilde işlenmektedir.

Önlisans iptali ve süre uzatım reddi kararlarında ölçülülük denetimi farklı bir yöne kayar. EPDK’nın “süre uzatımı vermek yerine doğrudan önlisans iptaline gitmesi” ölçülülük ilkesi bakımından sorgulanabilir. Daha hafif tedbir (süre uzatımı, kısmi izin) seçilebilecekken doğrudan iptale gidilmesi, gereklilik alt ilkesine aykırılık iddiası için pencere açar.

K. Eşitlik İlkesi Denetimi

Anayasa m.10, kanun önünde eşitlik ilkesini güvenceye alır. İdari işlemler bakımından bu ilke, aynı hukuki durumda olan kişilere aynı şekilde davranılması gerektiği anlamına gelir.

Danıştay 13. Dairesi’nin 24/5/2022 tarihli ve E.2020/834, K.2022/2162 sayılı Kararı, bir takvim yılı içinde cezai şart uygulanmasını gerektiren fiilin yılın başında gerçekleştirilmesi ile yılın sonuna doğru gerçekleştirilmesinin cezanın hesaplanmasında farklılığa yol açmasının “aynı hukukî durumda olmalarına karşın, makul ve meşru bir sebep olmaksızın farklı tutarların cezaî şart olarak hesaplanmasının eşitliğe aykırı olması nedeniyle geçerli görülmemiştir” sonucuna varmıştır. Karar, EPDK uygulamalarında eşitlik ilkesi denetiminin somut örneğidir.

Depolamalı önlisans dosyalarında eşitlik ilkesi argümanı özellikle güçlüdür. 33.000 MW depolamalı önlisans portföyünde 678 proje yakından izlenmektedir; ancak sadece belirli projelere ret kararı verilmektedir. Aynı durumdaki diğer projelerin akıbeti farklı olduğunda, ret kararı verilen şirketler eşitlik ilkesi ihlali iddiasını ileri sürebilir. Mukayese argümanı için EPDK Kurul kararları dizinindeki tutarlılık eksikliği önemli bir kaynak teşkil eder.

L. Belirlilik ve Kanunilik İlkesi

Anayasa m.38, “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesini hükme bağlar. Bu ilke idari yaptırımlar bakımından da uygulanır; kabahatin unsurları ve yaptırımın türü ile miktarı kanunla belirlenmiş olmalıdır. Belirlilik ilkesi, kanunun ne tür fiillerin yaptırım altına alındığını açık ve öngörülebilir şekilde tanımlamasını gerektirir.

Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı, 5015 sayılı Kanun m.20/2-g bendindeki “niteliği itibariyla düzeltme imkânı olmayacak şekilde aykırı davranılması” ifadesinin belirsizlik içerdiği gerekçesiyle ilgili kısmı iptal etmiştir. Karar, kabahatin unsurunun idarenin somut kararıyla değil kanun ile belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Aynı doğrultuda Anayasa Mahkemesi’nin 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı ile 4646 sayılı Kanun m.6/1-(a)/(7) alt bendindeki “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresi iptal edilmiştir. Bu içtihat, EPDK uygulamalarında “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” türünden belirsiz hükümlerin anayasaya aykırı bulunabileceğini gösterir.

Önlisans süre uzatım reddi dosyalarında kanunilik ilkesi ihlali argümanı, “gerekli ilerleme” kavramının yasal tanımının bulunmamasına dayanır. Yasal ölçüt olmadan EPDK’nın takdir yetkisini kullanması, kanunilik ilkesi sorgulamasına yol açar. Yönetmelikte tanımlanan yükümlülüklere ne kadar yaklaşılmış olmasının “yeterli ilerleme” sayılacağı, kanunda veya yönetmelikte somutlaştırılmamıştır.

M. Savunma Hakkı

Anayasa m.36, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını güvenceye alır. Bu hak, idari yaptırım süreçlerinde de geçerlidir; lisans sahibine yaptırım kararı verilmeden önce savunma yapma fırsatı tanınmalıdır.

EPDK pratiğinde savunma hakkının kullandırılması üç ayrı süreçte işler.

İlki, soruşturma süreci içinde yapılan savunmadır. Soruşturma raporu, ilgili tüzel kişinin yazılı savunması, varsa görevlendirilen Kurum personelinin usulünce alınmış olan ek görüşü ve buna ilişkin ilgili tüzel kişinin savunması ile birlikte tüm bunların üzerine kendi görüşüyle birlikte Daire Başkanı tarafından Başkanlığa sunulur. Soruşturma raporunun ilgili tüzel kişiye tebliği ile birlikte otuz günlük yazılı savunma süresi başlar. Bu sürenin geçirilmesi veya savunmanın değerlendirilmemesi savunma hakkı ihlalidir.

İkincisi, m.20/2-a (5015) veya m.21 (DGP Denetim Yönetmeliği) kapsamında verilen düzeltme süresi içindeki savunmadır. Niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için ilgilisine otuz gün süre verilir; bu süre içinde tüzel kişi hem aykırılığı giderebilir hem de aykırılığa karşı argümanlarını sunabilir.

Üçüncüsü, önlisans/lisans başvurusu reddi öncesi sunulan açıklamalardır. EPLY m.15/2-(c), TEİAŞ veya dağıtım şirketi görüşünün başvuru sahibine bildirilmesinden sonra başvuru sahibinin on iş günü içinde kabul/taahhüt beyanını veya gerekçeli itirazını Kuruma sunmasını zorunlu kılar; aksi halde görüş kabul ve taahhüt edilmiş sayılır. Bu açıklamaların Kurul kararında tartışılmaması savunma hakkı ihlali oluşturur.

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2006/4709, K.2008/6762 sayılı Kararı bu kategorideki içtihadın temel emsalidir. Savunma hakkı ihlali iddiası üç pratik argüman üzerinden işletilir: soruşturma raporunun davacıya tebliğ edilmemesi, savunma için yeterli süre verilmemesi, savunma içinde sunulan delillerin değerlendirilmemesi.

N. EPDK Pratiğindeki Tekrar Eden Gerekçesizlik Kalıpları ve İptal Argümanları

EPDK Kurul kararlarının yapısal zayıflığını ortaya koyan tekrar eden gerekçesizlik kalıpları sekiz kategoride özetlenebilir.

Kalıp 1: Çıplak Yönetmelik Atfı: “İlgili Yönetmeliğin … maddesi uyarınca başvurunun reddine karar verilmiştir” formülü. Bu kalıbın iptal argümanı, kararın hangi somut maddi olay üzerinden hangi hukuki nitelendirme ile bu sonuca varıldığının açıklanmamış olmasıdır.

Kalıp 2: TEİAŞ Görüşüne Mekanik Atıf: “Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması nedeniyle başvurunun reddine karar verilmiştir” formülü. İptal argümanı, EPDK’nın yetki devri yaparak kendi gerekçesini ortaya koymamasıdır.

Kalıp 3: Daire Raporuna Atıf: “Daire raporu doğrultusunda” ifadesi. Daire raporu gerekçenin kendisi değil dayanağıdır; Kurul kararının raporu özümseyip kendi hukuki gerekçesi haline getirmesi gerekir.

Kalıp 4: “Gerekli İlerlemenin Gösterilmemiş Olması”: Süre uzatım reddi kararlarında. İptal argümanı, “gerekli ilerleme” ölçütünün somutlaştırılmaması ve başvuru sahibinin mücbir/haklı sebep argümanlarının tartışılmamasıdır.

Kalıp 5: Caydırıcılık Atfı: İdari para cezasında üst sınırdan ceza verilmesinin “caydırıcılık” ile gerekçelendirilmesi. İptal argümanı, 5326 m.17/2‘nin öngördüğü haksızlık içeriği, failin kusuru ve ekonomik durumu değerlendirmesinin yapılmamasıdır.

Kalıp 6: Davacı Argümanlarının Susturulması: Başvuru sahibinin sunduğu hukuki ve teknik argümanların Kurul kararında hiç tartışılmaması. İptal argümanı, savunma hakkı ile gerekçe ilkesinin birlikte ihlalidir.

Kalıp 7: Karşılaştırmasız Tek Dosya Değerlendirmesi: Aynı dönemde benzer durumda olan başka başvurulardan ayrılma sebebinin açıklanmaması. İptal argümanı eşitlik ilkesi ihlalidir.

Kalıp 8: Süreç Bilgisinin Eksikliği: Kararın hangi yetkili tarafından, hangi toplantıda, hangi oyçokluğu ile alındığına ilişkin bilgilerin yer almaması. İptal argümanı şekil unsurunun usul kuralları yönünden sakatlığıdır.

Bu sekiz kalıbın her birinin somut Kurul karar örnekleri Çiftçi & Partners’ın EPDK uygulaması külliyatında yer almaktadır. Avukatın dilekçesini bu kalıpları somut atıflarla işleyerek inşa etmesi, dosyanın esastan değerlendirilme olasılığını yükseltir.

Sonraki bölüm, idari işlemin unsur ve gerekçe denetimi yapıldıktan sonra dosyanın merkezindeki ön süreç olan EPDK soruşturma usulünü ve savunma hakkının prosedürel uygulamasını ele alır.

X. EPDK Soruşturma Usulü ve Savunma Hakkı

EPDK kararlarının iptali davasını doğru analiz etmek, kararın arkasındaki idari soruşturma sürecini iyi tanımayı gerektirir. Kurul kararı bir sonuç ürünüdür; bu sonucun arkasında ihbar, denetim, önaraştırma, soruşturma, rapor, savunma ve oylama aşamaları yer alır. Bu aşamaların her birinde gerçekleşen usul ihlalleri, sonradan açılacak iptal davasında şekil sakatlığı argümanı için somut dayanak oluşturur. Bu bölüm soruşturma sürecinin tüm aşamalarını, süreleri, yetkili mercileri ve avukatın bu süreç içindeki stratejik yaklaşımını ele alır.

A. EPDK Soruşturma Sürecinin Genel Çerçevesi ve Hukuki Dayanakları

EPDK soruşturma süreci, sektörel kanun ve yönetmelik altyapısına dayanır. Dört temel kanun çerçeve oluşturur: 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu. Bu kanunlara dayanılarak çıkarılmış dört ayrı denetim ve soruşturma yönetmeliği vardır:

İlki, 28/1/2003 tarihli ve 25007 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik. İkincisi, aynı tarihte yayımlanan Doğal Gaz Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik. Üçüncüsü, 27/11/2013 tarihli ve 28834 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik. Dördüncüsü, LPG piyasası için ayrı düzenlenen yönetmeliktir.

Bu dört yönetmelik 4 Ocak 2017 tarihli ve 29938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişikliklerle güncellenmiş; soruşturma süreci, savunma hakkı süreleri ve yetki devri rejimi yeniden düzenlenmiştir. Her yönetmelik kendi sektörel kanunlarına dayanır ancak temel yapı ortaktır.

Soruşturma süreci ayrıca 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine de tabidir. Kanunun 3. maddesi, idari yaptırım kararlarına ilişkin diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde bu Kanun hükümlerinin uygulanacağını öngörür. Soruşturma zamanaşımı (m.20), yerine getirme zamanaşımı (m.21), idari yaptırım kararı verme yetkisi (m.22), idari para cezasının belirlenmesi (m.17) gibi konularda Kabahatler Kanunu uygulanır.

B. Denetim Dairesi Başkanlığı: Görev ve Yetkili Personel

EPDK bünyesinde soruşturmaları yürüten ana hizmet birimi Denetim Dairesi Başkanlığıdır. 4628 sayılı Kanun çerçevesinde EPDK Teşkilat Yönetmeliği uyarınca Denetim Dairesi Başkanlığı, piyasa katılımcıları aleyhine yürütülen tüm denetim, önaraştırma ve soruşturma süreçlerini koordine eder.

Sektörel kanunlardaki ihlaller bakımından soruşturma yürütme yetkisi münhasıran Denetim Dairesi’ne aittir. Sektör daireleri (Elektrik Piyasası Dairesi, Doğal Gaz Piyasası Dairesi, Petrol Piyasası Dairesi, LPG Piyasası Dairesi) tarafından yapılan sektörel denetimlerden mevzuata aykırılık tespit edilirse, dosya Denetim Dairesi’ne sevk edilir. Ayrıca bağımsız denetim raporları, ihbar ve şikâyetler de doğrudan Denetim Dairesi’ne ulaşır.

Yetkili personel iki kategoride toplanır. Birincisi 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ek m.41, 4628 sayılı Kanun m.9/7 ve 3/9/2015 tarihli ve 29464 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Meslek Personeli Yönetmeliği çerçevesinde mesleğe alınan Enerji Uzmanları ve Enerji Uzman Yardımcılarıdır. İkincisi 28/5/2014 tarihli ve 29013 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPDK Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliği çerçevesinde tanımlanan Yönetim Hizmetleri Uzmanlarıdır. Yönetim Hizmetleri Uzmanları, Uzman koordinesinde görevlendirilebilir.

İhtiyaç duyulması halinde Kurumun diğer hizmet birimlerinden de Başkan onayıyla Uzman, Uzman Yardımcısı veya Yönetim Hizmetleri Uzmanı görevlendirilebilir. Bu mekanizma, karmaşık dosyalarda sektör dairesi uzmanlığının soruşturma sürecine taşınmasını sağlar.

C. Soruşturma Açılma Yetkisi ve Yetki Devri

Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.15 (4 Ocak 2017 değişik hali) ile eş hükümler uyarınca soruşturma açma yetkisi münhasıran Kurul’a aittir. Kurul, re’sen veya kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetler üzerine, piyasada faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı faaliyet ve işlemleri nedeniyle, doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için ön araştırma yapılmasına karar verebilir.

Kurul, bu yetkisini Başkanlığa veya Denetim Dairesi Başkanlığına devredebilir. Yetki devri kararı, Kurul tarafından alınan ayrı bir Kurul Kararı ile yapılır. Yetki devri kapsamında Başkan veya Daire Başkanı, kendisine intikal eden ihbar veya şikâyetlerden isimsiz, imzasız veya adres belirtilmemiş olanlar ile kapsam olarak ön araştırma ve soruşturma yapılması için yeterli bulmadıklarını işleme koymayabilir. Bu işleme koymama kararı, fiilen bir tasarruf işlemi niteliği taşıdığı için icrai işlemdir ve yargı denetimine tabidir.

Yetki devri rejiminin pratik sonucu, soruşturma açma kararının çoğu zaman Kurul gündemine girmeden Başkanlık veya Daire Başkanlığı düzeyinde alınmasıdır. Bu durum, dosyanın hızla soruşturma aşamasına geçmesini sağlar; ancak yetki devrinin sınırları içinde kalınmaması iptal davasında yetki sakatlığı iddiasının dayanağı olur. Yetki devri kararının Kurul tarafından açıkça verilmiş olması ve kapsam yönünden sınırlanmış olması zorunludur.

D. Önaraştırma Aşaması: Otuz Günlük Süre Rejimi

Ön araştırma yapılmasına karar verilmesi halinde, Daire Başkanı tarafından görevlendirilen Uzman ve/veya Uzman Yardımcıları eliyle veya Uzman koordinesinde Yönetim Hizmetleri Uzmanları vasıtasıyla Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülür. Gerektiğinde Daire Başkanı veya Grup Başkanı vasıtasıyla da ön araştırma yürütülebilir.

Ön araştırma yapmakla görevlendirilen Kurum personeli, görevlendirildiği tarihten itibaren en geç otuz gün içinde elde ettiği bilgileri, delilleri ve konu hakkındaki görüşlerini içeren ön araştırma raporunu Daire Başkanlığına iletir. Bu süre kanuni süredir; aşılması halinde soruşturma açılması kararı geçersiz olur değildir, ancak süreç bütünlüğü içinde değerlendirilir.

Ön araştırma raporu Başkan tarafından Kurul gündemine öncelikle alınır. Kurul, raporu değerlendirerek soruşturma açılıp açılmamasına karar verir. Kurulca yetki devredilmesi halinde ön araştırma raporu Başkan veya Daire Başkanı tarafından değerlendirilerek soruşturma açılıp açılmamasına karar verilir.

Önaraştırma sonucunda soruşturma açılmamasına karar verilmesi de icrai işlem niteliği taşır. Bu karara karşı ihbar veya şikâyet sahibi yargı yoluna başvurabilir. Ancak Daire Başkanı’nın işleme koymama kararı ile soruşturma açılmaması kararı farklı kategorilerdir; ilki Kurul kararı niteliği taşımazken ikincisi taşır.

E. Soruşturma Aşaması: Altı Ay Süre Rejimi

Doğrudan soruşturma açılmasına veya önaraştırma neticesinde soruşturma açılmasına karar verildiğinde soruşturma, Daire Başkanı tarafından görevlendirilen Uzman ve/veya Uzman Yardımcıları eliyle Daire Başkanlığı koordinasyonunda yürütülür.

Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.18/2 (4 Ocak 2017 değişik) hükmü, soruşturma raporunun soruşturma açılmasına karar verildiği tarihten itibaren en geç altı ay içerisinde tamamlanmasını öngörür. Gerekli görüldüğü hallerde bir defaya mahsus olmak üzere Daire Başkanı tarafından üç aya kadar ek süre verilebilir. Eş hükümler diğer piyasa yönetmeliklerinde de yer alır.

Soruşturma süresinin aşılması tek başına iptal sebebi sayılmaz; soruşturmanın esasını etkilemez. Ancak süre aşımının uzun olması ve davacının savunma hazırlama imkânının daralması argümanı, şekil sakatlığı iddiasını destekleyici unsur olarak ileri sürülür.

F. Bilgi-Belge İsteme ve Yerinde İnceleme Yetkileri

Soruşturma sırasında Uzmanlar geniş bilgi toplama yetkileriyle donatılmıştır. Konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin asılları veya suretleri görevlendirilen Uzmanlar tarafından talep edilebilir. Uzmanlar ayrıca yerinde inceleme yapabilir, tutanak tutabilir, konu ile ilgili yazılı veya sözlü açıklama talep edebilir.

İlgili kişi, kurum ve kuruluşlar herhangi bir mazeretle bu talepleri gerçekleştirmekten imtina edemezler. Bilgi-belge verilmesi yükümlülüğünün ihlali ayrı bir kabahat oluşturur ve idari para cezasına konu olur. 6446 sayılı Kanun m.16, 4646 sayılı Kanun m.9, 5015 sayılı Kanun m.19 ve 5307 sayılı Kanun m.16 hükümleri, EPDK’ya yapılması zorunlu bildirimlerin yapılmaması veya yanlış bilgi verilmesini ayrıca yaptırıma bağlamıştır.

Üçüncü kişilerin ticari nitelikteki sırlarının korunması amacıyla gerekli önlemler alınır. Bu yükümlülük, soruşturma raporunun ilgili tüzel kişiye tebliği aşamasında da geçerlidir.

G. Soruşturma Raporu, Tebliği ve Otuz Günlük Yazılı Savunma

Soruşturma yapmakla görevlendirilen Kurum personeli tarafından düzenlenen soruşturma raporu Daire Başkanlığına iletilir. Raporda ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık tespit edilmiş olması halinde, raporun bir nüshası Daire Başkanı tarafından hakkında soruşturma yapılan gerçek veya tüzel kişiye tebliğ edilir. Soruşturma raporunda ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık tespit edilmemiş olsa dahi Kurul, hakkında soruşturma açılan gerçek veya tüzel kişinin savunmasını soruşturmanın her aşamasında isteyebilir.

Tebliğ yazısında, hakkında soruşturma yapılan gerçek veya tüzel kişiye otuz günlük süre verilerek, raporda tespit edilen hususlarla ilgili yazılı savunmasını Kuruma göndermesi istenir. Bu otuz gün, yazılı savunma için tanınan temel süredir. Tebligat tarihinden itibaren işlemeye başlar; tebliğ günü süreye dahil değildir.

Savunmanın içeriği üç ana başlık etrafında inşa edilir. İlki maddi olayın yanlış tespit edildiği iddiasıdır; soruşturma raporundaki maddi olay tespitlerinin teknik veya belgesel olarak yanlış olduğu ileri sürülür. İkincisi hukuki nitelendirmenin yanlış yapıldığı iddiasıdır; tespit edilen olayın belirtilen kanun veya yönetmelik maddesine girmediği savunulur. Üçüncüsü mücbir sebep, lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebep veya kusursuzluk iddialarıdır; somut belgelerle desteklenir.

Savunma yazısı Kuruma sunulduğunda soruşturmayı yapmakla görevlendirilen Uzman tarafından değerlendirilir. Uzman gerekli görmesi halinde ek görüş hazırlar. Ek görüş hakkında ilgili tüzel kişi tekrar savunma sunabilir; bu sürece ikinci savunma denir. Petrol Piyasası Denetim Yönetmeliği‘nde ek görüşe ilişkin ilgili kişinin savunma hakkı açıkça öngörülmüştür.

H. Ek Savunma Süresi (On Beş Gün) ve Süresi İçinde Verilmeyen Savunma

Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.20/2 son cümle hükmü, hakkında soruşturma yapılan gerçek veya tüzel kişi tarafından savunma için ek süre talebi olması halinde, Daire Başkanı tarafından on beş güne kadar ek süre verilebilir. Bu ek süre Daire Başkanının takdirindedir; otomatik değildir. Talep gerekçeli olmalı; soruşturma kapsamının genişliği, belge sayısının fazlalığı, uzmanlık görüşü gereksinimi gibi somut nedenler ileri sürülmelidir.

Süresi içinde verilmeyen savunma dikkate alınmaz. Bu kural mutlaktır; eksik gün veya kısmen verilmiş savunma kabul edilmez. Avukatın disiplini bu noktada hayatidir; otuz günlük süre takvim sistemine girilmeli, ek süre talebi yeterli zaman önceden yapılmalıdır.

Otuz günlük temel süre artı on beş günlük ek süre toplamı en fazla kırk beş güne çıkar. Bu süreye sığmayan savunmalar bakımından stratejik seçenek, ana savunmayı süresi içinde sunmak ve sonraki ek görüş aşamasında detayları derinleştirmektir.

I. Petrol Piyasası 5015 m.20/2: Üç Kategorili Yaptırım Rejimi

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu m.20/2, idari yaptırım sürecini üç kategoriye ayırır.

Birinci kategori, 5015 m.20/2-(a): Niteliği itibariyle düzeltme imkânı olan fiiller. Bu fiiller için Kurul tarafından belirlenmiş hallerde ilgilisine Kurum veya Kurumca yetkilendirilen kuruluşlar tarafından otuz gün içerisinde aykırılığın giderilmesi, aksi halde geçici durdurma yapılabileceği ihtar edilir. Otuz günlük süre içinde aykırılığın giderilmemesi halinde, piyasa faaliyeti altmış gün süre ile geçici olarak durdurulur. Bu süre içinde de aykırılık ortadan kaldırılmadığı takdirde süre sonunda faaliyetin durdurulmasına devam edilerek ilgiliye soruşturma açılır.

Aynı bent kapsamında, niteliği itibarıyla düzeltme imkânı olan fiilin tespit tarihinden itibaren iki yıl içerisinde tekrar edilmesi halinde, ihtar işlemi uygulanmaksızın piyasa faaliyeti doğrudan altmış gün süre ile geçici olarak durdurulur.

İkinci kategori, 5015 m.20/2-(b): Niteliği itibariyle düzeltme imkânı olmayan fiiller ile 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamındaki akaryakıt kaçakçılığına ilişkin fiiller. Bu fiiller için ilgilisi hakkında Kurum tarafından doğrudan idari soruşturma başlatılarak gerekli yaptırımlar uygulanır. İhtar süreci yoktur.

Üçüncü kategori, 5015 m.20/2-(g): Vergi Usul Kanunu kapsamında sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri. Akaryakıt istasyonlarının VUK m.359 kapsamında sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri sebebiyle, hakkında savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmediği veya kamu davası açılmadığı durumlarda dahi ilgili tesisin lisansı askıya alınır veya iptal edilir.

Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı, 5015 sayılı Kanun m.20/2-(g) bendindeki ilgili kısmı iptal etmiştir. AYM bu kısımdaki belirsizliğin Anayasa m.38‘deki kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Karar, akaryakıt istasyonlarının sahte belge kapsamındaki yaptırım sürecinde önemli bir denetim alanı açmıştır.

J. Açık Aykırılık Halinde Hızlandırılmış Süreç

Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.23/1 (4 Ocak 2017 değişik) hükmü, piyasada faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı faaliyet ve işlemlerinden bu Yönetmelikte düzenlenen ön araştırma prosedürüne ve soruşturma raporu düzenlenmesine gerek olmayacak derecede açık olduğu Kurul veya Kurulun yetki devretmesi halinde Başkan veya Daire Başkanı tarafından belirlenenler için, soruşturmaya Daire Başkanlığı vasıtasıyla ilgili gerçek veya tüzel kişiye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek yazılı savunması alınmak suretiyle başlanır.

Daire Başkanı, ilgili gerçek veya tüzel kişinin yazılı savunmasını kendi görüşüyle birlikte Başkanlığa sunar. Başkan, konuyu Kurul gündemine öncelikle alır. Bu mekanizma, önaraştırma ve soruşturma rapor yazımı aşamalarının atlanmasını sağlar; süreç yaklaşık 30-60 gün kısalır.

Petrol Piyasası Yönetmeliği m.25/1 hükmü de paralel düzenleme içerir: petrol piyasasında faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerin ilgili mevzuat hükümlerine aykırı faaliyet ve işlemlerinden bu Yönetmelikte düzenlenen ön araştırma ve soruşturma prosedürüne gerek olmayacak derecede açık olduğu Kurul tarafından belirlenenler için, Daire Başkanlığı vasıtasıyla ilgili gerçek veya tüzel kişiye on beş günden az olmamak üzere uygun bir süre verilerek yazılı savunması alınır.

Hızlandırılmış sürecin kullanılabilmesi için aykırılığın “açık” olması şarttır. Bu kavram tartışmaya açıktır ve dava sürecinde davacının argümanı, aykırılığın “açık” sayılamayacağı yönünde olabilir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 30/1/2020 tarihli ve E.2018/1909, K.2020/144 sayılı Kararı, bu istisnanın sınırlarını çizen önemli bir emsaldir. Karar, bağımsız denetçiler ve denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilen denetim faaliyetinin Kurum tarafından incelenmesi sonucunda bağımsız denetim mevzuatına aykırılık ve yanlış ya da eksik verilen bir bağımsız denetim görüşünün etkilerinin giderilemez olması halinde Kurumca idarî yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre verilmesi beklenemeyeceği sonucuna varmıştır. Yani açık aykırılık halinde dahi süre verilmesi zorunluluğu, etkilerin giderilemez olduğu hallerde uygulanmaz.

Aynı doğrultuda Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.24 hükmü, ikinci bölümde yapılan denetimler neticesinde düzenlenen denetim raporlarında tespit edilen ilgili mevzuat hükümlerine aykırılıkların, ayrıca bir soruşturma yapılmasına gerek olmayacak derecede açık görülmesi halinde, ilgili denetim raporunun soruşturma raporu gibi değerlendirilmesinin kararlaştırılabileceğini öngörür.

K. Soruşturma Sonrası Kurul Kararı ve İdare Mahkemesine Başvuru

Daire Başkanı, düzenlenen soruşturma raporu, hakkında soruşturma yapılan gerçek veya tüzel kişinin yazılı savunması, bu savunmayla ilgili soruşturmayı yapmakla görevlendirilen Kurum personelinin varsa ek görüşü ve ek görüşe ilişkin ilgili kişinin varsa savunması ile bunların tümü üzerindeki kendi görüşünden oluşan soruşturma dosyasını Başkanlığa sunar. Başkan, soruşturma dosyasını Kurul gündemine öncelikle alır.

Kurul, soruşturma konusu üzerinde yapacağı inceleme neticesinde kararını verir. Soruşturma raporunda ilgili mevzuat hükümlerine aykırılık tespit edilmiş olması ve bu tespitin Kurul tarafından da sabit görülmesi halinde, ilgili kanunlarda öngörülen ceza ve yaptırımların uygulanması kararlaştırılır.

Kurul kararı, tüzel kişiye tebliğ edildikten itibaren altmış günlük dava açma süresi içinde yetkili idare mahkemesinde iptal davasına konu yapılır. Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği m.25/2 (4 Ocak 2017 değişik), Kurul kararlarına karşı kararın tebliğinden itibaren süresi içinde yetkili idare mahkemesine başvurulabileceğini hükme bağlar.

L. Soruşturma Zamanaşımı ve Yerine Getirme Zamanaşımı

5326 sayılı Kabahatler Kanunu m.20, soruşturma zamanaşımı sürelerini düzenler. Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez. Süreler şöyledir: (a) 100.000 TL veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş yıl; (b) 50.000 TL veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört yıl; (c) 50.000 TL’den az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç yıl.

EPDK idari para cezalarının 2026 yılı için belirlenen tutarları milyonlarca lira düzeyinde olduğu için EPDK kapsamındaki tüm cezalar (a) bendi kapsamında değerlendirilir ve beş yıllık soruşturma zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar.

5326 m.21 yerine getirme zamanaşımı sürelerini düzenler. EPDK cezalarının yüksek tutarları nedeniyle pratikte uygulanacak süre (a) bendindeki yedi yıldır: 50.000 TL veya daha fazla idarî para cezasına karar verilmesi halinde yerine getirme zamanaşımı yedi yıldır. Bu süre, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar.

Soruşturma zamanaşımı argümanı pratikte sık kullanılan ancak titiz değerlendirme gerektiren bir savunma yöntemidir. Tüzel kişi aleyhine yapılan denetim tarihi ile soruşturma açılma kararı tarihi arasında geçen süre uzun olduğunda, fiilin işlenme tarihi soruşturma zamanaşımı süresini doldurmuş olabilir. Bu argüman dilekçede ileri sürülerek zamanaşımı tespitinin yapılması talep edilir.

M. Anayasa Mahkemesi Kararlarının Soruşturma Sürecine Etkileri

Anayasa Mahkemesi son dönemde EPDK uygulamasını doğrudan etkileyen iki önemli iptal kararı vermiştir.

28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Karar, 5015 sayılı Kanun m.20/2-(g) bendindeki ilgili kısmı iptal etmiştir. Karar, akaryakıt istasyonlarının VUK m.359 kapsamında sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri sebebiyle uygulanan otomatik geçici durdurma yaptırımının belirsizlik içerdiği gerekçesine dayanır. AYM, kabahatin unsurunun kanun ile belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Karar sonrası bu kapsamdaki dosyalarda savunma argümanı güçlenmiştir.

14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Karar, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.6/1-(a)/(7) alt bendine 7346 sayılı Kanun m.18 ile eklenen “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini iptal etmiştir. Karar, belirsiz yetki devirlerinin kanunilik ilkesi içinde tutulması gerektiğini somutlaştırır. Bu içtihat, EPDK uygulamalarında “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” türünden belirsiz hükümlerin anayasaya aykırı bulunabileceğini gösterir.

Her iki karar, soruşturma sürecinin başlangıç aşamasında dahi ileri sürülebilecek argümanlar üretir. Soruşturma açılmasına dayanak teşkil eden kanun hükmünün anayasaya aykırı olduğu iddiası, somut norm denetimi (Anayasa m.152) çerçevesinde idare mahkemesi tarafından AYM’ye götürülebilir.

N. Soruşturma Sürecinde Avukatın Stratejik Yaklaşımı

Soruşturma süreci, iptal davasından önceki en kritik aşamadır. Bu süreçte avukatın yaklaşımı, sonraki dava sürecini büyük ölçüde belirler.

İlk yaklaşım, erken müdahaledir. Önaraştırma veya soruşturma başlatılma haberi tüzel kişiye ulaştığında, hatta önceki aşamada bilgi-belge talebi geldiğinde, avukat sürece müdahil olmalıdır. Bilgi-belge taleplerine verilen cevaplar, sonraki savunmanın temelini oluşturur; aceleyle yazılmış veya yanlış formüle edilmiş cevaplar dosyaya kalıcı zarar verir.

İkinci yaklaşım, soruşturma raporunun titiz incelenmesidir. Rapor tebliğ edildiğinde avukat şu sorulara cevap arar: hangi maddi olay tespit edilmiş, bu tespitin delili nedir, hangi mevzuat maddesi atfedilmiş, hangi yaptırım türü önerilmiş, ek görüş alınmış mı. Her bir maddi olay tespiti ayrı ayrı değerlendirilir; çoğunlukla rapor içinde tekrarlayan veya çelişen tespitler bulunur.

Üçüncü yaklaşım, savunma içeriğinin stratejik inşasıdır. Otuz günlük süre içinde savunma şu sırayla yapılandırılır: usul itirazları (yetki devri sınırı, ihtar yokluğu, süre aşımı), maddi olay itirazları (yanlış tespit, eksik delil), hukuki nitelendirme itirazları (yanlış madde, ne bis in idem), mücbir sebep ve haklı sebep argümanları, ölçülülük ve eşitlik itirazları.

Dördüncü yaklaşım, delil yönetimidir. Savunma yazısına ek olarak teknik raporlar, üçüncü kişi yazışmaları, mahkeme kararları, sözleşme belgeleri eklenir. Belge eklemenin avantajı, Kurul kararının gerekçesinde bu belgelerin tartışılmamasının iptal davasında gerekçesizlik argümanı yaratmasıdır.

Beşinci yaklaşım, ek savunma fırsatının kullanılmasıdır. Uzmanın ek görüşü hazırlanması halinde, ilgili tüzel kişi ikinci savunma sunma hakkına sahiptir. Bu hak, ilk savunmadaki argümanların derinleştirilmesi ve ek görüşteki yeni tespitlere cevap için kullanılır.

Altıncı yaklaşım, soruşturma sürecindeki tüm yazışmaların korunmasıdır. Tebliğ tarihleri, alındılar, ek belge talepleri, ek süre talepleri, ek görüş tebliği, ikinci savunma tarihleri kronolojik olarak dosyalanır. Bu kronoloji, sonraki dava aşamasında süre aşımı, savunma hakkı ihlali ve usul sakatlığı iddialarının dayanağıdır.

O. Soruşturma Süreçlerinde Sıkça Görülen Usul Sakatlıkları

EPDK soruşturma süreçlerinde dava aşamasında en sık ileri sürülen ve mahkemeler tarafından dikkate alınan usul sakatlıkları beş başlık altında toplanır.

Birinci sakatlık, yetki devri sınırlarının aşılmasıdır. Kurul’un Daire Başkanlığına devrettiği yetkinin kapsamı dışında alınan kararlar yetki yokluğu nedeniyle iptal edilir. Yetki devri kararının metnine titizlikle bakılmalı; devredilen yetkinin ön araştırma, soruşturma açma veya yaptırım kararı vermeyi kapsayıp kapsamadığı tespit edilmelidir.

İkinci sakatlık, soruşturma raporunun tebliğ edilmemesi veya eksik tebliğidir. Soruşturma raporunun tüzel kişiye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmemesi savunma hakkı ihlali doğurur. Tebligat 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun yapılmalı; muhatabın yokluğunda kullanılan ilan tebligatının şartları titizlikle yerine getirilmelidir.

Üçüncü sakatlık, ihtar/uyarı sürecinin atlanmasıdır. Petrol piyasasında 5015 m.20/2-(a) kapsamındaki otuz günlük ihtar süreci, doğal gaz piyasasında DGP Denetim Yönetmeliği m.21 kapsamındaki uyarı süreci, niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için zorunludur. Bu süreç yapılmadan doğrudan soruşturmaya geçilmesi şekil sakatlığıdır. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2006/4709, K.2008/6762 sayılı Kararı bu kategorideki temel emsaldir.

Dördüncü sakatlık, savunma süresinin eksik tanınmasıdır. Otuz günlük temel süre veya istek halinde on beş günlük ek süre eksik tanındığında savunma hakkı zedelenir. Ayrıca savunma yazısının ve eklerinin Kurul kararında tartışılmaması, gerekçe yönünden iptal sebebidir.

Beşinci sakatlık, soruşturma raporundaki tespitlerin Kurul kararında değişmesidir. Soruşturma raporunda belirtilen yaptırım türü ve miktarı Kurul tarafından farklı şekilde belirlenirse, davacının savunma hakkı bu yeni tespit üzerinden kullandırılmamış olur. Yeni tespit üzerine ek savunma alınması gerekirken alınmaması iptal sebebidir.

Sonraki bölüm, soruşturma usulü çerçevesinde tesis edilen yaptırım kararlarının her bir sektör için (elektrik, doğal gaz, petrol, LPG) farklılaştığı sektörel özel denetim rejimlerini ele alır.

XI. Sektörel Özel Denetim Rejimleri

EPDK soruşturma usulünün genel yapısı dört piyasada (elektrik, doğal gaz, petrol, LPG) ortaktır. Ancak her piyasanın kendine özgü teknik denetim mekanizmaları, sektörel yaptırım rejimleri ve özel düzenlemeleri vardır. Avukatın dava dosyasını doğru kurabilmesi, davacının faaliyet gösterdiği piyasanın sektörel denetim rejimini iyi tanımayı gerektirir. Bu bölüm dört piyasa için ayrı ayrı sektörel denetim rejimlerini ele alır; lisanssız üretim ve EPİAŞ piyasa işletim faaliyetleri ile bağımsız denetim alanını da ayrıca inceler.

A. Sektörel Denetim Rejimi: Farklılaşmanın Hukuki Sebepleri

Sektörel denetim rejimlerinin farklılaşmasının üç temel sebebi vardır.

İlki, sektörel kanunların ayrı çıkarılmış olmasıdır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu, 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu farklı dönemlerde çıkarılmış ve her biri kendi piyasa dinamiklerine göre tasarlanmıştır.

İkincisi, piyasaların teknik altyapılarının farklı olmasıdır. Elektrik piyasasında iletim ve dağıtım şebekeleri, doğal gaz piyasasında boru hattı dağıtım sistemi, petrol piyasasında akaryakıt nakli ve depolama, LPG piyasasında dolum ve dağıtım tesisleri farklı teknik denetim gerekleri doğurur.

Üçüncüsü, piyasa katılımcılarının yapısının farklı olmasıdır. Elektrik dağıtım şirketleri (21 bölgesel ÇED konsorsiyumu) ile petrol bayilerinin (binlerce akaryakıt istasyonu) denetim yöntemleri aynı olamaz. Sektörel rejimler bu farklılığı yansıtır.

B. Elektrik Piyasası Denetim Rejimi

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu m.16 idari yaptırımlar başlığı altında ihlal kategorilerini ve yaptırım tutarlarını sıralar. Elektrik piyasasında denetim rejimi üç katmanlıdır: üretim faaliyetleri, iletim faaliyetleri (TEİAŞ) ve dağıtım faaliyetleri. Her katman farklı denetim kurallarına tabidir.

Dağıtım faaliyetleri denetimi en yoğun düzenlenmiş alandır. Elektrik Dağıtımı ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliği, dağıtım şirketlerinin teknik ve ticari kalite yükümlülüklerini düzenler. Yönetmelik kapsamında dağıtım şirketleri yıllık kesinti süre ve sayı sınırlarını aşmaları halinde kullanıcılara yıllık kalite tazminatı ödemek zorundadır. Bildirimli veya bildirimsiz on iki saati aşan kesintilerde kesintiden etkilenen her bir kullanıcıya ayrıca uzun süreli kesinti tazminatı ödenir; bu tazminat ticari kalite tazminatları dahilinde değerlendirilir. Dağıtım şirketleri tarafından ödenecek uzun süreli kesinti tazminatlarının aylık toplamının üst limiti ilgili yılın gelir tavanı tutarının yüzde biridir.

Tazminatların ödenmesindeki gecikme ayrı bir yaptırım rejimine tabidir. Dağıtım şirketleri yıllık ve ticari kalite tazminatlarını belirlendiği tarihten itibaren yirmi gün içinde öder; ödeme yapılamazsa tazminatlar fatura üzerinden mahsup edilir. Süresi içinde ödenmeyen veya mahsuplaşmayan tazminatların 1,2 katı, şirketin gelir tavanından düşülür. EPDK bu uygulamayı 22/10/2025 tarihli ve 33013 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle güncellemiş ve yeni “K katsayısı” formülü ile sabit bedeli 40 lira olarak belirlemiştir.

Teknik ve teknik olmayan kayıp denetimi sektörel önemde başka bir alandır. Kayıp-kaçak oranı her dağıtım bölgesi için Kurul tarafından belirlenen hedef kayıp-kaçak oranı ile karşılaştırılır. Dağıtım bölgesinde gerçekleşen kayıp-kaçak oranı hedef oranından fazla olduğunda aradaki farka dağıtım şirketi katlanır; düşük olduğunda fark dağıtım şirketinin kârını oluşturur. Hedef oranlar dağıtım şirketlerinin teknik ve teknik olmayan kayıpla mücadeleye teşvik unsuru oluşturur.

Kaçak kullanım denetimi dağıtım şirketlerinin sorumluluğunda yürütülür. İhbar üzerine veya rutin kontrolde kaçak tespit edilince dağıtım şirketi görevlileri tutanak düzenler ve kaçak kullanım faturası çıkarır. Aboneye gönderilen ödeme bildirimini de dağıtım şirketi tahsil eder. Bu denetim, doğrudan EPDK soruşturmasının kapsamında değildir; dağıtım şirketinin kendi denetimidir. Ancak dağıtım şirketinin kayıp-kaçak performansının yetersizliği, EPDK tarafından dağıtım şirketi aleyhine soruşturma konusu yapılabilir.

Bilişim sistemlerine uzaktan erişim alanı son dönemde EPDK denetim rejiminin teknik altyapısının önemli ayağı haline gelmiştir. EPDK’nın Elektrik Piyasasında Dağıtım Lisansı Sahiplerinin Bilişim Sistemlerine Kurumun Uzaktan Erişiminin Sağlanmasına İlişkin Usul ve Esasları, dağıtım şirketlerinin verilerinin EPDK tarafından doğrudan izlenmesini sağlar. Bu erişim mekanizması, dağıtım şirketleri aleyhine açılacak soruşturmalarda EPDK’nın bağımsız delil edinmesini mümkün kılar.

6446 m.16/1 idari para cezalarının kategorize edilmiş tutarları 2026 yılı için VUK Genel Tebliği (Sıra No: 585) ile %25,49 yeniden değerleme oranı uygulanarak güncellenmiştir: (a)(b)(c) bentleri 10.325.625 TL; (ç) bendi 16.521.042 TL; (d) bendi 18.586.156 TL; (e) bendi 20.651.325 TL. 6446 m.16/2 son fıkrası, aynı fiilin iki yıl içinde tekrar işlenmesi halinde artırılarak uygulanacak para cezasının tutarının cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yıl bilançosundaki gayrisafi gelirin yüzde onunu aşamayacağını, cezaların bu düzeye ulaşması halinde Kurul’un lisansı iptal edebileceğini öngörür. Bu hüküm, elektrik dağıtım veya tedarik lisansının iptali için yasal eşiği belirler.

C. Doğal Gaz Piyasası Denetim Rejimi

4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.9 idari para cezalarını düzenler. 2026 yılı için 4646 m.9/1 bentleri uyarınca güncellenen tutarlar şöyledir: (a)(c) bentleri 10.590.948 TL; (b) bendi 9.077.911 TL; (d)(e) bentleri 15.129.934 TL; (f)(g) bentleri 18.155.954 TL.

Doğal gaz piyasası denetim rejiminin merkezinde dağıtım faaliyetleri yer alır. Doğal gaz dağıtım şirketleri, lisanslarına bağlı olarak şehir bazında özel dağıtım hakkı sahibidir. Bu hakkın kaybedilmesi (lisans iptali) son derece ağır sonuçlar doğurur; çünkü bir şehrin gaz arzı kesintisiz şekilde devam etmek zorundadır.

19/8/2023 tarihli ve 32284 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Doğal Gaz Piyasası Dağıtım Lisanslarına İlişkin Tedbirler Yönetmeliği, bu özel rejimi düzenler. Yönetmelik m.5, tedbir alınmasını zorunlu kılabilecek halleri sayar: dağıtım şirketinin mali durumunun dağıtım faaliyeti kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getiremeyecek kadar kötüye gitmesi, teknik veya idari yetersizliğin tespit edilmesi, şirket organlarının çalışmaz hale gelmesi, dağıtım hizmetinde ciddi aksamalar oluşması.

Yönetmelik m.9 hükmü, lisans iptaline muhatap dağıtım şirketinin İlk Durum Raporu mekanizmasını öngörür. Başkan tarafından görevlendirilen Kurum temsilcileri görevlendirmeye ilişkin bildirimin yapılmasından itibaren iki gün içerisinde şebekesi ihaleye çıkarılacak olan dağıtım bölgesine intikal eder ve en geç iki hafta içinde İlk Durum Raporunu Daire Başkanlığına sunar. İki haftalık süre içerisinde tamamlanamaması halinde raporun hazırlanmış kısmının sunulması kaydıyla ilave iki haftalık süre verilmesi talep edilebilir.

İlk Durum Raporu, lisans iptali sürecindeki en önemli belgedir. Dağıtım faaliyetinin durumu, tüketicilere yansıyan etkiler, finansal yükümlülüklerin durumu, alacaklı pozisyonların envanteri bu raporda ortaya konulur. Lisans iptal kararının ardından dağıtım bölgesinin şebeke ihalesi ile yeni lisans sahibine devri süreci başlar.

Kurum temsilcisi kavramı, doğal gaz piyasasında kendine özgü bir denetim aracıdır. Başkan tarafından gerekli görülmesi halinde dağıtım şirketinin günlük rutin faaliyetlerini gözlemlemek ve verilecek diğer görevleri yerine getirmek üzere dağıtım şirketi nezdinde geçici görevlendirilen Kurum personeli, dağıtım şirketinin iç işleyişine doğrudan müdahil olur. Bu mekanizma diğer piyasalarda eşi olmayan yoğun bir denetimdir.

Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği ve Doğal Gaz Piyasası Sertifika Yönetmeliği dağıtım faaliyetleri ile birlikte iç tesisat, servis hatları, yapım ve hizmet faaliyetlerini düzenler. Sertifika sahibi olmadan iç tesisat veya servis hattı yapım faaliyeti yürütmek 4646 m.9 hükmü kapsamında idari para cezasına konu olur.

D. Petrol Piyasası Denetim Rejimi

5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 27/11/2013 tarihli ve 28834 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, petrol piyasası denetim rejiminin altyapısını oluşturur.

Petrol piyasasında denetim rejiminin merkezinde ulusal marker sistemi yer alır. 5015 m.18 hükmü, petrol piyasasında serbest dolaşımda olan akaryakıtın piyasaya yasal yollardan girip girmediğinin tespit edilebilmesi, kaçak ve standart dışı ürün satışının önlenmesi amacıyla EPDK’dan lisans alarak piyasada faaliyet gösteren rafinerici ve dağıtıcı şirketlerin yurt içinde pazarlayacakları akaryakıta EPDK’nın belirleyeceği şart ve özellikte marker ekleyeceğini hükme bağlar. EPDK ulusal marker kontrolünü de içeren idari ve teknolojik yöntemler ile bir denetim sistemi kurar.

Marker denetimi pratiği şöyledir: valilikler tarafından görevlendirilen elemanlar başvurusu halinde denetim amaçlı alınacak numuneler kullanıcı ve bayilerden alınır. Numunelerde yapılacak testlerde ulusal markerin gerektiği şart ve seviyede bulunmadığı ve alınan numunelerin laboratuvar analizi ile teknik düzenlemelere uymadığı tespit edildiğinde 5015 m.19 hükümleri uygulanır.

5015 m.20/2-(ç) bendi, kaçakçılık fiilinin sadece ulusal marker seviyesi ile ilgili olması durumunda, geçici durdurma kararının akredite laboratuvar analiz sonucuna göre verileceğini öngörür. Akredite laboratuvar analiz sonucunun bildirilmesine kadar kaçak akaryakıt satışını engelleyecek idari tedbirler Kurum tarafından alınır. Seyyar kontrol cihazı ile yapılan ulusal marker kontrol sonucunun geçersiz çıkması halinde, alınan numune en geç beş iş günü içinde laboratuvara teslim edilir. Laboratuvar, yapılması istenilen analizleri numune özellikleri değişime uğramadan on beş gün içinde yapar ve sonucunu en geç üç iş günü içinde Kuruma ve ilgililerine bildirir.

Bu süreler, seyyar kontrol cihazı sonucuna karşı yapılacak savunmanın kritik aşamasıdır. Bayinin laboratuvar analiz sonucunu beklemeden tesisinin mühürlenmesi, idari tedbir niteliği taşır ve bu tedbire karşı yargı yolu açıktır. Tedbir niteliği ile geçici durdurma kararı niteliği farklı kategorilerdir; tedbire karşı dava süresinin başlangıcı tartışmalıdır.

Mühürleme yetkisi petrol piyasasının kendine özgü denetim aracıdır. 5015 m.20/2-(d) bendi, lisans almaksızın lisansa tabi bir faaliyet gösterildiğinin tespiti halinde tesislerin lisans alınıncaya veya bu Kanuna göre lisans gerektirmeyen faaliyet gösterecek hale getirilinceye kadar mühürleneceğini ve ilgililer hakkında soruşturma başlatılacağını öngörür. Mühürleme işlemi Denetim Dairesi Başkanlığı tarafından yapılır; pratikte İl Sanayi ve Teknoloji Müdürlükleri veya Emniyet birimleri tarafından icra edilir.

Otomasyon sistemi denetimi, bayi düzeyindeki yoğun denetim alanıdır. EPDK’nın 1240 sayılı Kurul Kararı ile yayımlanan Otomasyon Sistem Kılavuzu, akaryakıt istasyonlarının otomasyon sistemine bağlı olarak hesap, fatura, satış ve diğer işlemlerinin EPDK tarafından izlenmesini sağlar. Otomasyon sistem yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi 5015 m.19/2-(c)-(3) uyarınca idari para cezası konusudur. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2021/746, K.2024/4674 sayılı Kararı bu kapsamda davacı şirkete verilen 1.220.624 TL idari para cezasının iptali istemiyle açılan davayı reddetmiştir.

Dağıtıcı denetim yükümlülüğü ayrı bir mekanizmadır. 5015 m.20/2-(e) bendi uyarınca dağıtıcı lisansı sahipleri, Kurum tarafından belirlenen esaslara uygun olarak bayilerinde kaçak akaryakıt denetimi yapmakla yükümlüdür. Dağıtıcının bu yükümlülüğü ihlali, bayinin sorumluluğunun yanı sıra dağıtıcının da sorumluluğuna yol açar.

5015 m.20/2-(g) bendinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, bu sektörel rejimde önemli bir kırılma noktasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı, akaryakıt istasyonlarının VUK m.359 kapsamında sahte belge düzenleme veya kullanma fiilleri sebebiyle uygulanan otomatik geçici durdurma yaptırımının belirsizlik içerdiği gerekçesiyle ilgili kısmı iptal etmiştir.

E. LPG Piyasası Denetim Rejimi

5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, LPG piyasası denetim rejiminin temelidir. 5307 m.16 idari para cezalarını sıralar; m.17/2 ise idari yaptırımların yürütülmesi usulünü düzenler.

5307 m.17/2-(a) bendi, niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için ilgilisine otuz gün içerisinde aykırılığın giderilmesi, aksi halde geçici durdurma yapılabileceği ihtar edilir. Otuz günlük süre içinde aykırılığın giderilmemesi halinde piyasa faaliyeti geçici olarak durdurulur. Bu mekanizma, petrol piyasasındaki 5015 m.20/2-(a) ile paraleldir.

Sorumlu müdür mekanizması LPG piyasasının kendine özgü denetim alanıdır. 5307 sayılı Kanun, dolum tesislerinde ve otogaz istasyonlarında sorumlu müdür bulundurma yükümlülüğü öngörür. 16/12/2012 tarihli ve 28499 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Eğitim ve Sorumlu Müdür Yönetmeliği (5307 m.14 ve m.15 hükümlerine dayanılarak hazırlanmış), sorumlu müdürlerin nitelikleri, eğitimi ve sertifikalandırılması süreçlerini düzenler.

Sorumlu müdür olabilmek için üç temel şart aranır. Öğrenim şartı: otogaz istasyonları için meslek yüksekokullarının kimya teknolojisi, elektronik teknolojisi, makine, mekatronik, elektrik, enerji tesisleri işletmeciliği, doğalgaz ve tesisatı teknolojisi, gaz ve tesisatı teknolojisi, rafineri ve petro-kimya teknolojisi programları veya teknoloji veya mühendislik fakültelerinden mezuniyet aranır. A sınıfı iş güvenliği uzmanlığı belgesi sahipleri öğrenim şartının istisnasıdır. Eğitim şartı: Yönetmelikte belirtilen şekilde eğitim alıp sınavda başarılı olmak. Sağlık şartı: görevin gereklerini yerine getirmeyi engelleyecek sağlık engelinin bulunmaması.

Bir sorumlu müdür, bir dolum tesisinde veya aynı il sınırları içerisinde en fazla üç otogaz istasyonunda görev alabilir. Bu sınır pratik bir denetim aracıdır; sorumlu müdür eksikliği veya yanlış görevlendirilmesi 5307 m.17/2-(a) kapsamında niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiil sayılır ve otuz gün ihtar prosedürü uygulanır.

EPDK uygulamasında sorumlu müdür belgesine sahip sorumlu müdür çalıştırılmaması fiili sıkça tespit edilen ihlallerden biridir. Resmî Gazete’de ilan edilen örnek bir tebliğde belirtildiği üzere, 14/3/2019 tarihli ve 8487-6 sayılı Kurul Kararı ile bu fiil 5307 m.17/2-(a) bendi uyarınca niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller arasında değerlendirilmiş ve 30 günlük ihtar süreci başlatılmıştır.

F. Lisanssız Elektrik Üretim Tesisleri Özel Rejimi

Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği, kurulu gücü azami bir megavat veya Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenmiş kurulu güç üst sınırına kadar olan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı üretim tesisleri ile diğer muafiyet kapsamındaki tesisler için ayrı bir denetim rejimi öngörür.

Lisanssız üretim tesisleri için EPDK’nın doğrudan soruşturma rejimi uygulanmaz. Bu tesislerin denetimi büyük ölçüde bağlı oldukları dağıtım şirketi üzerinden yürütülür. Dağıtım şirketi, lisanssız üretim tesisinin bağlantı koşullarına, teknik standartlara ve sözleşme yükümlülüklerine uygun faaliyetini denetler.

Lisanssız üretim tesisi sahibi tüzel veya gerçek kişi aleyhine alınan kararlar (bağlantı görüşü reddi, bağlantı sözleşmesi feshi, kabul red) iptal davasının konusudur. Lisanssız üretim tesislerinde önlisans veya üretim lisansı başvurusunda bulunulması halinde, lisanssız üretime ilişkin başvurunun bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu almaya hak kazanması ve önlisans veya lisans başvurusunda bulunulması hallerinde lisanssız üretime ilişkin başvuru reddedilir. Bu hüküm önlisans-lisanssız üretim geçişinde önemli bir karar konusudur.

G. EPİAŞ Piyasa İşletim Rejimi

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu m.11 ve Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketi Teşkilat Yapısı ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ) elektrik ve doğal gaz piyasalarını işleten bir anonim şirkettir. EPİAŞ, 6446 m.11 uyarınca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ve özel hukuk hükümlerine tabidir; bir kamu otoritesi değildir. Ana ortakları Borsa İstanbul A.Ş. ve TEİAŞ’tır.

EPİAŞ’ın enerji piyasalarını düzenleme ve denetleme yetkisi bulunmaz; düzenleme ve denetleme münhasıran EPDK’ya aittir. EPİAŞ piyasa işletim faaliyetini yürütür: piyasa katılımcılarının kayıt işlemleri, teminat durumlarının takibi, aylık uzlaştırma, dengesizlik ve mali uzlaştırma işlemleri, fiyat oluşumu süreçleri.

EPİAŞ tarafından alınan kararlar (piyasa katılım sözleşmesi feshi, teminat irat kaydı, piyasa faaliyetinin askıya alınması) iptal davasının konusudur. Bu kararlar EPDK kararı niteliği taşımaz; EPİAŞ’ın özel hukuk tüzel kişisi olarak aldığı kararlardır. Bu nedenle dava açılırken yetki, görev ve hasım sorunları farklı şekilde değerlendirilir.

Danıştay 13. Dairesi’nin 13/2/2024 tarihli ve E.2023/2871, K.2024/739 sayılı Kararı, EPİAŞ tarafından tahsil edilmesine karar verilen tutarın ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Karar, EPİAŞ kararlarının yargısal denetimine örnek teşkil eder.

EPİAŞ tarafından uygulanan piyasa katılım askıya alma kararı, piyasa katılımcısının dengeleme ve uzlaştırma süreçlerine katılım hakkını geçici olarak kaldırır. Bu karar, anlık etki doğuran nitelikte olduğu için yürütmenin durdurulması talepleri bakımından uygulanmakla etkisi tükenecek işlem olarak değerlendirilebilir. İYUK m.27/2 ikinci cümle hükmü uyarınca, davalı idarenin savunması alınmaksızın da durdurma kararı verilebilir.

H. Bağımsız Denetim ve Mali Denetim Rejimi

EPDK uygulamasında bağımsız denetim raporları, soruşturma süreçlerine başlangıç noktası teşkil eder. 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde Kamu Gözetimi Kurumu (KGK) bağımsız denetçileri yetkilendirir ve denetler. Bağımsız denetim kuruluşları tarafından düzenlenen denetim raporları, EPDK soruşturma süreçlerine intikal eder.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 30/1/2020 tarihli ve E.2018/1909, K.2020/144 sayılı Kararı, bu sürecin önemli bir emsalidir. Karar, bağımsız denetçiler ve denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilen denetim faaliyetinin 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname m.25 uyarınca yapılan kalite güvence sistemi kapsamında Kurum’ca incelenmesi neticesinde, bağımsız denetim mevzuatına aykırılık ve dolayısıyla yanlış ya da eksik verilen bir bağımsız denetim görüşünün etkilerinin giderilemez olması halinde Kurumca idarî yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre vermesi beklenemez sonucuna varmıştır.

Bu içtihat, EPDK’nın bağımsız denetim raporu üzerinden açtığı soruşturmalarda süre verilmesi gerektiği yolundaki genel kuralın istisnasını ortaya koymuştur. Etkileri giderilemez nitelikteki bağımsız denetim hatalarında doğrudan yaptırım uygulanabilir.

I. Sektörel Rejimler Arasındaki Temel Farklılıklar

Dört piyasanın sektörel denetim rejimleri arasında üç temel farklılık ön plana çıkar.

Birinci farklılık, düzeltme süresinin uygulanmasıdır. Elektrik (6446) ve doğal gaz (4646) piyasalarında düzeltme süresi uygulaması kanunilik düzeyinde uzun süredir mevcutken, petrol piyasasında (5015) bu uygulama 7164 sayılı Kanun ile getirilmiş ve 5015 m.20/2-(a) hükmüne eklenmiştir. LPG piyasasında (5307) 5307 m.17/2-(a) bendi paralel düzenleme içerir. Aynı yapı dört piyasada da artık geçerlidir.

İkinci farklılık, lisans iptali sürecindeki tedbir mekanizmasıdır. Doğal gaz piyasasındaki dağıtım lisansı iptal süreci kendine özgü bir tedbir mekanizması (DGP Tedbirler Yönetmeliği m.5-9) öngörürken, elektrik dağıtım lisansı iptali bu yoğunluk düzeyinde özel tedbir rejimine tabi değildir. Bu farklılığın sebebi, doğal gaz dağıtım hizmetinin kesintisizlik zorunluluğu ve tek dağıtım şirketi modelidir.

Üçüncü farklılık, kaçakçılık-mühürleme rejiminin yoğunluğudur. Petrol piyasası kaçakçılık-mühürleme rejimi en yoğun düzenlenmiş alandır (5015 m.20/2 ç,d bentleri + 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu). Doğal gaz piyasasında kaçak kullanım denetimi daha az yoğun düzenlenmiş; elektrik piyasasında kaçak kullanım denetimi büyük ölçüde dağıtım şirketlerine bırakılmıştır. LPG piyasasında dolum tesisleri için özel teknik denetim rejimi öngörülmüştür.

J. Sektörel Denetim Rejimlerinde Dava Stratejisi

Avukatın sektörel davalarda izleyeceği strateji, faaliyet alanının özel rejimi üzerine inşa edilir. Üç pratik prensip ön plana çıkar.

İlk prensip, sektörel kanunun lex specialis önceliğidir. Sektörel kanun hükümleri Kabahatler Kanunu hükümleri karşısında öncelikle uygulanır. Petrol piyasası dosyasında 5015 m.20/2-(a) ihtar süreci sorgulanırken Kabahatler Kanunu m.20 soruşturma zamanaşımı argümanı paralel ileri sürülür; çelişki halinde sektörel kanun esastır.

İkinci prensip, sektörel yönetmelik atıflarının zorunluluğudur. Dilekçede yer alacak hukuki argümanların yalnızca kanuna değil ilgili sektörel yönetmeliğe de açıkça atıfta bulunması gerekir. Elektrik dağıtım dosyasında Hizmet Kalitesi Yönetmeliği’ne, doğal gaz dağıtım dosyasında DGP Tedbirler Yönetmeliği’ne, petrol bayi dosyasında PPYY ve Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği‘ne, LPG dosyasında LPG Sorumlu Müdür Yönetmeliği‘ne atıf yapılır.

Üçüncü prensip, sektörel teknik delil yönetimidir. Her piyasanın teknik denetim metodu farklıdır; davacının savunmasında karşı tarafa sunulacak teknik delillerin niteliği bu metoda göre değişir. Akredite laboratuvar analizleri (petrol), kalite tazminat hesaplamaları (elektrik), Kurum temsilcisi raporları (doğal gaz), sorumlu müdür sertifika geçerlilik bilgileri (LPG) farklı delil setleri oluşturur.

Sonraki bölüm, sektörel denetim rejimleri çerçevesinde EPDK uygulamasını anayasal denetimle birleştiren Anayasa Mahkemesi içtihatlarını ele alır.

XII. Anayasa Mahkemesi İçtihatları ve EPDK Kararlarının Anayasal Denetimi

EPDK kararlarına karşı yargı yolunun anayasal denetimi iki düzlemde işler. Birinci düzlem, soyut ve somut norm denetimi çerçevesinde EPDK’nın dayandığı kanun hükmünün anayasaya uygunluğunun denetlenmesidir; bu denetim Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır. İkinci düzlem, bireysel başvuru çerçevesinde EPDK kararının uygulanmasından dolayı temel hak ihlali iddiasıyla yapılan başvurunun değerlendirilmesidir. Bu bölüm EPDK uygulamasını doğrudan etkileyen önemli Anayasa Mahkemesi kararlarını ve bu kararların iptal davası bakımından stratejik kullanımını ele alır.

A. EPDK’nın Anayasal Konumu ve BİO Niteliğine İlişkin Doktrin

20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun çerçevesinde EPDK, bağımsız idari otorite (BİO) niteliği taşır. Anayasa Mahkemesi içtihadında EPDK gibi bağımsız idari otoriteler, klasik hiyerarşik idari yapının dışında kalan, görev alanlarında düzenleme ve denetleme yetkilerini bağımsız olarak kullanan kurumlar olarak tanımlanır.

EPDK’nın bağımsızlığı üç düzeyde tezahür eder. Mali bağımsızlık ayrı bütçe ve gelir kaynakları üzerinden sağlanır; lisans bedelleri, denetim ücretleri ve katılım payları EPDK gelirini oluşturur. Görevsel bağımsızlık Cumhurbaşkanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hiyerarşik denetimi dışında düzenleme ve denetleme yetkilerinin Kurul tarafından bağımsız kullanılmasıyla sağlanır. Karar bağımsızlığı Kurul kararlarının iç hiyerarşik denetime tabi olmamasıyla sağlanır; Kurul kararlarına karşı yegane denetim yolu yargısal denetimdir.

Bağımsız idari otorite niteliği, EPDK kararlarının yargısal denetiminde kendine özgü bir yaklaşım gerektirir. Yüksek yargı, BİO’ların teknik uzmanlığını ve görev alanındaki takdir yetkisini tanırken, kararların hukuka uygunluğu denetiminden vazgeçmez. Anayasa Mahkemesi içtihadı, BİO’ların düzenleme yetkilerinin kanunilik çerçevesi içinde kullanılması zorunluluğunu sürekli vurgulamıştır.

B. AYM 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı: 5015 m.20/2-g Birinci Cümlenin İptali

Anayasa Mahkemesi’nin 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nun 14/2/2019 tarihli ve 7164 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değiştirilen 20. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendindeki “ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur” ibaresini iptal etmiştir. Karar 14/11/2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 14/8/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Karar Ankara 17. İdare Mahkemesi, Ankara 10. İdare Mahkemesi ve Ankara Bölge İdare Mahkemesi 8. İdari Dava Dairesi’nin akaryakıt istasyonlarının mühürlenmesine ve faaliyetlerinin durdurulmasına ilişkin işlemlerin iptalleri talebiyle açılan davalarda 5015 sayılı Kanun‘un 20. maddesini Anayasa Mahkemesi’ne taşıması ile gündeme gelmiştir.

AYM, iptal gerekçesinde çalışma hürriyetine yapılan müdahalenin ölçüsüzlüğünü ön plana çıkarmıştır. Kuralda belirtilen vergi kaçakçılığı suçlarının işlenip işlenmediğinin tespiti için vergi denetim kurulu müfettişleri tarafından inceleme yapılması, raporun rapor değerlendirme komisyonuna intikali, savcılığa suç duyurusu, kovuşturma süreci aşamalarının tamamı sonuçlanıncaya kadar lisans sahibinin faaliyetinin durdurulması, AYM tarafından ağır külfet olarak değerlendirilmiştir. Karar, soruşturma ve kovuşturma aşamasında yeni ortaya çıkan durumlara göre tedbirin tekrar değerlendirilmesine imkân tanıyan bir düzenleme bulunmamasına özellikle dikkat çekmiştir.

Karar EPDK uygulamasında köklü bir değişikliğe yol açmıştır. Bu karar sonrası AYM’nin 14/11/2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararının yürürlüğe girdiği 14/8/2024 tarihine kadar TBMM’ye yeni düzenleme yapma süresi tanınmıştır. TBMM, 24/11/2023 tarihinde verilen Torba Kanun Teklifi ile bu boşluğu doldurmuştur.

C. AYM 2/10/2024 tarihli Resmî Gazete’de Yayımlanan Karar: 5015 m.20/2-g Üçüncü Cümlenin İptali

Anayasa Mahkemesi’nin 2/10/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Kararı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.359 kapsamında düzenlenen suçların işlendiğinden bahisle vergi incelemesi yapılmaya başlanan gerçek veya tüzel kişinin faaliyet icra ettiği petrol tesisinde faaliyetini sona erdirmesi durumunda vergi incelemesi sonuçlanıncaya kadar aynı tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye lisans verilmeyeceğini düzenleyen 5015 m.20/g hükmünü iptal etmiştir.

İptal gerekçesi, vergi incelemesinin sonuçlanmasının uzun zaman alabileceği ve bu süre içinde tesisin atıl kalmasının üçüncü kişilerin çalışma hürriyetini ölçüsüz biçimde sınırladığı şeklinde özetlenebilir. AYM, tesisi devralmak isteyen yeni gerçek veya tüzel kişinin önceki sahibin vergi incelemesi nedeniyle lisans alamamasının orantısız külfet oluşturduğu sonucuna varmıştır.

Bu iki AYM kararı birlikte değerlendirildiğinde, petrol piyasası lisans rejiminde “otomatik tedbir” uygulamasının anayasal denetime yenildiği görülür. AYM içtihadı, kanunilik ilkesi çerçevesinde her tedbirin somut olay üzerinde değerlendirilmesi ve süresi-kapsamı bakımından orantılılık denetiminden geçmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

D. AYM 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı: 4646 m.6 “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” İbaresinin İptali

Anayasa Mahkemesi’nin 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı, 7346 sayılı Kanun‘un 18. maddesiyle 18/4/2001 tarihli ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘nun 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine eklenen (7) numaralı alt bendinde yer alan “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini iptal etmiştir.

İlgili hüküm, lisans ve sertifika sahiplerinin uygulamalarından kaynaklanan tüketici mağduriyetlerinin nasıl tazmin edileceği konusunda EPDK’ya geniş bir düzenleme yetkisi tanımıştır. Buna göre, tüketicilerin kişisel kusurları haricinde oluşan ve Kurul tarafından belirlenecek kapsamda, lisans ve sertifika sahiplerinin uygulamalarından kaynaklanan tüketici mağduriyetlerinin tazminine ilişkin usul ve esasların Kurul tarafından belirlenmesi öngörülmüştür.

AYM, kanunilik ilkesi (Anayasa m.2, m.13, m.38, m.49) çerçevesinde tüketici mağduriyetlerinin tazmininde lisans sahibinin sorumluluk kapsamının doğrudan kanunla belirlenmesi gerektiği, bu yetkinin yönetmelik ve Kurul kararına bırakılmasının kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna varmıştır.

Karar EPDK uygulamasının ötesinde, lex specialis derogat legi generali prensibini güçlendirmiştir. Kanun koyucunun çerçevesini çizmediği konularda EPDK’nın düzenleyici yetkilerini sınırsız kullanması anayasaya aykırı bulunmuştur. Bu içtihat, EPDK’nın diğer mevzuattaki “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” türünden açık atıflarına karşı anayasal sorgulama imkânı doğurmuştur.

E. AYM 26/11/2025 tarihli ve E.2024/133, K.2025/233 sayılı Kararı: YEKA Yarışmaları ve Lisanssız Üretim Geçişi

Anayasa Mahkemesi’nin 26/11/2025 tarihli ve E.2024/133, K.2025/233 sayılı Kararı, enerji piyasası mevzuatında köklü değişiklik getirmiştir. Karar 10/3/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış ve 10/12/2026 tarihinde yürürlüğe girecektir; bu süre TBMM’ye yeni düzenleme yapma fırsatı tanımak amacıyla verilmiştir.

İptal davası TBMM üyeleri Murat Emir, Gökhan Günaydın, Ali Mahir Başarır ile birlikte 126 milletvekili tarafından açılmıştır. Dava 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu içindeki bazı hükümleri birlikte hedeflemiştir.

Karar üç temel iptal alanı belirler. Birincisi YEKA yarışma usulü: 5346 sayılı Kanun‘da Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yarışmalarına ilişkin ikinci cümle iptal edilmiştir. AYM, söz konusu yarışma hakkında genel nitelikte de olsa herhangi bir çerçevenin belirlenmemesi, ilgili bakanlığa geniş bir takdir yetkisi tanınmasını iptal gerekçesi saymıştır. Üçüncü cümle (YEKDEM bağlantısını koruyan hüküm) ayakta kalmıştır.

İkincisi lisanssız üretimde lisans alma bedeli: Elektrik enerjisi üretim ve ticaretinde on yıllık süreyi bitiren lisanssız üretim faaliyeti kapsamındaki tesislerin lisans alma süreçleri hakkında vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin belirlenmesi konusundaki değişiklikler iptal edilmiştir. AYM bu bedeli resme benzer mali yükümlülük sayarak kanunilik şartı yönünden iptal kararı vermiştir. Cumhurbaşkanı’nın lisanssız üretimde ihtiyaç fazlası elektriğin satış fiyatını belirleme yetkisi piyasa takas fiyatını aşmama şartıyla geçerli sayılmıştır.

Üçüncüsü doğal gazda LNG istisnası: 4646 sayılı Kanun‘daki yüzen LNG istisnası hükmü açık kanuni çerçeve bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir.

Karar, enerji yatırımlarında hukuki güvenlik tartışmasını teknik bir mevzuat meselesinin ötesine taşımıştır. YEKA, lisanssız üretim ve LNG istisnası alanlarında kanunilik çerçevesinin yeniden çizilmesi zorunluluğu doğmuştur. Avukatın 10/12/2026 sonrasında bu alanlarda açılacak davalarda kanunilik argümanını ön plana çıkarması beklenmektedir.

F. AYM 28/12/2017 tarihli ve E.2016/150 Sayılı Dosyada Verilen Karar: 6446 Kapsamında Dağıtım Lisansı Sahipleri

Anayasa Mahkemesi’nin 28/12/2017 tarihli toplantısında E.2016/150 numaralı dosyada 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun‘un 2. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendinin “14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu kapsamında dağıtım lisansı sahibi tüzel kişileri veya özel hukuk tüzel kişilerini” ve “veya bu tüzel kişilerden hizmet satın almak ve bu tüzel kişilerin nitelikleri, yetkilendirilmesi, hak ve yükümlülükleri ile bu tüzel kişiler” ibarelerini incelediği kararı, 6446 sayılı Kanun ile dağıtım lisansı sahiplerinin görev alanlarına ilişkin önemli içtihat oluşturmuştur.

AYM bu kararda elektrik dağıtım faaliyetinin kamu hizmeti niteliğini ve bu niteliğin idarenin teşkilat ve görev yapısı içindeki yerini değerlendirmiştir. EPDK’ya verilen düzenleme yetkilerinin sınırı bağlamında 6446 sayılı Kanun‘un 13. maddesi çerçevesinde dağıtım lisansı sahiplerinin kayıp-kaçak performansının değerlendirilmesi anayasal güvence altına alınmıştır.

G. Yetki Devri ve Kanunilik İlkesi: AYM İçtihat Çerçevesi

Anayasa Mahkemesi’nin yetki devri konusundaki içtihadı EPDK uygulaması için doğrudan referans niteliği taşır. AYM kanuni dayanağı belirsiz ve sınırsız idari yetki devirlerinin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını yerleşik içtihadıyla ortaya koymuştur. Bu içtihat, kanun koyucunun asli düzenleme görevini idareye devredemeyeceği prensibini somutlaştırır.

AYM içtihadında üç temel anayasal ilke vurgulanır. Birinci ilke, kanunilik ve hukuki güvenlik ilkesidir (Anayasa m.2, m.13). Anayasa, temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemelerin kanun koyucu tarafından yapılmasını, idarenin bu alanda ancak kanunun belirlediği çerçevede hareket etmesini öngörür. EPDK’nın düzenleme yetkilerinin kanunlardaki çerçeve hükümlere dayanması zorunludur; bu çerçeveyi aşan düzenlemeler kanunilik ilkesini ihlal eder.

İkinci ilke, yetki devri sınırıdır. Kanun koyucu temel düzenleme alanlarını idareye geniş ve belirsiz yetkilerle devredemez. EPDK’nın “Kurul tarafından belirlenecek” türünden açık atıflarla kapsamlı düzenleme yetkileri alması, AYM tarafından titizlikle denetlenir. AYM E.2022/21 K.2024/79 sayılı Kararı bu içtihadın somut yansımasıdır.

Üçüncü ilke, yargıya erişim hakkıdır (Anayasa m.36). EPDK kararlarının yargı denetimine açık olması, dava süresinin makul olması, etkili bir başvuru yolunun sağlanması anayasal güvence altındadır.

H. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru ve EPDK Kararları

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45 uyarınca herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.

EPDK kararları kamu gücü tarafından yapılan işlemler niteliğindedir; dolayısıyla bireysel başvuru kapsamındadır. EPDK kararının iptal davası ile yargısal denetiminden geçtikten sonra ihlal devam ediyorsa, başvurucu olağan kanun yollarını tüketmiş olarak bireysel başvuru yoluna başvurabilir.

EPDK kararlarına ilişkin bireysel başvurularda öne çıkan temel hak ihlalleri şunlardır:

Mülkiyet hakkı (Anayasa m.35): Lisans iptal kararları, idari para cezaları, tesis mühürleme işlemleri mülkiyet hakkı ihlali iddiasının dayanağı olur. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde ölçülülük denetimi yapar. Müdahalenin kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanması gerekir; bireylerin mülkiyet haklarıyla ilgili olarak benzer tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır.

Adil yargılanma hakkı (Anayasa m.36): EPDK soruşturma süreçlerinde savunma hakkı ihlali, soruşturma raporunun tebliğ edilmemesi, ek savunma fırsatının tanınmaması gibi usul sakatlıkları, idare mahkemesi süreçlerindeki uzunluk veya makul süreyi aşma iddiaları adil yargılanma hakkı ihlali olarak değerlendirilir.

Çalışma hürriyeti ve teşebbüs özgürlüğü (Anayasa m.48, m.49): Faaliyetin geçici durdurulması, lisans iptali, tesis mühürleme bu hakların ihlali iddiasının temel dayanaklarıdır. AYM E.2023/35 K.2023/163 sayılı Kararı, bu hakkın ölçüsüz sınırlanmasına karşı net bir tutum ortaya koymuştur.

Etkili başvuru hakkı (Anayasa m.40): EPDK kararlarına karşı etkili yargısal başvuru yollarının açık olması, yargısal denetimin etkin işlemesi gerekir.

Bireysel başvuru yapılması için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması zorunludur (6216 m.45/2). EPDK kararına karşı önce idare mahkemesinde iptal davası açılır, istinaf ve temyiz yolları tüketilir; ardından bireysel başvuru süresi (kararın kesinleşmesinden itibaren otuz gün) içinde başvuru yapılır.

I. AYM Somut Norm Denetimi: İptal Davasında Stratejik Kullanım

Anayasa m.152 hükmü, somut norm denetimi mekanizmasını öngörür. Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.

EPDK iptal davalarında somut norm denetimi mekanizması üç durumda etkin kullanılır.

Birincisi, EPDK kararının dayandığı kanun hükmünün anayasaya aykırılığının iddia edildiği davalarda. Davacı tüzel kişi, 6446 m.16, 4646 m.9, 5015 m.19 veya 5307 m.16 hükümlerinin uygulanmasında kanunilik veya orantılılık açısından anayasaya aykırılık iddia edebilir. İdare mahkemesi bu iddianın ciddi olduğu kanısına varırsa AYM’ye götürür.

İkincisi, EPDK’nın geniş yetki devrine dayanan kararlarında. AYM E.2022/21 K.2024/79 Kararı’ndaki yaklaşım çerçevesinde “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” türünden hükümlere dayanan EPDK kararlarının iptal davalarında bu argüman ciddi şekilde ileri sürülebilir.

Üçüncüsü, geçici tedbir niteliğindeki EPDK kararlarında. Lisans iptali, faaliyetin geçici durdurulması, tesis mühürleme gibi sonuçları ağır olan tedbir kararlarının dayandığı kanun hükümleri orantılılık denetimine tabidir.

J. AYM Kararlarının İptal Davasında Stratejik Kullanımı

AYM içtihadının iptal davasında stratejik kullanımı dört yöntem üzerinden işler.

Birinci yöntem, AYM iptal kararının doğrudan kullanılmasıdır. AYM E.2023/35 K.2023/163 Kararı sonrası akaryakıt istasyonu mühürleme dosyalarında bu kararın doğrudan ileri sürülmesi mümkündür. Karar yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla iptal edilmiş hükme dayanan EPDK işlemleri kanuni dayanağını kaybetmiştir.

İkinci yöntem, AYM içtihadının kıyasen uygulanmasıdır. AYM’nin benzer hükümlere ilişkin verdiği kararlar, kıyas yoluyla iptal davasında dayanak yapılır. AYM E.2022/21 K.2024/79 Kararı’ndaki “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” iptali, benzer ibareli diğer hükümler için kıyasen ileri sürülebilir.

Üçüncü yöntem, somut norm denetimi başvurusudur. İdare mahkemesi AYM’ye götürmediğinde davacı, dilekçesinde anayasaya aykırılık iddiasını ciddi şekilde formüle ederek mahkemeyi bu yönde harekete geçirmeye çalışır. Anayasa m.152 hükmü mahkemenin re’sen veya talep üzerine harekete geçebileceğini öngörür.

Dördüncü yöntem, bireysel başvuru hazırlığıdır. İptal davasının olumsuz sonuçlanması ihtimaline karşı, başvurucunun savunma argümanları temel hak ihlali iddialarına da hazırlanmalıdır. İdare mahkemesi sürecinde mülkiyet hakkı, çalışma hürriyeti, adil yargılanma hakkı iddialarının kayıt altına alınması, sonraki bireysel başvuru sürecinde tüketilen kanun yolları içinde bu argümanların yer almasını sağlar.

Sonraki bölüm, EPDK kararlarının enerji yatırımları açısından uluslararası tahkim boyutunu ele alır. Türkiye’nin tarafı olduğu ikili yatırım anlaşmaları (BIT) ve çok taraflı sözleşmeler (Energy Charter Treaty), yabancı yatırımcılar tarafından açılan tahkim davalarının çerçevesini oluşturur.

XIII. EPDK Kararları ve Uluslararası Tahkim

EPDK kararlarının yargısal denetiminin uluslararası boyutu, Türkiye’nin enerji sektöründe yabancı yatırımcılara sağladığı korumalar ve uluslararası tahkim yollarıyla şekillenir. Bu boyut iki kaynaktan beslenir: Türkiye’nin tarafı olduğu çok taraflı uluslararası sözleşmeler (özellikle Enerji Şartı Anlaşması ve ICSID Sözleşmesi) ve ikili yatırım anlaşmaları (BIT’ler). Bu bölüm uluslararası tahkim altyapısını, yatırımcı koruma standartlarını, Türkiye aleyhine açılmış önemli enerji davalarını ve EPDK kararına karşı tahkim yolunun pratik analizini ele alır.

A. EPDK Kararlarına Karşı İki Katmanlı Koruma Rejimi

Enerji sektöründe faaliyet gösteren yatırımcı, EPDK kararına karşı iki ayrı koruma katmanından yararlanabilir.

Birinci katman, iç hukuk yoludur: idare mahkemesinde iptal davası, istinaf, temyiz, bireysel başvuru. Bu yol Türk ve yabancı tüm yatırımcılar için açıktır. Önceki bölümlerde detaylı incelenen bu yol, EPDK kararının doğrudan yargısal denetimini sağlar.

İkinci katman, uluslararası tahkim yoludur: Türkiye’nin tarafı olduğu uluslararası yatırım anlaşmaları çerçevesinde uluslararası tahkim makamlarına başvuru. Bu yol kural olarak yabancı yatırımcılar için açıktır; Türk vatandaşları kendi devletlerine karşı kural olarak ICSID tahkimine başvuramaz (denetim konusu olabilecek bazı istisnalar vardır).

İki katmanlı koruma rejimi, EPDK kararına muhatap olan yabancı yatırımcı için stratejik bir avantaj sağlar. Yatırımcı iç hukuk yolunu tüketmek zorunda olmaksızın, anlaşmanın izin verdiği koşullarda doğrudan uluslararası tahkime gidebilir. Bazı anlaşmalar ise iç hukuk yolunun belirli süre boyunca (örneğin altı ay) denenmesini şart koşar.

B. Türkiye’nin Uluslararası Yatırım Tahkim Altyapısı

Türkiye, uluslararası yatırım tahkim altyapısının temel sözleşmelerine taraftır.

Devletler ve Diğer Devletlerin Uyrukları arasındaki Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümlenmesi Hakkında Sözleşme (ICSID Sözleşmesi), Türkiye tarafından 24/6/1987 tarihinde imzalanmış ve 1988 yılında onaylanmıştır. Türkiye’nin onay belgesi 3/3/1989 tarihinde tevdi edilmiş, sözleşme Türkiye bakımından 2/4/1989 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme, Dünya Bankası Grubu bünyesindeki Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) tahkim sürecinin çerçevesini oluşturur.

Enerji Şartı Anlaşması (Energy Charter Treaty – ECT), 17/12/1994 tarihinde Lizbon’da imzalanmış ve 16/4/1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Anlaşmayı 17/12/1994 tarihinde imzalamış ve 4519 sayılı Kanunla 1/2/2000 tarihinde onaylamıştır. ECT, enerji yatırımlarının korunması bakımından doğrudan uygulanabilen ilk çok taraflı sözleşmedir; yabancı yatırıma ilişkin diğer uluslararası düzenlemelerden farklı olarak ECT’nin yatırım yükümlülükleri yatırımcılar tarafından zorunlu tahkim yoluyla yatırımın yapıldığı ülkeye karşı uygulanabilir.

Çok Taraflı Yatırım Garanti Kuruluşu (MIGA) sözleşmesine Türkiye 1988 yılından bu yana taraftır. MIGA, Dünya Bankası Grubu üyesi olarak yabancı yatırımları ticari olmayan risklere karşı koruma misyonu üstlenir.

Yabancıların Hukuki Durumu Hakkında Sözleşme ile Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkında New York Sözleşmesi (10/6/1958), Türkiye’de yabancı tahkim kararlarının tenfizi rejimini düzenler. Türkiye New York Sözleşmesi’ni 25/9/1991 tarihli ve 3731 sayılı Kanunla onaylamış; 30/9/1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

C. Türkiye’nin İkili Yatırım Anlaşmaları (BIT) Ağı

Türkiye bugüne kadar 113 devletle toplam 132 ikili yatırım anlaşması imzalamıştır. Bunlardan 82’si halihazırda yürürlüktedir. Türkiye’nin ilk BIT’i 1962 yılında Almanya ile imzalanmış olan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşmasıdır. 1990’lı yıllarda dünya çapında yaşanan BIT sayısı artışına Türkiye de katılmış ve günümüzde geniş bir koruma ağına sahip olmuştur.

BIT’ler, iki devlet arasındaki yatırım koşullarını belirleyen uluslararası anlaşmalardır. Yatırımcı korumasının uluslararası standartlarını ortaya koyar; uyuşmazlık çözümünde uluslararası tahkim yolunu öngörür.

EPDK kararına karşı tahkim yolunu etkileyen önemli BIT’ler arasında Türkiye-Hollanda BIT (1986), Türkiye-İngiltere BIT (1991), Türkiye-Almanya BIT (1962) ve Türkiye-ABD BIT (1985) öne çıkar. Hollanda’nın enerji yatırımları için sıkça kullanılan bir hukuki üs olması nedeniyle Türkiye-Hollanda BIT özellikle önemlidir.

Türkiye’nin son dönemde yeni nesil yatırım anlaşmaları trendinin büyük ölçüde dışında kaldığı tespit edilmiştir. Yeni nesil BIT’ler devletlerin düzenleme yetkilerini koruyan, kamu yararı için meşru müdahalelere alan açan yenilikler içerir. Türkiye’nin mevcut BIT ağı bu yenilikleri büyük ölçüde içermez; bu durum yatırımcı korumasının geniş tutulması anlamına gelir.

D. Yatırımcı Korumasının Uluslararası Standartları

Türkiye’nin tarafı olduğu BIT’lerde ve ECT’de yatırımcı korumasının standartları sıklıkla şu beş başlık etrafında belirir.

En Çok Gözetilen Ulus Kaydı (Most Favoured Nation – MFN): Bir devletin başka bir devletin yatırımcılarına tanıdığı en avantajlı muameleyi, MFN kaydı altındaki diğer devletin yatırımcılarına da tanıması zorunluluğu. EPDK karar süreçleri bağlamında, bir yabancı yatırımcıya tanınan avantajların başka bir BIT’in koruması altındaki yatırımcıya da tanınması anlamına gelir.

Milli Muamele (National Treatment – NT): Yabancı yatırımcıya yerli yatırımcı ile aynı düzeyde muamele edilmesi yükümlülüğü. EPDK uygulamasında benzer durumdaki yerli ve yabancı yatırımcılar arasında ayrım yapılması bu standardın ihlali sayılır.

Adil ve Eşit Muamele (Fair and Equitable Treatment – FET): Yabancı yatırımın açık bir tanımdan kaçınılarak adalet, hakkaniyet ve eşitlik kavramları üzerinden korunması. FET, yatırım hukukunda en temel ilke olarak öne çıkmaktadır. ICSID tahkim uygulamasında FET ihlali en sık ileri sürülen iddialardandır. EPDK karar süreçleri bağlamında FET ihlali iddiası şu unsurlardan biri üzerine kurulabilir: yatırımcının meşru beklentilerinin ihlali, şeffaflık eksikliği, keyfilik, ayrımcılık, savunma hakkı ihlali, makul olmayan tedbirler.

Tam Koruma ve Güvenlik (Full Protection and Security – FPS): Yatırımın fiziksel ve hukuki güvenliğinin sağlanması yükümlülüğü. EPDK bağlamında özellikle tesis mühürleme, geçici durdurma, lisans iptali kararlarında yatırımın hukuki güvenliğinin sağlanması iddialarına dayanak olur.

Kamulaştırma ve Tazminat (Expropriation and Compensation): Yabancı yatırımın doğrudan veya dolaylı kamulaştırmaya tabi tutulması halinde yatırımın gerçek bedelinin gecikmeksizin ödenmesi ve transferi yükümlülüğü. EPDK karar süreçleri bağlamında dolaylı kamulaştırma (indirect expropriation) iddiası özellikle önemlidir. Lisans iptali, faaliyetin sürekli durdurulması veya tesisin fiilen kullanılamaz hale getirilmesi dolaylı kamulaştırma iddiası için dayanak oluşturabilir.

Bu standartlar dışında gerekli özeni gösterme prensibi (due diligence), transfer özgürlüğü ve savaş veya iç karışıklık hallerinde milli muamele ilkesi çerçevesinde zarar gören yatırımcılara tazminat ödenebilmesi koruma ağının diğer önemli unsurlarıdır.

E. Energy Charter Treaty: EPDK Davaları İçin Özel Önem

ECT m.26 hükmü, taraf devlet ile diğer taraf devletin yatırımcısı arasındaki uyuşmazlıkların zorunlu tahkim yoluyla çözüleceğini öngörür. Yatırımcı, uyuşmazlığı ICSID Sözleşmesi çerçevesindeki ICSID tahkim merkezine, ICSID Ek Kolaylıklar Kuralları çerçevesinde, UNCITRAL kuralları çerçevesinde özel ad-hoc tahkime veya Stockholm Ticaret Odası Tahkim Enstitüsü tahkimine götürebilir.

ECT’nin enerji sektörüne özgü koruma alanı geniştir: yatırım, ticaret ve enerji mallarının ulaşımı, rekabet, çevre, sermaye piyasalarına erişim ve teknoloji aktarımı konularındaki yasal hak ve yükümlülükleri düzenler. Türkiye için ECT’nin yatırım hükümleri özel önem taşır; ECT m.10, m.13 ve m.26 yatırım koruma rejiminin merkezini oluşturur.

ECT m.10 (Yatırımların Tanıtımı, Korunması ve Muamelesi) yatırımcılara FET, FPS, MFN, NT standartlarını sağlar. ECT m.13 (Kamulaştırma) doğrudan ve dolaylı kamulaştırma rejimini düzenler. ECT m.26 (Uyuşmazlıkların Çözümü) zorunlu tahkim mekanizmasını öngörür.

Türkiye Cumhuriyeti ECT’den çekilme yönünde bir adım atmamıştır. Avrupa Birliği ülkelerinin bir kısmının (Almanya, Fransa, Polonya, İspanya, Hollanda, Lüksemburg, Slovenya) ECT’den çekilme süreci başlatması, ECT’nin geleceği konusunda belirsizlik yaratmıştır; ancak Türkiye’nin pozisyonu ECT’nin tam tarafı olmaya devam etme yönündedir.

F. Türkiye Aleyhine Açılmış Önemli Enerji Tahkim Davaları

Türkiye aleyhine açılmış uluslararası tahkim davalarının önemli bir bölümü enerji sektörüyle ilgilidir. Bu davaların büyük çoğunluğu 2003 yılında Çukurova Elektrik A.Ş. (ÇEAŞ) ve Kepez Elektrik T.A.Ş. hisselerinin Türkiye tarafından el konulması ile bağlantılıdır.

Libananco Holdings Co. Limited v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB/06/8), Kıbrıs Cumhuriyeti şirketi Libananco tarafından 19/4/2006 tarihinde açılmıştır. Dava ECT ve Türkiye-Kıbrıs arasında geçerli olan koruma çerçevesinde ÇEAŞ ve Kepez hisselerine el konulmasının kamulaştırma niteliği taşıdığı, FET ve diğer standartların ihlal edildiği iddiasına dayanmıştır. Tahkim heyeti 2/9/2011 tarihli Kararıyla davacının iddialarını reddetmiştir; gerekçesi davacının el koyma tarihi olan 12/6/2003 tarihinden önce ÇEAŞ ve Kepez hisselerinin sahibi olduğunu kanıtlayamamasıdır. Yetki yokluğu kararı verilmiştir.

Cementownia “Nowa Huta” S.A. v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB(AF)/06/2), Polonya şirketi Cementownia tarafından 2006 sonbaharında açılmış; ECT’nin ihlali iddiasıyla 4 milyar USD’nin üzerinde tazminat talep edilmiştir. 17/9/2009 tarihli Karar davayı “manifestly ill-founded” (açıkça mesnetsiz) bulmuş ve davacı aleyhine yargılama giderlerine hükmedilmiştir.

Europe Cement Investment & Trade S.A. v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB(AF)/07/2), Polonya şirketi Europe Cement tarafından 6/3/2007 tarihinde açılmıştır. Tahkim heyeti, davacının hisselere sahip olmadığı gerekçesiyle yetki yokluğu kararı vermiştir.

Alapli Elektrik B.V. v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB/08/13), Hollanda şirketi Alapli Elektrik tarafından 16/7/2008 tarihinde açılmıştır. Yine yetki yokluğu temelinde reddedilmiştir.

Bu dört dava ortak bir özellik gösterir: davacılar, Türkiye ile aralarında uyuşmazlık çıkacağını öngören Türk şirketleri olarak yatırım anlaşmalarının korumasından faydalanabilmek için varlıklarını yabancı şirketlere aktarmışlar ancak tahkim heyetlerini yatırım anlaşmasına layık birer yatırımcı oldukları konusunda ikna edememişlerdir.

Saba Fakes v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB/07/20), Hollanda BIT çerçevesinde 2010 yılında karara bağlanmış başka bir önemli davadır. Tahkim heyeti davacının Telsim hisselerini Türk vatandaşı eski sahibinden devraldığı iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle yetki yokluğu kararı vermiştir.

Tulip Real Estate v. Türkiye Cumhuriyeti (ICSID Case No. ARB/11/28), gayrimenkul alanında olmakla birlikte EPDK uygulamasıyla doğrudan ilgili değildir ancak BIT yorumu bakımından emsal niteliği taşır.

Türkiye’nin yukarıdaki davalardaki başarısı (yetki yokluğu temelinde reddedilme), tahkim heyetinin yatırımcının gerçek niyeti, yatırımın gerçek sahipliği ve uyuşmazlığın tahkim öncesi ortaya çıkmış olup olmadığı konularını titiz şekilde inceleyebileceğini göstermiştir. Bu içtihat, EPDK kararına karşı tahkim yolunu kullanmayı düşünen yabancı yatırımcılar için pratik bir uyarıdır: yatırımın varlığı, sahipliği ve gerçek niteliği güçlü delillerle desteklenmelidir.

G. EPDK Kararına Karşı Tahkim Yolu: Pratik Analiz

EPDK kararına karşı tahkim yolunun pratik kullanımı yedi aşamalı bir analizi gerektirir.

Birinci aşama, yatırımcı statüsünün belirlenmesidir. Yatırımcının uyrukluğu, yatırımın Türk vatandaşı veya tüzel kişi tarafından mı yoksa yabancı yatırımcı tarafından mı yapıldığı tespit edilir. Türk vatandaşı şirketin yabancı ana ortak (örneğin Hollanda holding) üzerinden yatırım yapmış olması durumunda yatırımcı statüsü çoğunlukla yabancı holding düzeyinde belirlenir.

İkinci aşama, uygulanacak yatırım anlaşmasının belirlenmesidir. Yatırımcının uyrukluk devleti ile Türkiye arasındaki BIT’in varlığı, ECT’nin uygulanabilirliği, anlaşmanın yatırım tanımı ve uyuşmazlık çözüm hükümleri incelenir.

Üçüncü aşama, uyuşmazlığın yatırım tanımına girip girmediğinin değerlendirilmesidir. ICSID Sözleşmesi m.25 hükmü “yatırım” kavramını tanımlar; ECT m.1/6 ve BIT’lerin yatırım tanımı hükümleri farklılık gösterebilir. EPDK kararına konu lisans, üretim tesisi, dağıtım faaliyeti gibi unsurların ilgili yatırım tanımına girip girmediği titizlikle incelenir.

Dördüncü aşama, tüketme şartlarının incelenmesidir. Bazı anlaşmalar iç hukuk yolunun belirli süre tüketilmesi (örn. 6 ay) gerektirir; bazıları paralel başvuru yasağı (fork-in-the-road clause) içerir. Davacı yatırımcı bu şartları dikkatlice değerlendirmeli; iç hukuk yoluna başvurmuş olması tahkim yolunu kapatmamalıdır.

Beşinci aşama, ihlal iddialarının formüle edilmesidir. EPDK kararının FET, FPS, kamulaştırma (doğrudan veya dolaylı), MFN, NT standartlarından hangilerini ihlal ettiği somut delillerle ortaya konulur. Meşru beklenti ihlali iddiası, EPDK’nın istikrarsız uygulamaları için özellikle güçlü bir argüman olabilir.

Altıncı aşama, tahkim heyeti ve usulün seçimidir. ICSID, ICSID Ek Kolaylıklar, UNCITRAL veya Stockholm seçenekleri arasında stratejik tercih yapılır. Her seçeneğin avantajları ve dezavantajları davanın yapısına göre değerlendirilir.

Yedinci aşama, tahkim kararının Türkiye’de tenfiz olasılığının değerlendirilmesidir. ICSID kararları Türkiye’de doğrudan tenfiz edilebilir; ICSID dışı kararlar için New York Sözleşmesi çerçevesinde tenfiz prosedürü uygulanır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m.50-63 yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizini düzenler.

H. Türk Vatandaşları İçin Uluslararası Tahkim Yolu

Türk vatandaşları kural olarak Türkiye Cumhuriyeti aleyhine ICSID Sözleşmesi m.25/2-(a) uyarınca ICSID tahkimine başvuramaz; çünkü ICSID Sözleşmesi başka bir taraf devletin vatandaşları için tahkim öngörür. Ancak bu kuralın istisnaları vardır.

Birinci istisna, Türk vatandaşının başka bir devletin uyrukluğunu da taşıması durumudur. Çift uyrukluk halinde Türk vatandaşı diğer uyrukluğu üzerinden tahkime gidebilir; ancak ICSID Sözleşmesi m.25/2-(a) “iddianın başladığı tarihte” diğer uyrukluğunu da Türk uyrukluğuyla birlikte taşıyan bir kişinin ICSID tahkimine başvuramayacağını öngörür.

İkinci istisna, Türk vatandaşının yatırımını başka bir devlette kurulmuş tüzel kişi üzerinden yapması durumudur. Bu yol, kurumsal yapılandırma yoluyla yatırım koruması (treaty shopping) kavramı altında değerlendirilir. ICSID içtihadı bu uygulamaya genellikle olumlu yaklaşır; ancak yapılandırmanın uyuşmazlık öncesi ve iyi niyetli olması koşulu aranır. Yapılandırma yalnızca uyuşmazlığa hazırlık amacıyla yapılırsa hakem heyeti yetki yokluğu kararı verebilir (Libananco emsali).

Üçüncü istisna, ICC Tahkim Kuralları veya UNCITRAL kuralları çerçevesinde sözleşmesel tahkim olabilir. Devlet ile imzalanan imtiyaz veya yatırım sözleşmelerinde ICC tahkim şartı bulunması halinde Türk vatandaşı bu yola başvurabilir.

I. Tahkim ve İç Hukuk Yolu Arasındaki İlişki

EPDK kararına karşı tahkim yoluna başvurulması, iç hukuk yolunun kapanması anlamına gelmez. Davacı yatırımcı her iki yolu paralel veya seri olarak kullanabilir; ancak anlaşmanın “fork-in-the-road” hükmü bunu engelleyebilir.

Fork-in-the-road hükmü, davacının iç hukuk yolunu veya tahkim yolunu seçmesini ve seçtikten sonra diğer yolu kullanmamasını öngören anlaşma hükmüdür. Türkiye’nin BIT’lerinin bir kısmı bu hükmü içerir, bir kısmı içermez. ECT m.26 hükmü davacıya seçim hakkı tanır ancak bir kez tahkimi seçtikten sonra paralel başvuruyu engelleyebilir.

İç hukuk yolu ile tahkim yolunun paralel kullanımı bakımından lis pendens (derdest dava) ve res judicata (kesin hüküm) prensipleri devreye girebilir. Tahkim heyeti, iç hukuk mahkemesinin verdiği kararı yorumlamada uluslararası hukuk standartlarına göre değerlendirme yetkisine sahiptir; iç hukuk kararı tahkim heyetini bağlamaz.

J. Tahkim Kararlarının Türkiye’de Tenfizi

EPDK kararı aleyhine alınan uluslararası tahkim kararının Türkiye’de uygulanması, tenfiz prosedürü gerektirir. İki ana tenfiz rejimi vardır.

ICSID tahkim kararları, ICSID Sözleşmesi m.54 hükmü uyarınca taraf devletlerde doğrudan uygulanır. Türkiye’nin ICSID Sözleşmesi’ne taraf olması nedeniyle ICSID kararları Türkiye’de doğrudan tenfiz edilebilir; ek bir tenfiz davası açılmasına gerek yoktur. Ancak tenfiz aşamasında devlet bağışıklığı (sovereign immunity) iddiası ileri sürülebilir; özellikle devletin kamu varlıklarına yönelik haciz işlemleri sınırlıdır.

ICSID dışı tahkim kararları (UNCITRAL, ICC, Stockholm), New York Sözleşmesi ve 5718 sayılı MÖHUK m.60-63 hükümleri çerçevesinde tenfiz edilir. MÖHUK m.62 hükmü yabancı hakem kararının tanınmasının ve tenfizinin reddi hallerini sayar: tahkim sözleşmesinin geçersizliği, savunma hakkı ihlali, tahkim sözleşmesi sınırının aşılması, tahkim usulünün ihlal edilmesi, kararın bağlayıcılığının kazanılmamış olması, kararın kamu düzenine aykırılığı.

EPDK kararı aleyhine alınan tahkim kararının tenfizi sürecinde kamu düzeni (public policy) defisi, Türkiye Cumhuriyeti tarafından sıkça ileri sürülen bir savunmadır. Tahkim heyetinin Türkiye’nin iç düzenlemelerini uluslararası hukuk standartlarına aykırı bulması, kamu düzeni defisi için dayanak olabilir.

K. EPDK Kararına Karşı Tahkim Yolunun Stratejik Değerlendirmesi

EPDK kararına karşı tahkim yolunun kullanımının stratejik avantajları ve riskleri vardır.

Avantajlar:

  • Türk yargısal sürecinin uzunluğundan kurtulma (idare mahkemesi + istinaf + temyiz 4-7 yıl sürebilir; tahkim 2-4 yıl)
  • Yargısal denetimde uluslararası hukuk standartlarının uygulanması (Türk idare hukuku ile sınırlı olmama)
  • Tazminat hesaplamasının uluslararası teamüllere göre yapılması
  • Tahkim heyetinde uluslararası uzmanlığın bulunması
  • Tenfiz aşamasında devlet bağışıklığı sınırlamaları olmasına rağmen, ICSID kararlarının taraf devletlerde doğrudan tenfiz edilebilmesi

Riskler:

  • Yüksek dava maliyetleri (avukatlık ücretleri + tahkim ücretleri toplam 2-10 milyon USD aralığında olabilir)
  • Yetki yokluğu kararı riski (Türkiye aleyhine açılmış davalarda dominant kalıp)
  • Tahkim süresinin uzun olması (bazı davalar 5+ yıl)
  • Uluslararası tahkim kültürüne uyum maliyeti
  • Karşı dava (counter-claim) ve Türkiye’nin ek savunma alanları
  • Tenfiz aşamasında devlet bağışıklığı engelleri

Pratikte, EPDK kararına karşı tahkim yolunun idari para cezası tutarının düşük olduğu davalarda ekonomik olmadığı kabul edilir. Tahkim yolunun mantıklı olduğu davalar genellikle lisans iptali, tesis mühürleme, dolaylı kamulaştırma iddialarının bulunduğu, milyonlarca dolar tazminatın söz konusu olduğu dosyalardır.

Sonraki bölüm, EPDK kararına karşı tahkim yolunun iç hukuk yolu ile alternatifi olan Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yollarının teknik analizini içerir.

XIV. Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

EPDK kararlarına karşı iç hukuk yargı yolunun tüketilmesinden sonra, temel hak ihlali iddiaları için iki ileri yargısal yol açıktır: Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru. Bu iki yol, EPDK kararına muhatap olan tüzel veya gerçek kişinin Türkiye Cumhuriyeti aleyhine temel hak ihlali iddialarını uluslararası standartlarda yargısal denetime tabi tutma imkânı sağlar. Bu bölüm her iki yolun teknik altyapısını, süre rejimini, kabul edilebilirlik şartlarını ve EPDK kararlarına özgü stratejik kullanımını ele alır.

A. İnsan Hakları Yargısal Korumasının İki Katmanı

Türkiye’de temel hak ihlali iddialarının yargısal denetimi iki katmanlı bir yapıdadır.

Birinci katman, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoludur. 12 Eylül 2010 anayasa değişikliği ile getirilen bu yol, Anayasa m.148/3 ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45-51 hükümleri çerçevesinde 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren işler. Bireysel başvuru hem AYM’nin iç hukuk içindeki konumunu güçlendirmiş hem de Türkiye’nin AİHM önündeki yükünü hafifletmek amacıyla tasarlanmıştır.

İkinci katman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yoludur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokoller çerçevesinde işleyen bu yol, Türkiye’nin 1954 yılında onayladığı sözleşmenin yargısal denetimini sağlar. Türkiye AİHS’ye 18/5/1954 tarihinde taraf olmuş; bireysel başvuru hakkını 28/1/1987 tarihinde tanımış; AİHM’in zorunlu yargı yetkisini 22/1/1990 tarihinde kabul etmiştir.

İki katman arasında subsidiarity (ikincillik) ilişkisi vardır. AİHM, AYM bireysel başvurusunu kural olarak etkili bir iç hukuk yolu kabul eder. AYM’ye gitmeden doğrudan AİHM’e başvurmak çoğu durumda “iç hukuk yolları tüketilmedi” gerekçesiyle reddedilmeye yol açar.

B. AYM Bireysel Başvuru: Hukuki Dayanak ve Kapsam

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m.45 hükmü, herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabileceğini öngörür.

EPDK kararları kamu gücü tarafından yapılan işlemler niteliğindedir; bireysel başvuru kapsamında değerlendirilir. EPDK kararının doğrudan kendisine karşı değil, kararın yargısal denetimi sürecindeki nihai mahkeme kararına karşı bireysel başvuru yapılır. Bireysel başvurunun konusu yalnızca AİHS ve ek protokollerde yer alan hakların ihlali olabilir; salt iç hukuk normlarının ihlali bireysel başvuru konusu değildir.

Bireysel başvurunun konusu olabilecek temel haklar şunlardır:

C. AYM Bireysel Başvuru Kabul Edilebilirlik Şartları

6216 sayılı Kanun m.45-48 ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü m.59-65 hükümleri bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını düzenler. Beş temel kategoride toplanır.

Birinci şart, kişi bakımından yetki. Başvurucu, ihlal iddiasına konu olan eylem, işlem veya ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenen kişi olmalıdır (6216 m.46). Tüzel kişiler bireysel başvuru yapma hakkına sahiptir; ancak yalnızca tüzel kişiliğin haklarının ihlal edildiği iddiaları bakımından. Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz.

İkinci şart, konu bakımından yetki. Başvurunun konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi biri olmalıdır. Bu ortak koruma alanı dışındaki haklar bireysel başvuru konusu yapılamaz.

Üçüncü şart, zaman bakımından yetki. Başvuruya konu olan eylem, işlem veya ihmal 23/9/2012 tarihinden sonra gerçekleşmiş olmalıdır.

Dördüncü şart, başvuru yollarının tüketilmesi. 6216 m.45/2 hükmü uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işleme karşı kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması zorunludur. EPDK kararına karşı bireysel başvuruda olağan kanun yolları (idare mahkemesi → istinaf → temyiz) tüketilmeden başvuru yapılması halinde başvuru kabul edilemez.

Beşinci şart, süre. 6216 m.47/5 hükmü uyarınca bireysel başvuru, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmalıdır.

D. AYM Bireysel Başvuru Süre Rejimi

Otuz günlük süre bireysel başvurunun en kritik şartıdır. Sürenin başlangıç tarihi titizlikle hesaplanmalıdır.

Süre, başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren işler. Pratikte bu tarih, nihai kararın UYAP veya e-Tebligat üzerinden öğrenildiği tarihtir. AYM içtihadında bireysel başvuruya konu ihlale ilişkin, olağan başvuru yollarını tüketen kesin kararın UYAP-Vatandaş Portaldan öğrenildiği tarih bireysel başvuru süresini başlatır. UYAP portala, ihlale uğrayan kişinin şahsen girmemiş olması (eşinin, çocuklarının veya e-devlet şifresini bilen herhangi bir üçüncü kişinin girmiş olması) sürenin başlamasına engel değildir.

Elektronik tebligatlarda, Tebligat Kanunu’nda tebliğin beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmiş olsa da AYM içtihadı öğrenme tarihini esas alır; elektronik tebligatın açıldığı tarih öğrenme tarihi sayılır ve 30 günlük süre bu tarihten itibaren başlar (Mehmet Özcan [1. B.], B. No: 2019/6266, 15/1/2020).

Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. İlk öğrenmenin asil veya vekil tarafından gerçekleşmesi sürenin başlaması açısından bir fark oluşturmaz. Adli tatil ve idari tatillerde süre işlemeye devam eder; bu kural EPDK iptal davalarındaki adli tatil etkisinden farklıdır.

Mazeret hali: 6216 m.47/5 son cümle hükmü uyarınca haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder. Mazeretin mücbir sebep veya ağır hastalık durumunda söz konusu olacağı; bu mazeretin haklı olup olmadığına Mahkemenin karar vereceği AYM içtihadıyla netleştirilmiştir.

E. EPDK Kararı Bağlamında AYM Bireysel Başvuru: Temel Hak İhlali İddiaları

EPDK kararlarına ilişkin bireysel başvurularda öne çıkan temel hak ihlalleri şunlardır.

Mülkiyet hakkı (Anayasa m.35 / AİHS 1 No’lu Ek Protokol m.1) EPDK uygulamalarında en sık ileri sürülen ihlal iddiasıdır. Lisans iptal kararları, idari para cezaları, tesis mühürleme işlemleri, geçici faaliyet durdurma kararları mülkiyet hakkı ihlali iddiasının dayanağı olur. AYM bireysel başvuru içtihadında mülkiyet hakkı geniş yorumlanır; lisans hakkı, kazanılmış meşru beklentiler, yatırım değerleri ve faaliyet hakkı mülkiyet hakkı kapsamına dahil edilir.

Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde ölçülülük denetimi yapar. Müdahalenin kapsamı ve süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanması gerekir; bireylerin mülkiyet haklarıyla ilgili olarak benzer tedbirlerin uygulanmasının zarara yol açması kaçınılmazdır. Müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve orantılılık üçlüsü her başvuruda denetlenir.

EPDK kararına ilişkin mülkiyet hakkı ihlali argümanı şu unsurlar üzerine kurulur: (a) lisans alma sürecinde önemli yatırım yapıldığı, (b) lisans iptali veya faaliyet durdurma kararının ekonomik etkisinin orantısız olduğu, (c) zarar tazmininin yeterli ölçüde sağlanmadığı, (d) tedbirin süresi itibarıyla ölçüsüz olduğu.

Adil yargılanma hakkı (Anayasa m.36 / AİHS m.6) EPDK kararına ilişkin idari yargı sürecindeki usul sakatlıkları için temel iddia başlığıdır. Üç alt başlık dikkat çeker:

(a) Makul sürede yargılanma: EPDK karar süreçlerinin idare mahkemesinden istinaf ve temyiz aşamalarına geçişi yıllar alabilir. Makul süre değerlendirmesinde davanın karmaşıklığı, başvurucu davranışı, kamu makamlarının davranışı ve dava sonucunun başvurucu açısından önemi dikkate alınır.

(b) Savunma hakkı: Soruşturma raporunun tebliğ edilmemesi, ek savunma fırsatının tanınmaması, delillerin değerlendirilmemesi, gerekçeli karar yükümlülüğünün ihlali argümanları bu kapsamda değerlendirilir.

(c) Silahların eşitliği: EPDK savunması ile davacının savunmasına eşit yer verilmemesi, savunmanın gerekçeli kararda tartışılmaması ihlal sebebi olur.

Çalışma hürriyeti ve teşebbüs özgürlüğü (Anayasa m.48, m.49) EPDK uygulamasının yatırım hakkına yansıyan etkileri bakımından ileri sürülür. Faaliyetin geçici durdurulması, lisans iptali, tesis mühürleme bu hakların ihlali iddiasının temel dayanaklarıdır. AYM E.2023/35 K.2023/163 sayılı Kararı, bu hakkın ölçüsüz sınırlanmasına karşı net bir tutum ortaya koymuştur.

Etkili başvuru hakkı (Anayasa m.40) EPDK kararlarına karşı etkili yargısal başvuru yollarının açık olması, yargısal denetimin etkin işlemesi argümanlarını içerir. EPDK soruşturma süreçlerinde itiraz mekanizmalarının eksikliği bu kapsamda eleştirilebilir.

F. AYM Bireysel Başvuru: Karar Türleri ve Sonuçlar

6216 sayılı Kanun m.50 hükmü Anayasa Mahkemesi’nin verebileceği karar türlerini düzenler. Esas inceleme sonucunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi halinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

AYM ihlal kararı verdiğinde yeniden yargılama yapılması kararı verebilir. Bu karar, ilk derece mahkemesinin yeniden inceleme yaparak ihlal sonuçlarını ortadan kaldırmasını sağlar. EPDK kararlarının iptali bakımından yeniden yargılama kararı, davacının lehine sonuç doğurabilecek en güçlü mekanizmadır.

AYM, ihlal tespitinin yanı sıra manevi tazminat veya maddi tazminat kararı da verebilir. Tazminat miktarları, ihlalin niteliğine ve etkisine göre belirlenir.

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği toplam ihlal kararlarının önemli bir bölümü mülkiyet hakkı ihlali kararlarıdır. 31/12/2019 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesi’nin verdiği toplam 8.583 ihlal kararının 2.650’si mülkiyet hakkına ilişkindir; bu rakam mülkiyet hakkının bireysel başvuru sürecindeki ağırlığını gösterir.

G. AİHM: Hukuki Dayanak ve Türkiye Bağlamı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokoller çerçevesinde hak ihlali iddialarını inceler. Türkiye AİHS’ye 4 Kasım 1950 tarihinde imzalamış, 18/5/1954 tarihinde onaylamıştır. Bireysel başvuru hakkını 28/1/1987 tarihinde tanımıştır. AİHM’in zorunlu yargı yetkisini 22/1/1990 tarihinde kabul etmiştir.

AİHS’ye taraf devletlerden biri tarafından Sözleşme veya ek protokollerde belirlenmiş haklarının ihlal edildiğinden dolayı mağdur olduğunu iddia eden her gerçek veya tüzel kişi, tüzel kişiliği bulunmayan fiili topluluk, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları AİHM’e başvurabilir.

Türkiye’nin AİHM önündeki en sık ihlal ettiği haklar 1958-2020 dönemi için şu sırayla tespit edilmiştir: adil yargılanma hakkı (AİHS m.6), kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı (AİHS m.5), mülkiyet hakkı (1 No’lu Ek Protokol m.1), yargılama süresi (AİHS m.6), insanlık dışı muamele (AİHS m.3), ifade özgürlüğü (AİHS m.10), etkili başvuru hakkı (AİHS m.13).

H. AİHM Süre Rejimi: 4 Aylık Süre Kuralı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 15 No’lu Protokol, AİHM’e başvuru süresini altı aydan dört aya indirmiştir. Yeni 4 aylık süre kuralı 1/2/2022 tarihinden itibaren yürürlüktedir. İlgili mahkeme kararı 1/2/2022 öncesinde kesinleştiyse bu karara dayanarak yapılacak AİHM başvurusu hâlâ 6 aylık süreye tabidir.

Dört aylık süre, iç hukuktaki nihai/kesin karar tarihinden itibaren başlar. EPDK kararına karşı bireysel başvuru yapılmışsa Anayasa Mahkemesi’nin verdiği nihai kararın tebliğ edildiği tarih AİHM süresinin başlangıcıdır. AYM bireysel başvurusu reddedilen veya kabul edilemezlik kararı verilen başvurucu için AYM kararının tebliğinden itibaren dört ay içinde AİHM’e başvuru yapılır.

Başvuru formu süre içerisinde eksiksiz şekilde doldurulmalı ve gerekli ekler ile birlikte posta yoluyla AİHM adresine gönderilmelidir (Cour Européenne des Droits de L’Homme, Conseil de L’Europe, F-67075 Strasbourg-Cedex/France). Sadece gereği gibi doldurulmuş başvuru formları altı aylık (veya dört aylık) süreyi durdurabilir.

I. AİHM Kabul Edilebilirlik Şartları

AİHS m.35 hükmü AİHM başvurularının kabul edilebilirlik şartlarını düzenler. Beş temel şart vardır.

Birinci şart, kişi bakımından yetki (jurisdiction ratione personae). Başvurucu hak ihlalinden doğrudan etkilenen mağdur statüsünde olmalıdır. Tüzel kişiler de başvuru yapabilir.

İkinci şart, konu bakımından yetki (jurisdiction ratione materiae). Başvurunun konusu AİHS ve ek protokollerde güvence altına alınmış bir hakka ilişkin olmalıdır.

Üçüncü şart, yer bakımından yetki (jurisdiction ratione loci). İhlal iddiası, sözleşmeyi onaylayan bir devletin yetki alanı içinde gerçekleşmiş olmalıdır.

Dördüncü şart, zaman bakımından yetki (jurisdiction ratione temporis). İhlalin gerçekleştiği tarih, ilgili devletin AİHS’yi onayladığı tarihten sonra olmalıdır. Türkiye için bireysel başvuru hakkının tanındığı 28/1/1987 tarihinden sonraki olaylar için başvuru yapılabilir.

Beşinci şart, başvuru yollarının tüketilmesi. İç hukuk yollarının tamamı tüketilmelidir. Türkiye için AYM bireysel başvuru, kural olarak tüketilmesi gereken son iç hukuk yoludur.

Bu beş şart dışında AİHS m.35/3 hükmü başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmaması, başvuru hakkının kötüye kullanılmamış olması ve önemli bir zarar görülmüş olması şartlarını öngörür.

J. EPDK Karar Bağlamında AİHM Başvurusu: Temel Hak İddialarının Uluslararası Çerçevesi

EPDK kararlarına ilişkin AİHM başvurularında öne çıkan temel hak iddiaları AYM bireysel başvurusundakilere paraleldir; ancak AİHM içtihadı uluslararası standartlar üzerinden değerlendirme yapar.

Mülkiyet hakkı (AİHS 1 No’lu Ek Protokol m.1) EPDK kararlarına ilişkin AİHM başvurularının merkezindedir. 1 No’lu Ek Protokol m.1 hükmü üç farklı kural içerir:

(i) Genel kural: Her gerçek veya tüzel kişi mülkiyetinden barışçıl yararlanma hakkına sahiptir. (ii) Mülkiyetten yoksun bırakma: Hiç kimse kamu yararı için ve uluslararası hukukun genel ilkeleri ile kanun tarafından öngörülen koşullara bağlı olmadıkça mülkiyetinden yoksun bırakılamaz. (iii) Mülkiyetin kullanımının düzenlenmesi: Devletlerin mülkiyetin genel yarara uygun şekilde kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri yasaları çıkarma hakkı saklıdır.

EPDK kararı (lisans iptali, faaliyet durdurma, mühürleme) bu üç kuraldan biri veya birkaçı altında değerlendirilebilir. Lisans iptali ve faaliyet durdurma genellikle mülkiyetin kullanımının düzenlenmesi (üçüncü kural) altında değerlendirilir; mahkeme orantılılık ve adil denge denetimi yapar.

Mahkeme’nin mülkiyet hakkına müdahalenin kanuna uygun olmadığına karar verdiği durumlarda devletin amacının meşruluğunu veya orantılılık ilkesini dikkate alması gerekmemektedir. Böylesi bir durumda otomatik olarak 1 No’lu Ek Protokol m.1’in ihlali söz konusu olacaktır.

EPDK kararlarına ilişkin AİHM başvurularında mülkiyet hakkı ihlali argümanı şu unsurlara dayanır: (a) ekonomik faaliyet hakkına müdahale, (b) müdahalenin kanunilik denetimi (Anayasa-uygun yasal dayanak), (c) müdahalenin meşru amaç denetimi (kamu yararı), (d) müdahalenin orantılılık denetimi (gözetilen amaç ile araç arasındaki denge).

Adil yargılanma hakkı (AİHS m.6) EPDK iptal davası sürecindeki usul ihlalleri için ileri sürülür. AİHS m.6/1 hükmü, herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile cezai itham hakkındaki uyuşmazlıklar için makul bir süre içinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil ve aleni yargılanma hakkına sahip olduğunu öngörür.

EPDK kararı bağlamında AİHS m.6 iddiaları üç başlık altında toplanır: (a) makul sürede yargılanma ihlali (idare mahkemesi + istinaf + temyiz + AYM süreci 5-10 yıl alabilir), (b) silahların eşitliği ihlali, (c) gerekçeli karar yükümlülüğünün ihlali.

Etkili başvuru hakkı (AİHS m.13) EPDK kararlarına karşı yargısal denetim yollarının etkinliği bakımından ileri sürülür. AİHM içtihadına göre AYM bireysel başvuru kural olarak etkili iç hukuk yolu kabul edilir; ancak yargılama süresinin uzunluğu veya işlevsel sorunlar bu kabul edileni sarsabilir.

K. AYM ve AİHM Arasında Subsidiarity İlişkisi

Subsidiarity (ikincillik) ilkesi, AİHM’in ulusal mahkemelere ikincil bir denetim sağladığı esasına dayanır. Bu ilke iki sonuç doğurur.

Birinci sonuç: Türkiye’de iç hukuk yolları (AYM bireysel başvuru dahil) tüketilmeden AİHM’e başvuru yapılamaz. AYM bireysel başvuru etkili bir iç hukuk yolu olduğu için AYM’ye gitmeden AİHM’e doğrudan başvuran başvurucular “iç hukuk yolları tüketilmedi” gerekçesiyle reddedilir.

İkinci sonuç: AİHM, AYM kararlarını incelerken Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı sistemindeki temel hak denetim mekanizmalarına saygı gösterir. AYM ihlal kararı vermişse AİHM kural olarak iç hukukta giderim sağlandığı kanaati ile başvuruyu kabul etmez; AYM ihlal kararı vermemişse AİHM bağımsız değerlendirme yapar.

15 No’lu Ek Protokol, subsidiarity ilkesini AİHS preambülüne yerleştirerek bu ikincil yargı yetkisini açıkça vurgulamıştır.

L. EPDK Kararları İçin AYM/AİHM Strateji: Pratik Analiz

EPDK kararına karşı AYM bireysel başvuru ve AİHM başvurusu yollarının stratejik kullanımı altı pratik prensip etrafında şekillenir.

Birinci prensip, idare mahkemesi dilekçesinin AYM/AİHM stratejisini gözeterek hazırlanmasıdır. Davacı, iptal davası dilekçesinde temel hak ihlali iddialarını (mülkiyet, adil yargılanma, çalışma hürriyeti) açıkça formüle etmelidir. İdare mahkemesi sürecinde bu iddiaları kayıt altına almak, sonraki AYM ve AİHM başvurularında “iç hukuk yollarında ileri sürülmemiş argümanlar” itirazını engeller.

İkinci prensip, AYM bireysel başvuru süresinin titiz takibidir. Otuz günlük süre çoğu davacının kaçırdığı kritik bir eşiktir. Vekil aracılığıyla takip edilen işlerde tebligat tarihi, UYAP üzerinden öğrenme tarihi titizlikle kaydedilmeli ve sürenin son günü kaçırılmamalıdır.

Üçüncü prensip, AYM bireysel başvurusunda iç hukuk yollarının tükenmesi şartının dikkatlice değerlendirilmesidir. Davacı, idare mahkemesi → istinaf → temyiz aşamalarının tamamını tüketmeden bireysel başvuru yapmamalıdır. Bazı dosyalarda istinaf yolu hatalı seçilirse veya temyiz süresi kaçırılırsa bireysel başvuru reddedilir.

Dördüncü prensip, AYM bireysel başvurusunda kapsamlı temel hak ihlali analizinin yapılmasıdır. Tek bir hak ihlali yerine birden fazla hakka ilişkin ihlal iddiası ileri sürülebilir. Mülkiyet hakkı, adil yargılanma, çalışma hürriyeti, etkili başvuru hakkı dosyaya uygun olarak birlikte değerlendirilir.

Beşinci prensip, AİHM başvurusunda 4 aylık sürenin titiz takibidir. AYM kararının tebliğ tarihinden itibaren 4 ay içinde başvuru yapılmalıdır. AİHM başvurusu sadece eksiksiz form ve eklerle yapıldığında süreyi keser; eksik başvurular süre koşulunu karşılamaz.

Altıncı prensip, AİHM içtihadının başvuruda referans olarak kullanılmasıdır. AİHM içtihadının davacı lehine emsalleri (mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı bakımından) somut olarak başvuru formunda atıf yapılır. Avrupa Konseyi’nin Türkiye aleyhine önceki ihlal kararları, somut bir emsal niteliği taşır.

Sonraki bölüm, EPDK kararlarına karşı Türk yargısının önündeki en önemli temyiz mercii olan Danıştay 13. Dairesi’nin emsal kararlarını ayrıntılı şekilde inceler.

XV. Danıştay 13. Dairesi: Emsal Kararlar ve İçtihat Çerçevesi

Danıştay 13. Dairesi, EPDK kararlarına karşı açılan iptal davalarının özel görevli temyiz dairesidir. Daire’nin içtihatları, davacının iptal davası dilekçesinde dayandığı somut hukuki gerekçenin omurgasını oluşturur. Bu bölüm Daire’nin idari işlem unsurları üzerinden tasnif edilen emsal kararlarını ve özellikle son dönemde yoğun şekilde yargısal denetime konu olan önlisans süre uzatım reddi ve önlisans iptali kararlarını derinlemesine inceler.

A. Daire’nin Görev Alanı

2575 sayılı Danıştay Kanunu m.24 hükmü çerçevesinde Danıştay 13. Dairesi, EPDK kararlarının yanı sıra Rekabet Kurumu, BDDK, SPK, BTK gibi bağımsız idari otoritelerin kararlarına bakar. Daire iki ayrı yargısal işlev üstlenir: idare mahkemesi kararlarının temyiz denetimi ve düzenleyici işlemler için ilk derece mahkemesi görevi. İYUK m.20/A çerçevesinde ivedi yargılama usulüne tabi bazı EPDK kararları da doğrudan Daire’de açılır.

B. İdari İşlem Unsurları Üzerinden Tasnif

İptal davasında dilekçenin yapısı, idari işlemin beş unsuru (yetki, şekil, sebep, konu, maksat) üzerinden kurulur. Daire’nin emsal kararları bu beş unsur etrafında tasnif edilerek davacının somut argümanlarına dayanak yapılır.

C. Yetki Sakatlığı

Danıştay 13. Dairesi’nin 13/6/2017 tarihli ve E.2013/1864, K.2017/1932 sayılı Kararı, Elektrik Piyasasında Faaliyet Gösteren Üretim ve Dağıtım Şirketlerinin Lisansları Kapsamındaki Faaliyetlerinin İncelenmesine ve Denetlenmesine İlişkin Yönetmelik’in iptaline karar vermiştir. Karar, EPDK’nın denetim yetkisini kullanırken kanuni çerçeveyi aştığı tespitiyle önemli bir referans noktası oluşturur.

Yetki sakatlığı argümanı, EPDK’nın Kurul’dan Daire Başkanlığı’na devrettiği yetkilerin kapsamı dışında alınan kararlar için ileri sürülür. Yetki devri kararının metni, devredilen yetkinin kapsamını (ön araştırma, soruşturma açma, yaptırım kararı) açıkça belirlemediği takdirde, devredilen yetkiyi aşan işlemler yetki yokluğu ile sakatlanır.

D. Şekil Sakatlığı: Savunma Hakkı

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2006/4709, K.2008/6762 sayılı Kararı, savunma hakkının ihlalinin temel emsalidir. Karar, “Kurul kararı alarak, ancak mutlak suretle davacının savunmasını aldıktan sonra işlem tesis edilmesi gerekirken” davacının savunması alınmadan doğrudan lisans iptaline ilişkin Kurul kararının hukuka aykırı olduğunu açıkça tespit etmiştir. Bu içtihat, EPDK lisans iptal işlemlerinde savunma hakkı denetiminin titizlikle yapılması gerektiğini gösterir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 30/1/2020 tarihli ve E.2018/1909, K.2020/144 sayılı Kararı, bu içtihada bir istisna getirmiştir. Karar, bağımsız denetçiler ve denetim kuruluşları tarafından gerçekleştirilen denetim faaliyetinin 660 sayılı KHK m.25 uyarınca yapılan kalite güvence sistemi kapsamında Kurum’ca incelenmesi neticesinde, etkileri giderilemez olan bağımsız denetim hatalarında Kurum’ca idarî yaptırım uygulanmadan önce ilgilisine süre vermesinin beklenemeyeceği sonucuna varmıştır. Bu istisna açıkça düzenlenmiş bir kategoriye özgüdür; genel kural olarak savunma hakkının tanınması zorunluluğu korunur.

E. Sebep Sakatlığı ve Gerekçe Yükümlülüğü

Danıştay 13. Dairesi’nin 4/7/2019 tarihli ve E.2013/2324, K.2019/2397 sayılı Kararı, sebep unsurunu şu şekilde belirlemiştir: “EPDK’nın verdiği kararların belirli bir nedene dayanması zorunludur; keyfi veya soyut gerekçelere dayanan kararlar yargısal denetimden geçemez.” Karar, EPDK işleminin dayandığı Kurul kararının iptal edildiği durumda, bu Kurul kararına istinaden yapılan işlemlerin de hukuki dayanağını kaybettiğini somutlaştırmıştır.

Gerekçe yükümlülüğünün anayasal temeli Anayasa m.125/3 hükmüdür: “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.” Bu hüküm yazılı bildirimin gerekçeli olmasını zorunlu kılar. Gerekçe yalnızca dayanılan mevzuat hükmünü zikretmek değil; somut maddi olay üzerinde mevzuatın nasıl uygulandığını, neden bu sonuca varıldığını açık şekilde ortaya koymaktır.

F. Ölçülülük ve Eşitlik

Danıştay 13. Dairesi’nin 13/2/2024 tarihli ve E.2023/2871, K.2024/739 sayılı Kararı, EPİAŞ tarafından tahsil edilmesine karar verilen tutarın ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır. Ölçülülük denetimi üç boyutludur: (i) elverişlilik (aracın amaca uygunluğu), (ii) gereklilik (daha hafif aracın yokluğu), (iii) orantılılık (araç-amaç dengesi).

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2020/834, K.2022/2162 sayılı Kararı, eşitlik ilkesi ihlali bakımından benzer durumdaki başka tüzel kişilere uygulanan muameleyle karşılaştırma yapılmadan tesis edilen kararın hukuka aykırı olduğunu ortaya koymuştur. EPDK uygulamasında 33.000 MW kapasiteli 678 önlisans portföyü içindeki ayrışmaların ileri sürüldüğü dosyalarda bu içtihat davacı argümanının temelini oluşturur.

G. Lisanssız Üretim ve Dağıtım Tarifesi Emsalleri

Lisanssız elektrik üretimine ilişkin uyuşmazlıklar Daire önündeki yoğun bir alandır.

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2023/1004, K.2024/3966 sayılı Kararı, 30/12/2022 tarihli ve 32059 (2. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 29/12/2022 tarih ve 11537 sayılı Kurul kararının EK-2’sinde yer alan “Lisanssız Üreticilere İlişkin Tek Terimli Dağıtım Tarifesi” kısmının iptali istemini değerlendirmiştir. Davacı şirket dağıtım bedelindeki artışın fahiş ve öngörülemez olduğunu, gerekçenin belirsizliğini, objektif kriter eksikliğini ileri sürmüştür. Karar, lisanssız üreticilere yönelik dağıtım tarifesinin Daire denetimine tabi olduğunu somutlaştırmıştır.

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2022/441, K.2022/491 sayılı Kararı, 31/12/2021 tarihli ve 31706 (6. Mükerrer) sayılı RG’de yayımlanan 30/12/2021 tarih ve 10700 sayılı Kurul kararı kapsamında düzenleyici işlem-uygulama işlemi ilişkisinin nasıl değerlendirileceğini ortaya koymuştur.

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2020/1645, K.2022/1277 sayılı Kararı, lisanssız elektrik üretiminde 1 MW üzerinde güç ile enerji verilmesi halinde uygulanacak yaptırımın ölçüsünü incelemiştir.

H. Süre Uzatım Reddi ve Önlisans İptali: Genişletilmiş Emsal Analizi

EPDK uygulamasında son dönemde Daire önüne en yoğun taşınan dava grubu, önlisans süre uzatım talebinin reddi ve buna bağlı önlisans iptali kararlarıdır. 2025 sonu ve 2026 başında yoğunlaşan bu dava grubu, özellikle depolamalı RES ve GES projeleri için kritik önemdedir.

H.1. Yasal Çerçeve: EPLY m.17 ve 6446 m.6-m.7

Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği (EPLY) m.17, önlisans sahibinin tamamlamakla yükümlü olduğu iş ve işlemleri sayar:

(a) Üretim tesisinin kurulacağı sahanın mülkiyet veya kullanım hakkının elde edilmesi, rezervuarlı hidroelektrik santrallerinde su tutma alanları ile ilgili kamulaştırma kararının alınması; (b) Üretim tesisine ilişkin nazım ve uygulama imar planlarının onaylatılması; (c) Üretim tesisinin ön projesi ve katʼi projesinin ilgili kuruluşlardan onaylatılması; (ç) Üretim tesisi için TEİAŞ veya dağıtım şirketi ile bağlantı anlaşmasının imzalanması; (d) RES ve GES tesislerinde santral sahasının teknik etkileşim analizi yapılması ve Teknik Etkileşim İzni alınması; (e) Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) belgesinin alınması; (f) Üretim faaliyetine başlayabilmek için ilgili mevzuat çerçevesinde gerekli onay, izin ve ruhsatların alınması.

6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu m.6 hükmü önlisansa ilişkin temel kuralları getirir; önlisansın verilmesi, tadili, sona ermesi, iptali, süresi ve süre uzatımı hâllerinde uygulanacak usul ve esaslar Kanun tarafından EPDK yönetmeliğine bırakılmıştır. Üretim lisansı için ise 6446 m.7/7 hükmü, mücbir sebep hâlleri ile lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebepler dışında üretim tesisinin lisansında belirlenen inşaat süresi içerisinde kurulmaması veya kalan süre içerisinde kurulamayacağının tespit edilmesi hâllerinde lisansın iptal edileceğini hükme bağlar. Önlisans bakımından mücbir sebep ve haklı sebep değerlendirmesinin pratik çerçevesi EPLY ve EPDK Kurul kararları üzerinden şekillenir. Mücbir sebep önlisans sahibinden kaynaklanmayan, öngörülemez ve karşı konulamaz olayları (pandemi, savaş, deprem); haklı sebep ise üçüncü kurumların gecikmesi, mevzuat değişikliği gibi durumları kapsar. Süre uzatım talebinin EPDK tarafından değerlendirilmesinde bu iki kategorinin somut olay üzerinde tartışılması gerekir.

H.2. Mücbir Sebep Kavramı: Danıştay Genel İçtihadı

Mücbir sebep kavramının Danıştay içtihadındaki yerleşik tanımı, kişinin iradesi dışında gelişen, öngörülemez ve karşı konulamaz nitelikteki olaylardır. Danıştay 4. Dairesi’nin 14/10/1983 tarihli ve E.1982/2323, K.1983/7533 sayılı Kararı, mücbir sebep hallerinde sürelerin işlemeyeceğini, mücbir sebep ortadan kalkıncaya kadar yükümlülüklerin askıya alınacağını hükme bağlamıştır. Danıştay 9. Dairesi’nin 20/5/2008 tarihli ve E.2007/906, K.2008/2530 sayılı Kararı, mücbir sebep değerlendirmesinin somut olay üzerinde yapılması gerektiğini, soyut atıfların yeterli olmadığını ortaya koymuştur.

Bu içtihat çizgisi önlisans süre uzatım reddi davalarında doğrudan kullanılır. EPDK kararının mücbir sebep değerlendirmesini somut olay üzerinde yapmadığı, davacının ileri sürdüğü mücbir sebep iddialarını tartışmadığı, soyut atıflarla yetindiği durumlarda sebep unsurunda sakatlık argümanı güçlüdür.

H.3. Akfen+4 Kararı: 12/12/2025 Tarihli 168 MW Önlisans İptali

EPDK’nın 12/12/2025 tarihli açıklamasıyla kamuoyuna duyurulan bu karar grubu, depolamalı RES ve GES projelerinde süre uzatım talebinin reddi + önlisans iptali kombinasyonunun ilk büyük uygulamasıdır. Bu kararla iptal edilen toplam 168 MW kurulu güçteki 5 önlisans şu şekildedir:

  • Akfen Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş. | Çanakkale / 50 MWe RES projesi
  • Powergy Elektrik Enerjisi Üretim A.Ş. | Edirne / 23,9 MWe GES projesi
  • YBT Enerji Elektronik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. | Bilecik / 20 MWe GES projesi
  • Call (YEO) Enerji A.Ş. | Ankara / 50 MWe GES projesi
  • Ral Enerji A.Ş. | Manisa / 24 MWe RES projesi

EPDK’nın açıklamasına göre bu kararlar, 19/11/2022 tarihinde başlayan depolamalı üretim tesisi başvuruları kapsamında verilen 33.000 MW kapasiteli 678 önlisans portföyü içinde önlisans süresi içerisinde projelerinde gerekli ilerlemeyi göstermeyen şirketlerin süre uzatımı taleplerinin reddedilmesi sonucudur. EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın açıklaması, “Kimsenin Türkiye’ye vakit kaybettirmeye hakkı yok. İzin süreçlerini aksatan, sektörümüze zaman kaybettiren ve gerçek bir yatırım iradesi ortaya koymayan şirketlere asla müsamaha göstermeyiz” şeklinde olmuştur.

Bu karar grubunun davacı tarafının iptal argümanları aşağıdaki başlıklar etrafında inşa edilebilir:

Birinci argüman, EPLY m.17 yükümlülüklerinin tek tek değerlendirilmesinin yapılmamasıdır. Süre uzatım reddi kararı, davacının altı yükümlülük kategorisinden (imar planı, ön/katʼi proje, TEİAŞ bağlantı, Teknik Etkileşim İzni, ÇED, ilgili izin/ruhsatlar) hangilerini tamamladığı ve hangilerinde gecikme yaşadığı tartışmasını içermelidir. Soyut “gerekli ilerlemeyi göstermedi” ifadesi gerekçe yeterliliği bakımından zayıftır.

İkinci argüman, mücbir sebep ve haklı sebep değerlendirmesinin somut olay üzerinde yapılmadığıdır. Depolamalı RES ve GES projeleri 2022 sonunda yeni bir düzenleme rejimiyle başlamış, 2023-2025 sürecinde TEİAŞ bağlantı görüşleri, batarya teknolojisi tedariki, çevresel izinler gibi süreçler beklenenden uzun sürmüştür. EPDK kararının bu yapısal gecikme nedenlerini incelememesi sebep unsurunda sakatlık doğurur.

Üçüncü argüman, eşitlik ilkesi ihlalidir. 33.000 MW içindeki 678 önlisansın diğer sahipleri için aynı kriterlerin uygulanıp uygulanmadığı, davacı aleyhine ayrımcı muamele iddiasının dayanağıdır. Daire’nin E.2020/834, K.2022/2162 sayılı kararındaki eşitlik denetimi prensipleri bu argümana doğrudan referans sağlar.

Dördüncü argüman, ölçülülük ihlalidir. Önlisans iptali, lisans rejiminin en ağır yaptırımıdır; ek süre tanınması, ek teminat alınması, kısmi iptal gibi daha hafif tedbir seçenekleri varken doğrudan iptal kararı verilmesi orantılılık denetiminden geçmez. Daire’nin E.2023/2871, K.2024/739 sayılı kararındaki ölçülülük denetimi yaklaşımı burada uygulanabilir.

Bu kararlara karşı açılacak iptal davalarında objektif engel kavramının kapsamlı incelemesi için Çiftçi & Partners’ın EPDK Önlisans Süre Uzatım Talebinin Reddinde “Objektif Engel” (İYUK 11) ve İptal Davası makalesi pratik bir başvuru kaynağıdır.

H.4. Alarko Holding-Altek 1,5 GW Reddi: 24/2/2026 Tarihli Karar

EPDK Kurul kararları 24/2/2026 tarihinde Alarko Holding’in bağlı ortaklığı Altek Alarko Elektrik Santralları Tesis İşletme ve Ticaret A.Ş.’ye tebliğ edilmiştir. Alarko Holding’in KAP açıklamasına göre, Altek’in 19/11/2022 tarihinde yayınlanan “Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” kapsamında depolamalı RES ve GES projeleri için yaptığı önlisans başvuruları reddedilmiştir.

Ret gerekçesi olarak, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması sebebiyle Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği‘nin 16’ıncı maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca başvurularının reddedildiği belirtilmiştir. Reddedilen portföy büyüklüğü yaklaşık 1,5 GW seviyesindedir. Alarko Holding KAP açıklamasında “ret kararı verilen başvurulara ilişkin olarak, idari yargı yoluna başvuru dâhil olmak üzere tüm hukuki imkânlar gözden geçirilecektir” ifadesini kullanmıştır.

Bu karar grubu, TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşüne dayanan önlisans reddi dava türünün en güncel ve büyük ölçekli örneğidir. Burada temel düzenleme EPLY’dir. EPLY m.15/2-(b), TEİAŞ veya ilgili dağıtım şirketinin bağlantı ve sistem kullanımı hakkındaki görüşünü kırk beş gün içinde Kuruma sunmasını; EPLY m.15/2-(c), bu görüşün başvuru sahibine on iş günü içinde bildirilmesini ve başvuru sahibinin kabul/taahhüt veya gerekçeli itirazını on iş günü içinde Kuruma sunmasını öngörür. EPLY m.16/4-(a) ise uygun bağlantı görüşü verilmeyen başvuruların Kurul kararıyla reddedileceğini düzenler.

Bu yasal çerçeve, TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşüne dayanan EPDK ret kararlarına karşı üç katmanlı bir savunma stratejisini mümkün kılar:

Birinci katman, TEİAŞ görüşünün gerekçelendirilmesi denetimidir. TEİAŞ veya dağıtım şirketi görüşünün EPLY m.15/2-(b)-(c) sürecinde somut ve denetlenebilir gerekçeye dayanıp dayanmadığı incelenir. TEİAŞ görüşü hangi kapasite, trafo merkezi, bağlantı noktası veya sistem güvenliği verisine dayanmakta; bu gerekçe başvuru sahibine bildirilen görüşte açıklanmakta mıdır sorularına cevap aranır.

İkinci katman, EPDK’nın TEİAŞ görüşüne dayanmasının yargısal denetimidir. EPDK, TEİAŞ görüşünü otomatik şekilde uygulayamaz; çünkü EPLY m.15/2-(c) başvuru sahibine gerekçeli itiraz sunma süresi tanır, m.16/4-(a) ise ret kararının Kurul tarafından verilmesini öngörür. Kurul, TEİAŞ görüşünü ve başvuru sahibinin itirazını birlikte değerlendirerek kendi gerekçesini kurmalıdır. Bu değerlendirmenin yapılmadığı, soyut atıfla yetinildiği durumlarda EPDK kararı sebep unsurunda sakatlık taşır.

Üçüncü katman, alternatif bağlantı noktası önerisinin değerlendirilmesidir. Alternatif bağlantı noktası veya kapasite önerisi, EPLY m.15/2-(c) kapsamındaki gerekçeli itirazda ileri sürülmeli; Kurul bu itirazı somut dosya üzerinden değerlendirmelidir. Teknik şebeke kriterleri bağlantı ve sistem kullanım mevzuatı ile TEİAŞ teknik değerlendirmesi üzerinden dosyaya taşınabilir; ancak önlisans ret kararının doğrudan yargısal dayanağı EPLY sürecidir.

TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşüne dayanan önlisans reddi davalarının teknik ve hukuki yol haritasının kapsamlı analizi için Çiftçi & Partners’ın TEİAŞ Olumsuz Bağlantı Görüşü ve Depolamalı Önlisans Reddi Hukuki Yol Haritası 2026 makalesi ayrıntılı bir başvuru kaynağıdır.

H.5. Tatlıpınar Enerji-TATEN 19 Proje Reddi: 20/2/2026 Tarihli Karar

Tatlıpınar Enerji Üretim A.Ş. (TATEN), 20/2/2026 tarihinde KAP açıklamasıyla bağlı ortaklıkları Güneşgün 4 Enerji Üretim Danışmanlık Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile bunun iştiraki Venka Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. üzerinden yürütülen toplam 19 adet depolamalı RES ve GES projesi önlisans başvurusunun EPDK tarafından reddedildiğini açıklamıştır. Ret gerekçesi olarak yine uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması gösterilmiştir.

Bu karar, Alarko Holding kararıyla aynı yapısal sorunun ürünüdür: Türkiye iletim sisteminin mevcut kapasite sınırları ile depolamalı yenilenebilir enerji yatırım taleplerinin uyumsuzluğu. 2022 sonunda başlayan başvuru sürecinde 33.000 MW gibi yüksek bir kapasite için önlisans başvurusu alınması, ardından TEİAŞ bağlantı kapasitesinin bu talebi karşılamakta yetersiz kalması, Şubat 2026’da gözlemlenen yoğun ret dalgasının arka planını oluşturmaktadır.

Bu davaların tarafı olan tüzel kişiler için ileri sürülebilecek başka argümanlar şunlardır:

Birinci argüman, başvuru sürecinde TEİAŞ kapasite bilgisinin EPDK tarafından doğru aktarılmadığıdır. EPLY m.13’üncü maddesi çerçevesinde TEİAŞ ve dağıtım şirketleri internet sitelerinde her bir trafo merkezi bazında bağlı olanlar ile bağlantı hakkında olumlu görüş verilmiş olan üretim tesislerinin liste şeklinde yayımlanmasını zorunlu kılar. Bu listenin başvuru sürecinde doğru ve güncel olmaması, başvuru sahibinin iyi niyetli beklentilerini sarsar.

İkinci argüman, eşit muamele ilkesinin ihlalidir. Aynı bölgede aynı dönemde başvuran tüzel kişiler arasında farklı uygulamaların yapılması, eşitlik ilkesi ihlali olarak ileri sürülür. Daire’nin E.2020/834, K.2022/2162 sayılı kararındaki içtihat bu argümanın temelini oluşturur.

Üçüncü argüman, ölçülülük ihlalidir. Başvurunun tamamen reddi yerine, kısmen kabul veya alternatif bağlantı noktası önerisi gibi daha hafif tedbir seçenekleri varken doğrudan ret kararı verilmesi orantılılık denetiminden geçmez.

Bu kararlara karşı açılacak iptal davalarının hukuki yol haritası hakkında ayrıntılı bilgi için Çiftçi & Partners’ın EPDK Kurul Kararı Kapsamında Depolamalı Önlisans Reddi: İptal Davası ve İdari Süreç makalesi başvuru kaynağı niteliğindedir.

H.6. Süre Uzatım Rejiminin Diğer Sektörel Kanunlarla Paralelliği

Süre uzatım rejimi yalnızca elektrik piyasasına özgü değildir. 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 5307 sayılı LPG Piyasası Kanunu çerçevesinde de lisans yükümlülüklerinin tamamlanması için tanınan süreler ve süre uzatımı talepleri vardır. Bu paralellik, sektörel davalarda mütekabil emsallerin kullanılmasını mümkün kılar.

Doğal gaz piyasasında DGP Tedbirler Yönetmeliği (19/8/2023-32284) m.5 hükmü tedbir gerektiren halleri, m.9 hükmü İlk Durum Raporu mekanizmasını düzenler. Petrol piyasasında 5015 m.6 lisans yükümlülüklerini, m.20 idari yaptırımları düzenler. LPG piyasasında 5307 m.17/2-(a) bendi düzeltme imkânı olan fiiller için ihtar süresi getirir.

Bu sektörel paralellik içinde elektrik piyasasındaki süre uzatım reddi içtihatları, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarındaki benzer dava türlerinde kıyasen kullanılabilir.

H.7. İdari Para Cezası Boyutu

Önlisans iptali kararının yanı sıra, gecikme nedeniyle idari para cezası uygulanması da söz konusu olabilir. 6446 m.16 hükmü çerçevesinde 2026 yılı için güncellenmiş tutarlar (VUK Tebliği 585, %25,49 yeniden değerleme oranı): (a)(b)(c) bentleri 10.325.625 TL; (ç) bendi 16.521.042 TL; (d) bendi 18.586.156 TL; (e) bendi 20.651.325 TL.

İdari para cezasının dayandığı somut olayın 6446 m.16‘nın hangi bendi kapsamında değerlendirildiği, ihlal kategorisinin doğru belirlenip belirlenmediği, ölçülülük denetiminin yapılıp yapılmadığı bu kapsamdaki davaların temel sorgulama başlıklarıdır. İdari para cezası iptal davasının hukuki rejimi hakkında kapsamlı bilgi için Çiftçi & Partners’ın EPDK İdari Para Cezasının İptali Davası: Hukuki Rejim ve Dava Stratejisi makalesi başvuru kaynağıdır.

I. Petrol Piyasası Emsalleri

Danıştay 13. Dairesi’nin E.2021/746, K.2024/4674 sayılı Kararı, davacı şirkete verilen 1.220.624 TL idari para cezasının iptali istemini ele almıştır. Davacı, otomasyon sistemine veri akışı kesintisinin siber saldırıdan kaynaklandığını savunmuş; Daire bu argümanı somut delil yetersizliği gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakarak idari para cezasını sabit kabul etmiştir. Karar, siber saldırı argümanının somut delillerle desteklenmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından emsal niteliğindedir.

1240 sayılı Kurul Kararı (27/6/2007) uyarınca dağıtıcı değişikliği sonrası iki ay içinde kurumsal kimlik çalışmalarının tamamlanması yükümlülüğü, Daire’nin sıkça karşılaştığı uyuşmazlık konularındandır. Daire içtihadında Kurul kararlarının “ilgili diğer mevzuat” kapsamında değerlendirildiği, dolayısıyla bunlara aykırılığın kanuna aykırılık sayıldığı prensibi yerleşmiştir.

Ulusal marker denetimi bakımından Daire’nin tutumu, akredite laboratuvar analiz sonucunun mutlak delil değerinde olduğu yönündedir. Seyyar kontrol cihazı sonucunun geçersiz çıkması halinde alınan numunenin beş iş günü içinde laboratuvara teslimi, on beş gün içinde analiz yapılması ve üç iş günü içinde Kuruma bildirim sürelerinin titizlikle takip edilmesi avukatın stratejisinin merkezindedir.

J. Düzenleyici İşlem İptal Davaları

Danıştay 13. Dairesi’nin ilk derece mahkemesi olarak baktığı düzenleyici işlem iptal davaları, EPDK uygulamasının makro düzeyde yargısal denetimine ilişkin önemli bir kategoridir. EPDK yönetmeliklerinin iptali davalarında Daire’nin yaklaşımı dört prensip üzerine kuruludur: (a) yönetmeliğin dayandığı kanun hükmünün açık olması, (b) yönetmeliğin kanun çerçevesini aşmaması, (c) düzenleyici nitelik ile bireysel işlem niteliği arasındaki sınırın aşılmaması, (d) hukuki güvenlik ilkesinin korunması.

Yönetmelik iptal davalarının yargısal etkisi geniştir; bir yönetmelik iptali, o yönetmeliğe dayanan tüm bireysel EPDK kararlarının hukuki dayanağını sarsar ve sonraki davalarda referans niteliği taşır.

K. Daire İçtihadının İptal Davasında Stratejik Kullanımı

Danıştay 13. Dairesi içtihadının iptal davasında stratejik kullanımı dört yöntem etrafında şekillenir.

Birinci yöntem, doğrudan emsal kullanımıdır. Davacı, davasıyla birebir benzer durumdaki bir Daire kararına atıf yaparak iptal argümanını destekler. Bu yöntemin etkinliği için emsal kararla davacının durumu arasındaki benzerlik somut olarak ortaya konulmalıdır.

İkinci yöntem, kıyasen uygulamadır. Birebir aynı olmayan ancak benzer hukuki prensipleri içeren Daire kararları kıyas yoluyla davacı lehine kullanılır. Yetki sakatlığına ilişkin bir karar başka tür yetki sakatlığı argümanlarına, ölçülülük ihlali kararı başka ölçülülük argümanlarına dayanak olabilir.

Üçüncü yöntem, paralel düzenleyici işlem iptali ile birleşik stratejidir. Davacı, EPDK’nın bireysel kararının dayandığı düzenleyici işleme karşı ayrı bir iptal davası açar. Düzenleyici işlem davası lehe sonuçlanırsa bireysel karar hukuki dayanağını kaybeder.

Dördüncü yöntem, AYM ve AİHM içtihadıyla bütünleşik kullanımdır. Daire içtihadı tek başına değil, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla birlikte sunulur. Bu çoklu kaynak yaklaşımı, davacı argümanını uluslararası hukuk standartlarıyla destekler.

Sonraki bölüm, EPDK iptal davası pratiğinde davacı tarafının ve avukatının sıklıkla düştüğü somut hataları ve bunların hak kaybına yol açan mekanizmalarını ele alır.

XVI. EPDK İptal Davası Pratiğinde Sık Yapılan Hatalar

EPDK kararına karşı açılan davaların önemli bir bölümü esasa girilmeden usul nedeniyle reddedilmektedir. Bu bölüm, dava açma ve takip sürecinde davacı tarafının ve avukatının düştüğü somut hataları kategorize eder. Her madde altında hatanın ne olduğu, hangi yasal hükmün ihlali sayıldığı ve hak kaybına nasıl yol açtığı açıklanır.

A. Süre Hesaplama Hataları

A.1. Tebliğ tarihinin sürenin içine dahil edilmesi. İYUK m.8/1 hükmü uyarınca süreler tebliğ tarihini izleyen günden başlar. Tebliğin yapıldığı günü süreye dahil eden dilekçeler bir gün geç sayılır. Süreaşımından red kararı verilen davaların önemli bir bölümünün arkasında bu yanılgı vardır.

A.2. Elektronik tebligatta “açılma tarihi” ile “tebliğ tarihi”nin karıştırılması. Tebligat Kanunu m.7/A hükmü uyarınca elektronik tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır. Tebligatı açmadığını veya görmediğini ileri sürmek savunmayı kurtarmaz; süre yine de işler. Süre hesabı tebligatın UETS’e düştüğü tarih +5 gün +1 gün +60 gün formülüyle yapılmalıdır.

A.3. Adli tatil rejiminin idari davalarda uygulanma kapsamının yanlış bilinmesi. İYUK m.8/3 hükmü uyarınca adli tatile rastlayan süreler tatilin bitiminden itibaren yedi gün uzatılmış sayılır. Bu kural sürenin tatil içine girip girmediğine değil, sürenin son gününün tatil içine rastlamasına bağlıdır. Sürenin başlangıcı tatil öncesinde, sonu tatil içinde olan davalarda yedi günlük uzama hakkı vardır. Bu uzama kullanılmayan dosyalarda dava bir hafta önce kapanmış sayılır.

A.4. İYUK m.20/A ivedi yargılama usulüne tabi karar için 60 gün hesaplanması. İvedi yargılama kapsamına giren bazı EPDK kararları için dava süresi otuz gündür. Bu kategoriye giren karar için altmış günlük genel rejime göre dava açıldığında dosya süreaşımından reddedilir. Karar metninde “İYUK m.20/A kapsamında” veya “ivedi yargılama” ibaresi yer alıyorsa süre rejiminin titizlikle kontrol edilmesi gerekir.

A.5. AYM bireysel başvuru için 30 gün ve AİHM için 4 ay sürelerinin karıştırılması. 6216 sayılı Kanun m.47/5 hükmü AYM bireysel başvuru süresini otuz gün olarak belirler. AİHS 15 No’lu Ek Protokol uyarınca AİHM süresi 1/2/2022’den itibaren altı aydan dört aya inmiştir. AYM süresini AİHM süresiyle karıştırarak otuzuncu günden sonra başvuran davacıların başvurusu süreaşımından reddedilir.

B. Dilekçe İçeriği Hataları (İYUK m.3 ve m.5)

B.1. İYUK m.3/2 hükmündeki zorunlu unsurların eksik bırakılması. Tarafların adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, davaya konu işlemin yazılı bildirim tarihi, davaya konu işlem ve yazışmaların özeti, dava konusu işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hangilerine aykırı olduğu, sonuç ve talep gibi unsurlardan birinin eksikliği dilekçe ret kararına yol açar.

B.2. Birden fazla işlemin tek dilekçeyle dava edilmesi (İYUK m.5 ihlali). İYUK m.5 hükmü, birden fazla işlemin aynı dilekçeyle dava edilebilmesi için aralarında maddi veya hukuki bakımdan bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunmasını arar. EPDK’nın aynı tüzel kişi hakkında verdiği bağımsız nitelikteki kararlar (farklı denetim raporlarına dayanan farklı idari para cezaları) ayrı dilekçelerle dava edilmelidir; aksi takdirde dilekçe ret kararı verilir.

B.3. İptal sebeplerinin yalnızca “yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden hukuka aykırıdır” şeklinde soyut formüllerle belirtilmesi. İYUK m.3 hükmü iptal sebeplerinin somut argümanlarla açıklanmasını arar. Soyut formüller dilekçeyi reddedilmeye yakınlaştırır; reddedilmese bile esasta argümansızlık nedeniyle davayı zayıflatır.

B.4. Hukuki dayanak olarak yalnızca kanun maddesi atfı yapılması, içtihat ve doktrin referansı verilmemesi. Danıştay 13. Dairesi içtihatları, AYM kararları, AİHM içtihatları, doktrin atıfları davacının argümanını güçlendirir. Bunların eksikliği dosyayı yargılayan hâkimin değerlendirme sürecinde zayıf bir konuma düşürür.

B.5. Netice-i talep kısmında somut talep yerine genel ifade kullanılması. “İşlemin iptaline karar verilmesini talep ederim” yetersizdir; iptal istenen işlemin tarihi, sayısı, hangi kısmının iptal istendiği (kısmi iptal mi tam iptal mi) açıkça belirtilmelidir. Yürütmenin durdurulması talebi varsa ayrı paragraf halinde net şekilde formüle edilmelidir. Vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yüklenmesi talebi unutulmamalıdır.

C. Hasım Tespiti Hataları

C.1. Hasım olarak “EPDK” yerine “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı” gösterilmesi. EPDK ayrı tüzel kişiliğe sahip bağımsız idari otoritedir. Bakanlığa karşı açılan dava husumet yokluğundan reddedilir; doğru hasım olan EPDK’ya karşı dava süre içinde yeniden açılmamışsa hak düşürücü süre kaçırılmış olur.

C.2. Karar veren mercii olarak Kurul gösterilmesi gerekirken Daire Başkanlığı yazılması. Karar metninde “Kurul kararı” mı “Daire Başkanı kararı” mı olduğu titizlikle kontrol edilmelidir. Yetki devri kapsamında Daire Başkanı tarafından verilen kararlar bu mercii adıyla, doğrudan Kurul tarafından verilen kararlar Kurul adıyla anılmalıdır.

C.3. EPİAŞ kararlarına karşı EPDK’ya husumet yöneltilmesi. EPİAŞ, 6446 sayılı Kanun m.11 uyarınca anonim şirket statüsünde özel hukuk tüzel kişisidir. EPİAŞ kararlarına karşı doğrudan EPİAŞ’a karşı dava açılır; EPDK’nın hasım gösterilmesi husumet yokluğu doğurur.

C.4. Çift hasımlı dava gerektiren durumlarda tek hasım gösterilmesi. TEİAŞ’ın olumsuz bağlantı görüşüne dayanan EPDK ret kararlarında, hem EPDK’nın ret kararı hem de altında yatan TEİAŞ görüşü dava edilmek isteniyorsa her iki kuruma da husumet yöneltilmesi gerekir. Sadece EPDK’ya açılan davada TEİAŞ görüşünün iptal edilmesi mümkün değildir.

D. Görev ve Yetki Hataları

D.1. İdare mahkemesinde açılması gereken davanın doğrudan Danıştay’da açılması. Danıştay 13. Dairesi’nin ilk derece görev alanı düzenleyici işlemlerle sınırlıdır; bireysel idari işlemler (idari para cezası, lisans iptali) idare mahkemesi yetkisindedir. Doğrudan Danıştay’a açılan davalar görev yönünden reddedilerek dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi süresince zaman kaybı yaşanır.

D.2. Düzenleyici işlem niteliğindeki Kurul kararının idare mahkemesinde dava edilmesi. EPDK’nın Resmî Gazete’de yayımlanan tarife düzenlemeleri, sektörel usul ve esaslar düzenleyici işlem niteliğindedir. Bu işlemler Danıştay 13. Dairesi’nde ilk derece olarak dava edilir. İdare mahkemesinde açılan dava görev yönünden reddedilir.

D.3. Yetki bakımından İdari Yargılama Usulü Kanunu m.32-37 hükümlerinin gözardı edilmesi. Ankara İdare Mahkemeleri EPDK kararlarına ilişkin davalarda genel yetkili mahkemedir; ancak davacının ikametgâhı veya işlemin yerine getirileceği yer farklı olduğunda yetki sorunları çıkabilir. Yetki uyuşmazlığı çıkması davayı uzatır; ilk dilekçe sunulurken yetki kuralı doğrulanmalıdır.

E. Yürütmenin Durdurulması Hataları

E.1. Yürütmenin durdurulması talebinin dava dilekçesinde formüle edilmemesi. İYUK m.27 hükmü uyarınca yürütmenin durdurulması ayrı bir talep niteliğindedir; dava dilekçesinde açıkça istenmelidir. “Telafisi güç veya imkânsız zararlar doğacağı” ve “açıkça hukuka aykırılık” şartlarının ikisinin de somut olay üzerinde gösterilmesi gerekir. Soyut formüller talebi reddettirir.

E.2. Teminat yatırma yükümlülüğünün gözardı edilmesi. İYUK m.27/6 hükmü, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması hâlinde teminat alınmadan da yürütmenin durdurulmasına karar verilebileceğini öngörür. Ancak pratikte teminat istenebilir. Teminat yatırılmadığı takdirde karar uygulamaya konulamaz.

E.3. İdari para cezasına karşı yürütmenin durdurulması talebinin gereksiz görülmesi. İdari para cezalarının ödenmesi 30/60 günlük tahsil süreleri çerçevesinde takip edilir. Yürütmenin durdurulması alınmadığı durumlarda 6183 sayılı Kanun çerçevesinde vergi dairesi tarafından tahsilat başlatılabilir. Cezanın tahsilatı durdurulmadan dava açılmasının pratik etkisi sınırlıdır.

E.4. YD reddi kararına itiraz hakkının kullanılmaması. İYUK m.27/7 hükmü, YD red kararlarına karşı bir defaya mahsus olmak üzere kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde, bir başka deyişle bir yüksek dereceli yargı merciine itiraz hakkını öngörür. Bu hakkın kullanılmaması, daha sonra esasta haklı çıkılsa bile davalı tarafın işlemin etkilerini sürdürmesi sonucunu doğurur.

F. Hukuki Argüman Hataları

F.1. Mücbir sebep iddiasının soyut formüllerle ileri sürülmesi. “Mücbir sebep nedeniyle yükümlülük tamamlanamamıştır” ifadesi yetersizdir. Mücbir sebebin somut olay üzerinden tanımlanması, ilgili tarihlerin belirtilmesi, sebebin yükümlülüğün tamamlanmasını fiilen imkânsız kıldığının kanıtlanması gerekir. Danıştay 4. Dairesi E.1982/2323 K.1983/7533 ve Danıştay 9. Dairesi E.2007/906 K.2008/2530 sayılı kararlarındaki içtihat çerçevesinde mücbir sebep iddiası belgelendirilmelidir.

F.2. EPLY m.17 yükümlülüklerinin tek tek tartışılmaması. Önlisans süre uzatım reddi davalarında, davacının EPLY m.17‘deki altı kategori yükümlülükten (imar planı, proje, TEİAŞ bağlantı, Teknik Etkileşim İzni, ÇED, ilgili izinler) hangilerini tamamladığı ve hangilerinde gecikme yaşadığı yükümlülük bazında sunulmalıdır. Toplu değerlendirme dosyayı zayıflatır.

F.3. EPDK kararının dayandığı Kurul kararına karşı paralel iptal davası açılmaması. EPDK’nın bireysel kararının dayandığı düzenleyici Kurul kararı hukuka aykırı olabilir. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2013/2324 K.2019/2397 sayılı kararındaki içtihat çerçevesinde, dayanılan Kurul kararının iptal edilmesi halinde bireysel karar da hukuki dayanağını kaybeder. Paralel iptal davası açılmayan dosyalarda bu yol kapanır.

F.4. AYM ve AİHM içtihadına atıf yapılmaması. EPDK kararlarının sebep, ölçülülük, eşitlik denetiminde AYM kararları (örneğin E.2023/35 K.2023/163, E.2022/21 K.2024/79, E.2024/133 K.2025/233) ve AİHM 1 No’lu Ek Protokol m.1 içtihadı doğrudan referans niteliği taşır. Bu kaynaklara atıf yapılmaması davacı argümanını yerel düzeyde sınırlı tutar.

F.5. Sektörel kanun yerine yalnızca Kabahatler Kanunu hükümlerine dayanma. EPDK uygulamasında sektörel kanunlar (6446, 4646, 5015, 5307) lex specialis önceliğine sahiptir. Kabahatler Kanunu yalnızca sektörel kanunda hüküm olmadığı durumlarda tamamlayıcı niteliktedir. Soruşturma zamanaşımı, yaptırım tutarı, ihtar süresi gibi konularda sektörel kanun esastır.

G. İYUK m.11 İdari Başvuru Hataları

G.1. İYUK m.11 başvurusunun dava süresi başladıktan sonra yapılması. İYUK m.11 hükmü uyarınca idari işlem aleyhine üst makama yapılan başvuru dava açma süresi içinde yapılmalıdır. Süre dolduktan sonra yapılan idari başvuru sürenin kaybedilmesini geri alamaz; idare cevap verse bile dava süresi yeniden başlamaz.

G.2. İYUK m.11 başvurusunun süre durdurma etkisinin yanlış hesaplanması. İYUK m.11/2 hükmü uyarınca idarece altmış gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. Altmış günlük cevap süresinin bekleme zorunluluğu olduğu yanılgısı, davanın bu süre içinde açılmaması sonucunu doğurabilir; oysa idare cevap vermeden de bekleme süresinin tamamlanması beklenmeden dava açılabilir.

G.3. İYUK m.11 başvurusunun bireysel karar yerine düzenleyici işlem için yapılması. İYUK m.11 hükmü düzenleyici işlemlere uygulanmaz; düzenleyici işlemlerde yayım tarihinden itibaren süre kesin olarak işler. İYUK m.11 başvurusu yapan davacı, düzenleyici işlem dosyasında ek süre kazanmaz; aksine sürenin geçtiği halde yine de başvuru yapmış sayılır.

H. Soruşturma Aşaması Hataları

H.1. Ek savunma süresi talep edilmemesi. EPDK Yönetmelikleri çerçevesinde savunma süresi uygulanacak sektör yönetmeliğine göre değişir; Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği’nde soruşturma raporuna karşı temel süre otuz gün, ek süre ise on beş güne kadardır. Karmaşık dosyalarda ek süre talep edilmesi mümkündür; talep edilmeyen ek süreler dosyanın hızlı şekilde Kurul’a sevki sonucunu doğurur ve davacının yeterince hazırlanması engellenir.

H.2. Soruşturma raporunun tüm eklerinin talep edilmemesi. Soruşturma raporuna dayanak teşkil eden tüm belgelerin (denetim tutanakları, bilirkişi raporları, üçüncü kurum görüşleri) tebliğ edilmemesi savunma hakkının ihlali sebebidir. Davacı eksik belgeleri yazılı olarak talep etmeli ve talebinin kayıt altına alınmasını sağlamalıdır.

H.3. Soruşturma aşamasında ileri sürülmeyen savunmaların dava aşamasında yeni gündeme getirilmesi. İYUK ve idare hukuku uygulamasında soruşturma sürecinde sunulmamış bir savunma dava aşamasında reddedilmez; ancak savunmanın güçlü görülmemesi sonucunu doğurabilir. Mücbir sebep, eşitlik ihlali, ölçülülük gibi argümanlar mümkün olduğunca erken aşamada (soruşturma cevabında) ileri sürülmelidir.

H.4. EPDK’nın açık aykırılık argümanına karşı DİDDK E.2018/1909 K.2020/144 içtihadının dikkate alınmaması. EPDK’nın “etkileri giderilemez” kategorisine dayanarak süre vermeden doğrudan yaptırım uyguladığı dosyalarda, davacının savunması bu kategorinin somut olayda gerçekten oluşup oluşmadığını sorgulamak üzerine kurulmalıdır. İçtihadın kıyasen uygulanamayacağı durumlarda davacı genel kural olan süre tanınması yükümlülüğünün ihlalini ileri sürer.

I. İdari Para Cezası Davalarında Özel Hatalar

I.1. Yeniden değerleme oranı ile güncellenmiş tutarın doğrulanmaması. 6446 m.16, 4646 m.9, 5015 m.19, 5307 m.16 hükümlerindeki tutarlar her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanunu mükerrer m.298 uyarınca tespit edilen yeniden değerleme oranıyla güncellenir. 2026 yılı için %25,49 oran uygulanmıştır (VUK Genel Tebliği Sıra No: 585). Dilekçede ileri sürülen tutarın güncellenmiş tutar olup olmadığı doğrulanmalıdır.

I.2. Tekerrür hükmünün uygulanma şartlarının kontrol edilmemesi. 6446 m.16 son fıkrası, aynı fiilin iki yıl içinde tekrar işlenmesi halinde artırılarak uygulanacak para cezasının cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yıl bilançosundaki gayrisafi gelirinin yüzde onunu aşamayacağını, cezaların bu düzeye ulaşması halinde Kurul’un lisans iptaline hükmedebileceğini öngörür. Tekerrür süresinin doğru hesaplanması, gayrisafi gelir tabanının doğru belirlenmesi davacının kontrol etmesi gereken eşiklerdir.

I.3. İndirimden yararlanma seçeneğinin yanlış değerlendirilmesi. EPDK ceza tebliğinde otuz gün içinde ödeme yapılması halinde %25 indirimden yararlanılabileceği bildirilir. İndirimden yararlanılması dava açma hakkını ortadan kaldırmaz; ancak peşin ödeme kararı yargılama stratejisini etkiler. İndirim kararı, hangi argümanlarla davanın açılacağı belirlendikten sonra verilmelidir.

I.4. Lehe düzenleme argümanının ileri sürülmemesi. Dava sırasında ilgili kanun değiştirilerek ceza miktarı düşürülürse, lehe düzenlemenin uygulanması talep edilmelidir. Danıştay içtihadında ceza miktarındaki lehe düzenlemelerin göz önünde bulundurulması zorunluluğu kabul edilmiştir.

J. Düzenleyici İşlem Davalarında Özel Hatalar

J.1. Düzenleyici işlemin Resmî Gazete yayım tarihinden itibaren süre hesaplanmaması. İYUK m.7 hükmü, düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresinin Resmî Gazete yayım tarihinden itibaren işlediğini öngörür. Düzenleyici işlemin uygulama işlemi tesis edildikten sonra dava açan davacı, hem düzenleyici işleme hem de uygulama işlemine karşı dava açmadığı sürece düzenleyici işlemin denetimini sağlayamaz.

J.2. Uygulama işlemi ile birlikte düzenleyici işlemin iptalinin istenmesinin unutulması. İYUK m.7/4 hükmü, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem aleyhine ve uygulanan işlem aleyhine ayrı ayrı dava açabileceği gibi her ikisine karşı birlikte de dava açabileceğini öngörür. Birlikte dava, düzenleyici işlemin yargı denetimini güvenceye alır.

J.3. Anayasaya aykırılık iddiasının somut argümansız ileri sürülmesi. Anayasa m.152 çerçevesinde mahkemenin AYM’ye götürmesi için anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması gerekir. “Anayasaya aykırıdır” ifadesinin yanına hangi anayasa maddesine, hangi içtihat çerçevesinde aykırı olduğu somut argümanlarla eklenmediği takdirde mahkeme iddiayı ciddi görmez.

K. AYM Bireysel Başvuru ve AİHM Süreç Hataları

K.1. İdare mahkemesi dilekçesinde temel hak ihlali iddialarının kayıt altına alınmaması. AYM ve AİHM süreçlerinde başvurunun temel hak ihlali iddialarına dayanması gerekir. İdare mahkemesi sürecinde “iç hukuk yollarında ileri sürülmemiş” sayılan argümanlar bireysel başvuruda zayıf bir konumdadır. Mülkiyet hakkı, adil yargılanma, teşebbüs özgürlüğü iddialarının iptal davası dilekçesinde açıkça yer alması gerekir.

K.2. AYM süresinin nihai karar tarihinden değil tebliğ tarihinden hesaplanması. AYM bireysel başvuru süresi nihai kararın öğrenildiği tarihten itibaren işler. Tebliğ tarihi öğrenme tarihi ile aynı olmayabilir; UYAP üzerinden veya e-Tebligat üzerinden daha önce öğrenme olduğu takdirde süre daha erken başlar. Tebligatı beklerken sürenin geçtiği dosyalar reddedilir.

K.3. AİHM başvurusunda eksik form gönderilmesi. AİHM Mahkemesi, sadece eksiksiz şekilde doldurulmuş başvuru formlarını süreyi kesen başvuru sayar. Eksik form, postalama tarihinin koruyuculuğunu sağlamaz; süre dolmadan eksiksiz form ile başvuru tamamlanmalıdır.

K.4. AİHM başvurusunun AYM kararı kesinleşmeden yapılması. AYM kararının kesinleşmesi öncesinde yapılan AİHM başvuruları “iç hukuk yolları tüketilmedi” gerekçesiyle reddedilir. AYM kararının tebliğ tarihi ve kesinleşme tarihi titizlikle takip edilmelidir.

L. Lisans İptali Davalarında Özel Hatalar

L.1. Lisans iptal kararının savunma alınmadan tesis edildiği iddiasının ileri sürülmemesi. Danıştay 13. Dairesi E.2006/4709 K.2008/6762 sayılı kararındaki yerleşik içtihat, lisans iptal kararlarında savunma alınmamasının iptal sebebi olduğunu ortaya koyar. Davacı, EPDK soruşturma yazışmalarını tarih sırasıyla inceleyerek savunma fırsatının tanınıp tanınmadığını sorgulamalıdır.

L.2. Önlisans iptali kararına karşı yalnızca usul argümanlarına dayanılması. Önlisans iptali davalarında yalnızca savunma hakkı veya tebligat ihlali gibi usul argümanları yeterli değildir; esasta EPLY m.17 yükümlülüklerinin tartışılması, mücbir sebep değerlendirmesi, ölçülülük denetimi, eşitlik ihlali argümanlarının da somut şekilde sunulması gerekir.

L.3. Geçici durdurma kararına karşı yürütmenin durdurulması talep edilmemesi. Geçici faaliyet durdurma kararı tesis edildiği anda etkili olur; faaliyet hemen durdurulur. Dava açma süresi içinde yürütmenin durdurulması talep edilmediği takdirde, dava esastan haklı çıkılsa bile aylar veya yıllar süren faaliyet kaybı yaşanır.

L.4. Lisans iptali sonrası yeniden lisans başvurusu hakkının değerlendirilmemesi. Lisans iptali kararına karşı iptal davası açılmasının yanı sıra, koşulları yerine getirilmiş yeniden lisans başvurusu yapılabilir. Bu paralel yol, iptal davası süreci uzadığında alternatif çıkış yolu oluşturur. Yalnızca iptal davasına dayanan stratejilerde davacı uzun süreli faaliyet kaybı yaşar.

M. Genel Strateji Hataları

M.1. Avukat değişikliği sırasında dosya transferinin geç yapılması. EPDK soruşturma sürecinin orta aşamasında avukat değişikliği, savunma stratejisinde devamlılık sorunu doğurur. Yeni avukat sürecin başından itibaren tüm yazışmaları, savunmaları ve EPDK karşı yazılarını incelemelidir.

M.2. Müvekkilin ticari verilerinin gizli tutulması nedeniyle savunmanın sınırlı kalması. EPDK dosyaları çoğunlukla teknik veri ve ticari belge gerektirir. Müvekkilin “rekabet hassasiyeti” gerekçesiyle savunma için gerekli verileri sunmaması, davanın esastan zayıf kalması sonucunu doğurur. Gerekli durumlarda mahkemeye gizlilik talebi sunulabilir.

M.3. EPDK karar tarihi ile dosya açma tarihi arasında uzun süre geçmesi. Erken aşamada açılan davalar, EPDK’nın savunma hazırlığını henüz tamamlamadığı bir dönemde sunulmuş olur. Geç açılan davalar, EPDK’nın savunma altyapısını güçlendirmesine zaman tanır. Süre içinde kalmak şartıyla, dava dilekçesi tamamlanır tamamlanmaz başvuru yapılması stratejik bir tercihtir.

M.4. Eş zamanlı açılan benzer davaların koordine edilmemesi. Aynı EPDK uygulamasından etkilenen birden fazla tüzel kişi varsa (örneğin Akfen+4 (Aralık 2025) 168 MW iptali; Alarko (Şubat 2026) 1,5 GW reddi; Tatlıpınar TATEN (Şubat 2026) 19 proje reddi), davaların koordineli yürütülmesi içtihat oluşumunu hızlandırır. Bağımsız ve dağınık açılan davalar Daire önünde tutarsız tutum almasına yol açabilir.

M.5. Müvekkilin uluslararası tahkim seçeneğinin değerlendirilmemesi. Yabancı sermayeli tüzel kişiler için Türkiye’nin tarafı olduğu ikili yatırım anlaşmaları ve Enerji Şartı Anlaşması çerçevesinde uluslararası tahkim yolu, iç hukuk yoluyla paralel veya alternatif olarak değerlendirilmelidir. Yalnızca iç hukuk yoluna dayanan strateji, yabancı yatırımcı için potansiyel koruma alanlarını dışarıda bırakır.

Sonraki bölüm, 2024-2026 döneminde EPDK kararlarına ilişkin yürürlüğe giren ve davacı stratejisinde dikkate alınması gereken yeni mevzuat değişikliklerini kronolojik şekilde sunar.

XVII. EPDK Mevzuatında 2016-2026 Dönemi Değişiklikleri: Kronolojik Çerçeve

EPDK kararına karşı dava açan davacı tarafının ve avukatının dosya üzerinde uygulanacak hukuk normunu doğru tespit etmesi, mevzuatın tarihsel katmanlarını bilmesini gerektirir. Bu bölüm 2016’dan 2026 yılı Mayıs’ına kadar geçen on yıllık dönemde EPDK mevzuatında yapılan kanun, yönetmelik ve Anayasa Mahkemesi içtihat değişikliklerini kronolojik şekilde inceler. Her değişiklik için kanun numarası, Resmî Gazete tarih ve sayısı, değiştirdiği madde ve davacı stratejisi bakımından etkisi belirtilir.

A. 2016: 6719 Sayılı Kanun ve Yapısal Dönüşüm

6719 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 17/6/2016 tarihli ve 29745 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu‘nda yapısal nitelikte değişiklikler getirmiştir.

Birinci değişiklik, teknik ve teknik olmayan kayıp tanımının kanuna eklenmesidir. 6719 sayılı Kanun öncesinde 6446 sayılı Kanun‘da kayıp-kaçak bedeline ilişkin bir tanım ve düzenleme bulunmamaktaydı. EPDK kayıp-kaçak bedelini hizmet tarifesi olarak faturalara yansıtırken, tüketici hakem heyetleri, mahkemeler ve Yargıtay bu uygulamayı kanuni dayanaksız bularak iade kararları veriyordu. 6719 sayılı Kanun ile teknik ve teknik olmayan kayıp tanımı açıkça yapılmış, bu kayıpların hukuki niteliği hüküm altına alınmıştır.

İkinci değişiklik, 6446 sayılı Kanun m.17’ye eklenen onuncu fıkradır. Bu fıkra ile EPDK tarifelerinin yargısal denetimi Kurumun düzenleyici işlemlerine uygunluk ile sınırlandırılmıştır. Yargı organları bedellerin miktarları ve nitelikleri hakkında karar veremeyecek; yalnızca düzenleyici işleme uygunluk denetimi yapacaktır. Bu hüküm, Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz konusu olmuş; AYM E.2017/125 sayılı başvuru ile yargısal denetim yetkisinin Anayasa m.2 ile bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.

Üçüncü değişiklik, 6446 sayılı Kanun‘a eklenen Geçici m.19 ve Geçici m.20 hükümleridir. Geçici m.19, yeni düzenlemeler yürürlüğe konuluncaya kadar mevcut yönetmelik, tebliğ ve Kurul kararlarının uygulanmasına devam edileceğini öngörmüştür. Geçici m.20, Kurul kararlarına uygun şekilde tahakkuk ettirilmiş dağıtım, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim ve kayıp-kaçak bedelleri ile ilgili açılmış olan her türlü icra takibi, dava ve başvuruların 6446 sayılı Kanun m.17 hükümlerine tabi olmasını sağlamıştır.

22/10/2016 tarihli ve 29865 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği Değişikliği, EPLY m.4‘e YEKA tanımının eklenmesini düzenlemiştir. “YEKA: 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun 4 üncü maddesi kapsamında belirlenecek yenilenebilir enerji kaynak alanlarını” şeklinde tanımlanmıştır.

B. 2017: Yönetmelik Değişiklikleri ve AYM İçtihat Hareketi

4/1/2017 tarihli ve 29938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Yapılacak Denetimler ile Ön Araştırma ve Soruşturmalarda Takip Edilecek Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, soruşturma usulüne ilişkin tanımları güncellemiştir. Daire Başkanlığı, Denetim Dairesi Başkanlığı olarak tanımlanmıştır.

23/2/2017 tarihli ve 29988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, kamu kurum ve kuruluşlarının mülkiyetindeki YEK Destekleme Mekanizmasına tabi üretim tesislerinin 4046 sayılı Kanun kapsamında özelleştirilmesi halinde YEKDEM kapsamındaki hak ve yükümlülüklerin devralan tüzel kişiye geçmesini düzenlemiştir.

24/2/2017 tarihli ve 29989 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, EPLY m.4‘e “YEKA Yönetmeliği” tanımı eklemiş, m.5’in üçüncü fıkrasının (c) bendini değiştirmiş, YEKA için verilen üretim lisansının süresinin otuz yıl olduğunu hükme bağlamıştır.

9/6/2017 tarihli ve 30091 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPLY Değişikliği, m.9’un ikinci fıkrasını değiştirerek lisans süresinin “en az on, en çok kırk dokuz yıl” olduğunu yeniden teyit etmiştir.

3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununun Geçici 8 inci Maddesine İlişkin Uygulama Yönetmeliği, EÜAŞ ve özelleştirilmiş kamu üretim şirketlerinin termik santrallerinin çevre mevzuatına uyumuna ilişkin yatırımları düzenlemiştir.

15/12/2017 tarihli ve 30271 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPLY Değişikliği, m.20’nin altıncı fıkrasının (b) bendini değiştirmiş, teminat oranı “Kaynak türü ve kurulu güç bazında Kurul kararı ile belirlenen oranlara karşılık gelen tutarda ve üretim tesisi için Kurum tarafından öngörülen toplam yatırım tutarının yüzde onunu geçmemek koşuluyla” şeklinde belirlenmiştir.

AYM 28/12/2017 tarihli ve E.2016/150 sayılı Kararı, 3154 sayılı Kanun çerçevesinde elektrik dağıtım lisansı düzenlemesine ilişkin anayasal denetim sonucu vermiştir.

C. 2019: 7164 Sayılı Kanun ve Petrol Piyasası’nın Yeniden Şekillenmesi

7164 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 28/2/2019 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu kanun, 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nda kritik nitelikte değişiklikler getirmiştir.

Birinci değişiklik, 5015 m.3’e teminat mektubu hükmünün eklenmesidir. “Kurum, lisans sahiplerinden bu Kanun kapsamındaki mali yükümlülüklerinin tahsilinde kullanmak üzere Kurulca belirlenecek hususlarda teminat mektubu talep edebilir” hükmü eklenmiştir. Bu değişiklik EPDK’nın tahsilat süreçlerini güçlendirmiştir.

İkinci değişiklik, 5015 m.20‘ye ihtar uygulamasının eklenmesidir. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘nda en başından beri mevcut olan ihtar uygulaması, 7164 sayılı Kanun m.33 ile 5015 sayılı Kanun‘a getirilmiştir. Niteliği itibariyle düzeltme imkânı olan fiiller için 30 günlük ihtar süresi tanınması zorunlu kılınmıştır. İhtar süresi sonunda mevzuata aykırı durumu devam ettirenlerin ilgili piyasa faaliyeti altmış gün süre ile geçici olarak durdurulur.

Üçüncü değişiklik, 5015 m.30’da yapılan sınırlama kaldırılmasıdır. 7164 sayılı Kanun m.30 ile 5015 m.7/4’te yer alan “, bayi sayısı, depolama kapasitesi (işletme stok kapasitesi hariç) konularında sayısal büyüklüklerle sınırlama yapılmaz” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

Dördüncü değişiklik pratik bir uygulama olarak 14/3/2019 tarih ve 8487-6 sayılı Kurul Kararı’dır: LPG lisans sahiplerinin sorumlu müdür istihdam yükümlülüğünü 5307 sayılı Kanun m.17/2-(a) çerçevesinde düzeltme imkânı olan fiil kategorisinde değerlendirmiştir.

D. 2020: 7257 Sayılı Kanun ve Pay Devri-YEKDEM Reformu

7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 2/12/2020 tarihli ve 31322 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Çok sayıda kanunda değişiklik getiren bu metnin temel hükümleri şunlardır:

Birinci değişiklik, 6446 m.5/3 hükmüyle pay devri rejiminin düzenlenmesidir. Kontrol değişikliği oluşturmayan, tesislerin mülkiyetinin veya kullanım hakkının değişmesi sonucunu doğurmayan pay devirleri için Kurul izni gerekliliği netleştirilmiştir.

İkinci değişiklik, 6446 m.9’da dağıtım faaliyetine ilişkin düzenlemedir. Dağıtım şirketinin dağıtım faaliyetlerinde kullanılmak üzere, sorumlu olduğu dağıtım bölgesinde Kurulca onaylanan yatırım planında ayrıca belirtilmesi ve TEİAŞ’ın uygun görüşünün alınması kaydıyla 154 kV gerilim seviyesinde tesis kurabileceğine ilişkin hüküm ilga edilmiştir. TEİAŞ ile yapılan bağlantı anlaşması sonlandırılarak dağıtım şirketiyle bağlantı anlaşması düzenlenmesi öngörülmüştür.

Üçüncü değişiklik, 5346 sayılı Kanun Geçici m.4’te yapılan değişikliktir. 31/12/2025 tarihine kadar işletmeye girecek olan yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri için izin, kira, irtifak hakkı ve kullanma izni bedellerinde yüzde seksen beş indirim, lisans tarihinden itibaren on yıl boyunca uygulanır.

Dördüncü değişiklik, YEKDEM başvuru tarihi rejiminin değiştirilmesidir. 7257 sayılı Kanun öncesinde YEKDEM’den yararlanmak için bir önceki yıl 31 Ekim tarihine kadar başvuru yapılması gerekiyordu. 7257 sayılı Kanun ile bu başvuruların EPDK’nın belirlediği tarihe kadar yapılması düzenlenmiştir. Lisanssız üretim faaliyeti kapsamında üretilen ihtiyaç fazlası elektrik enerjisi için “elektrik piyasasında oluşan piyasa takas fiyatını geçmemek üzere uygulanacak fiyat” ve “lisans süresi boyunca elektrik piyasasında oluşan saatlik piyasa takas fiyatının yüzde belirli oranının YEKDEM’e katkı bedeli olarak ödenmesi koşuluyla lisanslı üretim faaliyetine geçilmesi” seçenekleri getirilmiştir.

Beşinci değişiklik, 4646 sayılı Kanun‘a eklenen Ek 1 maddesidir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve ilgili kamu iktisadi teşebbüsleri tarafından yurt dışında kurulan şirketlerin Türkiye’deki faaliyetlerine yönelik özel rejim getirilmiştir. 3065 sayılı KDV Kanunu‘na eklenen Geçici m.41 ile 4646 Ek 1 kapsamındaki işlemler KDV’den istisna edilmiştir.

E. 2021: 7318 Sayılı Kanun ve Sahte Belge Rejimi

7318 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 29/4/2021 tarihinde yayımlanmıştır. Bu kanun m.10 ile 5015 sayılı Kanun m.20’ye (g) bendi eklenmiş, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m.359 kapsamındaki sahte belge düzenleme ve kullanma fiilleri için otomatik faaliyet durdurma öngörülmüştür: “Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez”. Bu hüküm ilerleyen yıllarda AYM tarafından iptal edilecektir (E.2023/35 K.2023/163).

F. 2022: Depolamalı Üretim Rejiminin Başlangıcı

11/8/2022 tarihli ve 31920 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretim Yönetmeliği Değişikliği, Yönetmelik m.1’deki amacı tanımlayan ifadeden “kendi üretim tesisinden karşılaması” ibaresini çıkarmıştır.

19/11/2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, depolamalı RES ve GES başvurularının açılış tarihidir. Bu düzenleme ile rüzgar ve güneş enerji santrallerinin büyük ölçekli enerji depolama üniteleri ile birlikte kurulmasına imkân tanınmıştır. Yönetmelik kapsamında alınan başvurularla toplam 33.000 MW kapasite için 678 önlisans verilmiştir. Bu portföy, 2025 sonu ve 2026 başında EPDK denetiminin yoğunlaştığı alanı oluşturacaktır.

30/12/2022 tarihli ve 32059 (2. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 29/12/2022 tarih ve 11537 sayılı Kurul Kararı, lisanssız üreticilere uygulanacak dağıtım tarifesini düzenlemiştir. Bu Kurul kararı, ileride Danıştay 13. Dairesi E.2023/1004 K.2024/3966 sayılı kararına konu olacaktır.

31/12/2021 tarihli ve 31706 (6. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 30/12/2021 tarih ve 10700 sayılı Kurul Kararı, lisanssız üreticilere dağıtım sistemi indirimi uygulamasını düzenlemiştir. Bu karar Danıştay 13. Dairesi E.2022/441 K.2022/491 sayılı kararına konu olmuştur.

7346 sayılı Sağlıkla İlgili Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun m.18, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.6/1-a-(7) bendine “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini eklemiştir. Bu ibare ilerleyen yıllarda AYM tarafından iptal edilecektir (E.2022/21 K.2024/79).

G. 2023: AYM İptal Kararları ve 7491 Sayılı Kanun

AYM 28/9/2023 tarihli ve E.2023/35, K.2023/163 sayılı Kararı, 14/11/2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar, 5015 sayılı Kanun m.20’nin ikinci fıkrasına 7318 sayılı Kanun ile eklenen (g) bendindeki “ve Kurum tarafından her türlü tesiste (rafineri hariç) lisansa tabi tüm faaliyetler kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veya mahkeme kararı kesinleşinceye kadar geçici olarak durdurulur” bölümü ile “ve bu süre içinde söz konusu tesis için başka bir gerçek veya tüzel kişiye de lisans verilmez” bölümünü iptal etmiştir. İptal hükmü 14/8/2024 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

20/7/2023 tarihli ve 11960 sayılı Kurul Kararı, 25/7/2023 tarihli ve 32259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak serbest bölgelerde elektrik üretim faaliyetini düzenlemiştir.

19/8/2023 tarihli ve 32284 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Doğal Gaz Piyasası Dağıtım Lisanslarına İlişkin Tedbirler Yönetmeliği, doğal gaz dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler için yeni bir tedbir rejimi getirmiştir. Yönetmelik m.5 tedbir gerektiren halleri, m.9 İlk Durum Raporu mekanizmasını düzenler; süreler iki gün, iki hafta, iki hafta şeklinde kademelendirilmiştir.

14/10/2023 tarihli ve 32339 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPLY Değişikliği, lisans alma usul ve esaslarında güncellemeler yapmıştır.

7491 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 28/12/2023 tarihli ve 32413 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu kanun m.47, m.48 ve m.49 ile 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu‘nda kritik değişiklikler getirmiştir.

7491 m.47, 5015 m.3/4’e “5607 sayılı Kanuna aykırı” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya bu Kanuna göre lisansa tabi faaliyetler ile ilgili olarak; 213 sayılı Kanunun 359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkraları kapsamında; muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleme veya bu belgeleri kullanma suçları ile aynı maddenin (ç) fıkrasında sayılan” ibaresini eklemiştir.

7491 m.48, AYM tarafından iptal edilen 5015 m.20 hükmünü yeniden düzenlemiştir. İptal edilen bölüm benzer ancak farklı bir formülasyonla yeniden mevzuata dahil edilmiştir.

7491 m.49, 5015 sayılı Kanun‘a Geçici m.8 eklemiştir. Bu madde 29/4/2021 tarihinden önce kira sözleşmesi ile kullanım hakkı devredilmiş ve devralan adına lisanslandırılmış tesisler için özel hüküm getirmiştir.

H. 2024: 7501 Sayılı Kanun ve AYM Devre Açıklamaları

AYM 14/3/2024 tarihli ve E.2022/21, K.2024/79 sayılı Kararı, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu m.6/1-a-(7) bendine 7346 sayılı Kanun m.18 ile eklenen “Kurul tarafından belirlenecek kapsamda” ibaresini iptal etmiştir. İptal gerekçesi Anayasa m.2 ve m.7 ile bağdaşmazlıktır; düzenleyici yetkinin kanunla açıkça çerçevelenmeden Kurul’a bırakılması kanunilik ilkesini ihlal etmektedir.

AYM 2/10/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Karar, 5015 sayılı Kanun m.20’ye 7318 sayılı Kanun ile eklenen (g) bendindeki üçüncü cümleyi iptal etmiştir. Vergi incelemesi sonucunda üçüncü kişiye lisans verilmemesi yönündeki hüküm anayasaya aykırı bulunmuştur.

7501 sayılı Maden Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 11/5/2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Başlığı maden kanunu görünümünde olan bu metin, enerji piyasasında çok geniş etkilere yol açmıştır.

7501 m.2, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu‘na Geçici m.32 eklemiştir. Yatırım maliyetlerinde pandemi ve savaşa bağlı artışlar, ekonomik ve teknik zorluklar veya tedarik süreçleri nedeniyle yatırımları gerçekleştiremeyecek üretim lisansı, önlisans ya da lisans başvurusu sahibi tüzel kişilere, EPDK’ya başvurarak söz konusu lisansları, önlisansları veya başvurularını iptal etme hakkı tanınmıştır. Bu hak için yapılacak başvurular 11/7/2024 mesai bitimine kadar EPDK Başvuru Sistemi üzerinden elektronik olarak yapılabilmiştir.

7501 m.5, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu‘na “Sıvılaştırma” tanımı eklemiştir: “Yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen doğal gazın yurt dışına ihraç edilmesi ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla sıvılaştırılması”. Bu tanım ile LNG faaliyeti depolama faaliyetinden ayrıştırılarak bağımsız bir piyasa faaliyeti olarak Kanun’da yerini almıştır.

7501 sayılı Kanun, 5346 sayılı Kanun‘un Kaynak alanlarının belirlenmesi başlıklı maddesi kapsamında YEKA yarışmalarında tavan fiyatın Türk Lirası üzerinden verilmesi ve bu fiyatın yarışma şartnamesi sürecinde güncellenmesine ilişkin hükmü kaldırmıştır.

7524 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 28/7/2024 m.54, İYUK ek m.1’in parasal sınırına ilişkin değişiklik yapmıştır.

AYM 4/12/2024 tarihli ve E.2023/182, K.2024/203 sayılı Kararı, HMK ek m.1/2’deki parasal sınırı iptal etmiştir.

AYM 25/12/2024 tarihli ve E.2024/226 sayılı Kararı, HMK m.326/2’deki yargılama gideri hükmünü iptal etmiştir.

I. 2025: AYM E.2024/133 ve Depolamalı Önlisans İptalleri

AYM 11/2/2025 tarihli ve E.2025/39, K.2025/35 sayılı Kararı, 6/3/2025 tarihli ve 32833 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar İYUK ek m.1 parasal sınır hükmünü idari yargı yönünden iptal etmiştir.

AYM 27/3/2025 tarihli ve E.2024/189, K.2025/83 sayılı Kararı, 26/6/2025 tarihli ve 32938 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar İYUK m.45/6‘da düzenlenen istinaf kararlarına ilişkin hükmü değerlendirmiştir.

AYM 8/10/2025 tarihli ve E.2024/103, K.2025/201 sayılı Kararı ve AYM 10/9/2025 tarihli ve E.2024/125, K.2025/178 sayılı Kararı çeşitli idari yargılama hükümlerini denetlemiştir.

22/10/2025 tarihli ve 33013 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Kalite Yönetmeliği Değişikliği, K katsayısı, sabit bedel 40 TL, kesinti tazminat hesabı düzenlemelerini güncellemiştir. 1/1/2026 tarihinden itibaren uzaktan haberleşmeli sayaçlar için yeni rejim öngörülmüştür.

AYM 26/11/2025 tarihli ve E.2024/133, K.2025/233 sayılı Kararı, 10/3/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu karar, 126 milletvekili tarafından açılan iptal davası sonucunda 7501 sayılı Kanun‘un çeşitli hükümlerini iptal etmiştir. AYM, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu, 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kanunu, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve 7381 sayılı Nükleer Düzenleme Kanunu içindeki bazı hükümleri birlikte değerlendirmiştir. YEKA, lisanssız üretim lisans alma bedeli ve 4646 sayılı Kanun‘daki yüzen LNG istisnası hükmü açık kanuni çerçeve bulunmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir. İptal hükümlerinin yürürlüğü hukuki boşluk doğmaması için dokuz ay ertelenmiş, kritik eşik 10/12/2026 olarak belirlenmiştir.

EPDK 12/12/2025 tarihli açıklamasıyla kamuoyuna duyurulan karar grubu, toplam 168 MW kurulu güçteki 5 önlisansın iptali sonucunu doğurmuştur. Akfen Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş. (Çanakkale 50 MWe RES), Powergy Elektrik Enerjisi Üretim A.Ş. (Edirne 23,9 MWe GES), YBT Enerji Elektronik İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. (Bilecik 20 MWe GES), Call (YEO) Enerji A.Ş. (Ankara 50 MWe GES) ve Ral Enerji A.Ş. (Manisa 24 MWe RES) önlisansları süre uzatımı talepleri reddedilerek iptal edilmiştir.

J. 2026: Yoğunlaşan EPDK Denetimi ve Depolamalı Önlisans Retleri

24/12/2025 tarihli ve 33117 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Doğal Gaz Piyasası Lisans Yönetmeliği Değişikliği, lisans başvuru süreçlerini güncellemiştir.

Çevre Kanunu Tebliği 2025/1 (24/12/2024 – 32762 RG), 2025 yılı için %43,93 yeniden değerleme oranını belirlemiştir. VUK Genel Tebliği Sıra No: 585 2026 yılı için %25,49 yeniden değerleme oranını belirlemiştir.

EPDK 24/2/2026 tarihli Kurul Kararları, Alarko Holding’in bağlı ortaklığı Altek Alarko Elektrik Santralları Tesis İşletme ve Ticaret A.Ş.’nin yaklaşık 1,5 GW kurulu güçteki depolamalı RES ve GES projeleri için yapılan önlisans başvurularını reddetmiştir. Ret gerekçesi olarak Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından uygun bağlantı görüşü oluşturulamaması sebebiyle Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği m.16/4-a bendi gösterilmiştir.

EPDK 20/2/2026 tarihli Kurul Kararları, Tatlıpınar Enerji Üretim A.Ş. (TATEN)’in bağlı ortaklıkları Güneşgün 4 Enerji Üretim Danışmanlık Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Venka Elektrik Üretim Sanayi ve Ticaret A.Ş. üzerinden yürütülen toplam 19 adet depolamalı RES ve GES önlisans başvurularını reddetmiştir. Ret gerekçesi uygun bağlantı görüşü oluşturulamamasıdır.

K. 2026: Elektronik Tebligat ve AYM’nin E.2025/94, K.2026/11 Sayılı Kararı

AYM 15/1/2026 tarihli ve E.2025/94, K.2026/11 sayılı Kararı, 3/4/2026 tarihli ve 33213 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar, Vergi Usul Kanunu m.107/A’nın üçüncü fıkrasında yer alan, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na “tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirme” yetkisini iptal etmiştir. Bu karar e-tebligat rejimine ilişkin önemli bir anayasal denetim sonucu oluşturmaktadır.

2/4/2026 tarihli ve 33212 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPDK düzenlemeleri, elektrik piyasası işleyişine ilişkin güncel hükümleri getirmiştir.

29/4/2026 tarihli ve 33238 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan EPLY Değişikliği, m.27 hükmünü güncellemiştir. Yaptırımlar ve lisans iptaline ilişkin yeni rejimde, niteliği itibariyla düzeltme imkânı olan fiiller için 6446 sayılı Kanun m.16’da öngörülen yaptırımların uygulanacağı düzenlenmiştir.

L. Mevzuat Değişikliklerinin Davacı Stratejisine Etkisi

On yıllık bu kronoloji, EPDK uygulamasının istikrarlı bir rejim olmadığını, sürekli olarak yeni kanun, yönetmelik ve AYM kararlarıyla şekillendiğini ortaya koyar. Davacı stratejisinin temel ilkeleri şu noktalarda yoğunlaşır:

Birinci ilke, dosyaya uygulanacak hukukun olay tarihinde geçerli mevzuat olmasıdır. EPDK’nın bir tüzel kişi hakkında 2018’de tesis ettiği işlemin yargısal denetiminde 2018 tarihinde yürürlükte olan 5015, 6446, 4646 ve 5307 sayılı kanunların o tarihteki halleri ile yönetmeliklerin o tarihteki halleri esas alınır.

İkinci ilke, lehe düzenleme prensibinin uygulanmasıdır. Dava sürerken yapılan değişikliklerle ceza miktarı düşürülmüş veya yaptırım kategorisi değiştirilmişse, davacı lehe olan düzenlemenin uygulanmasını talep edebilir. Danıştay içtihadı bu prensibi 2018 yılındaki kararından bu yana istikrarlı şekilde tanımıştır.

Üçüncü ilke, AYM iptal kararlarının dosyalara yansımasıdır. AYM E.2023/35 K.2023/163 (5015 m.20/2-g iptali), AYM E.2022/21 K.2024/79 (4646 m.6 iptali), AYM E.2024/133 K.2025/233 (YEKA + lisanssız + LNG iptali), AYM E.2025/94 K.2026/11 (VUK m.107/A iptali) gibi güncel iptal kararları, devam eden davalarda doğrudan kullanılabilir. AYM kararlarının yürürlük tarihi titizlikle takip edilmelidir; örneğin E.2024/133 K.2025/233 kararının 10/12/2026 yürürlük tarihi öncesindeki uygulamalar farklı, sonrasındaki uygulamalar farklı değerlendirilir.

Dördüncü ilke, yönetmelik iptallerinin bireysel kararlara yansımasıdır. EPDK uygulamasının dayandığı bir yönetmelik düzenlemesi Danıştay 13. Dairesi tarafından iptal edilmişse, o yönetmeliğe dayanan tüm bireysel kararlar hukuki dayanağını sarsmıştır. Davacı paralel düzenleyici işlem davası açarak veya açılmış bir düzenleyici işlem davasının sonucunu beklemek suretiyle bu çerçeveden yararlanabilir.

Beşinci ilke, sektörel paralelliğin korunmasıdır. 6446, 4646, 5015 ve 5307 sayılı kanunlarda yapılan değişiklikler çoğunlukla paralel düzenlemeler öngörür. Bir sektördeki içtihat hareketi diğer sektörlerdeki davalarda kıyasen kullanılabilir. Örneğin 5015 m.20 ihtar uygulamasının 7164 sayılı Kanun ile getirilmesi sonrası 6446 ve 4646’daki mevcut ihtar uygulaması ile bütünleşik bir savunma stratejisi oluşturulmuştur.

Sonraki bölüm, EPDK iptal davasında en sık karşılaşılan soruları yanıt-cevap formatında ele alan sık sorulan sorular kısmını sunar.

XVIII. Sık Sorulan Sorular

EPDK kararının 60 günlük dava süresi yerine 30 günlük ivedi yargılama süresine tabi olduğu nasıl anlaşılır?

İYUK m.20/A çerçevesinde ivedi yargılama usulüne tabi kararlar kanun ve yönetmeliklerde sınırlı sayıda belirlenmiştir. EPDK kararları bakımından ivedi yargılamaya tabi olanlar özellikle özelleştirme, kamu ihaleleri, acele kamulaştırma ve bazı düzenleyici işlem alanlarında yer alır. Karar metninde “İYUK m.20/A kapsamındadır” veya “ivedi yargılama usulüne tabidir” ibaresi varsa süre kesin olarak otuz gündür. İbare yoksa ve karar genel rejime tabi ise altmış gün uygulanır. Şüphede kalınması halinde otuz günlük süre içinde başvuru yapılması güvenli stratejidir.

EPDK e-tebligatla gönderdiği kararın süresi nasıl hesaplanır?

Tebligat Kanunu m.7/A hükmü uyarınca elektronik tebligat, muhatabın UETS adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır. Tebligatı UETS’e girerek açmak ya da açmamak süreyi etkilemez. Örnek hesaplama: tebligat 1/6/2026 Pazartesi UETS’e düşerse, beşinci gün 6/6/2026 Cumartesi olur; tebliğ tarihi 6/6/2026’dır; dava süresi 7/6/2026 Pazar’dan itibaren işlemeye başlar ve altmış gün sonra 5/8/2026 Çarşamba sonunda biter. Son günün resmi tatile rastlaması halinde ilk iş gününün sonunda biter (İYUK m.8/3).

“Lisans sahibinden kaynaklanmayan haklı sebep” kavramı ile mücbir sebep arasındaki fark nedir?

Mücbir sebep, kişinin iradesi dışında gelişen, öngörülemez ve karşı konulamaz nitelikteki olaylardır (pandemi, savaş, deprem). Haklı sebep ise lisans sahibinin kusurundan kaynaklanmayan ancak mücbir sebep niteliğinde olmayan durumları kapsar; üçüncü kurumların gecikmesi (ÇED süreci uzaması, imar planı onayı bekleme, TEİAŞ görüş gecikmesi), mevzuat değişikliği, idari uygulama belirsizliği örnek verilebilir. 6446 m.7/7 üretim lisansı için her iki kategoriyi de inşaat süresinde tamamlanamama halinde lisans iptalinin istisnası olarak öngörür; önlisans için pratik çerçeve EPLY ve EPDK Kurul kararları üzerinden şekillenir. Dilekçede iki kategorinin somut olaya hangi yönüyle uygulandığı ayrı ayrı tartışılmalıdır.

6446 m.16‘daki idari para cezası 2026 yılında ne tutardadır?

2026 yılı için VUK Genel Tebliği Sıra No: 585 ile %25,49 yeniden değerleme oranı uygulanmıştır. 6446 m.16‘daki güncel tutarlar şu şekildedir: (a)(b)(c) bentleri 10.325.625 TL; (ç) bendi 16.521.042 TL; (d) bendi 18.586.156 TL; (e) bendi 20.651.325 TL. Cezaların uygulanmasında ihlalin hangi bend kapsamında değerlendirildiği titizlikle kontrol edilmelidir; bend tespit hatası ölçülülük ihlali argümanı doğurur.

Tekerrür halinde gayrisafi gelirin yüzdesinin aşılması durumunda ne olur?

6446 m.16 son fıkrası uyarınca aynı fiilin iki yıl içinde tekrar işlenmesi halinde artırılarak uygulanacak para cezasının tutarı, cezaya muhatap tüzel kişinin bir önceki mali yılına ilişkin bilançosundaki gayrisafi gelirinin yüzde onunu aşamaz. Cezaların bu düzeye ulaşması halinde Kurul, lisansı iptal edebilir. Davacı argümanı bakımından: (a) tekerrür süresinin doğru hesaplanması (önceki cezadan iki yıl içinde mi), (b) “aynı fiil” tanımının somut olayda gerçekten oluşup oluşmadığı, (c) gayrisafi gelir tabanının doğru belirlenmesi kritik noktalardır.

EPDK Kurul kararı ile Daire Başkanı kararı arasındaki fark nedir?

EPDK’nın yetki devri uygulamasında bazı işlemler Kurul tarafından doğrudan, bazıları Daire Başkanlığı tarafından devredilen yetki kapsamında alınır. Kurul kararları idari işlemin en üst kademesi olup karar tarihi itibarıyla kesindir. Daire Başkanı kararları yetki devri sınırları içinde geçerlidir; yetki sınırının aşılması yetki yokluğu sakatlığı doğurur. Dilekçede hasım gösterilirken karar metnindeki “Kurul” veya “Daire Başkanı” ifadesi titizlikle kontrol edilmelidir. Hatalı hasım gösterimi davanın husumet yokluğundan reddine yol açar.

Soruşturma raporu eklerinin tebliğ edilmemesi savunma hakkını ihlal eder mi?

Evet. Danıştay 13. Dairesi’nin E.2006/4709 K.2008/6762 sayılı yerleşik içtihadı, savunma hakkının ihlalinin lisans iptal ve idari yaptırım kararlarının iptal sebebi olduğunu ortaya koyar. Soruşturma raporuna dayanak teşkil eden tüm belgelerin (denetim tutanakları, bilirkişi raporları, üçüncü kurum görüşleri, ulusal marker analiz raporları) tebliğ edilmemesi durumunda davacı bu eksikliği yazılı olarak EPDK’ya bildirmeli ve talebinin tarihi kayıt altına alınmalıdır. Sonraki dava aşamasında savunma hakkı ihlali argümanı bu kayıtla desteklenir.

AYM E.2024/133 K.2025/233 kararının yürürlük tarihi öncesi tesis edilen işlemler için iptal etkisi ne olur?

AYM 26/11/2025 tarihli E.2024/133 K.2025/233 sayılı Kararı 10/3/2026 tarihli RG’de yayımlanmış, iptal hükümlerinin yürürlüğü hukuki boşluk doğmaması için dokuz ay ertelenerek 10/12/2026 olarak belirlenmiştir. 10/12/2026 öncesi tesis edilen EPDK işlemleri için iptal edilen hüküm henüz yürürlüktedir; bu işlemler iptal kararıyla otomatik olarak hukuka aykırı hâle gelmez. Ancak 10/12/2026 sonrası tesis edilecek işlemler iptal hükmünün uygulama dışı kalması nedeniyle hukuki dayanaksız kalacaktır. Devam eden davalarda AYM kararına atıf, gelecek yargısal denetim bakımından argüman gücü taşır.

EPDK soruşturmasında ek savunma süresi yasal sınırı nedir?

Soruşturma raporunun tebliğinden itibaren savunma süresi uygulanacak sektör yönetmeliğine göre belirlenir. Doğal Gaz Piyasası Denetim Yönetmeliği bakımından temel süre otuz gün, gerekçeli talep üzerine verilebilecek ek süre on beş güne kadardır. Soruşturma prosedürüne gerek olmayacak derecede açık aykırılıklarda ise ilgiliye on beş günden az olmamak üzere yazılı savunma süresi tanınabilen ayrı hükümler vardır. Karmaşık dosyalarda (çoklu ihlal iddiası, teknik bilirkişi gerekliliği, geniş belge incelemesi) ek süre talebi gerekçeli yazılmalıdır. Ek süre talep edilmediği takdirde dosya hızlı şekilde Kurul’a sevk edilir; davacı yeterli hazırlık imkânı kaybeder.

5015 m.20 ihtar uygulamasındaki 30 günlük süre adli tatil rejimine tabi midir?

İdari süreler adli tatil rejimine tabi değildir. İYUK m.8/3 hükmü yalnızca yargı süreleri için adli tatil uzamasını öngörür. EPDK’nın ihtar yazısında verilen otuz günlük süre, lisans sahibinin mevzuata aykırı durumu düzeltmesi için tanınan idari bir süredir; adli tatile rastlaması süreyi uzatmaz. İhtar süresi içinde aykırılığın giderilmemesi halinde altmış gün geçici faaliyet durdurma yaptırımı uygulanır. Bu süre içinde tatil günleri sayılır.

Düzenleyici Kurul kararı ile bireysel Kurul kararı arasındaki dava süreci farkı nedir?

Düzenleyici Kurul kararları (Resmî Gazete’de yayımlanan tarife düzenlemeleri, sektörel usul ve esaslar) Danıştay 13. Dairesi’nde ilk derece olarak dava edilir; süre Resmî Gazete yayım tarihinden itibaren altmış gündür. Bireysel Kurul kararları (idari para cezası, lisans iptali, süre uzatım reddi) idare mahkemesinde dava edilir; süre tebliğ tarihini izleyen altmış gündür. Hatalı görevli mahkeme tespiti dosyanın görev yönünden reddine ve görevli mahkemeye gönderilmesine yol açar; bu süreçte aylar kaybedilebilir.

TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşüne karşı EPLY m.15/2-(c) kapsamında itiraz nasıl yapılır?

TEİAŞ veya dağıtım şirketinin önlisans başvurusu kapsamında oluşturduğu bağlantı ve sistem kullanımı görüşüne karşı başvuru sahibi, EPLY m.15/2-(c) uyarınca görüşün kendisine bildirilmesinden itibaren on iş günü içinde gerekçeli itirazını Kuruma sunmalıdır. Bu itiraz sunulmazsa görüş kabul ve taahhüt edilmiş sayılır.

AYM bireysel başvuruda otuz günlük süre hangi tarihten itibaren işler?

6216 sayılı Kanun m.47/5 hükmü uyarınca süre, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren işler. Nihai mahkeme kararının tebliği veya UYAP üzerinden öğrenilmesi otuz günlük süreyi başlatır. Tebliğ ile öğrenme tarihi farklı ise erken olanı esas alınır. AYM Mehmet Özcan kararı (B.No:2019/6266, 15/1/2020) çerçevesinde elektronik tebligatın açıldığı tarih öğrenme tarihi sayılır ve otuz günlük süre bu tarihten itibaren başlar. Haklı bir mazeret sebebiyle süresi içinde başvuru yapamayan kişi, mazeretin ortadan kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde mazeretini belgelemek şartıyla başvuruda bulunabilir.

AİHM 15 No’lu Ek Protokol sonrası dört aylık süre içinde başvuru nasıl yapılır?

15 No’lu Ek Protokol Türkiye için 1/2/2022 tarihinde yürürlüğe girmiş, başvuru süresi altı aydan dört aya inmiştir. Süre, nihai iç hukuk kararının (genellikle AYM bireysel başvuru kararı) tebliği veya öğrenilmesinden itibaren işler. AİHM’ye yapılan başvurular eksiksiz şekilde doldurulmuş başvuru formu ile yapılır; eksik form süreyi kesmez. Başvuruda AİHS m.6 (adil yargılanma), 1 No’lu Ek Protokol m.1 (mülkiyet hakkı), AİHS m.13 (etkili başvuru hakkı) ileri sürülür. AYM kararının kesinleşmesi öncesinde yapılan başvurular iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilir.

Türkiye’nin tarafı olduğu Energy Charter Treaty (ECT) ve ICSID Konvansiyonu çerçevesinde yabancı yatırımcı tahkime nasıl başvurur?

Türkiye ICSID Sözleşmesi’ne 2/4/1989 tarihinden itibaren taraftır; ECT’ye ise 4519 sayılı Kanun ile 1/2/2000 tarihinden itibaren taraftır. ICSID tahkimi Washington DC’de yer alan Uluslararası Yatırım Anlaşmazlıkları Çözüm Merkezi nezdinde yürütülür; ECT tahkimi UNCITRAL veya Stockholm Ticaret Odası kuralları çerçevesinde olabilir. Tahkim öncesinde altı aylık görüşme süresi (cooling-off period) çoğunlukla zorunludur. Yatırımcı, ev sahibi ülkenin (Türkiye’nin) tarafı olduğu ikili yatırım anlaşması veya ECT çerçevesinde tahkim taleplerini doğrudan uluslararası tahkime taşıyabilir; iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı çoğunlukla aranmaz.

Lisanssız üretici dağıtım tarifesi (11537 sayılı Kurul kararı) bireysel davaları nasıl etkiler?

29/12/2022 tarihli ve 11537 sayılı Kurul kararı, 30/12/2022 tarihli ve 32059 (2. Mükerrer) sayılı RG’de yayımlanmıştır. Düzenleyici işlem niteliğindeki bu karar Danıştay 13. Dairesi’nde E.2023/1004 K.2024/3966 sayılı kararla yargısal denetime tabi tutulmuştur. Düzenleyici işlem iptal edildiği takdirde, bu karara dayanan tüm bireysel uygulamalar (fatura tahakkukları, dağıtım bedeli kesintileri) hukuki dayanağını kaybeder. Lisanssız üreticiler bireysel davalarında 11537 sayılı Kurul kararına karşı paralel düzenleyici işlem davası açabilir.

EPDK iptal davasında YD red kararına karşı 7 günlük itiraz hakkı (İYUK m.27/7) nasıl kullanılır?

YD red kararının tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde, idare mahkemesinin bağlı bulunduğu bölge idare mahkemesine itiraz yapılır. İtiraz dilekçesinde YD red kararının gerekçesindeki hata, somut olaydaki telafisi güç zarar tehlikesi, açıkça hukuka aykırılık unsurları ayrı ayrı tartışılmalıdır. İtiraz incelemesi dosya üzerinden yapılır; duruşma açılmaz. Bölge idare mahkemesinin verdiği karar kesindir, bir başka YD itirazı için kullanılamaz. YD itirazı kullanılmayan dosyalarda esastan kazansa bile davacı dava süreci boyunca işlemin etkilerini yaşar.

Akfen+4 (Aralık 2025), Alarko-Altek (Şubat 2026) ve Tatlıpınar TATEN (Şubat 2026) önlisans ret kararları arasındaki yapısal fark nedir?

Akfen+4 kararı, 2022 sonunda verilmiş önlisansların süre uzatım taleplerinin reddi ve önlisans iptali şeklinde tezahür etmiştir; davacı tarafının EPLY m.17 yükümlülüklerini tamamlayamamış olması temel meseledir. Alarko-Altek ve Tatlıpınar TATEN kararları ise henüz önlisans verilmemiş başvurular için EPLY m.16/4-(a) bendi uyarınca TEİAŞ tarafından uygun bağlantı görüşü oluşturulamadığı gerekçesiyle başvuru reddi şeklindedir; iletim sistemi kapasite kısıtı temel meseledir. İlk gruptaki davalarda mücbir sebep ve EPLY m.17 yükümlülüklerinin tartışılması, ikinci gruptaki davalarda EPLY m. 16/4-a çerçevesinde TEİAŞ görüşünün yargısal denetimi ön plandadır.

EPDK iptal davası ilk derece + istinaf + temyiz süreci ortalama ne kadar sürer?

İdare mahkemesi ilk derece süreci on iki ila yirmi dört ay arasındadır; YD talebi ise genellikle ilk iki ay içinde karara bağlanır. Bölge idare mahkemesi istinaf incelemesi altı ila on iki ay sürer. Danıştay 13. Dairesi temyiz incelemesi (görev kapsamındaki dosyalarda) on iki ila yirmi dört ay sürebilir. Toplam süre orta düzey karmaşıklıkta üç yıl, yüksek karmaşıklıkta dört ila beş yıldır. İYUK m.20/A kapsamındaki dosyalarda dava açma, cevap, temyiz ve karar süreleri kanunda ayrıca belirlenen özel takvime bağlandığı için süreç genel rejime göre belirgin şekilde hızlanır. Düzenleyici işlemlere karşı ilk derece olarak Danıştay 13. Dairesi’nde açılan davalar on sekiz ila otuz altı ay sürer.

XIX. Sonuç ve Çiftçi & Partners Yaklaşımı

EPDK kararlarına karşı yargı yolu, klasik anlamda bir “idari dava açma” meselesinden ibaret değildir. Bu alanda dosyanın kaderi, çoğu zaman dava dilekçesinin kalitesinden önce, kararın hukuki niteliğinin doğru okunmasına bağlıdır. İşlem bireysel mi, düzenleyici mi, hazırlık işlemi mi, icrai işlem mi, ivedi yargılama kapsamında mı, yoksa genel altmış günlük dava süresine mi tabi? Bu sorulara verilecek cevaplar, görevli mahkemeyi, dava açma süresini, yürütmenin durdurulması stratejisini, delil setini ve nihayet davanın kazanılabilirliğini doğrudan belirler.

Enerji piyasası uyuşmazlıklarının ayırt edici özelliği, hukuki tartışmanın teknik veriyle iç içe geçmesidir. Bir lisans iptali dosyasında yalnızca 6446 sayılı Kanun‘un ilgili maddesini göstermek yeterli değildir; önlisans yükümlülüklerinin hangi tarihte hangi objektif engel nedeniyle tamamlanamadığı, idari sürecin hangi kurum görüşü nedeniyle tıkandığı, TEİAŞ görüşünün hangi teknik varsayıma dayandığı, alternatif bağlantı noktalarının neden değerlendirilmediği ve EPDK’nın takdir yetkisini hangi somut gerekçeyle kullandığı birlikte ortaya konulmalıdır. Aynı şekilde, bir idari para cezası dosyasında yalnızca ceza tutarının yüksekliği değil; fiilin tespiti, kusur, savunma hakkı, ihtar yükümlülüğü, ölçülülük ve lehe düzenleme ihtimali ayrı ayrı tartışılmalıdır.

2026 itibarıyla EPDK pratiğinde iki eğilim öne çıkmaktadır. Birincisi, depolamalı RES/GES başvuruları, önlisans süre uzatım talepleri ve TEİAŞ olumsuz bağlantı görüşleri etrafında yoğunlaşan yeni uyuşmazlık dalgasıdır. Bu dosyalarda yargısal denetimin merkezinde “kapasite yok” formülünün soyut şekilde tekrarlanması değil; kapasite analizinin nasıl yapıldığı, sistem güvenliği gerekçesinin hangi teknik veriye dayandığı, başvurular arasında eşitlik ilkesinin korunup korunmadığı ve yatırımcının meşru beklentisinin nasıl değerlendirildiği yer alacaktır. İkincisi, AYM kararları, yönetmelik değişiklikleri ve parasal temyiz sınırları nedeniyle usul hukukunun daha dinamik hale gelmesidir. Bu nedenle dava stratejisi, yalnızca işlem tarihindeki mevzuata değil, dava sürecinde yürürlüğe giren lehe düzenlemelere ve anayasal denetim kararlarına da açık tutulmalıdır.

Çiftçi & Partners’ın EPDK kararlarına yaklaşımı bu nedenle üç aşamalı bir dosya okumasına dayanır. İlk aşama, işlemin hukuki niteliğini ve doğru yargı yolunu belirlemektir. Bu aşamada süre, görev, yetki, m.11 başvurusu, ivedi yargılama ve yürütmenin durdurulması ihtiyacı aynı anda değerlendirilir. İkinci aşama, kararın teknik ve idari arka planını çözmektir. TEİAŞ yazışmaları, bağlantı görüşleri, kurum görüşleri, ÇED, imar, kamulaştırma, mera, DSİ ve diğer izin süreçleri kronolojik bir dosya mantığıyla yeniden kurulur. Üçüncü aşama ise dava dilekçesinin yalnızca hukuki iddialarla değil; somut tarih, somut belge, somut teknik veri ve somut zarar anlatımıyla inşa edilmesidir.

Bu yaklaşımın amacı, EPDK’nın teknik takdir alanını yok saymak değildir. Enerji piyasası, kamu hizmeti niteliği, arz güvenliği, sistem güvenliği ve yatırım planlaması gibi gerçek idari hassasiyetler içerir. Ancak teknik takdir yetkisi, gerekçesiz karar alma serbestisi anlamına gelmez. Bağımsız idari otorite kararları da Anayasa m.125 uyarınca yargısal denetime tabidir; bu denetim, özellikle gerekçe, ölçülülük, eşitlik, hukuki güvenlik, savunma hakkı ve meşru beklenti ilkeleri üzerinden somutlaştırılır. İdarenin teknik değerlendirmesi güçlü olabilir; fakat bu değerlendirmenin hangi veriye dayandığı, hangi alternatiflerin neden dışlandığı ve başvuru sahibinin özel durumunun neden farklı bir sonuca imkân vermediği kararda gösterilmelidir.

Sonuç olarak EPDK kararına muhatap olan şirketlerin ilk yapması gereken şey, kararın tebliğinden sonra beklemek değil; aynı gün süre, görev, teknik delil ve yürütmenin durdurulması analizini başlatmaktır. Altmış günlük genel dava süresi geniş görünse de, özellikle bağlantı görüşü, önlisans yükümlülükleri, idari para cezası veya lisans iptali dosyalarında nitelikli bir dava dilekçesi için gereken teknik belge seti kısa sürede hazırlanamaz. İyi kurulmuş bir EPDK iptal davası, yalnızca mevzuat atfı yapan bir dilekçe değil; idarenin karar zincirini geriye doğru açan, her halkadaki hukuki ve teknik zayıflığı gösteren, zararı ve aciliyeti somutlaştıran bütünlüklü bir dosyadır.

Çiftçi & Partners bakımından enerji piyasası uyuşmazlıklarında temel ilke budur: hızlı ama aceleci olmayan, teknik ama anlaşılır, sert ama ölçülü, idare hukukunun klasik ilkelerini enerji piyasasının güncel gerçekliğiyle birleştiren bir dava stratejisi. EPDK kararlarına karşı başarı şansı, kararın hukuka aykırılığını yüksek sesle söylemekten değil; bu hukuka aykırılığı belge, tarih, teknik veri ve içtihatla adım adım görünür kılmaktan geçer.

Kaynakça ve Referanslar

I. Anayasa, Kanunlar ve KHK’lar
II. Yönetmelikler, Tebliğler ve İkincil Mevzuat
III. EPDK Kurul Kararları, Duyurular ve Kurumsal Kaynaklar
IV. Yargı Kararları ve İçtihat Kaynakları
V. Uluslararası Hukuk, Tahkim ve İnsan Hakları Kaynakları
VI. Doktrin ve Yardımcı Kaynaklar
VII. Çiftçi & Partners İç Bağlantıları
VIII. Diğer Haber ve Bilgi Kaynakları

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler

EPLY m.35 Kapsamında Mücbir Sebep ve Haklı Sebep: Önlisans ve Lisans Sahipleri İçin Hukuki Çerçeve

EPLY m.35 kapsamında mücbir sebep, önlisans ve lisans sahibi tüzel kişilerin süreli yükümlülükleri, tesis tamamlama süresi, teminat irat kaydı, lisans iptali ve EPDK yaptırımları bakımından kritik öneme sahiptir. Bu yazıda EPDK mücbir sebep başvurusu, haklı sebep ayrımı, Danıştay 13. Dairesi içtihadı ve ret halinde açılacak iptal davası süreci incelenmektedir.

Read

29 Nisan 2026 EPLY Değişikliği: EPDK Önlisans Yaptırımları, Katlı Bedel ve Marka Kısıtlaması

29 Nisan 2026 tarihli Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği değişikliği; önlisans sahiplerinin EPDK yaptırım rejimine dahil edilmesi, katlı lisans bedeli uygulamasının kaldırılması ve tedarik/toplayıcı şirketleri bakımından unvan, marka ve logo kısıtlamaları yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu yazıda değişikliğin yatırımcılar, depolamalı RES/GES önlisans sahipleri ve enerji şirketleri bakımından pratik etkileri incelenmektedir.

Read