Hizmet Tespiti Davasında Bordro Tanığı, Hak Düşürücü Süre ve SGK Kayıtlarının İspat Değeri

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlık binası ve hizmet tespiti davasında SGK kayıtlarının önemi

Sigortalı, emeklilik hesabında boş görünen ayları fark ettiğinde uyuşmazlık çoğu zaman yalnızca eksik prim gününden ibaret kalmamaktadır. İşveren sonradan verilmiş bir işe giriş bildirgesini öne sürmekte; işçi ise aynı masada, aynı atölyede ya da aynı büroda kesintisiz çalıştığını söylemektedir. Dosyanın ağırlık merkezi burada ücret bordrosundan çok, fiili çalışmanın hangi delil düzeniyle kurulacağına kaymaktadır. Bordro tanığının gerçekten aynı dönemi bilip bilmediği, komşu işyeri anlatımlarının ne kadar somut olduğu, SGK kayıtlarının mahkemeye ne söylediği ve beş yıllık hak düşürücü sürenin hangi tarihten işlemeye başladığı davanın sonucunu belirlemektedir. Hizmet tespiti davasında belirleyici olan, tanık sayısını çoğaltmak değil; kesintisiz çalışmayı tarih, mekan, görev ve kayıt izi üzerinden birbirini doğrulayan bir ispat çizgisi içinde kurabilmektir. (Anayasa m. 60; 5510 sayılı Kanun m. 86/9 ve m. 92; Güzel/Okur/Caniklioğlu, 2021; Yücel, 2016; Makas, 2024)

Bu içerik 18.05.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

İlke: Hizmet tespiti davası, kayıt dışı veya eksik bildirilmiş çalışmanın yalnızca özel hukuk sonucunu değil, zorunlu sigortalılık ilişkisini de tespit etmektedir. Bu nedenle mahkeme, taraf beyanı ile yetinmemekte; kamu düzeni boyutunu gözeterek çalışmanın niteliğini ve süresini resen araştırma yükü altında hareket etmektedir. (5510 sayılı Kanun m. 4/1-a, m. 8, m. 86/9 ve m. 92; Bulut, 2011; Atalı, 2014)

Hizmet Tespiti Davasının Hukuki Çerçevesi

Hizmet tespiti davası, hizmet sözleşmesine dayalı zorunlu sigortalılık süresinin Kurum kayıtlarında hiç görünmediği ya da eksik göründüğü durumlarda, mahkeme kararıyla bu dönemin tespit edilmesini sağlamaktadır. Davanın konusu ücret alacağı, kıdem tazminatı ya da fazla çalışma alacağı değildir; tartışma noktası, belirli bir dönemde 4/1-a kapsamındaki fiili çalışmanın gerçekten var olup olmadığının ve bu çalışmanın hangi prim gün sayısıyla Kurum siciline işlenmesi gerektiğinin belirlenmesidir. Bu ayrım küçük görünse de dosyanın bütün usul mimarisini değiştirmektedir. Çünkü ücret alacağı davasında tarafların ikrarı bazı alanlarda ağırlık taşıyabilse de, hizmet tespiti davasında yalnızca işveren kabulüyle sonuca gidilememekte; mahkeme kamu düzeni nedeniyle delilleri daha sıkı bir süzgeçten geçirmektedir. (5510 sayılı Kanun m. 86/9; 4857 sayılı İş Kanunu m. 8; Duman, 2002; Bulut, 2011; Sözer, 2023)

Zorunlu sigortalılık ilkesi, çalışanın sosyal güvenlik hakkından feragat edemeyeceği anlamına gelmektedir. İşverenin sigorta girişini yapmamış olması, tarafların kendi aralarında “elden ödeme”, “deneme süresi”, “stajyer gibi görünme” veya “sonradan düzeltme” türü bir açıklama üretmeleriyle meşrulaşmamaktadır. Hizmet ilişkisi fiilen kurulmuşsa, sigortalılık da kural olarak çalışmanın başladığı anda doğmaktadır. Mahkeme bu nedenle işin gerçekten kimin hesabına, hangi emir ve talimat ilişkisi içinde, hangi devamlılıkla görüldüğünü ayırmaktadır. Hizmet sözleşmesi ile vekalet, eser ya da ortaklık ilişkisi arasındaki çizgi bulanık bırakıldığında dava yalnızca ispat eksikliği yüzünden değil, hukuki nitelendirme hatası sebebiyle de kaybedilebilmektedir. (Yarg. 10. HD, 29.01.2015, E. 1795, K. 1564; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Bulut, 2011 ve Makas, 2024 üzerinden; Yarg. 10. HD, 17.02.2011, E. 2009/12594, K. 2011/1873; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden; Tuncay/Ekmekçi, 2019; Arıcı, 2022)

Hizmet tespiti davasının sosyal güvenlik hukuku bakımından önemi, yalnızca eksik günlerin emeklilik hesabına eklenmesinden ibaret değildir. Prime esas kazanç, malullük-yaşlılık-ölüm sigortası, iş kazası ve meslek hastalığı bağlamında hak sahipliği, sağlık yardımı ve kimi dosyalarda ölüm geliri veya hak sahiplerinin menfaatleri de bu tespit üzerinden şekillenmektedir. Bu sebeple çalışma süresi kadar, çalışma döneminin hangi ücret ve hangi iş organizasyonu içinde geçtiği de önem taşımaktadır. Prime esas kazancın tespiti ayrı bir teknik sorun olarak belirmekte; bordro, banka kaydı, puantaj, sevk irsaliyesi, kurumsal e-posta, giriş-çıkış kayıtları ve vergi/fatura izleri birlikte ele alınmaktadır. (Ermumcu, 2021; Saraç, 2010; Yürekli, 1997; Aydın, 2016)

Ara Değerlendirme: Hizmet tespiti davası yalnızca “çalıştım, bildirilmedim” cümlesiyle yürümemektedir. Dava, hizmet sözleşmesinin gerçekten kurulduğunu, bu ilişkinin hangi tarihlerde sürdüğünü ve Kurum kayıtlarındaki boşluğun hangi delillerle doldurulacağını ayrı ayrı ispat etmeyi gerektirmektedir.

Görev, Yetki ve Kuruma Başvuru İstisnası

Görev yönünden temel kural, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan ve hizmet akdine tabi çalışmanın zorunlu sigortalılık süresinin tespiti niteliği taşıyan uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görülmesidir. İş mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi iş mahkemesi sıfatıyla davaya bakmaktadır. Yetki bakımından ise davalının yerleşim yeri ile işin görüldüğü yer mahkemesi dosyanın tabii merkezleri olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçeve, hizmet tespiti davasını sıradan bir tazminat davasından ayıran özel bir yargılama yatağı oluşturmaktadır. (Yarg. 10. HD, 24.11.1982, E. 4935, K. 5205; Yarg. 9. HD, 26.09.1980, E. 8527, K. 9621; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 ve Bulut, 2011 üzerinden; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu; Yücel, 2016)

Daha önemli nokta, bu dava türünün 7036 sayılı Kanun’daki ön başvuru zorunluluğunun açık istisnası olmasıdır. Sosyal güvenlik mevzuatından doğan birçok uyuşmazlıkta dava açılmadan önce Kuruma başvuru yapılması aranırken, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri bu zorunluluğun dışında bırakılmıştır. Bu istisna, davanın niteliğiyle uyumludur. Çünkü burada önce Kurum işleminin iptali değil, çoğu zaman hiç oluşmamış ya da eksik oluşmuş bir kayıt tablosunun mahkeme eliyle kurulması istenmektedir. Bu nedenle yanlış usul tercihleriyle zaman kaybetmek, özellikle hak düşürücü süre tartışmasının sınırında duran dosyalarda telafisi güç sonuçlar doğurmaktadır. (7036 sayılı Kanun m. 4; TBB 2011 makalesi; Arıcı, 2022; Korkusuz/Uğur, 2022)

SGK’nın dosyadaki konumu da salt biçimsel görülmemelidir. 6552 sayılı Kanunla eski İş Mahkemeleri Kanunu döneminde belirginleşen re’sen ihbar ve fer’î müdahale çizgisi, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine bağlı doğasını açıklamaktadır. Kurum, sonucun kendi sicil ve prim hesabı üzerinde etkisi nedeniyle dosyayı pasif biçimde izlemez; hak düşürücü süre, delil yeterliliği ve kayıtların yorumu bakımından çoğu kez etkin itirazlar ileri sürmektedir. Uygulamada, davacı ile işverenin uzlaşır görünmesi mahkemeyi rahatlatmamakta; tam tersine, Kurum itirazı varsa araştırma yükü daha da görünür hale gelmektedir. (Atalı, 2014; Yarg. 10. HD, 14.07.2011, E. 10902, K. 11474; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden; Yarg. 21. HD, 21.10.2008, E. 2007/22158, K. 2008/16301; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden)

Pratik not: Dava açılmadan önce SGK’ya başvuru şartı bulunmaması, Kurum kayıtlarını dava dışında toplamaya gerek olmadığı anlamına gelmemektedir. SGK hizmet dökümü, işe giriş bildirgesi, dönem bordroları, müfettiş raporları ve varsa daha önce yürütülmüş idari denetim belgeleri dava stratejisinin merkezinde kalmaktadır. Aynı alandaki diğer uyuşmazlıklara ilişkin değerlendirmeler için analizler arşivimiz ile meslek hastalığı tespitine itiraz incelememiz birlikte okunabilir.

Ara Değerlendirme: Hizmet tespiti dosyasında usul hatası, delil eksikliği kadar yıkıcı olabilmektedir. Görevli mahkemeyi, yetkili yeri ve ön başvuru istisnasını doğru okumak, hak düşürücü süreye takılmadan esas tartışmasına ulaşmanın ilk şartıdır.

Hak Düşürücü Süre, Bildirim ve Blok Çalışma Meselesi

5510 sayılı Kanun’un 86/9. maddesi, bildirilmeyen veya Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların hizmetlerini, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesinde ispatlayabileceklerini düzenlemektedir. Yargıtay’ın kökleşmiş çizgisi bu sürenin zamanaşımı değil, hak düşürücü süre olduğu yönündedir. Bunun sonucu ağırdır: süre, taraf ileri sürmese bile mahkemece resen dikkate alınmaktadır; kesilme ve durma halleri zamanaşımındaki kadar esnek işletilmemektedir. Bu nedenle hizmet tespiti dosyasında “işveren zaten kabul ediyor” rahatlığı, en sık yapılan stratejik hatalardan biridir. (YHGK, 12.06.1985, E. 10-820, K. 585; YHGK, 12.06.1991, E. 10-259, K. 357; Yarg. 10. HD, 10.09.1985, E. 3999, K. 4305; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Bulut, 2011 ve Makas, 2024 üzerinden; 5510 sayılı Kanun m. 86/9; Özkaraca/Akkaya, 2022; Yılmaz, 2016)

Buna rağmen hak düşürücü süre tartışması her dosyada düz bir takvim hesabına indirgenmemektedir. Özellikle bildirilmeyen dönem ile daha sonra Kuruma bildirilen dönem aynı işyerinde kesintisiz biçimde birleşiyorsa, “blok çalışma” sorunu ortaya çıkmaktadır. Yalova Sosyal Bilimler Dergisi’nde yayımlanan HGK karar incelemesinin de işaret ettiği üzere, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.03.2023 tarihli kararında, bildirimsiz parçanın tek başına sona erdiği tarihten değil, kesintisiz blok çalışmanın bütününden hareket edilmesi gerektiği yönünde bir değerlendirme hattı kurmaktadır. Bu yaklaşım, özellikle işverenin bir süre sonra işe giriş bildirgesi vermiş olmasının, daha önceki bütün dönemi otomatik olarak kurtarmadığı; fakat sürenin başlangıcının değerlendirilmesinde blok çalışma olgusunun göz ardı edilemeyeceği anlamına gelmektedir. (HGK, 29.03.2023, E. 2023/224, K. 2023/265; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Makas, 2024 üzerinden)

Diğer yandan, Kurumun çalışmayı daha önce başka bir yolla öğrenmiş olması da süre hesabını değiştirebilmektedir. Müfettiş durum tespit tutanakları, asgari işçilik incelemeleri, işveren imzalı ücret bordrosunda sigorta primi kesildiğini gösteren kayıtlar, süresinde verilmiş işe giriş bildirgesi bulunmasına rağmen prim belgesinin gönderilmemiş olması veya işçilik alacağı davasında aynı dönemi tespit eden kesinleşmiş mahkeme kararı, klasik beş yıllık hesabı davacı aleyhine otomatik işletmeyi güçleştirmektedir. Burada asıl ölçüt, Kurumun uyuşmazlık konusu döneme ilişkin bilgiye hangi yoğunlukta ulaştığı ve bu bilginin somut çalışmayı gerçekten görünür kılıp kılmadığıdır. (Bulut, 2011; Makas, 2024; Duran, 2007; Öztürk, 2010)

Süre uyarısı: Dava stratejisi, çalışmanın geçtiği son günü değil, hangi dönemin Kurum tarafından hangi kayıtla öğrenildiğini merkeze almalıdır. Eksik bildirilen bir blok çalışmada yanlış başlangıç tarihi üzerinden yapılan süre hesabı, dava dilekçesi daha okunmadan dosyayı düşürebilmektedir.

Hak düşürücü sürenin sıkı uygulanması, hizmet tespiti davasını delil toplanmasını ertelemeye elverişli bir dava türü olmaktan çıkarmaktadır. İşçi yıllarca aynı işyerinde bulunmuş olsa dahi, banka kaydı, e-posta trafiği, sevk irsaliyesi, vardiya çizelgesi, müşteri yazışması veya komşu işyeri tanıkları kayboldukça dosya daralmaktadır. Bu yüzden özellikle işten ayrılış sonrasında “önce işverenle konuşalım, sonra dava açarız” yaklaşımı sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında çoğu zaman pahalıya mal olmaktadır. (Erbaş, 2004; Aydın, 2016; Şakar, 2011)

Ara Değerlendirme: Hizmet tespiti davasında süre hesabı, takvim hesabı kadar kayıt bilgisidir. Mahkeme, Kurumun neyi ne zaman öğrendiğini ve bildirimsiz dönemin sonradan bildirilen kesintisiz çalışmayla birleşip birleşmediğini ayırmadan sağlıklı bir sonuca varmamaktadır.

İspat Rejimi: Bordro Tanığı, Komşu İşyeri Tanığı ve SGK Kayıtları

Hizmet tespiti dosyalarının çoğunda temel gerilim, tanık anlatımının nerede başlayıp nerede tek başına yetersiz kaldığı noktasında düğümlenmektedir. Bordro tanığı, aynı işyerinde aynı dönemde kayıtlı görünen çalışan olduğu için teorik olarak en güçlü tanık tipidir; fakat mahkeme salt bordro tanığı etiketiyle yetinmemektedir. Tanığın uyuşmazlık dönemiyle gerçekten çakışan bir çalışma dönemine sahip olması, davacının yaptığı işi, işyerinin düzenini ve çalışma devamlılığını somutlayabilmesi beklenmektedir. Uyuşmazlık dönemiyle ilgisi zayıf, yalnızca işyeri adını bilen veya “orada çalıştığını duydum” düzeyindeki beyanlar, kamu düzeni niteliğindeki bir davada ispat omurgası kurmamaktadır. İş sözleşmesi kaynaklı diğer ispat tartışmalarına ilişkin olarak rekabet yasağı kaydına ilişkin incelememiz de benzer delil disiplinini göstermektedir. (Yarg. 21. HD, 26.03.2013, E. 20458, K. 5735; Yarg. 10. HD, 14.07.2011, E. 10556, K. 11461; Yarg. 10. HD, 31.05.2011, E. 3875, K. 8000; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 ve Makas, 2024 üzerinden; Ermumcu, 2021)

Komşu işyeri tanıkları da uygulamada küçümsenmemektedir. Yargıtay özellikle küçük atölye, büro, depo ve sahaya yayılmış iş organizasyonlarında, davacının aynı sokakta ya da aynı pasaj içinde görünür biçimde çalıştığının komşu işyerlerince bilinmesini destek delili olarak kabul etmektedir. Fakat bu anlatımların değerli olabilmesi için tanığın hangi işyerinde, hangi tarihler arasında, davacıyı ne sıklıkla ve hangi işle meşgulken gördüğünü açıklaması gerekmektedir. Komşu işyeri tanığı, bordro tanığı yokluğunu kör biçimde telafi etmemekte; yalnızca diğer kayıt kırıntılarıyla birleştiğinde ikna gücü kazanmaktadır. (Yarg. 21. HD, 28.02.2011, E. 1457, K. 2438; Yarg. 21. HD, 21.02.2011, E. 1403, K. 1397; Yarg. 10. HD, 08.04.2010, E. 2008/8258, K. 2010/5064; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden)

SGK kayıtları, işe giriş bildirgesi ve dönem bordroları ise dosyanın sessiz ama çoğu zaman belirleyici delilleridir. İşe giriş bildirgesinin sonradan verilmiş olması, önceki dönemin hiç çalışılmadığını göstermemektedir; buna karşılık bildirgenin varlığı tek başına önceki dönemin de kesintisiz olduğunu ispatlamamaktadır. Mahkeme burada bildirge tarihi, bildirilen prim gün sayısı, ücret bordrosu, vergi ve muhasebe izleri, müfettiş raporu, işyeri tescil tarihi ve işverenin faal organizasyonunu birlikte okumaktadır. İşverenin “evet, çalıştı” yönündeki kabulü dahi ancak bu delil ağı içinde bir anlam kazanmaktadır. Çünkü kamu düzeni etkisi sebebiyle ikrar, hizmet tespit davasında klasik özel hukuk davalarındaki kadar serbestçe sonuç doğurmamaktadır. (Yarg. 10. HD, 29.09.2011, E. 11662, K. 12662; Yarg. 21. HD, 11.07.2005, E. 3052, K. 7320; Yarg. 10. HD, 25.03.2014, E. 2013/22369, K. 2014/6868; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Bulut, 2011 ve Yücel, 2016 üzerinden)

Delil türü Ne bakımından güçlüdür Sınırı Mahkemenin beklediği destek
Bordro tanığı Aynı dönem ve aynı işyeri bilgisi varsa fiili çalışmayı somutlaştırmaktadır. Dönem çakışması zayıfsa soyut kalmaktadır. SGK kaydı, işyeri faaliyeti ve diğer tanıklarla uyum.
Komşu işyeri tanığı Günlük görünürlüğü ve işyeri devamlılığını desteklemektedir. “Görmüş olabilirim” türü beyan yeterli olmamaktadır. Tarih, mekan ve görev anlatısının ayrıntılı olması.
İşe giriş bildirgesi İşverenin belli bir tarihten itibaren çalışmayı kabul ettiğini görünür kılmaktadır. Önceki dönemi otomatik ispatlamamaktadır. Blok çalışma anlatısını destekleyen tanık ve kayıtlar.
Ücret bordrosu ve banka kaydı Prime esas kazanç ve ücret akışını görünür kılmaktadır. Elden ödeme ve eksik bordro halinde parçalı kalmaktadır. Tanık beyanı, muhasebe izi, e-posta veya puantaj.
SGK denetim raporu Kurum bilgisinin oluştuğunu ve çalışmanın resmi düzlemde fark edildiğini açığa çıkarmaktadır. Her rapor geçmiş bütün dönemi kapsamayabilmektedir. Rapor tarihi ile uyuşmazlık dönemi arasında bağ kurulması.

Ara Değerlendirme: Bordro tanığı tek başına sihirli anahtar değildir; ama doğru kayıtlarla birleştiğinde dosyanın omurgasını kurabilmektedir. Mahkeme için mesele, bir delilin çok güçlü görünmesi değil, delillerin birbirini yalansız biçimde taşımasıdır.

Ücret Bordrosu, Prime Esas Kazanç ve İspatın İkinci Katmanı

Birçok hizmet tespiti davası yalnızca “çalışma vardı mı?” sorusunda kalmamakta; bu çalışmanın hangi prime esas kazançla kayda geçeceği de ayrıca tartışılmaktadır. Bu ikinci katman atlandığında, dava nominal olarak kazanılmış görünse bile sigortalı bakımından eksik sonuç doğabilmektedir. Ücret bordrosu, banka dekontu, elden ödemenin düzenli tanık anlatımıyla desteklenmesi, işyerinin unvanı ve ölçeği, davacının fiili görevi ve aynı dönemde çalışan emsal personelin ücret düzeni bu tartışmada önem kazanmaktadır. Prime esas kazancın düşük gösterildiği dosyalarda mahkeme, çalışma olgusunu kabul ettikten sonra kazanç tespitine daha temkinli yaklaşmaktadır. Benzer şekilde sosyal güvenlik iddiasının tıbbi rapor ve kurum görüşleriyle nasıl kesiştiği, meslek hastalığı dosyalarına ilişkin analizimizde de görülebilmektedir. (Ermumcu, 2021; Yılmaz, 2016; Güzel/Okur/Caniklioğlu, 2021)

İşverenin tek taraflı tuttuğu bordro her zaman belirleyici olmamaktadır. Özellikle bordroların imzasız olduğu, banka yoluyla ücret akışının görünmediği veya bordro içeriğinin işyerinin gerçek faaliyet ölçeğiyle bağdaşmadığı durumlarda, mahkeme biçimsel belgeye teslim olmamaktadır. Buna karşılık davacı tarafın da prime esas kazancı yalnızca sözlü iddiayla yükseltmesi mümkün değildir. Bu nedenle hizmet tespiti davası açılırken yalnızca çalışma günlerinin değil, ücret düzeninin de belgelenmesi gerekmektedir. Dava dilekçesinde bu ayrımın hiç kurulmamış olması, yargılama sonunda eksik bir tescil kararıyla yetinilmesine yol açabilmektedir. (Yarg. 10. HD, 23.06.1997, E. 5002, K. 4806; Yarg. 10. HD, 20.05.1997, E. 3961, K. 3787; karar metinlerine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden; Ermumcu, 2021)

Bu noktada delil standardı, iş hukukundaki işçi lehine yorum ilkesi ile sosyal güvenlik hukukundaki kamu düzeni hassasiyetinin kesişiminde kurulmaktadır. Mahkeme, kayıt dışı çalışmayı görünür kılmak için tanık anlatımına kapıyı kapatmamaktadır; fakat prime esas kazanç ve çalışma süresinin teknik sonucunu belirlerken sayısal veriye daha fazla ihtiyaç duymaktadır. İşçilik alacağı davasında verilmiş kesinleşmiş kararlar, bankaya yatırılmış ücretler, vergi kayıtları veya işveren muhasebesine ilişkin elde edilebilir belgeler burada ciddi ağırlık taşımaktadır. (Özekes, 2004; Aydın, 2016; Erbaş, 2004)

Ara Değerlendirme: Hizmet tespiti dosyasında çalışma olgusunun ispatı ile prime esas kazancın ispatı aynı şey değildir. İlkini kazanan taraf, ikincisini ayrıca kurmadığı takdirde eksik bir sosyal güvenlik sonucu ile karşılaşabilmektedir.

Varsayımsal Olay: Aynı Büroda Kesintisiz Çalışma İddiası

Varsayımsal olay: Elif, bir avukatlık bürosunda 3 Nisan 2019 tarihinde sekreter olarak çalışmaya başlamaktadır. Büro, yoğun dosya trafiği nedeniyle işe giriş bildirgesini ancak 20 Şubat 2020 tarihinde vermekte; SGK’ya da yalnızca bu tarihten sonraki prim günlerini bildirmektedir. Elif 2024 sonunda e-Devlet hizmet dökümünü incelerken ilk on aylık dönemin hiç görünmediğini fark etmektedir. Büro sahibi, “zaten daha sonra sigortanı yaptık, dava açarsan ben çalıştığını söylerim” demektedir. Elif’in elinde aynı döneme ait ofis e-postaları, kargo teslim fişleri, bazı maaş elden teslim notları ve büro ile aynı katta bulunan iki komşu işyerinin çalışanlarının bilgisi vardır.

Bu dosyada ilk soru, 3 Nisan 2019 ile 19 Şubat 2020 arasındaki dönemin, 20 Şubat 2020 sonrasında Kuruma bildirilen çalışma ile kesintisiz biçimde birleşip birleşmediğidir. Eğer blok çalışma somutlaştırılabilirse, beş yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı bakımından 2020 yılının sonu tartışma merkezi haline gelmektedir. İkinci soru, Elif’in çalışmasını yalnızca büro sahibinin kabulüyle değil; gerçekten o büroda günlük iş yürüttüğünü gösteren delillerle kurup kuramayacağıdır. Burada komşu işyeri anlatımları, e-postalar, kargo fişleri ve sonraki sigorta bildirgesi birlikte anlam kazanmaktadır. Üçüncü soru ise prime esas kazançtır: elden ödeme iddiası hangi belge ve tanıklarla desteklenebilecektir?

Bu tablo, hizmet tespiti davasında neden delil planının dava dilekçesinden önce kurulması gerektiğini görünür kılmaktadır. Elif, yalnızca “aynı yerde çalıştım” demekle yetinirse dosya zayıflamaktadır. Buna karşılık tarih çizelgesi, görevin niteliği, iş organizasyonu, ofis erişimi, müvekkil-kargo trafiği ve sonradan yapılan SGK bildirimi aynı eksende kurulduğunda mahkemenin önüne soyut iddia değil, doğrulanabilir bir çalışma hikayesi konulmuş olmaktadır.

Süreler, Usul Riskleri ve Yanlış Başvuru Yolunun Maliyeti

Hizmet tespiti davası, işten ayrıldıktan sonra yıllarca beklemeye uygun bir alan değildir. İşyerinin kapanması, muhasebe kayıtlarının el değiştirmesi, bordro tanıklarının başka şehre taşınması, komşu işyerlerinin kapanması ve elektronik yazışmaların silinmesi dosyanın omurgasını hızla boşaltmaktadır. Uygulamada çoğu davacı, hak düşürücü sürenin yalnızca takvim yönünü görmekte; delil aşınması meselesini ikinci plana itmektedir. Ne var ki bu dava türünde zaman geçtikçe yalnızca usuli hak daralmamakta, fiili çalışmayı görünür kılan izler de kaybolmaktadır. (Erbaş, 2004; Öztürk, 1998; Şakar, 2011)

Yanlış başvuru yolu da ayrı bir risktir. Hizmet tespiti istemini sırf SGK’nın prim tahakkuku işlemi gibi görüp uzun ön yazışmalarla idari aşamada tüketmeye çalışmak, davayı güvenli hale getirmemektedir. Tersine, ön başvuru istisnası bulunduğu halde süre aleyhe işlemeye devam edebilmektedir. Benzer biçimde davayı yalnızca işçilik alacağı dosyasının içine gömüp hizmet tespit istemini ikincilleştirmek de sağlıklı değildir. İşçilik alacağı davasında elde edilen bulgular elbette yararlıdır; fakat hizmet tespiti, prime esas sonuçları nedeniyle ayrı bir dikkat ve açık talep gerektirmektedir. (Özekes, 2004; Tuncay/Ekmekçi, 2019)

Usul riski: Dosyada aynı döneme ilişkin işçilik alacağı davası, arabuluculuk süreci veya idari başvuru bulunması, hizmet tespit talebinin kendiliğinden korunacağı anlamına gelmemektedir. Talep açık kurulmalı; dönem, işyeri sicili ve uyuşmazlık konusu gün aralığı net gösterilmelidir.

Görevli ve yetkili mahkeme, husumet, dönem ayrımı ve delil sunma takvimi doğru kurulmadığında dosya ilk celselerde gereksiz yere parçalanmaktadır. SGK kayıtları eksik eklenmişse, davacının hangi günler için tespit istediği belirsiz bırakılmışsa ya da blok çalışma anlatısı somut tarihlere bağlanmamışsa, mahkeme ön incelemeden sonra bile ispat yükünü netleştirmekte zorlanmaktadır. Bu zayıflık, özellikle fer’î müdahil Kurum’un süre ve delil itirazlarını güçlendirmektedir. (Atalı, 2014; Yücel, 2016; Arap, 2011)

Ara Değerlendirme: Hizmet tespiti davasında en pahalı hata, esasa çok güvenip usulü küçümsemektir. Süre, husumet, dönem ve delil planı baştan net kurulmazsa dosya güçlü maddi gerçek taşısa bile karar verilebilir bir forma girmemektedir.

Hukuki Sonuç ile Pratik Sonucun Ayrıştığı Noktalar

Hukuki sonuç: Mahkeme, belirli bir dönemde 4/1-a kapsamında fiili çalışma bulunduğunu tespit ettiğinde bu dönem, kararın içeriğine göre sigortalılık süresi ve prim gün sayısı olarak Kurum kayıtlarına işlenmektedir.

Pratik sonuç: Davacı bakımından değer yalnızca gün eklenmesi değildir. Eksik bildirilen dönemin emeklilik yaşı, aylık bağlama hesabı, sağlık yardımı geçmişi, hak sahipliği ve kimi dosyalarda ölüm geliri bakımından etkisi ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle dönem tespitini kazanıp prime esas kazanç tartışmasını zayıf bırakmak, yarım bir başarı sayılmaktadır.

Hukuki sonuç: İşveren kabulü ve tanık beyanı, kamu düzeni niteliği sebebiyle tek başına otomatik kesinlik yaratmamaktadır.

Pratik sonuç: Dava hazırlığında “işveren bizimle sorun yaşamaz” varsayımı üzerine kurulan strateji kırılgandır. İşveren sonradan sessiz kalabilir; Kurum ise süre ve delil itirazını sürdürmeye devam etmektedir.

Hukuki sonuç: Blok çalışma kabul edildiğinde hak düşürücü sürenin başlangıcı bakımından bildirimsiz dönemin tek başına bittiği tarih yerine kesintisiz çalışmanın bütünü önem kazanabilmektedir.

Pratik sonuç: Davacı, sonradan verilen işe giriş bildirgesini yalnızca “eksik bildirim var” delili olarak değil, kesintisiz çalışma anlatısının zaman çıpası olarak kullanabilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Hizmet tespiti davası açmadan önce SGK’ya başvurmak zorunlu mudur?

Hizmet akdine tabi çalışmalar nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri, 7036 sayılı Kanun’daki genel ön başvuru kuralının istisnası içinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle salt dava şartı olarak ön başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır; ancak SGK kayıtlarının dava dosyasına erken aşamada kazandırılması yine de stratejik önem taşımaktadır. (7036 sayılı Kanun; Arıcı, 2022)

İşveren çalışmayı kabul ederse dava kolaylaşır mı?

İşveren kabulü yararsız değildir; fakat tek başına yeterli de değildir. Mahkeme kamu düzeni nedeniyle çalışmanın fiili varlığını kayıtlar, tanıklar ve işyeri organizasyonu üzerinden ayrıca incelemektedir. Kurumun itirazı varsa bu denetim daha da sıkılaşmaktadır. (Atalı, 2014; Yarg. 10. HD, 14.07.2011, E. 10902, K. 11474; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Yücel, 2016 üzerinden)

Sadece bir bordro tanığı ile hizmet tespiti sağlanabilir mi?

Teorik olarak mümkündür; fakat uygulamada tek tanığın aynı dönemi gerçekten görmüş olması ve anlatımının kayıt kırıntılarıyla desteklenmesi beklenmektedir. Dönem çakışması zayıfsa, komşu işyeri tanıkları, e-posta, banka kaydı veya SGK belgeleri olmadan dosya kırılgan hale gelmektedir. (Ermumcu, 2021; Yücel, 2016)

Çalışmanın bir kısmı SGK’ya bildirilmişse beş yıllık süre nasıl hesaplanır?

Tek formül yoktur. Mahkeme, bildirilmeyen dönem ile sonradan bildirilen dönem arasında kesintisiz blok çalışma bulunup bulunmadığını, Kurumun hangi tarihte hangi kayıtla bilgi sahibi olduğunu ve uyuşmazlık konusu dönemin nasıl somutlaştırıldığını birlikte değerlendirmektedir. HGK’nın 29.03.2023 tarihli kararı, bu tartışmada blok çalışma eksenini özellikle öne çıkarmaktadır. (HGK, 29.03.2023, E. 2023/224, K. 2023/265; karar metnine doğrudan erişilemediğinden Makas, 2024 üzerinden)

Hak sahipleri de hizmet tespiti davası açabilir mi?

Uygun koşullarda evet. Özellikle sigortalının ölümü sonrasında hak sahipliği ve gelir/aylık bağlama sonuçları bakımından eksik bildirilen dönemin tespiti önem kazanabilmektedir. Ancak süre, dönem ve ispat sorunları hak sahipleri bakımından da aynı titizlikle incelenmektedir. (Özkaraca/Akkaya, 2022; Güzel/Okur/Caniklioğlu, 2021)

Sonuç

Hizmet tespiti davasında sonucu belirleyen şey, soyut mağduriyet anlatısı değil; kesintisiz çalışmanın somut ve birbirini doğrulayan delillerle kurulmasıdır. Bordro tanığı önemli bir araçtır; fakat gerçekten aynı dönemi bilen bir tanık değilse, tek başına dosyayı taşıyamamaktadır. Hak düşürücü süre de çoğu zaman zannedildiği gibi yalnızca takvim hesabı değildir; Kurumun hangi kayıtla hangi tarihte bilgi sahibi olduğu ve bildirimsiz dönemin sonradan bildirilen blok çalışmayla birleşip birleşmediği, sonuca doğrudan etki etmektedir. Bu nedenle hizmet tespiti davası, delili sonradan bulunacak bir dava değil; delil planı kurulmadan açılmaması gereken bir dava niteliği taşımaktadır. (5510 sayılı Kanun m. 86/9; Makas, 2024; Yılmaz, 2016; Sözer, 2023)

Hizmet tespiti dosyasında ilk ihtiyaç çoğu zaman dilekçe değil, delil haritasıdır. Eksik bildirilen dönemin blok çalışma ile nasıl birleştiğini, hangi tanığın gerçekten aynı dönemi bildiğini ve SGK kayıtlarının hangi noktada lehe ya da aleyhe çalıştığını dava açmadan önce netleştirmek gerekiyorsa, iletişim sayfamız üzerinden dosyanın usul ve ispat risklerini ön değerlendirmeye açabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası , m. 36 ve m

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasası , m. 36 ve m. 60.

  2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu , özellikle m. 4, m. 8, m. 86/9 ve m. 92.

  3. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu , m. 79

    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu , m. 79 ve geçiş dönemi uygulaması bakımından ilgili hükümler.

  4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu , görev, yetki

    7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu , görev, yetki ve dava şartı istisnasına ilişkin hükümler.

  5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu , tespit davası

    6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu , tespit davası, dava şartı ve ispat hükümleri.

  6. 4857 sayılı İş Kanunu , iş sözleşmesi ve

    4857 sayılı İş Kanunu , iş sözleşmesi ve iş ilişkisine ilişkin temel hükümler.

  7. 6552 sayılı Kanun , hizmet tespiti davalarında Kuruma

    6552 sayılı Kanun , hizmet tespiti davalarında Kuruma ihbar tartışmasına kaynaklık eden değişiklikler.

  8. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği , Kurum kayıtları, bildirim

    Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği , Kurum kayıtları, bildirim ve fiilî tespit pratiği bakımından ilgili hükümler.

Mahkeme Kararları

  1. Hukuk Genel Kurulu, 29.03.2023, E. 2023/224, K. 2023/265 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Recep Makas, “Sigortalının Kesintisiz (Blok) Çalışması Hâlinde Bildirilmeyen Dönem Bakımından Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, 2024 üzerinden değerlendirilmiştir.
  2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.06.1985, E. 10-820, K. 585 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Mehmet Bulut, TBB Dergisi, 2011/97 üzerinden değerlendirilmiştir.
  3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.06.1991, E. 10-259, K. 357 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Mehmet Bulut, TBB Dergisi, 2011/97 üzerinden değerlendirilmiştir.
  4. Yargıtay 10. HD, 10.09.1985, E. 3999, K. 4305 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Mehmet Bulut, TBB Dergisi, 2011/97 üzerinden değerlendirilmiştir.
  5. Yargıtay 10. HD, 14.07.2011, E. 10902, K. 11474 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, “Hizmet Tespit Davasının Yargılama Usulü Genel Bilgiler”, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  6. Yargıtay 10. HD, 29.01.2015, E. 1795, K. 1564 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Mehmet Bulut, TBB Dergisi, 2011/97 ve Recep Makas, 2024 üzerinden değerlendirilmiştir.
  7. Yargıtay 10. HD, 17.02.2011, E. 2009/12594, K. 2011/1873 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  8. Yargıtay 21. HD, 21.10.2008, E. 2007/22158, K. 2008/16301 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  9. Yargıtay 21. HD, 28.02.2011, E. 1457, K. 2438 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  10. Yargıtay 21. HD, 21.02.2011, E. 1403, K. 1397 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  11. Yargıtay 10. HD, 25.03.2014, E. 2013/22369, K. 2014/6868 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Merve Yücel, 2016 üzerinden değerlendirilmiştir.
  12. Yargıtay 21. HD, 26.03.2013, E. 20458, K. 5735 — karar metnine doğrudan erişilemediğinden Recep Makas, 2024 üzerinden değerlendirilmiştir.

Bilimsel Çalışmalar

  1. Atalı, Murat, “Hizmet Tespit Davasının Sosyal Güvenlik Kurumuna İhbarı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2014.
  2. Yücel, Merve, “Hizmet Tespit Davasının Yargılama Usulü Genel Bilgiler”, 2016.
  3. Makas, Recep, “Sigortalının Kesintisiz (Blok) Çalışması Hâlinde Bildirilmeyen Dönem Bakımından Hak Düşürücü Sürenin Başlangıcı”, 2024.
  4. Bulut, Mehmet, “Türk Hukuk Sisteminde Hizmet Sözleşmesi Gereği Açılan Hizmet Tespit Davaları”, TBB Dergisi, 2011/97.
  5. Duman, Barış, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa Göre Hizmetlerin Tespiti, Ankara, 2002.
  6. Güzel, Ali / Okur, Ali Rıza / Caniklioğlu, Nurşen, Sosyal Güvenlik Hukuku, 2021 baskısı.
  7. Sözer, Ali Nazım, Türk Sosyal Sigortalar Hukuku, güncellenmiş 6. baskı, 2023.
  8. Arıcı, Kadir, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, 2. baskı, 2022.
  9. Tuncay, Can / Ekmekçi, Ömer, Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 2019 baskısı.
  10. Ermumcu, S., “Sosyal Güvenlik Hukuku Açısından Hizmet Tespitinde Prime Esas Kazançların İspatı”, Çalışma ve Toplum, 2021.
  11. Özkaraca, E. / Akkaya, M., “Hak Sahiplerinin Hizmet Tespit Davası Açma Süresi”, Sicil İHD, 2022.
  12. Aydın, Ufuk, “Sosyal Güvenlik Hukukunda Hizmet Tespiti Davaları”, Emeğin Hukuku Kurultayı, 2016.
  13. Duran, A., “506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10 maddesi Gereğince Açılan Hizmet Tespiti Davalarının Yasa Hükümleri ve Yargı Uygulamaları Yönünden İncelenmesi”, Sicil İHD, 2007.
  14. Yılmaz, H., “Yargıtay Kararları Işığında Sigortalı Hizmetlerin Tespiti Davalarında Süre”, Çimento İşveren, 2016.
  15. Yürekli, S., “Sosyal Sigortalarda Hizmet Tespit Davası”, İstanbul Barosu Dergisi, 1997.

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler