CMK m. 105, tahliye veya adli kontrol taleplerinin hangi usulle ve hangi süre içinde karara bağlanacağını düzenlemektedir. Kural olarak üç gün içinde inceleme yapılır; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda, CMK m. 103/1’in ilk cümlesindeki savcılık talebi hariç, yedi günlük istisna devreye girer. Yanlış merci seçimi, savcılık görüşünün savunmaya hiç açılmaması ve ret kararında somut gerekçe kurulmamış olması, özgürlük lehine kurulabilecek itiraz hattını zayıflatmaktadır.
Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Tahliye istemi çoğu dosyada yalnızca tutuklu kişinin serbest bırakılmasını hedefleyen tek satırlık bir talep gibi sunulmaktadır. Oysa ceza muhakemesinde asıl ayrım, istemin içeriğinden çok hangi usul penceresinde karara bağlanacağı noktasında doğmaktadır. Şüpheli veya sanık, CMK m. 104 uyarınca her aşamada salıverilmesini isteyebilmekte; Cumhuriyet savcısı soruşturma evresinde m. 103 üzerinden serbest bırakma veya adli kontrolle salıverme yönünde adım atabilmekte; bunların nasıl karara bağlanacağı ise CMK m. 105’te kurulan özel usule bağlanmaktadır. Söz konusu özel usul, görünüşte kısa bir hükümden ibarettir; ne var ki dosya pratiğinde süre, merci, savcılık görüşü, müdafi katkısı, adli kontrol alternatifi ve itiraz kanun yolunun tamamı bu kısa hükmün içine yerleşmektedir.
Özgürlükten yoksun bırakmanın sürmesi ile buna karşı ileri sürülen tahliye talebinin reddi aynı hukuki cümle içinde konuşulamaz. İlk kararda kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni ve ölçülülük tartışılır; sonraki aşamada ise bu gerekçelerin hâlen yaşayıp yaşamadığı, soruşturma veya kovuşturmanın hangi noktaya geldiği, delil toplama ihtiyacının ne ölçüde sürdüğü, adli kontrolün artık yeterli olup olmadığı ve ret kararının ne kadar kişiselleştirildiği belirleyici olmaktadır. CMK m. 105’in gerçek ağırlığı burada ortaya çıkar. Anılan hüküm, tahliye istemini salt dosya üstüne düşülmüş bir şerh olmaktan çıkarıp bağımsız bir usul kesiti hâline getirmektedir.
Uygulamada en fazla hak kaybı doğuran üç hata birbirine eklenmektedir: istemin genel cümlelerle kurulması, kanundaki üç günlük ya da yedi günlük pencerenin yalnız takvim notu gibi okunması ve ret kararına karşı yapılacak itirazın ilk başvurudan farklı bir dilekçe tekniği gerektirdiğinin gözden kaçırılması. Kanaatimizce m. 105 bakımından güçlü dosya stratejisi, tutukluluğa ilişkin soyut anayasal şikâyetlerin tekrarıyla değil; hangi merciin neyi hangi süre içinde neden incelemek zorunda olduğunu satır satır gösteren ve adli kontrol seçeneğini teknik olarak kuran bir başvuru mimarisiyle mümkündür.
CMK m. 105’in Normatif Yeri: m. 103, m. 104, m. 108 ve m. 270 ile Birlikte Okunması Gereken Usul Kesiti
CMK m. 105 tek başına okunursa eksik kalmaktadır; çünkü hüküm, m. 103 ve m. 104 altında tanınan tahliye veya adli kontrol istemlerinin nasıl karara bağlanacağını düzenleyen bağlantı normudur. Cumhuriyet savcısının soruşturma evresinde tutuklamanın gereksiz hâle geldiği kanaatiyle sulh ceza hâkimliğine başvurması, şüpheli veya sanığın her aşamada salıverilme istemi, tutukluluğun resen incelenmesi ve ret kararına karşı itiraz hattı birbirinden kopuk kurumlar değildir. 5271 sayılı Kanun’un 103, 104, 105, 108, 109, 110, 267, 268 ve 270’inci maddeleri birlikte okunduğunda, özgürlüğe müdahalenin sürdürülmesi kadar bu müdahalenin süratle ve çelişmeli biçimde denetlenmesi de zorunlu kılınmaktadır.
Birinci ayrım, istemin kaynağında doğmaktadır. Cumhuriyet savcısının m. 103 üzerinden geliştirdiği talep ile müdafiin m. 104 üzerinden sunduğu tahliye başvurusu aynı sonucu hedeflese de aynı ispat mantığına dayanmamaktadır. Savcılık talebi, soruşturma makamının artık tutukluluğu gereksiz bulduğunu göstermekte; müdafi talebi ise hâlen tutuklu tutmanın neden hukuka aykırı veya ölçüsüz olduğunu kurmaktadır. İkinci ayrım, istemin sonucundadır. Merci, talebi kabul ederek salıverme kararı verebilir; talebi reddedebilir; yahut m. 109 çerçevesinde adli kontrol uygulayabilir. Üçüncü ayrım ise kanun yolunda görülmektedir. Ret kararı ile adli kontrol kararı, doğrudan özgürlüğe veya onun daha hafif bir sınırlama biçimine temas ettiğinden itiraz denetimine açıktır.
Hukuki sonuç: CMK m. 105, tahliye isteminin esasını değil, inceleme biçimini düzenlemektedir. Bununla beraber inceleme biçimi, özgürlük lehine sonucun çıkıp çıkmamasını çoğu dosyada doğrudan etkilemektedir.
Söz konusu nedenle m. 105 başvurusunda, yalnız “tutukluluğun devamı gereksizdir” cümlesi kurmak yeterli olmamaktadır. İstemin hangi maddi değişime dayandığı, tutuklama nedenlerinden hangisinin sönümlendiği, hangi adli kontrol yükümlülüklerinin yeterli olacağı ve ret kararı verilirse hangi merci ne tür denetim yapacağı açıkça gösterilmelidir. Tutuklama tedbirinin genel çerçevesine ilişkin ayrıntılı arka plan için Tutuklama Tedbirinde Gerekçe, İtiraz ve Adli Kontrol Denetimi başlıklı analizimizle birlikte okumak yerinde olacaktır.
Üç Günlük Kural, Yedi Günlük Örgüt İstisnası ve Süre Hesabında Gözden Kaçan Düğüm Noktaları
CMK m. 105’in en görünür cümlesi, kararın üç gün içinde verilmesini zorunlu kılan bölümdür. Bununla beraber bu üç günlük pencere, çoğu dilekçede yalnız takvimsel bir not olarak geçmekte; ne zaman başlayacağı, hangi talep bakımından uygulanacağı ve ihlal edildiğinde savunmanın hangi usul iddiasını kuracağı ayrıca çalışılmamaktadır. Hükmün 6763 ve 6459 sayılı Kanunlarla değişen bugünkü yapısı, özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda istisna getirmiş; buna karşın CMK m. 103/1’in ilk cümlesi uyarınca yapılan savcılık istemlerini bu yedi günlük rejimin dışında tutmuştur. Bu ayrım, uygulamada çoğu zaman atlanmaktadır.
Şöyle ki; savcı, soruşturma evresinde şüphelinin adli kontrol altına alınarak serbest bırakılmasını sulh ceza hâkimliğinden istiyorsa ve bu istem m. 103/1’in ilk cümlesine dayanıyorsa, örgüt suçu isnadı bulunsa dahi kanun koyucu üç günlük çekirdek süreyi korumaktadır. Buna karşılık şüpheli veya sanığın kendi tahliye istemi ya da m. 104 tabanlı başvuru, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda yedi günlük istisnaya çekilebilmektedir. Kanaatimizce bu istisna, savcılık makamının özgürlük lehine yön değiştirdiği dosyalarda daha hızlı karar alınmasını garanti altına almak için bilinçli biçimde dar kurulmuştur. Anılan ayrım, metne bakıldığında teknik görünse de dosya stratejisinde ciddi fark yaratmaktadır.
Süre riski: Üç günlük yahut yedi günlük sürenin aşılması, istemin kendiliğinden kabul edildiği anlamına gelmez. Ne var ki gecikme, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından ayrıca itiraz ve bireysel başvuru zemini doğurabilmektedir. Dilekçede başvuru tarihi, tevzi tarihi, müzekkere trafiği ve karar tarihi mutlaka kronolojik olarak gösterilmelidir.
Süre hesabında ikinci düğüm noktası, kararın hangi belge üzerinden istenildiğinin ve görüşlerin ne zaman toplandığının kayıt altına alınmasıdır. Savcılık görüşü sonradan alınmışsa, savunmanın buna cevap verebilmesi için makul bir imkân tanınıp tanınmadığı ayrıca görünür hâle gelmektedir. Üçüncü düğüm noktası ise resen tutukluluk incelemesiyle karıştırma riskidir. CMK m. 108’deki periyodik inceleme, tahliye istemine ilişkin m. 105 karar penceresinin yerine geçmez. Mahkemenin zaten otuz günlük periyodik inceleme yapıyor olması, m. 104 ve m. 105 uyarınca ayrıca sunulan istemi erteleme gerekçesi oluşturmaz. İşbu nedenle müdafi, “dosya zaten yakın tarihte incelenecek” türü soyut ret cümlelerinin neden yeterli olmadığını dilekçede baştan göstermelidir.
Tutukluluk süresinin azami sınırları ile m. 105 penceresi arasındaki ilişki de ayrıca önem taşımaktadır. Süre dolumuna yaklaşan dosyalarda tahliye istemi yalnız ölçülülük ekseninde değil, azami tutukluluk hesabı üzerinden de kurulmalıdır. Bu başlık bakımından CMK m. 102’de Tutukluluk Süresinin Hesabı analizimiz, m. 105 başvurusunda kullanılacak kronolojinin nasıl kurulacağını tamamlayan bir eşik sunmaktadır.
Görüş Alma Yükü, Duruşma Dışı Karar ve Çelişmeli İnceleme Sorunu
CMK m. 105’in en hassas kısmı, Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşü alındıktan sonra karar verilmesini öngören cümledir. Kanun koyucu bir yandan sürat istemekte, diğer yandan çekişmeli inceleme gereğini tamamen kaldırmamaktadır. Bununla beraber aynı hükmün devamında, duruşma dışında karar verilirken savcı, şüpheli, sanık veya müdafiin görüşünün alınmayacağı belirtilmektedir. İlk bakışta bu iki cümle arasında sert bir gerilim bulunmaktadır. Doktrinde bu nokta, maddenin yazılı görüş mekanizmasını mı, yoksa gerektiğinde sözlü dinlemeyi de içeren daha geniş bir savunma imkânını mı hedeflediği tartışması üzerinden ele alınmaktadır.
Pamuk’un ve ceza muhakemesi öğretisindeki klasik eserlerin işaret ettiği ortak zemin, salıverilme isteminin yalnız iç yazışmalar arasında kaybolan bir tevdi işlemi sayılamayacağıdır. İnceleme dosya üzerinden yapılsa dahi savunmanın tezinin duyulabilir olması gerekir. Buna karşılık bir başka yaklaşım, duruşma dışı karar cümlesinin kanun koyucunun bilinçli tercihi olduğunu; bu nedenle sözlü dinleme yapılmamasının tek başına m. 105’e aykırılık oluşturmayacağını kabul etmektedir. Kanaatimizce tartışmanın gerçek düğümü sözlü dinleme olup olmaması değildir. Asıl mesele, savcılık makamından gelen ve ret kararına dayanak yapılan yeni gerekçenin savunmaya açılıp açılmadığıdır.
AYM ve AİHM’in ortak ölçütü: Firas Aslan ve Hebat Aslan, Devran Duran, Kocamış ve Kurt ile Yılmaz Aydemir kararlarında öne çıkan çizgi; tutukluluğun denetiminde savcılık görüşünün savunmaya hiç açılmaması, kararın tek taraflı malzemeyle kurulması veya itiraz incelemesinin yalnız görünüşte çekişmeli yürütülmesi hâlinde kişi özgürlüğü bakımından usul güvencelerinin zayıfladığı yönündedir.
Firas Aslan ve Hebat Aslan kararında Anayasa Mahkemesi, silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerini tutukluluk denetiminin usul boyutuna taşımıştır. Devran Duran [GK] kararı ise savcılık görüşünün paylaşılmamasının her olayda otomatik ihlal üretmediğini; bunun için savunmanın cevap vermesini gerektiren yeni ve etkili bir olgu bulunup bulunmadığına bakılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM’in Kocamış ve Kurt ile Yılmaz Aydemir kararları, özellikle savcılık yazısının itiraz merciine sunulup savunmaya iletilmemesi hâlinde çekişmeli denetimin anlamsızlaştığını göstermektedir. Söz konusu içtihatlar birlikte okunduğunda, m. 105’teki görüş alma yükünün salt formal bir “görüş soruldu” notuna indirgenemeyeceği açık hâle gelmektedir.
Uygulamada müdafi açısından isabetli yöntem, her tahliye isteminde savcılığın önceki görüşünün özetiyle yetinmemek; yeni yazılı mütalaa veya havale notu sunulmuşsa bunun savunmaya tebliğini ayrıca talep etmektir. İtiraz merciinin CMK m. 270/2 uyarınca savcılık görüşünü savunmaya iletmesi gerektiği de ayrıca hatırlatılmalıdır. İşbu nedenle iyi yazılmış bir m. 105 dilekçesi, yalnız tahliye sebeplerini değil, savcılık yazısının savunmaya açıklanması yönündeki usul talebini de içermelidir.
Yetkili Merci, İtiraz Hattı ve Dosyanın İstinaf veya Temyiz Aşamasına Geçmesi Halinde Rejim
M. 105 başvurularında usul hatasının en yoğunlaştığı alan, merci seçimidir. Soruşturma evresinde tahliye veya adli kontrol talepli istem kural olarak sulh ceza hâkimliğinin önüne gitmektedir. Kovuşturma evresinde ise davayı gören mahkeme karar vermektedir. Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtay’a geçtiğinde, CMK m. 104/3 devreye girmekte; bu kez salıverilme istemi ilgili daire veya Ceza Genel Kurulu tarafından dosya üzerinden incelenmektedir. Bu nedenle ilk derece aşamasında m. 105’in kurduğu görüş alma ve kısa süre mantığı ile kanun yolu aşamasındaki dosya üzerinden inceleme mantığı birebir aynı değildir.
Buradaki hukuki ayrım, tahliye isteminin esasen aynı istem olmasına rağmen inceleyen merciin fonksiyonunun değişmesidir. İlk derece merci, dosyanın soruşturma veya kovuşturma malzemesine doğrudan temas eden makamdır; bu nedenle delil ikamesi, tanık dinlenmesi, sağlık raporu veya yeni bilirkişi tespiti gibi gelişmeler onun önünde tartışılmaktadır. Kanun yolu merci ise çoğu zaman dosya üzerinden ilerlemekte; başvurunun hangi maddi değişime dayandığını evrak içinden görmek istemektedir. Söz konusu nedenle ilk derece aşamasında güçlü görünen genel serbest bırakma istemi, istinaf veya temyiz aşamasında çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.
İtiraz bakımından da ayrı bir teknik kurulmalıdır. CMK m. 267 ve m. 268 çerçevesinde itiraz, kararı veren mercie sunulmakta; merci kararı yerinde görmezse dosya itiraz merciine gitmektedir. Tahliye isteminin reddine ilişkin kararda hangi olgunun kabul edildiği, hangi savunma tezinin yanıtsız bırakıldığı ve adli kontrol seçeneğinin neden dışlandığı açıkça gösterilmezse itiraz dilekçesi soyut kalmaktadır. Kanaatimizce m. 105 ret kararlarına karşı en verimli itiraz modeli, ilk başvurunun tekrarından değil; karardaki gerekçe boşluğunu hedef alan ikinci katmanlı bir metinden oluşmaktadır. Bu metinde, ilk talepte anlatılan olgular tekrarlanmakta değil; kararın bunları neden karşılamadığı gösterilmektedir.
CMK m. 104 ve m. 105’in birlikte nasıl çalıştığına dair arka plan için CMK m. 103’te Savcının Tahliye İnisiyatifi yazımızdaki soruşturma ekseni de yararlıdır; savcılık talebi ile müdafi talebinin aynı dosyada nasıl ayrıştığı bu sayede daha görünür olmaktadır.
Delil, Belge, İspat Yükü ve Etkili Bir Tahliye İsteminin Dosya Mimarisi
Tahliye istemi, yalnız hukuk normu hatırlatan bir metin değildir; aynı zamanda dosya durumunu yeniden çerçeveleyen delil metnidir. Savunmanın “artık tutuklama nedeni kalmamıştır” cümlesi, hangi delil toplandıysa, hangi tanık dinlendiyse, hangi bilirkişi raporu geldiyse, hangi dijital materyal çözüldüyse ve hangi sağlık yahut sosyal bağ unsuru dosyada sabitse onlarla birlikte anlam kazanmaktadır. Ceza muhakemesinde ispat yükü klasik medeni usul mantığıyla taşınmasa da tahliye isteminde ikna yükü son derece gerçektir. Müdafi, hâkime veya mahkemeye tutukluluğun sürdürülmesi için kullanılan olguların zayıfladığını somut belgeyle göstermek zorundadır.
Bu bakımdan dosyaya ilk etapta konulması gereken materyaller belli başlıklar altında toplanabilir: güncel duruşma ve inceleme tutanakları, sağlık raporları, sabit ikamet ve aile bağını gösteren belgeler, iş veya eğitim devamlılığını ortaya koyan kayıtlar, pasaport ve seyahat durumuna ilişkin açıklamalar, iletişim cihazlarının incelenmesinin tamamlandığını gösteren tutanaklar, bilirkişi raporları, tanık ifadelerinin bitmiş olduğunu gösteren zabıtlar ve adli kontrol altında uyulabilecek yükümlülüklere dair somut plan. Tutuklama nedeninin dayanağı delil karartma ihtimali ise delillerin büyük ölçüde toplanmış olduğunu göstermek belirleyici hâle gelmektedir. Kaçma şüphesi öne sürülüyorsa yerleşim, aile, iş ve sağlık bağlarının belgelendirilmesi daha ağır basmaktadır.
| Belge veya veri | Neden gereklidir | Hangi iddiayı güçlendirir | Başlıca risk |
|---|---|---|---|
| Son tutukluluk inceleme veya duruşma tutanağı | Mahkemenin en son hangi gerekçeye dayandığını gösterir | Gerekçe eksikliği ve kalıp ret savı | Eski tutanağa dayanılması |
| Delillerin toplandığını gösteren fezleke, bilirkişi veya çözüm tutanakları | Delil karartma ihtimalinin azaldığını somutlaştırır | Ölçülülük ve adli kontrol yeterliliği | Henüz bekleyen işlemlerin saklanması |
| İkamet, iş, eğitim ve aile bağını gösteren resmi kayıtlar | Kaçma şüphesinin kişiselleştirilmesine karşı veri sunar | Sabit bağ ve denetlenebilirlik | Genel beyanla yetinilmesi |
| Sağlık raporu veya özel bakım gereksinimi belgeleri | Tutukluluğun ölçülülük denetimini etkiler | İnsani ve anayasal denge testi | Güncel olmayan rapor kullanılması |
| Önerilen adli kontrol planı | Mahkemeye yalnız serbest bırakma değil, alternatif koruma rejimi sunar | CMK m. 109 temelli somut çözüm | Yükümlülüklerin belirsiz bırakılması |
Doktrinde Centel/Zafer ile Yenisey/Nuhoğlu çizgisinin ortaklaştığı nokta, tahliye isteminin tutuklama kurumunu yeniden test eden dinamik bir başvuru olduğu yönündedir. İtiraz metni ile ilk istem arasındaki ilişki de bu yüzden önem taşımaktadır. İlk istemde ileri sürülmeyen bir olgu elbette sonradan eklenebilir; ancak ilk ret kararının hangi somut gerekçeye dayandığı görülmeden hazırlanmış genel itiraz, özgürlük lehine argümanı dağıtmaktadır. Söz konusu nedenle dosya mimarisi; ilk talep, ret kararı, savcılık yazısı, itiraz dilekçesi ve itiraz merciinin kararı arasında kronolojik bir köprü kurmalıdır.
AYM ve AİHM Çizgisi ile Doktrindeki Tartışma: Hız, Gerekçe ve Çelişmeli Denetim Dengesi
AYM içtihadı, tutukluluğun devamı veya tahliye isteminin reddi kararlarında iki ekseni sürekli öne çıkarmaktadır: kişiselleştirilmiş gerekçe ve etkili denetim. Murat Narman ile Hanefi Avcı kararlarında görüldüğü üzere, yalnız isnadın ağırlığına veya katalog suç etiketine yaslanan devam kararları anayasal denetim bakımından zayıf bulunmaktadır. Hakkı Gök ve Y.İ. kararları da kişi özgürlüğüne müdahalenin sürmesinde savunmanın ileri sürdüğü somut değişimlerin neden yetersiz görüldüğünün açıklanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu çizgi, m. 105 ret kararının yalnız bir satırla kurulamayacağını açık biçimde göstermektedir.
AİHM ise özellikle m. 5/4 ekseninde, denetimin hem hızlı hem de çekişmeli olması gerektiğini vurgulamaktadır. Kocamış ve Kurt kararında, tutukluluğa itiraz incelemesinde başvurucuların mahkeme huzuruna çıkamaması ve savcılık görüşünün iletilmemesi usul güvencelerini aşındıran etkenler olarak değerlendirilmiştir. Yılmaz Aydemir kararı, hükümden sonra dahi iç hukuk daha geniş denetim imkânı tanıyorsa savcılık görüşünün savunmaya kapalı tutulamayacağını açıklaştırmaktadır. Devran Duran kararıyla birlikte okunduğunda, iç ve dış denetim mercilerinin ortak noktası şudur: usul ihlali iddiası somut etki üzerinden kurulmalı; buna karşılık savcılık görüşünün tamamen gizli tutulduğu ve ret kararına dayanak yapıldığı hâllerde savunmanın zararı ayrıca görünür kabul edilmelidir.
Karar analizi: AYM, E. 2021/40, K. 2021/29, T. 29.04.2021 sayılı norm denetimi kararında, kovuşturma aşamasında verilen tahliye kararlarına karşı itiraz imkânını hedef alan başvuruyu, bakılmakta olan davada uygulanma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Karar esas bakımından iptal incelemesine girmemektedir; bununla beraber CMK m. 105’teki itiraz cümlesinin kovuşturma aşamasındaki tahliye kararları bakımından süregelen tartışmalı alan olduğunu görünür kılmaktadır.
Doktrindeki ayrım da benzer bir eksende toplanmaktadır. Bir görüş, m. 105’in çekirdeğini sürat ilkesinin oluşturduğunu; bu nedenle duruşma dışı dosya incelemesine kanun koyucunun bilinçli şekilde ağırlık verdiğini savunmaktadır. Buna karşılık diğer görüş, özgürlükten yoksun bırakma gibi ağır bir müdahalede salt dosya akışına yaslanan modelin savunma hakkını daralttığını; en azından savcılık mütalaasının paylaşılması, yeni delillerin cevaplandırılabilmesi ve adli kontrol alternatifinin gerekçeli biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Kanaatimizce ikinci yaklaşım, AYM ve AİHM çizgisiyle daha uyumludur. M. 105’te sürat talebi bulunmaktadır; fakat sürat, savunmanın görünmez kılındığı tek taraflı bir denetimi meşrulaştırmamaktadır.
Tahliye istemi ile tutuklama tedbirine itiraz arasındaki ayrımın somut dosya stratejisine etkisi de burada ortaya çıkmaktadır. İlk itiraz, kararın verildiği andaki hukuka aykırılıklara odaklanır. M. 105 başvurusu ise geçen süre içinde değişen olguları ve artık daha hafif müdahalenin neden yeterli olduğunu işlemektedir. Bir başka ifadeyle, ilk itiraz geçmişe; m. 105 istemi ise bugünkü tutma gerekçesinin canlı olup olmadığına bakmaktadır. Müdafi bu ayrımı kuramazsa başvuru, hem mahkemeye hem itiraz merciine aynı soyut cümleleri tekrar eden etkisiz bir forma dönüşmektedir.
Yanlış Uygulama Örnekleri ve Hak Kaybı İhtimalleri
Uygulamada ilk yanlış, tahliye isteminin salt “müvekkilin tutuklulukta kaldığı süre nazara alınarak serbest bırakılması” biçiminde kaleme alınmasıdır. Böyle bir metin, hangi tutuklama nedeninin çöktüğünü, hangi delilin toplandığını, adli kontrolün neden yeterli olacağını ve ret hâlinde hangi itiraz hattının kurulacağını göstermemektedir. Mahkeme de çoğu zaman bu belirsizliği kullanarak genel ve kalıp bir ret cümlesi kurmaktadır. Söz konusu ret cümlesi daha sonra itiraz merciince de benimsendiğinde, özgürlük lehine tartışma dosyanın hiçbir aşamasında görünür hâle gelememektedir.
İkinci yanlış, savcılık görüşünün savunmaya açılıp açılmadığını hiç takip etmemektir. Özellikle itiraz aşamasında, dosyaya sonradan giren savcılık yazısının mahkemeyi etkileyip etkilemediği belirleyici olmaktadır. Yılmaz Aydemir ve Kocamış ve Kurt kararları, bu eksikliğin salt teknik kusur sayılamayacağını göstermektedir. Savcılık yazısı savunmaya verilmemişse, müdafi bu eksikliği yalnız üstünkörü bir adil yargılanma şikâyeti olarak değil, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının usul boyutu olarak somutlaştırmalıdır.
Üçüncü yanlış, adli kontrolü yalnız ret kararından sonra ileri sürülen ikincil bir talep gibi görmektir. Oysa m. 105’in lafzı, merciin doğrudan adli kontrol uygulanmasına karar verebileceğini açıkça kabul etmektedir. İşbu nedenle tahliye istemi içinde alternatif tedbir planı baştan kurulmalıdır: yurt dışı çıkış yasağı, belirli aralıklarla imza yükümlülüğü, elektronik izleme, güvence miktarı, belirli adrese bağlılık veya mağdurla temas yasağı gibi seçenekler somut dosyaya göre tek tek çalışılmalıdır. Adli kontrol ihtimalini belirsiz bırakmak, mahkemeye “tam tahliye veya tam tutukluluk” gibi yapay bir ikilik sunmaktadır.
Dördüncü yanlış, m. 108’deki resen inceleme ile m. 105 başvurusunu aynı işlevde görmektir. Resen inceleme yapılmış veya duruşma günü yaklaşmış olması, m. 104 üzerinden sunulan istemin ayrıca incelenmesini ortadan kaldırmaz. Beşinci yanlış ise dosya istinaf veya temyiz aşamasına geçtikten sonra hâlen ilk derece mercii mantığıyla dilekçe vermektir. Kanun yolu dosyasında evrak üzerinden okunabilir ve kronolojik bağları güçlü bir metin kurulmadığında, başvuru çoğu zaman teknik olarak haklı olsa da ikna üretmemektedir.
Başvuru, Süre, Merci ve Risk Matrisi
| Başvuru türü | Dayanak | Süre disiplini | Karar mercii | Dosyada odak noktası | Başlıca risk |
|---|---|---|---|---|---|
| Savcının adli kontrolle serbest bırakma istemi | CMK m. 103/1, m. 105 | Kural olarak 3 gün | Sulh ceza hâkimliği | Tutuklama yerine hangi adli kontrolün yeterli olacağı | Örgüt suçu istisnasının yanlış uygulanması |
| Şüpheli veya sanığın tahliye istemi | CMK m. 104, m. 105 | 3 gün; örgüt suçlarında bazı hallerde 7 gün | Soruşturmada hâkim, kovuşturmada mahkeme | Tutuklama nedenlerinin güncel olarak sürüp sürmediği | Genel gerekçeli dilekçe |
| Ret kararına itiraz | CMK m. 267-268 | Tebliğ veya öğrenme sonrası derhal işlem | Kararı veren merci üzerinden itiraz mercii | Ret kararındaki gerekçe boşluğu ve savcılık görüşü sorunu | İlk dilekçenin aynen tekrar edilmesi |
| Resen tutukluluk incelemesiyle bağlantılı başvuru | CMK m. 108 | Periyodik inceleme | Hâkim veya mahkeme | Sürenin uzaması, delil durumunun değişmesi | M. 105 isteminin bu incelemeye ertelenmesi |
| İstinaf veya temyiz aşamasında salıverilme istemi | CMK m. 104/3 | Kanun yolunun işleyişine bağlı | BAM, ilgili Yargıtay dairesi veya Ceza Genel Kurulu | Dosya üzerinden okunabilir kronoloji ve güncel değişiklikler | Yanlış mercie veya eksik evrakla başvuru |
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
Bu matrisin gösterdiği temel nokta şudur: m. 105 başvurularında başarı, yalnız hukuki haklılığa değil, doğru usul kanalına girip girmediğinize bağlıdır. Aynı dosyada hem ağır ceza mahkemesi önünde devam eden kovuşturma, hem bir önceki ret kararına itiraz, hem de kanun yolu dosyasına gönderilmiş alt klasörler bulunabilir. Müdafiin hangi aşamada hangi merciin elini güçlendirecek malzemeyi sunduğu, tutukluluğun devamı kararını tersine çevirebilme ihtimalini belirlemektedir.
Sık Sorulan Sorular
CMK m. 105’teki üç günlük süre ne zaman işlemeye başlar?
Süre, istemin yetkili merci önüne usulen girdiği tarihten itibaren anlam kazanmaktadır. Dilekçenin kayda giriş tarihi, tevzi ve havale notları ile savcılık görüşünün alınıp alınmadığı birlikte izlenmelidir. Müdafi bakımından en güvenli yöntem, başvuru tarihini ve eklerini ayrıca tutanaklaştırmaktır.
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda her tahliye istemi yedi güne mi çıkar?
Hayır. Kanun, CMK m. 103/1’in ilk cümlesi uyarınca yapılan savcılık istemlerini bu genişletilmiş sürenin dışında tutmaktadır. Bu nedenle her örgüt isnadında otomatik yedi gün kabulü isabetli değildir; istemin hangi maddeye dayandığı ayrıca gösterilmelidir.
Duruşma dışında verilen ret kararında savunma görüşü hiç alınmadıysa bu tek başına bozucu mudur?
Her olayda otomatik bir kabul sonucu doğurmaz. Ancak savcılık görüşü veya yeni olgu savunmaya kapalı tutulmuş, ret kararı da bu malzemeye dayanmışsa AYM ve AİHM içtihadı bakımından ciddi bir usul sorunu doğmaktadır. İtiraz dilekçesinde bu eksiklik somut zararla birlikte gösterilmelidir.
Mahkeme tahliye yerine adli kontrol kararı verebilir mi?
Evet. CMK m. 105 açık biçimde adli kontrol uygulanmasına karar verilebileceğini kabul etmektedir. Bu yüzden tahliye isteminde, mümkün adli kontrol yükümlülüklerinin baştan önerilmesi çoğu dosyada savunmanın elini güçlendirmektedir.
Ret kararına karşı itiraz dilekçesi ilk tahliye talebinin aynısı olabilir mi?
Usulen aynı olgular tekrar kullanılabilir; fakat etkili bir itiraz için ret kararındaki gerekçe boşluklarının ayrıca hedeflenmesi gerekir. Kararın hangi savı hiç cevaplamadığı, hangi belgeyi görmezden geldiği ve savcılık görüşünün savunmaya açılıp açılmadığı ikinci dilekçede ayrı başlıklarla gösterilmelidir.
Resen tutukluluk incelemesi yaklaşmışsa ayrıca CMK m. 104 ve 105 başvurusu yapmak gerekli midir?
Çoğu dosyada evet. CMK m. 108’deki periyodik inceleme, özel tahliye istemini ikame etmez. Özellikle yeni delil, sağlık değişikliği veya adli kontrol planı ortaya çıkmışsa ayrı başvuru yapılması usul bakımından daha güvenlidir.
Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 105 dosyalarında etkili savunma çizgisi, tek paragraf hâlindeki tahliye talebinden çok daha disiplinli bir iş akışı gerektirmektedir. İlk adım, tutuklamayı taşıyan somut olguların hangileri olduğunun dosya üzerinden yeniden çıkarılmasıdır. İkinci adım, bu olguların hangisinin zamanla etkisini kaybettiğinin belgeyle gösterilmesidir. Üçüncü adım, tam tahliye talebinin yanında uygulanabilir adli kontrol setinin teknik biçimde kurulmasıdır. Dördüncü adım ise ret kararı gelirse itirazın, ilk dilekçeyi tekrar eden bir metne dönüşmesini önlemektir. Her aşamada, savcılık görüşünün savunmaya açılıp açılmadığı ayrıca kayda geçirilmelidir.
Kanaatimizce m. 105 rejiminin en kritik katkısı, özgürlükten yoksun bırakmayı yalnız ilk tutuklama anında değil, sonraki her incelemede yeniden meşrulaştırma zorunluluğu getirmesidir. Mahkeme veya hâkim, ilk kararın ağırlığına yaslanarak sonsuz bir devam refleksi geliştiremez. Dosya değişmişse gerekçe de değişmek zorundadır. Deliller toplanmış, tanıklar dinlenmiş, savcılık yön değiştirmiş, sağlık ve aile bağları somutlaşmışsa; anılan değişimlerin ret kararında neden etkisiz görüldüğü tek tek açıklanmalıdır. İşbu açıklama kurulmadığında, m. 105 başvurusu yalnız reddedilmiş olmaz; kişi özgürlüğü bakımından gerekli anayasal denetim de eksik bırakılmış olur.
Tutukluluğun kaldırılması, adli kontrolle serbest bırakma, savcılık görüşünün savunmaya açılmaması veya ret kararına karşı itiraz stratejisi bakımından somut dosyanızda hızlı bir hukuki çerçeve gerekiyorsa iletişim sayfası üzerinden ön değerlendirme talebi iletebilirsiniz.
Ceza muhakemesi pratiğinde tahliye istemini gerçekten etkili kılan şey, genel özgürlük vurgusu değil; hangi madde, hangi süre, hangi merci, hangi belge ve hangi itiraz hattının birlikte çalıştığını görünür kılan dosya tasarımıdır. Çiftçi & Partners’ın Ceza Hukuku arşivi içindeki diğer incelemelerle birlikte okunduğunda, m. 105’in bu dosya tasarımındaki merkezi rolü daha net görünmektedir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 13, 19, 36 ve 40.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 5 ve m. 6.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 101, 103, 104, 105, 108, 109, 110, 267, 268 ve 270.
- 5353 sayılı Kanun, m. 13 ile CMK m. 105 değişikliği.
- 6459 sayılı Kanun, m. 15 ile CMK m. 105 ve m. 270 değişikliği.
- 6763 sayılı Kanun, m. 23 ile örgüt suçlarına ilişkin yedi günlük istisna.
- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, bireysel başvuru hükümleri.
Mahkeme Kararları
- AYM, Murat Narman, B. No: 2012/1137, T. 02.07.2013.
- AYM, Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, T. 18.06.2014.
- AYM, Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, T. 21.11.2013.
- AYM, Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, T. 25.05.2017.
- AYM, Şükrü Aydın, B. No: 2015/10260, T. 11.12.2018.
- AYM, Hakkı Gök, B. No: 2017/33469, T. 03.11.2022.
- AYM, Y.İ., B. No: 2019/10850, T. 14.09.2022.
- AYM, Mehmet Osman Kavala (2) [GK], B. No: 2020/13893, T. 29.12.2020.
- AYM, E. 2021/40, K. 2021/29, T. 29.04.2021.
- AİHM, Kocamış and Kurt v. Turkey, B. No: 227/13, T. 25.01.2022.
- AİHM, Yılmaz Aydemir v. Türkiye, B. No: 61808/19, T. 23.05.2023.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Gülfem Pamuk, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklunun Salıverilme Talebinin İncelenme Usulü”, MÜHF-HAD, C. 17, S. 1-2, 2011.
- Gülce Ecem Uçar, “Tutukluluğun Resen İncelenmesi ve Tutukluluğa Karşı Yargısal Başvuru”, Ankara Barosu Dergisi, C. 80, S. 3, 2022.
- Recep Doğan, “AİHM Kararları Işığında Tutuklama Tedbirinin Hukuka Uygunluğunun Denetimi”, TBB Dergisi, S. 155, 2021.
- Mehmet Reşat Koparan, “Bir Koruma Tedbiri Olarak Tutuklama”, TBB Dergisi, S. 65, 2006.
- A. Duygu Özgüven, “Ceza Muhakemesi Kanunu Çerçevesinde Adli Kontrol”, TBB Dergisi, S. 81, 2009.
- Volkan Aslan, “Anayasa Mahkemesinin Güncel Kararları Işığında Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlanmasının Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkına Etkisi”, SDÜHFD, C. 15, S. 2, 2025.
- Nur Centel ve Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, ilgili baskılar.
- Veli Özer Özbek, Koray Doğan ve Pınar Bacaksız, Ceza Muhakemesi Hukuku, ilgili baskılar.
- Feridun Yenisey ve Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, ilgili baskılar.
