CMK m. 196, sorgusu yapılmış sanığın talep üzerine duruşmadan bağışık tutulmasına, bazı suçlarda istinabe ile sorguya, zorunlu hallerde SEGBİS katılımına ve belirli oturumlarda getirmeme kararına izin verir. Beş yıllık alt sınır, esas mahkeme huzurunda ifade tercihi ve son oturumdaki savunma ihtiyacı birlikte denetlenmediğinde mahkûmiyet ciddi bozma riski taşımaktadır.
Ceza yargılamasında sanığın duruşmada hazır bulunması, yalnız mahkemenin fiziksel düzenini ilgilendiren bir prosedür başlığı değildir. Söz konusu mesele, suç isnadının doğrudan yüzüne karşı tartışılması, delilin mahkeme önünde çelişmeli biçimde sınanması ve hükmü kuracak hâkimin sanığı bizzat görüp dinlemesi bakımından ceza muhakemesinin omurgasına temas etmektedir. Buna rağmen uygulamada sanığın her oturumda fiilen salonda bulunmasının zorunlu olup olmadığı, mahkemenin hangi celselerde bağışıklık kararı verebileceği, SEGBİS ile katılımın ne zaman yeterli sayılacağı ve istinabe sorgusunun hangi suçlarda tamamen kapalı olduğu sıklıkla birbirine karıştırılmaktadır. Hak kaybı da çoğu kez tam burada doğmaktadır: bağışıklık, kolaylık sağlayan masum bir ara karar gibi kurulmakta; ancak sonradan mahkûmiyet hükmünün taşıyıcı kolonuna dönüşmektedir.
CMK m. 196 bu nedenle yalnız “sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlığından ibaret okunamaz. Anılan madde, birinci fıkrada talep üzerine bağışıklığı, ikinci fıkrada istinabe suretiyle sorguyu, dördüncü fıkrada aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğiyle sorgu veya oturuma katılımı, beşinci fıkrada hastane veya tutukevi nakli nedeniyle getirmeme kararını, altıncı fıkrada ise yurt dışında bulunan sanık bakımından erken veya istinabe yoluyla sorgu imkanını birlikte düzenlemektedir. Bir başka ifadeyle 196’ncı madde tek bir istisna değil, hazır bulunma kuralını daraltan birden fazla alt rejimin ortak çatısıdır. Bu alt rejimlerin her birinin koşulu, amacı ve savunma hakkı üzerindeki ağırlığı farklıdır. Değerlendirmemizce uygulamadaki asıl hata da tam burada ortaya çıkmaktadır: mahkemeler bazen 196/1’deki bağışıklık istemini 196/4’teki SEGBİS takdiriyle, bazen de 196/5’teki getirmeme kararını 193/1’deki genel hazır bulunma kuralının yerine geçecek serbest bir araç gibi kullanmaktadır.
Oysa normatif resim daha sıkıdır. Anayasa’nın 36’ncı ve 37’nci maddeleri savunma ile kanuni hâkim güvencesini, 141’inci maddesi yargılamanın açıklığı ve usul ekonomisini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi ise sanığın yargılamaya etkili katılımını korumaktadır. CMK m. 191, 193, 195, 197, 198 ve 289 ile birlikte okunduğunda 196’ncı madde şu temel dengeyi kurmaktadır: sanığın her oturumda aynı yoğunlukta hazır bulunması zorunlu olmayabilir; fakat sorgunun kim tarafından, hangi araçla ve hangi rızaya dayanılarak yapıldığı ile hükmün verildiği oturumda sanığın yüz yüzelik talebinin nasıl karşılandığı görünür biçimde gerekçelendirilmek zorundadır. Aksi halde bağışıklık kolaylık sağlamaz; usul kusurunu derinleştirir.
I. CMK m. 196’nın Yerleştirdiği İstisna Mimarisi: Bağışıklık, İstinabe ve SEGBİS Aynı Kurum Değildir
CMK m. 196’nın ilk okunması gereken özelliği, sanığın yokluğunu tek bir kavram altında toplamamasıdır. Birinci fıkradaki bağışıklık, sorgusu yapılmış sanığın kendisinin veya bu hususta özel olarak yetkilendirdiği müdafiinin istemine bağlıdır. Burada mahkeme, sanığın artık her oturumda salonda bulunmasının gerekli olup olmadığını değerlendirir. İkinci fıkra ise bağışıklığın ötesine geçerek sorgunun esas mahkemesi dışında, istinabe yoluyla yapılabilmesine imkan tanır; fakat bu imkanı alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar bakımından kapatır. Dördüncü fıkra ise klasik istinabeden farklıdır; çünkü sorgu veya oturuma katılım, karar verecek hâkim veya mahkeme ile sanık arasında eşzamanlı görüntü ve ses bağlantısı üzerinden kurulur. Demek ki aynı maddede üç ayrı teknik araç vardır ve bunların birbirine karıştırılması uygulama hatasının ilk adımıdır.
Genel kuralın kaynağı 193’üncü maddedir. Hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz; kanunun ayrık tuttuğu haller saklıdır. 195’inci madde bu ayrık alanı yalnız adlî para cezası veya müsadere gerektiren suçlara özgü dar bir pencere olarak açar. 196’ncı madde ise cezanın türünden bağımsız olarak, sorgusu yapılmış sanığın her celsede bizzat salonda bulunmasının zorunlu olmadığı bazı durumları düzenler. Kanaatimizce 196’nın özgün ağırlığı da buradadır: 195 gibi hafif yaptırım eksenli bir istisna değildir; sanığın kişisel katılımının nasıl, ne kadar ve hangi araçla kurulacağını yeniden tasarlayan bir usul maddesidir. Bu nedenle 196 yorumlanırken yalnız “sanık gelmezse ne olur?” sorusu değil, “mahkeme sanığı ne ölçüde doğrudan dinlemeye devam etmek zorundadır?” sorusu da eşzamanlı sorulmalıdır.
Bu ayrım dosya pratiğine taşındığında daha da berraklaşır. Sanığın duruşmadan bağışık tutulması ile sanığın sorgusunun istinabe yoluyla alınması aynı sonuçları doğurmaz. Bağışıklık kararı verilmiş olabilir; buna rağmen sonradan ortaya çıkan yeni delil, değişen suç vasfı, esas hakkında mütalaa veya yüz yüze açıklama gerektiren bir gerilim nedeniyle mahkeme sanığın belirli celsede hazır edilmesini yeniden gerekli görebilir. Buna karşılık istinabe yoluyla sorgu, daha başta sorgu işleminin esas mahkemesi dışında yapılması anlamına gelir ve bu işlemin meşruiyeti, beş yıllık alt sınır ile sanığa esas mahkeme huzurunda ifade tercihi sorulmuş olmasına bağlıdır. SEGBİS ise ne salt bağışıklık ne de salt istinabedir; çoğu durumda, karar verecek mahkemenin sanığı uzaktan da olsa doğrudan görmesini sağlayan hibrit bir araç niteliğindedir.
| Rejim | Dayanak | Önkoşul | Mahkemenin Hareket Alanı | Ana Usul Riski |
|---|---|---|---|---|
| Genel hazır bulunma kuralı | CMK m. 193/1 | Sanığın çağrılmış olması | Gelmeyen sanık için kural olarak duruşma yapılamaz, zorla getirme düşünülür | Hazır bulunma hakkının kolayca istisnaya dönüştürülmesi |
| Dar yokluk istisnası | CMK m. 195 | Suçun yalnız veya birlikte adlî para cezası ya da müsadere gerektirmesi | Davetiyede açık ihtarla sanık gelmese de duruşma yapılabilir | Hapis tehdidi taşıyan dosyada yanlış madde uygulanması |
| Talep üzerine bağışıklık | CMK m. 196/1 | Sorgu yapılmış olmalı; sanık veya özel yetkili müdafi istemi bulunmalı | Mahkeme her oturum bakımından hazır bulunma zorunluluğunu gevşetebilir | Talep yokken fiilî bağışıklık yaratılması |
| İstinabe sorgusu | CMK m. 196/2-3 | Alt sınır beş yıldan az olmalı; sanığa esas mahkeme huzurunda ifade tercihi sorulmalı | Sorgu başka mahkeme aracılığıyla alınır, tutanak duruşmada okunur | Beş yıllık eşiğin yanlış kurulması veya tercih sorusunun atlanması |
| SEGBİS ile doğrudan katılım | CMK m. 196/4 | Mahkemenin zorunlu görmesi; teknik altyapı; ölçülülük | Esas mahkeme sanığı eşzamanlı görerek sorgu yapabilir veya oturuma katabilir | Gerekçesiz teknik kolaylığın savunma hakkına üstün tutulması |
| Nakil nedeniyle getirmeme | CMK m. 196/5 | Sorgu yapılmış olmalı; sanık yargı çevresi dışı hastane veya tutukevine nakledilmiş olmalı | Hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlarda getirmeme kararı verilebilir | Karar veya son söz celsesinin “gerek görülmeyen” oturum sayılması |
Karşılaştırma tablosunun gösterdiği gibi 196’nın her fıkrası ayrı bir usul mantığı taşımaktadır. Bu yüzden 196 uygulamasında mahkemenin ilk sorusu “sanığı hiç getirmeyelim mi?” olmamalıdır. İlk soru, “hangi fıkra konuşuyor ve hangi koşul gerçekleşti?” sorusudur. Bu soruya net cevap verilmeden kurulan her bağışıklık veya SEGBİS kararı, ileride savunma hakkının kısıtlanması iddiasını beslemektedir.
II. Bağışıklık Kararı, Talep, Rıza ve Mahkeme Takdiri: Hangi Oturumlarda Ne Ölçüde Kurulabilir?
196/1’in çekirdeğinde iki kilit kelime bulunmaktadır: “sorgusu yapılmış olan” ve “isterse”. Birinci unsur, sanığın en az bir kez yargılamayı yapan mahkeme tarafından usulüne uygun biçimde dinlenmiş olmasını arar. Bu arayış yalnız biçimsel değildir. Sorgu, isnadın sanığın yüzüne karşı açıklanması, susma ve müdafiden yararlanma haklarının hatırlatılması, kişisel açıklama imkanının verilmesi ve mahkemenin sanıkla doğrudan temas kurması anlamına gelir. İkinci unsur ise bağışıklığın kendiliğinden değil, sanığın iradesi veya bu konuda açıkça yetkilendirdiği müdafinin istemi üzerine gündeme gelebileceğini gösterir. Mahkemenin “gelmesine gerek yok” kanaati tek başına yeterli değildir. Bağışıklık, sanık lehine kurulmuş bir kolaylıktır; yokluğa zorlayan tek taraflı bir idari tasarruf değildir.
Bu noktada müdafinin rolü özel önem taşımaktadır. Kanun, “bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse” demektedir. Anılan ifade, genel vekalet ilişkisinin her somut dosyada otomatik bağışıklık talebi anlamına geldiğini göstermemektedir. Müdafinin, sanığın duruşmalara katılmamasını isteme konusunda açık yetkisinin bulunup bulunmadığı dosyada görünür olmalıdır. Yazılı dilekçe, tutanağa geçmiş beyan, UYAP üzerinden sunulmuş yetki açıklaması veya en azından sanığın önceki sorguda bu iradeyi açık biçimde ortaya koyması bu nedenle kıymetlidir. Aksi halde müdafinin takvim kolaylığı için yaptığı talep, sonradan sanığın “ben bağışık tutulmak istememiştim” itirazına açık hale gelmektedir.
Bağışıklık kararı verildikten sonra mahkemenin takdir alanı tamamen serbest hale gelmez. Mahkeme, bütün oturumlar için bir defalık ve geri dönülmez bağışıklık kararı vermiş olsa bile, yargılamanın gelişimi nedeniyle belirli celselerde sanığın hazır bulunmasını yeniden gerekli görebilir. Özellikle suç vasfının ağırlaşma ihtimali, yeni tanık beyanının ortaya çıkması, bilirkişi raporuna esaslı itiraz, mütalaanın yön değiştirmesi veya sanığın bizzat açıklamasını gerektiren çelişki doğması hâlinde bağışıklığın kapsamı fiilen daraltılmalıdır. Kanaatimizce 196/1’in en sağlıklı yorumu budur; çünkü sanığın bağışık tutulması, mahkemenin artık onu hiç dinlemeye ihtiyaç duymayacağı anlamına gelmez. Hakkın kaynağı sanığın talebidir; fakat yargılamanın adil kurulumunu denetleme görevi hâkimin üzerinde kalmaya devam eder.
197 ve 198’inci maddeler bu değerlendirmeyi tamamlar. 197’ye göre sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisine sahiptir. Demek ki bağışıklık, savunmayı müdafi üzerinden çalışan bir temsil rejimiyle birlikte düşünür. 198 ise daha sert bir sonuç doğurur: sanık kendi istemi üzerine bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmışsa, artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz. Bu hüküm, bağışıklık kararının yalnız konfor değil, sonuç doğuran bir usul tercihi olduğunu açıkça gösterir. Sanık, duruşmaya gitmeme kolaylığı kazanırken belli kanun yolu avantajlarını da daraltabilir. Değerlendirmemizce savunma ekibinin 196/1 talebi hazırlarken en çok ihmal ettiği mesele de budur. Talebin kısa vadedeki pratik yararı açık; fakat uzun vadedeki usul maliyeti çoğu dosyada yeterince anlatılmamaktadır.
Bağışıklık kararı bakımından suç ayrımı yapılmaması da dikkat çekicidir. 195’ten farklı olarak 196/1, sırf adlî para cezası veya müsadere gerektiren suçlarla sınırlı değildir. Ağır suçlarda da, sorgu yapılmış ve talep gelmişse, sanığın bazı oturumlardan bağışık tutulması hukuken mümkündür. Bununla birlikte ağır suçun niteliği, hangi celsede fiziki katılımın yeniden zorunlu hale gelebileceği konusunda takdiri daraltır. Mahkeme, yüksek ceza tehdidi altında yargılanan sanığın mütalaa, çapraz sorgu veya son açıklama celsesinde yokluğunu daha sıkı gerekçelendirmek zorundadır. Aksi bir uygulama, bağışıklıkla savunma hakkı arasındaki dengeyi bozmakta ve 196/1’i ölçüsüz biçimde genişletmektedir.
III. İstinabe Suretiyle Sorgu, Beş Yıllık Alt Sınır ve Esas Mahkeme Huzurunda İfade Tercihi
196/2’nin uygulamada en çok hata ürettiği nokta, beş yıllık ölçütün nasıl okunacağıdır. Kanun, “alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere” demektedir. Buradaki eşik, somut dosyada verileceği tahmin edilen ceza değildir; suç tipinin kanuni alt sınırıdır. Anılan ölçüt, mahkemenin “nasıl olsa düşük ceza çıkacak” öngörüsüne göre esnetilemez. Dolayısıyla suçun temel halinin alt sınırı beş yıl veya daha fazla ise, sanığın istinabe suretiyle sorguya çekilmesi kapalıdır. Uygulamada bu kural bazen yanlışlıkla üst sınır üzerinden, bazen de olası indirim sebepleri üzerinden okunmaktadır. Her iki yaklaşım da isabetsizdir; çünkü kanun koyucu sorgunun esas mahkeme önünde yapılmasını suç tipinin objektif ağırlığına bağlamıştır.
İkinci kritik unsur, sanığa “ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediğinin” sorulmasıdır. Bu soru sıradan bir nezaket cümlesi değildir. Kanuni hâkim güvencesi ile savunmanın doğrudan kurulması arasındaki köprüdür. Sanığa bu tercih sorulmadan yapılan istinabe sorgusu, şeklen alınmış bir ifade yaratabilir; fakat savunma hakkı bakımından eksik kalır. İkincil kaynaklarda aktarılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.04.2018 tarihli, E. 2017/1188, K. 2018/167 sayılı kararında da bu eşik vurgulanmaktadır; karar metnine doğrudan erişilemediğinden, bu tespit ikincil kaynaklar üzerinden sınırlı biçimde değerlendirilmektedir. Buradaki ortak düşünce nettir: sanığın esas mahkeme huzurunda ifade tercihi sorulmadan istinabeye geçilmesi, yargılamanın doğrudanlık zeminini zayıflatır.
Bu sorunun pratik karşılığı küçümsenmemelidir. Sanık, bulunduğu şehirdeki talimat mahkemesine gelmeye razı olabilir; fakat hükmü verecek heyetin önünde konuşmak isteyebilir. Özellikle kişisel gözlem gerektiren, isnadın ağırlığı yüksek olan veya mahkemenin sanığın tavrını doğrudan görmek isteyeceği dosyalarda bu tercih sonuca etki eder. Sorgunun talimatla yapılması, mahkemenin sanığı hiç görmediği bir dosya inşa edebilir. Bu noktada 196/4’ün SEGBİS imkanı, salt teknik kolaylık değil, doğrudanlığı koruyan ikincil araç olarak önem kazanmaktadır. Bir başka ifadeyle 196/2 ile 196/4 arasında hiyerarşi değil, usul amacı bakımından fonksiyon farkı vardır: biri sorguyu başka mahkemeye devreder; diğeri ise esas mahkemeye uzaktan da olsa doğrudan temas kurdurur.
Sorgu için belirlenen günün Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilmesi de ayrıca önemlidir. Kanun, savcı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunmasını zorunlu saymamıştır; fakat bildirimi zorunlu kılmıştır. Bu tercih, hazır bulunma yükümlülüğünü değil, katılım imkanını güvence altına alır. Dolayısıyla bildirim hiç yapılmamışsa veya usulsüz yapılmışsa, “nasıl olsa zorunlu değillerdi” savunması ikna edici olmaz. Mahkeme, zorunlu bulunmama ile haberdar edilmeme arasındaki farkı gözetmek zorundadır. Savunma bakımından güvenli yol, istinabe günü tebligatının, gönderim mazbatasının, tebliğ tarihinin ve varsa müdafi mazeretinin dosyada ayrı klasöre alınmasıdır.
196/3 gereğince sorgu tutanağı duruşmada okunur. Bu hüküm, istinabe ile alınan sorgunun dosyada sessiz belgeye dönüşmesini engellemek içindir. Tutanağın okunması, sanığın yokluğunda alınmış veya farklı yargı çevresinde kurulmuş beyanın duruşmanın ortak hafızasına taşınmasını sağlar. Fakat bu okuma işlemi mekanik görülmemelidir. Savunma, tutanak okunduktan sonra o beyanın hangi koşulda verildiğini, tercihin sorulup sorulmadığını, müdafinin katılıp katılmadığını ve esas mahkeme önünde ek açıklama ihtiyacı bulunup bulunmadığını gündeme getirebilir. Kanaatimizce 196/3’ün gerçek işlevi tam budur: istinabe sorgusunu dosyaya koymak değil, onu yeniden çelişmeli tartışmanın nesnesi haline getirmek.
CMK m. 196/2, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda istinabe sorgusunu kapatır; izin verilen dosyalarda dahi sanığa önce ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulmak zorundadır. Bu soru atlanırsa usul ekonomisi korunmaz; savunma hakkı zedelenir.
IV. SEGBİS ile Katılım, 196/4, Doğrudanlık İlkesi ve AYM-AİHM Denetimi
196/4’ün en kritik yanı, istinabeden farklı olarak sanığın karar verecek mahkemeyle eşzamanlı bağlantı kurmasına imkan vermesidir. Kanun, hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniği kullanılarak yurt içinde bulunan sanığın sorgusunun yapılabileceğini veya duruşmalara katılmasına karar verilebileceğini kabul etmektedir. Söz konusu düzenleme, “teknik imkan varsa her durumda uzaktan yürütelim” anlamına gelmez. Anahtar ifade “zorunlu gördüğü durumlar”dır. Demek ki mahkemenin, neden fiziki getirmenin değil de uzaktan katılımın seçildiğini dosya bazında göstermesi gerekir. Hastane, güvenlik, sevk imkansızlığı, büyük mesafe, disiplin önlemi veya eşzamanlı bağlantının savunmayı gerçek anlamda kurabildiği özel koşullar bu gerekçeyi besleyebilir; sırf takvim kolaylığı çoğu zaman yeterli değildir.
AYM’nin Şehrivan Çoban, Emrah Yayla ve Hüseyin Barsak kararları bu çizgiyi keskinleştirmektedir. Mahkeme, sanığın fiziken salonda bulunma talebine rağmen esaslı celselerin SEGBİS üzerinden yürütülmesini, meşru amaç bulunsa bile otomatik biçimde ölçülü saymamaktadır. Burada belirleyici olan, hangi celsede hangi işlemin yapıldığıdır. Yeni delil tartışması mı var, mütalaa mı okunuyor, son söz mü alınıyor, suç vasfı mı değişiyor, tanık beyanı mı değerlendiriliyor? Eğer oturum sanığın kişisel savunmasını yoğun biçimde ilgilendiriyorsa, mahkemenin yalnız “SEGBİS yeterlidir” demesi yetmez; neden daha hafif değil, neden bu aracın yeterli olduğu açıklanmalıdır. Değerlendirmemizce 196/4 bakımından asıl eşik de budur: araç teknik olarak çalışıyor mu sorusu değil, savunma hakkını maddi olarak taşıyor mu sorusudur.
AİHM cephesinde Colozza, Sejdovic, Hermi, Dondarini ve Strzałkowski kararları birlikte okunduğunda benzer bir resim çıkmaktadır. Sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı mutlak değildir; fakat feragat kolayca varsayılamaz, uzaktan katılım da kendiliğinden yeterli sayılmaz. Hermi kararı, teknik araçların tamamen yasak olmadığını; buna karşılık savunma ile mahkeme arasındaki iletişim, gözlem ve tepki imkanının korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Dondarini ve Strzałkowski ise merciin yalnız hukuki denetim mi yaptığı, yoksa vakıa ve suçluluk değerlendirmesine de girip girmediği sorusuna bakmaktadır. Demek ki 196/4’ün meşruiyeti, cihazın açık olmasından değil, o oturumun niteliğine uygun savunma alanı üretmesinden doğar.
SEGBİS ile katılımın en tartışmalı noktası, sorgu ile sonradan yapılan celselerin aynı torbaya atılmasıdır. İlk sorgunun esas mahkeme tarafından uzaktan yapılması ile, daha önce sorgusu yapılmış sanığın ara oturuma uzaktan bağlanması aynı mesele değildir. İlkinde mahkeme sanığı ilk defa dinlemektedir; ikincisinde daha önce kurulmuş ilişkinin uzaktan sürdürülmesi söz konusudur. Bu fark, fiziki katılım talebi olduğunda daha da önem kazanır. Sanık, özellikle ilk sorgu, esas hakkında mütalaa ve son söz celsesinde bizzat huzurda bulunmak istediğini açıkça beyan etmişse, mahkemenin aksi yöndeki tercihinin ciddi gerekçe taşıması gerekir. Aksi uygulama, 196/4’ü kolaylaştırıcı araç olmaktan çıkarıp savunmayı seyrelten teknik filtreye dönüştürür.
Burada doktrindeki tartışma da canlıdır. Ateş, Ersoy, Sarıtaş ve SEGBİS literatüründeki diğer yazarlar, uzaktan katılımın modern ceza muhakemesine yabancı olmadığını; ancak doğrudanlık, çelişmelilik ve mahkemenin sanığı gözlemleme imkanını aşırı daraltmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Bazı yazarlar teknik araçların yargıya erişimi kolaylaştırdığını, bazıları ise özellikle mahkûmiyet celselerinde yüz yüzelik ilkesini zayıflattığını savunmaktadır. Kanaatimizce her iki yaklaşım da belli ölçüde haklıdır. İkna edici çözüm, SEGBİS’i ideolojik biçimde ya mutlak fayda ya mutlak tehlike olarak görmemekte; hangi oturumda, hangi dosyada, hangi gerekçeyle ve hangi itiraz imkanıyla kullanıldığını tartmaktadır. 196/4’ün metni de zaten bu esnek fakat denetlenebilir zemine işaret etmektedir.
V. Hastane, Tutukevi ve Yargı Çevresi Dışı Nakil: 196/5 Kapsamında Getirmeme Kararı Ne Zaman Makul Sayılabilir?
196/5, uygulamada çoğu zaman en ağır hak kayıplarının doğduğu fıkradır. Çünkü maddede geçen “hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar” ifadesi, bazı dosyalarda mahkeme tarafından aşırı geniş yorumlanmaktadır. Oysa fıkra, ancak hastalık, disiplin önlemi veya zorunlu diğer nedenlerle sanığın yargı çevresi dışındaki hastane veya tutukevine nakledilmiş olması ve sorgusunun yapılmış bulunması halinde devreye girer. Demek ki burada iki objektif eşik vardır: naklin gerçek ve zorunlu olması ile sorgunun daha önce tamamlanmış bulunması. Bu eşikler oluşmadan kurulan getirmeme kararı, 196/5 değil, fiilî yoklukta yargılama haline yaklaşmaktadır.
Daha önemlisi, mahkeme her oturumun niteliğini ayrı değerlendirmek zorundadır. Karar celsesi, son söz, esas hakkında mütalaa, yeni delil tartışması veya savunmayı değiştirecek gelişme içeren bir oturumun “hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen” celse sayılması çok daha sıkı gerekçe gerektirir. İkincil kaynaklarda aktarılan çok sayıda Yargıtay örneğinde, başka suçtan yargı çevresi dışında tutuklu bulunan ve bağışıklık istemeyen sanığın son oturumda hazır edilmemesi savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilmiştir; karar metinlerine doğrudan erişilemeyen bu atıflar, yalnız yardımcı doğrulama olarak dikkate alınmalıdır. Ancak AYM ve AİHM çizgisi dahi tek başına şu sonucu desteklemektedir: fiziksel getirme güçlüğü, sonuca etkili celselerde sanığın kişisel savunmasını tümüyle devre dışı bırakmaya her zaman yetmez.
“Zorunlu diğer nedenler” ibaresi ayrıca dikkatle ele alınmalıdır. Madde bunu sınırlı sayıda tek tek tanımlamamıştır; fakat bu belirsizlik sınırsız takdir doğurmaz. Cezaevi sevk planlaması, güvenlik nakli, uzun süreli hastane yatışı veya fiilen getirilemezlik yaratan somut sebep varsa bu ibare anlam kazanır. Bunun dışında, sırf kurum içi kolaylık, genel sevk yoğunluğu veya mahkemenin takvim baskısı tek başına zorunlu diğer neden sayılamaz. Doktrindeki eleştiri de tam bu noktadadır. Belirsiz ibarenin savunma hakkını budayan elastik formüle dönüşme riski vardır. Kanaatimizce iyi uygulama, “zorunlu diğer neden” başlığını somut belgeye bağlamakta; nakil yazısı, sağlık raporu, disiplin kararı, kurum cevabı veya sevk engeline ilişkin resmi kayıt dosyaya girmeden 196/5 uygulanmamaktadır.
Bu fıkra bakımından en önemli pratik refleks, mahkemenin her oturum için neden hazır bulundurulmaya gerek görmediğini tutanağa yazdırmaktır. Kayıt yoksa denetim zayıflar. Kayıt varsa kanun yolu şekillenir. Kısa cümleler yetebilir: “Mütalaa celsesi olduğu için fiziki katılım talebi sürdürülmektedir.”, “Sanığın cezaevi nakli devam etmekle birlikte son söz alınacağından huzurda hazır bulundurulması istenmektedir.”, “SEGBİS yalnız ara açıklama için kabul, hüküm celsesi için yeterli görülmemektedir.” Savunma ekibi bu ayrımı kurmazsa, 196/5 dosyası çoğu kez tek bir yokluk meselesi gibi görünür; oysa asıl mesele, hangi celsenin neden esaslı olduğunun görünür hale getirilmesidir.
VI. Yurt Dışında Bulunan Sanık, Müdafi Temsili ve 197-198 Bağlantısı
196/6, yurt dışında bulunan sanığın belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zor olduğu hâllerde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgu yapılabilmesini kabul etmektedir. Buradaki mantık, 196/2’deki iç yargı çevresi istinabesine benzemekle birlikte, uluslararası fiili zorluk nedeniyle daha esnek bir araç kurmaktadır. Buna rağmen bu esneklik, savunmanın iradesini görünmez kılmaz. Sanığın nerede bulunduğu, ne kadar sürede gelebileceği, erken duruşma açılmasının mümkün olup olmadığı, müdafinin hangi aşamada yetki kullandığı ve sanığın esas mahkeme huzurunda savunma isteyip istemediği yine tutanakta görünmelidir. Yurt dışı mesafesi, savunma hakkını askıya alan bir otomatik mazeret değildir.
Bu alanda müdafi temsili ayrıca önem kazanır. 197’nci madde, sanık hazır bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda bulunma yetkisini açıkça tanımaktadır. Demek ki yurt dışındaki sanık bakımından bağışıklık veya temsil, savunmanın tamamen yazılı yürütüleceği anlamına gelmez; müdafi, oturumlar arasında canlı savunma taşıyıcısıdır. Fakat müdafinin temsil yetkisi ile sanığın kişisel savunma alanı birbiriyle özdeş değildir. Özellikle mahkemenin sanığın niyetini, önceki beyanıyla çelişen yeni açıklamasını veya suç vasfına ilişkin kişisel tutumunu doğrudan dinlemek istediği dosyalarda, salt müdafi temsili yeterli olmayabilir. Bu nedenle 196/6 dosyalarında da “müdafi var, o halde sanık gerekmez” formülü güvenli değildir.
198’in getirdiği eski hâle getirme yasağı, bu başlıkta ikinci kez önem kazanır. Sanık kendi istemi üzerine bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmışsa, mahkemenin karar ve işlemlerine karşı süre geçmesinden doğan sonuçları gidermek için eski hâle getirme yoluna başvuramaz. Bu kural, özellikle yurt dışında yaşayan veya seyahat güçlüğü yaşayan sanıklar bakımından ciddi sonuç doğurur. Kişi, kısa vadede her celseye gelme külfetinden kurtulabilir; ancak sonradan “ben o celseyi kaçırdım, süreyi bu yüzden geçirdim” savunmasını kurma imkanı daralır. Değerlendirmemizce 196 talebi hazırlanırken müvekkile anlatılması zorunlu üç unsur vardır: hangi celselere fiilen katılmayacağı, müdafiin hangi yetkiyle işlem yapacağı ve 198 nedeniyle hangi usul telafilerinin kaybedilebileceği.
Yurt dışındaki sanıklar bakımından belge mimarisi de farklıdır. Pasaport giriş-çıkış kayıtları, çalışma veya oturum belgeleri, bilet ve bağlantı kısıtı, sağlık kaydı, konsolosluk yazışması, uluslararası tebligat tarihleri ve açık yetki belgesi tek klasörde tutulmalıdır. Çünkü mahkeme, gerçekten zor bir ulaşım engeli mi bulunduğunu, yoksa duruşmadan uzak kalmanın tercihe mi dayandığını bu verilerden anlar. Savunma açısından isabetli yöntem, bağışıklık istemini soyut “yurt dışındayım” cümlesine değil, süre, mesafe, vize, uçuş ve iş ilişkisi gibi ölçülebilir unsurlara dayandırmaktır. Mahkeme ne kadar somut malzeme görürse, 196/6’yı kanunilik ve ölçülülük içinde kurma ihtimali o kadar artar.
Burada sanığın iradesi ile usul ekonomisi arasında gerçek bir gerilim bulunduğu inkâr edilemez. Her dosyada yurt dışından fiziksel katılım beklemek çoğu zaman pratik değildir. Ne var ki ceza yargılamasında pratiklik, kişinin mahkeme önünde kendisini savunma hakkını görünmez kılacak kadar büyütülemez. Kanaatimizce isabetli yaklaşım, ilk sorguyu ve esaslı savunma celselerini mümkün mertebe esas mahkeme ile doğrudan temas içinde kurmakta; daha az yoğun oturumlarda müdafi temsili ve uzaktan araçları ölçülü biçimde devreye sokmaktadır. 196/6’nın adil yorumu budur.
VII. Delil, Belge ve Dosya Kontrolü: 196 Uygulamasında Hangi Evrak Sonucu Değiştirir?
196 uyuşmazlıklarında hükmü çoğu zaman soyut ilke değil, dosyanın küçük görünen evrakı belirler. İlk aranacak belge, sorgunun gerçekten yapıldığını ve hangi araçla yapıldığını gösteren tutanaktır. İkinci halka, sanığın veya özel yetkili müdafiinin bağışıklık talebidir. Üçüncü halka, mahkemenin 196’nın hangi fıkrasını uyguladığını gösteren gerekçeli ara karardır. Dördüncü halka ise teknik veya fiili zorunluluk kayıtlarıdır: cezaevi nakil yazısı, hastane sevk belgesi, SEGBİS bağlantı tutanağı, tebligat alındısı, istinabe müzekkeresi, esas mahkeme huzurunda ifade tercihi sorusuna verilen cevap. Bu evraklardan biri eksik olduğunda 196 kararı çoğu kez savunulamaz hâle gelmektedir.
Yanlış uygulama örnekleri birbirine benzer fakat hukuki sonuçları farklıdır. Sanığa hiç tercih sorulmadan istinabe sorgusuna geçilmesi bir problem; bağışıklık talebi yokken mahkemenin fiilen gelmesine gerek görmemesi başka problem; nakil nedeniyle getirmeme kararı verilip son söz celsesinin de aynı torbaya atılması ise daha ağır bir problemdir. Buna SEGBİS’in yalnız teknik imkan bulunduğu için tercih edilmesi eklendiğinde dosya hızla kırılgan hale gelir. Eleştiri tam burada yoğunlaşmalıdır: mahkeme kolay yolu seçmiş olabilir; ancak kolay yolun neden adil yol olduğunu açıklamadan seçmesi yeterli değildir.
İyi kurulmuş bir 196 itirazında dört soru ayrı ayrı cevaplanmalıdır. Hangi fıkra uygulandı? Önkoşullar gerçekleşti mi? O oturumun niteliği sanığın kişisel katılımını gerektiriyor muydu? Eksiklik savunmayı somut olarak nasıl etkiledi? Bu dört soru cevapsız kaldığında dilekçe yalnız ilke aktarımına dönüşür. Oysa ceza muhakemesinde ilke tek başına yetmez; ilkenin dosyaya temas ettiği somut eklem gösterilmelidir. Örneğin “mütalaa celsesi” demek yetmez, mütalaada hangi sevk maddesinin talep edildiği, sanığın önceki savunmasıyla hangi noktada gerilim çıktığı da yazılmalıdır. Aynı şekilde “SEGBİS istemiyoruz” demek yetmez; ses aktarımının bozulduğu, eşzamanlı belge gösteriminin kurulamadığı veya müvekkilin müdafiiyle gizli iletişim kuramadığı somutlaştırılmalıdır.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Belge / Kayıt | Neden Gereklidir | Hangi İddiayı İspatlar | Eksikliği Halinde Risk |
|---|---|---|---|
| İlk sorgu tutanağı | 196/1 ve 196/5 için önkoşulun varlığını gösterir | Sanığın sorgusunun gerçekten yapıldığı | Bağışıklık veya getirmeme kararının hukuki zemini çöker |
| Bağışıklık talebi / özel yetki belgesi | Talebin sanıktan veya yetkili müdafiden geldiğini gösterir | Rızaya dayalı yokluk | Fiilî bağışıklık savunma hakkı ihlaline dönüşür |
| İstinabe müzekkeresi ve tercih sorusu kaydı | 196/2 usulünün doğru kurulduğunu denetler | Esas mahkeme huzurunda ifade tercihi sorulduğu | Sorgunun hukuka uygunluğu tartışmalı hale gelir |
| SEGBİS bağlantı tutanağı | 196/4 uygulamasının teknik ve fiili seyrini gösterir | Sanığın bağlantıya katıldığı, itiraz ettiği veya edemediği | Uzaktan katılımın etkili olup olmadığı ispatlanamaz |
| Nakil / hastane / disiplin yazısı | 196/5’te zorunlu nedenin belgelendirilmesini sağlar | Getirilememe gerekçesinin gerçekliği | “Zorunlu diğer neden” soyut gerekçeye dönüşür |
| Mütalaa ve son söz celsesi tutanakları | Sanığın kişisel katılım ihtiyacını görünür kılar | Esaslı oturumda yokluk bulunduğu | Kanun yolu merciine eksikliğin ağırlığı gösterilemez |
Pratikte en güvenli yöntem, 196 dosyasını celse bazlı kronolojiyle okumaktır. Her celse için bir satır: oturum tarihi, uygulanan fıkra, sanığın fiziki durumu, müdafiin talebi, mahkemenin gerekçesi, yapılan esaslı işlem, varsa itiraz. Böyle bir kronoloji kurulduğunda savunma hakkının hangi noktada daraldığı görünür hâle gelmektedir. Bu görünürlük yoksa, mahkeme kararındaki eksiklik çoğu zaman “küçük usul hatası” gibi sunulmaktadır. Oysa birçok dosyada problem tek bir işlem değil, birbirini besleyen küçük kararların toplamıdır.
VIII. Sık Sorulan Sorular
196/1 bakımından evet; kanun suç türü ayrımı yapmaz. Ancak sorgu yapılmış olması, sanığın veya özel yetkili müdafinin istemi ve mahkemenin somut oturum bakımından hazır bulunmayı gerekli görmemesi gerekir. Ağır suçlarda bu takdir daha dar kullanılır.
Ancak bu hususta sanık tarafından yetkili kılınmışsa. Dosyada açık yetki görünmüyorsa, müdafinin genel savunma yetkisi bağışıklık istemi için her zaman yeterli kabul edilmez. En güvenli yol yazılı ve dosyaya yansıyan açık iradedir.
Suç tipinin kanuni alt sınırı üzerinden. Mahkemenin vereceğini öngördüğü nihai ceza, takdiri indirim veya ertelenme ihtimali bu eşiği değiştirmez. Alt sınır beş yıl ve daha fazla ise istinabe sorgusu kapalıdır.
Hayır. AYM ve AİHM içtihadı, teknik bağlantıyı mutlak yeterlilik olarak görmemektedir. Hangi celsede hangi işlemin yapıldığı, sanığın fiziki katılım talebi, bağlantının savunmayı ne ölçüde taşıdığı ve mahkemenin neden bu aracı seçtiği birlikte değerlendirilir.
196/5 yalnız hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar içindir. Karar, son söz veya esaslı mütalaa celsesi bakımından getirmeme kararı çok daha sıkı gerekçe gerektirir. Sanığın açık katılım talebi varsa risk büyür.
Genel kural olarak hayır. CMK m. 198, kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulan veya müdafi aracılığıyla temsil yetkisini kullanan sanığın eski hâle getirme isteminde bulunamayacağını düzenler. Bu nedenle talep öncesinde usul sonucu iyi tartılmalıdır.
IX. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 196’nın doğru uygulanması, duruşmada hazır bulunma kuralını inkâr etmek değil, hangi istisnanın hangi celsede gerçekten gerekli olduğunu disiplinli biçimde ayırmaktır. Bağışıklık, istinabe, SEGBİS ve getirmeme kararı aynı amaca hizmet eden dört serbest araç değildir; her biri ayrı önkoşula bağlı daraltılmış usul imkanıdır. Mahkeme hangi fıkrayı kullandığını, neden kullandığını ve o tercihin savunma hakkını neden aşırı sınırlamadığını dosyada görünür kılmadığında 196, usul ekonomisi üretmek yerine bozma riski üretmektedir.
Kanaatimizce güçlü savunma çizgisi, 196 tartışmasını soyut “hazır olma hakkı” başlığında bırakmamakta; sorgu kaydı, tercih sorusu, yetki belgesi, SEGBİS tutanağı, nakil evrakı ve esaslı celse kronolojisini aynı dosya mimarisine bağlamaktadır. Mahkeme için de isabetli olan yol budur. Çünkü savunmanın hangi celsede neden kişisel katılım istediği açık biçimde kurulduğunda, bağışıklık veya uzaktan katılım kararı daha denetlenebilir hale gelir. Disiplin burada kelime seçimi değil, dosya kurulumu meselesidir.
Sanığın duruşmada bulunması ceza muhakemesinde hem hak hem de yükümlülüktür. 196’ncı madde bu ikili karakteri yumuşatır; ortadan kaldırmaz. Mahkeme, sanığın varlığını gereksiz ayrıntı gibi görmemeli; savunmayı hangi noktada gerçekten taşıdığını saptamalıdır. Savunma ekibi ise talep, rıza ve itiraz çizgisini baştan kurmalıdır. 196 dosyası iyi yönetilirse esneklik sağlar. Kötü yönetilirse hükmün en zayıf halkasına dönüşür.
CMK m. 196 kapsamında bağışıklık talebi, istinabe sorgusunun geçerliliği, SEGBİS ile savunma, yargı çevresi dışı cezaevi nakli veya son oturumda hazır bulundurulmama riski içeren ceza dosyalarında; ön değerlendirme için iletişim sayfası üzerinden talep bırakabilirsiniz. Konuya yakın yayın kümesi için Ceza Hukuku kategorisi ve Ceza Hukuku uzmanlık alanı sayfası birlikte izlenebilir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmî Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36, 37 ve 141.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 191, 193, 195, 196, 197, 198 ve 289.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
- 7078 sayılı Kanun m. 142 ile kanunlaşan 196/4 değişikliği.
- 694 sayılı KHK m. 147 ile getirilen 196/4 değişikliği tarihçesi.
- Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik, ilgili hükümler.
Mahkeme Kararları
- AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020.
- AYM, Hüseyin Barsak, B. No: 2017/23924, T. 14.10.2020.
- AYM, Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, T. 06.02.2020.
- AİHM, Colozza v. Italy, App. No: 9024/80, T. 12.02.1985.
- AİHM, Sejdovic v. Italy [GC], App. No: 56581/00, T. 01.03.2006.
- AİHM, Hermi v. Italy [GC], App. No: 18114/02, T. 18.10.2006.
- AİHM, Dondarini v. San Marino, App. No: 50545/99, T. 06.07.2004.
- AİHM, Strzałkowski v. Poland, App. No: 31509/02, T. 09.06.2009.
Bilimsel Çalışmalar
- Sarıtaş, Erkan, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 78/3, 2020.
- Ateş, Burak, “Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve SEGBİS Sistemi”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2022.
- Ersoy, Uğur, “Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkından Feragat Etmesinin Mümkün Olup Olmadığı Sorununa SEGBİS Özelinden Bir Bakış”, Adalet Dergisi, 2025.
- Çatlı, Mehmet / Demir, Elifsu Beyza, “Pandemi Döneminde Sanığın Duruşmada Hazır Bulunması ve SEGBİS”, Bilişim Hukuku Dergisi, 2021.
- “Suç İsnadına veya Medeni Hak ve Yükümlülüklere İlişkin Uyuşmazlıklarda Duruşmaya Video Konferans Yöntemiyle Uzaktan Katılma”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi.
- “SEGBİS Yolu ile Yapılan Ceza Yargılamasının Adil Yargılanma Hakkını İhlal Etmesi Meselesi”, Ankara Barosu Dergisi.
- Dursun, Gizem, “Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve Bu Kapsamda Sesli ve Görüntülü Bilişim Sisteminin Değerlendirilmesi”.
- Yerdelen, Erdal, “Ceza Muhakemesinde Videokonferans Yönteminin (SEGBİS) Kullanımı”.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, duruşmada hazır bulunma ve SEGBİS kararları, erişim: 07.06.2026.
- HUDOC, presence at trial, remote participation and in absentia criminal proceedings jurisprudence, erişim: 07.06.2026.
- DergiPark açık erişim makaleleri, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı, bağışıklık ve SEGBİS literatürü, erişim: 07.06.2026.
- Çiftçi & Partners iç link kümesi: CMK 193, CMK 188, CMK 191 ve Ceza Hukuku kümesi.
