CMK m. 191’de İlk Celse Eşiği: Duruşmanın Açılması, İddianamenin Okunması ve Sanık Sorgusunun Kurulması

Siyah beyaz koridorda pencere ritmi

CMK m. 191, ilk celsede kimlik tespiti, iddianamenin okunması, 147’nci madde haklarının bildirilmesi ve sanık sorgusunun doğru sırayla kurulmasını zorunlu tutar. Bu zincirdeki eksiklik; ilk savunmanın geçerliliği, delillerin ortaya konulması, istinaf-temyiz denetimi ve savunma hakkının sınırlandırılması riski bakımından dosyanın yönünü doğrudan etkiler.

Bu içerik 07.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

İlk duruşma günü sanık salona alınmış, iddianameyi ilk kez oturumda işitmiş, müdafii dosyayı celse sabahı inceleyebilmiş ve birkaç dakika sonra da sorguya yahut tanık dinlenmesine geçilmişse sorun yalnız usul zarafeti değildir. Ceza muhakemesinde ilk celse, kovuşturmanın fiilen başladığı ve savunmanın hangi zeminde kurulacağını belirleyen eşiktir. Mahkeme bu eşikte sıralamayı bozduğunda, sonraki celselerde yeniden savunma alınmış olması her zaman başlangıç sakatlığını gidermemektedir. Çünkü ilk oturum, sanığın suçlamayı ne şekilde öğrendiğini, hangi haklardan haberdar edildiğini ve hangi beyanların hangi hukuki statü altında alındığını belirlemektedir.

CMK m. 191 bu sebeple salt “duruşma açılışı” hükmü değildir. Anılan madde, CMK m. 175’teki kamu davasının açılması ve duruşma hazırlığı, m. 188’deki zorunlu muhakeme süjeleri, m. 193 ve 196’daki hazır bulunma rejimi, m. 206’daki delillerin ortaya konulmasına başlama sırası, m. 216’daki tartışma düzeni ve m. 289/1-h’deki savunma hakkının sınırlandırılması yaptırımı ile birlikte okunmaktadır. Söz konusu bütünlük görülmediğinde 191 çoğu kez dar biçimde “iddianame okunur, sorgu yapılır” seviyesine indirgenmektedir. Oysa işbu madde, ilk celsenin kronolojisini kurarak delilin ne zaman ve hangi savunma zemini üzerinde tartışılacağını belirleyen asli muhakeme kapısı niteliğindedir.

I. CMK m. 191’in Hukuki Yeri: Kovuşturma Hazırlığından Çelişmeli Yargılamaya Geçiş Kapısı

CMK sistematiğinde 191’in asıl işlevi, hazırlık safhası ile çelişmeli duruşma safhası arasında usulî köprü kurmaktır. M. 175 kamu davasının açıldığı anı ve mahkemenin tensip aşamasındaki ilk adımlarını gösterirken, m. 176 çağrı ve tebliğ rejimini düzenlemektedir. Buna karşılık m. 191, artık dosyanın “kalem hazırlığı” seviyesinden çıkıp gerçek duruşma zeminine geçtiğini somut işlemlerle ilan etmektedir. Mahkeme başkanı veya hâkim, salondaki taraf ve kişileri saptamakta; iddianamenin kabulü kararını okuyarak duruşmanın açıldığını açıklamakta; sanığın açık kimliği ve ekonomik durumu alındıktan sonra suçlamayı ve hakları bildirip usulüne uygun sorguya geçmektedir. Bu aşamaların her biri ayrı usul sonucuna bağlıdır ve birbirinin yerine geçirilemez.

Doktrinde Centel/Zafer ile Şahin/Göktürk, kovuşturma evresinin biçimsel olarak değil, savunmanın fiilen kurulabildiği anda başladığını vurgulamaktadır. Yenisey/Nuhoğlu da benzer şekilde, iddianamenin kabulü kararının okunması ile sanığın sorgusu arasındaki dilimin yalnız törensel değil fonksiyonel değer taşıdığını; sanığın isnadı ve muhakeme zeminini kavraması için bu dilimin bağımsız bir güvence olduğunu belirtmektedir. Söz konusu yaklaşım isabetlidir; zira 191’in ilk iki fıkrası, duruşmayı açarken aynı anda mahkemenin o andan itibaren hangi usul mantığıyla hareket edeceğini de sabitlemektedir.

İşbu maddede iki ayrı kavramın birbirine karıştırılması uygulamada çok sık görülmektedir. Birincisi “duruşmanın başlaması”dır. Bu, salondaki zorunlu yahut çağrılmış kişilerin tespiti, sanığın bağsız alınması, mahkemenin duruşmayı açtığını açıklaması ve tanıkların salondan çıkarılmasıyla ilgilidir. İkincisi ise “sanığın sorgusu”dur. Sorgu, kimlik tespiti, iddianamenin okunması, 147’nci madde haklarının bildirilmesi ve sanığın açıklamaya hazır olduğunu beyan etmesinden sonra başlar. Mahkeme bu iki kavramı üst üste bindirdiğinde yahut sanığın ilk açıklamasını daha hak bildirimi tamamlanmadan almaya yöneldiğinde, sonraki delil tartışmasının dayandığı ilk savunma zemini sakatlanmaktadır.

CMK m. 191’in normatif ağırlığını artıran bir başka husus da m. 206 ile kurduğu sıradır. Kanun, sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanacağını söylemektedir. Bu nedenle 191 yalnız başlangıç ritüeli değil; delilin ne zaman salona gireceğini ve muhakemenin hangi andan itibaren 206-216 hattına taşınacağını belirleyen eşiktir. Kanaatimizce uygulamadaki en önemli ayrım da burada ortaya çıkmaktadır: 191 eksikliği, tek başına celse tutanağındaki biçim kusuru değildir; delillerin tartışılmasına hangi zemin üzerinde geçildiğini etkileyen bir savunma hakkı meselesidir.

II. Duruşmanın Açıldığı An: Hazır Bulunma Tespiti, Bağsız Alma ve İddianamenin Kabulü Kararının Okunması

CMK m. 191/1’in ilk cümlesi, sanığın ve müdafiinin hazır bulunup bulunmadığının; çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmediklerinin saptanacağını söylemektedir. Bu tespit, sanık bakımından m. 193 ve 196 ile, müdafi bakımından m. 149 ve m. 151 ile, tanık ve bilirkişi bakımından ise m. 181 ve m. 52 ile bağlantılıdır. Buradaki amaç, salondaki kişilerin yalnız fiziki varlığını saymak değildir; mahkemenin ilk anda muhakeme süjeleri ile çağrılmış delil kişileri bakımından hangi usul adımlarının mümkün olduğunu netleştirmesidir. Müdafii eksikse zorunlu müdafilik bakımından ne yapılacağı, tanıklar hazır değilse o celsede hangi delilin ikame edilip edilemeyeceği, sanık gelmemişse zorla getirme yahut yoklukta devam ihtimali bu ilk tespitin doğal uzantısıdır.

Aynı fıkrada yer alan “sanık, duruşmaya bağsız olarak alınır” ibaresi çoğu zaman gözden kaçmaktadır. Oysa bu ibare, yalnız fizikî görünüm meselesi değildir; mahkemenin ilk temas anında masumiyet karinesi, insan onuru ve savunmanın serbest iletişim zemini bakımından nasıl konum alacağını göstermektedir. Sanığın salona kelepçeli yahut savunmasını güçleştiren bir kontrol altında alınması, duruşmanın tüm atmosferini etkileyebilir. Bu görünüm özellikle tutuklu dosyalarda ilk savunmanın psikolojik ve fiilî serbestisini zedeleyebildiğinden, 191/1 cümlesinin tutanakta görünür olması ve fiilen uygulanması önem taşımaktadır.

Mahkeme başkanı veya hâkimin duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklaması da bağımsız işlev taşımaktadır. Bu okuma, iddianamenin kabulü ile kovuşturma engelinin aşıldığını ve dosyanın artık mahkeme huzurunda tartışılacağını ilan eder. Bundan ayrı olarak 191/3-b uyarınca iddianame yahut iddianame yerine geçen belge ayrıca okunur. Uygulamada bu iki işlemin tek okuma gibi algılanması sık rastlanan bir hatadır. Oysa kabul kararının okunması, mahkemenin dosyayı kovuşturma aşamasına taşıyan yargısal kararını görünür kılar; iddianamenin okunması ise sanığa isnadın maddi ve hukuki çerçevesini açıklar. Biri mahkemenin dosyaya ilişkin statü kararını, diğeri suçlamanın içeriğini gösterir.

191/2’nin tanıkların duruşma salonundan dışarı çıkarılması yönündeki emri de bu açılış mimarisinin parçasıdır. Tanıkların henüz sanık sorgusu başlamadan ve iddianame okunmadan salonda kalmaları, sonraki beyanların bağımsızlığı ve çelişmeli sorgunun değeri bakımından risk yaratmaktadır. Özellikle aynı dosyada birden çok tanığın birbirinden etkilenme ihtimali bulunduğunda, 191/2 ile m. 52 arasındaki bağ görünür hale gelmektedir. İşbu nedenle açılış aşamasında tanıkların salondan çıkarılması, sonraki delil tartışmasının güvenilirliği bakımından yalnız teknik değil, maddi öneme sahip bir adımdır.

Duruşmanın açılması ile sanığın sorgusuna başlama aynı işlem değildir. Mahkeme önce salondaki süjeleri ve delil kişilerini doğru konumlandırmak, tanıkları dışarı çıkarmak ve iddianamenin kabulü kararını açıklamak zorundadır; ancak bu aşamadan sonra sanığın ilk savunma zemini kurulabilir.

III. İlk Savunma Zemini: Kimlik Tespiti, 147 Hakları ve Usulüne Uygun Sorgu Sırası

CMK m. 191/3, ceza yargılamasının ilk savunma omurgasını kurmaktadır. Kanun, sırasıyla sanığın açık kimliğinin saptanmasını, kişisel ve ekonomik durumunun sorulmasını, iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgenin okunmasını, sanığa susma hakkı ile 147’nci maddede belirtilen diğer hakların bildirilmesini ve ancak sanık açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirdiğinde usulüne göre sorgu yapılmasını emretmektedir. Bu sıra, biçimsel rahatlık için konulmuş değildir. Sanığın hangi statüyle konuştuğu, hangi hakkı bilerek kullandığı ve hangi açıklamanın sorgu niteliği taşıdığı bu kronoloji ile belirlenmektedir.

Açık kimliğin saptanması ve kişisel-ekonomik durumun alınması ilk bakışta sıradan görünse de iki ayrı işlev taşımaktadır. Birincisi, muhakemenin doğru kişi hakkında yürütüldüğünü ve tebligat zincirinin doğru süjeye bağlandığını güvence altına alır. İkincisi, özellikle adlî para cezası, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, seçenek yaptırım yahut kişiselleştirme tartışmalarında dosyanın bireysel boyutunu görünür kılar. Bu nedenle sanığın kimliğinin eksik yahut yüzeysel alınması yalnız form kusuru değildir; sonraki aşamalarda kişiselleştirilmiş savunma ve ceza belirleme dengesini de zayıflatabilir.

İddianamenin okunması ise sanığın isnadı “resmî olarak” öğrenme anıdır. Savunmanın yalnız dosyada yazılı belgeye teorik erişimi, iddianamenin duruşmada okunmasıyla ikame edilemez. Çünkü okuma anı, mahkeme ile sanık arasındaki ilk ortak suçlama zemininin kurulduğu andır. Bu andan sonra sanığa susma hakkı ile 147’nci maddede sayılan diğer haklar bildirilir. Müdafi seçme veya görevlendirilmesini isteme, delillerin toplanmasını talep etme, lehine olan hususların sorulmasını isteme ve kendisini daha iyi ifade edebileceği biçimde savunma yapma gibi güvencelerin ilk celsede açıkça hatırlatılması, sonraki celselerde yapılacak her delil işleminin meşruiyet zeminini güçlendirmektedir.

191/3-d’nin anahtar kelimesi, sanığın “açıklamada bulunmaya hazır olduğunu bildirmesi”dir. Mahkeme, bu hazır oluş varsayımını kalıp sorularla geçiştiremez. Müdafii yeni atanmışsa, iddianame ilk kez o gün okunmuşsa, ek klasör dosyaya girmişse yahut sanık ceza infaz kurumundan fiziken getirilip ilk kez müdafii ile celse öncesi sınırlı biçimde görüşmüşse, hazır oluşun fiilî zeminini ayrıca tartmak gerekir. Söz konusu tartım yapılmadan alınan ilk açıklama çoğu kez sanığın bilinçli savunması değil, sürece uyum sağlama refleksi niteliğinde kalmaktadır.

Doktrinde Kurtoğlu ile Yürekli, ilk celseye ilişkin riskin çoğu zaman hak bildiriminin yapılıp yapılmamasından değil, bu bildirimin etkili hazırlanma imkânı üretip üretmemesinden doğduğunu vurgulamaktadır. Ünver/Hakeri ile Şahin/Göktürk de benzer şekilde, sorguya geçiş anının savunmanın en kırılgan evresi olduğunu; özellikle yeni müdafi ve yeni delil görünümlerinde mahkemenin 191 ile 176 ve 190 arasındaki ilişkiyi birlikte düşünmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu yaklaşım, ilk celsenin pratik baskısını doğru tarif etmektedir. Zira usule uygun görünen birçok duruşmada haklar okunmakta, fakat bu okuma savunmanın fiilen kurulmasına hizmet etmemektedir.

İlk açıklamanın hangi statüyle alındığı mutlaka tutanakta açık olmalıdır. Kimlik tespiti, iddianamenin okunması ve 147 haklarının bildirimi tamamlanmadan alınan beyanın “sorgu” gibi değerlendirilmesi; özellikle istinaf ve temyizde savunma hakkının sınırlandırıldığı iddiasını güçlendirmektedir.

IV. 191 ile 188, 193, 196 ve 206 Arasındaki Sınır: İlk Celseyi Açmak ile Delile Geçmek Aynı Şey Değildir

CMK m. 191’in sistem içindeki en kritik bağlantılarından biri m. 188 ile kurduğu sınırdır. M. 188, duruşmada kanunen hazır bulunması gereken süjeleri sayar. Buna karşılık m. 191, hazır bulunan bu süjeler karşısında duruşmanın hangi sıra ile açılacağını belirler. Dolayısıyla savcı, zabıt kâtibi ve zorunlu müdafi salonda bulunsa dahi 191’in açılış zinciri kurulmamışsa kovuşturma zemini tamamlanmış sayılmaz. Aynı şekilde sanığın fiziken veya SEGBİS üzerinden salona bağlanmış olması da tek başına yeterli değildir; ilk savunmanın hangi usul çerçevesinde alındığı ayrıca önem taşır.

M. 193 ve 196 ise sanığın duruşmada hazır bulunmaması, bağışık tutulması yahut teknik araçlarla katılımı bakımından ayrı başlıklar açmaktadır. Özellikle tutuklu sanık dosyalarında mahkeme, bir yandan 191 gereği ilk celseyi doğru kurmak, diğer yandan 196/4 ekseninde fiziki katılımın mı yoksa teknik katılımın mı yeterli olduğunu değerlendirmek zorundadır. Bu iki başlık birbirine karıştırıldığında sık görülen hata şudur: sanık bir şekilde ekranda göründüğü için 191’in ilk savunma garantisinin yerine getirildiği varsayılmaktadır. Oysa Şehrivan Çoban, Hüseyin Barsak ve Emrah Yayla kararlarında görüldüğü üzere, etkili katılım yalnız bağlantı kurulması ile sağlanmamaktadır.

206’ncı madde ile 191 arasındaki sıra da çoğu dosyada pratik sonuç doğurmaktadır. Kanun, sanığın sorgusundan sonra delillerin ortaya konulmasına başlanacağını söylemektedir. Bu sebeple ilk celsede tanık dinlenmesi, bilirkişi raporuna geçilmesi yahut sanık sorgusu tamamlanmadan delil tartışmasının açılması, 191-206 sırasını bozabilmektedir. Özellikle m. 178 kapsamındaki savunma tanığı, m. 180 kapsamındaki istinabe/SEGBİS tanığı ve m. 181 kapsamındaki bildirim yükümlülüğü birlikte düşünüldüğünde, ilk sorgu doğru kurulmadan delile geçilmesinin savunma bakımından nasıl zincirleme risk ürettiği görünür hale gelmektedir.

İşbu nedenle ilk celsenin açılması ile esasa girilmesi arasında görünmez ama çok önemli bir eşik bulunmaktadır. Mahkeme, sanık sorgusunu tamamlamadan delili salona taşıdığında yalnız kronolojiyi değil, aynı zamanda savunmanın hangi anda hangi araçlarla tepki vereceğini de belirsizleştirmektedir. 191 ihlallerinin önemli bölümü tam da bu belirsizlikten doğmaktadır; çünkü ilk savunmanın hangi anda tamamlandığı belli değilse, daha sonra hangi delilin hangi hazırlık düzeyi üzerinde tartışıldığı da flu hale gelmektedir.

V. Süre, Merci, Dilekçe ve Tutanak Disiplini: 191 İhlali Dosyada Nasıl Somutlaştırılır?

CMK m. 191 ihlali çoğu zaman ilk celsede yaşanır; fakat etkisi kanun yolunda görünür hale gelir. Bu sebeple ilk iş, eksikliğin tutanakta doğru iz bırakmasını sağlamaktır. İddianamenin kabulü kararı okunmuş mudur, iddianame yahut yerine geçen belge hangi anda okunmuştur, 147 hakları topluca mı yoksa tek tek mi bildirilmiştir, sanık sorguya geçmeden önce süre yahut müdafi ile görüşme isteminde bulunmuş mudur, ilk celsede delile geçilmiş midir; tüm bu hususların açık biçimde kaydedilmesi gerekir. Tutanakta yalnız “hakları anlatıldı” yahut “savunması alındı” gibi kalıp ibarelerin bulunması, istinaf merciinin ihlalin gerçek ağırlığını değerlendirmesini zorlaştırmaktadır.

Başvuru yolu bakımından 191 eksikliği, çoğu dosyada tek başına derhal itiraz edilebilir bir ara karar meselesi olarak değil, hükümle birlikte ileri sürülen savunma hakkı şikâyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer sorun, zorunlu müdafilik eksikliği veya savcının yokluğu ile birleşmişse 188 ve 289/1-e hattı; eğer sorun, sanığın usulüne uygun sorgusu yapılmadan delile yahut hükme gidilmesi ise 289/1-h hattı öne çıkmaktadır. Bununla birlikte doğru hukuki etiket tek başına yeterli değildir. Dilekçede ilk celsede hangi işlemlerin sırasız yahut eksik yapıldığı ve bu eksikliğin savunmanın hangi somut imkanını ortadan kaldırdığı açıkça gösterilmelidir.

İlk celse dosyalarında belge mimarisi ayrıca önem taşımaktadır. Çağrı kâğıdı, tebliğ mazbatası, cezaevi tebellüğ tutanağı, baro görevlendirme belgesi, celse tutanağı, kısa süre talebini içeren ara dilekçe ve varsa SEGBİS planlama kayıtları birlikte okunmadan sağlıklı savunma kurulamaz. Sanığın zorla getirilme yahut sevk süreci de kimi dosyada önem taşımaktadır; çünkü fiziki katılım eksikliği, ilk sorgunun hangi koşullarda ve ne kadar hazırlıkla yapıldığını etkilemektedir. Söz konusu belgelerden birinin bile dosyada görünmez kalması, güçlü ihlalin soyut iddiaya dönüşmesine yol açabilmektedir.

İstinaf dilekçesi bakımından en etkili yöntem, ilk celse kronolojisini ayrı tablo halinde kurmaktır. Tebligat tarihi, duruşma günü, müdafii görevlendirme zamanı, iddianamenin okunma anı, hak bildirimi, ilk savunma, tanık veya bilirkişi dinlenmesi ve varsa mütalaa tarihi ardışık biçimde gösterildiğinde, usul kusuru yalnız norm ihlali olarak değil savunmanın daraltıldığı operasyonel an olarak ortaya çıkmaktadır. Mahkemece “eksiklik sonradan giderildi” savunması yapılacaksa bu savunmanın da hangi celsede ve ne ölçüde telafi sağladığı somutlaştırılmak zorundadır.

AYM başvurusu düşünülüyorsa ihlalin yalnız yasa maddesi ile değil, savunmanın hangi aşamasını etkilediği ile kurulması gerekir. Başvurucu, ilk celsede suçlamayı ne ölçüde kavrayabildiğini, müdafii ile ne kadar görüşebildiğini, hangi soruları hazırlayamadığını ve bu eksikliğin sonraki delil tartışmasına nasıl yansıdığını kronolojik şekilde göstermelidir. İşbu yaklaşım, 191 şikâyetini salt şekli usul yakınması olmaktan çıkarıp hakkaniyete uygun yargılanma sorunu düzeyine taşımaktadır.

Dilekçe tekniğinde bir başka kritik husus, eksikliğin tek maddeye sıkıştırılmamasıdır. İlk celsede hak bildirimi eksik yapılmış, aynı gün tanık dinlenmiş ve müdafii yeni görevlendirilmişse, sorun yalnız 191 değil; 176, 188, 206, 216 ve 289 ile birleşen karma bir savunma hakkı sakatlığıdır. Güçlü dosya stratejisi, bu birleşik görünümü saklamadan fakat kronolojiyi dağıtmadan kurabilen stratejidir. Zira temyiz yahut bireysel başvuruda etkiyi belirleyen husus, kanun numarası çokluğu değil, savunmanın hangi gerçek adımının imkânsız hale geldiğinin gösterilmesidir.

VI. Yargısal Denetim Çizgisi ve Doktrindeki Tartışma: İlk Savunma Şekli mi, Fiili İmkân mı?

AYM’nin Atila Oğuz Boyalı, Yasemin Akgül ve Nurcan Gülabi kararlarında ortak görünüm, savunma hakkının salt salonda konuşma fırsatına indirgenemeyeceğidir. Mahkeme, tanık ve delil tartışmasına hazırlanma imkânını, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleriyle birlikte değerlendirmektedir. Bu kararların hiçbiri m. 191’i soyut madde analizi olarak okumamaktadır; buna karşılık ilk savunmanın hangi bilgi ve hazırlık düzeyi üzerinde alındığını inceleyerek 191’in fiilî önemini görünür kılmaktadır. Söz konusu çizgi, ilk celsenin yalnız usul sırası değil, savunmanın anlamlı katılım eşiği olduğunu teyit etmektedir.

Burak İnan ile Durmuş Ali Bal kararlarında ise daha yakın bir vurgu bulunmaktadır. Mahkeme, delil tartışmasına fiilen katılamayan yahut bildirilmeyen beyanlara hazırlanamayan savunma tarafının, hakları formel olarak anlatılmış olsa dahi etkili savunma imkanından yoksun kalabileceğini göstermektedir. Hacı Sülük ve Ömer Sülük kararı da bildirim ile hazırlık arasında kurulan bu bağı güçlendirmektedir. İşbu kararlar birlikte değerlendirildiğinde şu sonuç belirginleşmektedir: 191’deki kimlik, iddianame ve hak bildirimi sırası; kendi başına değil, savunmaya gerçek zaman ve kolaylık sağlayıp sağlamadığı ölçüsünde anayasal önem kazanmaktadır.

AİHM tarafında Colozza ve Sejdovic kararları, ilk celsenin merkezindeki “suçlamayı bilerek ve bilinçli şekilde karşılayabilme” sorununu açıklamaktadır. Mahkeme, yoklukta yargılamayı tartışırken aslında şu ilkeyi kurmaktadır: sanığın ceza davasında bizzat savunma yapabilme ve yargılamanın özünü kavrayabilme imkânı gerçek bildirim ve bilinçli tercihe dayanmalıdır. Hermi kararı ise alternatif katılım araçlarının ancak etkili savunma ilişkisini ciddi biçimde aşındırmadığı ölçüde kabul edilebileceğini göstermektedir. Bu çizgi, 191’in ilk celse garantisinin yalnız fizikî huzur değil; savunmanın isnadı, delili ve mahkeme beklentisini anlayabilmesi olduğunu ortaya koymaktadır.

Yargıtay uygulamasında 191 bakımından doğrudan ve dolaylı iki denetim hattı görülmektedir. Dolaylı hat, Yargıtay 20. Ceza Dairesinin 31.05.2017 tarihli, Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 29.05.2017 tarihli ve Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 07.09.2015 tarihli kararlarında görülen; kovuşturmaya geçildikten sonra 175 ve devamı maddelerdeki duruşma rejimi işletilmeden esasa girilemeyeceği yönündeki hattır. Doğrudan hat ise, ilk savunma sırası ve savunma hakkının sınırlandırılması bakımından sorgunun usulüne uygun kurulmadığı dosyalarda bozma sonucuna götüren kararlardır. Uygulamada ikincil kaynaklar bu ikinci hattı daha görünür biçimde yansıtmaktadır; ancak resmî veritabanından doğrulanamayan künye yahut sayfa numarası kullanılmaması gerektiği için, kanun yolu dilekçesinde başlangıç sakatlığının somut usul etkisine odaklanmak daha güvenli yöntem niteliğindedir.

Doktrindeki temel tartışma, 191 ihlalinin ne ölçüde mutlak usul kusuru sayılacağı noktasında toplanmaktadır. Bir görüşe göre, hak bildirimi ve sorgu sırası bozulduğunda ilk savunma zemini sakatlandığı için sonraki telafi sınırlı kabul edilmelidir. Karşı görüş ise, eksikliğin sonraki celselerde giderilip giderilmediğine ve ilk celsede esaslı işlem yapılıp yapılmadığına göre dosya bazlı değerlendirme yapılmasını savunmaktadır. Centel/Zafer ile Yenisey/Nuhoğlu birinci yaklaşımın korumacı gücünü gösterirken; Şahin/Göktürk ile Ünver/Hakeri, telafi ihtimalini tümüyle dışlamayan daha dengeli okuma yapmaktadır. Kanaatimizce ikinci yaklaşım daha isabetlidir; ne var ki telafi kabulü çok dar yorumlanmalıdır. İlk celsede tanık dinlenmiş, bilirkişi raporu tartışılmış yahut esaslı itham çerçevesi çizilmişse, sonraki savunma çoğu dosyada başlangıç eksikliğini tamamen giderememektedir.

Bu nedenle doğru test, “haklar okundu mu” sorusundan daha ileridedir. Asıl soru şudur: sanık ve müdafii, ilk celsede isnada hangi somut hazırlık düzeyi ile cevap vermiştir; eksiklik daha sonra gerçekten onarılmış mıdır; ilk celsede geri alınamaz nitelikte işlem yapılmış mıdır? İşbu üç soruya birlikte bakılmadığında 191 değerlendirmesi ya aşırı biçimci ya da aşırı gevşek hale gelmektedir. Ciddi hukukî ayrım tam bu noktada ortaya çıkmaktadır: biçimsel geçerlilik ile etkili savunma aynı şey değildir.

VII. Yanlış Uygulama Örnekleri ve Hak Kaybı İhtimalleri

İlk yaygın hata, sanığın ilk açıklamasını henüz 147 hakları tamamıyla anlatılmadan almak ve bunu sonra “savunma alındı” diye tutanağa geçirmek biçiminde görülmektedir. Böyle bir durumda sanık gerçekte sorguya mı alınmıştır, yoksa yalnız anlık bir açıklama mı yapmıştır; bu sınır belirsizleşmektedir. İlk beyanın hukuki niteliği bulanıklaştığında sonraki delil tartışmasının hangi savunma zemini üzerinde yürüdüğü de tartışmalı hale gelir.

İkinci hata, iddianamenin kabulü kararının okunması ile iddianamenin okunmasını tek işlem saymaktır. Mahkeme yalnız iddianameyi okuyup kabul kararını hiç açıklamamışsa kovuşturmanın yargısal kapısı görünmez kalır; yalnız kabul kararını okuyup isnadı içeren belgeyi ayrıntısıyla okumamışsa bu kez sanığın suçlamayı somut içeriğiyle öğrenmesi eksik kalır. Söz konusu iki okuma birbirinin yerine geçmemektedir.

Üçüncü yaygın sorun, sanık sorgusu tamamlanmadan delile geçilmesidir. İlk celsede tanık dinlenmiş, bilirkişi raporu sorulmuş veya müdafiin hazırlanma talebi ertelenmişse 191-206 sırası fiilen bozulmuş olabilir. Bu görünümde hak kaybı, yalnız ilk savunmanın eksikliği ile sınırlı kalmaz; delilin hangi savunma düzeyi üzerinde tartışıldığı da sakatlanır.

Dördüncü hata, eksikliğin kanun yolunda soyut bırakılmasıdır. İstinaf dilekçesinde yalnız “savunma hakkı kısıtlandı” denildiğinde merci çoğu zaman hangi sorunun hangi celsede doğduğunu göremez. Oysa ilk celsede hangi hak bildiriminin eksik kaldığı, hangi delilin erkenden tartışıldığı, müdafiin hangi nedenle hazırlanamadığı ve bu durumun hangi sorunun sorulmasını yahut hangi itirazın yapılmasını engellediği açıkça gösterildiğinde 191 ihlali hukuki ağırlık kazanmaktadır.

Son hata, ilk celse tutanağının kalem diliyle bırakılmasıdır. “Usulen duruşmaya başlandı” yahut “sanığın savunması alındı” türünden özet ifadeler, mahkemenin gerçekten hangi sıra ile ilerlediğini göstermemektedir. İşbu eksiklik, en güçlü dosyalarda dahi savunma hakkı ihlalinin görünmez hale gelmesine yol açabilmektedir.

VIII. İlk Celse Kontrol Matrisi

CMK m. 191 dosyalarında en yararlı araç, ilk celseyi işlem bazında kontrol etmektir. Aşağıdaki matris, savunma ekibinin ve mahkemenin hangi düğüm noktalarına özellikle dikkat etmesi gerektiğini göstermektedir.

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

İşlemDayanakDosyada Kontrol Edilecek NoktaBaşlıca Risk
Hazır bulunanların saptanmasıCMK m. 188, 191/1Sanık, müdafi, savcı, kâtip ve çağrılmış delil kişileri tutanakta açık mıYanlış yokluk veya eksik süje ile celse açılması
Sanığın bağsız alınmasıCMK m. 191/1İlk temasın savunmayı baskılayan görünüm üretip üretmediğiİlk savunmanın serbestliğinin zedelenmesi
İddianamenin kabulü kararının okunmasıCMK m. 191/1Kabul kararı ile iddianame ayrı işlemler olarak görünür müKovuşturma kapısının bulanıklaşması
İddianamenin okunmasıCMK m. 191/3-bSuçlamanın maddi ve hukuki çerçevesi tam açıklanmış mıİsnadın eksik öğrenilmesi
147 haklarının bildirimiCMK m. 147, 191/3-cHaklar kalıp cümleyle mi, etkili biçimde mi anlatılmışBilgilendirilmemiş savunma
Sorguya geçişCMK m. 191/3-d, 206Sanık açıklamaya hazır olduğunu beyan etmiş mi; delile erken geçilmiş miİlk savunma zemininin sakatlanması

IX. Sık Sorulan Sorular

CMK m. 191 yalnız iddianamenin okunmasını mı düzenler?

Hayır. Madde, hazır bulunanların saptanması, sanığın bağsız alınması, iddianamenin kabulü kararının açıklanması, tanıkların dışarı çıkarılması, kimlik ve ekonomik durum tespiti, 147 haklarının bildirimi ve usulüne uygun sorguya geçişi birlikte düzenlemektedir. Bu nedenle ilk celsenin kronoloji maddesi niteliğindedir.

İddianamenin kabulü kararının okunması ile iddianamenin okunması aynı işlem midir?

Hayır. Kabul kararının okunması, kovuşturmanın mahkeme huzurunda açıldığını ilan eder. İddianamenin okunması ise sanığın hangi eylem ve hangi hukuki nitelendirme ile suçlandığını somutlaştırır. Bir işlem diğerinin yerine geçmez.

Sanık 147 hakları anlatılmadan konuşmuşsa bu beyan sonradan sorgu yerine geçer mi?

Kural olarak hayır. Böyle bir beyanın hangi statü altında alındığı tartışmalı hale gelir. Sonraki celsede usulüne uygun yeni sorgu yapılması bazı dosyalarda eksikliği hafifletebilir; ancak ilk celsede esaslı işlem yapılmışsa telafi ihtimali belirgin biçimde daralmaktadır.

İlk celsede tanık dinlenmesi 191 bakımından neden risklidir?

Çünkü delillerin ortaya konulmasına kural olarak sanığın sorgusundan sonra başlanır. Hak bildirimi ve sorgu sırası tamamlanmadan tanık dinlenmesi, savunmanın delile hangi hazırlık zemini üzerinde cevap verdiğini tartışmalı hale getirebilir. Bu risk özellikle ilk savunmanın aynı gün alındığı dosyalarda büyümektedir.

191 ihlali derhal itiraza mı, yoksa hükümle birlikte istinaf-temyize mi taşınır?

Çoğu görünümde sorun hükümle birlikte istinaf veya temyiz dilekçesinde savunma hakkının sınırlandırılması başlığı altında taşınır. Bu nedenle ilk celse tutanağı, tebligat belgeleri, müdafi görevlendirme zamanı ve delile geçiş sırası özellikle önem kazanmaktadır.

X. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 191’in pratik değeri, ilk celseyi yalnız takvim başlangıcı olmaktan çıkarıp savunma mimarisinin çekirdeğine dönüştürmesinde yatmaktadır. Mahkeme, usul sırasını hız adına sıkıştırdığında çoğu kez sonraki celselerde görünmeyen fakat hüküm denetiminde belirleyici hale gelen bir başlangıç kırığı yaratmaktadır. Bu kırık; sanığın suçlamayı hangi açıklıkta öğrendiğini, müdafii ile hangi hazırlık düzeyinde konuşabildiğini, ilk delil tartışmasına hangi bilgi seviyesi ile girdiğini ve tutanağın bunları ne kadar görünür kıldığını belirlemektedir.

İşbu nedenle en sağlıklı dosya stratejisi, ilk celseye girmeden kısa bir 191 kontrol listesi oluşturmaktır. Hazır bulunma, kabul kararı, iddianamenin okunması, 147 hakları, müdafi görüşme süresi, ilk savunma, delile geçiş ve tutanak dili tek sayfalık not üzerinde izlendiğinde mahkeme ret kararı verse dahi sonraki kanun yolu denetimi için güçlü kayıt zemini oluşmaktadır. Özellikle ceza dosyalarında hak kaybı çoğu zaman hüküm gününde değil, ilk oturumun sessiz ayrıntılarında şekillenmektedir.

Kanaatimizce ilk celseyi başarıyla yönetmenin anahtarı, 191’i tek başına okunacak bir “madde metni” gibi değil; 175, 176, 188, 193, 196, 206 ve 216 ile birlikte işleyen bir savunma şeması olarak kavramaktır. Duruşmanın başlaması, gerçekte savunmanın hangi zeminde başlayacağını belirlemektedir. Bu zemin eksik kurulmuşsa sonraki usul işlemleri ne kadar düzenli görünürse görünsün dosya denetlenebilirlik bakımından kırılganlaşmaktadır. İlk celsede kurulan yahut kurulamayan şey, çoğu zaman yalnız beyan değil; bütün kovuşturmanın güvenilirliğidir.

İlgili uzmanlık alanı: Ceza Hukuku. İlk celse öncesi belge ve tutanak planı bakımından somut dosya değerlendirmesi gerekirse iletişim sayfası üzerinden ön inceleme talebi iletilebilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 19, 36 ve 141.
  2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 147, 176, 188, 191, 193, 196, 206, 216, 230 ve 289.
  3. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yayımlandığı 17.12.2004 tarihli ve 25673 sayılı Resmî Gazete.
  4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
  5. T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi ile Türkiye Barolar Birliği medya arşivindeki 5271 sayılı Kanun konsolide metni.

Mahkeme Kararları

  1. AYM, Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, T. 20.03.2014.
  2. AYM, Yasemin Akgül [2. B.], B. No: 2014/2630, T. 27.10.2016.
  3. AYM, Nurcan Gülabi [1. B.], B. No: 2015/15355, T. 23.05.2018.
  4. AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020.
  5. AYM, Hüseyin Barsak, B. No: 2017/23924, T. 14.10.2020.
  6. AYM, Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, T. 06.02.2020.
  7. AYM, Burak İnan [1. B.], B. No: 2021/7640, T. 21.05.2024.
  8. Yargıtay 20. CD, E. 2017/1268, K. 2017/3523, T. 31.05.2017.
  9. Yargıtay 17. CD, E. 2015/19900, K. 2017/6644, T. 29.05.2017.
  10. Yargıtay 15. CD, E. 2015/1135, K. 2015/28207, T. 07.09.2015.
  11. AİHM, Colozza/İtalya, B. No: 9024/80, T. 12.02.1985.
  12. AİHM, Hermi/İtalya [BD], B. No: 18114/02, T. 18.10.2006.

Bilimsel Çalışmalar

  1. Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul 2024.
  2. Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  3. Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.
  4. Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  5. Kurtoğlu, Tuğba, “Ceza Yargılamasında Duruşmada Hazır Bulunması Gerekenler ve Duruşma Düzeni”, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021/2.
  6. Yürekli, Suat, “Ceza Muhakemesinde Duruşma: Kavram, Hâkim Olan İlkeler ve Düzen ve Disiplinin Sağlanması”, Selçuk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu Dergisi, 2024/1.
  7. Sarıtaş, Eda, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020.
  8. Sümer, A. Emre, “Silahların Eşitliği İlkesi Bağlamında Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafiin Dosya İnceleme Yetkisi ve Bu Yetkinin Kısıtlanması”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 12(2), 2022.

Elektronik Kaynaklar

  1. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, ilk savunma, duruşmada hazır bulunma ve savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara ilişkin bireysel başvuru kararları.
  2. HUDOC karar veritabanı, Colozza ve Hermi kararları.
  3. DergiPark, duruşma düzeni ve savunma hakkı eksenli ceza muhakemesi makaleleri.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler