CMK m. 193’te Yokluk Sınırı: Sanığın Duruşmada Hazır Bulunmaması, Zorla Getirme ve Savunma Rejimi

CMK m. 193 için sade kurumsal doku görseli

CMK m. 193, kural olarak sanık duruşmada hazır olmadan yargılamanın esaslı kısmına geçilemeyeceğini kabul eder. Tebligatın usulü, geçerli mazeret, zorla getirme kararı, sorgunun yapılıp yapılmadığı ve hükmün hangi türde kurulacağı; ilk derece mahkemesi ile istinaf-temyiz denetiminde dosyanın yönünü belirleyen başlıca eşiklerdir.

Bu içerik 07.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza dosyalarında sanığın duruşmaya gelmemesi çoğu zaman takvimsel bir gecikme gibi okunmaktadır. Oysa işbu mesele, yalnızca celsenin ertelenip ertelenmeyeceğine indirgenemez. Sanığın yokluğu; mahkemenin delili hangi anda tartışabileceğini, savunmanın hangi zeminde alınacağını, zorla getirme emrinin ne zaman zorunlu hale geleceğini ve hükmün sanığın sorgusu yapılmaksızın kurulup kurulamayacağını doğrudan belirlemektedir. Bu sebeple CMK m. 193, duruşma disiplininin kenarında duran tali bir kural değil; sanığın fiziki veya işlevsel katılımı ile hüküm arasındaki ilişkiyi kuran asli norm niteliğindedir.

Uygulamada sorun çoğu kez iki uçta ortaya çıkmaktadır. İlk uçta, yokluk her durumda feragat gibi okunmakta ve mahkeme, tebligat zincirini yahut mazeretin gerçekliğini yeterince tartışmadan esaslı işlemlere yönelmektedir. İkinci uçta ise 193’ün istisnaları ile 195 ve 206 gibi komşu hükümler birbirine karıştırılmakta, delillerin ortaya konulmasına başlanabilmesi ile yoklukta mahkûmiyet kurulabilmesi aynı şeymiş gibi değerlendirilmektedir. Söz konusu karışıklık, özellikle ilk sorgu hiç yapılmamış dosyalarda savunma hakkının sınırlandırılması, eksik tutanak, hatalı tebligat ve bozma riski şeklinde görünür olmaktadır.

CMK m. 193 bu nedenle tek başına okunmaz. M. 175’teki kovuşturma eşiği, m. 188’deki zorunlu süjeler, m. 191’deki ilk celse dizilimi, 195’teki sınırlı yokluk hali, 196’daki bağışık tutulma rejimi ve 206’daki delillerin ortaya konulması sırası birlikte değerlendirildiğinde anılan maddenin gerçek işlevi ortaya çıkmaktadır. Kanaatimizce 193’ün esas değeri de tam burada bulunmaktadır: sanığın duruşmada bizzat bulunmasını bir ritüel değil, sorgu ile hüküm arasındaki meşruiyet zincirinin parçası haline getirmektedir.

I. Kural, İstisna ve Sistematik: CMK m. 193 Hangi Yoklukta Duruşmayı Durdurur, Hangi Yoklukta Sınırlı Hareket Alanı Tanır?

CMK m. 193/1’in ilk cümlesi, ceza muhakemesinin temel başlangıç noktasını açık kurmaktadır: kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Bu hüküm, sanığın mahkeme huzurunda savunma yapabilmesini, isnadı duymasını, tanık ve delil tartışmasını izlemesini ve müdafiiyle eşzamanlı savunma stratejisi kurabilmesini güvence altına almaktadır. AYM, Erol Aydeğer [1. B.], B. No: 2013/4784, T. 07.03.2014 kararında, sanığın savunma hakkından yararlanmasının ilk koşulunun mahkeme önünde hazır bulunma olanağı olduğunu açıkça vurgulamıştır. AİHM’in Colozza/İtalya ve Sejdovic/İtalya kararları da aynı çizgiyi sürdürmekte; yoklukta yargılamanın ancak gerçek bildirim, bilinçli feragat ve sonradan etkili giderim imkanı bulunduğunda meşru görülebileceğini belirtmektedir.

Ne var ki 193 mutlak bir yasak da kurmamaktadır. Bugün yürürlükte bulunan 193/2, sorgusu yapılmamış sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa davanın yoklukta bitirilebileceğini kabul etmektedir. İşbu düzenleme, 223’teki hüküm tipleriyle birlikte okunmalıdır. Başka bir ifadeyle beraat, davanın reddi, düşme veya durma kararı yönünde kanaat oluşmuşsa mahkeme, ilk sorgu hiç yapılmamış olsa dahi yargılamayı sanığın lehine veya sanığın aleyhine yeni bir yaptırım yaratmayan bir noktada sonlandırabilmektedir. Buna karşılık mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı kararı yahut güvenlik tedbiri söz konusu ise sanığın sorgusuz yokluğu kural olarak yeterli görülmemektedir.

Bu ayrım görünüşte teknik, sonuç itibarıyla son derece somuttur. Mahkeme dosyaya baktığında “zaten ceza verilmeyecek” yahut “güvenlik tedbiri uygulamak daha uygun” düşüncesiyle 193/2’yi genişletmeye eğilim gösterebilmektedir. Oysa 2023 sonrasında mevcut metin, ceza verilmesine yer olmadığı kararını da istisna alanının dışına taşımıştır. Bu sebeple savunma makamı, hüküm türünü daha duruşma sonuna gelmeden tartışmalı; 223’te öngörülen karar tiplerinden hangisinin 193/2 kapsamında, hangisinin dışında kaldığını tutanağa işletmelidir. Söz konusu ayrım gözden kaçırıldığında, mahkemenin sanık hiç sorgulanmadan kurduğu karar şeklen lehine görünse bile kanunilik ve savunma zemini bakımından sakatlık üretmesi mümkündür.

193 ile komşu maddeler arasındaki sınırın doğru kurulması da zorunludur. 195, yalnız veya birlikte adli para cezası yahut müsadereyi gerektiren suçlarda davetiyede açık ihtar bulunmak kaydıyla sanık gelmese bile duruşma yapılabilmesine izin vermektedir. 196 ise mahkemece sorgusu yapılmış sanığın yahut yetkili kıldığı müdafiinin talebi üzerine bağışık tutulma imkanı tanımaktadır. Bu iki rejim, 193’ün genel kuralını ortadan kaldırmaz; tersine hangi yokluğun kanuni istisna, hangi yokluğun ise yargılamaya engel olduğunu görünür kılar. Dosya stratejisinde ilk soru her zaman şu olmalıdır: sanığın yokluğu hangi hükümle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır; 193 mü, 195 mi, yoksa 196 mı?

CMK m. 193 bakımından asıl ayrım, yokluğun varlığı değil, yokluğun hangi kanuni rejime dayandırıldığıdır. Usulüne uygun sorgu yapılmamış bir dosyada 193/2’nin sınırı ile 195 ve 196’nın koşulları birbirine karıştırıldığında, görünürde hızlı ilerleyen yargılama kanun yolu aşamasında kolaylıkla kırılabilmektedir.

II. Geçerli Mazeret, Tebligat ve Zorla Getirme: Mahkeme Yokluğu Ne Zaman Kusur, Ne Zaman Usul Eksikliği Saymalıdır?

193/1’in ikinci cümlesi, gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verileceğini söylemektedir. Bu ifade, zorla getirmenin otomatik değil koşullu bir araç olduğunu göstermektedir. İlk koşul, sanığın duruşmadan usulüne uygun biçimde haberdar edilmiş olmasıdır. Çağrı kâğıdı, tebliğ tarihi, adresin doğruluğu, tebligatın hangi kişi eliyle yapıldığı ve davetiyedeki ihtarın içeriği belirlenmeden “gelmedi” sonucuna varılması mümkün değildir. Murat Tezel [2. B.], B. No: 2017/20307, T. 13.10.2020 kararında AYM, katılım sağlanamayan duruşmada mahkûmiyet kurulmasını savunma hakkı yönünden ihlal sayarken, görünürde yapılmış çağrının etkili katılımı gerçekten sağlayıp sağlamadığını merkeze almıştır.

İkinci koşul, mazeretin gerçekliği ve celseye etkisidir. Hastalık raporu, sevk yazısı, başka dosyada tutukluluk, ceza infaz kurumunda nakil, doğal afet, ulaşım kesintisi veya aynı gün başka yargı merciinde zorunlu bulunma hâli gibi olgular, mahkemenin biçimsel değil somut değerlendirme yapmasını gerektirir. Nurten Aksu [2. B.], B. No: 2014/6996, T. 13.09.2017 kararında AYM, önceden bildirilen saatten farklı bir zaman diliminde celsenin yapılıp tarafın fiilen katılamamasını basit usul hatası saymamış; etkili katılım ve çelişmeli yargılama bakımından incelemiştir. İşbu karar, mazeretin yalnız belgeye değil, mahkemenin kendi takvim pratiğine de bağlı olabileceğini göstermektedir.

Tutuklu sanıklar bakımından sorun daha da keskindir. Sanığın başka dosyadan cezaevinde bulunması, kendiliğinden yoklukta yargılamayı meşrulaştırmaz. Mahkeme, nakil imkanı, SEGBİS tedbirinin yeterliliği, fiziki katılım talebinin varlığı ve esaslı işlemin hangi celsede yapılacağı üzerinde ayrıca durmak zorundadır. Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020 ve Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, T. 25.07.2023 kararları, güvenlik veya mesafe gibi genel gerekçelerin tek başına yeterli görülmeyeceğini; sanığın esaslı işlemlerin yapıldığı oturumda bizzat bulunma talebine niçin cevap verilemediğinin olay özelinde açıklanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Zorla getirme kararı bu yüzden yalnız yokluğun yaptırımı değildir; aynı zamanda mahkemenin 193/1 kuralını ciddiye aldığını gösteren kayıt aracıdır. Karar verilmemiş, verilmiş olsa bile infazı araştırılmamış yahut mazeret varlığı tartışılmamışsa, sonraki celsede “sanık yine gelmedi” saptaması savunma hakkı bakımından zayıf kalmaktadır. İyi dosya pratiği, her yokluk celsesinden sonra üç belgeyi yan yana koymaktır: çağrı ve tebliğ evrakı, mazeret yahut sevk belgesi, zorla getirme kararının infaz durumu. Mahkeme bunlardan birini tartışmadan hüküm zeminine geçtiğinde kanun yolu itirazı çok daha somut hale gelmektedir.

Usulüne uygun tebligat ispatlanmadan verilen zorla getirme kararı, sonraki yokluk celselerine meşruiyet kazandırmaz. Aynı şekilde geçerli mazeret araştırılmadan yokluğun kusur sayılması, 193/1’in uygulamasını hızlandırmaz; bilakis hükmü savunma hakkının sınırlandırılması başlığı altında kırılganlaştırır.

III. Sorgu Yapılmadan Delile Geçiş ile Sorgu Yapılmadan Hüküm Kurma Aynı Şey Değildir

CMK pratiğinde en sık karıştırılan mesele, 206’nın delillerin ortaya konulmasına ilişkin hükmü ile 193’ün yokluk rejimidir. 206/1’de yer alan ek cümle, tebligata rağmen mazeretsiz gelmeyen sanığın sorgusunun yapılamamış olmasının delillerin ortaya konulmasına engel olmayacağını kabul etmektedir. Mahkeme bu durumda tanık dinleyebilir, belge okuyabilir, bilirkişi raporunu tartışmaya açabilir. Ancak işbu imkan, sorgusuz sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulabileceği anlamına gelmemektedir. Delilin salona girebilmesi ile davanın sanık aleyhine sonuçlandırılabilmesi iki ayrı eşiğe bağlıdır.

Bu ayrımın maddi önemi yüksektir. Mahkeme bazen 206’ya dayanarak delilleri ikame ettikten sonra, aynı celse yahut sonraki kısa bir celsede sanık yine gelmediği için dosyayı hükme bağlama eğilimi göstermektedir. Oysa 193/2, hangi hükümlerin sorgusuz yoklukta verilebileceğini ayrıca sınırlamıştır. Bu nedenle 206, delil toplama ritmini; 193 ise hüküm kurma sınırını belirlemektedir. Anılan iki hükmün birbirinin yerine geçirilmesi, özellikle mahkûmiyet ve güvenlik tedbiri ihtimali bulunan dosyalarda savunmanın en temel itirazlarından birini doğurmaktadır.

Sanığın sonradan duruşmaya gelmesi hâlinde ortaya konulan delillerin kendisine bildirilmesi zorunluluğu da aynı zincirin parçasıdır. Mahkeme yokluğunda yapılan tanık dinlemesini, bilirkişi raporunu veya okunmuş belgeyi sanığa ve müdafiine somut biçimde aktarmadan “zaten dosyada var” mantığıyla ilerleyemez. İşbu bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediğinde, delil tartışmasının çelişmeli niteliği aşınmakta; savunma, daha önce yapılmış işlemle yetinmeye zorlanmaktadır. Colozza ve Sejdovic kararlarının ortak öğrettiği nokta da budur: yokluk, bildirim ve giderim mekanizmasıyla çevrelenmedikçe adil yargılanma zemini zayıflamaktadır.

Ceza verilmesine yer olmadığı kararı bakımından da ayrı bir uyarı gerekir. Mevcut metin, bu hüküm tipini 193/2 istisnasının dışına çıkardığından, bazı eski şerhlerde veya 2023 öncesi açıklamalarda görülen geniş yorum bugün doğrudan uygulanamaz. Bu sebeple savunma makamı, mahkemenin hangi karar tipine yöneldiğini sezdiği anda 223 ile 193/2 arasındaki bağlantıyı açıkça kurmalıdır. Kanaatimizce 193 dosyalarında iyi müdafilik, yalnız “sanık yoktu” itirazı yapmakla sınırlı değildir; hangi hükmün neden sorgusuz kurulamayacağını karar türü üzerinden göstermeyi de içerir.

Buradaki hüküm türü ayrımı, kanun yolu denetiminde çoğu zaman beklenenden daha belirleyici sonuç üretmektedir. Mahkeme, yoklukta yalnız beraat veya düşme yönünde kanaat geliştirdiğini düşünse bile, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki ifade farkı yahut güvenlik tedbirine ilişkin ek değerlendirme, dosyayı bir anda 193/2 istisnasının dışına taşıyabilmektedir. Özellikle müsadere, belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma yahut çocuklar bakımından güvenlik tedbiri niteliği taşıyan sonuçlar söz konusu olduğunda, savunma makamının yalnız suç vasfına değil hükmün fer’ilerine de bakması gerekir. Güvenli yaklaşım, mahkeme hüküm için müzakereye geçmeden önce, yoklukta verilebilecek karar tipinin tutanağa açıkça yazılmasını istemek ve aksi görünümde sanığın sorgusu tamamlanmadan hüküm aşamasına geçilmesine itiraz etmektir.

IV. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının Anayasal ve Sözleşmesel Çerçevesi

Anayasa’nın 36’ncı maddesi ile AİHS m. 6, sanığın yalnız sonuçtan haberdar olmasını değil, yargılamaya etkili biçimde katılabilmesini korumaktadır. AYM içtihadı, duruşmada hazır bulunma hakkını sözlü yargılama, çelişmeli usul, silahların eşitliği ve bizzat savunma imkanının kesişim noktasında konumlandırmaktadır. Erol Aydeğer kararında ortaya konulan ilke, Şehrivan Çoban ve Mehmet Ergün kararlarında daha ayrıntılı ölçütlere kavuşmuştur: mahkeme, fiziksel katılımı neden sağlayamadığını, alternatif yöntemin neden yeterli görüldüğünü ve esaslı işlemlerin hangi celsede yapıldığını açıklamak zorundadır.

AİHM’in Colozza/İtalya kararı, yoklukta yargılama bakımından klasik başlangıç metnidir. Mahkeme, kişinin gerçekten yargılamadan haberdar edilmediği yahut bildirim sürecinin güven vermediği bir dosyada yoklukta mahkûmiyeti sözleşmeye uygun görmemiştir. Sejdovic/İtalya [GC] ise bu çizgiyi, feragatin örtülü kabulü bakımından daha da sıkılaştırmıştır. Sanığın ortadan kaybolması veya çağrıya uymaması tek başına bilinçli feragat anlamına gelmez; mahkeme, kişinin süreci bilip bilmediğini ve sonradan etkili bir yeniden yargılama imkanı bulunup bulunmadığını ayrıca değerlendirmelidir.

Hermi/İtalya [GC] kararının gösterdiği başka bir nüans daha vardır. Duruşmada bizzat hazır bulunma hakkı mutlak değildir; bazı aşamalarda alternatif katılım yöntemleri kullanılabilir. Bununla birlikte bu yöntem, savunma ile mahkeme arasındaki iletişimi, delilin algılanmasını ve müdafi ile eşgüdümü işlevsizleştirecek düzeye düşerse meşru araç olmaktan uzaklaşır. Şehrivan Çoban ile Mehmet Ergün kararları, AİHM’in bu yaklaşımını Türk uygulamasına taşımış; SEGBİS veya benzeri araçların ancak olayın zorunluluğu gerçekten gösterildiğinde kabul edilebilir istisna sayılabileceğini ortaya koymuştur.

CMK m. 193 bakımından anayasal sonuç açıktır: mahkemenin elindeki usul yetkisi, savunmanın özü korunmadan kullanılamaz. Sanık hiç sorgulanmamışsa, çağrı usulsüzse, mazeret araştırılmamışsa yahut esaslı deliller sanığa sonradan bildirilmemişse, kanundaki görünür hareket alanı anayasal ölçülülük testini geçememektedir. İşbu nedenle 193 dosyalarında yalnız kanun maddesine değil, AYM ve AİHM’in yokluğu hangi koşullarda kabul ettiğine de bakmak gerekir. Hukuki çerçeve kanundan, meşruiyet standardı ise büyük ölçüde anayasal ve sözleşmesel içtihattan beslenmektedir.

V. Belge, Delil ve Dosya Hazırlığı: Yokluk Tartışmasında Hangi Evrak Sonucu Değiştirir?

193 uyuşmazlıklarında dosyayı çoğu zaman büyük ilke tartışmaları değil, küçük evrak ayrıntıları kazandırmaktadır. İlk belge grubu, çağrı ve tebligat evrakıdır. Tebliğ mazbatası, adres kayıtları, elektronik tebligat zaman damgaları, davetiyedeki zorla getirme veya gelmese de yargılamaya devam edileceğine ilişkin ihtarlar, yokluğun kusur olup olmadığını belirler. Özellikle aynı gün farklı saatte yapılan celse, yanlış adrese çıkan tebligat veya başkası eliyle alınmış bildirimler, savunma hakkı bakımından ciddi tartışma doğurmaktadır.

İkinci grup, mazereti kanıtlayan belgelerdir. Sağlık raporu, hastane başvuru kaydı, cezaevi sevk yazısı, nakil tutanağı, disiplin cezası nedeniyle çıkarılamama belgesi, başka mahkemede zorunlu bulunmayı gösteren tutanak yahut avukatın aynı anda başka celsede olduğuna dair resmî kayıt, mahkemenin yokluğu nasıl niteleyeceğini etkiler. Söz konusu belgeler celse sonrası sunulmuş olsa bile, mahkemenin bunları salt zamanlama gerekçesiyle görmezden gelmesi isabetli değildir. Mahkeme mazereti kabul etmeyebilir; fakat hangi veriye dayanarak reddettiğini açıklamak zorundadır.

Üçüncü grup, sorgu ve delil bildirimine ilişkin tutanaklardır. Sanık sonradan geldiğinde daha önce dinlenen tanıkların, okunan belgelerin ve bilirkişi raporlarının kendisine bildirildiği; bu deliller hakkında diyeceğinin sorulduğu; müdafii ile görüşme imkanı tanındığı tutanakta görünür olmalıdır. Aksi halde 206 çerçevesinde yapılmış işlem, savunma tarafından içselleştirilemeden dosyada donmuş hale gelir. Özellikle ilk sorgu daha sonra alınmışsa, önceki delillerin tek tek hatırlatılması ve buna ilişkin beyanların alınması dosyanın denetlenebilirliği bakımından önemlidir.

Dördüncü grup ise UYAP ve cezaevi yazışmalarıdır. Tutuklu sanığın nakil planı, müzekkere zamanı, ceza infaz kurumu cevabı, SEGBİS altyapısının çalışıp çalışmadığı, fiziki sevk için emniyet veya jandarma tedbiri istenip istenmediği çoğu dosyada görünmeyen ama sonucu değiştiren kayıtlardır. Mehmet Ergün ile Şehrivan Çoban çizgisi, tam da bu teknik kayıtların önemini göstermiştir. Savunma makamının, 193 tartışmasını yalnız duruşma tutanağına hapsetmemesi; UYAP işlem kütüğü ile sevk yazışmalarını da dosyanın parçası haline getirmesi gerekir.

Dosyada yalnız “gelmedi” ibaresi varsa savunma için henüz hiçbir şey tamamlanmış değildir. Tebligat, mazeret, sevk, sorgu ve delil bildirimine ilişkin alt kayıtlar çıkarılmadan 193 tartışması soyut seviyede kalmaktadır.

VI. Mahkemelerin Sık Düştüğü Hatalar ve Kanun Yolu Riskleri

İlk hata, müdafiin salonda bulunmasını sanığın ilk sorgusu yerine geçer hale getirmektir. Müdafiin etkin varlığı son derece değerlidir; ne var ki sanık hiç sorgulanmamışsa ve hüküm türü 193/2 sınırını aşıyorsa, yalnız müdafi beyanı ile dosyanın sanık aleyhine sonuçlandırılması güvenli değildir. Murat Tezel kararında AYM’nin üzerinde durduğu meselelerden biri de budur: savunmanın temsil edilmesi ile sanığın bizzat dinlenmesi aynı hukuki seviyede değildir.

İkinci hata, 195 kapsamındaki özel yokluk rejimini 193 dosyalarına yaymaktır. Duruşma yapılabilir ifadesi görüldüğünde, kimi uygulamalarda bunun her durumda yoklukta karar kurulabileceği şeklinde anlaşıldığı görülmektedir. Oysa yalnız veya birlikte adli para cezası ya da müsadereyi gerektiren suçlara özgülenmiş dar bir istisna, ağır ceza veya hapis tehdidi içeren dosyalara taşınamaz. Söz konusu taşma yaşandığında, mahkeme gerçekte mevcut olmayan bir istisna yaratmış olur.

Üçüncü hata, mazeretin tartışılmasını kısa bir takdir notuna indirgemektir. “Mazeret uygun görülmedi” cümlesi tek başına yeterli değildir. Raporda hangi tarih aralığı vardır, sanığın başka mahkemedeki zorunlu bulunması doğrulanmış mıdır, cezaevinden sevk için gerçekten girişim yapılmış mıdır, geç gelme ile hiç gelmeme aynılaştırılmış mıdır; bunlar gösterilmeden yokluğun kusurlu sayılması kanun yolu denetiminde zayıf kalmaktadır. Nurten Aksu kararı, mahkeme takvimindeki kaymanın dahi katılım hakkını etkileyebileceğini göstererek bu ihtiyatı güçlendirmektedir.

Dördüncü hata, yoklukta toplanan delilin sonradan gelen sanığa gerçek anlamda bildirilmemesidir. Tutanakta “okundu” ibaresi bulunması, çoğu dosyada yeterli görülmektedir; ancak sanığın diyeceğinin alınıp alınmadığı, müdafiin çapraz sorgu veya ek delil talebinde bulunup bulunmadığı, önceki tanığın yeniden dinlenmesinin gerekip gerekmediği ayrıca tartışılmalıdır. Colozza ve Sejdovic’in ortak çizgisi, yokluğun sonradan salt şekli bir okuma ile telafi edilemeyeceğini göstermektedir.

Beşinci hata ise 193 ile 194’ü karıştırmaktır. İlk yokluk ile duruşma sırasında savuşma aynı rejime tabi değildir. Sanık hiç gelmemişse 193; sorgusu yapıldıktan sonra duruşmadan kaçmışsa 194 devreye girmektedir. Mahkeme bu iki maddeyi ayırmadığında, ilk sorgu yapılmadan 194 mantığıyla devam etme yahut sorgu yapıldıktan sonra da 193’ün mutlak yasağını işletme gibi çelişkili sonuçlar doğabilmektedir. Dosya stratejisi bakımından bu ayrımın tutanağa erken işlenmesi yerinde olacaktır.

VII. Hak Kaybını Önleyen Uygulama Haritası: Savunma Ekibi İlk Celseden İtibaren Nasıl Konum Almalıdır?

193 dosyalarında hak kaybı çoğu kez hüküm tefhimi anında değil, daha erken başlar. İlk celse öncesinde çağrı ve tebligat dosyası incelenmeli; sanığın mazeret ihtimali varsa belge önceden hazırlanmalı; tutuklu sanık bakımından nakil yahut fiziksel katılım talebi celse arasında yazılı hale getirilmelidir. Sanığın celseye katılamaması bekleniyorsa, hangi nedenle katılamadığı ve alternatif tarihin neden gerekli olduğu soyut dille değil, somut belge listesiyle sunulmalıdır.

Celse sırasında izlenecek ikinci hat, tutanak denetimidir. Mahkeme mazereti reddetmiş, zorla getirme kararı vermiş yahut delillerin ortaya konulmasına başlamışsa; bunun hangi maddeye dayandırıldığı, sanığın sorgusunun yapılıp yapılmadığı ve sonraki celsede delillerin kendisine bildirileceği yönünde kayıt düşülmesi istenmelidir. Müdafi, yalnız itiraz etmekle yetinmemeli; mahkemenin 193/2, 195 veya 206’dan hangisine dayandığını tutanakta görünür hale getirmelidir. Anılan sınıflandırma yapılmadığında, üst mahkeme dosyada hangi eşik aşılarak hükme gidildiğini daha geç görebilmektedir.

Üçüncü hat, kanun yolu dilekçesinin iskeletidir. İstinaf veya temyiz başvurusunda yalnız “savunma hakkı kısıtlandı” demek yerine; tebligat eksikliği, mazeretin neden geçerli olduğu, sorgusuz yoklukta hangi hükmün kurulamayacağı, delillerin sonradan sanığa nasıl bildirilmediği ve bu eksikliklerin 289’uncu madde bakımından neden esaslı olduğu ayrı alt başlıklar halinde gösterilmelidir. Kanaatimizce 193 uyuşmazlıklarında başarı, büyük ölçüde bu dört düğümü aynı anda kurabilmektedir: bildirim, mazeret, sorgu ve hüküm tipi.

Dördüncü hat, ilk derece dosyasına kanun yolu için temiz bir kayıt bırakmaktır. Mahkeme yoklukta tanık dinlemişse hangi tanığın hangi celsede dinlendiği, müdafiin hazır olup olmadığı, çapraz sorgu talebinin ileri sürülüp sürülmediği ve sanık geldiğinde bu delilin kendisine nasıl bildirildiği tutanakta görünür olmalıdır. Aynı şekilde zorla getirme kararı verilmişse infaz şerhi, kolluk cevabı, cezaevi müzekkeresi ve sevk imkansızlığına ilişkin yazıların dosya numarasıyla birlikte belirtilmesi, sonradan yapılacak istinaf incelemesini soyut iddiadan somut evraka taşımaktadır. Savunma makamı bu kayıtları ilk derece aşamasında kurmadığında, üst mahkemeye yalnız eksiklik hissi götürülmekte; eksikliğin hangi işlem zincirinde ortaya çıktığı yeterince görünmemektedir.

Beşinci hat ise sanığın sonradan hazır bulunduğu celsede aktif telafi talep etmektir. Yoklukta dinlenen tanığın yeniden çağrılması, bilirkişi raporuna karşı ek süre verilmesi, önceki celsede okunan belge hakkında ayrıntılı beyanda bulunma imkanı tanınması ve gerekiyorsa savunmanın hazırlanması için makul ara verilmesi talepleri birlikte kurulmalıdır. İşbu talepler, yalnız usule ilişkin nezaket beklentisi değildir; 193 ile 206 arasındaki dengenin pratik giderim araçlarıdır. Mahkeme bu telafi adımlarını tartışmadan dosyayı hükme bağlarsa, savunma hakkı ihlalinin somutlaştığı nokta da tam olarak burada oluşmaktadır.

VIII. 193 Dosyaları İçin Kontrol Matrisi

Yokluk tartışmasını soyut bırakmamak için, her dosyada aynı kontrol tablosunu kullanmak yararlı olmaktadır. Aşağıdaki matris, mahkeme ile savunma makamının hangi düğüm noktalarına özel dikkat göstermesi gerektiğini özetlemektedir.

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

İşlemDayanakDosyada Kontrol Edilecek NoktaBaşlıca Risk
Çağrı ve tebligatCMK m. 176, 193Davetiyenin usulü, ihtar içeriği, tebliğ tarihi, adres doğruluğuYokluğun kusurlu sayılması için yeterli zemin oluşmaması
Mazeret incelemesiCMK m. 193/1Sağlık, sevk, başka mahkeme, ulaşım veya cezaevi kayıtları dosyada var mıGeçerli mazeretin yokluk gibi değerlendirilmesi
Zorla getirme kararıCMK m. 193/1Karar verildi mi; infaz girişimi ve sonucu tutanakta görünür müHüküm öncesi usul merdiveninin atlanması
İlk sorguCMK m. 191, 193, 147Sanık gerçekten sorgulanmış mı; müdafi varlığı sorgu yerine geçirilmiş miSorgusuz yoklukta mahkûmiyet zemininin kurulması
Delile geçişCMK m. 206Tebligata rağmen mazeretsiz gelmeme somut mu; deliller sonradan bildirilmiş mi206’nın 193/2 yerine kullanılması
Hüküm tipiCMK m. 193/2, 223Beraat/düşme/durma ile mahkûmiyet/CGYO/güvenlik tedbiri ayrımı açık mıYanlış hüküm türünün yoklukta kurulması

IX. Sık Sorulan Sorular

Sanık hiç gelmezse mahkeme mutlaka duruşmayı ertelemek zorunda mıdır?

Kural olarak mahkeme, sanığın yokluğunu 193/1 çerçevesinde değerlendirir; tebligat usulüne uygun ve mazeret geçersiz ise zorla getirme kararı verebilir, ayrıca 206 kapsamında bazı delilleri ortaya koyabilir. Buna karşılık sorgusuz sanık hakkında mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı veya güvenlik tedbiri kararı kurulması kural olarak mümkün değildir.

Geçerli mazeret varsa zorla getirme kararı verilebilir mi?

Geçerli mazeretin varlığı halinde zorla getirme kararı otomatik kabul edilemez. Mahkeme, mazeretin neden yeterli görülmediğini somutlaştırmadan yokluğu kusurlu sayarsa, karar savunma hakkı ve kanuni dinlenilme güvencesi bakımından tartışmalı hale gelmektedir.

Sanık sorgulanmamışsa beraat kararı yoklukta verilebilir mi?

Evet; mevcut 193/2 metni çerçevesinde mahkeme, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varırsa davayı yoklukta bitirebilir. Bu nedenle beraat, davanın reddi, düşme veya durma ihtimali ayrıca değerlendirilmelidir.

Müdafinin celseye katılması sanığın ilk sorgusu yerine geçer mi?

Hayır. Müdafinin varlığı savunma hakkının önemli bir unsurudur; ancak sanığın hiç sorgulanmadığı dosyalarda, müdafi beyanı sanığın bizzat dinlenmesiyle aynı hukuki sonucu doğurmaz. Özellikle mahkûmiyet ihtimalinde bu ayrım belirginleşmektedir.

Yoklukta tanık dinlenmişse sonradan gelen sanığa ne yapılmalıdır?

Ortaya konulan deliller sanığa açık biçimde bildirilmeli, diyeceği sorulmalı ve gerekiyorsa yeniden soru sorma veya ek delil talep etme imkanı tanınmalıdır. Salt “okundu” kaydı çoğu dosyada savunma hakkının fiilen kullanıldığını göstermeye yetmemektedir.

Başka dosyadan cezaevinde bulunan sanığın yokluğu mazeret sayılır mı?

Çoğu durumda evet; fakat mesele otomatik değildir. Mahkeme, sevk veya nakil için girişimde bulunup bulunmadığını, fiziki katılımın neden sağlanamadığını ve SEGBİS gibi alternatiflerin olay özelinde neden yeterli görüldüğünü ayrıca açıklamak zorundadır.

X. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 193 dosyaları, görünürde basit yokluk tartışmaları gibi başlasa da esasında savunmanın hangi noktada “mahkeme huzurunda” kabul edileceğini belirlemektedir. Mahkeme, tebligatı ve mazereti yeterince tartışmadan, sorgu eşiğini netleştirmeden ve hüküm tipini 223 çerçevesinde ayırmadan ilerlediğinde, dosya daha ilk derece aşamasında istinaf ve temyiz bakımından kırılgan hale gelmektedir. Sanığın hazır bulunması kuralı, işbu nedenle biçimsel değil fonksiyonel bir güvencedir.

Sağlıklı uygulama için şu üç adımın aynı dosyada birlikte kurulması gerekir:

  1. Çağrı, tebligat ve mazeret evrakı ilk celse öncesinde netleştirilmelidir.
  2. Sorgu yapılmadan yalnız delile geçiş ile sorgu yapılmadan hüküm kurulması ayrımı tutanakta açık hale getirilmelidir.
  3. Sonradan gelen sanığa daha önce ortaya konulan deliller etkili biçimde bildirilerek savunmanın telafisi gerçekten sağlanmalıdır.

Kanaatimizce 193’ün dosya stratejisi bakımından en önemli öğrettiği husus da budur: ceza yargılamasında yokluk, yalnız bulunmama hali değildir; hangi usul adımının hangi savunma zemini olmaksızın yapıldığını gösteren bir turnusol kâğıdıdır. Bu zemin eksik kurulmuşsa, hükmün hukuka uygunluğu çoğu kez karardan önce değil, sanığın duruşmaya neden ve nasıl katılamadığı sorusuna verilen eksik cevapta aşınmaktadır.

İlgili uzmanlık alanı: Ceza Hukuku. İlk celse öncesi tebligat, mazeret ve sorgu planı bakımından somut dosya incelemesi gerekirse iletişim sayfası üzerinden ön değerlendirme talebi iletilebilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

  1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 19, 36 ve 141.
  2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 176, 191, 193, 195, 196, 206, 223, 230 ve 289.
  3. T.C. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, “Ceza Muhakemesi Kanunu”, Kanun No: 5271, Kabul Tarihi: 04.12.2004, RG: 17.12.2004-25673.
  4. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tam metni ve değişiklik gerekçeleri; özellikle CMK m. 193 ile 7445 sayılı Kanun değişikliği açıklamaları.
  5. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
  6. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası ile HUDOC veritabanındaki kamuya açık karar kayıtları.

Mahkeme Kararları

  1. AYM, Erol Aydeğer [1. B.], B. No: 2013/4784, T. 07.03.2014.
  2. AYM, Nurten Aksu [2. B.], B. No: 2014/6996, T. 13.09.2017.
  3. AYM, Murat Tezel [2. B.], B. No: 2017/20307, T. 13.10.2020.
  4. AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020.
  5. AYM, Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, T. 25.07.2023.
  6. AİHM, Colozza/İtalya, B. No: 9024/80, T. 12.02.1985.
  7. AİHM, Sejdovic/İtalya [GC], B. No: 56581/00, T. 01.03.2006.
  8. AİHM, Hermi/İtalya [GC], B. No: 18114/02, T. 18.10.2006.

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

  1. Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 22. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2024.
  2. Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  3. Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
  4. Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.
  5. Sarıtaş, Erkan, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020, s. 1525-1591.
  6. Ersoy, Uğur, “Ceza Muhakemesinde In Absentia Duruşma Yapılması ve Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Üzerine Bazı Düşünceler”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, 2020, s. 52-86.
  7. Kurtoğlu, Tuğçe, “Ceza Yargılamasında Duruşmada Hazır Bulunması Gerekenler ve Duruşma Düzeni”, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, S. 2, 2021, s. 453-484.
  8. Doğan, İdris / Bozdağ, Ahmet, “Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 22, S. 3, 2023, s. 1004-1020.
  9. Ersoy, Uğur, “Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkından Feragat Etmesinin Mümkün Olup Olmadığı Sorununa SEGBİS Özelinden Bir Bakış”, Adalet Dergisi, S. 74, 2025, s. 57-73.

Elektronik Kaynaklar

  1. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkı başlıklı bireysel başvuru kararları.
  2. HUDOC, Colozza, Sejdovic ve Hermi kararları.
  3. DergiPark, sanığın yokluğunda duruşma, duruşma düzeni, istinabe ve SEGBİS başlıklı akademik yayınlar.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler