CMK m. 202, Türkçe bilmeyen veya işaret dili desteğine ihtiyaç duyan kişi için ücretsiz tercüman güvencesi kurarken; iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaadan sonra sanığa başka dilde sözlü savunma imkanı da tanımaktadır. Talebin hangi fıkraya dayandığı, giderin kime ait olduğu, celse tutanağı ve çeviri kalitesi aynı gün netleştirilmezse savunma hakkı ile hükmün dayanıklılığı birlikte zayıflayabilmektedir.
Bu içerik 07.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza yargılamasında tercüman meselesi çoğu dosyada ilk bakışta teknik görünür; oysa dosyanın hangi dille kurulacağı, isnadın sanığa gerçekten anlatılıp anlatılmadığı, müdafinin müvekkiliyle hangi açıklıkta çalışabildiği ve mahkemenin sanığın beyanını hangi filtreyle duyduğu sorularını aynı anda belirlemektedir. Uygulamada en sık görülen hata, CMK m. 202’yi tek cümlelik bir “anadilde savunma” başlığına indirgemektir. Böyle yapıldığında madde içindeki ayrı rejimler birbirine karışmaktadır: Türkçe bilmeyen yahut olağan iletişim kuramayan kişi için devletçe sağlanan ücretsiz tercüman güvencesi ile Türkçe bilen sanığın belirli iki aşamada kendisini daha iyi ifade edeceğini söylediği başka dilde sözlü savunma imkanı aynı hukuki zeminde değildir.
İşbu ayrım yalnız teorik değildir. İlk rejimde mesele adil yargılanmanın çekirdeğine ilişkin olup mahkemenin bekleme lüksü bulunmamaktadır; isnadı anlamayan şüpheli veya sanığın ifadesi, sorgusu ve duruşma katılımı tercümansız ilerletildiğinde savunma hakkı daha soruşturma evresinde hasar görmektedir. İkinci rejimde ise kanun koyucu, kovuşturma sırasında sınırlı ve aşama bağlı bir kolaylık tanımakta; fakat bunun giderini Devlet Hazinesine değil, sanığın kendi seçtiği tercümana yüklemektedir. Dolayısıyla CMK m. 202 tartışmasının asıl gerilimi, “tercüman verilsin mi verilmesin mi” sorusundan ziyade, hangi ihtiyacın hangi anda doğduğu, bu ihtiyacın hangi usulle tutanağa geçirildiği ve mahkemenin bu ayrımı dosya özelinde ne kadar açık kurabildiği noktasında toplanmaktadır.
CMK m. 202 hangi sistematik içinde okunmalı; 147, 191 ve adil yargılanma güvenceleriyle bağı nedir?
CMK m. 202, tercümanı yalnız duruşmada konuşulan sözleri çevirecek yardımcı kişi olarak görmez; ceza muhakemesinin anlaşılabilirlik eşiğini kuran usul güvencelerinden biri haline getirir. Bu hüküm, Anayasa m. 36’daki adil yargılanma hakkı, Anayasa m. 10’daki eşitlik ilkesi, Anayasa m. 19’daki isnadın bildirilmesi ve kişi özgürlüğü güvenceleri ile birlikte anlam kazanmaktadır. Kanun düzleminde ise CMK m. 147’deki şüpheli ve sanığın haklarının bildirilmesi, CMK m. 191’de iddianamenin okunması ve sorgu akışı, CMK m. 202’de tercümanın varlığı, CMK m. 324’te gider rejimi ve Tercüman Listeleri Yönetmeliği aynı eksenin parçalarıdır. Söz konusu nedenle 202, dar anlamda tercüme tekniği hükmü değil; muhakemenin dili ile savunmanın etkinliği arasındaki köprü hükmü niteliğindedir.
Madde içindeki ayrımın baştan açık kurulması gerekir. Birinci eksen, mahkemede kullanılan dili anlayamayan veya konuşamayan kişi yönünden zorunlu ve ücretsiz tercüman yardımını düzenlemektedir. Aynı eksende işaret dili veya başka uygun iletişim yöntemiyle duruşmaya katılması gereken engelli kişiler de bulunmaktadır. İkinci eksen ise 24.01.2013 tarihli 6411 sayılı Kanun değişikliğiyle gelen ve kovuşturma evresinde yalnız iki aşamada devreye giren “başka dilde sözlü savunma” imkanıdır: iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sanık, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde sözlü savunma yapabilmektedir. Kanaatimizce uygulamadaki karışıklıkların önemli bölümü, birinci eksendeki anayasal zorunluluk ile ikinci eksendeki sınırlı usul imkanının birbirine karıştırılmasından doğmaktadır.
Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Ayrıca sanık, iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını başka bir dilde yapabilir.
Ali İlhan Bayar kararı ile Yusuf Keskin ve Sefer Baysal kararının birlikte okunması, maddenin bugünkü sistematiğini berraklaştırmaktadır. Ali İlhan Bayar dosyasında Anayasa Mahkemesi, 6411 öncesi rejimde, Türkçeyi anlayıp ifade kurabilen kişinin yalnız etnik aidiyeti veya tercih ettiği dil sebebiyle otomatik tercüman hakkı kazanmadığını belirtmiştir. Yusuf Keskin ve Sefer Baysal kararında ise Mahkeme, 202/1 ile 202/4’ü ayrı kurumlar olarak okuyup, Türkçe bilmeme ihtiyacına dayalı ücretsiz yardım ile sonradan tanınan sınırlı başka dilde sözlü savunma imkanını birbirinden ayırmıştır. Böylelikle mahkemenin ilk sorusu “sanık hangi dili tercih ediyor?” değil, “sanık isnadı ve duruşmayı Türkçe düzleminde anlayıp yanıtlayabiliyor mu; ayrıca 202/4 koşulları oluştu mu?” sorusu olmaktadır.
Mahkeme hangi durumda tercüman atamak zorundadır; Türkçe bilmeme, engellilik ve başka dilde sözlü savunma ayrımı nasıl yapılır?
CMK m. 202 bakımından ilk temel eşik, kişinin “meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe” bilip bilmediğidir. Bu eşik günlük hayat düzeyinde birkaç cümle kurabilme testine indirgenemez. Kişinin isnadı anlaması, soruları kavraması, hukuki sonuç doğuracak beyanının nüanslarını aktarabilmesi ve müdafiiyle savunma stratejisini aynı dilsel zeminde kurabilmesi gerekir. Kamasinski kararında AİHM’in çizdiği çerçeve de budur: tercüme, duruşmadaki her sözcüğün mekanik aktarımı anlamına gelmez; fakat kişi, kendisine yöneltilen suçlamayı ve yargılamanın esaslı aşamalarını anlayıp etkili yanıt verebilecek destekten mahrum bırakılamaz. Bir başka ifadeyle mesele salt konuşma yeteneği değil, etkili savunma kurabilme kapasitesidir.
İkinci eşik, engellilik nedeniyle olağan iletişim kuramama halidir. Tercüman Listeleri Yönetmeliği de amacı tarif ederken, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen ya da engelli olan mağdur, tanık, şüpheli veya sanığın beyanlarının Türkçeye çevrilmesinden söz etmektedir. İşitme engelli, dilsiz veya ancak işaret diliyle iletişim kurabilen kişinin duruşma tutanağında konuşma üretmesi, tercüman ihtiyacını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Asıl soru, yargı makamıyla kurulan iletişimin eşitlik ve savunma hakkı bakımından gerçek, güvenilir ve kesintisiz olup olmadığıdır. Bu nedenle mahkeme, engellilik durumunu yardımcı bir ayrıntı gibi değil, doğrudan yargılamaya katılım sorunu gibi ele almalıdır.
Üçüncü eşik ise 202/4’teki başka dilde sözlü savunma kurumudur. Bu kurum, 202/1’in genişletilmiş tekrarı değildir. Türkçe bilen sanık da, yalnız iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaa sonrasında sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilmektedir. Buna karşılık hüküm, tüm kovuşturmayı seçilen başka dilde yürütme yetkisi vermez; müdafinin beyanı, ara talepler, tanık sorgusu veya usuli itirazlar bakımından sınırsız bir paralel dil rejimi kurmaz. Ali Şahin Kılıç ile Cem Ümit Beyoğlu’nun işaret ettiği doktrinel ayrım da budur: 202/4, ana dilde tam yargılama değil; belli iki savunma kesitinde tanınmış, aşaması kanunda sabitlenmiş, kötüye kullanılması yasaklanmış bir savunma imkanıdır.
Hukuki sonuç: 202/1’de ihtiyacın kaynağı dil veya iletişim engelidir; 202/4’te ise sanığın daha iyi ifade talebine bağlı, aşaması ve gideri sınırlı ayrı bir kurum bulunmaktadır.
Pratik sonuç: Dilekçede veya tutanakta hangi fıkraya dayanıldığı açık yazılmalıdır. “Tercüman istiyorum” cümlesi tek başına yeterli değildir; talebin ücretsiz zorunlu yardım mı, yoksa sanığın seçeceği tercümanla başka dilde sözlü savunma mı olduğu karıştırılmamalıdır.
Mahkemenin bazen yaptığı en sorunlu yaklaşım, kişinin birkaç kısa Türkçe cümle kurmasını otomatik biçimde tercüman ihtiyacının bittiği yönünde yorumlamaktır. Oysa Baran Karadağ kararında görüldüğü üzere tercüman meselesi çoğu zaman tek başına değil, tanıkla yüzleşme, gizli tanık beyanına tepki verme ve savunma çizgisini tutarlı anlatma sorunlarıyla iç içe geçmektedir. Dilsel imkan yetersizliği bulunduğu halde beyanın “alınmış” görünmesi, savunma hakkının gerçekten kullanıldığı anlamına gelmemektedir. İşbu nedenle mahkeme, ihtiyaç tespitini bir ön yargıyla değil, dosya içi davranışlar, tercüman talebinin içeriği, müdafi açıklaması ve kişinin kendisini ne ölçüde ifade edebildiği üzerinden yapmak zorundadır.
Tercüman talebi ne zaman ve nasıl ileri sürülmelidir; iddianame, mütalaa ve celse tutanağı neden belirleyicidir?
CMK m. 202 uygulamasında zamanlama, hakkın varlığından bile daha belirleyici olabilir. 202/1 kapsamındaki zorunlu tercüman ihtiyacı, soruşturmanın ilk anından itibaren gündeme gelebilir; yakalama, ifade alma, müdafi görüşmesi, sorgu ve duruşma bunun içindedir. Baytar/Türkiye kararı, ilk polis sorgusunda tercüman bulunmamasının sonraki aşamalarda tercüman görevlendirilmiş olmasının tek başına cure etmediğini açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle kişi Türkçeyi anlayamadığını veya sözlü anlatımını kuramadığını baştan bildiriyorsa, dosya ekibi daha sonraki celseleri beklememelidir. İlk tutanağa bu ihtiyaç düşmediğinde, kanun yolu incelemesinde savunmanın ne ölçüde zedelendiğini somutlaştırmak güçleşmektedir.
202/4 bakımından ise zamanlama kanun tarafından dar çizilmiştir. İddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sanığın başka dilde sözlü savunma yapabilmesi mümkündür. Bu yüzden talep, duruşmanın hangi kesitinde ileri sürüldüğüne göre farklı sonuç doğurur. Sanık, henüz tanık dinlenirken bütün celseyi başka dilde yürütmek isterse mahkeme bunu 202/4 kapsamında kabul etmeyebilir; buna karşılık iddianame okunurken veya mütalaadan sonra yapılmış açık talep tutanağa geçirilmeli, kabul ya da ret gerekçesi aynı celsede oluşturulmalıdır. Reber İldem kararında AYM’nin görünür kıldığı nokta da budur: duruşmada fiziksel katılım, avukatla iletişim ve savunma hazırlığı sorunları bir kez aynı celseye yığılırsa, sadece tercüman atanmış olması adil yargılanma dengesini kurmaya yetmeyebilir.
Tutanak disiplini bu nedenle hayati önem taşır. Savunma tarafı, hangi dilde beyan verileceğini, neden ücretsiz zorunlu yardım talep edildiğini yahut neden 202/4 kapsamındaki tercümanın seçildiğini, tercümanın listeden mi seçildiğini, gider avansının ne kadar ve hangi süre içinde yatırılmasının istendiğini, çeviri kalitesine ilişkin itirazı ve müdafiin müvekkiliyle görüşme ihtiyacını aynı celsede ayrı ayrı zapta geçirmelidir. Yuliyan Andreev kararında AYM, soruşturma ve kovuşturma boyunca tercümanın hazır bulunduğu kayıtlarını belirleyici görmüştür. Tersi durumda da aynı mantık işler: kayıtta tercüman yoksa, savunma hakkı tartışması soyut olmaktan çıkar.
Usul riski: 202/4 talebi yalnız sözlü olarak ileri sürülüp gerekçesi zapta geçirilmezse, mahkeme daha sonra bunu duruşmayı uzatma girişimi gibi okuyabilmektedir. Talebin “daha iyi ifade” ihtiyacına mı, yoksa Türkçe bilmemeye mi dayandığı açıkça yazılmalıdır.
Kanaatimizce burada en etkili yöntem, tutanağa iki katmanlı kayıt düşmektir. İlk katmanda ihtiyaç tanımlanır: “Müvekkil Türkçe isnadı anlayamamaktadır” yahut “Müvekkil iddianamenin okunması aşamasında 202/4 uyarınca seçtiği dilde sözlü savunma yapmak istemektedir.” İkinci katmanda usul talepleri sıralanır: listeden tercüman atanması veya seçilen tercümanın kabulü, avans süresi, müdafi görüşmesi için ara, tercümanın yemin ve kimlik bilgilerinin tutanağa yazılması, gerekirse çeviri kalitesine derhal itiraz. Tutanakta bu iskelet kurulduğunda, istinaf ve temyiz merciinin önünde yalnız soyut bir “savunma kısıtlandı” şikayeti değil, zamana bağlı bir usul ihlali zinciri bulunmaktadır.
AYM ve AİHM çizgisi hangi ölçütleri kurmaktadır; ücretsiz yardım, çevirinin kapsamı ve kalite denetimi nasıl şekillenmektedir?
Tercüman hakkının kapsamı, mevzuat lafzından çok içtihatla görünür hale gelmiştir. Luedicke, Belkacem and Koç kararı, tercüman yardımının ücretsiz olması ilkesini temel kural olarak kurmuş; mahkemede kullanılan dili anlamayan kişiden çeviri giderinin yargılama sonunda geri istenmesini AİHS m. 6/3-e ile bağdaşmaz bulmuştur. Böylelikle “tercüman var ama parasını sonra sanık öder” yaklaşımının 202/1 ekseninde savunulamayacağı netleşmiştir. CMK m. 202 ile Yönetmelik m. 12’nin gider ayrımı da tam bu zeminde anlam kazanır: zorunlu ve ücretsiz yardım bir tarafta, 202/4 kapsamındaki sanığın seçtiği tercüman ise diğer tarafta durmaktadır.
Kamasinski kararı ise kapsam ve kalite ölçütünü belirlemektedir. AİHM, tercümanın görevinin mekanik kelime eşlemesi olmadığını, ancak sanığın isnadı anlayıp etkili savunma yapabileceği nitelikte çeviri sağlanması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu içtihat, uygulamada iki pratik sonuç doğurmaktadır. Birincisi, her belge ve her cümle tam yazılı çeviri gerektirmez; fakat iddia, esaslı delil, önemli tanık beyanı ve hükmün dayanakları anlaşılabilir hale gelmelidir. İkincisi, tercümanın kalite sorunu yalnız sonradan dile getirilecek bir memnuniyetsizlik değil; savunma hakkının parçası olan bir adillik meselesidir. Çevirinin yetersizliği yüzünden sanığın söyledikleri sığlaşmış veya anlamı kaymışsa, beyan alınmış görünse bile savunma etkin biçimde kurulmuş sayılmaz.
Baytar ve Cuscani çizgisi: Dil meselesi fiilen ortaya çıkmışsa yargı merciinin pasif kalma alanı daralmaktadır. Baytar, ilk kolluk sorgusundaki tercümansızlığın sonradan telafi edilmediğini; Cuscani ise mahkemenin, sanığın kardeşinin dil yardımına güvenerek tercüman görevlendirmemekle yetinemeyeceğini göstermektedir.
AYM içtihadı aynı ekseni Türk hukukuna adapte etmektedir. Ali İlhan Bayar ve Yusuf Keskin kararları, tercüman hakkının sınırsız bir “tercih edilen dil” hakkı olmadığını, devletin yükümlülüğünün esasen yargılama dilini anlayamayan veya konuşamayan kişi yönünden doğduğunu söylemektedir. Buna karşılık Baran Karadağ ve Reber İldem kararlarında görülen tablo, tercüman sorununun çoğu kez başka savunma güvenceleriyle birlikte ele alındığını göstermektedir. Özellikle dil sorunu tanık sorgulama imkanını, mütalaaya cevap kapasitesini veya sanığın bizzat hazır bulunma etkisini zayıflatıyorsa, mahkeme salt “tercüman yoktu ama yargılama gene de yürüdü” demekle yetinemez.
Bu noktada kalite denetimi ayrıca önemlidir. Tercüman listesinde yer almak, çevirinin dosyaya mutlak biçimde uygun olduğu anlamına gelmez. Tercümanın lehçe farkını kavrayamaması, hukuki terimi yanlış aktarması, savunmayı özetleyerek iletmesi, duruşma temposuna yetişememesi veya müdafi ile sanık arasındaki özel iletişim ihtiyacını karşılamaması halinde derhal itiraz edilmelidir. Yönetmelik, etik ilkeler ve listeden çıkarılma sebepleriyle kurumsal çerçeve oluşturmaktadır; fakat somut dosyada bunu işletmek yine savunma tarafına düşmektedir. İşbu nedenle müdafi, tercümanın kimliğini sadece forma uygunluk başlığı olarak değil, savunmanın güvenilir aktarım aracı olarak değerlendirmelidir.
Gider, avans, seçilen tercüman ve yargılamayı sürüncemede bırakma yasağı bakımından hangi riskler vardır?
CMK m. 202 tartışmalarında en fazla gözden kaçan alan gider rejimidir. Yönetmelik m. 12 uyarınca, Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri yargılama gideri sayılmamakta ve Devlet Hazinesince karşılanmaktadır. Buna karşılık 202/4 kapsamında sanığın seçtiği tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz; mahkeme, tercüman giderinin vezneye yatırılacağı süreyi belirler. Söz konusu ayrım, hakkın maddi yükünü kime taşıttığı bakımından değil yalnız; talebin hukuki niteliğini tanımlamak bakımından da belirleyicidir.
Bu yüzden savunma tarafı, 202/1 ihtiyacını 202/4 gibi sunarsa gereksiz gider tartışmasına sürüklenebilir; 202/4 talebini 202/1 gibi sunarsa da mahkeme, “Türkçe biliyor, zorunlu tercüman şartı yok” gerekçesiyle talebi bütünüyle reddedebilir. Uğur Kaynakçıoğlu ile Mehmet Öncü’nün altını çizdiği husus da budur: tercüman yardımının ücretsiz oluşu mutlak bir meta-kural değil, anlaşılabilirlik ihtiyacına bağlı hak rejiminin sonucudur. Başka dilde sözlü savunma imkanı ise bu çekirdek hakkın üstüne eklenmiş, sınırlı ve finansmanı farklı bir kurumdur.
Yargılamanın sürüncemede bırakılması yasağı da aynı bölümde okunmalıdır. Kanun koyucu 202/4 imkanının kötüye kullanılmaması gerektiğini açıkça yazmıştır. Bu ifade, mahkemeye sınırsız ret serbestisi vermez; fakat özellikle son anda getirilen, tercüman hazır edilmesi için makul zaman bırakmayan, duruşma akışını açıklamasız biçimde kilitleyen yahut her celsede farklı dil ve farklı kişi talebiyle yinelenen başvurular bakımından mahkemenin tedbirli davranmasına imkan sağlar. Bununla birlikte ret kararı gene de somut gerekçe taşımak zorundadır. “Yargılama uzar” türü genel cümleler tek başına yetmez; neden bu dosyada, bu celsede ve bu taleple uzama riskinin doğduğu gösterilmelidir.
Pratikte en isabetli yol, talep dilekçesinde gider rejimini de açıkça yazmaktır. Zorunlu ücretsiz yardım isteniyorsa, kişinin Türkçe bilmediği veya işaret dili desteğine ihtiyaç duyduğu belirtilmeli ve giderin Hazinece karşılanacağı rejime dayanıldığı söylenmelidir. 202/4 kapsamındaki tercüman isteniyorsa, seçilen tercümanın adı, dili, iletişim bilgisi ve avansın hangi süre içinde yatırılabileceği aynı dilekçede belirtilmelidir. Böylelikle mahkemenin “talep belirsizdi” savunması daraltılır; ayrıca ileride çıkan masraf ve süre uyuşmazlıkları daha kolay denetlenir.
Delil, belge, ispat yükü ve dosya hazırlığı bakımından hangi set toplanmalıdır?
CMK m. 202 uyuşmazlıklarında ispat yükü çoğu kez savunma tarafı ile mahkeme arasında fiilen paylaşılmaktadır. Mahkeme dil ihtiyacını görmediğini söylüyorsa, bunun aksini somutlaştırmak gerekir; çeviri yetersizse, bunun duruşma sonucuna nasıl etki ettiğini tutanak ve ek belgelerle göstermek gerekir. İşbu nedenle tercüman tartışması yalnız kavramsal değil, belge yoğun bir alandır. Yabancı uyruklu veya Türkçe seviyesi tartışmalı kişi yönünden pasaport, ikamet kaydı, daha önceki beyanların hangi dille alındığı, kollukta kullanılan tercümanın kimliği, tercümanın imzası, iddianamenin sanığa hangi dil desteğiyle anlatıldığı, müdafi görüş notları ve gerektiğinde cezaevi veya SEGBİS kayıtları dosyada toplanmalıdır.
202/4 bakımından ise belge seti biraz farklılaşır. Burada asıl mesele, sanığın başka dilde sözlü savunma yapmak istediğini hangi aşamada, hangi gerekçeyle ve hangi tercümanla ileri sürdüğüdür. Seçilen tercümanın listede yer aldığına dair bilgi, tercümanın hangi lehçe veya dilde çalıştığı, avans dekontu, celse öncesi dilekçe tarihi ve mahkemenin ret ya da kabul gerekçesi bir bütün halinde gereklidir. Savunma yalnız sözlü olarak yapıldığında ve tercümanın kimliği zapta tam geçirilmediğinde, sonradan tercümenin gerçekten nasıl yürüdüğü denetlenememektedir.
| Belge / kayıt | Neden gerekli | Hangi iddiayı ispatlar | Dosyada kontrol edilecek nokta |
|---|---|---|---|
| İfade, sorgu ve duruşma tutanakları | Tercüman bulunup bulunmadığını ve hangi aşamada devreye girdiğini gösterir | 202/1 ihtiyacının karşılanıp karşılanmadığı | Tercümanın adı, imzası ve dili açık mı? |
| Tercüman talep dilekçesi | Talebin hangi fıkraya dayandığını somutlaştırır | Zorunlu ücretsiz yardım mı, 202/4 kapsamındaki seçim mi? | Talep zamanı iddianame veya mütalaa aşamasıyla örtüşüyor mu? |
| Avans dekontu ve vezne yazışmaları | 202/4 gider rejimini denetler | Mahkemenin süre ve gider yaklaşımı | Mahkeme makul süre tanıdı mı? |
| Müdafi görüş notu ve tercüme kalitesi itirazı | Çevirinin yeterli olup olmadığını gösterir | Kalite eksikliği nedeniyle savunmanın zedelendiği | İtiraz aynı celsede zapta geçti mi? |
| Kimlik ve dil düzeyi belgeleri | Türkçe bilmeme veya sınırlı bilme iddiasını destekler | 202/1 kapsamındaki ihtiyaç | Önceki beyanlar tercümansız alındıysa çelişki nasıl açıklanıyor? |
| SEGBİS ve cezaevi kayıtları | Fiziki katılım ve iletişim imkanını aydınlatır | Tercüman ile müdafi-sanıksal iletişimin fiilen kurulup kurulmadığı | Bağlantı kalitesi ve görüşme imkanı kaydedilmiş mi? |
Bu tablo yalnız belge listesi değildir; aynı zamanda kanun yolu anlatısının omurgasıdır. Örneğin, “müvekkilin Türkçe seviyesinin yeterli olduğu varsayıldı” cümlesi soyut kalır. Buna karşılık “kolluk ifadesi tercümansız alındı, sulh ceza sorgusunda tercüman kullanıldı, kovuşturmada talep yazılı yapıldı, iddianamenin okunması celsesinde 202/4 uyarınca seçilen tercümanın avansı için süre istenmesine rağmen ret kararı gerekçesiz kuruldu” şeklindeki zincir, hem savunma hakkı ihlalini hem de mahkemenin hangi halkada hata yaptığını görünür kılar.
Yanlış uygulama örnekleri ve savunma hakkını zedeleyen kırılma noktaları nerede yoğunlaşır?
İlk yaygın hata, 202/1 ile 202/4’ü birbirine karıştırmaktır. Mahkemeler bazen Türkçe bilmeyen kişiyi “isterse sonra başka dilde konuşsun” diyerek zorunlu ücretsiz tercüman ihtiyacını küçümsemekte; bazen de 202/4 kapsamındaki sınırlı talebi, sanki tüm yargılamayı başka dile çevirecek anayasal zorunlulukmuş gibi okumaktadır. Her iki yaklaşım da dosyayı yanlış zemine taşır. İlki, Baytar çizgisindeki erken savunma hakkı ihlalini doğurur; ikincisi ise kanunun açık gider ve aşama ayrımını görünmez kılar.
İkinci hata, tercüman varlığı ile tercümanın yeterliliğini aynı şey sanmaktır. Kamasinski ve Cuscani kararları, mahkemenin yalnız bir isim görevlendirmekle yetinemeyeceğini göstermektedir. Çeviri kalitesinin yetersizliği, lehçe uyumsuzluğu, teknik terminolojinin bozulması veya sanığın müdafiiyle mahrem görüşme ihtiyacının tercüman boyutunda karşılanmaması halinde, şeklen tercümanlı yargılama vardır; fakat maddi anlamda etkin savunma bulunmamaktadır. Uygulamada en çok gözden kaçan nokta, bu eksikliğe itirazın aynı anda ve açık biçimde yapılması gerektiğidir.
Üçüncü hata, 202/4 talebinin yalnız “ana dilinde savunma” siyasi tartışması olarak ele alınmasıdır. Oysa hüküm, dosyanın ideolojik ekseninden bağımsız bir usul düzenlemesidir. Sanığın kendisini daha iyi ifade edeceğini beyan ettiği başka dil, somut dosyada savunmanın berrak kurulmasına hizmet ediyorsa mahkeme bunu usul kuralları içinde değerlendirmelidir; buna karşılık talep yargılamayı kilitlemeye yönelikse bunu da gerekçelendirmelidir. Yargısal sorun, talebin kabulü veya reddi değil, bu sonucun gerekçesiz bırakılmasıdır.
Dördüncü hata, tercüman talebini tanık sorgulama, mütalaaya cevap ve bizzat savunma hakkından kopuk düşünmektir. Reber İldem ve Baran Karadağ kararlarının öğrettiği husus şudur: dilsel imkan daraldığında yalnız bir beyan kanalı değil, bütün savunma mimarisi etkilenir. Tanığa soru soramayan, gizli tanık anlatımına anlık tepki veremeyen, mütalaadaki hukuki nitelendirme değişikliğini tam kavrayamayan sanığın sorunu, sırf tercüman yokluğundan ibaret değildir; buna rağmen tercüman eksikliği bu hak kaybının çekirdeğinde durur. Bu nedenle 202 ihtilafı, çoğu dosyada 201, 147, 191 ve 196 çizgileriyle birlikte ele alınmalıdır.
Tercüman talebi ve itirazı için hangi kontrol matrisi kullanılmalıdır?
| Hüküm / aşama | Düzenlediği konu | Süre / eşik | Merci | Dosyada kontrol edilecek nokta |
|---|---|---|---|---|
| CMK m. 147 | Hakların bildirilmesi ve ifade alma çerçevesi | İlk ifade ve sorgu anı | Savcılık / kolluk / sulh ceza | Kişi isnadı anladığını gerçekten gösterebiliyor mu? |
| CMK m. 202/1 | Türkçe bilmeme veya iletişim engeli nedeniyle tercüman | İhtiyaç doğduğu anda | Soruşturma ve kovuşturma mercileri | Ücretsiz yardım gerektiği açıkça yazıldı mı? |
| CMK m. 202/4 | Başka dilde sözlü savunma | İddianame ve mütalaa sonrası | Yargılamayı yapan mahkeme | Talep tam doğru aşamada mı ileri sürüldü? |
| Yönetmelik m. 12 | Gider ve avans rejimi | Tercüman görevlendirilmeden önce | Mahkeme / vezne | Hazine yükü ile sanık avansı karıştırıldı mı? |
| Yönetmelik m. 13 | Kötüye kullanma yasağı | Somut geciktirme riski varsa | Yargılamayı yapan mahkeme | Ret gerekçesi soyut mu, dosyaya özgü mü? |
| İstinaf / temyiz | Savunma hakkı ve usul ihlali denetimi | Hüküm sonrası yasal süreler içinde | BAM / Yargıtay | Tercüman, kalite, avans ve tutanak zinciri birlikte taşındı mı? |
Kontrol matrisinin gerçek değeri, kanun yolu dilekçesinin soyut şikayet cümlelerinden kurtulmasını sağlamasında ortaya çıkmaktadır. İstinaf veya temyiz aşamasında yalnız “tercüman verilmedi” denildiğinde, inceleme mercii çoğu kez bunun hangi celsede, hangi ihtiyaca rağmen ve hangi sonuca etki edecek biçimde gerçekleştiğini dosya içinden ayrıca çıkarmak zorunda kalmaktadır. Buna karşılık savunma, kolluk ifadesinden hüküm celsesine kadar her halkayı tarih sırasıyla gösterdiğinde; örneğin ilk ifadenin tercümansız alındığını, duruşma tercümanının lehçe uyumsuzluğu nedeniyle sanığın müdafiiyle uyum kuramadığını, 202/4 talebinin mütalaa sonrasında açıkça tekrarlandığını ve ret gerekçesinin yalnız “yargılamayı uzatma amacı” kalıbına indirgendiğini ortaya koyduğunda, ihlal anlatısı hem mevzuat hem anayasal güvence hem de somut zarar düzleminde kurulabilmektedir. İşbu yöntem, AYM’ye bireysel başvuru aşamasında da “şikayetin başvurucu üzerinde fiilen nasıl sonuç doğurduğunu” görünür kılan en sağlam zemin niteliğindedir.
Dosya stratejisi bakımından ikinci zorunlu nokta, tercüman ihtilafını tek başına bir dil tercihi uyuşmazlığı gibi değil, yargılamanın bütün savunma mimarisini etkileyen birleşik usul sorunu olarak çerçevelemektir. Hükmün gerekçesinde tercüman talebine hiç yer verilmemesi, yüzeysel değinilmesi veya yalnız gider boyutundan söz edilmesi halinde; istinaf dilekçesinde CMK m. 289 anlamında savunma hakkının sınırlandırıldığı, ayrıca hükmün gerekçesinin denetlenebilirlik eşiğini karşılamadığı yönü birlikte tartışılmalıdır. Müdafi, tercümanın niteliği, çevrinin doğruluğu, müdafi-sanık iletişiminin kesintiye uğraması, mütalaaya cevap imkanının zayıflaması ve tanığa soru yöneltme kapasitesinin daralması başlıklarını ayrı alt bentler halinde kurduğunda, dosya “tek usul hatası” anlatısından çıkar ve hükmün bütünsel güvenilirliğini tartışan daha güçlü bir yapıya kavuşur. Kanaatimizce 202 uyuşmazlıklarında başarıyı belirleyen asıl fark, tercüman talebinin kabul edilip edilmemesinden önce, bu talebin nasıl kayda geçirildiği ve bozma riskinin hangi somut halkalar üzerinden anlatıldığı noktasında toplanmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Madde bir yandan Türkçe bilmeme veya yeterince anlayamama halini, diğer yandan engellilik nedeniyle olağan iletişim kuramama durumunu kapsar. Ayrıca 202/4 ile, Türkçe bilen sanığa belirli iki aşamada kendisini daha iyi ifade edeceğini beyan ettiği başka bir dilde sözlü savunma imkanı da tanınmıştır.
Kural olarak hayır. CMK m. 202/4, iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunma için sınırlı bir imkan tanır. Bu düzenleme, yargılamanın tamamını başka dilde yürütme yetkisi anlamına gelmez.
Hayır. Türkçe bilmeyen veya iletişim engeli bulunan kişi için zorunlu olarak görevlendirilen tercümanın gideri Devlet Hazinesince karşılanır. Buna karşılık 202/4 kapsamında sanığın seçtiği tercümanın gideri kural olarak sanığa aittir ve mahkeme avans süresi belirler.
Bunu yapabilmesi için kişinin isnadı, delili ve savunma sürecini Türkçe düzleminde gerçekten anlayıp cevaplayabildiğini dosya özelinde göstermesi gerekir. Birkaç kısa cümle kurabilmek, tek başına etkili savunma kapasitesinin bulunduğunu ispatlamaz.
İtiraz derhal aynı celsede yapılmalı ve tutanağa geçirilmelidir. Lehçe uyumsuzluğu, hukuki terimlerin yanlış aktarımı, sanığın söylediklerinin özetlenmesi veya müdafi görüşmesinin sağlıklı yürütülememesi somut örneklerle kayda geçirilmezse kanun yolunda bu sorun zayıflamaktadır.
Her zaman gidermez. Baytar/Türkiye kararı, soruşturmanın ilk evresinde tercümansız alınan beyanın daha sonraki aşamalardaki tercüman desteğiyle otomatik olarak telafi edilmediğini göstermektedir. İlk aşamadaki eksiklik, delil yapısını ve savunma çizgisini baştan etkileyebilir.
Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 202, kısa metnine rağmen ceza dosyasının anlaşılabilirlik mimarisini kurmaktadır. En isabetli yaklaşım, maddeyi “anadilde savunma” başlığına hapsedip siyasal bir tartışmaya çevirmek değil; üç ayrı düzlemde okumaktır: Türkçe bilmeme veya iletişim engeli nedeniyle doğan zorunlu ücretsiz yardım, kovuşturmada belirli iki kesite bağlı başka dilde sözlü savunma imkanı ve bunların tümünü taşıyan tutanak-gider-kalite disiplini. Savunma tarafı bu ayrımı baştan kurmadığında mahkemenin takdir alanı genişlemekte; mahkeme bu ayrımı gerekçelendirmediğinde ise hükmün dayanıklılığı zayıflamaktadır.
Dosya stratejisi bakımından en güvenli yol, tercüman talebini tek cümlelik bir rica olarak değil; hangi fıkraya dayandığı, gider rejimi, celse zamanı ve kalite denetimi belli bir usul paketi olarak sunmaktır. CMK m. 147’de ifade ve hak bildirim rejimi, CMK m. 191’de ilk celse akışı, CMK m. 196’da uzaktan katılım ve CMK m. 199’da hazır etme rejimi birlikte okunduğunda, tercüman meselesinin savunma sisteminin dış halkası değil, çekirdeği olduğu daha net görülmektedir.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: tercüman ihtiyacının hangi aşamada doğduğu, talebin 202/1 mi 202/4 mü olduğu, tutanak kayıtları, tercüme kalitesi, avans ve kanun yolu stratejisi birlikte ele alınmalıdır. Ceza hukuku çalışma alanımız, CMK m. 147 analizimiz ve iletişim sayfası bu çerçeveyi tamamlayıcı yüzeyler sunmaktadır.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 10, m. 19 ve m. 36
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 147, m. 191, m. 202, m. 324
- Ceza Muhakemesi Kanununa Göre Tercüman Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik (RG: 05.03.2013-28578)
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6/3-e
- Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, m. 14/3-f
- Directive 2010/64/EU on the right to interpretation and translation in criminal proceedings
Mahkeme Kararları
- AYM, Ali İlhan Bayar [1. B.], B. No: 2013/725, T. 19.11.2014
- AYM, Yusuf Keskin ve Sefer Baysal [2. B.], B. No: 2013/7806, T. 21.04.2016
- AYM, Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, T. 07.05.2015
- AYM, Reber İldem [2. B.], B. No: 2014/2330, T. 02.03.2022
- AYM, Yuliyan Andreev [2. B.], B. No: 2013/4837, T. 09.03.2016
- AİHM, Baytar/Türkiye, B. No: 45440/04, T. 14.10.2014
- AİHM, Luedicke, Belkacem and Koç/Almanya, B. No: 6210/73, 6877/75 ve 7132/75, T. 28.11.1978
- AİHM, Kamasinski/Avusturya, B. No: 9783/82, T. 19.12.1989
- AİHM, Cuscani/Birleşik Krallık, B. No: 32771/96, T. 24.09.2002
- AİHM, Diallo/İsveç (k.k.), B. No: 13205/07, T. 05.01.2010
Bilimsel Çalışmalar
- Mehmet Öncü, “AİHS’nin 6 § 3 e) Hükmü Anlamında Tercüman Yardımından Yararlanma Hakkı”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
- Ali Şahin Kılıç, “Tercümandan faydalanma hakkı çerçevesinde sanığın seçtiği dilde savunma yapması üzerine bir değerlendirme”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi
- Cem Ümit Beyoğlu, “AİHM İçtihatları Işığında Tercümandan Yararlanma Hakkı”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi
- Uğur Kaynakçıoğlu, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde Tercüman Yardımından Yararlanma Hakkı”, Karatekin Hukuk Dergisi
- Feridun Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, CMK m. 202 bölümü
- “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde ceza muhakemesinde tercümandan faydalanma hakkı (CMK m. 202)”, Marmara Üniversitesi açık erişim tez kaydı
- Mehmet Öncü makalesinin indeks kaydı ve bibliyografik verisi
- Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı 35, tercüman hakkı makalesi yayımlandığı sayı
