CMK m. 211, tanık veya suç ortağının ölümü, akıl hastalığı, bulunamaması ya da belirsiz süre hazır edilememesi gibi istisnai hâllerde önceki anlatım ve yazılı belgelerin okunmasıyla yetinilmesine izin verir. Tarafların birlikte rızası ayrıca ikinci kapıdır. Ancak okunan metnin hükümdeki ağırlığı arttıkça savunma hakkı denetimi de sertleşmektedir.
Bu içerik 08.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza muhakemesinde bazı dosyalar, tanığın duruşmaya getirilememesi veya soruşturma evresinde alınmış açıklamanın yeniden üretilmesinin fiilen güçleşmesi nedeniyle, belgenin canlı anlatımın yerine ne ölçüde geçebileceği sorusuna bağlanmaktadır. Dosyada tutanak vardır; ancak tutanağın arkasındaki kişi artık yaşamamaktadır, akıl hastalığı nedeniyle beyanı tekrarlayamayacak durumdadır, bulunduğu yer saptanamamaktadır yahut makul bir zaman içinde duruşmada hazır edilmesi gerçekçi görünmemektedir. CMK m. 211’in önemi tam burada ortaya çıkmaktadır. Anılan hüküm, ceza muhakemesinin doğrudan doğruyalık ilkesini tümden askıya almadan, belirli şahsi delillerin ve bunlara ilişkin belgelerin okunmasıyla yetinilebilecek dar bir istisna alanı tanımaktadır. Söz konusu alan, usul ekonomisi için yaratılmış serbest bir geçit değildir; aksine 210’uncu maddedeki canlı dinleme zorunluluğunun hangi sınırda geri çekilebileceğini, 212’nci maddedeki hatırlatma ve çelişki giderme rejiminden nasıl ayrıldığını gösteren hassas bir normatif eşiktir. Bu eşik yanlış kurulduğunda, mahkeme tanığın gerçekten ulaşılamaz olduğu dosyayla yalnızca pratik kolaylık aradığı dosyayı aynı kefeye koymakta; bunun sonucu da kimi zaman savunma hakkının görünmez biçimde daralması olmaktadır.
CMK m. 211 hangi iki kapıdan çalışır; objektif yokluk ve birlikte rıza nasıl ayrılır?
211’inci maddenin ilk fıkrası ile ikinci fıkrası birlikte okunduğunda, hükmün iki ayrı uygulama kapısı bulunduğu görülmektedir. Birinci kapı, tanık veya sanığın suç ortağının ölmesi, akıl hastalığına tutulması, bulunduğu yerin öğrenilememesi yahut hazır bulunmasının önemi oranında belli olmayan bir süre için olanaklı olmaması hâlleridir. İkinci kapı ise Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili ile sanık ve müdafiin birlikte rıza göstermesidir. Bu ayrım biçimsel görünse de dosya pratiğinde belirleyicidir; zira ilk durumda mahkeme objektif imkânsızlık yahut ciddi güçlük nedenini ortaya koymak zorundadır, ikinci durumda ise tarafların bilinçli ve açık iradesiyle canlı delilden vazgeçildiği kabul edilmektedir.
Hükmün ilk kısmı, doğrudan doğruyalık ilkesine dar yorumlanması gereken bir istisna niteliğindedir. Halil İbrahim Doğan ile Göktepe’nin doğrudan doğruyalık incelemeleri birlikte değerlendirildiğinde, ceza yargılamasında mahkemenin delilin kaynağıyla temasını asgari ölçüde koruması gerektiği; şahsi delilin ise yazılı ikamesine ancak zorunluluk hâlinde yaklaşılması gerektiği görülmektedir. 211’in aradığı ölüm, akıl hastalığı veya bulunamama gibi nedenler bu zorunluluğun tipik örnekleridir. Kanaatimizce madde metnindeki “hazır bulunması önemi itibarıyla belli olmayan bir süre için olanaklı değilse” ibaresi de aynı mantıkla okunmalıdır. Burada mahkeme, sırf takvimi rahatlatmak için değil; tanığın makul sürede getirilememesi sebebiyle duruşmanın işlevsel olarak tıkanması ihtimali yüzünden belge okuma rejimine yönelmektedir.
İkinci kapı ise objektif imkânsızlıktan değil, tarafların ortak usul tercihinden doğmaktadır. Ancak bu tercih, savunma hakkını zedelemeyecek açıklıkta kurulmalıdır. Rızanın tutanağa belirsiz cümlelerle geçirilmesi, yalnız müdafiin beyanıyla yetinilmesi veya sanığın bu tercihin sonuçlarını anlayıp anlamadığının hiç sorulmaması, sonraki kanun yolu aşamasında ciddi tartışma yaratmaktadır. Uygulamada kimi mahkemeler, tanığın gelmemesi üzerine “okunsun mu?” sorusuna verilen hızlı kabul beyanını tam rıza gibi değerlendirmektedir. Kanaatimizce bu yaklaşım isabetli değildir. 211’inci maddenin rıza zemini, davanın taşıdığı risk ölçüsünde bilinçli, belirli ve denetlenebilir bir irade açıklaması gerektirir; özellikle beyanın hüküm kurucu ağırlığı bulunuyorsa mahkeme, rızanın kapsamını ayrıca açıklatmalıdır.
Bu noktada 210 ile 211 arasındaki sınır net tutulmalıdır. 210, olayın delili tanık açıklamasından ibaretse önceki anlatımın canlı dinleme yerine geçemeyeceğini emrederken; 211, belirli istisnai koşullarda bazı tutanak ve belgelerin okunmasıyla yetinilebilmesine izin vermektedir. İlk bakışta 211’in, 210’un sert yasağını gevşeten genel bir hüküm olduğu düşünülebilir. Oysa normatif yapı tersini göstermektedir. 211, 210’un koruma alanını aşmak için değil; yalnız canlı dinlemenin objektif olarak sağlanamadığı yahut tarafların bilinçli biçimde vazgeçtiği sınırlı dosyalarda delilin tamamen kaybedilmesini önlemek için düzenlenmiştir. Bu nedenle herhangi bir dosyada 211 uygulanırken sorulması gereken ilk soru şudur: Mahkeme gerçekten zorunluluk yahut açık ortak irade mi tespit etmektedir; yoksa 210 kapsamındaki bir savunma güvencesini belge mantığına çevirerek dolanmakta mıdır?
İlke: CMK m. 211, şahsi delilin yazılı belgede korunmasına izin veren dar bir istisnadır; canlı dinlemenin yerini alan genel bir kolaylık hükmü değildir.
Ölüm, akıl hastalığı, bulunamama ve belirsiz süre hazır edilememe şartı nasıl ispatlanmalıdır?
211’in ilk cümlesinde sayılan yokluk sebepleri, mahkemece varsayılabilecek soyut engeller değildir. Tanığın ölmüş olduğu kabul edilecekse buna ilişkin nüfus kaydı yahut resmî kayıt dosyada bulunmalıdır. Akıl hastalığı nedeniyle duruşmaya getirilemeyeceği söyleniyorsa, bu sonucun hangi sağlık verisine dayandığı anlaşılır olmalıdır. Bulunduğu yerin öğrenilememesi yahut belli olmayan bir süre hazır edilememe hâlinde ise mahkeme, tebligat denemeleri, kolluk araştırmaları, yurt dışı yazışmaları, tanık koruma gerekçeleri veya başka somut araştırma araçlarının sonucunu dosyada görünür kılmakla yükümlüdür. Söz konusu yükümlülük yerine getirilmeksizin tutanağın okunmasına geçilmesi, 211’in zorunluluk alanını genişletmek anlamına gelir.
AYM’nin Ramazan Kösem, Uğur Özcan ve Selçuk Arslan kararları doğrudan 211 numaralı maddeyi yorumlamak için yazılmamış olsa da, tanığın yokluğu nedeniyle canlı sorgudan vazgeçilen dosyalarda uygulanacak anayasal denetimin çerçevesini belirlemektedir. Mahkeme, önce yokluğun haklı nedenini ortaya koyacak; ardından yokluğunda kullanılan beyanın hükümdeki ağırlığını tartacak; son olarak da savunma lehine hangi karşı dengeleyici güvencelerin işletildiğini gösterecektir. Kanaatimizce bu üç aşamalı denetim, 211’in uygulandığı her önemli dosyada da fiilen devrededir. Çünkü 211’in maddi koşullarının sağlanmış olması, beyanın anayasal denetimden muaf olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, tanığın duruşmada bulunamaması kabul edildiği anda mahkemenin gerekçelendirme yükü artmaktadır.
Belirsiz süre hazır edilememe ölçütü uygulamada en kaygan alanı oluşturmaktadır. Tanığın yurt dışında olması, sağlık nedeniyle seyahat edememesi, güvenlik tehdidi altında bulunması veya kırılgan mağdur statüsünde yer alması çeşitli dosyalarda gerçek güçlük yaratabilir. Ne var ki bu güçlüğün “bir celseye gelememe” ile karıştırılması, 211’in amacını bozmaktadır. İdris Doğan ve Ahmet Bozdağ’ın istinabe incelemesi, mahkemenin doğrudan doğruyalık ilkesinden uzaklaşmadan önce daha hafif alternatifleri değerlendirmesi gerektiğini göstermektedir. Önce SEGBİS, istinabe, adli yardım, koruma tedbiri veya özel dinleme koşulları denenmeden doğrudan okuma rejimine geçilmesi, çoğu dosyada aceleci bir yol olarak görünmektedir. Kanaatimizce “belli olmayan bir süre” ibaresi, mahkemenin sabrını değil; delilin güvenli biçimde yeniden üretilebilmesi ihtimalinin somut takvimde ciddi biçimde ortadan kalkmasını ifade etmektedir.
Bu nedenle savunma tarafı, 211 uygulamasına geçilmeden önce şu soruları tutanağa taşımalıdır: Tanığın çağrılması için kaç kez tebligat çıkarıldı? Kolluk araştırması yapıldı mı? Uzak bağlantı veya korumalı dinleme seçeneği neden yetersiz görüldü? Tanığın yokluğu kalıcı mı, geçici mi? Hazır edilememenin davanın hangi aşamasında yeniden değerlendirileceği belli mi? Bu soruların cevapsız bırakılması, sonradan verilen hükmün temyiz veya bireysel başvuru denetiminde zayıf kalmasına yol açabilir. Çünkü 211, yalnız “tanık gelmedi” notuyla işletilebilecek bir kolaylaştırma maddesi değildir; yokluğun gerçekliği ve ağırlığı dosyada somutlaştırılmadan uygulanamaz.
Usul riski: Tanığın bulunamadığı yahut hazır edilemediği yönünde yalnız bir ara karar cümlesi bulunması, 211’in işletildiğini göstermeye yetmez. Araştırma adımları, tebligat kayıtları ve alternatif yöntemlerin neden elverişsiz görüldüğü ayrıca anlaşılır olmalıdır.
“İfadenin önem derecesi” ölçütü hangi dosyalarda dar, hangi dosyalarda geniş yorumlanmalıdır?
211’in ilk fıkrasında yer alan “ifadesinin önem derecesi itibarıyla” ibaresi, hükmün en kritik ve en fazla yanlış uygulamaya açık parçasıdır. Çünkü mahkeme, tanığın fizikî yokluğu bulunduğunda dahi, onun önceki anlatımının hüküm bakımından ne ölçüde belirleyici olduğunu ayrıca tartmak zorundadır. Eğer okunacak tutanak, mahkûmiyet veya beraat bakımından taşıyıcı rol oynuyorsa, 211’in alanı daralır; 210, 217 ve Anayasa m. 36 ekseni sertleşir. Buna karşılık açıklama, ikincil doğrulama işlevi taşıyor, maddi olgu başka güçlü delillerle bağımsız biçimde kurulabiliyor ve tutanak yalnız tamamlayıcı değerde kalıyorsa 211’in kullanımı daha meşru görünebilir. Söz konusu ayrım, “tanık yok” bilgisi kadar “tanığın söylediklerinin dosyadaki ağırlığı”na da odaklanmayı gerektirir.
Yusuf Fil kararında AYM, tartışmalı anlatımın belirleyici olmadığı ve başka karşı dengeleyici delillerin bulunduğu bir dosyada ihlal görmemiştir. Hasan Bati ile Zekeriya Sevim kararlarında ise tam tersi yönde, sorgulanamayan anlatımın mahkûmiyetin merkezine yerleştiği durumlarda hak ihlali sonucuna ulaşılmıştır. Bu karşılaştırma, 211’in önem derecesi testine ışık tutmaktadır. Mahkeme, tanığın önceki anlatımını okuduktan sonra hükmünde onu hangi işlevle kullandığını gerekçede açıkça göstermelidir. Kanaatimizce uygulamada en büyük sorun, okunmuş tutanağın görünürde “yardımcı”, fiiliyatta ise “belirleyici” oluşudur. Hâkim, başka delillerin varlığını sıralamakta; ancak bunların hangi suç unsurunu ispatladığını göstermemektedir. Böylece okunan anlatımın merkezî rolü perde arkasına itilmektedir.
Doktrinde doğrudan doğruyalık ve duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin çalışmalar, bu tehlikeyi özellikle şahsi deliller bakımından vurgulamaktadır. Tanığın yüz ifadesi, tereddüdü, soru karşısındaki tutumu, önceki beyanıyla duruşma söylemi arasındaki kırılma ve savunmanın anlık tepki imkânı, yazılı tutanakta görülmeyen fakat mahkemenin güvenilirlik değerlendirmesini doğrudan etkileyen unsurlardır. Bu nedenle okunacak belge, yalnız “bilginin taşıyıcısı” değil; aynı zamanda sorgulanamayan bir değerlendirme alanıdır. Kanaatimizce 211’in önem derecesi ibaresi, tam da bu görünmez alanın büyüklüğünü tartmayı zorunlu kılmaktadır. Tanığın anlattığı husus, fail bağlantısını, kastı, iştirak ilişkisini, tehdidin yönünü, rıza sorununu veya olayın öznel boyutunu açıklayan tek pencereyse; okuma rejimine geçiş çok daha sıkı gerekçelendirilmelidir.
İşbu nedenle savunma bakımından en etkili yaklaşım, “tanık önemlidir” demekle yetinmemek; okunacak anlatımın hangi suç unsurunu tek başına veya belirleyici biçimde taşıdığını somutlaştırmaktır. Örneğin örgüt dosyasında anlatım yalnız üyelik bağını kuruyorsa, cinsel suç dosyasında isnadın öznel seyrini açıklayan tek veri niteliğindeyse yahut tehdit suçunda muhatap, zaman ve sözün bağlamını yalnız o kişi aktarıyorsa, 211’in geniş yorumlanmasına itiraz edilmelidir. Buna karşılık trafik kroki tutanağı, arama sırasında tutulan resmî kayıt veya taraflar arasında tartışmasız ikincil bir hususu açıklayan yazı yönünden aynı sertlik gerekli olmayabilir. Hukuki ayrım tam burada doğmaktadır: aynı yokluk sebebi altında dahi beyanın dosyadaki fonksiyonu farklıysa, 211’in uygulanma alanı da farklılaşır.
AYM, Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, T. 28.06.2022: Duruşmada sınanamayan anlatımın mahkûmiyet bakımından belirleyici olduğu dosyada, tanık sorgulama hakkı ihlali tespit edilmiştir. Karar, 211 uygulanıyor görünse dahi hükümdeki gerçek ağırlığın ayrıca tartılması gerektiğini göstermektedir.
AYM, Yusuf Fil [1. B.], B. No: 2019/39608, T. 08.02.2023: Tartışmalı anlatımın tek veya belirleyici delil olmadığı dosyada ihlal görülmemiş; karar, 211’in otomatik ihlal sonucu doğurmadığını fakat ağırlık analizini zorunlu kıldığını teyit etmiştir.
Tarafların birlikte rızası hangi kapsamda geçerlidir; müdafi beyanı tek başına yeterli olur mu?
211’in ikinci cümlesi, “Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse” okunabilecek tutanak ve belgelerin kapsamını genişletmektedir. Bu düzenleme, ilk bakışta usul ekonomisine dayalı pratik bir esneklik gibi durur. Ancak rıza zemininin işletilmesi, ceza muhakemesinde vazgeçilebilir ve vazgeçilemez güvenceler tartışmasını da beraberinde getirir. Savunma hakkı bakımından en hassas soru, müdafiin açık beyanının sanık bakımından yeterli sayılıp sayılmayacağı yahut sanığın sessizliğinin örtülü onam gibi yorumlanıp yorumlanamayacağıdır. Kanaatimizce özellikle özgürlüğü bağlayıcı yaptırım riski yüksek dosyalarda, yalnız müdafiin kısa kabul beyanı ile yetinilmesi sakıncalıdır. Çünkü tanığın canlı sorgusundan vazgeçmenin sonuçları, delilin hükümdeki ağırlığına göre doğrudan mahkûmiyet sonucunu etkileyebilir.
Uğur Ersoy’un feragat ve hazır bulunma hakkı üzerine çalışması, usuli güvencelerden vazgeçmenin açık, bilinçli ve sonuçları öngörülebilir bir irade açıklaması gerektirdiğini göstermektedir. Benzer yaklaşım AİHM içtihadında da izlenmektedir. Savunmanın rıza göstermesi mümkündür; fakat bu rıza belirsiz veya baskı altında oluşmuş bir tercih olmamalıdır. Duruşmada tanık artık bulunmadığı için, “zaten başka çare yok” duygusuyla verilen beyan ile gerçekten canlı dinlemeden vazgeçme iradesi aynı değildir. Bu nedenle mahkemenin, özellikle sanığa sorunun sonuçlarını açıklaması, müdafie tutanağın ne amaçla okunacağını belirtmesi ve rızanın kapsamını kayda geçirmesi gerekir. Söz konusu usuli özen gösterilmezse, rıza hükümsüzleşmese bile denetim gücü zayıflar.
Rızanın kapsamı da çoğu dosyada gerektiği kadar tartışılmamaktadır. Taraflar yalnız belirli bir tutanağın okunmasına mı razıdır; yoksa o anlatımın hükümde asli delil olarak kullanılmasına da mı rıza göstermektedir? Bu iki husus birbirinden ayrıdır. Kanaatimizce savunma, gerektiğinde “okunmasına itiraz etmiyoruz; ancak belirleyici delil olarak kullanılmasına karşıyız” şeklinde sınırlı bir tutum alabilir. Aynı şekilde savcı veya katılan da rızanın yalnız belirli kısım bakımından verildiğini açıklayabilir. 211’in metni her ne kadar rıza halinde okuma imkânı verse de, rızanın kapsamının daraltılması mümkündür. Bu ayrım yapılmadığında mahkeme, okuma onayını delilin tüm sonuçlarına ilişkin sınırsız kabul gibi okuyabilmektedir.
Bir başka önemli mesele, rızanın geri alınabilir olup olmadığıdır. Duruşmanın başında verilen kabul beyanı, okunan metnin içeriği görüldükten sonra savunmanın beklemediği bir etki doğurabilir. Ceza muhakemesi mantığı bakımından, hüküm kurulmadan önce savunmanın bu konuda yeniden söz alması ve okunan tutanağın yorumuna itiraz etmesi mümkündür. Kanaatimizce rıza, delilin tartışılmasına kapı kapatan mutlak bir feragat değil; canlı dinleme yerine okuma usulüne ilişkin sınırlı bir kabuldür. Bu nedenle savunmanın sonradan “okunsun dedik; ama bu belgenin mahkûmiyetin tek dayanağına dönüşmesine razı değiliz” demesi usulen dinlenebilir bir itirazdır. Mahkemenin bu ayrımı gerekçede ayrıca ele alması gerekir.
| Durum | Dayanak | Mahkemenin göstermesi gereken unsur | Başlıca savunma riski |
|---|---|---|---|
| Tanığın ölümü veya akıl hastalığı | CMK m. 211/1 | Resmî kayıt veya sağlık verisi | Belgenin belirleyici delile dönüşmesi |
| Bulunamama veya belirsiz süre hazır edilememe | CMK m. 211/1 | Tebligat, araştırma ve alternatif yöntem kayıtları | Yetersiz araştırmayla okuma rejimine geçilmesi |
| Tarafların birlikte rızası | CMK m. 211/2 | Açık ve tutanakta görünür irade açıklaması | Örtülü veya belirsiz rızanın sınırsız kabul sayılması |
| Belirleyici anlatımın okunması | Anayasa m. 36, AİHS m. 6, CMK m. 217 | Karşı dengeleyici güvencelerin ayrıca gerekçelendirilmesi | Tanık sorgulama hakkı ihlali |
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
Tablo, 212’nin neden salt bir okuma yetkisi olmadığını da göstermektedir. Aynı işlem farklı gerekçelerle yapıldığında, savunmanın denetim dili de değişmektedir. Bazen tek sorun sınırın aşılmasıdır. Bazen asıl mesele gerekçedir. Bazen de kayıt kalitesi başlı başına belirleyicidir. Mahkeme bu üç ihtimali aynı torbaya attığında, 212 uygulaması biçimsel olarak doğru görünse bile içerik bakımından sakatlanabilmektedir. Kanaatimizce müdafiin en önemli refleksi, işlem yapılır yapılmaz bunun hangi torbaya girdiğini belirlemek ve itirazını o başlık altında derinleştirmektir.
Bu noktada AYM ve AİHM çizgisinin ortak mesajı hatırlanmalıdır: savunma önünde gerçekten sınanmayan anlatımın hükme etkisi arttıkça, usuli görünüm ile maddi adalet arasındaki makas açılmaktadır. Mahkeme tanığı saatlerce dinlemiş olabilir. Bu tek başına yetmez. Kritik sorular, çoğu zaman okunan önceki metnin ardından gelir. Tanık kendi hafızasıyla mı konuşmaktadır, yoksa önüne tekrar konulan anlatının etkisi altında mı cevap vermektedir? Çelişkinin kaynağı olayın doğasından mı, baskıdan mı, kayıt tekniğinden mi, zaman aşımından mı doğmaktadır? Bu sorular cevapsız kalıyorsa, 212’nin usulen işletilmiş olması mahkûmiyetin güvenli olduğu anlamına gelmez.
Bazı dosyalarda tanık, ilk anlatımı verirken korku, yakınlık ilişkisi, kolluk baskısı hissi, sosyal çevre etkisi yahut olayın şokuyla konuşmuş; duruşmada ise çok daha sakin ve düşünülmüş bir dil kurmuş olabilir. Bazı dosyalarda bunun tam tersi görülür. İlk anlatım serbesttir; duruşmadaki anlatım ise geri çekilme, çekinme veya baskı altında şekillenir. Hangisinin baskın olduğunu dosya belirler. Kural yoktur. Bu nedenle 212 uygulaması, psikolojik açıklamaları otomatik kabule değil, somut göstergelere dayanmalıdır. Tanığın önceki ifadesini neden değiştirdiği veya neden artık hatırlamadığı, yalnız genel yaşam tecrübeleriyle değil; dosyadaki ilişki ağı, zaman farkı, taraflarla temas, tehdit iddiası, iletişim kayıtları ve yargılama seyri üzerinden anlaşılmalıdır. Kanaatimizce çelişki giderme işleminin en zayıf noktası da çoğu zaman buradadır: mahkeme farklılığı görür; fakat farklılığın nedenini gerçek anlamda araştırmaz.
Okunan tutanak hükümde hangi sınırla kullanılabilir; 217’nci madde ve AİHM testi neden birlikte okunmalıdır?
211’in uygulanması, okunan belgenin hükümde sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmez. 217’nci maddenin “hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” hükmü, 211 ile birlikte yorumlandığında, okumanın bir tartışma zemini yarattığı; fakat sorgulanamayan şahsi delilin değerinin ayrıca tartılması gerektiği sonucuna ulaştırır. AİHM’nin Faysal Pamuk/Türkiye ile Süleyman/Türkiye kararlarında uyguladığı üç aşamalı test de bu noktada yol göstericidir: yokluk için haklı neden var mı, beyan tek veya belirleyici delil mi, savunma lehine karşı dengeleyici güvenceler yeterli mi? Kanaatimizce 211 uygulanan her önemli dosyada mahkeme bu sorulara gerekçede cevap vermek zorundadır; aksi hâlde okuma usulü hukuken mümkün olsa bile mahkûmiyet güvenli kalmayacaktır.
Karşı dengeleyici güvenceler arasında aynı olayın başka objektif delillerle doğrulanması, savunmanın kendi tanıklarını ve belgelerini sunabilmesi, okunan metnin güvenilirliğini sarsan çelişkilerin karar gerekçesinde tartışılması ve gerekiyorsa savunma lehine yorum yapılması sayılabilir. Ancak kolluk özetleri, aynı anlatımın farklı evrak başlıklarıyla tekrar edilmesi yahut okunan beyana dayanan başka türev kayıtlar gerçek karşı dengeleyici güvence oluşturmaz. Bu ayrım, özellikle örgüt, cinsel suç, tehdit, irtikâp veya kapalı mekân uyuşmazlıklarında önem taşır. Çünkü dosyada çeşitli tutanaklar bulunabilir; ancak bunların tümü aynı anlatımın yansıması olabilir. Böyle hâllerde mahkemenin “başka deliller de vardı” cümlesi, sorunu görünmez kılmaktan öteye geçmez.
AYM’nin Nurcan Gülabi ve Zekeriya Sevim kararları, okunan veya dosyaya taşınan anlatımın savunma önünde gerçek anlamda sınanmaması hâlinde, mahkûmiyetin adilliğinin bütünsel olarak zedeleneceğini göstermektedir. Buna karşılık Yusuf Fil kararı, her belge okuma durumunun otomatik ihlal sayılmaması gerektiğini; belirleyici ağırlık ve telafi mekanizmalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İşbu denge, 211’i ne tümüyle etkisizleştirmekte ne de sınırsızlaştırmaktadır. Tam tersine, hükmün yaşama alanını anayasal çerçeve içine yerleştirmektedir.
Doktrindeki baskın yaklaşım da benzer yöndedir. Doğrudan doğruyalık ilkesine ilişkin yazında, okunan şahsi delilin mahkûmiyet kurucu işlevinin arttığı her noktada mahkemenin çok daha ayrıntılı gerekçe yazması gerektiği kabul edilmektedir. Buna karşılık karşı görüş, delilin tamamen yitirilmesini önlemek için 211’in uygulama alanının daha pratik yorumlanabileceğini ileri sürmektedir. Bu görüş, özellikle tanığın ölümü veya kalıcı imkânsızlığı bulunan dosyalarda belirli ölçüde ikna edicidir. Ne var ki kanaatimizce bu yaklaşım dahi, okunan anlatımın tek veya belirleyici delile dönüşmesi hâlinde savunma lehine ek gerekçe yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Zira mesele yalnız delilin dosyada kalıp kalmaması değil; o delilin hükmü ne ölçüde taşıdığıdır.
AİHM, Faysal Pamuk/Türkiye, B. No: 430/13, T. 18.01.2022: Hazır edilemeyen tanığın önceki anlatımının hükümdeki ağırlığı ile mahkemenin gösterdiği telafi edici güvenceler birlikte denetlenmiştir. Karar, 211 benzeri okuma rejimlerinin tek başına yeterli olmayıp gerekçelendirme yükünü artırdığını göstermektedir.
Yanlış uygulama örnekleri, hak kaybı ihtimalleri ve dosyada hangi belgeler özellikle kontrol edilmelidir?
Uygulamada en sık rastlanan hata, 211’in objektif yokluk sebeplerinin gerçekten araştırılmamasıdır. Mahkeme, “tanık çağrılmasına rağmen gelmedi” cümlesiyle yetinmekte; başka celseye bırakmanın neden ölçüsüz olacağı yahut SEGBİS ile neden dinlenemeyeceği hiç tartışılmamaktadır. Bu hâlde okunan belge, görünüşte 211’e dayanmakta; gerçekte ise eksik araştırmanın sonucu olarak dosyaya girmektedir. İkinci büyük hata, taraf rızasının belirsiz bırakılmasıdır. Tutanakta yalnız “okunmasına muvafakat edildi” yazmak, ileride rızanın kapsamı ve sonuçları bakımından yeterli olmayabilir. Üçüncü hata ise okunan belgenin hükümdeki ağırlığının hiç tartışılmamasıdır. Mahkeme başka delillerden söz etmekte; ancak onların hangisinin hangi suç unsurunu karşıladığını göstermemektedir. Bu durumda kanun yolu denetimi de zorlaşmaktadır.
Hak kaybı ihtimalleri özellikle temyiz ve bireysel başvuru aşamasında görünür hâle gelir. Tutanakta rızanın kapsamı yazılmamışsa savunmanın sonradan “biz yalnız okunmasına ses çıkarmadık, hükmün taşıyıcı delili olmasına razı olmadık” itirazı zayıflayabilir. Tanığın bulunamadığına ilişkin araştırma dosyada yoksa istinaf veya temyiz incelemesi, eksik gerekçeyi doğrudan denetleyemeyebilir. Okunan tutanakta çelişki, tarih kayması veya gözlem sınırı problemi bulunmasına rağmen bunlar gerekçede hiç anılmamışsa, mahkemenin güvenilirlik değerlendirmesi görünmez kalır. Kanaatimizce savunmanın en güçlü refleksi, 211 uygulanır uygulanmaz dosyada dört belge grubunu istemek olmalıdır: tebligat ve araştırma kayıtları, alternatif dinleme girişimleri, rıza beyanının tam tutanağı ve okunan belgenin hangi unsurlar için kullanılacağına ilişkin ara karar gerekçesi.
Özellikle suç ortağı beyanlarında risk daha da artmaktadır. Çünkü suç ortağının önceki anlatımı, çoğu kez yalnız olay bilgisini değil; sanığın konumunu, kastını ve iştirak bağını da şekillendirir. Bu anlatım duruşmada sorgulanamadığında, yazılı metne yüklenen güvenilirlik ağırlığı çoğu kez gereğinden fazla artmaktadır. Anılan nedenle savunmanın, suç ortağının anlatımının doğrulanıp doğrulanmadığını ayrıca sorgulaması gerekir. Aynı anlatımı tekrar eden kolluk notları, fezleke özetleri veya başka türev yazılar bağımsız doğrulama sayılmamalıdır. Bu yönden 211 dosyaları, görünürde belgeye dayalı; gerçekte ise sorgulanamayan şahsi delile dayalı olabilir.
Dosya hazırlığında şu pratik ayrım önemlidir: mahkeme bir tutanağı yalnız geçmişte söylenmiş sözün varlığını göstermek için mi okuyor, yoksa o sözün doğruluğunu esas alarak mı hüküm kuruyor? Birinci durumda 211 tartışması sınırlı kalabilir. İkinci durumda ise anayasal denetim sertleşir. Savunma, bu ayrımı tutanağa açık biçimde yazdırmalı; gerekirse okunan her paragraf için hangi suç unsuruna dayanak yapıldığını ayrı ayrı tartışmalıdır. Böylelikle sonraki kanun yolu aşamasında şikâyet soyut kalmaz; tam tersine hükmün hangi halkasının sorgulanamayan anlatımla kurulduğu görünür hâle gelir.
Kimi dosyalarda mahkeme, okunan beyanın yalnız bir destek unsuru olduğunu söylemekte; ancak kararın mantığı dikkatle izlendiğinde, faille fiil arasındaki son bağlantının yine aynı anlatımla kurulduğu görülmektedir. İşte tehlikeli bölge budur. Savunma, gerekçedeki her çıkarım halkasını tek tek çözmeli ve “bu sonuç hangi bağımsız delille kuruluyor?” sorusunu ısrarla sormalıdır. Eğer cevap sonunda yine okunmuş anlatıma dönüyorsa, 211’in istisna alanı fiilen genişletilmiş demektir. Kanaatimizce istinaf ve temyizde en etkili anlatım biçimi de budur: normu tekrarlamak değil, hükmün ispat zincirini açıp hangi halkada okunan beyanın taşıyıcı rol üstlendiğini göstermek.
CMK m. 211 ile karşılaşılan dosyada savunma ve dosya stratejisi nasıl kurulmalıdır?
211'inci madde çoğu zaman duruşmanın sonunda değil, tanığın neden getirilemediği yahut okunmaya neden ihtiyaç duyulduğu tartışılırken şekillenmektedir. Bu nedenle strateji erken kurulmalıdır.
- Yokluk nedeninin somut delilini isteyin
Ölüm, akıl hastalığı, bulunamama veya belirsiz süre hazır edilememe sebebi hangi kayıtla destekleniyorsa dosyaya alınmasını talep edin.
- Daha hafif alternatifler tüketildi mi denetleyin
SEGBİS, korumalı dinleme, istinabe veya ek tebligat gibi araçlar denenmeden doğrudan okuma rejimine geçilmesine itiraz edin.
- Rıza varsa kapsamını tutanağa net yazdırın
Okumaya ilişkin kabul beyanı verilecekse bunun hangi tutanakla sınırlı olduğu ve belirleyici delil etkisine karşı çekinceniz ayrıca kaydedilsin.
- Okunan metnin hükümdeki ağırlığını baştan işaretleyin
Belgenin hangi suç unsurunu taşıdığı, başka delillerle ne ölçüde doğrulandığı ve neden tek veya belirleyici sayıldığı açıkça tartışılsın.
- Kanun yolunda üç aşamalı anayasal testi kurun
Haklı neden, belirleyici delil ve karşı dengeleyici güvence başlıklarını ayrı başlıklar hâlinde yazarak şikâyeti somutlaştırın.
Bu planın etkili olabilmesi için savunmanın yalnız normu anması değil, dosya üzerindeki baskı noktalarını önceden çıkarması gerekir. Tanığın yokluğu hangi tarihte belli oldu, hangi celseye kadar alternatifler denendi, rıza tam olarak hangi metin için verildi, okunan belge hükümde hangi unsur için kullanılacak; bu soruların cevabı duruşma boyunca izlenmelidir. Kanaatimizce 211 dosyalarında müdafiin en güçlü aracı, normun soyut lafzı değil; bu lafzın hangi somut belge ve ara kararlarla eksik uygulandığını gösterebilmesidir. Böyle bir kayıt oluşturulduğunda, istinaf ve temyiz incelemesi de salt “takdir yetkisi” perdesine sığınmadan daha yoğun bir denetim yapabilmektedir.
Sık sorulan sorular
Hayır. Ölüm, akıl hastalığı, bulunamama veya belirsiz süre hazır edilememe gibi somut nedenlerin dosyada gösterilmesi gerekir. Sırf bir celseye katılmama yeterli değildir.
Uygulamada müdafi beyanı önem taşır; ancak özellikle ağır sonuç doğuran dosyalarda sanığın bilgilendirilmiş iradesinin de görünür kılınması güvenli yoldur. Belirsiz rıza sonraki denetimde sorun yaratabilir.
Hayır. 211 istisna hükmüdür. Okunan anlatımın hükümdeki ağırlığı arttıkça 210, 217 ve tanık sorgulama hakkına ilişkin anayasal denetim yeniden önem kazanır.
Mahkeme, yokluk için haklı nedeni ve savunma lehine karşı dengeleyici güvenceleri ayrıntılı biçimde göstermek zorundadır. Aksi hâlde adil yargılanma hakkı bakımından ciddi ihlal riski doğar.
Kural olarak mahkeme önce daha hafif araçları değerlendirmelidir. SEGBİS veya benzeri yöntem neden elverişsiz görülüyorsa bu husus somut gerekçeyle açıklanmalıdır.
Tebligat ve araştırma kayıtları, sağlık raporları, rıza tutanağı, alternatif dinleme girişimleri ve okunan belgenin hangi amaçla kullanılacağına dair ara karar metni ilk bakılacak belgelerdir.
Uygulama bakımından yol haritası ve profesyonel değerlendirme
CMK m. 211’in gerçek işlevi, ulaşılamayan yahut tekrar dinlenemeyen şahsi delilin tamamen kaybolmasını önlerken, savunma hakkını da ölçüsüz biçimde feda etmemektir. Bu nedenle hükmün uygulanması, sıradan bir belge okuma kararı gibi değil; canlı delilin hangi sebeple ikame edildiğini açıklayan istisnai bir usul tercihi gibi değerlendirilmelidir. Söz konusu tercihin güvenli olabilmesi için yokluk nedeninin somutlaştırılması, alternatiflerin tüketildiğinin gösterilmesi, rıza varsa açık biçimde kaydedilmesi ve okunan metnin hükümdeki ağırlığının ayrıca tartılması gerekir.
Kanaatimizce 211 dosyalarında en sık gözden kaçan husus, beyanın önem derecesi ile yokluk nedeninin birbirinden ayrı testler olduğudur. Tanığın gerçekten getirilememesi, o anlatımın otomatik olarak mahkûmiyetin taşıyıcı kolonuna dönüşebileceği anlamına gelmez. Aynı şekilde tarafların “okunsun” demesi de, metnin sınırsız delil etkisini kabul ettikleri anlamını taşımaz. Savunma, bu iki ayrımı duruşmada ne kadar berrak kurarsa, sonraki kanun yolu denetimi de o kadar güçlü temele oturur.
Uygulamacı bakımından en verimli yaklaşım; 211 kararı verildiği anda dosyanın ispat mimarisini yeniden çizmek, okunan metnin hangi suç unsuruna dayanak yapıldığını tek tek işaretlemek ve başka delillerin gerçekten bağımsız doğrulama sağlayıp sağlamadığını incelemektir. Eğer okunmuş beyan olmasa hüküm ciddi tereddüde düşüyorsa, 211 uygulaması anayasal düzeyde daha yoğun tartışılmalıdır. Buna karşılık anlatım ikincil nitelikteyse, savunma enerji ve itirazını belgenin güvenilirliğini zayıflatan somut çelişkiler üzerinde toplayabilir. Böylece 211 tartışması soyut bir usul başlığından çıkıp, doğrudan dosyanın kaderini etkileyen ölçülebilir bir savunma alanına dönüşmektedir.
Özellikle suç ortağı anlatımlarında ve kapalı mekân suçlarında mahkemenin belgeye yüklediği anlam genişleme eğilimindedir. İşbu nedenle savunmanın okunan metnin kelime içeriğine değil, o metne atfedilen ispat gücüne odaklanması daha isabetlidir. Anlatımın doğrulanma düzeyi, çelişki ihtimali, sorgulanma imkânının neden kaybedildiği ve alternatif usul yollarının neden tüketilmediği gösterildiğinde; 211’in istisna rejimi kontrol altına alınabilir. Mahkeme bu denetimi yapmıyorsa, istinaf, temyiz ve bireysel başvuru aşamalarında ihlal iddiası ciddi ağırlık kazanacaktır.
Somut ceza dosyasında tanığın veya suç ortağının önceki anlatımı 211 kapsamında okunacaksa: yokluk nedeninin ispatı, rızanın kapsamı, belgenin hükümdeki gerçek ağırlığı ve kanun yolu stratejisi dosya bazında ayrıca değerlendirilmelidir. Ceza Hukuku kategorimizdeki diğer analizleri inceleyebilir; ön değerlendirme için iletişim sayfamız üzerinden başvuru bırakabilirsiniz.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36 ve m. 38
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 58, m. 180, m. 181, m. 201, m. 209, m. 210, m. 211, m. 212 ve m. 217
- 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6
Mahkeme Kararları
- AYM, Nurcan Gülabi [1. B.], B. No: 2015/15355, T. 23.05.2018
- AYM, Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, T. 16.06.2021
- AYM, Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, T. 28.06.2022
- AYM, Yusuf Fil [1. B.], B. No: 2019/39608, T. 08.02.2023
- AYM, Ramazan Kösem [1. B.], B. No: 2021/48766, T. 05.02.2025
- AYM, T.T. [1. B.], B. No: 2022/56987, T. 27.05.2025
- AYM, Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, T. 26.07.2022
- AYM, Selçuk Arslan [GK], B. No: 2020/19752, T. 06.02.2025
- AYM, Aydın Oğuz [2. B.], B. No: 2014/8872, T. 07.03.2018
- AYM, Yasemin Akgül [2. B.], B. No: 2014/2630, T. 27.10.2016
- AİHM, Faysal Pamuk/Türkiye, B. No: 430/13, T. 18.01.2022
- AİHM, Süleyman/Türkiye, T. 17.11.2020
Bilimsel Çalışmalar
- Halil İbrahim Doğan, Ceza Muhakemesinin Temel Bir İlkesi Olarak Delillerin Doğrudan Doğruyalığı
- İdris Doğan / Ahmet Bozdağ, Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi
- Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması
- Uğur Ersoy, Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkından Feragat Etmesinin Mümkün Olup Olmadığı Sorununa SEGBİS Özelinden Bir Bakış
- Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma
- Ceza Muhakemesinde Şüpheli veya Sanığın Yakınlarının Tanıklıktan Çekinme Hakkı – Kapsamı, Koşulları ve Sonuçları Hakkında Bir Değerlendirme
- Teşhis İşleminin Hukuki Niteliği ve Teşhis Tutanaklarının Kovuşturma Evresindeki Fonksiyonu
- Ceza Muhakemesinde İstinabe ve SEGBİS Uygulaması
- Göktepe, Doğrudan Doğruyalık İlkesi Bağlamında Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil Değerlendirmesi
- Rahime Erbaş / B. Ateş Sarıdağ, Ceza Muhakemesinde Duruşmanın Aleniyeti İlkesine Yeni Bir İstisna Olarak Kişisel Veriler
