CMK m. 210 Uyarınca Tanığın Duruşmada Bizzat Dinlenmesi ve Okuma Yasağı: Tek Delil, Çekinme Hakkı ve Bozma Riski

Gri tonlarda çatlak beton yüzey detayı
Kısaca

CMK m. 210, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse o tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesini emreder; önceki ifade tutanağının okunması dinleme yerine geçmez. Tanıklıktan çekinme hakkı duruşmada kullanıldığında önceki ifade de devre dışı kalır. Tek veya belirleyici tanık beyanına dayalı dosyalarda bu yasak savunma hakkının omurgasını oluşturur.

Bu içerik 08.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza muhakemesinde en sert usul kırılmalarından biri, mahkûmiyetin tanığın canlı anlatımına değil, daha önce bir yerde kayda alınmış metne dayanmasıdır. Dosyada tutanak vardır; fakat beyanı veren kişi huzurda değildir. Savunma soru sormak istemektedir; ancak mahkeme önceki ifadeyi okuyup delil tartışmasını kapatma eğilimindedir. CMK m. 210’un taşıdığı ağırlık tam burada ortaya çıkmaktadır. Anılan madde, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini, önceki ifadenin okunmasının dinleme yerine geçemeyeceğini ve tanıklıktan çekinebilecek kişinin duruşmada bu hakkını kullanması hâlinde önceki ifadesinin de okunamayacağını söylemektedir. Söz konusu yasak, teknik bir okuma yasağı değildir; doğrudan doğruyalık, yüz yüzelik, çelişmeli yargılama ve masumiyet karinesi bakımından mahkemenin delille kurduğu mesafenin nerede meşru, nerede sakat olacağını belirleyen anayasal bir sınır niteliğindedir. Bu sınır ihmal edildiğinde, dosyanın sonucu çoğu zaman olayın maddi seyrinden değil, tanığın hiç görülmeyen beyanından belirlenmektedir.

CMK m. 210 hangi hâlde yazılı tutanağın okunmasını yasaklamaktadır?

210’uncu maddenin birinci fıkrası, olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaretse bu tanığın duruşmada mutlaka dinleneceğini ve daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı açıklamanın okunmasının dinleme yerine geçemeyeceğini açıkça düzenlemektedir. Hükmün ikinci fıkrası ise tanıklıktan çekinebilecek olan kişinin duruşmada çekinme hakkını kullanması hâlinde önceki ifadesine ilişkin tutanağın okunamayacağını söylemektedir. İlk bakışta bu iki kural, yalnız “okuma yasağı” başlığı altında toplanmış dar teknik hükümler gibi durabilir. Oysa m. 210, doğrudan doğruyalık ilkesini şahsî delil alanında koruyan, 209 ve 211 ile birlikte çalıştığında hangi beyanın duruşmada canlı olarak alınmasının zorunlu, hangisinin istisnaen tutanak üzerinden yürütülebileceğini tayin eden bir eşik hükmüdür.

Hükmün merkezinde yer alan ifade, “olayın delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise” cümlesidir. Bu ibare, uygulamada en fazla yorum uyuşmazlığı yaratan noktadır. İfadenin dar yorumu, yalnız tek görgü tanığı bulunan ve başka hiçbir delili olmayan dosyalarla sınırlı bir alan kabul eder. Geniş yorumu ise, tanık beyanının mahkûmiyet bakımından tek olmasa bile belirleyici ağırlık taşıdığı her durumu maddenin çekirdeğine dahil eder. Anayasa Mahkemesinin son dönem içtihadı, ikinci yoruma daha yakındır. Hasan Bati, Zekeriya Sevim, Ramazan Kösem, T.T. ve Selçuk Arslan kararlarında Mahkeme, beyanın tek delil olup olmadığı kadar, mahkûmiyette belirleyici ölçüde rol oynayıp oynamadığını da dikkate almıştır. Söz konusu çizgi, 210’un lafzını anayasal güvenceler ışığında işlevsel yorumladığını göstermektedir.

Bu değerlendirme, 217’nci maddedeki “hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir” cümlesiyle birlikte anlam kazanmaktadır. Tanığın önceki kolluk, savcılık, istinabe veya başka mahkeme huzurundaki beyanı bir metin olarak duruşmaya getirilebilir; ancak o metin, savunmanın o kişiyle yüzleşme imkânı bulunmadığı sürece belirli bir eşiğin üzerinde hüküm kurucu rol oynayamaz. Halil İbrahim Doğan’ın doğrudan doğruyalık ilkesine ilişkin incelemesi, kişisel delilin yazılı ikamesine ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini; mahkemenin tanığın güvenilirliğini, tereddüdünü, çelişkisini ve yüzleşmeye tepkisini doğrudan gözlemlemesinin ceza muhakemesinin doğal akışı olduğunu vurgulamaktadır. Kanaatimizce 210’uncu maddenin koruduğu esas menfaat de tam budur: tanığın sözleri kadar, sözün duruşmada sınanma imkânı.

Bu çekirdeğin 211’inci maddeyle sınırı ayrıca çizilmelidir. Zira 211, belirli belgelerin okunmasıyla yetinilebilmesini kabul ederken 210, kişisel beyan delili bakımından bu kolaylaştırıcı rejimi geri itmektedir. Başka bir ifadeyle, yazılı rapor, resmî kayıt veya maddi olguya ilişkin kimi belgeler tutanak üzerinden yürüyebilir; ancak mahkûmiyetin taşıyıcı şahsî delili olan tanık anlatımı yönünden aynı esneklik geçerli değildir. Uygulamada zaman zaman 211’in tanıdığı rahatlık, 210 kapsamındaki beyanlara da yayılmakta ve tanığın önceki anlatımı “zaten dosyada var” gerekçesiyle hüküm kurucu değere taşınmaktadır. Kanaatimizce bu yaklaşım normatif sınırı bozmaktadır. 210’un amacı, kişisel delilin belge delili gibi muamele görmesini engellemektir. Dolayısıyla savunma tarafı, mahkemenin 211 veya usul ekonomisi gerekçesine yaslanarak tanığı duruşmadan uzaklaştırdığı her durumda, uyuşmazlığın belge delili alanından çıkıp yüzleşme hakkı alanına girdiğini açıkça vurgulamalıdır.

İlke: Tanık beyanı, dosyada mevcut bir yazılı veri olmaktan çıkıp mahkûmiyetin taşıyıcı kolonuna dönüşüyorsa; CMK m. 210 artık istisna hükmü değil, savunma lehine işletilmesi gereken ana usul kuralı niteliği kazanır.

Tek veya belirleyici tanık beyanı nasıl saptanır; AYM ile AİHM hangi testi uygulamaktadır?

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tanığın duruşmada sorgulanamaması sorununu salt iç hukuk normunun ihlali olarak değil, yargılamanın bütünsel adaletini etkileyen üç aşamalı bir test çerçevesinde değerlendirmektedir. İlk aşamada tanığın duruşmada hazır edilememesi için haklı bir neden bulunup bulunmadığı araştırılır. İkinci aşamada, sorgulanamayan tanık beyanının tek veya belirleyici delil niteliği taşıyıp taşımadığı incelenir. Üçüncü aşamada ise, savunmanın maruz kaldığı bu olumsuzluğu telafi eden karşı dengeleyici güvencelerin bulunup bulunmadığı ortaya konur. Ramazan Kösem ve T.T. kararlarında AYM bu testi açık biçimde tekrarlamış; Faysal Pamuk/Türkiye kararında AİHM de benzer bir üçlü denetim yapmıştır. Böylece 210’uncu maddenin lafzı, Anayasa m. 36 ve AİHS m. 6/3-d ile aynı eksende okunmaktadır.

Belirleyici delil ölçütü, yalnız matematik bir “başka delil var mı yok mu” sorusundan ibaret değildir. Yusuf Fil kararında AYM, dosyada başka maddi deliller ve karşı dengeleyici unsurlar bulunduğu, tanık anlatımının tek başına hüküm kurucu rol üstlenmediği sonucuna ulaşarak ihlal görmemiştir. Buna karşılık Hasan Bati ve Zekeriya Sevim kararlarında, mahkûmiyette merkezi ağırlık taşıyan anlatımların duruşmada sınanamaması, tanık sorgulama hakkının ihlali için yeterli görülmüştür. Söz konusu yaklaşım, savunma tarafının itirazını formüle ederken “tanık dinlenmedi” cümlesinden daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Asıl soru şudur: Bu beyan olmasa hüküm aynı şekilde kurulabilir miydi? Eğer cevap hayır yahut ciddi tereddüt içeriyorsa, 210’uncu maddenin koruma alanı sertleşir.

AİHM’nin Süleyman/Türkiye ve Faysal Pamuk/Türkiye kararları da iç hukuk uygulaması bakımından önemlidir. Mahkeme, yokluğunda alınan beyanlara dayanılarak mahkûmiyet kurulmasını tümden yasaklamamakta; ancak bu yola başvurulması için mahkemelerin tanığı huzura getirmek adına makul çabayı göstermiş olmasını, yokluğun haklı nedene dayanmasını ve savunma lehine güçlü telafi mekanizmalarının işletilmesini aramaktadır. Bu telafi mekanizmaları arasında beyanı destekleyen başka doğrulayıcı deliller, savunmanın kendi delillerini sunma imkânı, önceki beyanın güvenilirliğini sınamaya yarayan başka araçlar ve gerekçeli kararın bu riskleri açıkça tartışması sayılmaktadır. Kanaatimizce Türk uygulamasında en zayıf halka, üçüncü aşama değil birinci aşamadır: tanığın neden hazır edilemediği çoğu dosyada yeterince araştırılmamakta, istinabe veya yazılı beyan kolay çözüme dönüşmektedir.

Belirleyici delil analizinde dikkat edilmesi gereken ikinci nokta, tanığın “tek görgü tanığı” olmasa dahi, olayın öznel tarafını açıklayan tek kişi olabilmesidir. Özellikle örgüt, tehdit, cinsel suç, işkence, aile içi şiddet, rüşvet veya kapalı mekân uyuşmazlıklarında maddi izler bulunabilir; fakat isnadın faille bağlantısını kuran asli unsur çoğu zaman anlatımdır. Bu nedenle 210’un uygulanması bakımından sayısal delil çokluğu aldatıcı olabilir. Dosyada HTS, kamera, rapor veya fiziki iz bulunması tek başına beyanın belirleyici olmadığını göstermez. Mahkûmiyetin mantığı hangi noktada tanığın anlatımına yaslanıyorsa, o noktada 210’uncu madde devreye girmiş sayılmalıdır.

Doğrulayıcı delil kavramı da burada sıkça yanlış kullanılmaktadır. Kolluk tutanağı, aynı beyana dayanan başka bir tanık anlatımı veya soruşturma makamınca düzenlenmiş özet yazılar, tek başına bağımsız doğrulama sayılmaz. Gerçek karşı dengeleyici güvence, beyanın dışındaki maddi veriyle; örneğin görüntü, biyolojik iz, yer tespiti, objektif kurum kaydı veya sanık tarafından ayrıca tartışılabilen başka bir kaynakla kurulabilir. Aksi hâlde mahkeme, aynı anlatıyı farklı evrak başlıkları altında çoğaltarak belirleyici delil sorununu görünmez kılmış olur. Bu teknik, AYM’nin ve AİHM’nin yaklaşımıyla bağdaşmamaktadır. Kanaatimizce savunma tarafı, istinaf yahut temyizde özellikle şu soruyu sormalıdır: Mahkemece “destekleyici delil” diye sunulan unsur, gerçekten tanıktan bağımsız bir bilgi mi taşımaktadır; yoksa yalnız tanık anlatımının yazılı, kolluksal veya türev bir yansıması mıdır? Bu ayrım yapılmadan 210 analizinin sağlıklı kurulması mümkün değildir.

AYM, Hasan Bati [2. B.], B. No: 2019/8419, T. 28.06.2022: Beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi, tanık sorgulama hakkının ihlali sayılmıştır.

AİHM, Faysal Pamuk/Türkiye, B. No: 430/13, T. 18.01.2022: Yazılı tanık beyanlarına dayalı mahkûmiyetlerde, yokluğun haklı nedeni ve mahkemenin tanıkları huzura getirmek için makul çabası bulunmadığı takdirde adil yargılanma hakkının zedeleneceği vurgulanmıştır.

İstinabe, SEGBİS ve mahkeme dışı dinleme hangi koşullarda geçerli sayılabilir?

210’uncu maddenin uygulanmasında en çetin tartışma, tanığın mutlaka fizikî duruşma salonunda mı dinlenmesi gerektiği, yoksa SEGBİS veya istinabe gibi araçların hangi sınır içinde kullanılabileceği meselesidir. İdris Doğan ile Ahmet Bozdağ, istinabenin doğrudan doğruyalık ilkesine istisna teşkil ettiğini ve bu nedenle dar yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. Uğur Ersoy’un SEGBİS odaklı çalışması da, sanığın ve dolaylı olarak savunmanın duruşmada hazır bulunma hakkından feragatinin örtülü varsayımlarla kabul edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Aynı mantık tanık bakımından da geçerlidir. Mahkeme, tanığın neden fiziken getirilemediğini, neden görüntülü-sesli bağlantının yeterli görülüp görülmediğini ve savunmanın soru sorma hakkının nasıl teminat altına alındığını açıkça göstermelidir.

Yasemin Akgül başvurusunda AYM, istinabe suretiyle dinlenilen tanıkların sorgulanmaması şikâyetini sonuç bakımından kabul edilebilir bulmamakla birlikte, başvurunun dayandığı hukuki çerçevede 181 ve 210’uncu maddelerin önemini görünür kılmıştır. Uğur Özcan ve Selçuk Arslan kararlarında ise AYM, özellikle örgüt dosyalarında mahkûmiyetin belirleyici anlatımlara dayandırıldığı hâllerde istinabe veya önceki ifade okumasının tek başına yeterli olmadığını vurgulamıştır. Buradan çıkan sonuç nettir: istinabe veya SEGBİS ancak tanığın gerçek yokluğunu telafi eden, savunmaya eş zamanlı ve etkili soru hakkı tanıyan bir usule bağlandığında 210 ile uyumlu olabilir. Söz konusu güvenceler yoksa, teknik araç doğrudan doğruyalık ilkesinin yerine geçen bir kolaylaştırıcı değil, onun ihlalinin aracı hâline gelir.

Uygulamacı bakımından önemli olan bir başka nokta, istinabe işleminin bildirimi ve kayıt altına alınmasıdır. Tanığın başka yerde dinleneceği tarih savcıya, sanığa ve müdafiine bildirilmemiş; savunma da soru hazırlama, katılma veya bağlantı kurma imkânından mahrum bırakılmışsa, sonradan tutanağın duruşmada okunması bu eksikliği gidermez. 210’un yasağı sadece nihai “okuma” anına değil, okuma zorunluluğunu doğuran önceki sürecin adilliğine de bakar. Kanaatimizce bu sebeple savunma tarafı, istinabe kararı verildiği anda 181’inci maddenin işletilmesini ve mümkünse SEGBİS ile canlı bağlantı kurulmasını istemelidir; zira asıl ihlal çoğu dosyada son celsede değil, tanığın nerede ve nasıl dinleneceğine karar verildiği anda şekillenmektedir.

SEGBİS bakımından da otomatik kabul mekanizması bulunmamaktadır. T.T. kararı ile güncel SEGBİS yazını birlikte değerlendirildiğinde, teknik bağlantının kalite, eş zamanlılık, soru yöneltme imkânı ve mahkemenin tanığın tepkilerini gözleme kapasitesi bakımından yeterli olması gerektiği anlaşılmaktadır. Eğer bağlantı yalnız formal bir ses aktarımına indirgenmiş, çapraz sorgu kesintiye uğramış, sanık veya müdafi tanığın cevabına göre yeni soru üretememiş ise, kağıt üzerindeki “canlı dinleme” gerçekte 210’un amacını karşılamaz. İşbu nedenle mahkemelerin “SEGBİS ile dinlendi” demekle yetinmeyip, bu dinlemenin neden adil ve yeterli olduğunu gerekçelendirmesi gerekir.

Haklı yokluk nedeni değerlendirmesi de mekanik kurulamaz. Tanığın yurt dışında bulunması, ağır hastalığı, güvenlik tehdidi altında olması, çocuk veya kırılgan mağdur statüsünde yer alması yahut makul sürede fiziken getirilememesi bazı dosyalarda gerçek zorluk yaratabilir. Ne var ki mahkeme bu zorluğu varsayımsal cümlelerle değil, somut kayıtlarla göstermelidir. Tebligat yapılamadıysa hangi tarihte hangi adrese çıkarıldığı, kolluk marifetiyle araştırma yapıldıysa bunun sonucu, güvenlik riski varsa hangi tedbir seçeneğinin neden yetersiz kaldığı karar ve ara kararlarda görünmelidir. Aksi hâlde “tanık getirilemedi” cümlesi, 210’u aşmak için kullanılan boş bir formüle dönüşür. Kanaatimizce Türk uygulamasında özellikle çocuk ve kırılgan mağdur dosyalarında ihtiyaç duyulan şey, tanığı hiç dinlememek değil; uzman desteği, uygun fizikî düzen ve koruyucu tedbirlerle savunma hakkını mümkün olan en yüksek seviyede koruyan yöntemleri tercih etmektir.

Usul riski: Tanığın başka yerde dinlenmesi için karar verilmiş olması, savunmanın bu dinlemeye etkili biçimde katıldığı anlamına gelmez. Bildirim, bağlantı kalitesi, soru sorma ve tutanağa yansıyan itirazlar ayrıca denetlenmelidir.

Tanıklıktan çekinme hakkı duruşmada kullanıldığında önceki ifade neden devre dışı kalmaktadır?

210’uncu maddenin ikinci fıkrası, uygulamada birinci fıkradan daha az görünür olmakla birlikte, kimi dosyalarda daha sert sonuç üretmektedir. Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi duruşmada bu hakkını kullandığında, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz. Bu kuralın mantığı, çekinme hakkını anlamsızlaştırmama düşüncesine dayanmaktadır. Eğer kişi soruşturma aşamasında veya daha önceki bir oturumda konuştuğu için duruşmada artık susma imkânından mahrum bırakılacaksa, kanunun tanıdığı çekinme hakkı kâğıt üzerinde kalır. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan çekinme hakkı çalışması da, bu yasağın yalnız tanığı korumadığını; aynı zamanda mahkemenin, çekinme hakkı kullanan yakın beyanı üzerinden dolaylı mahkûmiyet kurmasını engellediğini vurgulamaktadır.

Ceza Genel Kurulu karar özetlerinde ve AYM içtihadında görülen ortak yaklaşım, çekinme hakkının sonradan kullanılmasının önceki ifadeyi de hükümsüz kıldığı yönündedir. Buradaki mesele yalnız aile yakınlarının korunması değildir. Tanık, kendisini veya yakınını ceza sorumluluğu altına sokabilecek sorular bakımından da çekinme hakkına sahip olabilir. Söz konusu hak, ancak önceki beyanın delil değerinden arındırılmasıyla etkili hâle gelir. Aksi yorum, tanığa önce konuşturup sonra duruşmada susturarak savunmayı sınama imkânından mahrum bırakan asimetrik bir model yaratır. Kanaatimizce 210/2’nin sertliği bu nedenle isabetlidir; zira bu alanda esnek yorum, kanuni güvenceyi fiilen işlevsiz bırakır.

Ne var ki uygulamada bir başka problem ortaya çıkmaktadır. Tanık çekinme hakkını kullanmış olsa bile, önceki beyanın doğruladığı iddia başka dolaylı emareler üzerinden yeniden dolaşıma sokulmakta; mahkeme de beyanı açıkça okumadan, soruşturma evresindeki anlatımdan haberdar bir gerekçe kurabilmektedir. Böyle bir durumda savunma yalnız 210/2 ihlalini değil, 217’nci maddedeki huzurda tartışılma ilkesinin ihlalini de ileri sürmelidir. Zira metin hiç okunmamış olsa dahi, hükmün kurucu mantığında fiilen kullanılıyorsa yasağın etrafından dolanılmış olur. İşbu nedenle müdafi, duruşmada çekinme hakkı kullanıldığı anda sadece “tutanak okunamaz” demekle kalmamalı; önceki ifadenin gerekçede veya soru yöneltiminde dolaylı biçimde referans alınmasına da itiraz etmelidir.

Çocuk, kırılgan mağdur veya koruma altındaki tanık dosyalarında bu mesele daha da hassastır. Özel usuller, görüntü değiştirme, uzman eşliğinde ifade alma veya yüz yüze gelmeme tedbirleri, çekinme hakkını ve 210/2’yi ortadan kaldırmaz. Yalnızca savunma hakkının hangi telafi mekanizmalarıyla dengeleneceği sorusunu karmaşıklaştırır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Oğuz kararında gizli tanık bağlamında işaret ettiği ölçülülük ihtiyacı, kırılgan mağdur beyanlarında da geçerlidir. Mahkeme, korunması gereken menfaatin ne olduğunu göstermek, buna rağmen savunmanın hangi düzeyde sorgulama imkânı bulduğunu açıklamak ve önceki ifadenin neden artık kullanılamayacağını yahut hangi sınır içinde değerlendirileceğini gerekçelendirmek zorundadır.

Çekinme hakkının kapsamı bakımından CMK m. 45 ve m. 46 ayrımı da pratik sonuç doğurmaktadır. Aile yakınlığı, evlilik bağı, nişanlılık veya sır saklama yükümlülüğü nedeniyle çekinme hakkı bulunan kişiler ile kendisini ya da yakınını suçlayabilecek sorular karşısında korunan kişiler aynı kategoride değildir; fakat 210/2 her iki görünümde de önceki ifadenin okunmasını durdurur. Bu nedenle mahkeme, tanığın hangi sebeple çekindiğini ve çekinmenin tüm beyanı mı yoksa belirli soru alanlarını mı kapsadığını tutanağa açık yazmalıdır. Savunma açısından bu ayrım önemlidir; zira kimi dosyalarda tanığın yalnız belirli sorular yönünden çekinme hakkı bulunduğu hâlde, mahkeme önceki ifadenin tamamını delil dışı bırakmakta veya tersine, çekinmenin kapsamını dar yorumlayıp yasağı fiilen boşa çıkarmaktadır. Kanaatimizce denetlenebilir çözüm, çekinme gerekçesini, kapsadığı soru alanını ve önceki ifadenin hangi bölümünün artık kullanılamayacağını aynı celsede somutlaştırmaktır.

AYM, Aydın Oğuz [2. B.], B. No: 2014/8872, T. 07.03.2018: Gizli tanığın etkili biçimde sorgulanmasına fırsat verilmemesi şikâyeti, tanık güvenliği tedbirlerinin savunma hakkını tümüyle ortadan kaldırmayacağı yönünden önem taşımaktadır.

Yanlış uygulama örnekleri ve bozma riski doğuran tipik tablolar nelerdir?

Birinci tip hata, tek veya belirleyici tanığın hiç duruşmaya çağrılmaması ve soruşturma beyanının ya doğrudan okunması ya da gerekçede özetlenmesi suretiyle mahkûmiyet kurulmasıdır. Bu görünüm, Nurcan Gülabi, Hasan Bati ve Selçuk Arslan kararlarında ihlal sonucuna götüren ana tabloyu oluşturmuştur. İkinci tip hata, tanığın istinabe yoluyla dinlenmiş olmasını yeterli sayıp savunmanın bu dinlemeye katılımını önemsizleştirmektir. Üçüncü tip hata, çekinme hakkı kullanılan dosyada önceki ifadenin açıkça okunmaması, fakat soruların ve gerekçenin o ifade etrafında örülmesidir. Dördüncü tip hata ise, gizli veya korunmalı tanıkta güvenlik tedbirini mutlaklaştırıp savunmanın beyanı sınama imkânını sıfırlamaktır.

Kanun yolu bakımından en önemli mesele, 210 ihlalinin soyut bırakılmamasıdır. İtiraz, istinaf veya temyizde tanığın beyanının hangi suç unsurunu taşıdığı, mahkemenin başka hangi delillere dayandığı, bu delillerin gerçekten bağımsız doğrulama niteliği taşıyıp taşımadığı ve savunmanın hangi aşamada ne tür bir sorgulama imkânından mahrum kaldığı açık biçimde gösterilmelidir. Hâkim, kararında “dosya kapsamı, tanık anlatımları, kolluk fezlekesi ve tüm deliller birlikte değerlendirildi” gibi kalıp cümleler kullanmışsa; savunma, bu kalıbın hangi kısmının sorgulanmamış tanık beyanını görünmezleştirdiğini ortaya koymalıdır. Başka türlü 210 ihlali, mahkemece “sadece usule ilişkin bir şikâyet” gibi algılanıp etkisini kaybedebilir.

Doktrindeki baskın görüş, 210’un amacının tanığı mutlak biçimde salona getirmek değil, savunmaya mahkûmiyetin temelini sınama fırsatı tanımak olduğu yönündedir. Buna karşılık bazı yazarlar, özellikle örgüt ve tanık koruma dosyalarında bu kuralın mutlak işletilmesinin maddi gerçeğe ulaşmayı zorlaştırabileceğini ileri sürmektedir. Bu itiraz tümden reddedilemez; nitekim AİHM de yokluğunda alınan beyanlara belli şartlarla kapıyı tamamen kapatmamaktadır. Ne var ki kanaatimizce Türk uygulamasının bugünkü sorunu, 210’u fazla katı uygulaması değil, gereğinden hızlı istisna üretmesidir. Mahkeme, önce tanığı huzura getirme çabasını somutlaştırmalı; ancak bu mümkün değilse karşı dengeleyici mekanizmalara yaslanmalıdır. Söz konusu öncelik sırası kurulmadan istisnaya geçilmesi, 210’un normatif çekirdeğini eritir.

İstinaf incelemesinde beklenen giderim biçimi de baştan düşünülmelidir. Eğer sorun, tanığın hiç dinlenmemiş olması yahut savunmanın sorgulama imkânından tümüyle mahrum bırakılması ise, salt “hukuka aykırılık vardır” tespiti çoğu zaman yeterli olmayacak; eksik incelemenin duruşma açılarak giderilmesi veya hükmün kaldırılması gerekebilecektir. Buna karşılık tanığın yokluğuna ilişkin haklı neden ayrıntılı gösterilmiş, fakat karşı dengeleyici güvenceler yetersiz tartışılmışsa, kanun yolu başvurusu daha çok gerekçe ve delil değerlendirmesinin yetersizliğine odaklanmalıdır. Bu ayrım önem taşımaktadır; çünkü 210 ihlali tek tip sonuç doğurmaz. Savunma tarafı, hangi eksikliğin yeniden tanık dinlenmesini, hangisinin hükmün kaldırılmasını, hangisinin ise anayasal ihlal iddiasıyla bireysel başvuruya taşınmasını gerektirdiğini somut dosya mimarisi içinde kurmalıdır. İşbu nedenle 210 odaklı kanun yolu dili, yalnız norm atfı değil, istenen giderim türünü de açıkça içermelidir.

İlk derece celsesinde oluşturulacak kayıtların niteliği de belirleyicidir. Müdafi, tanığın beyanı belirleyici görünüyorsa yalnız “dinlenmesini talep ediyoruz” demekle yetinmemeli; hangi maddi vakıanın yalnız bu beyanla ispatlandığını, başka delillerin neden bağımsız doğrulama sağlamadığını, istinabe veya SEGBİS seçeneğinin hangi koşulla kabul edilebilir olacağını ve ret hâlinde bunun savunma hakkını nasıl etkileyeceğini aynı tutanakta göstermelidir. Bu yöntem, sonraki istinaf ve bireysel başvuru aşamalarında ciddi fark yaratır. Çünkü pek çok dosyada sorun, 210 ihlali bulunmamasından değil; ihlalin yargılama sırasında yeterince somutlaştırılmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Kanaatimizce en güvenli pratik, 210 itirazını CMK m. 181, m. 201 ve m. 217 ile birlikte kurmak; böylece meselenin yalnız tanığın yokluğu değil, savunmanın soru sorma ve delili huzurda tartışma hakkı olduğunu açık tutmaktır.

Durum Uygulanacak kural Mahkemenin göstermesi gereken neden Savunma açısından esas itiraz
Tek veya belirleyici tanık beyanı CMK m. 210/1 Neden duruşmada dinlenmediği ve hangi telafi güvencesinin bulunduğu Okuma işleminin dinleme yerine geçmeyeceği
Tanık başka yerde dinlenmiş CMK m. 181, 209, 210 İstinabe/SEGBİS gereği ve savunmanın katılım şekli Bildirim, soru sorma ve görüntü-ses yeterliliği
Tanık çekinme hakkını kullanmış CMK m. 210/2 Önceki ifadenin neden artık kullanılamayacağı Dolaylı referansla yasağın aşılmasına itiraz
Gizli veya korunmalı tanık Tanık Koruma Kanunu, CMK m. 58, m. 210 Güvenlik tedbirinin zorunluluğu ve dengeleyici sorgu imkânı Kimlik gizliliğinin savunma hakkını tümden sıfırlamaması

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

CMK m. 210 sorunu görülen dosyada savunma stratejisi nasıl kurulmalıdır?

210'uncu maddeye aykırılık, çoğu zaman bir celsenin sonunda fark edilen dar bir usul sorunu değildir. Tanığın hangi yöntemle dinleneceğine karar verildiği andan itibaren savunma planı kurulmalıdır.

  1. Beyanın belirleyici ağırlığını tespit edin

    Tanığın beyanı olmaksızın isnadın ayakta kalıp kalmayacağını dosya başında analiz edin. İtiraz dili buna göre sertleşecektir.

  2. Canlı dinleme veya eşdeğer sorgu talebini erken yapın

    Tanığın duruşmada bizzat dinlenmesini, mümkün değilse SEGBİS ile eş zamanlı sorgu kurulmasını açıkça isteyin.

  3. İstinabe ve bildirim sürecini denetleyin

    Tanığın başka yerde dinleneceği gün, saat ve mahkeme bilgileri savunmaya bildirilmemişse bunu tutanağa yazdırın.

  4. Çekinme hakkı kullanılmışsa dolaylı kullanıma da itiraz edin

    Önceki ifade okunmasa bile gerekçede veya soru yöneltiminde o beyana dayanılmasına karşı çıkın.

  5. Kanun yolunda üç aşamalı testi kurun

    Haklı neden, belirleyici delil ve karşı dengeleyici güvenceler başlıklarını ayrı ayrı tartışın; şikâyeti soyut bırakmayın.

Bu planın etkili olabilmesi için savunmanın celse içi dili de özenle kurulmalıdır. Tanığın mutlaka dinlenmesini istemek tek başına yeterli değildir; bu talebin hangi suç unsuruna, hangi çelişkiye ve hangi belirleyici delil ilişkisine dayandığı somutlaştırılmalıdır. Mahkeme istinabe veya SEGBİS yoluna yöneliyorsa, savunma hangi teknik ve usul güvencelerin sağlanmadığını aynı oturumda belirtmelidir. Böylelikle ret kararı, sonraki kanun yolu aşamasında soyut bir takdir işlemine değil, ölçülebilir bir hak sınırlamasına dönüşür. Kanaatimizce 210 uyuşmazlıklarında müdafiin en güçlü aracı, tanığın neden gerekli olduğunu genel ifadelerle değil, hükmün ispat zinciri içindeki işleviyle açıklamasıdır.

Sık sorulan sorular

CMK m. 210 yalnız tek tanıklı dosyalarda mı uygulanır?

Hayır. Lafzı tek tanık görünümü üzerinden kurulmuş olsa da, AYM ve AİHM içtihadı beyanın mahkûmiyet bakımından belirleyici ölçüde rol oynadığı hâllerde de 210’a yakınlaştırılmış bir denetim yapmaktadır.

Önceki ifade okunursa ihlal otomatik midir?

Her olayda otomatik değildir. Önce tanığın yokluğu için haklı neden, sonra beyanın belirleyici ağırlığı ve son olarak da karşı dengeleyici güvenceler incelenir. Bununla birlikte belirleyici tanık beyanında risk oldukça yüksektir.

Tanık SEGBİS ile dinlenirse 210 sorunu tamamen çözülür mü?

Hayır. Bağlantının eş zamanlı, kesintisiz ve etkili soru sormaya elverişli olması gerekir. Teknik olarak dinleme yapılmış görünmesi tek başına yeterli değildir.

Çekinme hakkı sonradan kullanıldığında eski beyan ne olur?

CMK m. 210/2 uyarınca önceki ifadeye ilişkin tutanak okunamaz. Ayrıca bu beyanın dolaylı biçimde hüküm gerekçesine taşınması da savunma bakımından ayrıca tartışılmalıdır.

Gizli tanık beyanında 210 uygulanmaz mı?

Uygulanır; ancak güvenlik tedbirleri nedeniyle sorgulama biçimi farklılaşabilir. Kimliğin gizlenmesi mümkün olsa bile savunmanın beyanın güvenilirliğini sınama imkânı tümüyle kaldırılamaz.

CMK m. 210 ihlali istinaf veya temyizde nasıl yazılmalıdır?

Tanığın neden belirleyici olduğu, neden duruşmada dinlenmediği, savunmaya hangi sorgulama imkânının tanınmadığı ve diğer delillerin neden yeterli karşı dengeleyici güvence oluşturmadığı somutlaştırılmalıdır.

Uygulama bakımından yol haritası ve profesyonel değerlendirme

CMK m. 210’un taşıdığı gerçek ağırlık, mahkûmiyetin yazılı tanık beyanı üzerinden görünmez biçimde kurulmasını engellemesidir. Dosyada başka deliller bulunabilir; fakat mahkemenin isnadı faille birleştirdiği esas halka çoğu zaman tanık anlatımıdır. O halkayı savunmanın huzurunda sınanmadan hükme bağlamak, sadece bir usul eksikliği değil, ceza yargılamasının meşruiyet temelini zayıflatan bir tercihtir. Söz konusu nedenle 210’uncu madde, yalnız duruşma tekniğini değil, mahkemenin maddi gerçeğe hangi yöntemle ulaşacağını düzenleyen temel bir güvence olarak görülmelidir.

Dosya stratejisi bakımından en güvenli yöntem; belirleyici beyanı erken tespit etmek, canlı dinleme talebini geciktirmemek, istinabe veya SEGBİS kararını adım adım denetlemek, çekinme hakkı kullanıldığında önceki ifadeyi hukuk alanından çıkarmak ve kanun yolunda üç aşamalı testi ayrı başlıklarla kurmaktır. Bu adımların herhangi biri atlandığında, mahkeme çoğu zaman “dosya kapsamı” ifadesi içine sakladığı yazılı beyanı hükmün ana dayanağı hâline getirebilmektedir. Kanaatimizce 210’un savunma değerini korumanın yolu, bu görünmezliği celse celse kayıt altına almaktan geçmektedir.

Uygulamada en etkili refleks, tanık delili bakımından “önce erişim, sonra güvenilirlik” sırasını bozmamaktır. Savunma, tanığın anlatımındaki çelişkiyi ancak o kişiye soru yöneltebildiği ölçüde görünür kılabilir; mahkeme de beyanın güvenilirliğini ancak bu yüzleşme gerçekleştikten sonra sağlıklı biçimde tartabilir. Bu nedenle 210 tartışması yalnız teorik bir adil yargılanma başlığı değil, dosyanın ispat mimarisine doğrudan müdahale eden pratik bir müdafaa alanıdır. Tanığın huzurda dinlenmesi mümkünse buna gidilmeli; mümkün değilse neden mümkün olmadığı ve hangi ikame güvencelerin gerçekten işletildiği her aşamada kayda bağlanmalıdır.

Örgüt, cinsel suç, aile içi şiddet veya gizli tanık içeren dosyalarda bu değerlendirme daha da incelir. Korunması gereken menfaatin varlığı, savunmanın beyanı sınama hakkını ortadan kaldırmaz; yalnız uygulanacak yöntemi dönüştürür. Uzman eşliğinde dinleme, görüntü ve ses koruma tedbirleri, fizikî yüzleşmenin sınırlandırılması veya teknik bağlantı kullanılması mümkündür; fakat bunların her biri ancak savunmanın beyanın güvenilirliğini test edebildiği ölçüde meşrudur. Aksi hâlde mahkeme, güvenlik veya kırılganlık gerekçesiyle 210’un çekirdeğini fiilen askıya almış olur. İşbu nedenle zor dosyalarda dahi asıl soru değişmemektedir: tanığın anlatımı hükme etkili olacaksa, savunma o anlatımı hangi somut araçla sınayabilmiştir?

Bu sebeple 210 dosyalarında müdafi açısından en verimli hazırlık, tanık bazlı soru planını celse öncesinde yazılı hâle getirmektir. Hangi çelişkinin açıklattırılacağı, hangi maddi verinin tanığa sorulacağı, önceki beyan ile duruşma anlatımı arasında hangi kırılma noktalarının sınanacağı önceden çıkarıldığında, canlı dinleme hakkının değeri de görünür hâle gelir. Böyle bir plan yoksa mahkeme, savunmanın tanığı neden istediğini biçimsel bir talep gibi görebilmektedir. Üstelik yazılı soru planı, ret kararının hangi savunma eksenini etkilediğini kanun yolu aşamasında açıkça göstermeye de hizmet eder. Aynı plan, tanığın anlatımının hangi bölümünün gerçekten belirleyici olduğunu ayırmaya ve mahkemenin “başka deliller de var” şeklindeki soyut gerekçesini somut verilerle test etmeye de yarar. Böylece 210 itirazı, yalnız soyut bir hak ihlali söylemi değil, belirli soru başlıklarına bağlanmış denetlenebilir bir savunma kaydı hâline gelir. Kanaatimizce 210’un pratik gücü, soyut yüzleşme söyleminde değil; somut sorgu hedeflerinin önceden belirlenmesinde yatmaktadır.

Somut ceza dosyasında tanık beyanı belirleyici görünüyorsa: tanığın bizzat dinlenmesi, istinabe veya SEGBİS kararının hukuka uygunluğu, çekinme hakkının sonuçları ve kanun yolunda kurulacak ihlal çerçevesi dosya bazında ayrıca değerlendirilmelidir. Ceza Hukuku kategorimizdeki diğer analizleri inceleyebilir; ön değerlendirme için iletişim sayfamız üzerinden başvuru bırakabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

Mahkeme Kararları

Bilimsel Çalışmalar

Ceza Hukuku kategorisindeki diğer analizleri görüntüleyin.

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler