Meslek Hastalığı Tespitine İtirazda Yüksek Sağlık Kurulu Raporu, Adli Tıp ve Mahkeme Denetimi

Meslek hastalığı tespit dosyasını simgeleyen stetoskop, EKG çıktısı ve gözlük

Yetkili hastaneden çıkan sağlık kurulu raporu, bir çalışanın rahatsızlığını “meslek hastalığı” başlığı altında SGK dosyasına taşıdığında uyuşmazlık yalnız tıbbi teşhis üzerinde yürümemektedir. Hastalığın gerçekten işin niteliğinden doğup doğmadığı, Kurum Sağlık Kurulu ile Yüksek Sağlık Kurulu arasındaki rapor zincirinin nasıl işletileceği, mahkemenin Adli Tıp raporuna hangi aşamada ihtiyaç duyacağı ve işverenin hangi delille itiraz edebileceği aynı anda belirleyici hale gelmektedir.

Bu dosyalarda en sık yapılan hata, bir kurul raporunu tek başına nihai cevap saymaktır. Sosyal güvenlik rejimi ise meslek hastalığının tanısını, illiyet bağını, meslekte kazanma gücü kaybı oranını ve gelir bağlama etkisini ayrı halkalar halinde kurmaktadır. Yüksek Sağlık Kurulu raporu Kurumu bağlamakta; buna karşılık işçi, işveren ve diğer ilgililer yönünden yargısal denetim alanı açık kalmaktadır. Bu nedenle itiraz stratejisi, yalnız “rapora katılmıyoruz” cümlesiyle değil; işyeri koşulu, maruziyet geçmişi, tıbbi evrak, yükümlülük süresi ve merci sırasını birlikte okuyabilen bir dosya mimarisiyle kurulmalıdır.

Bu içerik 18.05.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Meslek Hastalığı Kavramı, Hukuki Nitelik ve İş Kazasından Ayrıldığı Nokta

Meslek hastalığı, sosyal güvenlik hukukunda sıradan bir teşhis etiketi değildir; sigortalının yaptığı işin niteliği, maruz kaldığı tekrar eden etkenler ve işin yürütüm şartları ile rahatsızlık arasındaki bağın hukuken kurulmuş halidir. 5510 sayılı Kanun, meslek hastalığını işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden ortaya çıkan geçici ya da sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik hali olarak tanımlamaktadır (5510 sayılı Kanun m. 14). Bu tanım, hastalığı yalnız klinik tabloyla değil; meslek, maruziyet ve illiyet zinciriyle birlikte okumayı gerektirmektedir.

İş kazası ile meslek hastalığı arasındaki temel fark, olayın zaman yapısında toplanmaktadır. İş kazası ani bir olaydan doğarken, meslek hastalığı çoğu kez yavaş ilerleyen, tekrarlı maruziyetle biriken ve bazen işten ayrıldıktan sonra görünür hale gelen bir süreç sonunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle dosya pratiğinde “ilk şikayet tarihi” ile “maruziyetin başladığı dönem” aynı şey değildir; bazen tanı, işçinin eski işinden ayrılmasından sonra konulmakta, buna rağmen hastalığın kaynağı daha eski çalışma koşullarında aranmaktadır (Yargıtay 10. HD, E. 2024/5160, K. 2024/6367, 05.06.2024; Murat Özveri; Atanur Karaahmetoğlu).

Bu ayrım, yalnız teori düzeyinde önem taşımamaktadır. Meslek hastalığı kabulü, geçici iş göremezlik ödeneğinden sürekli iş göremezlik gelirine, SGK rücu imkanından işverenin tazminat riskine kadar bir dizi sonucu birlikte doğurmaktadır. Uyuşmazlığın ilerleyen aşamasında meslekte kazanma gücü kaybı oranının hangi tarih itibarıyla saptandığı ve bu oranın hangi rapor silsilesiyle oluştuğu, tazminat hesabını da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle iş kazasında SGK’nın rücu davası ile meslek hastalığı dosyaları farklı başlıklardan başlasa da, sürekli iş göremezlik oranının hukuki etkisi bakımından aynı çekirdek soruna bağlanmaktadır.

Hukuki ayrım: Tıbbi tanı ile hukuki meslek hastalığı kabulü aynı şey değildir. Hastalığın klinik olarak mevcut olması tek başına yeterli görülmemekte; işin niteliği, maruziyetin tekrarı ve işyeri koşulu ile hastalık arasındaki illiyetin ayrıca kurulması gerekmektedir.

Meslek hastalığı listesinin önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Yönetmelik eklerindeki liste, hekimi ve Kurumu yönlendiren teknik bir çerçeve sunmaktadır; ancak liste dışı ihtimallerin baştan kapatıldığı bir alan yaratmamaktadır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024 ve 2025 tarihli kararlarında, hastalığın kategorik olarak listede yer alıp almamasından önce, yapılan iş ile rahatsızlık arasındaki bağın somutlaştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Hastalık listede yoksa mesele bitmemekte; aksine maruziyet kaynağı, işyeri incelemesi, uzman bilirkişi ve tıbbi kayıtlar daha da önemli hale gelmektedir (Yargıtay 10. HD, E. 2024/11076, K. 2025/1518, 05.02.2025; Çiğdem Yorulmaz).

Anayasal arka plan da gözden kaçırılmamalıdır. Meslek hastalığı dosyası yalnız sosyal güvenlik hakkı bakımından değil; çalışma hakkı, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamı ve etkili başvuru imkanı bakımından da anlam taşımaktadır (Anayasa m. 49 ve 56; 6331 sayılı Kanun). Bu yüzden mahkeme, bir kurul raporunu yalnız teknik belge olarak değil, kişinin gelir hakkı ile işverenin sorumluluk alanını kesen bir hukuki düğüm olarak incelemektedir.

Ara değerlendirme: Dosyanın ilk sorusu “hastalık var mı” değildir. Doğru ilk soru, “bu hastalık hangi iş, hangi maruziyet ve hangi zaman çizgisi içinde hukuken meslek hastalığı niteliği kazanıyor” olmalıdır. Bu soru yanlış kurulduğunda sonraki bütün rapor tartışmaları eksik zeminde yürümektedir.

Kurum Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve Yönetmelik Zinciri

Meslek hastalığı tespiti dosyasında rapor zinciri, yetkili sağlık hizmet sunucusundan başlayan ve Kurum Sağlık Kurulu kararında hukuki sonuç üreten bir yapıya sahiptir. Sağlık kurulu raporu ile dayanağı tıbbi belgeler SGK önüne geldiğinde, Kurum Sağlık Kurulu hastalığın mesleki nitelik taşıyıp taşımadığını ve varsa meslekte kazanma gücü kaybı oranını değerlendirmektedir. 5510 sayılı Kanun’un 95. maddesi ile buna bağlı yönetmelikler, bu değerlendirmede hangi sağlık kurulu raporlarının dikkate alınacağını, usulüne aykırı raporun nasıl iade edileceğini ve itiraz halinde Yüksek Sağlık Kurulu incelemesinin nasıl devreye gireceğini düzenlemektedir (5510 sayılı Kanun m. 95; 25.09.2021 tarihli Yönetmelik; Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği).

Burada önemli olan nokta, Kurum Sağlık Kurulu kararına karşı itirazın serbest biçimli bir dilekçe şikayeti olmadığıdır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2018 tarihli kararında açıkça belirtildiği üzere, çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranına ilişkin Kurum kararına itirazlar Yüksek Sağlık Kurulu tarafından incelenmektedir; bu kurulun verdiği karar Kurum bakımından bağlayıcı nitelik taşımaktadır (Yargıtay 21. HD, E. 2016/20543, K. 2018/6879, 01.10.2018). Aynı çizgi daha eski 2003 tarihli kararda da görülmekte; iş göremezlik oranına yönelik itirazın önce Yüksek Sağlık Kurulunda karara bağlanması, oradan sonra Adli Tıp incelemesine geçilmesi gerektiği vurgulanmaktadır (Yargıtay 10. HD, E. 2003/2644, K. 2003/3501, 15.04.2003).

Rapor zinciri: Yetkili hastane sağlık kurulu raporu ve tıbbi belgeler Kurum Sağlık Kuruluna gider; Kurum kararı itiraz edilirse Yüksek Sağlık Kurulu devreye girer; Yüksek Sağlık Kurulu kararı yargılamada tartışma konusu olursa Adli Tıp ve gerekirse Adli Tıp Üst Kurulu incelemesi gündeme gelir.

Yönetmelik rejimi bakımından zaman boyutu ayrıca dikkat istemektedir. 03.08.2013 tarihli Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği ile 25.09.2021 tarihli Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği arasında geçiş kuralları bulunmaktadır. Özellikle eski tarihli maruziyetlere ve 01.10.2008 öncesi/sonrası dönem ayrımına temas eden dosyalarda, hangi yönetmelik ölçütünün uygulanacağı bazen başlı başına ihtilaf yaratmaktadır (03.08.2013 tarihli Resmî Gazete; 25.09.2021 tarihli Resmî Gazete; Kenan Kaya / Ahmet Hilal / Necmi Çekin).

İşveren cephesinde en sık hata, özel hastaneden alınmış bir karşı raporun doğrudan Kurum Sağlık Kurulu kararını bertaraf edeceğini varsaymaktır. İşçi cephesindeki hata ise tam tersidir: tek bir lehine rapor çıktıktan sonra Kurum yolunun tamamlandığı düşünülmektedir. SGK uygulamasında yetkili rapor düzeni, sevk ve kurul kriterleri, maruziyet belgeleri ve başvuru kanalı birlikte değerlendirilmektedir. SGK’nın kendi açıklama sayfası da meslek hastalığının, usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler incelendikten sonra Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesini zorunlu tutmaktadır (SGK Meslek Hastalığı sayfası).

Hukuki sonuç: Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu aşamaları, salt idari formalite olarak görülemez. Bu aşamalar atlandığında veya eksik evrakla yürütüldüğünde mahkeme, delil zincirinin tamamlanmadığı gerekçesiyle dosyayı eksik inceleme sayabilmektedir.

Pratik sonuç: İtiraz dilekçesinde yalnız sonuca değil; maruziyet süresine, görev tanımına, tıbbi başlangıç tarihine, kullanılan ölçüt cetveline ve hangi kurul kararının neden hatalı bulunduğuna ayrı ayrı temas edilmesi gerekmektedir. Aksi halde itiraz, soyut memnuniyetsizlik beyanı gibi görünmekte ve dosya gereksiz uzamaktadır.

Ara değerlendirme: Meslek hastalığı raporuna itiraz dosyasında kuvvet, yüksek sesli iddiadan değil; doğru sırada işletilmiş kurul yolundan doğmaktadır. Yüksek Sağlık Kuruluna gitmesi gereken ihtilaf doğrudan mahkeme cümlesine çevrildiğinde, dava baştan zayıflamaktadır.

Adli Tıp İncelemesi ve Mahkemenin Denetim Ölçütü

Yüksek Sağlık Kurulu kararının en kritik hukuki niteliği, Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlaması; buna karşılık diğer ilgililer bakımından mutlak bağlayıcılık taşımamasıdır. Eski tarihli içtihadı birleştirme kararı ve sonraki Yargıtay çizgisi, bu noktada istikrarlıdır. YİBGK’nın 28.06.1976 tarihli kararı ile 2003, 2018, 2019 ve 2023 tarihli daire kararları birlikte okunduğunda, Yüksek Sağlık Kurulu kararına karşı somut ve teknik itiraz varsa incelemenin Adli Tıp Kurumu aracılığıyla derinleştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (YİBGK, E. 1976/6, K. 1976/4, 28.06.1976 kararına atıf yapan Yargıtay 10. HD, 15.04.2003; Yargıtay 10. HD, E. 2023/7177, K. 2023/13079, 19.12.2023).

Bu çizgi, yalnız iş göremezlik oranı bakımından değil; meslek hastalığının varlığı ve başlangıç tarihi bakımından da önem taşımaktadır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 04.12.2019 tarihli kararında, Yüksek Sağlık Kurulu ile Adli Tıp kurulları arasında oran ve tarih bakımından çelişki doğduğunda, davanın konusu hangi tarih ve hangi oranla sınırlıysa o çerçevede rapor alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Mahkeme, genel ve dağınık ifadeyle yetinmemekte; hangi gün itibarıyla meslek hastalığı bulunduğu ve hangi tarihte hangi oranla meslekte kazanma gücü kaybı oluştuğu noktasında net rapor istemektedir (Yargıtay 21. HD, E. 2019/3264, K. 2019/7480, 04.12.2019).

Karar çizgisi: Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu raporlarının Kurum bakımından bağlayıcı bir idari temel oluşturduğu; fakat işçi veya işverenin teknik itirazı halinde mahkemenin Adli Tıp incelemesine başvurabileceği yönündedir. Raporlar arasında çelişki varsa bunun giderilmesi çoğu kez Adli Tıp İkinci Üst Kurulu düzeyinde yapılmaktadır (Yargıtay 21. HD, E. 2019/516, K. 2019/4194, 11.06.2019; Yargıtay 10. HD, E. 2023/7177, K. 2023/13079, 19.12.2023).

Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.2024 tarihli kararı, prosedürün önemini sert biçimde hatırlatmaktadır. Kurumdan rapor alınamaması veya Kurumun yanlış yorum nedeniyle karar vermekten kaçınması, her durumda davayı çözümsüz bırakmamaktadır; ancak mahkemenin prosedürü işletmeye çalıştığı ve sonuç alamadığı dosyalarda Adli Tıp raporuyla sonuca gitmesinin yolu açılabilmektedir. Buna karşılık kurul yolu hiç işletilmeden doğrudan mahkeme aşamasına geçilen dosyalarda eksik inceleme eleştirisi ağırlaşmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/10-287, K. 2024/474, 25.09.2024).

Adli Tıp incelemesi, mahkemenin yerine geçen yeni bir sigorta kurulu değildir. Buradaki işlev, kurul raporlarını ve dosya kapsamındaki tıbbi materyali yargısal denetime elverişli bir sonuca bağlamaktır. Bu sebeple Adli Tıp raporu talep edilirken doğru soru yöneltilmelidir: “Davacıda meslek hastalığı var mıdır” şeklindeki soyut soru tek başına yeterli değildir. Hangi maruziyet dönemine, hangi başlangıç tarihine, hangi oran tartışmasına ve hangi kurul kararına itiraz edildiği açık kurulmadığında alınan rapor, dosyanın ihtiyacını karşılamamaktadır. 2010 tarihli HGK kararlarına 2025 tarihli daire kararında yapılan atıf da bu ihtiyacı teyit etmektedir (HGK, E. 2010/21-60, K. 2010/90; HGK, E. 2010/10-390, K. 2010/448 atıflı Yargıtay 10. HD, 05.02.2025).

Uygulamada avukatların ve şirketlerin çoğu kez atladığı nokta, mahkemenin raporlar arasındaki çelişkiyi kendi takdiriyle “ortalama alarak” çözemeyeceğidir. Tıp bilimi ile oran cetveli arasında uyuşmazlık çıktığında, çelişki kurumsal rapor mekanizması içinde giderilmelidir. Aynı nedenle, bir üniversite hastanesi görüşü tek başına kuvvetli olsa bile, Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu raporlarıyla çelişiyorsa mahkeme genellikle Adli Tıp kanalıyla bağlayıcı teknik netlik aramaktadır.

Buradan çıkan hukuki ölçüt: Yüksek Sağlık Kurulu kararı nihai görünse de yargısal tartışmayı tamamen kapatmamaktadır. Fakat mahkemenin alanı, kurul yolunun yerine geçmek değil; kurul kararının teknik ve hukuki isabetini denetlemektir. Bu nedenle dava dilekçesi, kurul aşamasında ne yaşandığını şeffaf biçimde ortaya koymalıdır.

Ara değerlendirme: Meslek hastalığı itirazı dosyasında Adli Tıp, “her ihtimale karşı ikinci rapor alınsın” refleksiyle çağrılan bir merci değildir. Adli Tıp incelemesinin ikna gücü, hangi kurul kararıyla hangi maddi olgu arasında çelişki kurulduğunun doğru tarif edilmesine bağlıdır.

İşyeri İncelemesi, Maruziyet Geçmişi ve Delil Mimarisi

Meslek hastalığı dosyasının omurgası çoğu zaman tıbbi rapordan önce delil mimarisinde kırılmaktadır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024 ve 2025 tarihli kararlarında tekrarlandığı üzere, hastalığın işin niteliğinden doğup doğmadığını saptamak için yalnız epikriz ve laboratuvar sonucu yetmemektedir; gerektiğinde işyerinde keşif yapılmalı, hastalığın niteliğine göre uzman doktor, sosyal güvenlik uzmanı ve işin niteliğine uygun mühendis bilirkişi birlikte değerlendirme yapmalıdır (Yargıtay 10. HD, E. 2024/5160, K. 2024/6367, 05.06.2024; Yargıtay 10. HD, E. 2024/11076, K. 2025/1518, 05.02.2025).

Bu yaklaşım, işveren ve çalışan bakımından farklı ödevler doğurmaktadır. İşçi, hangi işte ne kadar süre çalıştığını, hangi maddelere veya fiziki zorlanmalara maruz kaldığını, ilk şikayetlerin ne zaman başladığını ve aynı işyerinde benzer yakınma yaşayan başka çalışan bulunup bulunmadığını mümkün olduğunca somutlaştırmalıdır. İşveren ise sırf genel iş sağlığı ve güvenliği politikalarını sunarak yetinemez; ilgili bölümdeki ölçümler, ortam raporları, rotasyon çizelgeleri, kişisel koruyucu donanım kayıtları ve sağlık gözetimi belgeleri ile maruziyet iddiasını teknik zeminde tartışmalıdır (Tuğçe Yılmaz Oral / Fatma Banu Bekman; Kadir Onur Şimşek / Elif Altundaş Hatman / Nuray Özgülnar).

Uyarı: Meslek hastalığı itirazında en zayıf strateji, “işyerimiz güvenlidir” veya “hastalık işten kaynaklanmamıştır” şeklindeki soyut savunmadır. Mahkeme, bölüm bazında maruziyet verisi, kullanılan madde, vardiya düzeni ve işçinin görev geçmişi gösterilmeden kurulan genel savunmayı yeterli görmemektedir.

Tıbbi delil tarafında ise başlangıç tarihi büyük önem taşımaktadır. Bazı rahatsızlıklar uzun süre sessiz seyretmekte, tanı ancak ileri evrede konulmaktadır. Bu nedenle ilk tanı tarihi ile hastalığın hukuken “meydana çıktığı” tarih aynı olmayabilir. Yargıtay, bu ayrımın kurulabilmesi için eski tetkikler, poliklinik kayıtları, sevk belgeleri ve gerektiğinde önceki sağlık kurulu değerlendirmelerinin dosyaya alınmasını istemektedir. Meslek hastalığı dosyası, güncel rapordan ibaret tutulduğunda maruziyet süreci görünmez hale gelmekte ve oran tartışması eksik zeminde yürümektedir (Yargıtay 21. HD, E. 2019/3264, K. 2019/7480, 04.12.2019; Elif Altundaş Hatman).

İş ilişkisinin sağlık boyutu ile malpraktis boyutunun da birbirine karıştırılmaması gerekir. Yetkili hastane raporunda eksik inceleme veya hatalı değerlendirme bulunduğu düşünülüyorsa bu, otomatik olarak sağlık çalışanına karşı malpraktis davası açılacağı anlamına gelmemektedir. Meslek hastalığı dosyasının ana ekseni, önce sosyal güvenlik prosedürünün doğru işletilip işletilmediği ve maruziyet bağının doğru kurulup kurulmadığıdır. Bu ayrımın sınırı, tıbbi malpraktiste aydınlatılmış onam ve görevli yargı yolu tartışmasından farklıdır; burada temel mesele hekim kusuru değil, meslek hastalığı nitelendirmesinin isabetidir.

Usul cephesinde de ek bir dikkat alanı vardır. İtiraz dilekçesi hazırlanırken hangi belgenin kurul önüne sunulduğu, hangisinin ilk kez dava aşamasında ibraz edildiği açık tutulmalıdır. Dava sırasında ortaya çıkan yeni işyeri ölçümü, yeni tomografi veya yeni uzman görüşü, geçmiş tarihli kurul kararını otomatik olarak hükümsüz kılmaz; ama mahkemenin ek Adli Tıp incelemesi istemesine yol açabilir. Bu nedenle dosyaya sonradan giren her belge, “neden şimdi ortaya çıktı” sorusuna da cevap vermelidir.

Hukuki sonuç: Meslek hastalığı itirazı, yalnız oran tartışması değildir; işyeri keşfi, maruziyet analizi ve geçmiş tıbbi kayıtların birlikte okunduğu karma bir uyuşmazlıktır. Delil zinciri tamamlanmazsa kurul raporuna yöneltilen itiraz soyut kalabilmektedir.

Pratik sonuç: İşçi vekili baştan ayrıntılı maruziyet kronolojisi kurmalı; işveren vekili ise bölüm bazlı ortam ölçümü ve görev çizelgesi toplamadan savunmaya başlamamalıdır. Dosyayı taşıyan unsur çoğu zaman tek bir dramatik belge değil, birbirini doğrulayan küçük kayıtların toplamıdır.

Ara değerlendirme: Meslek hastalığı dosyasında en güçlü cümle, çoğu kez uzman tanık değil; düzenli tutulmuş işyeri kaydı, sevk tarihi ve tıbbi başvuru zinciridir. Bu kayıtlar kurulmadığında en iyi kurul raporu bile savunmasız kalabilmektedir.

Yükümlülük Süresi, Liste Dışı Hastalıklar ve Başvuru Hataları

Meslek hastalığı tartışmasının en zor alanlarından biri, hastalığın işten ayrıldıktan sonra ortaya çıkması veya yükümlülük süresinin aşılmış görünmesidir. 5510 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik, hastalığın eski işten fiilen ayrılmadan sonra ortaya çıkması halinde belirli süre rejimlerini gündeme getirmektedir. Ancak bu sürelerin mutlak ve mekanik biçimde uygulanması her dosyada doğru sonuç vermemektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2024 ve 2025 tarihli kararlarında görüldüğü üzere, klinik ve laboratuvar bulguları ile işyerindeki etken bağlantısı güçlü biçimde kurulursa, liste veya süre sınırı tartışması daha dar okunabilmektedir; bu halde Yüksek Sağlık Kurulu onayı ayrıca önem kazanmaktadır (Yargıtay 10. HD, E. 2024/5160, K. 2024/6367, 05.06.2024; Yargıtay 10. HD, E. 2024/11076, K. 2025/1518, 05.02.2025).

Liste dışı hastalıklar bakımından dosyanın dili daha teknik kurulmalıdır. “Listede yok ama yine de meslek hastalığıdır” demek yeterli değildir. Hangi kimyasal, hangi toz, hangi ergonomik yük, hangi tekrar eden hareket veya hangi biyolojik etken yüzünden bu sonuca varıldığı açıklanmalı; karşı ihtimaller de dosyaya dürüstçe alınmalıdır. Nitekim hem hukuk hem de iş sağlığı literatürü, Türkiye’de tanı gecikmesi ve kayıt yetersizliği nedeniyle bazı meslek hastalıklarının görünmez kaldığını; fakat görünmezliğin tek başına hukuki kabul yaratmadığını vurgulamaktadır (Oğuz Karadeniz; Atanur Karaahmetoğlu; Yusuf Yaman / Ali Coşkun).

Başvuru hataları içinde en önemlisi, dosyanın doğrudan tazminat davasına çevrilmesidir. İşçi veya işveren, kurul aşamasındaki itirazı tamamlamadan sırf tazminat hesabına yoğunlaştığında, mahkeme çoğu kez “önce oranı ve nitelendirmeyi netleştirin” noktasına dönmektedir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 2016 tarihli kararı da iş kazası bağlamında benzer ilkeyi benimsemekte; sürekli iş göremezlik oranı Kurumca belirlenmeden zarar hesabının sağlıklı yapılamayacağını belirtmektedir (Yargıtay 21. HD, E. 2015/18867, K. 2016/853, 01.02.2016). Meslek hastalığı dosyasında da aynı mantık işlemektedir.

Bir diğer hata, görevli mahkemeyi yanlış belirlemektir. Meslek hastalığının sosyal güvenlik boyutu ile işveren tazminat sorumluluğu aynı dava stratejisinde iç içe görünse de, talebin niteliği ve hasımlar değiştikçe usul rejimi de değişmektedir. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasında SGK’nın konumu ile işveren aleyhine açılan maddi-manevi tazminat davasındaki konum aynı değildir. Bu nedenle dosyanın baştan uyuşmazlık çözümü ve dava takibi perspektifiyle kurgulanması önem taşımaktadır.

Son olarak, usul ekonomisi gerekçesiyle teknik eksikliği görmezden gelmek doğru değildir. Hukuk Genel Kurulu’nun 2024 tarihli kararı, Kurum rapor vermekten kaçındığında mahkemenin prosedürü işletmeye çalışarak ve sonuç alamadığını göstererek Adli Tıp raporuyla sonuca gidebileceğini kabul etmektedir; fakat bu yaklaşım, “kurul sürecini hiç işletmeyelim” anlamına gelmemektedir. Usul ekonomisi, eksik başvurunun mazereti değil; işletilmiş ama tıkanmış prosedürün makul tamamlayıcısıdır.

Ara değerlendirme: Meslek hastalığı dosyasında en pahalı hata, yanlış merciye erken gitmektir. Zaman kazanma amacıyla atlanan kurul veya başvuru halkası, çoğu kez aylar sonra daha büyük gecikme olarak geri dönmektedir.

Varsayımsal Olay Üzerinden Uygulama

Senaryo: Ankara’da bir metal kaplama tesisinde sekiz yıl çalışan N., son iki yılında sürekli boyun ve omuz ağrısı ile el uyuşması yaşamış; işten ayrıldıktan altı ay sonra yetkili hastanede yapılan inceleme sonunda servikal disk patolojisine bağlı meslekte kazanma gücü kaybı oranı belirlenmiştir. Kurum Sağlık Kurulu raporu bu rahatsızlığı meslek hastalığı olarak kabul etmiş, işveren ise rahatsızlığın iş dışı nedenlerden kaynaklandığını ileri sürerek Yüksek Sağlık Kuruluna itiraz etmiştir.

Bu senaryoda ilk sorun, işçinin yaptığı iş ile tıbbi tanı arasındaki bağın nasıl kurulacağıdır. N.’nin görev tanımı yalnız “üretimde çalıştı” ifadesiyle geçiştirilemez. Gün içinde hangi istasyonda çalıştığı, tekrarlı boyun hareketi gerektirip gerektirmediği, titreşimli ekipman kullanıp kullanmadığı, aynı bölümde benzer şikayeti olan başka çalışan bulunup bulunmadığı ve işyeri ergonomi ölçümlerinin ne gösterdiği önem taşımaktadır. İşveren, sadece işe girişte alınmış tek bir sağlık raporuna dayanırsa savunma zayıf kalacaktır; buna karşılık vardiya çizelgesi, risk değerlendirmesi ve ergonomik iyileştirme kayıtlarıyla desteklenen bir savunma daha ciddi biçimde dinlenecektir.

İkinci sorun, rapor zincirinin doğru işletilmesidir. İşveren doğrudan mahkemeye gidip “rapor hatalıdır” davası açarsa usul tartışması yaratabilir. Doğru çizgi, önce Kurum Sağlık Kurulu kararına itirazın Yüksek Sağlık Kuruluna taşınması, orada verilen kararın dosyaya alınması ve teknik çelişki devam ediyorsa mahkeme aşamasında Adli Tıp incelemesi istenmesidir. İşçi vekilinin de burada pasif kalmaması gerekir; Yüksek Sağlık Kurulu önünde maruziyet öyküsünü, eski tedavi evrakını ve bölüm içi işyeri koşullarını görünür kılmalıdır. Kurul incelemesine hiç materyal taşımayan bir dosya, daha sonra Adli Tıp önünde de eksik görünmektedir.

Üçüncü sorun, oran ve başlangıç tarihidir. N.’nin yakınmaları işten ayrılmadan önce başlamış fakat tanı işten ayrıldıktan sonra konulmuşsa, bu iki tarihin dosyada ayrılması gerekir. İşverenin “işten çıktıktan sonra ortaya çıktı” savunması tek başına belirleyici değildir; işçinin daha eski fizik tedavi kayıtları, işyeri revir başvuruları veya aile hekimi notları rahatsızlığın önceki döneme uzandığını gösterebilir. Bu durumda mahkeme, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp raporlarından yalnız oranı değil, hastalığın işyeriyle bağlantılı başlangıç tarihini de açık biçimde ortaya koymasını bekleyecektir.

Dördüncü sorun, dava stratejisidir. İşçi tarafı hemen maddi ve manevi tazminat hesabına yönelirse, oran ve nitelendirme kesinleşmeden kurulan hesaplar tartışmalı kalacaktır. İşveren tarafı ise sırf bir özel hastane görüşüne dayanarak Kurum raporunu çürütmeye çalışırsa, mahkeme bunu yeterli görmeyebilir. Her iki taraf bakımından da daha güvenli yol, kurul aşamasındaki teknik tartışmayı tamamlayıp daha sonra tazminat boyutuna geçmektir.

Hukuki sonuç: Bu senaryoda uyuşmazlığın çözümü, “hastalık var mı yok mu” ikiliğine sıkışmamaktadır. Maruziyet geçmişi, kurul yolu, başlangıç tarihi ve oran tartışması birlikte değerlendirilerek hastalığın meslek hastalığı sayılıp sayılmayacağı, sayılacaksa hangi tarihten itibaren hangi oranla sonuç doğuracağı belirlenmektedir.

Pratik sonuç: N. dosyasında sonucu belirleyecek unsur, tek bir dramatik rapor değil; bölüm bazlı işyeri kaydı, eski tıbbi başvuru zinciri ve Yüksek Sağlık Kuruluna sunulan somut itiraz gerekçeleridir. Dosya bu omurgayla kurulduğunda mahkeme önündeki tartışma berraklaşmaktadır.

Merci, Süre ve Belge Tablosu

Uyuşmazlık düğümü Sorulacak temel soru Hukuki sonuç Pratik sonuç Öncelikli belge / delil
Meslek hastalığı niteliği Rahatsızlık işin niteliğinden veya tekrarlı maruziyetten mi doğmuştur? İlliyet kurulamazsa meslek hastalığı kabulü zayıflar. Salt tanı raporu yetmeyebilir. Görev tanımı, maruziyet öyküsü, işyeri ortam ölçümleri
Kurum raporu Yetkili sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler usule uygun mu? Eksik veya yetkisiz rapor iade edilebilir. Dosya baştan uzar. Yetkili hastane raporu, sevk evrakı, tıbbi tetkikler
İtiraz mercii Kurum Sağlık Kurulu kararına itiraz Yüksek Sağlık Kuruluna taşındı mı? Usul halkası atlanırsa eksik inceleme sorunu doğar. Mahkeme dosyayı geri teknik incelemeye iter. İtiraz dilekçesi, Yüksek Sağlık Kurulu cevabı
Adli Tıp gereği Kurul raporları arasında teknik çelişki var mı? Çelişki varsa Adli Tıp ve gerekirse Üst Kurul incelemesi gerekir. Mahkeme kendi takdiriyle oran seçemez. Kurul raporları, Adli Tıp raporu, itiraz gerekçeleri
Başlangıç tarihi Hastalığın ortaya çıktığı tarih ile tanı tarihi aynı mı? Gelir ve tazminat hesabı değişebilir. Eski kayıtlar kritik hale gelir. Poliklinik kayıtları, revir başvuruları, epikrizler
Liste / yükümlülük süresi Hastalık listede mi, işten ayrıldıktan sonra mı görünür oldu? Yüksek Sağlık Kurulu onayı ve teknik delil ağırlığı artar. Liste dışı dosyada gerekçelendirme yükü yükselir. Yönetmelik ekleri, uzman raporu, işyeri incelemesi
Tazminat stratejisi Oran ve nitelendirme netleşmeden zarar hesabına geçildi mi? Eksik hesap ve yanlış hasım riski oluşur. Dava gereksiz uzayabilir. SGK kararı, oran raporu, tazminat bilirkişi çerçevesi

Ara değerlendirme: Meslek hastalığı itiraz dosyası, sağlık kurulu raporunun doğru okunamadığı yerde dağılmaktadır; buna karşılık merci, oran, tarih ve maruziyet birlikte tablolaştırıldığında dosyanın asıl ihtilaf noktası berraklaşmaktadır.

Sık Sorulan Sorular

Meslek hastalığı raporuna karşı doğrudan dava açılabilir mi?

Uyuşmazlığın niteliğine göre dava yolu açık olmakla birlikte, Kurum Sağlık Kurulu kararına itirazın Yüksek Sağlık Kuruluna taşınması gereken dosyalarda bu halkayı atlamak çoğu kez eksik inceleme sorunu yaratmaktadır. Önce teknik rapor zinciri tamamlanmalıdır.

Yüksek Sağlık Kurulu kararı herkesi bağlar mı?

Hayır. Yerleşik içtihat, Yüksek Sağlık Kurulu kararının Sosyal Güvenlik Kurumunu bağladığını; işçi, işveren ve diğer ilgililer yönünden teknik itiraz halinde Adli Tıp incelemesine kapıyı açık bıraktığını kabul etmektedir.

Hastalık listede yer almıyorsa meslek hastalığı kabulü imkansız mıdır?

İmkansız değildir. Ancak bu durumda maruziyet ile hastalık arasındaki bağın daha sıkı kurulması, işyeri incelemesi ve uzman değerlendirmesiyle gerekçenin somutlaştırılması gerekmektedir.

Adli Tıp raporu her dosyada zorunlu mudur?

Her dosyada otomatik zorunluluk yoktur. Fakat Yüksek Sağlık Kurulu kararı ile diğer teknik raporlar arasında çelişki doğduğunda veya itiraz somutlaştırıldığında mahkeme Adli Tıp incelemesine başvurmaktadır.

İşten ayrıldıktan sonra ortaya çıkan rahatsızlık yine de meslek hastalığı sayılabilir mi?

Evet, sayılabilir. Bunun için işten ayrılma ile hastalığın ortaya çıkması arasındaki süre, yönetmelik rejimi, tıbbi kayıtlar ve işyeri maruziyeti birlikte değerlendirilir. Bazı dosyalarda Yüksek Sağlık Kurulu onayı özel önem taşımaktadır.

Result

Meslek hastalığı raporuna itiraz dosyası, yalnız tıbbi kanaatler arasında tercih yapma işi değildir. Kurum Sağlık Kurulu kararı, Yüksek Sağlık Kurulu itirazı, Adli Tıp incelemesi, işyeri keşfi, maruziyet geçmişi ve başlangıç tarihi aynı dosyanın birbirine bağlı halkalarını oluşturmaktadır. Bu halkalardan biri eksik bırakıldığında dosya ya teknik olarak sakatlanmakta ya da gereksiz biçimde uzamaktadır.

Sağlam strateji, sonucu en baştan büyük cümlelerle ilan etmekten değil; doğru merci sırasını işletmekten, hangi raporun neden tartışıldığını açıklamaktan ve maruziyet delilini disiplinli biçimde toplamaktan geçmektedir. İşçi bakımından gelir ve tazminat hakkı, işveren bakımından sorumluluk ve rücu riski, çoğu kez bu teknik düzenin doğru kurulmasına bağlıdır. Bu nedenle meslek hastalığı itirazı, sosyal güvenlik uyuşmazlığının en teknik alanlarından biri olarak görülmeli; hem kurul önünde hem mahkeme önünde aynı delil omurgası korunmalıdır.

Meslek hastalığı raporu, Yüksek Sağlık Kurulu itirazı veya Adli Tıp incelemesi içeren bir dosyada ilk teknik okuma çoğu kez sonuca yön vermektedir.

İş ve sosyal güvenlik hukuku ile uyuşmazlık çözümü ve dava takibi kesişimindeki bu dosyalarda, kurul raporları ve işyeri delilleri birlikte okunmalıdır. Somut evrak üzerinden ön değerlendirme talebi için iletişim sayfası kullanılabilir.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmî Kaynaklar

  1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 49 ve 56.
  2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m. 14, 19 ve 95.
  3. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu.
  4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu.
  5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle bilirkişi ve delil rejimine ilişkin hükümler.
  6. Sosyal Güvenlik Kurumu, Meslek Hastalığı bilgilendirme sayfası.
  7. 03.08.2013 tarihli Resmî Gazete, Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği.
  8. 25.09.2021 tarihli Resmî Gazete, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği.
  9. 30.03.2013 tarihli Resmî Gazete, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği.

Mahkeme Kararları

  1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 1976/6, K. 1976/4, 28.06.1976, doğrudan resmi tam metin bağlantısı tespit edilemediğinden güvenilir ikincil karar arşivi üzerinden kullanılmıştır.
  2. Yargıtay 10. HD, E. 2003/2644, K. 2003/3501, 15.04.2003.
  3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/21-60, K. 2010/90, 17.02.2010, karar künyesi Çalışma ve Toplum arşivinde aktarılan HGK atfı üzerinden kullanılmıştır.
  4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/10-390, K. 2010/448, 06.10.2010, karar künyesi Çalışma ve Toplum arşivinde aktarılan HGK atfı üzerinden kullanılmıştır.
  5. Yargıtay 21. HD, E. 2015/18867, K. 2016/853, 01.02.2016.
  6. Yargıtay 21. HD, E. 2016/20543, K. 2018/6879, 01.10.2018.
  7. Yargıtay 21. HD, E. 2019/516, K. 2019/4194, 11.06.2019.
  8. Yargıtay 21. HD, E. 2019/3264, K. 2019/7480, 04.12.2019.
  9. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/10-649, K. 2022/1190, 29.09.2022, karar künyesi Çalışma ve Toplum arşivindeki karar özeti üzerinden değerlendirilmiştir.
  10. Yargıtay 10. HD, E. 2023/7177, K. 2023/13079, 19.12.2023.
  11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/10-287, K. 2024/474, 25.09.2024.
  12. Yargıtay 10. HD, E. 2024/5160, K. 2024/6367, 05.06.2024.
  13. Yargıtay 10. HD, E. 2024/11076, K. 2025/1518, 05.02.2025.

Bilimsel Çalışmalar

  1. Murat Özveri, “Türkiye’de Meslek Hastalıkları Alanında Yaşanan Hukuki Açmazlar”, Çalışma ve Toplum, C. 2, S. 57, 2018, s. 749-786.
  2. Atanur Karaahmetoğlu, “Meslek Hastalıklarının Olumsuz Etkileri-Koruyucu Mekanizmalar ve Karşılaşılan Bazı Sorunlar”, Sosyal Güvenlik Dergisi, C. 15, S. 2, 2025, s. 87-104.
  3. Çiğdem Yorulmaz, “Meslek Hastalıklarını Önlemeye Yönelik Devletin Yükümlülükleri Kapsamında Liste Yönteminin Etkisi”, Kırıkkale Hukuk Mecmuası, C. 3, S. 2, 2023, s. 163-206.
  4. Akgün Yeşiltepe / Gülendam Karadağ, “Meslek Hastalığının Boyutları ve Meslek Hastalıklarından Korunmada İş Sağlığı Hemşiresinin Rolleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Elektronik Dergisi, C. 12, S. 4, 2019, s. 294-302.
  5. Yusuf Yaman / Ali Coşkun, “Sosyal Güvenlik Bağlamında Türkiye ve Almanya’da Meslek Hastalığı”, Uluslararası Ekonomik Araştırmalar Dergisi, C. 6, S. 3, 2020, s. 27-38.
  6. Elif Altundaş Hatman, “2019-2021 Yılları Arasında Bir Eğitim Araştırma Hastanesi İş ve Meslek Hastalıkları Polikliniğine Başvuran Olguların Özellikleri”, Osmangazi Tıp Dergisi, C. 45, S. 3, 2023, s. 404-415.
  7. Kadir Onur Şimşek / Elif Altundaş Hatman / Nuray Özgülnar, “Sağlık Çalışanlarının Meslek Hastalıkları”, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, C. 31, S. 5, 2022, s. 321-329.
  8. Tuğçe Yılmaz Oral / Fatma Banu Bekman, “İnsan Sağlığı Hizmetleri Çalışanlarının Maruz Kaldığı Meslek Hastalığı Etkenlerinin İş Sağlığı ve Güvenliği Kapsamında İncelenmesi”, Genel Sağlık Bilimleri Dergisi, C. 3, S. 2, 2021, s. 160-178.
  9. Atanur Karaahmetoğlu, “Meslek Hastalığı Olgusunun Dünden Bugüne Görünümü”, Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, C. 9, S. 2, 2025, s. 220-244.
  10. Alper Keten, “Meslek Hastalığı ve Hekim Sorumluluğu: İki Olgu Sunumu”, Turkish Medical Journal, C. 5, S. 1, 2011, s. 25-28.
  11. Orhan Ersun Civan, “İş kazası veya meslek hastalığından doğan rücu hakkının hukuki niteliği ve Sosyal Güvenlik Kurumu karşısında sorumluluğun koşulları”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 64, S. 3, 2015, s. 531-594.
  12. Kenan Kaya / Ahmet Hilal / Necmi Çekin, “Maluliyet kavramı ve hesaplamada öne çıkan sorunlar”, Adli Tıp Dergisi, C. 32, S. 1, 2018, s. 31-34.
  13. Yalçın Bostancı / Tunahan Çetinel, “İş Kazası ve Meslek Hastalığından Doğan Tazminat Taleplerinin Usûl Hukukunun Bazı Kurumları Bakımından Değerlendirilmesi”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 1, 2021, s. 331-375.
  14. Oğuz Karadeniz, “Dünya’da ve Türkiye’de İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları ve Sosyal Koruma Yetersizliği”, Çalışma ve Toplum, C. 3, S. 34, 2012, s. 15-73.

What do you think?

Related analyses