CMK m. 111’de Adli Kontrolün Kaldırılması ve Değiştirilmesi

Adli kontrolün kaldırılması için sisli orman silüeti
Kısaca

CMK m. 111, adli kontrol tedbirinin kaldırılması, hafifletilmesi veya belirli bir süre uygulanmamasına ilişkin istemlerin beş gün içinde karara bağlanmasını öngörür. Başvuru, ilk itiraz süresi kaçmış olsa dahi yeniden kurulabilir; ancak merci, savcılık görüşü, dosyadaki yeni olgu ve hak kaybını gösteren belge paketi açık kurulmadığında tedbir gereksiz yere uzayabilmektedir.

Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Adli kontrol kararının verilmesi çoğu dosyada ilk bakışta özgürlük lehine bir ara çözüm gibi görünmektedir. Ne var ki ceza muhakemesi pratiğinde asıl sorun, tedbir kurulduktan sonra başlamaktadır. Yurt dışına çıkış yasağı, konutu terk etmeme, imza yükümlülüğü veya belirli yerlere gitmeme kararı; ilk aşamada ölçülü görülebilse dahi, deliller toplandıkça, tanıklar dinlendikçe, pasaport teslim edildikçe yahut elektronik izleme raporları düzenli uyumu gösterdikçe aynı yoğunlukta sürdürülmesi gerekçesini kaybedebilmektedir. İşte CMK m. 111 tam bu noktada devreye girmekte; adli kontrolün artık aynen devam edip etmeyeceğini yeniden tartışmaya açan usul kapısını kurmaktadır.

Uygulamada sık rastlanan hata, m. 111’in yalnız ilk karara karşı itirazın devamı gibi ele alınmasıdır. Oysa anılan hüküm, itiraz yolundan farklı bir işlev taşır. İtiraz, mevcut kararın hukuka uygunluğunu üst merci önüne götürür; m. 111 ise değişen koşullar, yeni belge seti veya ölçülülükteki bozulma sebebiyle aynı merci önünde tedbirin kaldırılmasını, değiştirilmesini yahut geçici muafiyet tanınmasını istemeye imkân verir. Bu ayrım görünürde teknik olsa da dosya stratejisinde belirleyicidir; çünkü ilk itiraz süresi kaçırılmış bir dosyada dahi m. 111 hattı kapalı değildir.

Bu rejimin ikinci kritik yönü, savcılık görüşünün zorunlu ara halka olmasıdır. Hâkim veya mahkeme, istemi değerlendirmeden önce Cumhuriyet savcısının görüşünü almakta; ardından m. 110/2’de sayılan yetkileri kullanarak tedbirin kısmen veya tamamen kaldırılmasına, değiştirilmesine yahut kişiyi belirli süre yükümlülüklere uymaktan geçici olarak muaf tutmaya karar verebilmektedir. Kararın beş gün içinde verilmesi öngörülmüş olmakla birlikte, sürenin pratikte uzaması çoğu zaman dosyaya yeterli belge konulmamasından, başvurunun yanlış merciye yöneltilmesinden veya değişen koşul anlatısının soyut kurulmasından kaynaklanmaktadır.

Söz konusu nedenle CMK m. 111 bakımından asıl mesele, “adli kontrol kaldırılır mı” sorusundan ibaret değildir. Asıl mesele; hangi aşamada, hangi merci önünde, hangi değişiklik gösterilerek, hangi belge setiyle, hangi anayasal ve içtihadi ölçütler eşliğinde kaldırma veya hafifletme isteneceğidir. Aşağıdaki inceleme, bu usul mimarisini m. 109, 110, 110/A ve 267-271 hattı; AYM’nin son dönemde yurt dışı yasağı ve konutu terk etmeme kararları; ayrıca öğretideki ölçülülük ve koruma tedbiri tartışmaları birlikte değerlendirilerek ortaya koymaktadır.

CMK m. 111 hangi usul kapısını açar ve kaldırma talebi itirazdan nasıl ayrılır?

CMK m. 111’in ilk cümlesi, adli kontrol tedbirinin donmuş bir karar olmadığını açıkça kabul etmektedir. Şüpheli veya sanık istemde bulunduğunda, hâkim yahut mahkeme savcılık görüşünü aldıktan sonra m. 110/2’deki yetkilerini kullanarak tedbirin kısmen veya tamamen kaldırılmasına, değiştirilmesine veya kişiyi belirli süre için muaf tutmaya karar verebilir. Dolayısıyla hüküm, yalnız “kaldırma” başlıklı görünse de fiilen üç ayrı müdahale imkânı tanımaktadır: tam kaldırma, daha hafif tedbire dönüştürme ve geçici muafiyet. Bu ayrım müdafi bakımından önemlidir; çünkü her dosya tam kaldırma için olgunlaşmamış olabilir, fakat iş seyahati, ameliyat, eğitim programı veya ailevi yükümlülük sebebiyle geçici muafiyet güçlü biçimde savunulabilir.

İtiraz yolunun işlevi ise farklıdır. CMK m. 267 ve devamı maddeleri, adli kontrole ilişkin kararların üst merci önünde denetimini sağlar. Bu yolun konusu, verilmiş kararın hukuka uygun olup olmadığıdır. M. 111 başvurusu ise çoğu zaman karar verildiği andan sonra ortaya çıkan gelişmelere dayanır. İlker Ensar Uyanık, B. No: 2020/21922, T. 11.06.2024 ve Asena Günal, B. No: 2020/18851, T. 04.02.2025 kararlarında görüldüğü üzere, yurt dışına çıkış yasağının özel hayat, aile hayatı ve mesleki faaliyetler üzerindeki etkisi zamana yayıldıkça ağırlaşabilmekte; başlangıçta tolere edilebilir görünen tedbir sonradan ölçüsüz sonuç doğurabilmektedir. Bu görünüm, m. 111 başvurusunun “karar anını” değil “kararın sürdürülmesini” tartıştığını göstermektedir.

Öğretide de baskın eğilim, m. 111 başvurusunu dar bir kanun yolu olarak değil, koruma tedbirinin dinamik niteliğinin zorunlu sonucu olarak okumaktadır. Centel/Zafer ile Özbek/Doğan/Bacaksız çizgisi, adli kontrolün tutuklamaya göre daha hafif bir müdahale olsa da koruma tedbiri olmaktan çıkmadığını; bu nedenle devamı bakımından güncel risk ve ölçülülük denetiminin sürmesi gerektiğini belirtmektedir. Fulya Korkmaz ile Hacıoğlu’nun adli kontrol yazıları ise özellikle yeni olguların ve yükümlülüğe uyum kayıtlarının dikkate alınmamasının kurumun amacını tersine çevirebileceğine işaret etmektedir. Kanaatimizce m. 111’in en önemli işlevi tam da burada görünür hâle gelmektedir: ilk kararı savunmak için kurulan soyut kaçma veya delil karartma ihtimali, aylar sonra aynı yoğunlukta tekrarlandığında kanuni dayanak tek başına yeterli sayılmamalıdır.

Buradan çıkan pratik sonuç şudur: ilk itiraz süresi kaçırılmış olsa bile müdafinin eli boş değildir. Başvurunun omurgası, “karar yanlıştı” demekten ziyade “karar verildiğinden beri dosya ve kişisel durumda şu değişiklikler meydana geldi; artık aynı tedbir gerekli değildir” cümlesi üzerine kurulmalıdır. Bu strateji, kaldırma talebini itirazın ikamesi olmaktan çıkarır; dosyanın bugünkü hâline ilişkin ayrı bir yargısal değerlendirme talebine dönüştürür.

Hukuki sonuç: M. 111, adli kontrolü her aşamada yeniden tartışmaya açan bağımsız bir usul mekanizmasıdır; itirazın süresini ve konusunu aynen tekrar etmez.

Pratik sonuç: Müdafi, ilk karara karşı süresinde itiraz etmese dahi sonradan oluşan belge, uyum kaydı, sağlık raporu, iş ve aile verisi üzerinden kaldırma veya hafifletme istemi kurabilir.

Kaldırma veya hafifletme isteminde hangi değişiklikler belirleyici kabul edilmelidir?

Adli kontrolün kaldırılmasını istemek için kanun, kapalı bir neden listesi vermemektedir. Bu durum iki yönlüdür. Bir yandan başvuru sebeplerini esnek bırakır; öte yandan soyut taleplerin kolayca reddedilmesine zemin hazırlar. Bu sebeple m. 111 başvurusunda ilk yapılacak iş, başlangıçta tedbiri meşru kılan riskin bugün ne ölçüde zayıfladığını somutlaştırmaktır. Kaçma şüphesi için pasaport teslimi, yurtiçi yerleşim ve iş bağlarının güçlülüğü, düzenli imza kaydı, önceki tüm duruşma ve ifade çağrılarına uyum önem taşır. Delil karartma iddiası için ise tanıkların dinlenmiş olması, dijital materyal incelemesinin tamamlanması, arama-el koyma süreçlerinin bitmesi ve bilirkişi raporunun dosyaya girmesi belirleyicidir.

AYM’nin yurt dışı yasağına dair kararları, bu değişikliklerin yalnız muhakeme verisiyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Talip Yazar ve Yasemin Yazar, B. No: 2022/68583, T. 09.12.2025 ile Asena Günal kararları; tedbirin aile ilişkileri, bakım sorumluluğu, akademik faaliyet, gelir elde etme imkânı ve yurtdışı bağlantılı mesleki programlar üzerindeki etkisinin de ölçülülük denetiminde ağırlık taşıdığını ortaya koymaktadır. Böylece başvurucu artık yalnız “kaçma riskim yok” demekle yetinmemeli; tedbirin sürmesinin hangi anayasal hakkı hangi somut belge üzerinden aşırı biçimde etkilediğini göstermelidir. Söz konusu etki ne kadar görünür kılınırsa, karar merciinin genelleyici gerekçeyle yetinme alanı o kadar daralmaktadır.

Konutunu terk etmeme ve belirli yerleşim bölgesini terk etmeme gibi ağır yükümlülüklerde eşik daha da yüksektir. Ali Bal, B. No: 2021/16165, T. 13.02.2024; F.H., B. No: 2020/34559, T. 18.10.2023; Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, T. 08.10.2020 ve Aynur Avyüzen (2), B. No: 2021/11303, T. 03.05.2023 kararları, konutu terk etmeme yükümlülüğünün basit bir hareket serbestisi kısıtlaması sayılamayacağını ve kişi hürriyeti üzerinde yoğun bir müdahale doğurduğunu göstermektedir. Bu nedenle ağır yükümlülüklerde “henüz azami süre dolmadı” savunması çoğu zaman yeterli değildir; merci ayrıca daha hafif yükümlülüklerle aynı muhakeme amacının sağlanıp sağlanamayacağını tartışmak zorundadır.

Öğretideki baskın yaklaşım da bu doğrultudadır. Odman/Köroğlu ile Yavuz/Gülümser, koruma tedbirlerinin meşruiyetini yalnız başlangıç anında değil, sürdürülme sürecinde de ölçülülük üzerinden değerlendirir. Buna göre riskin sürmesi ihtimalî ise ve risk daha hafif araçlarla yönetilebiliyorsa, tam kaldırma mümkün olmasa bile tedbirin türü değiştirilmelidir. Kanaatimizce m. 111 başvurusunun en güçlü formu, tam kaldırma talebiyle birlikte ikincil bir hafifletme planı içermesidir. Çünkü mahkeme kendisini yalnız “kaldır veya kaldırma” ikileminde hissettiğinde daha korumacı davranabilmekte; alternatif yükümlülük önerildiğinde ise gerekçe alanı daha rasyonel bir zemine çekilmektedir.

Başvuru zamanı, beş günlük karar süresi ve dosyanın bulunduğu mercii nasıl belirlenmelidir?

CMK m. 111’in uygulamada en fazla karıştırılan yönü, karar merciinin dosyanın evresine göre değişmesidir. Soruşturma evresinde adli kontrol kararı sulh ceza hâkimliği tarafından verilmişse kaldırma veya değiştirme talebi de kural olarak aynı usul hattında yürür. Kovuşturma evresinde ise görevli mahkeme yahut dosyanın bulunduğu yargı mercii devreye girer. Sorun, hüküm kurulmuş ve dosya istinaf ya da temyiz aşamasına taşınmışsa ortaya çıkar. Uygulamada bazı dosyalarda ilk derece mahkemesine verilen dilekçeler yetkisizlik notuyla beklemekte; bazı dosyalarda ise BAM veya Yargıtay önünde ayrıca talep açılmadığı için tedbir fiilen sürmektedir. Ersan Şen çizgisindeki güncel tartışma ile bazı Yargıtay kararları, hüküm sonrası dönemde dosyanın bulunduğu merciin devreye girmesi gerektiğini göstermektedir.

Bu görünüm, m. 104/3’teki salıverilme rejimiyle kıyasen güçlenmektedir. Tutukluluk bakımından dosya BAM veya Yargıtay’a geldiğinde ilgili merciin karar vermesi nasıl kabul ediliyorsa, adli kontrolün kaldırılması bakımından da dosyanın fiilen bulunduğu yargısal merkez gözden kaçırılmamalıdır. Nitekim uygulamada Yargıtay’ın hükümle birlikte verdiği adli kontrol tedbirlerini kaldırdığı veya sürdürdüğü karar örnekleri mevcuttur. Bu nedenle dilekçede yalnız hukuki nedenler değil, dosyanın o tarihte hangi merci önünde bulunduğu da açıklıkla yazılmalıdır.

Beş günlük karar süresi, teorik olarak başvurunun sürüncemede bırakılmasını önleyen emredici bir çerçevedir. Ancak sürenin fiilen korunabilmesi, dilekçenin eksiksiz olmasına bağlıdır. Savcılık görüşünün beklenmesi, dosyanın fiziken başka mercide bulunması veya sistem kayıtlarının güncellenmemesi, pratiği yavaşlatabilmektedir. Müdafi bu yüzden yalnız talep dilekçesi vermekle yetinmemeli; dilekçede dosya numarası, mevcut tedbirin tarihi, yükümlülüğe düzenli uyulduğunu gösteren son belgeler ve aciliyet sebebini açık biçimde yazmalıdır. Eğitim, ameliyat, yurtdışı toplantı, aile birleşimi veya elektronik izleme sebebiyle sağlık riski gibi zaman hassasiyeti taşıyan durumlarda, talebin beş günlük takvim içinde görülmesi için aciliyet somutlaştırılmalıdır.

Başvuru yolu Süre Merci Tipik kullanım alanı Dosyada aranacak çekirdek veri
CMK m. 111 kaldırma/değiştirme istemi Her zaman; karar beş gün içinde verilmelidir Dosyanın bulunduğu hâkimlik, mahkeme, BAM veya Yargıtay mercii Koşullar değiştiğinde, tedbir ağırlaştığında, geçici muafiyet gerektiğinde Yeni olgu, uyum kayıtları, sağlık/iş/aile belgeleri
CMK m. 267-271 itirazı Ceza muhakemesi genel itiraz rejimi içinde yedi gün Kararı veren merci üzerinden üst itiraz mercii İlk kararın hukuka aykırılığı veya gerekçe eksikliği Karar metni, usul hatası, mevcut dosya verisi
Geçici muafiyet talebi İhtiyaç doğduğunda derhâl M. 111 çerçevesinde aynı karar mercii Ameliyat, seyahat, sınav, ailevi bakım, kısa süreli iş zorunluluğu Zaman sınırlı mazeret belgesi ve takvim
Daha hafif tedbire dönüştürme Her aşamada M. 110/2 yetkisini kullanan merci Kaldırma için erken; ancak mevcut tedbir ölçüsüzse Alternatif yükümlülük planı ve risk eşleştirmesi

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Buradaki ana usul riski, yanlış merciye verilen dilekçenin “esas incelemesi” yapılmadan beklemesidir. Özellikle hüküm sonrası dönemde ilk derece mahkemesi ile kanun yolu merciinin yetki alanları birbirine karıştırıldığında, başvuru sahibinin lehine işleyen zaman aleyhe dönebilmektedir. Bu sebeple m. 111 başvurusunda ilk paragrafın bir kısmı mutlaka yetki sorununa ayrılmalıdır; dosyanın hangi aşamada olduğu ve talebin neden bu merciiye yöneltildiği açıkça kurulmalıdır.

Süre ve merci riski: Başvurunun teorik olarak her zaman yapılabilmesi, pratiğin kendiliğinden işleyeceği anlamına gelmez. Yanlış merci, eksik mazeret belgesi ve soyut gerekçe; beş günlük karar rejimini işlevsiz bırakabilmektedir.

Hükümle birlikte verilen yahut devamına karar verilen adli kontrol bakımından savunmanın ayrıca şu ayrımı yapması gerekir: ilk derece mahkemesinin kurduğu tedbir, hüküm kurulduktan sonra artık yalnız soruşturma mantığıyla değil kanun yolu dosyasının işleviyle birlikte okunur. Eğer dosya istinafta yalnız hukuka uygunluk denetimine açılmışsa, yargılamanın fiilî delil toplama safhası çoğu zaman tamamlanmıştır. Bu durumda delil karartma tehlikesine dayalı gerekçenin neden hâlen güncel kabul edildiği ayrıca açıklanmalıdır. Aynı şekilde kaçma şüphesi ileri sürülüyorsa, hükmün ağırlığına soyut atıf yeterli sayılmamalı; kişinin kaçmayı kolaylaştıracak yeni bir davranışının veya hazırlığının bulunup bulunmadığı gösterilmelidir.

Bir başka önemli başlık da suçtan zarar görenin ve mağdurun konumudur. Adli kontrolün kaldırılması talebi savunma merkezli görünse de, özellikle yaklaşmama, belirli yerlere gitmeme veya aile ve nafaka güvencesi içeren yükümlülüklerde mağdur güvenliği dosyada ayrıca tartışılmalıdır. Ne var ki mağdur güvenliği vurgusu tek başına her yükümlülüğün süresiz devamına gerekçe olamaz. Riskin bugün hangi somut olayla sürdüğü, ihlal yahut temas denemesi bulunup bulunmadığı, başka koruyucu araçların yeterli olup olmayacağı ortaya konulmadan verilen devam kararları, m. 111’in sağladığı denetim imkanını daraltmaktadır.

Kaldırma talebinde hangi belge ve delil paketi etkili olur?

M. 111 dilekçesi çoğu kez kısa tutulmakta ve “artık tedbirin kaldırılmasına karar verilmesi” talebiyle bitmektedir. Bu yaklaşım yeterli değildir. Başvurunun ikna gücü, metnin retorik gücünden çok ekindeki dosya paketine bağlıdır. Yurt dışına çıkış yasağı için pasaport teslim tutanağı, önceki tüm çağrılara uyumu gösteren imza çizelgeleri, sabit işyeri kaydı, SGK dökümü, şirket görevlendirme yazısı, yurtdışı toplantı daveti, bakım yükümlülüğünü gösteren sağlık raporu, çocukların eğitim programı, aile birleşimi yahut oturum sürecine dair resmi yazılar etkili olabilir. Konutu terk etmeme yahut bölgesel sınırlandırma bakımından ise elektronik izleme raporu, teknik ihlal bulunmadığını gösteren kayıt, sağlık kontrol randevuları, bakım sorumluluğu ve konut dışı zorunlu hareket alanını gösteren uzman raporları öne çıkmaktadır.

Belge seçiminin bir diğer boyutu, muhakeme riskinin fiilen azaldığını gösterecek yargısal veridir. Tanıklar dinlenmişse duruşma tutanağı, dijital materyal incelemesi sonuçlanmışsa bilirkişi raporu, arama-el koyma süreçleri tamamlanmışsa buna ilişkin ara kararlar, yurtdışına çıkma riskinin kalmadığını gösteren teslim işlemleri ve varsa önceden yatırılmış güvence bedelinin gereksizliğini ortaya koyan mali kayıtlar dosyada yer almalıdır. Hâkim, tedbirin sürdürülmesini gerektiren her başlık için karşısında ayrı bir veri görmek istemektedir; bu nedenle belge paketi, “tek dosya içinde çok amaçlı klasör” mantığıyla değil, her risk için ayrı başlık kuracak şekilde tasarlanmalıdır.

AYM kararları, kişisel ve ailevi sonuçların da sırf ek açıklama değil asli delil fonksiyonu görebileceğini göstermektedir. Asena Günal ile Talip Yazar ve Yasemin Yazar kararlarında görüldüğü üzere, yurtdışı yasağının aile üyeleriyle buluşmayı, tedaviye erişimi, akademik faaliyetleri veya profesyonel yaşamı nasıl etkilediği somut belgeyle ortaya konulduğunda anayasal tartışma güçlenmektedir. Kanaatimizce bu başlık, Türk uygulamasında hâlen yeterince kullanılmamaktadır. Oysa ticari dosyalarda şirket ortaklığı yapısı, ihracat programları, fuar davetleri; bireysel dosyalarda ise bakım yükümlülüğü, tedavi tarihi, eğitim kaydı ve ikamet belgeleri, salt hukuk tartışmasını gerçek hak kaybına bağlayan köprüyü kurmaktadır.

Belge ve delil setinin son halkası, alternatif yükümlülük planıdır. Tam kaldırma beklenmiyorsa, örneğin haftalık imzanın iki haftada bire düşürülmesi, yurt dışına çıkış yasağının belirli tarih aralığı için kaldırılması, konutu terk etmeme yerine elektronik izlemesiz belirli bölge yasağına geçilmesi veya mali güce göre güvence miktarının azaltılması talep edilebilir. Böyle bir plan sunmak, karar merciine yalnız itiraz değil çözüm de önerildiğini gösterir. Öğretide ölçülülük tartışmalarını pratik hâle getiren asıl unsur budur.

Geçici muafiyet kurumu uygulamada yeterince görünür değildir. Oysa ameliyat, refakat zorunluluğu, kısa süreli akademik toplantı, şirket temsilciliği, sınav veya resmi kurum randevusu gibi durumlarda tam kaldırma yerine tarih ve kapsamı belirli muafiyet kararı son derece işlevsel olabilir. Böyle bir talep kurulurken yalnız mazeretin varlığı değil, muafiyet sonrası kişinin aynı tedbire hangi biçimde döneceği de gösterilmelidir. Mahkeme, kontrolün kopmadığını ve riskin geçici olarak daha yumuşak araçla yönetileceğini görürse kabul ihtimali belirgin biçimde yükselmektedir.

Benzer şekilde, mali nitelikli yükümlülüklerde kaldırma talebi yalnız ödeme güçlüğüne değil, yükümlülüğün muhakeme amacına artık hizmet etmemesine bağlanmalıdır. Güvence bedelinin başta kaçma riskini dengelemek için uygun görülmüş olması, aylar sonra aynı riskin devam ettiği anlamına gelmez. Mali kayıtlar, malvarlığı hareketleri, düzenli adres ve iş ilişkileri ile birlikte değerlendirildiğinde güvence yahut benzeri yükümlülüklerin azaltılması veya tamamen kaldırılması mümkün olabilir. Bu başlık çoğu zaman adli kontrolün yalnız fizikî sınırlamalarına odaklanıldığı için geri planda kalmaktadır.

AYM çizgisi ve öğretideki tartışma, kaldırma isteminin omurgasını nasıl şekillendirir?

Adli kontrolün kaldırılması istemlerinde AYM içtihadı çoğu zaman yalnız birkaç isim sayılarak geçiştirilmektedir. Oysa kararlar arasında işlevsel bir ayrım kurmak gerekir. İlker Ensar Uyanık ile Asena Günal kararları, yurt dışına çıkış yasağının özel hayat ve aile hayatı üzerindeki etkisini görünür kılar. Talip Yazar ve Yasemin Yazar kararı, kaldırma taleplerinin reddi sürecinde ailevi ve kişisel sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu üçlü, m. 111 başvurularında “tedbirin sürmesi artık başka bir anayasal hakka orantısız müdahale oluşturmaktadır” tezi için güçlü dayanak sunmaktadır.

Ali Bal, F.H. ve Esra Özkan Özakça [GK] kararları ise daha ağır yükümlülükler bakımından kullanılmalıdır. Bu kararlar, konutu terk etmeme tedbirinin yalnız dolaşım serbestisi değil, kişi hürriyeti ve güvenliği ekseninde incelendiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ağır yükümlülüklerde kaldırma veya hafifletme talebi, sırf “gündelik hayat zorlaştı” anlatısıyla değil; özgürlüğe müdahalenin yoğunluğu, alternatif tedbirlerle aynı amacın sağlanabilirliği ve karar gerekçesinin güncelliğini kaybetmesi üzerinden kurulmalıdır. Aynur Avyüzen (2) kararı da bu hattı sonuç rejimiyle birleştirir; ağır adli kontrolün yalnız devam süresi değil, cezadan mahsup ve sonradan giderim bakımından da özel sorun çıkardığını göstermektedir.

Öğretide Fulya Korkmaz ve Hacıoğlu, adli kontrolün “tutuklamaya nazaran hafif” sayılmasının, her somut yükümlülük bakımından yeniden test edilmesi gerektiğini vurgular. Centel/Zafer ile Şahin/Göktürk, koruma tedbirlerinin süreklilik taşıyan gerekçe denetimine tabi olduğunu belirtir. Bulut’un güvenceye ilişkin analizi ise mali yükümlülükler bakımından başlı başına önemlidir; zira güvence, kâğıt üzerinde malvarlığı teminatı gibi görünse de kişinin ekonomik yaşamını peşin yaptırıma dönüştürebilir. Kanaatimizce doktrindeki en güçlü ortak nokta, m. 111 başvurularının “merhamet talebi” değil, koruma tedbirinin güncel meşruiyetinin denetlenmesi olduğu yönündedir.

Kanaatimizce Türk uygulamasında en fazla eksik kalan unsur gerekçenin zamansallığıdır. İlk adli kontrol kararındaki gerekçe, aylar sonra neredeyse otomatik biçimde tekrarlandığında yargısal denetim görünürde kalmaktadır. M. 111 başvurusunun işlevi, bu görünür denetimi gerçek denetime dönüştürmesidir. Müdafi, yalnız hak kaybını değil, “neden artık bu kadar ağır bir tedbir gerekli değil?” sorusunun cevabını paragraf paragraf kurmalıdır.

Yanlış uygulama örnekleri ve hak kaybı ihtimalleri hangi başlıklarda toplanır?

İlk hak kaybı, kaldırma talebinin itirazla karıştırılmasıdır. Bu hata yüzünden bazı dilekçeler salt eski kararın neden hukuka aykırı olduğu anlatısına saplanmakta; yeni olgular yeterince ortaya konulmamaktadır. Oysa m. 111 hattında esas olan, tedbirin bugün hangi nedenle gereksiz yahut aşırı hâle geldiğidir. İkinci hak kaybı, yanlış merci sorunudur. Dosya BAM veya Yargıtay önündeyken ilk derece mahkemesine verilen ve orada bekleyen dilekçeler, beş günlük karar rejimini fiilen boşa çıkarabilmektedir.

Üçüncü risk, belge eksikliğidir. Yurt dışına çıkış yasağı için yalnız uçuş bileti sunmak, aile hayatı ve mesleki gereklilik etkisini yeterince kurmaz. Konutu terk etmeme bakımından ise yalnız soyut mağduriyet cümleleri, kişi hürriyeti üzerindeki yoğun etkiyi ikna edici kılmaz. Dördüncü risk, tam kaldırma talebine odaklanıp alternatif tedbir planı sunmamaktır. Mahkeme kaçma riskinin tamamen ortadan kalktığına ikna olmazsa başvurunun tümünü reddedebilir; oysa daha hafif tedbir seçeneği teklif edildiğinde kısmi kabul alanı açılmaktadır.

Beşinci ve çoğu zaman gözden kaçan risk, sürenin tek başına belirleyici sanılmasıdır. Azami süre dolmasa da tedbir ölçüsüz hâle gelebilir; azami süre dolduğunda ise tedbir kendiliğinden meşru sayılmaz. Süre, yalnız tek parametre değildir. Somut risk, dosyanın geldiği aşama, kişisel sonuçlar ve alternatif tedbir imkanları birlikte okunmalıdır. Aksi hâlde adli kontrol, başlangıçta tutuklamaya alternatif iken zamanla fiilî cezalandırma aracına dönüşebilmektedir.

Başlıca hak kaybı riski: Kaldırma talebini yeni olgu ve belge üzerinden kurmamak, dosyanın bulunduğu mercii yanlış belirlemek ve alternatif tedbir önermemek; m. 111 başvurusunu biçimsel bir dilekçeye dönüştürür ve tedbirin gereksiz yere uzamasına yol açar.

Hükümle birlikte veya kanun yolu aşamasında devam eden adli kontrolde kaldırma talebi nasıl kurulmalıdır?

İlk derece mahkemesinin hükümle birlikte adli kontrolün devamına karar verdiği dosyalarda savunmanın en büyük yanılgısı, dosyanın artık sadece ceza miktarı üzerinden okunacağını sanmaktır. Oysa kanun yolu aşamasında adli kontrol, hem hükmün ağırlığı hem de kesinleşmemiş olma hali nedeniyle karma bir rejime dönüşür. Sanık hâlâ suçsuzluk karinesinden yararlanmaktadır; buna karşılık hüküm nedeniyle kaçma riski tartışması sertleşebilmektedir. Bu ikili yapı, m. 111 talebinin hem anayasal dil hem de somut kişisel veriyle kurulmasını zorunlu kılar.

Bu aşamada BAM veya Yargıtay önündeki dosyalarda, kişinin tüm çağrılara uyduğu, belirlenen yükümlülüklere riayet ettiği ve kanun yolu incelemesini boşa çıkarma yönünde davranış sergilemediği özellikle gösterilmelidir. İstinaf yahut temyiz incelemesinin sürekliliği, bazen ilk derece mahkemesinin karar tarihindeki varsayımların uzun süre test edilmeden sürdürülmesine yol açmaktadır. Kanaatimizce m. 111 başvurusunun burada taşıdığı değer, hüküm sonrası refleksle otomatikleşen tedbir devamını güncel veriyle kırabilmesidir.

Hüküm sonrası dönemde kişisel ve mesleki etkiler de değişmektedir. Pasaportla yürütülen iş, öğrenci vizesi, aile birleşimi, uluslararası bakım yükümlülüğü veya sağlık tedavisi gibi başlıklar, kovuşturmanın başında ikincil görünse de hüküm sonrası uzun bekleme döneminde ana hak kaybı alanına dönüşebilir. Bu nedenle savunma dosyasının güncellenmesi tek seferlik değil periyodik düşünülmelidir; aynı belgeler her başvuruda tekrar sunulmak yerine yeni tarihli ve güncel etkileri gösteren materyal kullanılmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Adli kontrol kararı kaldırılmadıysa yeniden başvuru yapılabilir mi?

Evet. M. 111 başvurusu tek sefere mahsus değildir. Yeni delil toplanması, tanıkların dinlenmesi, tedavinin başlaması, iş ve aile düzeninin somut etkilenmesi veya yükümlülüğe kusursuz uyum gibi yeni olgular doğduğunda yeniden başvuru kurulabilir.

İlk itiraz süresi kaçırıldıysa kaldırma talebi artık dinlenmez mi?

Hayır. İtiraz ve kaldırma istemi aynı şey değildir. İlk kararın üst merci önünde denetlenmesi için itiraz süresi önemlidir; fakat koşullar değiştikçe m. 111 çerçevesinde kaldırma veya hafifletme istemi ayrıca ileri sürülebilir.

Başvuruya savcılık görüşünün alınması zorunlu mudur?

Evet. Kanun, hâkim veya mahkemenin karar vermeden önce Cumhuriyet savcısının görüşünü almasını öngörmektedir. Bununla birlikte savcılık görüşü tek başına sonucu belirlemez; merci, somut dosya verileri üzerinden bağımsız değerlendirme yapmak zorundadır.

Yurt dışına çıkış yasağı kaldırılmazsa geçici muafiyet istenebilir mi?

Evet. M. 110/2 atfı nedeniyle hâkim veya mahkeme kişiyi belirli süre yükümlülüklere uymaktan geçici olarak muaf tutabilir. Zamanı belirli seyahat, ameliyat, bakım yükümlülüğü veya akademik program gibi durumlarda bu seçenek çoğu dosyada daha gerçekçidir.

Hangi belgeler kaldırma talebini güçlendirir?

İmza çizelgeleri, pasaport teslim kaydı, SGK ve işyeri belgeleri, sağlık raporu, eğitim veya toplantı daveti, ailevi bakım evrakı, elektronik izleme raporu ve dosyada delillerin toplandığını gösteren tutanaklar en etkili belge gruplarıdır.

Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 111 başvurusu, kısa bir serbest bırakın talebinden ibaret görülmemelidir. İyi kurgulanmış bir başvuru; mevcut tedbirin hangi muhakeme riskini yönetmek için verildiğini, bu riskin bugün hangi veriler karşısında zayıfladığını, tedbirin hangi anayasal hakka ne ölçüde yük bindirdiğini ve daha hafif araçla aynı sonucun nasıl sağlanabileceğini birlikte gösterir. Bu dört halka kurulmadığında, karar merci çoğu zaman önceki kararı tekrar ederek güvenli alanda kalmaktadır. Kanaatimizce etkili savunma, kaldırma talebini ikili kurmalıdır: birinci talep tam kaldırma; ikinci talep ise ölçülü hafifletmedir. Böylece merciye yalnız eleştiri değil, uygulanabilir bir çözüm paketi de sunulmuş olur. Özellikle yurt dışına çıkış yasağı, imza ve konutu terk etmeme gibi tedbirlerde bu ikili yapı, başvurunun başarı ihtimalini belirgin biçimde artırmaktadır.

  1. Dosyanın bugünkü evresini saptayın

    Soruşturma, ilk derece kovuşturması, BAM veya Yargıtay aşaması netleştirilmeli; talep doğru merciye yöneltilmelidir.

  2. Başlangıç gerekçesini parçalara ayırın

    Kaçma, delil karartma, mağdur üzerinde baskı veya tekrar riski gibi hangi başlıklarla tedbir kurulduysa her biri için güncel karşı veri hazırlanmalıdır.

  3. Belge paketini katmanlı kurun

    Uyum kayıtları, kişisel/ailevi etkiler, sağlık ve iş verileri, pasaport teslimi, delillerin toplandığını gösteren tutanaklar birlikte sunulmalıdır.

  4. Alternatif tedbir planı yazın

    Tam kaldırma kabul edilmese bile imza sıklığının azaltılması, belirli tarih için muafiyet veya daha hafif yükümlülüğe dönüşüm ayrıca istenmelidir.

  5. Karar sonrası kanun yolu takibini ayırın

    Ret hâlinde itiraz ve yeni olguya dayalı sonraki m. 111 başvurusu ayrı stratejiler olarak hazır tutulmalıdır.

Ceza Hukuku kategorisindeki diğer incelemeler için kategori sayfasını takip edebilirsiniz.

Resmi Kaynaklar

  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, 19 ve 36, anayasa.gov.tr.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 5 ve 8.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 109, 110, 110/A, 111, 112 ve 267-271, mevzuat.gov.tr resmi metin PDF.
  • 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete 15.04.2020, 31100.
  • 7331 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete 08.07.2021, 31535.
  • Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği, ilgili denetim ve uygulama hükümleri.

Mahkeme Kararları

  • AYM, Ali Bal, B. No: 2021/16165, T. 13.02.2024.
  • AYM, İlker Ensar Uyanık, B. No: 2020/21922, T. 11.06.2024.
  • AYM, Mustafa Göktaş, B. No: 2021/44260, T. 14.12.2023.
  • AYM, F.H., B. No: 2020/34559, T. 18.10.2023.
  • AYM, Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, T. 08.10.2020.
  • AYM, Aynur Avyüzen (2), B. No: 2021/11303, T. 03.05.2023.
  • AYM, Talip Yazar ve Yasemin Yazar, B. No: 2022/68583, T. 09.12.2025.
  • AYM, Asena Günal, B. No: 2020/18851, T. 04.02.2025.

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

  • Odman, M. Tevfik / Köroğlu, Veli, “Adli Kontrol”, Çağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2(2), 2005, ss. 17-27.
  • Hacıoğlu, B. Caner, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Tutuklama Koruma Tedbirine Seçenek Olarak Düzenlenen Adli Kontrol Koruma Tedbiri Üzerine Bir İnceleme”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, IX(1-2), 2005, ss. 167-192.
  • Korkmaz, Fulya, “Adli Kontrol”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 6(3), 2016, ss. 521-542.
  • Bulut, İlhan, “Adli Kontrol Tedbiri Olarak Güvence”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(2), 2025, ss. 659-695.
  • Yavuz, Hakan A. / Gülümser, Amine, “Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbirleri Bağlamında Ölçülülük İlkesi”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(2), 2026, ss. 460-521.
  • “Alman Ceza Muhakemesi Hukuku ile Mukayeseli Olarak Adli Kontrol Koruma Tedbiri”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025.
  • Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2024 baskısı.
  • Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2024 baskısı.
  • Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2024 baskısı.

Elektronik Kaynaklar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler