CMK m. 168’de Olay Yerindeki Adlî Tedbirlere Direnç: Zor Kullanma Sınırı, Delil Güvenliği ve İtiraz Rejimi

CMK m. 168'de Olay Yerindeki Adlî Tedbirlere Direnç için metinsiz editoryal soyut kapak kompozisyonu

CMK m. 168, olay yerinde usulüne uygun biçimde başlamış adlî işlemi bozan kişilerin, işlem tamamlanıncaya kadar men edilmesine imkân verir; zor kullanma ise ancak gerekli ve ölçülü olduğu ölçüde başvurulabilecek tali yetkidir. İtiraz hattı bağımsız bir karar yolundan değil, alttaki arama, elkoyma, yakalama veya kötü muamele iddiasına bağlı başvuru mekanizmalarından yürür.

Bu içerik 06.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Olay yeri disiplininin zayıf kurulduğu ceza dosyalarında tartışma çoğu kez yalnız delilin içeriğine değil, delilin hangi koşulda muhafaza edildiğine yönelmektedir. Kapı eşiğinde yaşanan kısa bir itişme, şerit dışına çıkan bir üçüncü kişi, paketlenmeden önce eşyaya temas edilmesi yahut keşif sırasında yönlendirici müdahale, sonradan büyüyen usul ihtilaflarının ilk halkasını oluşturmaktadır. Adlî kolluğun bu aşamada sahip olduğu yetki, idari kolluk mantığıyla karıştırıldığında dosya kolaylaşmamakta; tersine zor kullanmanın sınırı, işlemin hukuki zemini ve itiraz yolu aynı anda tartışmalı hâle gelmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 168’inci maddesi tam bu eşikte devreye girmektedir. Hüküm, olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan adlî kolluk görevlisinin, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan men edebileceğini söylemektedir. Kısa görünen bu cümle, olay yeri güvenliği ile kişi hakları arasındaki dengenin pratikte nasıl kurulacağına dair yoğun bir tartışma alanı yaratmaktadır.

Söz konusu tartışmanın merkezinde üç soru bulunmaktadır. Birincisi, adlî kolluk görevlisinin hangi işlemlere gerçekten başladığı ve hangi tedbirleri alma yetkisi bulunduğudur. İkincisi, men etme ve zor kullanma imkânının hangi eşiğe kadar uzandığı, hangi noktada artık ayrı bir yakalama, gözaltı veya koruma tedbiri rejimine geçilmesi gerektiğidir. Üçüncüsü ise, bu yetkinin yanlış kullanılması hâlinde savunma tarafının veya mağdur vekilinin hangi mercilere, hangi belge setiyle ve hangi usul hattı üzerinden başvuracağıdır. İşbu çalışma, CMK m. 168 hükmünü tam da bu üç soru etrafında; normatif çerçeve, yargısal denetim, belge disiplini ve dosya stratejisi bakımından incelemektedir.

I. Hükmün Hukukî Niteliği: CMK m. 168 Bağımsız Bir Koruma Tedbiri Değil, Yürüyen İşlemi Koruyan Tali Yetkidir

CMK m. 168, ilk bakışta adlî kolluğa olay yerinde doğrudan zor kullanma imkânı tanıyan kısa bir güvenlik hükmü gibi görünmektedir. Ne var ki maddede düzenlenen yetki, bağımsız bir arama, elkoyma, yakalama veya gözaltı yetkisi değildir. Hükmün işlevi, usulüne uygun biçimde başlamış bir adlî işlemin dış müdahale sebebiyle yarıda kalmamasını sağlamak; başka bir ifadeyle, yürüyen muhakeme işleminin güvenli tamamlanmasına imkân vermektir. Bu sebeple 168, 164 ve 165’inci madde ile birlikte okunmadığında kolayca olduğundan geniş anlaşılmaktadır.

164’ün kurduğu temel model bellidir: soruşturma işlemleri Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır. 164’ün görev sınırları ile 165’in diğer kolluk birimlerini devreye alma rejimi birlikte okunduğunda, 168’in ancak hukuken başlamış soruşturma faaliyetinin güvenli yürütülmesine eşlik eden tali bir yetki sunduğu görülmektedir. Adlî Kolluk Yönetmeliği’nin 6 ve 7’nci maddeleri de aynı sonuca işaret etmektedir; ihbar, yakalama, elkoyma ve uygulanan tedbirler derhâl Cumhuriyet savcısına bildirilir, adlî görev çizgisi savcılık hattı üzerinden yürütülür ve yapılan bütün işlemler tutanağa bağlanır.

Doktrindeki baskın yaklaşım, hükmün olay yerindeki muhakeme işlemini koruduğu; buna karşılık yeni ve kendine yeter bir yaptırım rejimi yaratmadığı yönündedir. Hasan T. Fendoğlu ile İl Han Özay’ın adlî kolluk ayrımı üzerine klasikleşmiş tartışmaları birlikte okunduğunda, adlî kolluğun olay yerindeki otoritesinin idari kolluk disiplininden değil doğrudan ceza muhakemesi işlevinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Haluk Çolak ve Nizamettin Aydın ile Tahir Demir’in çalışmaları da aynı noktayı farklı dille teyit etmektedir: kolluk personelinin kurumsal aidiyeti sürmekte, fakat adlî görevin içeriği farklı hukukî sonuçlar doğurmaktadır.

Kanaatimizce 168’in gerçek değeri, olayı bir otorite gösterisine dönüştürmesinde değil, müdahalenin zamanını ve amacını sınırlamasındadır. Hüküm, yalnız işlem yapılırken devreye girmekte; işlem bittikten sonra kendiliğinden sönmektedir. Bu nedenle 168’i, fail üzerinde baskı kuran cezalandırıcı bir güç hükmü gibi değil; delilin bozulmasını, keşfin kesilmesini veya muhafaza tedbirinin fiilen işlevsiz kalmasını önleyen dar kapsamlı bir usul güvenliği normu olarak okumak daha isabetlidir.

CMK m. 168, “işleme engel olana karşı her türlü güç kullanılabilir” sonucunu değil; “usulüne uygun başlayan adlî işlem, yalnız gerekli ölçüdeki müdahale ile tamamlanabilir” sonucunu doğurmaktadır.

II. Hükmün Unsurları: “Olay Yeri”, “Görevine Ait İşlem” ve “Tedbire Aykırı Davranış” Nasıl Sınırlandırılmalıdır?

168’in uygulanabilmesi için ilk şart, adlî kolluk görevlisinin olay yerinde görevine ait işlemlere başlamış olmasıdır. Bu ifade, yalnız klasik suç mahalli şeridi anlamına gelmemektedir. Konut araması yapılan kapalı alan, işyeri incelemesi, araç üzerinde yürütülen muhafaza ve numaralandırma işlemi, adli muayene yahut keşif sırasındaki çevre kontrolü de somut olayın niteliğine göre olay yeri sayılabilmektedir. Buna karşılık salt bir ihtimal veya henüz başlamamış hazırlık safhası, 168 bakımından yeterli değildir. Görevine ait işlem somutlaşmadan, 168 üzerinden men yetkisi kurulamaz.

İkinci şart, alınan tedbirin görevlinin yetkisi içinde bulunmasıdır. Adlî kolluk görevlisi, kararı hâkim veya savcı tarafından verilmesi gereken bir işlemi sırf olay yerinde bulunduğu için kendiliğinden genişletemez. Örneğin CMK m. 119’daki arama rejimi yönünden gerekli karar yahut yazılı emir eksikse, 168 bu eksikliği telafi eden sihirli bir maddeye dönüşmez. Aynı şekilde, elkoyma kararı veya teslim tutanağı gerektiren eşyada usul hiç kurulmamışsa, sonradan “tedbire aykırı davranıldı” denilerek ilk hukuka aykırılık örtülemez.

Üçüncü unsur, kişilerin ya yapılan işlemlere engel olması ya da yetkisi içinde alınan tedbirlere aykırı davranmasıdır. Burada aranacak davranış, salt sözlü hoşnutsuzluk veya hukuki itiraz değildir. Fizikî çevrenin bozulması, muhafaza altına alınacak eşyaya müdahale edilmesi, paketleme veya fotoğraflama zincirinin kesilmesi, keşif yahut muayene alanının kapatılmasını işlevsiz kılan fiilî temas, mühür veya sınır bandının kaldırılması gibi somut etkilerden söz edilmelidir. Kişinin yalnız işlemin hukuka aykırı olduğunu söylemesi, müdafi çağrısı istemesi veya tutanağa şerh düşmek istemesi 168 kapsamındaki men yetkisinin otomatik tetikleyicisi olarak okunamaz.

Dördüncü unsur ise zaman sınırıdır. Madde, kişilerin işlemler sonuçlanıncaya kadar men edilebileceğini söylemektedir. Bu ibare, 168’in geçici ve hedefe bağlı karakterini açıkça göstermektedir. Olay yeri incelemesi, arama, muhafaza, tespit veya teslim zinciri tamamlandığında 168’e dayalı fiilî engelleme yetkisi de sona ermektedir. Bundan sonraki aşamada kişi hürriyetine daha ağır müdahale gündeme gelecekse, bunun ayrıca yakalama, gözaltı, tutanak ve savcılık denetimi rejimi içinde temellendirilmesi gerekir.

Uygulamada ek bir ayrım daha kurulmalıdır. Olay yerine malik, zilyet, komşu, mağdur yakını veya müdafi sıfatıyla gelen kişilerin usule ilişkin varlığı ile fiilî bozucu davranışı aynı şey değildir. CMK m. 120’nin hazır bulunma güvenceleri ile 168’in men yetkisi karşı karşıya geldiğinde, kolluğun öncelikle usulü mümkün olduğu kadar koruyan dar müdahaleyi seçmesi gerekir. Hak sahibinin olay yerinde bulunması, tek başına engel sayılmaz; ancak bu varlık delilin paketlenmesini, eşyaya erişimi veya keşfin güvenli yürütülmesini fiilen bozuyorsa 168 sınırı tartışılmaya başlanır.

III. Zor Kullanma Yetkisi: 168’in En Hassas Alanı Ölçülülük ve Gereklilik Testidir

168’in uygulamada en çok tartışılan kısmı, “gerektiğinde zor kullanarak” ibaresidir. Bu ibare, hükmün anayasal sınırlarının da merkezindedir. Anayasa’nın 13’üncü ve 17’nci maddeleri temel haklara müdahalenin kanunî, gerekli ve ölçülü olmasını zorunlu kılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesi kötü muamele yasağını, 8’inci maddesi özel hayat ve mekânsal bütünlük alanını, 13’üncü maddesi de etkili başvuru imkânını korumaktadır. Bu nedenle 168’teki zor kullanma imkânı, adlî işlemi korumak için son çare niteliğinde okunmalı; kolluğun genel disiplin veya cezalandırma aracı gibi uygulanmamalıdır.

2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’ndaki zor kullanma ilkeleri ile adlî kolluk görevine ilişkin özel hükümler birlikte değerlendirildiğinde, müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olması gerektiği açıktır. Somut olayda kişi yalnız sınır şeridine yaklaşmışken doğrudan bedensel güç kullanılması ile delilin yok edilmesi riski doğmuşken ölçülü fizikî müdahalede bulunulması aynı kefeye konulamaz. 168, riskin niteliği ile başvurulan güç arasında gerçek bir bağ aramaktadır. Tehlike bertaraf edildikten sonra güç kullanılmaya devam edilmesi ise artık madde korumasından çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin Ali Rıza Özer ve diğerleri, Hasan Akboğa ile Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararları, kolluk gücünün yalnız kullanılma anını değil sonradan denetlenebilir biçimde kaydedilmesini de aramaktadır. AYM’nin yaklaşımı, “güç kullanıldı ama gereklilik vardı” şeklindeki soyut savunmayı yeterli görmemektedir; hangi fiilî direnişe karşı, hangi süreyle ve hangi somut araçla müdahale edildiği görünür olmadıkça anayasal denetim ikna edici kurulmamaktadır. Söz konusu nedenle 168 dosyalarında yalnız delilin korunması değil, zor kullanmanın delillendirilmesi de ayrı bir mesele hâline gelmektedir.

Bu noktada karşı görüşün de ciddiye alınması gerekir. Uygulamacılar, olay yerinde saniyeler içinde karar verildiğini; delilin kaybolması, şüphelinin kaçması veya toplu kalabalığın müdahalesi karşısında kolluğun ayrıntılı gerekçe kurma lüksü bulunmadığını ileri sürmektedir. Bu gözlem bütünüyle dayanaksız değildir. Ne var ki pratik zorluk, anayasal sınırı ortadan kaldırmaz. Kanaatimizce isabetli çözüm, kolluğun müdahale imkânını inkâr etmek değil; ilk anda fiilen kullanılan gücün sonradan tutanak, görüntü, tanık ve savcılık bildirimi ile denetlenebilir hâle getirilmesini zorunlu kılmaktır.

Ölçülülük tartışması yalnız beden kuvvetinin şiddetiyle sınırlı değildir. Müdahalenin süresi, kişiyi olay yerinden hangi mesafeye kadar uzaklaştırdığı, işlem bittiğinde derhâl sonlandırılıp sonlandırılmadığı ve kişiye yeni bir kısıt rejimi uygulanıp uygulanmadığı da aynı ölçüde belirleyicidir. İşlem tamamlandığı hâlde kişinin olay yeri dışında da fiilen tutulmaya devam edilmesi, 168’in koruduğu geçici alanı aşarak ayrı bir özgürlük sınırlamasına dönüşebilir. Bu dönüşüm kayda bağlanmadığında, sonradan savunulabilir bir hukuki hat kurulması güçleşmektedir.

168’e dayanılarak kullanılan güç, ayrı bir yakalama veya gözaltı rejimine dönüştüğünde dosya çizgisi değişmektedir. Müdahalenin süresi, amacı ve kullanılan araçlar görünür kayda bağlanmadığında, ilk adımda korunan delil daha sonra hukuka aykırılık tartışmasının merkezine yerleşebilmektedir.

IV. Savcı, Sulh Ceza Hâkimi ve İtiraz Hattı: 168 Tek Başına Bağımsız Kanun Yolu Yaratmaz

CMK m. 168’in uygulamadaki en sık yanılgılarından biri, bu maddenin kendi başına itiraza tabi bağımsız bir karar ürettiğinin düşünülmesidir. Oysa madde metni, hâkim veya mahkeme kararından değil fiilî men yetkisinden söz etmektedir. Bu nedenle soruşturmanın derhâl yürütülmesi yükümlülüğü, savcılık talimat yetkisi ve gerekiyorsa hâkim kararı istemi ile birlikte hangi asıl işlemin korunduğu tespit edilmeden, 168 üzerinden soyut bir itiraz yolu tarif etmek mümkün değildir.

İtiraz yahut hukuka aykırılık denetimi bu sebeple alttaki işleme bağlanır. Men yetkisi konut aramasını güvence altına almak için kullanılmışsa arama kararının veya yazılı emrin hukuka uygunluğu ayrıca incelenir. Elkoyma işlemi korunuyorsa elkoymanın dayanağı, eşya listesi ve teslim zinciri denetlenir. Fiilî müdahale kişinin fiilen alıkonulmasına kadar varmışsa artık 168 tek başına yeterli açıklama sunmaz; yakalama veya gözaltı rejiminin şartları ile kişi hürriyeti güvenceleri ayrıca devreye girer. Başka bir ifadeyle 168, kanun yolu haritasının merkezi değil kavşak noktasıdır.

AYM’nin 2015/9756 sayılı dosyada yaptığı mevzuat özetinde 168’i 160, 161, 164 ve 165 ile aynı soruşturma hattı içinde zikretmesi tesadüf değildir. Mahkeme, adlî kolluk yetkisini kendi içinde kapalı bir güç alanı gibi değil, savcılık gözetimindeki soruşturma omurgasının parçası olarak okumaktadır. AYM’nin 2014/5170 ve 2015/7457 sayılı kararlarında da görüldüğü üzere, polis ile jandarma arasındaki kurumsal sınır yahut farklı birimin soruşturmayı yürütmesi tek başına hukuka aykırılık doğurmaz; asıl soru, soruşturma çizgisinin görünür ve denetlenebilir biçimde kurulup kurulmadığıdır.

Pratikte müdafi veya mağdur vekili bakımından en sağlıklı yöntem, 168’e dayanılan olaylarda dört belgeyi aynı anda istemektir: ilk olay yeri tutanağı, savcılık bildirim kaydı, görüntü veya fotoğraf materyali ve müdahaleyi takip eden teslim yahut muhafaza kaydı. Bunlar olmadan yalnız “zor kullanıldı” veya “engel olundu” cümlesi üzerinden etkili başvuru kurulması güçleşmektedir. Kanaatimizce 168 dosyasında kanun yolu başarısı, teorik maddi tartışmadan çok bu kayıtların erken toplanmasına bağlıdır.

V. Delil, Belge ve İspat Yükü: 168 Tartışmalarında Dosyayı Taşıyan Şey Soyut İddia Değil Somut Kayıttır

168 eksenli uyuşmazlıklarda tarafların yaptığı en büyük hata, olayı yalnız genel hak ihlali diliyle anlatmak; buna karşılık ilk dakikalarda oluşan kayıt zincirini toplamamaktır. Oysa men etme ve zor kullanma yetkisinin hukuka uygunluğu, çoğu dosyada bizzat kayıt kalitesinden okunmaktadır. İşlemin başlama saati, olay yerinin nasıl sınırlandığı, kişiye ne şekilde uyarı verildiği, müdahalenin hangi fiilî direniş üzerine gerçekleştiği, bu sırada kimlerin hazır bulunduğu ve işlem tamamlandıktan sonra hangi yeni kayıtların düzenlendiği dosyanın omurgasını kurmaktadır.

CMK m. 121 kapsamındaki eşya listesi, 169’uncu maddedeki tutanak disiplini, olay yeri fotoğrafları, ekip görevlendirme çizelgesi, kamera görüntüsü ve teslim alma kayıtları birlikte okunmadığında 168 itirazı havada kalmaktadır. Müdahalenin yapıldığı ana ilişkin kayıt ile sonradan düzenlenen fezleke arasında zaman ve içerik uyumsuzluğu bulunması, savunma tarafı için güçlü bir sorgulama zemini yaratmaktadır. Aynı şekilde yalnız suçlayıcı delillerin muhafaza edilip şüpheli lehine materyalin kayıt altına alınmaması, savcının objektif araştırma yükümlülüğüyle de bağdaşmamaktadır.

AYM’nin Jakop Gabriel, Günay Dağ ve diğerleri ile Orhan Kılıç kararları, görüntü, rapor ve tutanak setinin kendi içinde tutarlı olmasının ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu kararlar, kötü muamele yahut hukuka aykırı müdahale iddiasında sonradan oluşturulan soyut açıklamalardan çok, ilk andaki delil bütünlüğüne değer vermektedir. Söz konusu yaklaşım 168 bakımından da aynen geçerlidir. Müdahalenin gerçekten delili korumak için mi yapıldığı, yoksa tartışmayı bastırmak için mi kullanıldığı sorusu, çoğu kez kolluğun ilk raporu ile bağımsız materyaller arasındaki uyum üzerinden cevaplanmaktadır.

Dosya hazırlığı bakımından güvenli yöntem şudur: olay yeri şerhi, uyarı cümlesi, men sebebi, kullanılan kuvvetin türü, işlem biter bitmez kişinin serbest kalıp kalmadığı, elde edilen eşyanın hangi tutanakla muhafaza edildiği ve varsa sağlık raporunun alınma zamanı tek kronoloji üzerinde gösterilmelidir. Müdafi açısından ifade tutanağı denetimi ile yasak usuller yasağı da ayrıca önem taşımaktadır; çünkü olay yerinde başlayan aşırı baskı, daha sonra alınan beyanın serbest irade ile verilip verilmediği tartışmasına kadar uzanabilmektedir.

Belge mimarisinde çoğu kez atlanan bir unsur da sağlık ve fiziki iz kayıtlarıdır. Kişi müdahale sırasında yaralandığını ileri sürüyorsa muayene zamanı, raporun ilk tutanakla uyumu ve görüntü materyalinin rapora yansıması birlikte okunmalıdır. Ters yönde, kolluk personelinin de fiilî saldırıya maruz kaldığı iddia ediliyorsa bu durumun salt sonradan yazılan savunma cümlesiyle değil, eşzamanlı kayıtla desteklenmesi gerekir. İspat yükü bakımından her iki tarafın da erken ve somut belge toplaması, 168 tartışmasının soyut beyanlar alanında sıkışmasını önlemektedir.

VI. Yargısal Çizgi ve Doktrindeki Tartışma: 168 Dar mı, Esnek mi Okunmalıdır?

Doktrinde iki eğilim göze çarpmaktadır. Birinci eğilim, 168’in ceza muhakemesinin işlevsel zorunluluğundan doğduğunu; delilin bozulması, yerin kirlenmesi veya soruşturma işleminin kesintiye uğraması hâlinde kolluğun anlık müdahale yetkisinin dar yorumlanmasının pratikte soruşturmayı felce uğratacağını savunmaktadır. Özellikle kırsal alan, toplu olay, orman yangını, liman sahası veya çok aktörlü keşif gibi dosyalarda bu görüş daha güçlü duyulmaktadır. Haluk Çolak ile Burkay Can Kara’nın farklı bağlamlarda işaret ettiği kurumsal kapasite tartışmaları bu düşünceyi beslemektedir.

İkinci eğilim ise, 168’in esnek okunmasının idari kolluk reflekslerini adlî sürece sızdırdığı ve bu nedenle temel hak müdahalesi bakımından tehlikeli bir gri alan yarattığı yönündedir. İl Han Özay’ın kolluk ayrımı tartışması ile Selda Güner’in zor kullanma analizi birlikte okunduğunda, kuvvet kullanımının ceza muhakemesi içinde ayrıca sıkı sınırlandırılması gerektiği görülmektedir. Zira adlî işlem güvenliği adına başlatılan müdahale, kısa sürede kişi hürriyeti, vücut bütünlüğü ve özel hayat alanına ağır bir baskı üretebilmektedir.

AYM kararları bu iki eğilimin arasına daha dengeli bir çizgi yerleştirmektedir. Mahkeme bir yandan kolluk müdahalesinin mutlak olarak yasak olduğu sonucuna gitmemekte; diğer yandan müdahalenin sebebi, süresi, kaydı ve bağımsız soruşturması görünür değilse anayasal güvencenin zedelendiğini kabul etmektedir. 2015/7457, 2016/11928 ve 2016/42278 sayılı dosyalarda görülen ortak yaklaşım, kolluğun kendi içinde kapalı devre soruşturma üretmemesi ve olayın failleri ile delili toplayan kişiler arasındaki mesafenin görünür kılınması gerektiğidir.

Kanaatimizce baskın ve isabetli okuma, 168’i mümkün olduğu kadar dar fakat etkisiz bırakmayacak ölçüde işlevsel yorumlamaktır. Delili korumak için fiilî müdahale zorunlu olabilir; ancak bu müdahale, alttaki soruşturma işlemi kadar hukuken görünür kalabildiği ölçüde meşruluk üretir. Hükmü genişletmenin bedeli, sonraki aşamada delilin, tutanağın ve zor kullanmanın aynı anda tartışmalı hâle gelmesidir. Hükmü aşırı daraltmanın bedeli ise olay yerinin fiilen kontrolsüz kalmasıdır. Denge, hız ile denetlenebilirlik arasındaki orta çizgide kurulmalıdır.

VII. Sık Görülen Yanlış Uygulamalar ve Hak Kaybı İhtimalleri

Uygulamada ilk hata, 168’in ayrı bir yakalama yetkisi gibi kullanılmasıdır. Olay yerinde işlem tamamlandıktan sonra kişinin yalnız tartışma çıkardığı gerekçesiyle uzun süre tutulması, başka bir dayanak kurulmadıkça 168’in metniyle bağdaşmamaktadır. Madde, işlem bitince sönen geçici bir men yetkisi tanımaktadır; kişi hürriyetine daha ağır müdahale için ayrıca yakalama veya gözaltı rejimine geçilmesi gerekir. Bu ayrım görünür kurulmadığında, ilk müdahaleyi hukuka uygun savunmak güçleşmektedir.

İkinci hata, uyarı ile zor kullanma arasındaki aşamaların tamamen görünmez bırakılmasıdır. Tutanakta yalnız “göreve engel olundu, gerekli müdahale yapıldı” cümlesinin bulunması çoğu dosyada yeterli olmamaktadır. Hangi tedbir alındı, kişiye ne söylendi, kaç kez uyarı verildi, müdahale ne kadar sürdü, hangi personel katıldı, sonrasında sağlık kontrolü yahut rapor ihtiyacı doğdu mu sorularının cevabı kayda geçmediğinde, savunma tarafı haklı olarak ölçülülük ve doğruluk denetimini zorlamaktadır.

Üçüncü hata, olayın faili olduğu iddia edilen kolluk personeli ile delili toplayan personelin fiilen ayrıştırılmamasıdır. Cezmi Demir ve diğerleri ile Ramazan Demir ve Murat Çelik kararları, bağımsız soruşturma görünümünün yalnız teorik görev dağılımıyla yetinmediğini göstermektedir. Müdahaleyi yapan ekip kendi kamerasını kendi yorumuyla incelemekte, kendi raporunu kendi amir hattında tamamlamakta ve savcılığa yalnız özet metin sunmakta ise, 168 tartışması kısa sürede etkili başvuru ve adil yargılanma sorununa dönüşmektedir.

Dördüncü hata ise, işlemin asıl hukuki temelini geri plana itip bütün dosyayı 168 üzerinden savunmaktır. Oysa men yetkisi çoğu kez arama, elkoyma, keşif, adli muayene veya muhafaza tedbirinin yan unsuru olarak ortaya çıkar. Asıl tedbirin kararı, yazılı emri, süre şartı veya teslim zinciri sorunluysa 168 tek başına dosyayı kurtaramaz. Kanaatimizce müdafinin ve mağdur vekilinin erken aşamada yapması gereken, 168’i izole bir madde gibi tartışmak değil; onu koruduğu asıl işlemle birlikte okuyarak usul kusurlarını tek tek haritalandırmaktır.

Beşinci hata, adlî kolluk ile idari kolluk rolünün aynı tutanak içinde birbirine karışmasıdır. Olay yerinin kalabalık kontrolü, çevre güvenliği ve kamu düzeni boyutu ile delilin muhafazası aynı zaman diliminde yaşanabilir; ancak hangi müdahalenin hangi hukuki sıfatla yapıldığı ayrıştırılmadığında savunulabilirlik azalır. Bir personel hem genel güvenlik tedbiri aldığını hem de 168 kapsamında delil koruduğunu söylüyor, buna rağmen iki rol için ayrı kayıt üretmiyorsa dosya daha baştan bulanıklaşmaktadır. Bu bulanıklık, sonraki aşamada yalnız delilin değil bütün soruşturma çizgisinin güvenirliğini aşındırmaktadır.

VIII. CMK m. 168 İçin Uygulama Kontrol Matrisi

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Kontrol başlığıDayanakNe zaman görünür olmalı?MerciDosyada aranacak somut kayıt
İşlemin hukuken başlamış olmasıCMK m. 160, 161, 164 ve 168İlk olay yeri tutanağındaCumhuriyet savcısı / adlî kollukİşlemin türü, başlama saati, görevli personel ve hukuki dayanak açıkça yazılmalıdır.
Alınan tedbirin yetki içinde kalmasıCMK m. 119, 121, 127 ve ilgili özel maddelerTedbir uygulanırkenSavcılık / sulh ceza hâkimi / kollukKarar, yazılı emir veya gecikmesinde sakınca açıklaması görünür olmalıdır.
Engelleyen davranışın somutlaştırılmasıCMK m. 168Men yetkisi kullanılmadan hemen önceOlay yerindeki adlî kollukHangi davranışın delil, keşif veya muhafaza işlemini fiilen bozduğu ayrıntılı belirtilmelidir.
Zor kullanmanın ölçülülüğüAnayasa m. 13 ve 17; AİHS m. 3; PVSK m. 16Müdahale anında ve hemen sonrasındaKolluk, savcılık, sağlık birimiKullanılan kuvvetin türü, süresi, uyarı zinciri ve varsa sağlık kaydı gösterilmelidir.
Delil ve teslim zinciriCMK m. 121 ve 169Eşya muhafaza altına alınırkenAdlî kolluk / savcılıkEşya listesi, fotoğraf, paketleme, teslim alan görevli ve teslim saati birlikte bulunmalıdır.
Kanun yolu ve başvuru stratejisiCMK m. 267 ve 268; tazminat ve suç duyurusu yollarıİlk müdahaleden hemen sonraSulh ceza, savcılık, ağır ceza, idari ve adli başvuru mercileriİtirazın asıl tedbire mi, zor kullanmaya mı, delil yasağına mı yöneldiği açık kurulmalıdır.

IX. Sık Sorulan Sorular

CMK m. 168 tek başına kişiyi uzun süre alıkoyma yetkisi verir mi?

Hayır. Madde, işlemler sonuçlanıncaya kadar geçici men yetkisi tanımaktadır. Fiilî müdahale kişi hürriyetine daha ağır sınırlama yaratıyorsa bunun ayrıca yakalama veya gözaltı rejimi içinde temellendirilmesi gerekir.

Olay yerinde savcı bulunmadan 168 uygulanabilir mi?

Somut işlem hukuken başlamış ve kolluk görev alanı içinde kalmışsa uygulanabilir; ancak ilk bildirim ve sonraki savcılık denetimi geciktirilemez. Adlî Kolluk Yönetmeliği’nin derhâl bildirim yükümlülüğü bu noktada belirleyicidir.

Bir avukatın veya malikin hukuki itirazı, otomatik olarak 168 kapsamındaki engel sayılır mı?

Hayır. Salt hukuki itiraz, tutanağa şerh düşme talebi veya müdafi çağrısı istemi tek başına 168’i tetiklemez. Somut fiilî davranışın, yürüyen adlî işlemi gerçekten bozuyor olması gerekir.

168 kapsamındaki müdahaleye nasıl itiraz edilir?

İtiraz hattı, korunan asıl işleme göre belirlenir. Arama, elkoyma, yakalama veya delil yasağı tartışması hangi rejime bağlıysa başvuru oradan yürütülür; aşırı güç kullanımı iddiası ayrıca suç duyurusu ve tazminat yollarını da açabilir.

İşlem bittikten sonra da 168'e dayanılarak kişiye müdahale sürdürülebilir mi?

Madde metni buna elverişli değildir. İşlem tamamlandığında 168’in geçici men yetkisi de sona erer; sonraki her müdahale için ayrı hukuki dayanak ve ayrı kayıt gerekir.

X. Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme

CMK m. 168 dosyasında sağlıklı yaklaşım, olay yerindeki gerginliği soyut otorite tartışmasına çevirmeden dört ayrı denetim katmanı kurmaktır. İlk katman, asıl işlemin gerçekten hukuken başlayıp başlamadığıdır. İkinci katman, engel olduğu söylenen davranışın somut biçimde tanımlanmasıdır. Üçüncü katman, kullanılan gücün neden başka bir araçla değil de bu biçimde uygulandığının gösterilmesidir. Dördüncü katman ise, müdahale sonrasında delil ve kayıt zincirinin temiz biçimde kapanmasıdır. Bu dört katmandan biri eksik kaldığında 168 dosyayı koruyan değil, dosyanın en zayıf noktasını görünür kılan başlığa dönüşmektedir. Şüpheli veya sanık müdafii bakımından ilk iş, olay yeri tutanakları ile teslim zincirini aynı kronoloji üzerinde okumaktır. Mağdur vekili bakımından ise soruşturmanın neden aksadığı, delilin neden geç toplandığı ve men yetkisinin gerçekten delili koruyup korumadığı soruları öne çıkar. Söz konusu nedenle aynı madde iki farklı vekillik pratiğinde farklı işlev görür; ancak her iki durumda da başarı, soyut hak ihlali söyleminden çok erken toplanan somut belge setine bağlıdır. Dosya pratiğinde en güvenli yöntem aşağıdaki sıralamayı izlemektir:

  1. İlk olay yeri kaydında işlemin türünü, başlama saatini

    İlk olay yeri kaydında işlemin türünü, başlama saatini ve hukuki dayanağını netleştirin.

  2. Engel olduğu ileri sürülen fiili, uyarı cümlesi ve

    Engel olduğu ileri sürülen fiili, uyarı cümlesi ve tanık bilgileriyle birlikte tutanağa bağlayın.

  3. Kullanılan gücün türünü, süresini ve neden gerekli görüldüğünü

    Kullanılan gücün türünü, süresini ve neden gerekli görüldüğünü ayrı kayıtla görünür kılın.

  4. Eşya listesi, fotoğraf, video ve teslim tutanağını tek

    Eşya listesi, fotoğraf, video ve teslim tutanağını tek kronoloji üzerinde birleştirin.

  5. Başvuruyu 168'e değil, 168'in koruduğu asıl işleme ve

    Başvuruyu 168’e değil, 168’in koruduğu asıl işleme ve varsa aşırı güç kullanımına bağlayarak kurun.

Kanaatimizce 168’in dar ama etkili yorumlanması hem soruşturma kalitesi hem de hak güvenceleri bakımından en isabetli çizgidir. Delilin korunması için anlık müdahale bazen kaçınılmaz olabilir; buna karşılık bu müdahalenin belgesiz, süresiz veya alttaki işlemden kopuk hale gelmesi aynı dosyada ağır usul riski üretmektedir. Ceza hukuku pratiğinde iyi dosya stratejisi, kolluğun yetkisini inkâr etmekten çok o yetkinin hangi kayıtla, hangi sınırla ve hangi kanun yolu bilinciyle kullanıldığını görünür hale getirmektedir.

Son denetim sorusu da buradan doğmaktadır: olay yerindeki müdahale gerçekten delilin korunması için zorunlu muydu, yoksa aynı işlem daha hafif araçlarla yürütülebilir miydi? Bu soruya dürüst ve kayıt destekli cevap verilemediğinde 168’e yaslanmak dosyayı güçlendirmemektedir. Buna karşılık cevap açık ve belgeli kurulabiliyorsa, 168 usul güvenliğini taşıyan meşru bir eşik olarak değer üretmektedir. Profesyonel değerlendirmemiz, savunma ve mağdur vekilliği açısından asıl farkın bu ayrımı erken evrede görünür kılmaktan doğduğu yönündedir.

CMK m. 168 kapsamında olay yeri tedbirlerine direnç, zor kullanma sınırı veya delil güvenliği bakımından ön değerlendirme mi gerekiyor?

CMK m. 168 ekseninde olay yeri tedbirlerinin hukuki sınırı, zor kullanmanın ölçülülüğü, delil zinciri ve itiraz stratejisi hakkında dosya özelinde hukuki inceleme yapılması için iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

Mahkeme Kararları

Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)

Elektronik Kaynaklar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler

Как получить гражданство Турции: основания, документы, процедура и обжалование отказа

Подробный разбор оснований получения гражданства Турции, документов, общего и инвестиционного порядка, брака, этапов рассмотрения и обжалования отказа по официальным источникам.

Read