CMK m. 198, sanık yokken yapılan duruşmadaki karar ve işlemler için tebliğden itibaren bir hafta içinde eski hâle getirme istemine izin verir. Ancak sanık kendi istemiyle bağışık tutulmuşsa veya müdafii aracılığıyla temsil yetkisini kullanmışsa bu telafi yolu kapanır; tebligat zinciri, kanunî neden ve işlem türü birlikte denetlenmelidir.
Ceza yargılamasında yoklukta yapılan bir duruşmanın en ağır sonucu, yalnız o celsenin kaçırılmış olması değildir. Asıl sorun, sanığın kendi yokluğunda kurulan işlem zincirini ne zaman, hangi içerikle ve hangi telafi aracıyla karşılayabileceğidir. CMK m. 198 tam bu boşluğa yerleştirilmiş özel bir düzenlemedir. Hüküm, sanığın yokluğunda yapılan duruşmanın sonuçlarını tamamen ortadan kaldırmaz; fakat yokluğunda verilen karar ve yapılan işlemlerin kendisine tebliğinden sonra, sürenin geçmesinden doğan sonuçları gidermek üzere sınırlı fakat önemli bir usul kapısı açar. İşbu kapı doğru zamanda kullanılmazsa, yoklukta kurulan işlem dizisi kısa sürede geri döndürülemez hale gelebilmektedir.
Uygulamada en sık hata, 198’in yalnız nihai hükme karşı işleyen basit bir kanun yolu süresi sanılmasıdır. Oysa madde lafzı yalnız hükmü değil, “mahkemenin karar ve işlemleri”ni de kapsamaktadır. Demek ki ara karar, tanık dinleme, bilirkişi raporunun okunması, mütalaanın sunulması, süre verilmesi yahut verilmemesi gibi işlemler, yoklukta yapılmış ve sanığın hukuki durumunu etkilemişse 198 tartışmasının konusu olabilmektedir. Buna karşılık her usul eksikliği otomatik eski hâle getirme sonucunu doğurmaz. Tebliğ, kanunî neden, istem süresi ve sanığın yokluk rejimine hangi iradeyle girdiği birlikte değerlendirilmelidir.
İşbu nedenle 198’nci madde, CMK m. 193’teki yokluk kuralı, m. 196’daki bağışıklık ve uzaktan katılım, m. 197’deki müdafi ile temsil, genel eski hâle getirme rejimini düzenleyen 40 ilâ 42’nci maddeler, tebligat ve bildirim eşiği, ilk sorgu sırası ve savunma hazırlığı ile birlikte okunmalıdır. Kanaatimizce 198’in gerçek değeri de burada ortaya çıkmaktadır: sanığın yokluğunda yürüyen kovuşturma pratiğini sınırsızlaştırmamakta, mahkemeyi bilgilendirme ve telafi bakımından daha disiplinli davranmaya zorlamaktadır.
I. CMK m. 198’in Hukuki Niteliği: Genel Eski Hâle Getirme Rejiminin İçinde Özel Bir Savunma Güvencesi
CMK m. 198, klasik eski hâle getirme kurallarından tamamen bağımsız bir müessese değildir; aksine onların ceza yargılamasındaki özel görünümüdür. Kanun koyucu, yoklukta yapılan duruşmanın sanık bakımından daha kırılgan sonuçlar doğurabileceğini kabul ederek, karar ve işlemlerin tebliğinden sonra bir haftalık özel bir başvuru imkânı tanımıştır. Bu sebeple 198’i yalnız süre hukuku başlığı altında değil, savunma hakkının telafi mekanizması olarak okumak gerekir. Zira sanığın duruşmada hazır bulunma hakkı zedelenmişse, bu zedelenmenin etkili giderim kanalına ihtiyaç bulunduğu açıktır.
Anayasa Mahkemesi’nin Erol Aydeğer, Nurten Aksu ve Murat Tezel kararlarında vurguladığı temel ilke, sanığın mahkeme önünde hazır bulunmasının adil yargılanmanın asli unsurlarından biri olduğudur. Şehrivan Çoban, Emrah Yayla, Abdullah Özevin ve Mehmet Ergün kararları ise bu ilkenin yalnız duruşma salonuna fiziksel erişimle sınırlı olmadığını; sanığın esaslı işlemler hakkında bilgi sahibi olabilmesi ve etkili katılım fırsatı bulabilmesi gerektiğini göstermektedir. İşbu çizgi, 198 bakımından şu sonuca götürür: yoklukta yapılan oturumun telafisi, soyut süre hesabından ibaret görülemez; telafinin savunma hakkını gerçekten onarıp onarmadığı da dikkate alınmalıdır.
AİHM’in Colozza/İtalya ve Sejdovic/İtalya kararları, yoklukta yargılamanın ancak gerçek bildirim, bilinçli feragat ve sonradan etkili giderim imkanı bulunduğunda sözleşmeye uygun sayılabileceğini ortaya koymuştur. Hermi/İtalya ve Russu/Moldova kararlarında da mahkeme, duruşmaya katılımın şekli değil etkili olup olmadığı üzerinde durmuş, özellikle savunmanın yargılamanın belirleyici safhalarından haberdar edilmesinin önemini vurgulamıştır. Bu uluslararası çerçeve 198’nin Türk hukukundaki işlevini daha anlaşılır kılar: yokluk, ancak telafisi mümkün olduğu ölçüde katlanılabilir bir usul durumu hâline gelir.
Doktrinde baskın görüş de 198’in yalnız “kaçırılan süreyi uzatma” kuralı olmadığı yönündedir. Nur Centel’in eski hâle getirme çalışması, bu kurumun kusursuz veya haklı mazeretli tarafı yargısal sürecin dışına itmemek için tasarlandığını göstermektedir. Erkan Sarıtaş, sanığın yokluğunda duruşma hükümlerinin istisna mahiyetini vurgularken 198’in bu istisnaların savunma hakkını tamamen yutmasını önleyen denge maddelerinden biri olduğunu belirtmektedir. Kanaatimizce 198 de tam bu nedenle dar ama etkin yorumlanmalıdır: kolaylaştırılmış başvuru kapısı olarak görülmeli, fakat bilinçli feragat veya iradi temsil hâllerini bertaraf eden sınırsız bir düzeltme aracı haline getirilmemelidir.
CMK m. 198, yoklukta yapılan her işlemi otomatik olarak hükümsüz kılan bir iptal normu değildir. Asıl işlevi, sanığın yokluğunda kurulan işlem zincirine karşı, tebligat ve kanunî neden temelli sınırlı fakat etkili bir telafi yolu sağlamaktır.
II. Başvurunun Dört Eşiği: Yoklukta Duruşma, Tebliğ, Bir Haftalık Süre ve Kanunî Neden
198’in uygulanabilmesi için ilk koşul, duruşmanın gerçekten sanık hazır bulunmaksızın yapılmış olmasıdır. Bu basit görünen koşul, uygulamada çoğu kez tartışmalıdır. Sanık SEGBİS odasında hazır edilmiş fakat bağlantı kurulamamış olabilir; müdafi salondadır ama sanığın yokluğu sadece tutanağa geçirilmeyebilir; mahkeme sanığı bağışık tuttuğunu düşünürken savunma bu iradenin bulunmadığını ileri sürebilir. İlk eşik bu sebeple yokluğun usulî niteliğinin netleştirilmesidir: sanık gerçekten yok muydu, yokluk hangi rejime dayanıyordu, bu rejim iradi mi zorunlu mu görünüyordu?
İkinci koşul, mahkemenin karar ve işlemlerinin sanığa tebliğidir. Kanun, bir haftalık sürenin başlangıcını yokluk celsesinin tarihi değil, tebliğ tarihi olarak belirlemiştir. Bu tercih tesadüf değildir. Çünkü sanık celseye katılmamışsa, telafi hakkının fiilen kullanılabilmesi için önce hangi işlem yapıldığını öğrenebilmesi gerekir. Yalnız nihai hükmün tebliği değil, sanığın hukuki durumunu etkileyen ara işlemlerin de bildirim rejimi içinde düşünülmesi bu sebeple önem taşımaktadır. Tebligatın hiç yapılmaması veya içerik bakımından yetersiz kalması, sürenin başlaması ve telafi imkanının gerçekliği bakımından doğrudan sonuç doğurur.
Üçüncü koşul, bir haftalık başvuru süresidir. Bu süre kısa olmakla birlikte ceza muhakemesinin sürüncemede kalmaması amacıyla bilinçli biçimde dar tutulmuştur. Ne var ki kısa süre, uygulamanın katı ve mekanik yürütülmesini meşrulaştırmaz. Tebliğ gerçekten öğrenmeyi sağlamamışsa, hangi işlem nedeniyle hak kaybı doğduğu anlaşılmamışsa veya sanık ceza infaz kurumu içinde fiilen başvuru imkanına erişememişse, süre hesabı yüzeysel biçimde kurulamaz. Savunma makamı bu aşamada tebliğin tarihi kadar tebliğin işlevini de tartışmalıdır.
Dördüncü koşul ise kanunî nedendir. 198, “kanunî nedenlere dayanarak” ifadesini kullanmakta; böylece telafi talebinin sırf geç kalındı diye değil, hukuken anlamlı bir mazeret veya usul kusuru üzerine bina edilmesini aramaktadır. Burada söz konusu neden, yalnız sağlık raporu veya mücbir sebep değildir. Usulsüz tebligat, yoklukta yapılan esaslı işlemin sanığa bildirilmeyişi, ceza infaz kurumundaki fiili erişim engeli, mahkemenin bağışıklık veya temsil iradesini yanlış varsayması gibi durumlar da talebin normatif temelini oluşturabilir. Kanaatimizce 198 dosyalarında başarı, kanunî neden unsurunun somut olay belgeleriyle birlikte kurulmasına bağlıdır.
Bu aşamada zorunlu süjelerin varlığı ile bağışıklık veya SEGBİS kararı ayrıca karşılaştırılmalıdır. Çünkü sanığın yokluğunda yapılan işlemin gerçekten telafiyi gerektirip gerektirmediği, çoğu zaman celsenin niteliğine bağlıdır. Delil ikamesi, mütalaa, son söz yahut kişisel açıklama ihtiyacı barındıran oturumlarda, bir haftalık sürenin fiili kullanılabilirliği çok daha sıkı denetlenmelidir. İşbu nedenle 198 başvurusu hazırlanırken yalnız tarih çizelgesine değil, yokluk celsesinin hukuki ağırlığına da yer verilmelidir.
III. “Karar ve İşlemler” İbaresinin Kapsamı: Sadece Hüküm Değil, Süreci Etkileyen Ara Aşamalar da Denetim Konusudur
198’nci maddenin en sık eksik okunan bölümü, “mahkemenin karar ve işlemleri” ifadesidir. Bu ibare yalnız hükmü kapsasaydı kanun koyucu doğrudan hükümden söz edebilirdi. Bunun yerine daha geniş bir dil tercih edilmiş olması, ara kararların ve celse içi usul işlemlerinin de belirli koşullarda telafi denetimine konu olabileceğini göstermektedir. Bilirkişi raporunun okunması, tanığın dinlenmesi, esas hakkındaki mütalaanın sunulması, savunma için sürenin verilmesi yahut reddi, yoklukta alınan usul kararları ve bunların sanığın hukuki durumuna etkisi bu kapsamda tartışılabilir.
Bu genişlik sınırsız değildir. Her küçük tutanak eksikliği yahut şekli hata otomatik olarak 198 başvurusunu haklı kılmaz. Ölçüt, işlemin sanığın hukuki durumuna gerçek etkisidir. AYM’nin Mehmet Ergün ve S.Ö. kararlarında görünür hale geldiği üzere, özellikle esaslı işlemlerin yapıldığı oturumlarda sanığın bilgi sahibi olamaması veya yorum yapamaması adil yargılanma bakımından ağırlık taşır. Dolayısıyla 198 talebinde asıl soru “bir işlem yapıldı mı” değil, “bu işlem yoklukta yapılmakla savunma imkanını somut biçimde zayıflattı mı” sorusudur.
Anılan ayrım kanun yolu stratejisinde de belirleyicidir. Örneğin yoklukta bir tanığın dinlenmesi tek başına her zaman telafi edilmesi imkânsız bir eksiklik doğurmayabilir; fakat aynı tanığın belirleyici tek tanık olması, müdafiin hazır bulunmaması veya sanığa sonradan etkin karşı koyma fırsatı tanınmaması halinde sonuç değişir. Benzer şekilde esas hakkındaki mütalaanın yoklukta sunulması, sonradan sanığa tebliğ edilmeden hükme geçilmesi halinde çok daha ağır bir savunma sorunu üretir. Bu nedenle 198 başvurusu, soyut norm aktarımı değil, işlem etkisi analizi gerektirir.
İyi dosya pratiği, yoklukta yapılan her esaslı işlemi ayrı başlık altında not etmektir. Hangi tarihte hangi işlem yapıldı, müdafi hazır mıydı, sanık sonradan nasıl bilgilendirildi, yeniden söz alma veya delil tartışma imkanı verildi mi? Bu dört sorunun cevabı, işlemin 198 bağlamında telafi edilip edilemeyeceğini belirler. Kanaatimizce 198’in en kritik faydası da budur: ceza yargılamasını “son hüküm tebliğ edilince bakarız” mantığından çıkarıp süreç içi usul şeffaflığına zorlamaktadır.
Yoklukta yapılan işlem yalnız hüküm cümlesiyle sınırlı değildir. Esaslı tanık beyanı, bilirkişi raporu, mütalaa, süre kararı veya kanun yolu bildirimi yoklukta kurulmuşsa ve sonradan etkili biçimde taşınmamışsa, 198 incelemesi salt final kararı üzerinden yürütülemez.
IV. CMK m. 198/2: Bağışık Tutulma veya Müdafi ile Temsil Sonrasında Telafi Kapısının Kapanması
198’in ikinci fıkrası, ilk fıkradan daha kısa fakat sonuçları bakımından daha keskindir. Sanık kendi istemi üzerine duruşmadan bağışık tutulmuşsa veya müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmışsa artık eski hâle getirme isteminde bulunamaz. Bu hüküm, telafi rejiminin bilerek seçilmiş yokluk hâllerinde işletilmeyeceğini kabul etmektedir. Kanun koyucu burada açık bir tercih yapmaktadır: sanığın kendi iradesiyle kurduğu temsil veya bağışıklık rejimi, sonradan “celseye katılmadım” gerekçesiyle aynı alanda ikinci bir telafi kapısı açmaz.
Bu kuralın en önemli sonucu, temsil iradesinin dosyada gerçekten görünür olması gereğidir. Sanık yazılı başvuruyla bağışıklık talep etmiş olabilir; önceki sorguda bu konuda açık beyan vermiş olabilir; yahut müdafii aracılığıyla temsil yetkisini kullanmış olabilir. Ne var ki bu irade dosyada belirsizse, 198/2’nin uygulanması da otomatik hale getirilemez. Savunma makamı açısından güvenli yol, temsil ve bağışıklık taleplerini açık tarihli, sonuçları anlatılmış ve mümkünse müvekkil teyidi bulunan kayıtlarla kurmaktır. Aksi halde mahkeme sonradan 198/2’yi geniş yorumlayabilir.
Burada sıkça karışan husus, müdafiin oturumda hazır bulunmuş olması ile sanığın “müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanması”nın aynı şey olup olmadığıdır. Kanaatimizce her celse açısından bu ilişkinin ayrıca açıklığa kavuşturulması gerekir. Müdafiin bir celseye katılması, temsil iradesinin bütün sonrakileri kapsadığı sonucunu otomatik biçimde doğurmaz. Bununla birlikte dosyada açık temsil beyanı mevcutsa ve sanık bu rejimin sonuçlarını bilerek seçmişse, 198/2’nin kapatıcı etkisi belirgin hale gelir. Sorun da tam burada çıkar: mahkeme çoğu dosyada irade ile fiili durumu birbirine karıştırabilmektedir.
Uygulama bakımından en kritik gerilim, müdafiin gerçekten etkili davranmadığı yahut belirli işlemlerden sanığı haberdar etmediği durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu hâllerde salt “temsil vardı, o halde 198 kapalıdır” yaklaşımı savunma hakkı bakımından sert sonuçlar üretebilir. Bununla birlikte doğrudan ve kesin bir karşı kural da kurmak mümkün değildir. Çünkü kanun metni açık bir kapatıcı sonuç doğurmaktadır. Bu itibarla savunma stratejisinin ağırlığı, temsil iradesinin kapsamı, bilgilendirmenin yeterliliği ve ilgili işlemin sanığın aleyhine gerçek etkisi üzerinde toplanmalıdır. Kanaatimizce 198/2 dosyalarında çözüm, siyah-beyaz şemalardan ziyade irade ve bilgi zincirinin birlikte incelenmesidir.
V. Tebligat Disiplini, Cezaevi Koşulları ve Kanun Yolu Başvurusuna Etkisi
198’in çalışabilmesi için tebligat mekanizmasının gerçekten işlemesi gerekir. Tebliğ sadece evrakın çıkarılması değildir; sanığın yokluğunda neler yapıldığını anlayabilecek içerikte ve fiilen ulaşılabilir biçimde bildirim sağlanmasıdır. Özellikle başka dosyadan hükümlü veya tutuklu olan kişiler bakımından bu mesele daha hassastır. Ceza infaz kurumunda evrakın geç ulaşması, kanun yolu usulünün açık anlatılmaması, başvuru merciinin gösterilmemesi veya SEGBİS/yüz yüze duruşma ayrımının belirsiz bırakılması, 198 tartışmasının merkezine oturur.
Tebligat Kanunu rejimi ile ceza muhakemesi usulü burada birbirine temas eder. Hangi kararların yalnız müdafie, hangilerinin sanığa da tebliği gerektiği; yoklukta yapılan ara işlemlerin sonradan nasıl aktarılacağı; öğrenmenin gerçekten ne zaman gerçekleştiği soruları soyut biçimde değil, somut evrak üzerinden tartışılmalıdır. Mahkeme yalnız hükmü tebliğ etmiş, fakat önceki esaslı işlemleri hiç görünür kılmamışsa; bu durumda bir haftalık sürenin fiilen kullanılabilir olup olmadığı da ayrıca değerlendirilmelidir.
AYM’nin S.Ö. kararındaki karşıoy yazısında da görünür hale geldiği üzere, esas hakkındaki mütalaanın sanığa tebliğ edilmesi, savunma için süre tanınması ve sanığın kişisel savunma alanının korunması yalnız şekli adımlar değildir. Bu unsurlar eksik olduğunda, temsil veya uzaktan katılım görüntüsü içinde bile savunma için gerekli zaman ve kolaylıklar zedelenebilir. Bu yaklaşım 198 bakımından da önemlidir; çünkü sanığın sonradan başvuru yapabilmesi için, hangi işlemi hangi sürede ve hangi gerekçeyle hedef alacağını bilebilir durumda olması gerekir.
Dosya stratejisinde en güvenli yöntem, cezaevi içi başvuru yollarını da baştan planlamaktır. Tebliğ tarihi, kurum evrak kayıt tarihi, sanığın fiili öğrenme tarihi, müdafi ile görüşme zamanı, dilekçenin kurum idaresine teslim tarihi ve mahkemeye ulaştığı tarih tek tek kayıt altına alınmalıdır. 198 talepleri çoğu zaman bu küçük tarih düğümleri üzerinden kabul veya red görmektedir. Kanaatimizce iyi bir 198 dosyasını ayakta tutan en önemli unsur, hukuki tez kadar güçlü zaman çizelgesidir.
VI. Yargısal ve Doktrinel Tartışma: Etkili Giderim, Feragat ve Savunma Dengesi
AYM içtihadının ana yönü, ceza yargılamasında sanığın yargılamaya etkili katılımına gerçek imkan tanınması gerektiğidir. Erol Aydeğer ve Nurten Aksu kararlarında mahkeme, duruşmada hazır bulunmanın genel hak niteliğini vurgulamış; Şehrivan Çoban, Emrah Yayla ve Abdullah Özevin kararlarında ise bu hakkın ancak somut zorunluluk gösterildiğinde sınırlandırılabileceğini belirtmiştir. Mehmet Ergün ile S.Ö. dosyaları, esaslı işlemler yapılan celselerde salt görünürde temsilin yeterli olmayabileceğini, bilgi sahibi olma ve görüş sunma imkanının ayrıca tartılması gerektiğini göstermektedir. Bu içtihat çizgisi 198 için doğrudan önemlidir; çünkü etkili telafi değerlendirmesi, yoklukta kurulan işlemin sanığa ne ölçüde taşınabildiği sorusuna bağlıdır.
Doktrinde Nur Centel’in eski hâle getirme müessesesine ilişkin yaklaşımı, kurumun kusursuz veya haklı nedenle süreyi kaçıran kişiyi usulden dışarı itmemek için var olduğunu ortaya koymaktadır. Hamide Zafer’in savunma hakkı çalışması ise müdafi yardımının ve savunma için gerekli zaman-kolaylıkların yalnız biçimsel değil maddi anlam taşıdığını göstermektedir. Erkan Sarıtaş ile Uğur Ersoy’un yoklukta duruşma incelemeleri de, in absentia rejimlerinin dar yorumlanması gerektiği ve sanığın yokluğundaki işlem zincirinin savunma hakkı ekseninde titizlikle denetlenmesi gerektiği yönündedir.
Buna karşılık uygulamada daha pratik bir damar da bulunmaktadır. Bu çizgi, temsil veya bağışıklık iradesi dosyada görünüyorsa 198/2’nin sert biçimde uygulanması gerektiğini, aksi halde ceza yargılamasının kapanamaz hâle gelebileceğini savunur. Bu görüşün düzen istikrarı bakımından anlaşılır bir yönü vardır. Ne var ki temsilin sınırları belirsiz, bilgilendirme zayıf ve yoklukta yapılan işlem esaslı ise, salt usul ekonomisine yaslanan katı yaklaşım savunma hakkını zedeleyebilir. Bu bakımdan karşıt görüşün de olay bazlı filtrelerle sınırlandırılması gerekir.
Kanaatimizce isabetli denge şu şekilde kurulmalıdır: 198/2, bilinçli bağışıklık ve temsil hâllerinde ciddiyetle uygulanır; ancak mahkeme önce bu iradenin gerçekten mevcut, anlaşılır ve dosyada görünür olduğunu göstermelidir. Ayrıca yoklukta yapılan işlemin içeriği, sonradan hangi yolla bildirildiği ve sanığın başvuru imkanına fiilen erişip erişemediği de incelenmelidir. Böyle bir denge kurulmadığında 198 ya gereksiz genişletilir ya da gereğinden katı biçimde kapatılır. Her iki uç da sağlıklı değildir.
VII. Başvuru Dilekçesi, Belge Mimarisi ve Merci Seçimi
198 başvurusu teknik olarak kısa sürede hazırlanır; fakat iyi hazırlanması için dosya malzemesinin önceden toplanmış olması gerekir. İlk belge seti yokluk celsesine ilişkindir: duruşma tutanağı, çağrı kâğıdı, tebliğ evrakı, varsa müdafi beyanı, varsa SEGBİS veya cezaevi yazışmaları. İkinci set, tebliğ ve öğrenme zamanını gösterir evraktır. Üçüncü set ise kanunî nedeni somutlaştıran belgelerdir: sağlık raporu, sevk yazısı, kurum teslim fişi, avukat görüşme notu, kurum dilekçe kayıt çıktısı veya erişim engeline ilişkin resmi kayıtlar.
Dilekçede öncelikle hangi karar veya işlemin hedef alındığı açıkça belirtilmelidir. “Yokluğumda işlem yapıldı” cümlesi tek başına yeterli değildir. Hangi tarihte hangi celsede, hangi tanık, hangi rapor, hangi mütalaa yahut hangi ara karar bakımından hak kaybı doğduğu ayrı başlıklar halinde yazılmalıdır. Ardından sürenin neden tebliğden itibaren hesaplandığı ve başvurunun bu süre içinde yapıldığı somut tarih çizelgesiyle gösterilmelidir. Son aşamada ise kanunî neden ve savunma hakkına etkisi birlikte açıklanmalıdır.
Merci bakımından da dağınıklığa izin verilmemelidir. Eski hâle getirme istemi, yoklukta yapılan karar ve işlemlerin ait olduğu mahkemeye yöneltilir; ancak aynı olay kanun yolu başvurusuyla iç içe geçmişse, üst merci bakımından sürenin korunup korunmadığı da ayrıca belirtilmelidir. Bu sebeple iyi uygulamada iki talepli dilekçe yapısı çoğu kez isabetlidir: bir yandan eski hâle getirme istenir, diğer yandan kabul halinde işletilmesi gereken itiraz/istinaf/temyiz veya savunma süresi açıkça gösterilir. Böylece talep, soyut bir şikayet değil, somut usul restorasyonu halini alır.
Belge mimarisi kurulurken bildirim evrakı, temsil iradesi kayıtları, bağışıklık veya uzaktan katılım kararları ve yokluk tutanakları aynı klasörde birlikte okunmalıdır. Çünkü 198 başvurusu çoğu dosyada tek bir hataya değil, birbirini besleyen küçük usul boşluklarına dayanır. Mahkeme bu zinciri tek bakışta görebildiğinde, başvurunun soyut yakınma değil somut usul restorasyonu olduğu daha net anlaşılır.
Pratikte yapılan en önemli hata, 198 dilekçesinin yalnız ilke anlatımına boğulmasıdır. Oysa mahkeme önüne gelen metnin şu dört soruya cevap vermesi gerekir: ne oldu, ne zaman öğrenildi, neden süresinde işlem yapılamadı, şimdi hangi usul sonucunun geri alınması isteniyor? Kanaatimizce 198 başvuruları, en başarılı sonucunu bu dört sorunun kısa ama belgeli biçimde cevaplandığı dosyalarda vermektedir.
Bir başka kritik eşik de başvurunun teslim anının ispatıdır. Ceza infaz kurumunda bulunan sanıklar bakımından mahkemeye fiilen ulaşma tarihi ile kurum görevlisine teslim tarihi aynı olmayabilir. Bu nedenle dilekçeye yalnız mahkeme havale kaydı değil, kurum teslim fişi, gelen-giden evrak numarası ve mümkünse müdafiin aynı gün yaptığı teyit başvurusu da eklenmelidir. İşbu kayıt zinciri kurulmadığında, mahkeme bir haftalık süreyi yalnız havale tarihi üzerinden okuyabilir ve başvurunun zamanında yapıldığı yönündeki en güçlü dayanak kaybolur. Özellikle müdafiin dosya erişimi ve zorunlu süjeler başlıklarıyla kesişen dosyalarda bu teslim zinciri, telafi talebinin ciddiyetini belirleyen ana unsurlardan biri hâline gelmektedir.
Aynı sebeple 198 dilekçesinin sonuç bölümünde yalnız “eski hâle getirme kabul edilsin” denilmesiyle yetinilmemelidir. Kabul halinde hangi işlemin yenileneceği, sanığın hangi celsede bizzat hazır edilmesinin talep edildiği, savunma için ek süre gerekip gerekmediği ve varsa mütalaaya karşı ne kadar cevap süresi istendiği açıkça yazılmalıdır. Böyle bir sonuç istemi, 198’i teorik bir mazeret kurumu olmaktan çıkarıp somut usul restorasyonuna dönüştürür. Değerlendirmemizce mahkemeler de, telafi sonucunun hangi başlıkta kurulacağı net gösterilen başvurularda daha sağlıklı karar verebilmektedir.
Başvuru planı hazırlanırken yoklukta geçen celsenin tek başına değil, sonraki kanun yolu takvimiyle birlikte okunması gerekir. Örneğin hükmün açıklanmasından hemen önceki oturumda mütalaa ve delillerin tartışılması safhası yürütülmüşse, 198 dilekçesinde yalnız mazeret değil, eksik kalan savunma işleminin hangi kapsamda tamamlanacağı da gösterilmelidir. Sanığın bizzat açıklama yapması, müdafiin ek beyanda bulunması, ek delil sunulması veya son söz hakkının yenilenmesi talepleri ayrı ayrı yazıldığında, mahkeme eski hâle getirme isteminin usul ekonomisini bozan belirsiz bir başvuru değil, belirli bir savunma boşluğunu kapatmaya yönelen ölçülü bir talep olduğunu daha net görmektedir.
VIII. 198 Dosyaları İçin Kontrol Matrisi
Yoklukta yapılan işlemlere karşı eski hâle getirme talebini soyut bırakmamak için, her dosyada aynı denetim tablosunu işletmek yararlıdır. Aşağıdaki matris, 198 uygulamasında gözden kaçan temel eşikleri özetlemektedir.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Başlık | Dayanak | Dosyada Kontrol Edilecek Nokta | Başlıca Risk |
|---|---|---|---|
| Yokluk celsesi | CMK m. 193, 198 | Sanığın gerçekten hazır bulunmadığı ve yokluk rejiminin türü net mi | Yanlış rejim üzerinden 198’in kapatılması |
| Tebliğ tarihi | CMK m. 198/1 | Karar ve işlemler ne zaman, hangi içerikle bildirildi | Bir haftalık sürenin yanlış başlatılması |
| Kanunî neden | CMK m. 198/1, 40-42 | Mazeret veya usul kusuru resmi belgeyle destekleniyor mu | İstemin soyut gerekçeyle reddi |
| Temsil veya bağışıklık iradesi | CMK m. 196, 197, 198/2 | Sanık kendi istemiyle temsil/bağışıklık rejimine girdi mi | 198/2’nin otomatik ve geniş yorumlanması |
| Esaslı işlem niteliği | AYM/AİHM içtihadı | Tanık, rapor, mütalaa veya son söz gibi belirleyici bir aşama mı | İşlemin etkisinin küçümsenmesi |
| Kanun yolu bağlantısı | İlgili itiraz/istinaf/temyiz hükümleri | Eski hâle getirme kabul edilirse hangi usul adımı canlanacak | Telafi talebinin sonuçsuz kalması |
IX. Sık Sorulan Sorular
Hayır. Madde metni yalnız hükmü değil mahkemenin yoklukta yaptığı karar ve işlemleri de kapsar. Ancak her işlem ayrı ayrı değerlendirilir; somut hak kaybı yaratmayan önemsiz eksiklikler otomatik kabul sonucu doğurmaz.
Kanun açık biçimde tebliğ tarihini esas alır. İşbu nedenle yokluk celsesinden çok sonra tebliğ yapılan dosyalarda süre, tebliğin sanığa ulaştığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
CMK m. 198/2 kural olarak temsil yetkisi kullanılmışsa eski hâle getirme yolunu kapatır. Bununla birlikte temsil iradesinin gerçekten mevcut olup olmadığı ve hangi işlemleri kapsadığı somut dosyada dikkatle incelenmelidir.
Evet. Tebligat öğrenmeyi fiilen sağlamamışsa veya içeriği hangi işleme karşı ne yapılacağını anlaşılır biçimde göstermiyorsa, bu durum 198 başvurusunun temel gerekçelerinden biri olabilir.
Hayır. Hangi karar veya işlemin yoklukta yapıldığı, bunun sanığın savunmasını nasıl etkilediği ve kabul halinde hangi usul sonucunun geri alınmasının istendiği de açıkça yazılmalıdır.
Kurum teslim tarihi, evrak kayıt numarası ve fiili öğrenme zamanı belgelenmelidir. 198 başvurusunda süre hesabı bu kayıtlarla birlikte kurulmalı; yalnız mahkeme havale tarihiyle yetinilmemelidir.
X. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 198, ceza yargılamasında yoklukta ilerleyen süreci hukuk güvenliğiyle bağlayan kısa ama kritik bir düğüm noktasıdır. Hüküm doğru kullanıldığında, sanığın yokluğunda yapılan işlemler karşısında etkili bir telafi kapısı açar; yanlış kullanıldığında ise ya savunma hakkı gereksiz biçimde daralır ya da usul ekonomisi adına telafi ihtimali baştan kapatılır. Dolayısıyla 198 tartışması, yalnız süre hesabı değil; aynı zamanda tebligat, temsil, irade ve esaslı işlem yoğunluğunun birlikte değerlendirilmesidir.
Sağlıklı uygulama için şu üç adımın birlikte kurulması gerekir:
- Yoklukta yapılan her esaslı işlem sonradan sanığa anlaşılır biçimde bildirilmelidir.
- Temsil veya bağışıklık iradesi dosyada açık ve sonuçları anlatılmış şekilde kurulmalıdır.
- Eski hâle getirme dilekçesi, yalnız mazeret anlatan değil, somut işlem-süre-merci ilişkisini kuran belgeli bir başvuru olarak hazırlanmalıdır.
Buna ek olarak savunma makamı, 198 başvurusunu kanun yolu taktiğinden bağımsız görmemelidir. İlk celse düzeni, savunma için ek süre ve müdafi ile temsilin sonuçları birlikte düşünüldüğünde, hangi istemin hangi aşamada daha etkili olacağı daha net görülebilir. Eski hâle getirme bazen tek başına, bazen itiraz veya istinaf stratejisiyle birlikte anlam kazanır; dilekçe bunu peşinen göstermelidir.
Kanaatimizce 198’nin en önemli hatırlatması şudur: ceza yargılamasında yokluk, yalnız celseyi kaçırmak değildir; bilginin, savunmanın ve kanun yolu fırsatının hangi noktada koptuğunu gösteren bir usul alarmıdır. Bu alarm zamanında okunursa telafi mümkündür; geç okunursa yokluk, sonradan açıklanması güç bir hak kaybına dönüşür.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36 ve 141.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 40, 41, 42, 193, 196, 197, 198, 206, 216 ve 289.
- 7201 sayılı Tebligat Kanunu, özellikle sanığa ve temsilciye yapılacak bildirim rejimi bakımından ilgili hükümler.
- Adalet Bakanlığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu resmî derleme metinleri.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi, 5271 sayılı Kanun kabul bilgileri ve gerekçe kayıtları.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
Mahkeme Kararları
- AYM, Erol Aydeğer [1. B.], B. No: 2013/4784, T. 07.03.2014.
- AYM, Nurten Aksu [2. B.], B. No: 2014/6996, T. 13.09.2017.
- AYM, Murat Tezel [2. B.], B. No: 2017/20307, T. 13.10.2020.
- AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020.
- AYM, Emrah Yayla, B. No: 2017/38732, T. 06.02.2020.
- AYM, Abdullah Özevin, B. No: 2019/24034, T. 29.09.2021.
- AYM, Mehmet Ergün, B. No: 2019/34180, T. 25.07.2023.
- AYM, S.Ö., B. No: 2020/38783, T. 04.07.2024.
- AİHM, Colozza/İtalya, B. No: 9024/80, T. 12.02.1985.
- AİHM, Sejdovic/İtalya [GC], B. No: 56581/00, T. 01.03.2006.
- AİHM, Hermi/İtalya [GC], B. No: 18114/02, T. 18.10.2006.
- AİHM, Russu/Moldova, B. No: 7413/05, T. 13.11.2008.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Centel, Nur, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hale Getirme”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 51, S. 1-4, 1985.
- Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları.
- Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık.
- Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık.
- Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi.
- Zafer, Hamide, “Savunma Hakkı ve Sınırları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 19, S. 2, 2013.
- Sarıtaş, Erkan, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020.
- Ersoy, Uğur, “Ceza Muhakemesinde In Absentia Duruşma Yapılması ve Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Üzerine Bazı Düşünceler”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, 2020.
- Doğan, İdris / Bozdağ, Ahmet, “Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 22, S. 3, 2023.
- Korkmaz, Emre, “Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2025.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, duruşmada hazır bulunma ve savunma için gerekli zaman-kolaylık başlıklı karar kayıtları.
- HUDOC, in absentia yargılama ve etkili giderim ölçütlerine ilişkin karar kayıtları.
- DergiPark, eski hâle getirme, sanığın yokluğunda duruşma ve SEGBİS başlıklı akademik yayın kayıtları.
