CMK m. 197, sanık salonda bulunmasa da müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunabileceğini kabul eder. Buna rağmen ilk sorgu, esaslı savunma, son söz, tebligat zinciri ve CMK m. 198’deki eski hâle getirme yasağı birlikte değerlendirilmezse, temsil kolaylığı kısa sürede savunma hakkı riskine dönüşebilmektedir.
Ceza yargılamasında sanığın duruşmada bizzat hazır bulunması kural, yokluğu ise istisna niteliğindedir. Bununla birlikte kovuşturma pratiği yalnız fiziki hazır bulunma üzerinden yürümemektedir. Sanık kimi zaman başka dosyada tutuklu olmakta, kimi zaman bağışık tutulma talebinde bulunmakta, kimi zaman da kanunen yokluğunda duruşma yapılabilen dar bir rejimin içinde yer almaktadır. Tam bu noktada CMK m. 197 devreye girmekte ve sanığın yokluğu ile savunmanın yokluğu arasına açık bir çizgi çekmektedir. İşbu madde, mahkemenin “sanık gelmedi, o halde müdafi de salona alınmaz” şeklindeki fiili refleksine izin vermemekte; savunmanın, sanığın fiziksel katılımından bağımsız bir kurumsal varlık taşıdığını teyit etmektedir.
Uygulamada asıl sorun, 197’nci maddenin çoğu zaman tek cümlelik kısa bir norm gibi okunması ve bu sebeple etkisinin küçümsenmesidir. Oysa hüküm kısa olmakla beraber sonuçları dar değildir. Müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunabilmesi; tebligatın kime ve nasıl yöneltileceğini, delillerin yoklukta nasıl tartışılacağını, mazeretli yokluk ile iradi yokluk arasındaki ayrımı, esas hakkındaki mütalaa ve son söz safhasında savunmanın hangi zeminde sürdürüleceğini ve nihayet CMK m. 198/2 uyarınca eski hâle getirmenin kapanıp kapanmadığını doğrudan etkilemektedir. Başka bir ifadeyle 197, yalnız kapıdan içeri girme hakkı değil; yoklukta yürüyen oturumun savunma mimarisidir.
Bu nedenle 197’nci maddenin 193, 195, 196, 198, 206 ve 289’uncu maddelerle birlikte okunması zorunludur. CMK m. 193’ün hazır bulunma kuralı, m. 196’nın bağışıklık ve SEGBİS rejimi, m. 191’deki ilk sorgu eşiği, m. 188’deki zorunlu süjeler ve m. 190’daki savunma hazırlığı dikkate alınmadan 197’nin gerçek işlevi anlaşılamaz. Kanaatimizce bu maddede korunmak istenen çekirdek, yalnız sanığın avukat gönderebilmesi değildir; yoklukta dahi savunmanın duruşma salonunda kurumsal biçimde temsil edilmesi ve mahkemenin bu temsili etkisizleştirememesidir.
I. CMK m. 197’nin Normatif Konumu: Sanığın Yokluğu Savunmanın Yokluğu Anlamına Gelmez
CMK m. 197’nin tek fıkrası, ilk bakışta son derece sade görünmektedir: sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir. Bu sadelik yanıltıcıdır. Hüküm, önce 193’ün ana kuralını zımnen kabul eder; yani sanığın duruşmada bulunması esas olup yokluk ancak kanunun izin verdiği veya hukuken katlanılabilir saydığı alanlarda gündeme gelir. Bunun hemen ardından 197, savunmanın fiziksel yokluk sebebiyle salondan çıkarılamayacağını bildirir. Böylelikle ceza muhakemesinin kişisel savunma ile teknik savunma arasında kurduğu çift katmanlı güvence görünür hâle gelir.
Anayasa Mahkemesi, sanığın duruşmada hazır bulunma hakkını savunma hakkının ilk eşiği olarak görmektedir. Erol Aydeğer kararında Mahkeme, sanığın mahkeme önünde hazır bulunabilmesinin kendini savunma hakkından yararlanmanın ilk koşulu olduğunu vurgulamıştır. Nurten Aksu, Murat Tezel ve Şehrivan Çoban kararları da aynı çizgiyi sürdürmekte; duruşmada hazır bulunma hakkının çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ne var ki bu içtihat çizgisi 197’yi işlevsizleştirmemekte, tersine güçlendirmektedir. Çünkü sanığın her oturumda bizzat bulunamaması ihtimalinde, savunmanın tamamen ortadan kalkmaması için müdafiin salonda bulunabilmesi daha da kritik hâle gelmektedir.
AİHM de Colozza/İtalya, Sejdovic/İtalya ve Hermi/İtalya kararlarında ceza yargılamasında sanığın duruşmaya etkili katılımını adil yargılanmanın çekirdeğine yerleştirmiştir. Bununla birlikte Strasbourg çizgisi, sanığın hiç gelmediği her dosyada yargılamanın mutlak butlanla sakat olduğunu söylememekte; bilakis gerçek bildirim, bilinçli feragat, savunmanın etkili biçimde temsil edilmesi ve sonradan giderim imkânı gibi unsurları birlikte tartmaktadır. İşbu çerçevede 197’nci madde, yokluğun meşruiyetini tek başına üretmez; fakat yokluğun meşru kabul edildiği veya fiilen ortaya çıktığı oturumlarda savunmanın tamamen sessiz bırakılmasına engel olur.
Bu sebeple 197’nin koruduğu menfaat, salt avukatın meslek icrası değildir. Müdafiin salona alınması; delil ikamesine itiraz edilmesini, tanığa soru yöneltilmesini, bilirkişi raporuna karşı beyanda bulunulmasını, ara kararların tartışılmasını, mütalaaya karşı hukuki çerçevenin kurulmasını ve tutanağın eksik tutulması hâlinde derhal kayıt düşülmesini mümkün kılar. Savunma makamı salondan çıkarıldığında bunların hiçbiri yapılamaz. Değerlendirmemizce 197’nin esas ağırlığı da burada toplanmaktadır: mahkeme, sanığın yokluğunu savunmasızlıkla eşitleyemez.
CMK m. 197, sanığın duruşmada bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldıran bir muafiyet normu değildir. Asıl işlevi, sanığın yokluğunda dahi savunmanın duruşma salonunda kurumsal varlığını sürdürmesini güvence altına almak ve yokluğu “tek taraflı yargılama”ya dönüştürmemektir.
II. “Bütün Oturumlarda Hazır Bulunmak” İbaresinin Kapsamı: Müdafi Neyi Temsil Eder, Neyi İkame Edemez?
197’nci maddede yer alan “bütün oturumlar” ibaresi, müdafinin tek bir celseyle sınırlı biçimde kabul edileceği yönündeki dar yorumları dışlamaktadır. Müdafi, yoklukta yapılan ilk celsede de, delillerin toplandığı ara celsede de, mütalaanın sunulduğu yahut usule ilişkin düğümlerin çözüldüğü oturumda da salonda bulunabilir. Bu yetkinin bir oturumla sınırlandırılması, kanunun lafzına aykırı olduğu gibi savunmanın akışını da parçalar. Ceza muhakemesinde her celse bir sonrakinin altyapısını kurduğu için, savunmanın yalnız karar celsesine veya yalnız tanık dinleme celsesine sıkıştırılması yeterli olmaz.
Ne var ki müdafiin bütün oturumlarda bulunabilmesi, sanığın kişisel olarak yapması gereken her işlemin teknik savunma tarafından ikame edileceği anlamına gelmez. İlk sorgu, kişisel savunmanın en yoğun anıdır. CMK m. 196 uyarınca bağışıklık ancak sorgudan sonra gündeme gelebildiği gibi, 197 de sorgu zorunluluğunu eriten bir üst norm değildir. Müdafi, sanığın yokluğunda hukuki itirazlarını ileri sürebilir; fakat henüz hiç sorgulanmamış bir sanığın yerine geçerek kişisel açıklama alanını tümüyle dolduramaz. İşbu sınırın özellikle ilk celse ile hükme etkili mütalaa celselerinde görünür tutulması gerekir.
Benzer şekilde, son söz kurumu da çoğu dosyada sanığın şahsına bağlı bir güvencedir. Müdafi ayrıntılı hukuki savunma yapabilir; buna rağmen hüküm öncesinde sanığa tanınan kişisel son söz alanı teorik olarak müdafinin tekeline devredilmiş sayılmaz. AYM’nin Mehmet Ergün ve S.Ö. kararlarında vurguladığı üzere, esaslı işlemler yapılan celselerde sanığın bizzat hazır bulunma veya en azından etkili biçimde bilgilendirilip katılabilme olanağı ayrıca tartışılmalıdır. Bu nedenle 197, savunma mevcudiyetini korur; fakat kişisel savunma çekirdeğini otomatik biçimde müdafiye devretmez.
Bu ikili yapı dosya pratiğinde son derece önemlidir. Müdafiin salonda bulunması sebebiyle mahkeme, sanığın hiç etkilenmeyeceği varsayımına yaslanamaz. Hangi işlem teknik savunma ile karşılanabilir, hangi işlem sanığın bizzat beyanda bulunmasını gerektirir sorusu her celsede ayrı ayrı sorulmalıdır. Kanaatimizce 197 uyuşmazlıklarında başarı sağlayan savunma stratejisi de tam burada kurulmaktadır: müdafi varlığını geniş yorumlamak, fakat sanığın kişisel savunma alanını belirsizleştirmemek.
III. Müdafiin Salona Alınmaması, Mazeretinin Görmezden Gelinmesi ve Sözlü Savunma İmkânının Daraltılması
197’nin uygulamadaki en sert ihlal biçimi, sanık yoksa müdafiin de salona alınmaması veya yokluğun mazeret baskısıyla savunmasızlaştırılmasıdır. Kanun koyucu tam da bu fiili eğilimi kırmak için açık lafız kullanmıştır. Mahkeme, sanığın zorla getirilmesini düşünse dahi o celsede hazır bulunan müdafiyi “müvekkilin yok, sen de giremezsin” gerekçesiyle dışarıda bırakamaz. Böyle bir yaklaşım, normun yalnız sözüne değil gerekçesine de aykırıdır; çünkü 197, sanığın gelmemesiyle savunma kanalının tümden kapanmasını önlemek amacıyla getirilmiştir.
İhlalin ikinci yüzü, müdafiin mazeretinin kararsız bırakılmasıdır. Mahkeme, sunulan mazereti kabul veya ret yönünden açık ara karara bağlamadan esasa geçmekte, ardından “müdafi yoktu ama sanık da yoktu” şeklinde fiili bir gerekçe üretmektedir. Oysa teknik savunma salondaysa savunmanın yürütülme imkânı korunur; teknik savunma yoksa ve mazeret de belirsiz bırakılmışsa, yokluğun niteliği başkalaşır. Bu durumda tartışma yalnız mazeretin kabulü meselesi olmaktan çıkar, 197 yoluyla teminat altına alınmış savunma alanının boşaltılması meselesine dönüşür.
Üçüncü risk, müdafiin salona kabul edildiği hâlde etkili katılımının fiilen budanmasıdır. Müdafiye dosya içeriği gösterilmeden tanık dinlenmesi, ara kararların sadece kısa notlarla geçilmesi, bilirkişi raporunun okunmuş sayılması veya mütalaa karşısında makul savunma süresi verilmemesi, görünürde 197’ye uyulmuş izlenimi yaratabilir. Ne var ki işlevsel açıdan savunma yine zedelenmektedir. Tanık ve bilirkişi dinleme günü bildirimi, savunma tanığının getirilmesi ve dosyaya erişim sınırları bu nedenle 197 rejiminin dışında değil, doğrudan içindedir.
İyi kurulmuş bir itirazda yalnız “müdafi salona alınmadı” demek çoğu zaman yetmez. Hangi oturumda, hangi işlem öncesinde, hangi mazeret veya talep karşısında, hangi ara karar eksik bırakıldı soruları da gösterilmelidir. Savunma hakkı ihlali en güçlü biçimde, olay kronolojisi ile tutanak eksikliği birlikte ortaya konulduğunda görünür hâle gelir. Kanaatimizce 197 dosyalarında en sık yapılan hata, normun ilkesel değerinin vurgulanıp somut celse zincirinin yeterince işlenmemesidir.
Müdafiin yokluğunda yapılan her işlem otomatik bozma sebebi oluşturmaz; fakat müdafiin 197 kapsamındaki hazır bulunma yetkisi fiilen anlamsızlaştırılmışsa, özellikle delil tartışması, esas hakkındaki mütalaa ve hükme etkili ara kararlar bakımından savunma hakkının kısıtlandığı itirazı ciddi şekilde güçlenmektedir.
IV. Tebligat, Bilgilendirme ve Temsil Zinciri: Müdafi Salondayken Sanığa Ne Bildirilmelidir?
197’nci madde, temsil kanalını açarken tebligat sorununu ortadan kaldırmamaktadır; yalnız onu daha hassas hâle getirmektedir. Müdafi salondayken sanığın ayrıca ne ölçüde bilgilendirileceği, hangi kararların sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği ve hangi işlemlerin yalnız müdafie yöneltilmesinin yeterli sayılacağı konusu, özellikle 198’in ikinci fıkrası sebebiyle büyük önem taşır. Çünkü sanık müdafii aracılığıyla temsil edilmek yetkisini kullanmışsa, daha sonra aynı yokluk celselerine ilişkin eski hâle getirme talebi ileri sürmesi kural olarak kapanır. İşbu sonuç, temsil iradesinin ve bilgilendirme zincirinin titizlikle kurulmasını zorunlu kılar.
Bu nedenle dosyada üç katmanlı bir tebligat disiplini aranmalıdır. İlk katmanda, sanığın duruşma gününden haberdar edilmesi yer alır. İkinci katmanda, müdafiin ilgili celse ve esaslı işlemler bakımından gerçekten haberdar edilip edilmediği incelenir. Üçüncü katmanda ise yoklukta yapılan işlemin sanığın hukuki durumunu etkileyen niteliği dikkate alınarak, daha sonra kendisine hangi bilgi ve belgelerin ulaştırıldığı araştırılır. 198 tartışmasının sağlıklı yürüyebilmesi için bu üç katman birlikte çalışmalıdır. Zira müdafi salondaydı diye sanığın her şeyden gerçek anlamda haberdar olduğu otomatik biçimde varsayılamaz.
AYM’nin S.Ö. ve Emrah Yayla dosyalarında öne çıkan ortak düşünce de budur. Mahkeme, teknik katılım veya temsilin varlığını tek başına yeterli görmemekte; esaslı işlemin niteliği ile sanığın gerçekten bilgi sahibi olup olamadığını ayrıca tartmaktadır. Bu yaklaşım 197 bakımından şu sonucu doğurur: müdafiin hazır bulunması savunmanın tamamlandığı değil, savunmanın taşıyıcı kanalının açık kaldığı anlamına gelir. Kanal açık olsa da bilgi akışı kesilmişse, temsil görünürde mevcut, fiilen eksik olabilir.
Dosya stratejisi bakımından en güvenli yol, müdafiin katıldığı yokluk celselerinden sonra sanığa özetli bilgi akışı sağlanmasıdır. Tanık beyanı, bilirkişi raporu, mütalaa, süre ve kanun yolu bildirimleri mümkün olduğunca somut biçimde yazılılaştırılmalı; bu durum dosyada da görünür kılınmalıdır. Savunma makamı bu iç disiplini kurmadığında, 197’nin açtığı temsil rejimi kolayca 198/2’nin kapattığı telafi yasağına dönüşebilmektedir. Kanaatimizce bu nedenle 197 ile 198 aynı dosyada daima birlikte düşünülmelidir.
V. CMK m. 197’nin 195, 196 ve 198 ile Birlikte Okunması: Daraltıcı ve Genişletici Hatalar
197 uygulamasındaki ilk sistematik hata, maddenin yalnız 196’ncı maddede düzenlenen bağışıklık hâllerine özgüymüş gibi okunmasıdır. Oysa kanunun lafzı böyle bir sınırlama içermemektedir. Sanığın yokluğu hangi hukuki zeminde ortaya çıkmış olursa olsun, müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisi korunur. Bu yetki, 195 kapsamındaki dar yokluk rejiminde de, bağışıklık sonrası oturumlarda da, mahkemenin yanlışlıkla yoklukta devam ettiği tartışmalı celselerde de savunma açısından değer taşır. Çünkü normun koruduğu alan, yokluğun hukuka uygunluk derecesinden önce savunmanın salonda kalmasıdır.
İkinci hata, 197’yi 193’ün ana kuralını aşındıran bağımsız bir muafiyet normu gibi görmektir. Müdafi gönderme imkânı, sanığın her durumda gelmeyebileceği anlamına gelmez. Sanığın bizzat hazır bulunmasının gerekli olduğu celseler, ilk sorgu, son söz veya mahkemenin kişisel açıklama almak zorunda olduğu durumlar ayrı tutulmalıdır. 197, yokluğu mutlaklaştırmaz; yalnız yokluk ortaya çıktığında savunmanın da kaybolmasını önler. Bu sebeple “müdafi var, sanık hiç gelmese de olur” şeklindeki genişletici yorum da kanuna uygun değildir.
Üçüncü hata, 198/2’nin sonuçlarının göz ardı edilmesidir. Sanık kendi istemiyle bağışık tutulmuş veya müdafii aracılığıyla temsil yetkisini kullanmışsa, aynı işlemler bakımından eski hâle getirme isteminde bulunamaz. Bu düzenleme, 197’yi kullanmanın bedeli var demek değildir; fakat temsil iradesinin sonuç doğurduğunu açıkça gösterir. Sanığa bu sonuç anlatılmadan rutin dilekçelerle temsil zemini kurulması, sonradan “ben celseye katılmadım, süreyi kaçırdım” savunmasını daraltabilir. Değerlendirmemizce 197 talebinin her somut dosyada usulî sonuçları anlatılarak alınması gerekir.
Dördüncü hata ise 206 ile 197 arasındaki ilişkinin yanlış kurulmasıdır. Sanık yok ve müdafi salonda ise, delillerin ortaya konulması sırasında savunmanın aktif rol alması beklenir. Ne var ki bu durum, yoklukta kurulan her usul eksikliğin iyileştiği anlamına gelmez. Müdafi soru sormuş olabilir; yine de sanığın sonradan bilgilendirilmemesi, esaslı bir değişikliğin doğrudan yüzüne açıklanmaması veya mütalaaya karşı kişisel savunma imkanının tanınmaması ayrı sorunlar doğurur. 197’nin koruduğu teknik savunma ile sanığın şahsi hakları aynı şey değildir; fakat bunlar birbirine sıkı biçimde bağlıdır.
VI. Yargısal Denetim Ölçütü ve Doktrindeki Baskın Tartışma
AYM kararlarında tekrar eden ana ölçüt, yokluk veya uzaktan katılım tercihinin somut gerekçeyle açıklanması ve savunmanın etkili kalıp kalmadığının olay özelinde denetlenmesidir. Şehrivan Çoban ve Abdullah Özevin kararlarında Mahkeme, sanığın bizzat katılımını zorunlu kılan işlemler yapılırken soyut güvenlik veya hız gerekçelerinin yeterli olmadığını belirtmiştir. S.Ö. kararında ise bağışık tutulma talebinin feragat göstergesi olabileceği kabul edilmekle beraber, bu olgunun somut celse ve işlem niteliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir. Bu içtihat çizgisi, 197 bakımından şu sonucu verir: müdafiin varlığı önemlidir; ancak mahkeme bu varlığı, sanığın kişisel savunma alanını bütünüyle ikame eden sihirli bir araç gibi kullanamaz.
Doktrinde de baskın görüş, 197’nin savunma hakkının teknik ayağını koruyan zorunlu bir güvence olduğu yönündedir. Hamide Zafer, savunma hakkının özünün yalnız sanığa konuşma imkânı tanınmasıyla değil, müdafi yardımının etkili biçimde kullanılabilmesiyle de bağlantılı olduğunu vurgulamaktadır. Erkan Sarıtaş, sanığın yokluğunda duruşma hükümlerinin istisna niteliği taşıdığını ve dar yorumlanması gerektiğini belirtmektedir. İdris Doğan ile Ahmet Bozdağ’ın istinabe çalışması da, hükmü verecek mahkeme önünde hazır bulunma ilkesinin gevşetildiği her alanda daha sıkı usul güvencelerine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Buna karşılık bir kısım yazarlarda ve uygulamada daha pragmatik bir çizgi de görülmektedir. Bu yaklaşıma göre sanık yoksa ve müdafi salondaysa, usul ekonomisi ile makul sürede yargılama gerekleri ağır basabilir; mahkeme, savunma boşluğu doğmadığı sürece oturumları sürdürmelidir. Bu görüşün savunulabilir yönü vardır; zira her yoklukta yargılamanın bütünüyle durması ceza muhakemesini işlevsizleştirebilir. Ne var ki bu pragmatik çizgi, 197’yi tek başına yeterli kalkan saydığında sorun başlar. Çünkü sanığın kişisel açıklama alanı, mütalaaya karşı son savunması ve 198 bakımından doğacak telafi yasağı aynı denklem içinde ayrıca hesaba katılmalıdır.
Kanaatimizce isabetli yaklaşım, iki görüş arasında denge kurmaktadır. Müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisi daraltılamaz; bu, 197’nin sert çekirdeğidir. Buna karşılık müdafi hazır diye sanığın fiilen hiç etkilenmeyeceği varsayımı da kabul edilemez. Yargısal denetim şu sorular etrafında kurulmalıdır: müdafi gerçekten katılabildi mi, katılımı etkili miydi, oturumun niteliği sanığın şahsi varlığını gerekli kılıyor muydu, yapılan işlem sonradan sanığa açık biçimde bildirildi mi, 198/2 nedeniyle telafi yolu kapanıyor mu? Bu sorular birlikte cevaplandığında 197’nin hem aşırı dar hem de aşırı geniş yorumundan kaçınılabilir.
VII. Dosya Stratejisi: Delil, Belge, Süre ve Merci Bakımından Hangi Kayıtlar Tutulmalıdır?
197 uyuşmazlığında ilk aranacak belge, müdafiin hangi celse için ve hangi sıfatla hazır bulunduğunu gösteren tutanaktır. Sanığın yokluğu, mazereti, bağışıklık talebi veya temsil iradesi ayrı satırlarda görünmelidir. İkinci halka, müdafiin sözlü ve yazılı talepleridir. Delil toplanmasına itiraz, tanığın yeniden dinlenmesi, mazeretin kabulü, savunma için süre, mütalaanın tebliği ve sanığın bir sonraki celse hazır edilmesi talepleri genel ifadelerle değil somut işlem başlıklarıyla yazılmalıdır. Üçüncü halka ise oturumun niteliğidir: ilk sorgu mu, delil celsesi mi, esas hakkındaki mütalaa mı, son söz mü?
Bu kayıtlara ek olarak, temsil zincirinin sonuç doğurduğu alanlar ayrıca tutulmalıdır. Müdafi salondayken yapılan tanık dinleme işlemi sanığa ne zaman bildirildi, bilirkişi raporuna karşı ek süre istendi mi, mahkeme bu konuda ara karar verdi mi, sanığın yokluğu nedeniyle doğan risk 198 kapsamında sonradan telafi edilebilir mi? İşbu sorulara cevap veren belgeler bulunmadığında, kanun yolu merciine yalnız “savunma hakkı kısıtlandı” demek yeterli olmaz. Oysa iyi kurulmuş dosyada, kısıtlamanın hangi celse ve hangi işlem üzerinden doğduğu açıkça gösterilebilir.
Merci bakımından da ayrım önemlidir. İlk derece aşamasında savunma eksikliği tutanağa geçirilmezse, istinaf incelemesinde birçok mesele soyutlaşır. Özellikle çoklu temsil düzeni, istinabe ve SEGBİS ile tanık dinlenmesi, duruşma düzeni ve aleniyet tartışmaları ile birlikte yürüyen dosyalarda 197’nin ihlali daha görünür hale gelebilir. Bu sebeple ilk derece müdafaası, istinaf ihtimalini düşünerek kayıt üretmelidir.
Ayrıca müdafiin hazır bulunduğu yokluk celselerinde tutanak diline özel dikkat gösterilmelidir. “Okundu”, “bildirildi”, “itiraz edilmedi” gibi kısa şerhler, ileride kanun yolu merciinin dosyayı yüzeysel okumasına elverişli bir görünüm yaratır. Oysa savunma makamı, duruşma hazırlığı, savunma delilinin ileri sürülmesi ve dosya erişimi başlıklarında olduğu gibi, hangi talebin niçin yapıldığını cümle cümle kayda geçirmelidir. Böyle bir kayıt disiplini bulunmadığında 197 ihlali, “müdafi salondaydı” gözlemine sıkışır ve savunmanın gerçekte neyi kaybettiği arka planda kalır.
Buraya bir halka daha eklenmelidir: bozma veya ihlal incelemesinde kullanılacak karşılaştırmalı tutanak seti. Savunma makamı, yoklukta yapılan celsenin tutanağını bir önceki ve bir sonraki celselerle birlikte okumalı; hangi noktada sanığın kişisel açıklama alanının daraldığını, hangi noktada müdafiin yerine geçemeyeceği bir boşluk doğduğunu göstermelidir. Özellikle zorunlu süjeler rejimi ile ilk sorgu eşiği yan yana getirildiğinde, 197 ihlalinin salt “katılamama” değil, aynı zamanda usul sırasının bozulması anlamına geldiği daha görünür hâle gelmektedir. Kanaatimizce iyi müdafilik, yokluk celsesini tek başına değil, dosyanın bütün savunma ritmi içinde konumlandırabilen müdafilik türüdür.
Pratikte kullanılabilecek en güvenli yöntem, her yokluk celsesinden sonra kısa bir kontrol notu oluşturmaktır: sanık neden yoktu, müdafi hazır mıydı, hangi işlemler yapıldı, hangi itirazlar sunuldu, sanığa ne bildirilecek, 198 bakımından telafi kapısı açık mı kapalı mı? Kanaatimizce 197 dosyalarında başarı çoğu kez bu disiplinli kayıt pratiğine bağlıdır. Ceza muhakemesinde savunma hakkı yalnız teorik haklar manzumesi değil, iyi tutulmuş usul izlerinin toplamıdır.
VIII. Yanlış Uygulama Örnekleri ve Hak Kaybı İhtimalleri
Birinci yanlış uygulama, sanığın gelmemesini müdafiin dışarıda bırakılması için gerekçe saymaktır. Bu durumda yalnız o celsenin savunması zedelenmez; delil zinciri tek taraflı kurulur, sonraki celselere ilişkin zemin de bozulur. İkinci yanlış uygulama, müdafi salonda olsa bile esas hakkındaki mütalaayı yalnız onun huzurunda verip sanığa daha sonra etkili bilgi akışı sağlamamaktır. Böyle bir durumda 197 görünüşte uygulanmış, savunma gerçekte daraltılmış olabilir.
Üçüncü yanlış uygulama, 197’nin sağladığı temsil nedeniyle 198/2’nin sonuçlarının sanığa anlatılmamasıdır. Sanık, celseye katılmama tercihini kolaylık zannedebilir; oysa temsil yetkisini kullandığında sonradan eski hâle getirme yolunun kapanabileceği unutulmamalıdır. Dördüncü yanlış uygulama ise ilk sorgu veya son söz gerektiren celselerde müdafi varlığını yeterli saymaktır. Bu eğilim, özellikle mahkûmiyet ihtimali belirginleşmiş dosyalarda savunma hakkını zayıflatır.
Hak kaybı çoğu kez tek bir büyük ihlalle değil, küçük görünen birkaç usul kararının birleşmesiyle doğmaktadır. Müdafi salona alınır ama bilirkişi raporu önceden verilmez; mazeret bildirilir ama ara karar kurulmaz; mütalaa sunulur ama sanığa ayrıca bildirilmez; temsil iradesi vardır ama bunun 198 sonucuna etkisi açıklanmaz. Bu parçalar bir araya geldiğinde, 197’nin koruması kâğıt üzerinde kalabilir. Değerlendirmemizce savunmanın görevi de tam bu nedenle her parçayı tek tek görünür kılmaktır.
IX. 197 Dosyaları İçin Kontrol Matrisi
Sanığın yokluğu ile müdafi temsili arasındaki ilişki soyut ilke düzeyinde bırakıldığında, dosya pratikte dağılmaktadır. Aşağıdaki kontrol matrisi, 197 uyuşmazlıklarında hangi eşiklerin birlikte gözetilmesi gerektiğini özetlemektedir.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Başlık | Dayanak | Dosyada Kontrol Edilecek Nokta | Başlıca Risk |
|---|---|---|---|
| Müdafiin salona kabulü | CMK m. 197 | Sanık yokken müdafie katılım imkânı gerçekten tanındı mı | Yokluğun savunmasızlığa dönüşmesi |
| Temsil iradesi | CMK m. 197, 198/2 | Sanığın müdafii aracılığıyla temsil yetkisini kullandığı dosyada görünür mü | Eski hâle getirme yolunun sonuçları belirsiz kalır |
| İlk sorgu ve kişisel savunma | CMK m. 191, 196 | Sanık hiç sorgulanmadan teknik savunma yeterli sayıldı mı | Kişisel savunma çekirdeğinin kaybı |
| Mütalaa ve son söz | CMK m. 216 | Esas hakkındaki görüş ve son savunma sanığa etkili biçimde taşındı mı | Hüküm öncesi savunma eksikliği |
| Bilgilendirme ve tebligat | CMK m. 198, Tebligat Kanunu | Yoklukta yapılan esaslı işlemler sonradan sanığa somutlaştırıldı mı | Telafi rejiminin fiilen işletilememesi |
| Kanun yolu stratejisi | CMK m. 289 ve ilgili kanun yolu hükümleri | İhlal hangi celse ve işlem üzerinden kayıt altına alındı | İstinafta soyut itirazla yetinilmesi |
X. Sık Sorulan Sorular
Hayır. 197, duruşmanın her durumda sanıksız yürütülebileceğini söylemez; yalnız sanık yokken müdafiin oturumlarda hazır bulunabileceğini güvence altına alır. Sanığın hazır bulunmasının zorunlu olduğu celseler ayrıca değerlendirilir.
Hayır. Teknik savunma ile kişisel savunma aynı şey değildir. Müdafi hukuki itirazları ileri sürebilir; buna rağmen hiç sorgulanmamış sanığın yerine geçerek kişisel açıklama alanını bütünüyle dolduramaz.
CMK m. 198/2 kural olarak sanığın kendi istemiyle duruşmadan bağışık tutulduğu veya müdafii aracılığıyla temsil yetkisini kullandığı hâllerde eski hâle getirme istemini kapatır. Bu nedenle temsil iradesinin sonucu sanığa önceden açıklanmalıdır.
Hayır. 197’nin açık lafzı buna izin vermez. Müdafiin bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisi, sanığın fiziksel yokluğundan bağımsız biçimde korunur.
Her dosyada otomatik olarak yeterli sayılmaz. Özellikle esaslı işlemlerin yapıldığı celselerde sanığın bizzat katılımı, bilgilendirilmesi veya etkili telafi imkânı ayrıca değerlendirilmelidir.
Mazeretin kabul veya reddine ilişkin eksiklik tutanağa açıkça geçirilmelidir. Ardından hangi işlemlerin mazeret açıklığa kavuşmadan yapıldığı somutlaştırılarak istinaf veya temyiz denetimine taşınmalıdır.
XI. Uygulama Bakımından Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 197, ceza yargılamasının “sanık yoksa savunma da yoktur” anlayışına karşı yerleştirilmiş kısa ama sert bir güvencedir. Bu güvence doğru okunduğunda, yoklukta yapılan oturumun en azından savunma makamı tarafından izlenmesini, anında itiraz üretmesini ve sonraki kanun yolu incelemesi için temiz kayıt bırakmasını sağlar. Yanlış okunduğunda ise iki uç ortaya çıkar: ya müdafi fiilen dışarıda bırakılır ya da müdafi var diye sanığın kişisel savunma alanı görünmez hale getirilir.
Sağlıklı dosya yönetimi bakımından şu üç adım birlikte kurulmalıdır:
- Müdafiin katılımı, mazereti ve temsil yetkisi her celsede açık ara kararla kayda geçirilmelidir.
- İlk sorgu, mütalaa ve son söz gibi sanığın şahsi katılımını güçlendiren oturumlarda teknik savunma ile kişisel savunma birbirine karıştırılmamalıdır.
- 197’nin kullanılması hâlinde 198/2’nin sonuçları gözetilerek sanığa düzenli bilgi akışı sağlanmalı, telafi kapısının istemeden kapanmasına izin verilmemelidir.
Buna bir dördüncü pratik ilke daha eklenmelidir: savunma makamı, yokluk celsesini hiçbir zaman “pasif izleme” oturumu gibi görmemelidir. Duruşmanın zorunlu süjeleri, bildirim disiplini ve savunma hazırlığı aynı anda tartışılarak, salondaki teknik varlık etkili müdahaleye dönüştürülmelidir. Müdafi yalnız hazır bulunmuş, fakat müdahale etmemişse 197’nin koruduğu alan büyük ölçüde boşalmış olur.
Kanaatimizce 197 dosyalarının en kritik gerçeği şudur: temsil imkânı savunmayı korur, fakat savunmanın yerine geçecek bir usul kolaylığı yaratmaz. Mahkeme ile müdafi, yokluğu pratik kolaylık gibi değil; hangi hakkın kim tarafından, hangi celsede ve hangi yoğunlukta kullanılacağını belirleyen hassas bir usul rejimi olarak görmelidir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36 ve 141.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 147, 188, 191, 193, 195, 196, 197, 198, 206, 216 ve 289.
- Adalet Bakanlığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu tam metni (resmî derleme PDF yayımları).
- Türkiye Büyük Millet Meclisi, 5271 sayılı Kanun kabul bilgileri ve kanun gerekçesi kayıtları.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6.
- Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik.
Mahkeme Kararları
- AYM, Erol Aydeğer [1. B.], B. No: 2013/4784, T. 07.03.2014.
- AYM, Nurten Aksu [2. B.], B. No: 2014/6996, T. 13.09.2017.
- AYM, Murat Tezel [2. B.], B. No: 2017/20307, T. 13.10.2020.
- AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020.
- AYM, Emrah Yayla, B. No: 2017/38732, T. 06.02.2020.
- AYM, Abdullah Özevin, B. No: 2019/24034, T. 29.09.2021.
- AYM, Mehmet Ergün, B. No: 2019/34180, T. 25.07.2023.
- AYM, S.Ö., B. No: 2020/38783, T. 04.07.2024.
- AİHM, Colozza/İtalya, B. No: 9024/80, T. 12.02.1985.
- AİHM, Sejdovic/İtalya [GC], B. No: 56581/00, T. 01.03.2006.
- AİHM, Hermi/İtalya [GC], B. No: 18114/02, T. 18.10.2006.
- AİHM, Russu/Moldova, B. No: 7413/05, T. 13.11.2008.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Centel, Nur, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Eski Hale Getirme”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. 51, S. 1-4, 1985.
- Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları.
- Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık.
- Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık.
- Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi.
- Zafer, Hamide, “Savunma Hakkı ve Sınırları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 19, S. 2, 2013.
- Sarıtaş, Erkan, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3, 2020.
- Doğan, İdris / Bozdağ, Ahmet, “Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 22, S. 3, 2023.
- Korkmaz, Emre, “Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 2025.
- Ersoy, Uğur, “Ceza Muhakemesinde In Absentia Duruşma Yapılması ve Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Üzerine Bazı Düşünceler”, Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 10, S. 1, 2020.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkına ilişkin bireysel başvuru kararları.
- HUDOC, Colozza, Sejdovic, Hermi ve Russu karar kayıtları.
- DergiPark, sanığın yokluğunda duruşma, SEGBİS ve savunma hakkı başlıklı akademik yayın kayıtları.
