CMK m. 25’te Hâkimin Reddi İsteminde Süre Disiplini: Yedi Günlük Kural, Öğrenme Anı ve Hak Kaybı Riski

CMK m. 25'te hâkimin reddi isteminde süre disiplini için sade doğal atmosfer görseli
Kısaca

CMK m. 25, tarafsızlığı şüpheye düşüren sebeplere dayalı ret talebinde süre disiplinini kurmaktadır. İlk derece mahkemesinde eşik sanığın sorgusunun başlangıcıdır; sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebepte ise yedi günlük süre öğrenme anından işlemeye başlar. Yanlış başlangıç hesabı, ret talebinin CMK m. 31 uyarınca geri çevrilmesine ve tarafsızlık itirazının etkisizleşmesine yol açabilmektedir.

Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.

Ceza yargılamasında tarafsız mahkeme güvencesi çoğu zaman yalnız hüküm anında tartışılan soyut bir anayasal ilke gibi ele alınmaktadır. Oysa pratikte asıl kırılma noktası, hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren olgunun ne zaman fark edildiği, bu fark edilişin ne şekilde tutanağa geçirildiği ve ret talebinin hangi eşik geçilmeden ileri sürüldüğüdür. Duruşma başladıktan sonra sertleşen usul tartışmalarında, tarafların çoğu kere ret sebebinin kendisini değil, ret hakkını kullanma zamanını kaybettiği görülmektedir. İşbu nedenle CMK m. 25, ret müessesesinin tali bir takvim notu değil; tarafsızlık itirazını canlı tutan yahut tamamen işlevsizleştiren ana usul filtresi niteliğindedir.

Uygulamada en sık hata, CMK m. 22 ve m. 23 kapsamındaki yasaklılık veya önceki rol yasakları ile CMK m. 24 kapsamındaki tarafsızlığı şüpheye düşüren diğer sebeplerin aynı süre rejimine tabi sanılmasıdır. Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde veya yargılamaya katılamayacak hâkim yasağında süre sınırlaması farklı okunurken, m. 25 yalnız tarafsızlık kuşkusuna dayalı ret talebi için takvim sınırı öngörmektedir. Bu ayrım gözden kaçtığında, bir dosyada aslında her aşamada ileri sürülebilecek yasaklılık itirazı yanlış biçimde yedi günlük rejime sıkıştırılabilmekte; başka bir dosyada ise m. 25’e tabi ret talebi belirsiz bir geleceğe bırakılarak CMK m. 31’deki geri çevirme sonucu davet edilmektedir. Kanaatimizce bu maddeyi sağlıklı uygulamanın ilk şartı, hangi ret nedeninin hangi normatif aileye ait olduğunun ilk dilekçede açıkça kurulmasıdır.

CMK m. 25, ret rejimi içinde hangi ayrımı keskinleştirmektedir?

CMK m. 25’in işlevi, her ret talebine ortak bir son gün atamak değildir. Hüküm, yalnız tarafsızlığını şüpheye düşüren sebeplerden dolayı hâkimin reddine ilişkin süre disiplinini düzenlemektedir. Bu yönüyle CMK m. 24 ile sıkı bir bağ kurmakta; buna karşılık CMK m. 22 ve m. 23’te yer alan yasaklılık ve önceki rol yasaklarından ayrılmaktadır. Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde ret talebinin muhakeme sonuna kadar ileri sürülebilmesi ile tarafsızlığı kuşkulu hale getiren diğer sebepler için sınırlı zaman penceresi tanınması arasındaki fark, kanun koyucunun iki ayrı risk değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Birinci grupta kanun, tarafsızlığın kaçınılmaz biçimde zedelendiğini varsaymakta; ikinci grupta ise kuşkunun nesnel gerekçeye dayanmakla birlikte usul ekonomisiyle dengelenmesini istemektedir.

Anılan ayrımın anayasal dayanağı da güçlüdür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36’ncı maddesi adil yargılanma hakkını, 37’nci maddesi kanuni hâkim güvencesini, 138’inci maddesi ise hâkimlerin bağımsızlığını korumaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesi de bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde yargılanma hakkını güvence altına almaktadır. AİHM’in Piersack, De Cubber ve Hauschildt kararlarında geliştirilen objektif görünüş testi, adaletin yalnız dağıtılmasını değil, öyle görünmesini de aramaktadır. Bununla birlikte aynı içtihat çizgisi, her önceki işlem veya her sert duruşma yönetiminin otomatik ret sebebi sayılamayacağını, kuşkunun akla uygun ve dışarıdan denetlenebilir olması gerektiğini de kabul etmektedir. Söz konusu nedenle m. 25, tarafsızlık kuşkusunu ciddiye almakla birlikte, bu kuşkunun taktik gecikme aracına dönüşmesini engelleyen bir eşik mekanizması kurmaktadır.

Doktrinde Faruk Turhan, CMK m. 25’in süre sınırlamasını kötüye kullanım riskini azaltma aracı olarak okumakta; fakat özellikle başlangıç anı ve kapsam bakımından hükmün uygulamada tereddüt ürettiğini göstermektedir. Sezin Duygu Tuncer ile Selahattin Kolcu çizgisinde ise, ret talebinin gecikmesinin yalnız taraf iradesine bağlanamayacağı, karar verecek hâkimin kim olduğunun ve ret sebebinin hangi belgeyle öğrenildiğinin de ayrıca incelenmesi gerektiği belirtilmektedir. Centel ile Ömeroğlu daha temkinli bir çizgi izlemekte; tarafsızlık kuşkusunun güçlü olduğu dosyalarda süre rejiminin dar yorumlanmasının mahkemeye duyulan güveni aşındıracağını vurgulamaktadır. Kanaatimizce bu görüşler birbirini dışlamamaktadır. İsabetli olan yaklaşım, ret talebinin erken kullanılmasını teşvik etmek; fakat öğrenme anı konusunda salt varsayım üzerinden hak kaybı üretmemektir.

Hukuki sonuç: CMK m. 25 yalnız m. 24 kapsamındaki tarafsızlık kuşkusuna dayalı ret sebeplerine süre sınırı getirir; m. 22 ve m. 23 kapsamındaki yasaklılık görünümü ile karıştırıldığında yanlış norm uygulanmış olur.

Pratik sonuç: İlk ret dilekçesinde hangi olayın yasaklılık, hangi olayın tarafsızlık kuşkusu yarattığı ayrı ayrı gösterilmeli; aksi halde mahkeme talebi m. 31 süzgecinden geçirirken yanlış kategori üzerinden değerlendirme yapabilmektedir.

İlk derece, BAM ve Yargıtay aşamalarında süre hangi ana kadar işlemektedir?

CMK m. 25/1, önceden bilinen ret sebepleri bakımından ayrı ayrı üç eşik belirlemektedir. İlk derece mahkemelerinde ret talebi, sanığın sorgusu başlayıncaya kadar yapılabilir. Duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde sınır, inceleme raporunun açıklanmasından öncedir. Yargıtay aşamasında ise görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış rapor üyelere açıklanıncaya kadar ret istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar ret hakkı kullanılmalıdır. Bu metin, ilk bakışta açık görünse de uygulama zorluğu, “başlama” ve “açıklanma” anının dosya üzerinde hangi kayıtla ispatlanacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.

İlk derece yargılamasında sanığın sorgusu, CMK m. 191/3 sistematiği içinde duruşmanın ilk kritik eşiğidir. Doktrinde tartışma, ret talebinde bulunacak tarafın önceden bildiği sebebi sorguya kadar saklayabilip saklayamayacağı noktasında toplanmaktadır. Faruk Turhan, kanun metninin bunu teorik olarak mümkün kıldığını; fakat duruşmanın gereksiz bölünmesini önlemek bakımından bilinen sebebin daha erken ileri sürülmesinin daha isabetli olacağını belirtmektedir. Çok sanıklı dosyalarda ise ikinci bir sorun doğmaktadır: “Sanığın sorgusu başlayıncaya kadar” ibaresi her sanığın kendi sorgusuna kadar mı, yoksa ilk sanığın sorgusuna kadar mı uzanır? Metnin lafzı her sanık bakımından kendi sorgusuna kadar ret imkânı verdiği yönünde okunabilir; ne var ki bu yorum, özellikle örgütlü suç veya çok sanıklı ekonomik ceza dosyalarında yargılamayı belirsiz biçimde uzatabilecek bir alan yaratmaktadır. Kanaatimizce savunma tarafı, böyle bir tartışmayı lehine kullanmak yerine, bilinen ret sebebini ilk oturumun başında ve duruşma yönü henüz şekillenmeden ileri sürmelidir; zira geç kalan talep, biçimsel olarak mümkün görünse bile kötüye kullanım kuşkusunu artırmaktadır.

Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay aşamasında belirlenen rapor eşiği ise daha teknik bir dikkat gerektirir. Duruşmalı istinaf yahut temyiz incelemesinde inceleme raporunun açıklanması, artık heyetin dosya değerlendirmesine esaslı biçimde girdiğini gösterir. İşbu nedenle kanun, tarafların inceleme evresinin fikrî omurgası kurulduktan sonra ret talebini devreye sokmasını istememektedir. Yargıtay içtihadında aynı dosyada önceki temyiz incelemesine katılmış olmanın tek başına tarafsızlığı şüpheye düşüren sebep sayılamayacağı vurgulanırken, kurumsal görünüşü gerçekten bozan başka bir olgu bulunup bulunmadığı ayrıca aranmıştır. Buradan çıkan pratik ders şudur: Kanun yolu evresinde ret talebi hazırlayan taraf, yalnız heyet kompozisyonuna değil, raporun açıklandığı ana, oturum tutanağına ve ret nedeninin hangi aşamada öğrenildiğine odaklanmalıdır.

“Diğer hâllerde inceleme başlayıncaya kadar” ibaresi, soruşturma dışı ama klasik duruşma takvimine de oturmayan kanun yolu ve inceleme türleri bakımından önem taşımaktadır. Turhan’ın ayrıntılı biçimde gösterdiği üzere, m. 25’in uygulama alanı yalnız kovuşturma evresinde karar veya hükme katılacak hâkimler bakımından esasen dar yorumlanmalıdır. Soruşturma evresinde sulh ceza hâkiminin reddi yahut itirazı inceleyecek merci hâkimi hakkındaki talepte, her zaman aynı takvim işletilmemektedir. Bu ayrım kaçırıldığında, taraflardan biri henüz m. 25 kapsamına girmeyen bir inceleme için yedi günlük hak düşümü baskısı altında hareket etmekte; öteki taraf ise gerçekten m. 25’e tabi durumda belirsiz bir esneklik beklemektedir. CMK m. 25’in kapsamı ile m. 27’deki merci düzenini birlikte okumak, bu karışıklığı azaltan tek güvenli yoldur.

Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerde yedi günlük süre nasıl hesaplanmalıdır?

CMK m. 25/2’nin pratik ağırlığı, “sonradan ortaya çıkan” ve “sonradan öğrenilen” sebepler arasında kurduğu ikili ayrımdan gelmektedir. Tarafsızlık kuşkusunu doğuran olay bazen gerçekten yargılama sırasında meydana gelir; örneğin hâkimin duruşma içindeki belirli açıklaması, önceki kanaatini açık eder. Bazen ise olay önceden mevcut olmakla beraber taraf bunu daha sonra öğrenir; örneğin hâkimin aynı dosyayla bağlantılı başka bir süreçte üstlendiği rol, UYAP kayıtları, gerekçeli kararlar yahut başka dosyadan gelen belgeler üzerinden sonradan fark edilir. Kanun her iki ihtimalde de duruşma veya inceleme bitinceye kadar ret imkânını korumakta; fakat öğrenme anından itibaren yedi günlük mutlak bir başvuru yükü getirmektedir.

Nihan Günay başvurusunda Anayasa Mahkemesi, ret prosedüründe süre ve merci hatasının mahkemeye erişim ve tarafsız mahkemede yargılanma güvencesiyle doğrudan ilişkili olabileceğini göstermiştir. Karar, yalnız “yanlış ret kararı” bakımından değil, ret kanalının etkili işletilmemesi bakımından da anayasal sorun doğabileceğini ortaya koymaktadır. Abdullah Altun kararında ise tarafsızlık sorununun ihlal giderimi aşamasına da sarkabileceği görülmektedir. Bu iki karar birlikte okunduğunda, yedi günlük sürenin salt takvim hesabı olmadığı anlaşılır. Öğrenme anının ispatı yapılamıyorsa, ret talebinin süresinde yapıldığını göstermek güçleşmekte; buna karşılık mahkeme de yalnız varsayımsal bir “zaten biliyordunuz” yaklaşımıyla süre aşımı kararı verememelidir. Kanaatimizce dosya güvenliği bakımından en sağlıklı yöntem, ret sebebini doğuran belge yahut olay hangi oturumda, hangi tebliğde, hangi fiziki veya elektronik kayıtta öğrenilmişse bunun aynı gün tutanak altına alınmasıdır.

Turhan’ın ayrıntılı değerlendirmesi, çok sanıklı davalar ve farklı evrelerde öğrenilen sebepler bakımından ek bir uyarı içermektedir. Özellikle dosyada birden fazla müdafi, katılan vekili yahut sanık bulunduğunda “öğrenme”nin hangi süjenin bilgisine bağlanacağı ayrıca tartışılmalıdır. Müdafiin bir belgeyi daha önce görmüş olması ile sanığın bunu daha sonra öğrenmiş olması her zaman aynı sonuç doğurmaz; fakat ret hakkı vekil veya müdafi eliyle kullanıldığı için profesyonel temsilcinin bilgi tarihi çoğu dosyada belirleyici hale gelir. Bu nedenle savunma ekibi içinde dosya akışının kayıt altına alınmaması, ret hakkının teorik varlığına rağmen süre yönünden zafiyet yaratmaktadır.

Yedi günlük sürenin hesabında ikinci hata, takvimin mahkemenin ara karar verdiği gün yerine ret sebebinin gerçekten öğrenildiği günle ilişkisiz kurulmasıdır. Bir ara kararın tefhimi ile o kararın içeriğinde yer alan tarafsızlık sorununun fark edilmesi aynı an olmayabilir. Hâkim aynı celsede ret sebebi doğuran bir ifade kullanmışsa öğrenme tarihi oturum günüdür; fakat ret sebebi, sonradan ulaşılan bir gerekçeli karardan yahut başka dosyanın örneğinden çıkıyorsa süre o belgeye erişimle başlar. İşbu nedenle ret talebine yalnız tarih yazmak yetmez; “şu tarihli UYAP görüntüsü”, “şu tarihli tevzi kaydı”, “şu tarihli müzekkere cevabı” yahut “şu celsede söylenen şu ifade” açıkça gösterilmelidir. Aksi halde mahkeme, talebin soyut bırakıldığını ileri sürerek süre ve delil denetimini birlikte olumsuz kullanabilmektedir.

Hak kaybı riski: Ret sebebinin öğrenildiği günün dosyada kayıt altına alınmaması, yedi günlük sürenin ispatını zayıflatır. Özellikle UYAP ekran çıktısı, tebliğ zarfı, kalem havale kaydı, duruşma tutanağı ve elektronik bildirim kaydı olmadan yapılan ret başvuruları, süresinde yapılmış olsa bile süresizmiş gibi değerlendirilebilmektedir.

Çok sanıklı dosyalar, soruşturma dışı talepler ve kapsam dışı hâller bakımından hangi özel sorunlar doğmaktadır?

CMK m. 25’in en yoğun tartışma alanlarından biri, çok sanıklı davalarda ret talebinin son anının nasıl belirleneceğidir. Kanun metni “sanığın sorgusu başlayıncaya kadar” demektedir; bu ibarenin her sanığın kendi sorgusuna kadar ayrı ayrı işletileceği yorumu, lafza yabancı değildir. Ancak aynı yorum, yüzlerce klasörden oluşan örgütlü suç, ekonomik suç yahut toplu yargılamalarda ret talebini oturumlar boyunca sürükleyebilecek bir alan da açmaktadır. Turhan’ın işaret ettiği üzere, önceki Alman düzenlemesiyle karşılaştırıldığında bu noktada kanun metni yeterince açık değildir. Kanaatimizce bu belirsizlik, ret hakkını genişletme gerekçesiyle taktik gecikmeyi meşrulaştırmamalıdır. Bilinen ret sebebi bakımından en güvenli davranış, ilk oturumda ve ilk sorgudan önce talebi dosyaya sokmaktır.

Soruşturma evresi yahut itirazı inceleyecek merci hâkimi bakımından ise ikinci bir sınır tartışması ortaya çıkar. M. 25 esasen kovuşturma evresinde karar veya hükme katılacak hâkimler için tasarlanmıştır. Bu nedenle sulh ceza hâkiminin reddi, kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazı inceleyen merciin reddi yahut soruşturma safhasında görev yapan hâkim yönünden ret talebinin ne zamana kadar yapılabileceği her olayda aynı takvime bağlanamaz. Faruk Turhan’ın tam metin çalışması bu konuda açık bir ayrım kurmakta; m. 25 kapsamı dışındaki hâllerde karar verilinceye kadar ret imkânının ayrıca düşünülmesi gerektiğini belirtmektedir. İşbu ayrım pratikte önemlidir; zira kimi dosyalarda savunma makamı gereksiz biçimde kendisini yedi günlük hak düşümü baskısı altında görmekte, kimi dosyalarda ise tam tersine gerçekten süreli olan ret talebini serbest zannetmektedir.

Çok sanıklı dosya meselesi ile kapsam dışı hâllerin ortak sonucu şudur: ret talebinde bulunacak taraf, yalnız hangi sebebin bulunduğunu değil, hangi yargılama evresinde hangi hâkime yöneldiğini de ayrı bir başlık altında yazmalıdır. “İnceleme konusu merci hâkimi m. 25 kapsamı dışındadır” yahut “çok sanıklı dosyada bu sebep ilk sanığın sorgusundan önce öğrenilmiş ve tüm sanıklar bakımından birlikte ileri sürülmüştür” gibi açıklamalar, mahkemenin yanlış süre rejimi uygulamasını zorlaştırır. Kanaatimizce iyi ret dilekçesi, salt norm alıntısı yapmaz; yargılamanın somut mimarisini de görünür hale getirir.

Süreyi korumak için hangi belge, kayıt ve ispat araçları dosyaya eklenmelidir?

CMK m. 25 tek başına okunursa yalnız son günü söyleyen kısa bir hüküm izlenimi verir. Oysa m. 26/2 ile birlikte düşünüldüğünde, ret talebinde bulunanın yalnız zamanında davranması değil, öğrendiği sebeplerin tümünü somut olgularıyla birlikte ortaya koyması gerekir. Bu nedenle süre yönetimi ile ispat disiplini birbirinden ayrılamaz. Bir avukatın “ret sebebini bu hafta öğrendik” demesi yeterli değildir; hangi belgenin ne zaman tebellüğ edildiği, hangi celsede hangi ifadenin kullanıldığı, hangi UYAP kaydının ne zaman alındığı ve bu olgunun tarafsızlık kuşkusunu neden doğurduğu birlikte kurulmalıdır.

AYM’nin Aydın Alkan, İbrahim Şener ve Mehmet Habip Kunt ile Ömer Çapın kararları, soyut kuşkunun yetmediğini, nesnel görünüşü destekleyen bağlantının gösterilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu kararların ortak mesajı, ret talebinin duygusal rahatsızlık beyanına indirgenemeyeceğidir. İddia edilen tarafsızlık sorunu, belge ve usul kayıtlarıyla ilişkilendirilmeli; örneğin aynı hâkimin önceki aşamadaki görevi, başka dosyada verdiği karar, taraflardan biriyle kurduğu kurumsal bağ yahut duruşmada ön hüküm sayılabilecek açıklaması somut biçimde gösterilmelidir. Söz konusu nedenle ret talebi hazırlığı, ceza davasının genel savunma klasöründen ayrı düşünülmemeli; ayrıca bir “öğrenme ve kayıt” dizini tutulmalıdır.

Dosya pratiğinde en yararlı belge grupları şunlardır: duruşma tutanakları, UYAP evrak işlem çizelgesi, tebliğ şerhleri, heyet veya görev dağılımı listeleri, başka dosyalardaki görevlendirme kayıtları, gerekçeli karar nüshaları, önceki kanun yolu kararları, kalemden alınan havale kayıtları ve gerektiğinde tanık anlatımlarıyla desteklenen oturum notları. Bunların her biri ret sebebini ispatlamayabilir; ancak öğrenme tarihini, ret talebinin neden şimdi yapıldığını ve önce yapılmamasının niçin doğal olduğunu gösterebilir. Kanaatimizce iyi hazırlanmış bir ret dilekçesi, yalnız hukukî değerlendirme değil, küçük bir zaman çizelgesi de içermelidir.

AYM, AİHM ve Yargıtay çizgisi süre yorumunda hangi ölçütleri öne çıkarmaktadır?

AİHM’in Piersack ve De Cubber kararları, görünüş bakımından tarafsızlığın objektif testini kurarken; Hauschildt kararı her önceki temasın otomatik ret sebebi sayılmayacağını vurgulamaktadır. Türk hukukunda Anayasa Mahkemesi’nin Serkan Şeker ve Seyfi Gür kararları, önceki aşamada görev alan yahut itirazı denetleyen yapıda yeniden yer alan hâkim görünümünü ciddi bir objektif kuşku sebebi olarak değerlendirmiştir. Bu içtihatlar doğrudan m. 25 süresini yorumlamasa da, ret sebebinin ciddiyetini ve öğrenildiği anda hızlı hareket edilmesi gereğini açık biçimde göstermektedir. Zira görünüşü bozan olgu ne kadar belirginse, tarafın bunu uzun süre saklayıp yargılama taktiği olarak kullanması o kadar güç savunulabilir hale gelir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21.03.2013 tarihli, E. 2012/30195, K. 2013/8148 sayılı kararı, önceki kişisel gerilim veya tarafça rahatsız edici bulunan her tutumun objektif ret sebebi oluşturmadığını göstermektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 10.12.2020 tarihli, E. 2019/18238, K. 2020/19307 sayılı kararı ise önceki rol ile sonraki karar yetkisinin birleşmesinin objektif tarafsızlık bakımından daha güçlü bir zemin oluşturabildiğini ortaya koymaktadır. Bu iki karar birlikte okunduğunda, m. 25 süresi bakımından şu pratik sonuç çıkmaktadır: ret sebebi ne kadar nesnel ve güçlü ise dilekçenin dayanaklandırılması kolaylaşır; ne kadar soyut ise mahkemenin hem süre hem delil yönünden geri çevirme refleksi artar.

AYM kararlarının ikinci katkısı, ret kanalının etkili başvuru niteliğini görünür kılmasıdır. Serkan Şeker ile Seyfi Gür, kurumsal rol çakışmasının görünüme etkisini; Nihan Günay ise süre ve merci hatasının anayasal boyutunu; Abdullah Altun ise tarafsızlık tartışmasının giderim evresine kadar uzanabildiğini göstermektedir. İşbu çizgi, m. 25’teki yedi günlük sürenin tarafları suskunluğa zorlayan bir ceza normu değil, tarafsızlık itirazının sürüncemeye bırakılmasını önleyen bir disiplin kuralı olarak okunması gerektiğini düşündürmektedir. Kanaatimizce mahkemeler, gerçekten sonradan öğrenilen ciddi ret sebeplerinde süre hesabını aşırı şekilci yorumlamamalı; buna karşılık taraflar da ret sebebini öğrendikleri anda belgeleyip derhâl başvurmalıdır.

AYM, Nihan Günay, B. No: 2020/16097, T. 26.02.2025

Karar, ret prosedüründe süre ve merci hatasının yalnız teknik usul kusuru değil, mahkemeye erişim ve tarafsız mahkemede yargılanma güvencesiyle bağlantılı anayasal sorun yaratabileceğini göstermektedir. Dosya pratiğine etkisi açıktır: yedi günlük süre hesabı yapılırken öğrenme anı ve başvuru mercii aynı dilekçede açık biçimde kurulmalıdır.

AİHM, Hauschildt v. Denmark, No. 10486/83, T. 24.05.1989

Mahkeme, her önceki işlemin otomatik biçimde ret sebebi oluşturmadığını; belirleyici olanın önceki kararların ağırlığı ve esasa temas derecesi olduğunu vurgulamıştır. Bu yaklaşım, soyut rahatsızlığın değil, nesnel görünüşü bozan belirli olayın yedi günlük süre içinde somutlaştırılması gerektiğini teyit etmektedir.

CMK m. 31 geri çevirme riski hangi hatalarda yoğunlaşmaktadır?

CMK m. 31, kovuşturma evresinde ileri sürülen ret isteminin üç durumda geri çevrileceğini düzenlemektedir: süresinde yapılmaması, ret sebebi ve delilinin gösterilmemesi, talebin duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılması. M. 25 bakımından ilk tehlike elbette süre aşımıdır; fakat uygulamada tek sorun bu değildir. Çoğu ret dilekçesi, öğrenme anını söylemeden yalnız “tarafsızlık kuşkusu doğmuştur” cümlesiyle yetinmekte; bu da hem süreyi hem delili aynı anda zayıflatmaktadır. Talep, özellikle arka arkaya parça parça sebeplerle sunulursa mahkeme kötüye kullanım sonucuna daha kolay yönelmektedir.

Doktrindeki sert eleştirilerden biri, ciddi biçimde incelenmesi gereken ret talebinin, kimi dosyalarda m. 27 usulüne geçilmeden doğrudan m. 31 zeminine çekilmesidir. Ersan Şen’in bu noktadaki itirazı önemlidir: ret talebi gerçekten m. 24 kapsamındaki ciddi bir tarafsızlık sorununa dayanıyorsa, yalnız şekli kusur görüntüsü yaratılarak reddedilen hâkimin katılımıyla geri çevrilmesi usul mantığını zedeler. Bununla birlikte bu eleştiri, süresinde ve delilli başvuru yükünü ortadan kaldırmaz. Kanaatimizce savunma tarafının en güvenli yöntemi, talebi m. 31’in üç eşiğini peşinen karşılayacak biçimde kurgulamaktır: tarih göster, delili ekle, gecikme amacını çürüten açıklamayı yaz.

Yanlış uygulama örnekleri çoğunlukla üç başlıkta toplanmaktadır. Birincisi, ret sebebinin duruşma içinde doğduğu yahut o gün öğrenildiği halde dilekçenin gerekçesiz biçimde sonraki haftalara bırakılmasıdır. İkincisi, önce bilinen olayların “sonradan öğrendik” denilerek belgelenmeden ileri sürülmesidir. Üçüncüsü ise aynı sebep kümesinin taksitler halinde sunulmasıdır. CMK m. 26/2’nin “öğrendiği ret sebeplerinin tümünü bir defada açıklamak” yükümü ile m. 25’in zaman disiplini birlikte düşünüldüğünde, parça parça ileri sürülen başvuruların duruşmayı uzatma amacı taşıdığı yönünde kuvvetli bir görünüm doğmaktadır. Söz konusu nedenle iyi ret pratiği, dramatik dil değil, eksiksiz zaman çizelgesi üretir.

Durum Süre Eşiği Dayanak Dosyada Gösterilecek Kayıt Başlıca Risk
İlk derece mahkemesinde önceden bilinen ret sebebi Sanığın sorgusu başlayıncaya kadar CMK m. 25/1 Duruşma günü, sorgu başlangıcı, hazır bulunanlar listesi Geç kalan başvurunun m. 31 uyarınca geri çevrilmesi
Duruşmalı BAM incelemesinde önceden bilinen sebep İnceleme raporu açıklanıncaya kadar CMK m. 25/1 Oturum tutanağı, rapor açıklama kaydı İncelemenin esasa girdiği kabulü
Yargıtay aşamasında önceden bilinen sebep Tetkik hâkimi veya üye raporu açıklanıncaya kadar CMK m. 25/1 Heyet bilgisi, rapor açıklama kaydı, tebligat Ret hakkının dar yorumlanması
Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebep Öğrenmeden itibaren yedi gün; en geç inceleme veya duruşma bitimine kadar CMK m. 25/2 UYAP ekranı, tebligat, müzekkere cevabı, duruşma tutanağı Öğrenme tarihinin ispatlanamaması
Yasaklılık veya önceki rol yasağı iddiası M. 25 rejiminden ayrı değerlendirilir CMK m. 22-23, m. 30 Önceki görev kaydı, dosya numarası, karar örneği Yanlış norm seçimi sebebiyle ret talebinin hatalı sınıflandırılması

Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.

Uygulama bakımından takip planı nasıl kurulmalıdır?

Bir ceza dosyasında hâkimin tarafsızlığına ilişkin kuşku belirdiğinde ilk yapılacak iş, ret sebebinin türünü belirlemektir. Yasaklılık mı söz konusudur; yoksa objektif görünüşü bozan fakat m. 24 ailesine giren başka bir sebep mi vardır? Ardından öğrenme anı sabitlenmelidir. Bu kayıt kurulduktan sonra ret dilekçesinde olay örgüsü, öğrenme tarihi, belge dayanakları, süre hesabı ve istenen merci aynı başlık altında toplanmalıdır. Kanaatimizce iyi bir ret dilekçesi, duygusal ithamların azaltıldığı; buna karşılık zaman çizelgesinin, belge künyelerinin ve usul sonucunun açık yazıldığı dilekçedir.

Talebin kabul edilmemesi yahut geri çevrilmesi ihtimaline karşı ikinci bir hazırlık daha gereklidir. Duruşma tutanağına ret itirazının özeti, öğrenme tarihine ilişkin beyan, sunulan eklerin listesi ve gerekirse sonraki kanun yolu şerhi geçirilmelidir. Böylece ret istemi reddedilse bile, istinaf veya temyizde tarafsızlık sorununun hangi tarihte ve ne sebeple gündeme getirildiği görünür kalır. Özellikle m. 31 üzerinden geri çevirme riski bulunan dosyalarda, usul kaydının eksiksiz tutulması çoğu zaman esasa ilişkin tartışmadan daha belirleyici hale gelmektedir.

Kanun yolu bakımından bir başka hassasiyet de, ret talebinin reddine karşı geliştirilecek argümanın yalnız “mahkeme taraflıydı” cümlesine indirgenmemesidir. İstinaf yahut temyizde ileri sürülecek itiraz, hangi sebebin ne zaman öğrenildiğini, neden m. 25 süresine uyulduğunu, hangi delilin sunulduğunu ve mahkemenin bunu hangi gerekçeyle göz ardı ettiğini göstermek zorundadır. Dosyada bu zincir kurulmamışsa, sonraki merci önünde tarafsızlık sorunu soyut bir şikâyet gibi görünür. Kanaatimizce ret talebi hazırlığı ile kanun yolu hazırlığı aynı gün başlamalı; çünkü m. 25’te kaybedilen zaman, çoğu dosyada daha sonra kurulan parlak hukukî cümlelerle telafi edilememektedir.

Bu nedenle savunma ve iddia makamı için en isabetli yöntem, ret talebini bir “anlık tepki” yerine küçük bir usul dosyası gibi hazırlamaktır. Zaman çizelgesi, belge listesi, öğrenme tarihi, ret sebebinin kategorisi ve m. 31 riskine karşı açıklama tek pakette sunulduğunda mahkemenin süre yahut delil yönünden kaçış alanı daralır; ret talebinin gerçekten tarafsızlık güvencesi için yapıldığı daha görünür hale gelir.

Sık sorulan sorular

CMK m. 25 tam olarak neyi düzenler?

CMK m. 25, tarafsızlığını şüpheye düşüren sebeplere dayalı hâkim reddi talebinin hangi ana kadar ve hangi ek süre içinde ileri sürülebileceğini düzenler. Hüküm, yasaklılık hâllerini değil; CMK m. 24 kapsamındaki tarafsızlık kuşkusunu takvim bakımından sınırlar.

Yedi günlük süre ne zaman başlar?

Süre, ret sebebinin gerçekten öğrenildiği tarihte başlar. Bu tarih çoğu dosyada duruşma tutanağı, UYAP kaydı, tebligat, müzekkere cevabı veya gerekçeli karar örneğiyle ispatlanmalıdır. Belgesiz öğrenme iddiası, sürenin ispatını zayıflatır.

Önceden bilinen ret sebebi için duruşmanın sonuna kadar beklenebilir mi?

Hayır. İlk derece mahkemesinde önceden bilinen ret sebebi, sanığın sorgusu başlayıncaya kadar ileri sürülmelidir. Bilinen sebebi sonraya bırakmak, çoğu dosyada m. 31 bakımından gecikmiş veya uzatma amaçlı talep görünümü doğurur.

CMK m. 25, hâkimin yasaklı olduğu hâllerde de uygulanır mı?

Kural olarak aynı biçimde uygulanmaz. Hâkimin davaya bakamayacağı hâller ve önceki rol yasakları, m. 22 ve m. 23 ailesinde değerlendirilir. Bu nedenle her ret sebebi önce doğru normatif kategoriye yerleştirilmelidir.

Çok sanıklı davada her sanık kendi sorgusuna kadar ret isteyebilir mi?

Metin bu yoruma açık bir tartışma üretmektedir; doktrinde her sanığın kendi sorgusuna kadar talepte bulunabileceği yönünde değerlendirmeler vardır. Bununla birlikte pratikte bilinen ret sebebinin ilk fırsatta ileri sürülmesi daha güvenlidir; aksi halde kötüye kullanım itirazı güçlenebilir.

Ret sebebi sonradan ortaya çıkarsa duruşma bitene kadar her zaman istenebilir mi?

Duruşma veya inceleme bitinceye kadar ret istenebilir; fakat öğrenme tarihinden itibaren yedi gün içinde başvurulması şarttır. Yalnız son güne kadar beklemek değil, öğrenmeden sonra yedi günü geçirmek de talebi düşürür.

Somut ceza dosyasında ret süresi ayrı değerlendirme gerektiriyorsa: ret sebebinin öğrenilme tarihi, tutanak kaydı, UYAP izi, m. 25 hesabı ve m. 31 geri çevirme riski birlikte ele alınmalıdır. Ceza hukuku çalışma alanımız, CMK m. 24 incelememiz ve önceki rol yasağı analizimiz bu çerçeveyi tamamlayıcı okumalar sunmaktadır; ön değerlendirme için iletişim sayfası üzerinden başvuru bırakabilirsiniz.

Kaynakça ve Atıf Listesi

Resmi Kaynaklar

Mahkeme Kararları

Bilimsel Çalışmalar

Tags

Ne düşünüyorsunuz?

Bağlantılı analizler