CMK m. 24, kanunda açıkça sayılan yasaklılık hâlleri yanında hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren diğer nedenlerde de ret istemine izin verir. İlk derece dosyalarında önceden bilinen sebepler sanığın sorgusu başlamadan önce, sonradan öğrenilen sebepler ise yedi gün içinde ve doğru merci önünde somut delille ileri sürülmelidir.
Bu içerik 03.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza muhakemesinde tarafsız mahkeme güvencesi, yalnız hâkimin kanunen yasaklı olduğu açık durumları değil, objektif bakımdan kuşku yaratan diğer görünüşleri de kapsamak zorundadır. Çünkü yargısal güven, yalnız hukuken doğru karar verilmesiyle değil, kararın taraflar bakımından ikna edici bir tarafsızlık zemini üzerinde kurulmasıyla da ilgilidir. Hâkimin daha önce aynı uyuşmazlıkta değerlendirme yapmış olması, taraflardan biriyle kurduğu ilişki, kamuya yansıyan tutumu yahut dosya içinde sergilediği belirli davranışlar, her zaman m. 22 veya m. 23 kapsamındaki mutlak yasaklara girmeyebilir. Bununla birlikte söz konusu görünüm, makul bir gözlemci bakımından tarafsızlığı tartışmalı hale getiriyorsa artık ret kurumu devreye girmektedir.
CMK m. 24’ün önemi tam bu sınır çizgisinde ortaya çıkmaktadır. Madde, bir yandan yasaklılık rejimi ile bağını koruyarak m. 22 ve m. 23 alanındaki ihlallerde de ret istemine imkân tanımakta; diğer yandan kanunda önceden sayılması mümkün olmayan şüphe sebeplerini açık uçlu bırakarak uygulamaya esnek ama disiplinli bir alan açmaktadır. Dosya pratiğinde güçlük, bu esnek alanı soyut yakınma aracına dönüştürmemektedir. Ret talebi, kişisel kanaat beyanı değil; somut olgu, doğru süre, doğru merci ve ölçülü hukukî nitelendirme isteyen sıkı bir usul kurumudur.
I. CMK m. 24 hangi ret rejimini kurar ve görev yasaklarıyla nasıl ilişki içindedir?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu‘nun 24’üncü maddesi iki ayrı ret sebebi öngörmektedir. Birincisi, hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddinin istenebilmesidir. Bu cümle, m. 22 ve m. 23’te yer alan yasaklılık sebeplerinin taraflar bakımından ileri sürülebilir hale geldiğini göstermektedir. İkincisi ise, hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerdir. Kanun koyucu bu ikinci kümeyi sınırlı saymamış; böylece her dosyada farklı şekilde ortaya çıkabilecek objektif kuşku görünüşlerini önceden tüketici biçimde sayma hatasına düşmemiştir. Söz konusu tercih, ceza muhakemesinin canlı yapısına uygundur; çünkü tarafsızlığı zedeleyebilecek her olasılığın madde metnine sığdırılması mümkün değildir.
Ne var ki bu açık uçluluk, ret kurumunun sınırsız olduğu anlamına gelmez. Baskın öğreti, ileri sürülen sebebin makul, nesnel ve dosya bağlamında denetlenebilir olması gerektiği konusunda birleşmektedir. Faruk Turhan’ın ret usulüne ilişkin kapsamlı çalışmasında vurguladığı üzere, “kuşku” kişisel rahatsızlık veya mahkeme kararından memnuniyetsizlik düzeyinde bırakılamaz. Ret sebebi, tarafsızlıktan şüphe etmeyi haklı gösterecek somut olgulara dayanmalıdır. Bu nedenle, hâkimin aleyhe ara karar vermesi, sert bir usul yönetimi benimsemesi yahut delil taleplerini reddetmesi tek başına ret sebebi değildir. Anılan işlemler ancak önceki rol, kişisel bağ, dışa vurulmuş peşin kanaat veya benzeri objektif verilerle birleştiğinde m. 24 alanına girebilir.
m. 24’ün görev yasaklarıyla ilişkisi de doğru kurulmalıdır. Eğer olay m. 22 veya m. 23 kapsamında açık yasaklılık doğuruyorsa, talebin çekirdeği yine yasaklılıktır; m. 24 bu yasağın ileri sürülme kapısını açar. Buna karşılık kanunda yazılı bir yasak yoksa fakat görünüş tarafsızlığı zedeliyorsa, ret talebi m. 24’ün ikinci cümlesi üzerinde yükselir. Dosya pratiğinde çoğu hata, bu iki alanı birbirine karıştırmaktan doğmaktadır. Hangi ret sebebinin hangi normatif kaynaktan beslendiği baştan açıkça gösterilmezse, süre rejimi, delil yükü ve merci tartışması da bulanık hale gelir.
II. Hâkimin reddini kimler isteyebilir ve hâkim isimlerinin bildirilmesi neden stratejik değerdedir?
m. 24/2, ret isteminde bulunabilecek kişileri açıkça saymaktadır: Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili. Bu sayım, ret hakkının ceza muhakemesindeki asli süjelere tanındığını göstermektedir. Uygulamada özellikle müdafi ve katılan vekili bakımından, hakkın yalnız müvekkil adına değil, doğrudan vekil sıfatıyla da kullanılabildiği unutulmamalıdır. Faruk Turhan’ın eleştirel incelemesinde dikkat çektiği önemli nokta şudur: soruşturma evresinde suçtan zarar görenin ret hakkı yönünden metin yeterince açıklık taşımamaktadır. Pozitif hukukta güvenli hareket etmek isteyen uygulamacı, ret hakkını açıkça sayılan kişiler üzerinden kurmalı; tartışmalı alan varsa bunu alternatif hukukî görüş olarak ayrıca belirtmelidir.
m. 24/3’te yer alan “karar veya hükme katılacak hâkimlerin isimlerinin bildirilmesi” imkânı, pratikte küçümsenmemesi gereken bir güvencedir. Çünkü ret kurumunun işleyebilmesi için önce hangi yargı görevlisinin hangi aşamada karara katılacağının bilinmesi gerekir. Dosyayı gören heyet önceden bilinmeden, önceki rol yasağı yahut tarafsızlığı şüpheye düşüren somut bağ çoğu zaman saptanamaz. Özellikle çok üyeli mahkemelerde, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinde ve Yargıtay aşamasında bu hakkın kullanılması, ret talebini soyut kuşkudan çıkarıp somutlaştıran temel araçlardan biridir.
Kanaatimizce savunma, dosyanın niteliği gerektiriyorsa bu bilgiyi erken istemelidir. Çünkü hâkim isimlerini ancak ret kararı gerektirecek kesin bir neden varsa öğrenmek şeklindeki anlayış tersinden işlemektedir; isimlerin bilinmesi zaten ret sebebinin araştırılabilmesi içindir. Özellikle daha önce aynı dosyada itirazı incelemiş, yan dosyada kanaat açıklamış yahut dosya taraflarından biriyle hukukî bağ bulunduğu iddia edilen bir yargı görevlisinin varlığı, çoğu zaman bu liste sayesinde ortaya çıkar. Hâkim listesi istememek, bazı dosyalarda en baştan kör noktaya razı olmak anlamına gelir.
Bu hak aynı zamanda savunma ile iddia makamı arasındaki usul dengesini de güçlendirir. Cumhuriyet savcısı ret talebinde bulunabileceği gibi, müdafi ve katılan vekili de heyet kompozisyonunu bilerek usul stratejisini şeffaf biçimde kurabilir. Şeffaflık eksik kaldığında, ret kurumu fiilen yalnız sonradan fark edilen ihlallere cevap veren gecikmiş bir araç haline dönüşür. Oysa normun amacı, tarafların karar mercii oluşmadan önce dahi tarafsızlık zeminini sınayabilmesidir.
III. Tarafsızlığı şüpheye düşüren “diğer sebepler” hangi ölçütle belirlenir?
Bu sorunun cevabı, öznel histe değil objektif görünüştedir. AİHM içtihadı uzun süredir, adaletin yalnız yerine getirilmesinin değil, aynı zamanda öyle görünüyor olmasının da gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Piersack v. Belgium, De Cubber v. Belgium ve Hauschildt v. Denmark kararları birlikte okunduğunda, önceki rol, yoğun ön değerlendirme ve kurumsal yakınlık görünümlerinin tarafsızlık üzerinde etkili olabileceği; buna karşılık her usul işleminin otomatik ret sebebi doğurmayacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla m. 24 alanında soru, “hâkim gerçekten önyargılı mı” değil; “makul bir gözlemci, eldeki somut olgulara bakarak tarafsızlıktan şüphe etmeyi haklı bulur mu” sorusudur.
Türk anayasal denetiminde de aynı çizgi görülmektedir. AYM, Serkan Şeker kararında, şikâyeti reddeden hâkimin aynı işte itirazı inceleyen heyette yer alması tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlali sayılmıştır. AYM, Seyfi Gür kararında da infaz hâkimliği kararını veren yargı görevlisinin itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesi heyetinde bulunması benzer biçimde sakıncalı görülmüştür. Her iki kararın ortak noktası, önceki değerlendirmeyi yapan kişinin sonradan denetim mercii içinde yer almasının objektif tarafsızlık kuşkusu doğurmasıdır. Söz konusu görünüm, m. 23 alanına da temas eder; fakat m. 24 bakımından çıkarılacak sonuç şudur: kanunda açık yasak yazılı olmasa bile, önceki kanaatin sonradan dosyanın denetim aşamasına taşınması çoğu zaman ret sebebi üretir.
Buna karşılık her önceki temas ret istemini haklı çıkarmaz. AYM, Aydın Alkan ve AYM, Tahir Gökatalay (2) kararları, salt olumsuz karar vermiş olmanın yahut yargılama içinde usul yönetimi yapmış bulunmanın tek başına ihlal sonucuna götürmediğini göstermektedir. Aynı ihtiyat, Yargıtay’ın bazı ret dosyalarında da görülür; aynı dosyanın daha önce temyiz incelemesine katılmış olmanın her durumda m. 24 kapsamında kuşku üretmediği kabul edilmektedir. Buradan çıkan pratik ders açıktır: ret talebi, olağan yargısal faaliyeti değil; olağan faaliyetin ötesine geçen ve objektif güveni zedeleyen somut görünümü hedef almalıdır.
Bu başlıkta sosyal çevre, akrabalık dışı yakın ilişki, kamuya açık beyan, sosyal medya etkileşimi, taraflardan biriyle belirgin profesyonel bağlılık, aynı olay hakkında daha önce suç duyurusunda bulunma yahut güçlü peşin kanaat açıklamaları da gündeme gelebilir. Ancak bu tür görünümlerde delil yükü daha yoğundur. İddia, ekran görüntüsü, tutanak, duruşma beyanı, UYAP kaydı veya başka resmî veriyle desteklenmedikçe ret talebi kolaylıkla “soyut kuşku” düzeyine itilir.
Özellikle aynı mahkeme içinde eşlerden birinin savcılık veya hâkimlik sıfatıyla rol aldığı dosyalarda, 2802 sayılı Kanun‘un 46’ncı maddesindeki düzenleme ile görünüş adaleti birlikte değerlendirilmelidir. Kanunda her ihtimal açıkça yazılı olmasa dahi, objektif tarafsızlık algısını zedeleyen yakınlıkların m. 24 alanında tartışılması mümkündür. Bununla birlikte savunma, kanunda açık yasak yoksa doğrudan mutlak yasaklılık iddiasına yönelmek yerine, görünüş tarafsızlığı ve makul kuşku testini dikkatle kurmalıdır.
IV. Ret isteminin süresi hangi mantıkla işler ve yedi günlük kural ne zaman başlar?
m. 25, tarafsızlığı şüpheye düşüren sebeplere dayanan ret talepleri için özel bir süre rejimi kurmaktadır. İlk derece mahkemelerinde önceden bilinen ret sebebi, sanığın sorgusu başlayıncaya kadar ileri sürülmelidir. Duruşmalı işlerde bölge adliye mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtay’da görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılan rapor üyelere açıklanıncaya kadar talepte bulunulabilir. Diğer hâllerde ise inceleme başlayıncaya kadar ret istenebilir. Bu kurgu, ret kurumunun hakkaniyetli kullanılmasını sağlarken duruşmayı sürüncemede bırakma riskini de dengelemektedir.
Sonradan ortaya çıkan veya önceden var olmakla birlikte sonradan öğrenilen sebeplerde, duruşma veya inceleme bitinceye kadar ret istenebilir; ancak bu istemin ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır. Uygulamadaki en kritik mesele, “öğrenme” anının ne zaman gerçekleştiğinin ispatıdır. Duruşma sırasında ilk kez açıklanan bir bağ, yeni tebliğ edilen heyet listesi, UYAP üzerinden görülen önceki karar kaydı yahut sonradan temin edilen resmî belge, bu anın başlangıcını belirleyebilir. Bu nedenle savunma, ret sebebini nasıl ve ne zaman öğrendiğini dilekçede ayrıca anlatmalıdır. Aksi halde merci, sürenin geçirildiği kanaatine kolaylıkla varabilir.
AYM, Nihan Günay kararı, ret usulünün süre ve merci bakımından yanlış işletilmesinin adil yargılanma hakkı açısından sorun yaratabileceğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Kararın verdiği temel ders, ret isteminin yalnız ileri sürülmesiyle yetinilmemesi; kanunun öngördüğü usul kanalının doğru seçilmesi gerektiğidir. Faruk Turhan da, kanundaki sürenin ret hakkını yok etmek için değil, hakkın dürüst ve zamanında kullanılmasını sağlamak için kabul edildiğini belirtmektedir. Kanaatimizce savunma, ret sebebini önceden biliyorsa sorgu aşamasına kadar bekleyip dosyayı gereksiz riske atmamalı; buna karşılık hâkimin duruşmadaki tavrı veya yeni öğrenilen belge ret sebebi yaratıyorsa, yedi günlük sürenin başlangıcını açıkça kayıt altına almalıdır.
Burada mutlaka vurgulanması gereken ayrım şudur: m. 25’teki süre sınırları, m. 22 ve m. 23 kaynaklı mutlak yasaklılık başvurularına değil, m. 24’ün ikinci cümlesindeki tarafsızlığı şüpheye düşüren diğer sebeplere özgüdür. Uygulamada dosya tarafları çoğu zaman her iki rejimi aynı süre mantığıyla okumakta ve ya geç kaldığını sanarak güçlü bir yasaklılık itirazından vazgeçmekte ya da açık süre sınırı olan bir ret sebebini yanlışlıkla sınırsız zannetmektedir.
Süre hesabında duruşma pratiği de önem taşır. Ret sebebi ilk kez oturum sırasında doğmuş veya öğrenilmişse, sözlü beyanın zapta geçirilmesi ve aynı anda ret isteminde bulunulması çoğu dosyada en güvenli yoldur. Daha sonra verilecek yazılı dilekçe bu beyanı tamamlayabilir; fakat ilk anda susulması, özellikle mahkeme tutanağında olayın iz bırakmaması halinde savunmayı zayıflatır. Bu nedenle müdafi bakımından duruşma içi refleks kadar, duruşma sonrası yedi günlük teyit dilekçesi de önemlidir.
V. Ret isteminin usulü, inceleme mercii ve kanun yolu disiplini nasıl kurulmalıdır?
m. 26 uyarınca ret istemi, mensup olduğu mahkemeye verilecek dilekçeyle yahut zabıt kâtibine başvurularak tutanak düzenlenmesi suretiyle yapılır. Ret isteyen taraf, öğrendiği tüm ret sebeplerini bir defada açıklamak ve süresi içinde olgularıyla birlikte ortaya koymak zorundadır. Bu hüküm, parçalı ve taktik amaçlı başvuruların önünü kesmek için kabul edilmiştir. Dilekçede ret sebebinin yalnız hukuki etiketi değil, dayandığı somut olaylar, öğrenme tarihi, deliller ve hangi yargısal aşamanın etkilendiği açıkça gösterilmelidir. Reddi istenen hâkim ise ret sebepleri hakkındaki görüşünü yazılı olarak bildirir.
m. 27, esas hakkında karar verecek mercii belirler. Kural olarak ret istemine mensup olduğu mahkeme karar verir; ancak reddedilen hâkim müzakereye katılamaz. Bu nedenle mahkeme teşekkül edemiyorsa, ret istemi sulh ceza hâkimine karşı ise yargı çevresi içindeki asliye ceza mahkemesi, tek hâkime karşı ise yargı çevresindeki ağır ceza mahkemesi karar verir. Ağır ceza mahkemelerinde, birden fazla daire varsa numara olarak izleyen daire; tek daire varsa en yakın ağır ceza mahkemesi devreye girer. Bölge adliye mahkemesi ceza dairesi başkan ve üyeleri bakımından da ret istemi, reddedilen üye katılmaksızın ilgili dairece incelenir. 5235 sayılı Kanun çerçevesindeki mahkeme teşkilatı bilinmeden bu merci dizgesi sağlıklı kurulamaz.
m. 28’e göre ret isteminin kabulüne ilişkin kararlar kesindir; ret isteminin kabul edilmemesine ilişkin kararlara ise itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz üzerine verilen ret kararı, hükümle birlikte incelenir. m. 29 ise reddedilen hâkimin, ret hakkında bir karar verilinceye kadar yalnız gecikmesinde sakınca bulunan işlemleri yapabileceğini söyler. Oturum sırasında ret isteminde bulunulmuşsa, bu sebeple duruşma ertelenmez; fakat tarafların 216’ncı madde kapsamındaki esas sözleri dinlenmeden ve ret konusunda karar verilmeden bir sonraki oturuma geçilemez. Dosya pratiğinde bu hüküm hayati değerdedir. Çünkü ret istemi varken esasa geçilmesi, sonradan yalnız ret usulünü değil, hükmün bütün güvenliğini tartışmalı hale getirir.
m. 31, kovuşturma evresinde ret isteminin hangi hâllerde geri çevrileceğini saymaktadır: süresinde yapılmama, ret sebebi ve delilinin gösterilmemesi veya ret isteminin duruşmayı uzatmak amacıyla yapıldığının açıkça anlaşılması. Açıkça uzatma amacı ölçütü özellikle hassastır. Bizce bu bent geniş yorumlanmamalıdır. Tarafın sert savunma yapması, çok sayıda belge sunması yahut duruşma stratejisini ret talebiyle değiştirmesi tek başına kötüye kullanım sayılmaz. Ne var ki aynı sebepleri parçalayarak tekrarlamak, sebep ve delilden tamamen yoksun soyut iddialar ileri sürmek yahut yalnız karar anında dosyayı kilitlemek amacıyla harekete geçmek durumunda m. 31 devreye girebilir.
Çekinme müessesesi de bu tabloda ayrı bir başlık olarak görülmelidir. m. 30’a göre hâkim, tarafsızlığını şüpheye düşüren sebepleri kendisi ileri sürerek çekinebilir; merci çekinmenin uygun olup olmadığına karar verir. Uygulamada savunma çoğu zaman yalnız ret talebi üzerinde durmakta, çekinme ihtimalinin kayda geçirilmesini önemsememektedir. Oysa objektif kuşku bu kadar görünürken hâkimin neden çekinmediği sorusu, sonraki kanun yolu incelemesinde kurumsal tarafsızlık tartışmasını derinleştiren önemli bir veridir.
VI. Ret isteminde delil, belge ve dosya hazırlığı nasıl kurulmalıdır?
m. 24 dosyalarında en sık başarısızlık nedeni, ret sebebinin varlığından çok, bunun ispat mimarisinin zayıf kurulmasıdır. Eğer iddia önceki rol veya önceki kanaat açıklamasına dayanıyorsa; ilam örneği, heyet listesi, UYAP işlem geçmişi, duruşma zabıtları, ek karar ve tevzi kayıtları mutlaka eklenmelidir. Eğer mesele kişisel ilişki veya kamuya yansıyan tutum ise; resmî sicil kayıtları, açık kaynak ekran görüntüleri, duruşmada söylenen sözlerin zapta geçirilmiş hali yahut mahkeme kaleminden temin edilen belge zinciri gereklidir. Ret kurumu, kanaat yazısı ile değil, dosyaya girebilir nitelikteki kanıtla yürür.
Ret isteyen taraf, yalnız sonucu değil öğrenme anını da belgelemelidir. Bir ekran görüntüsünün alınma tarihi, bir heyet listesinin tebliğ şerhi, UYAP sorgu kaydı yahut tutanak tarihi, yedi günlük sürenin başlangıcı için belirleyici olabilir. Dilekçede her delilin neyi ispatladığı ayrıca gösterilmelidir. Örneğin, “EK-3 tarihli heyet listesi, inceleme gününden önce aynı üyenin dosyaya atandığını; EK-4 tarihli karar sureti ise aynı üyenin daha önce itirazı reddeden heyette yer aldığını göstermektedir” şeklindeki açıklık, merciin önüne doğrudan çözülmüş bir dosya koyar.
Belge hazırlığında iki tür aşırılıktan kaçınmak gerekir. Birincisi, soyut ve belgesiz suçlamadır. İkincisi ise dosyayı gereksiz ayrıntıyla boğmaktır. Ret merciinin ikna olması için hacimli anlatı değil, doğru seçilmiş somut olgu gerekir. Kanaatimizce en isabetli yöntem, ret sebeplerini kronolojik çizelge, her sebebe karşılık gelen belge listesi ve sonuç kısmında istenen usul işlemi şeklinde üç katmanlı sunmaktır. Bu yapı, hem süre tartışmasını hem esas tartışmasını berraklaştırır.
Duruşma içi ret taleplerinde, zabıt dilinin pasif kalmasına izin verilmemelidir. Hangi söz veya davranışın tarafsızlık kuşkusu doğurduğu tutanağa net cümlelerle geçirilmediğinde, sonradan yapılacak itiraz soyutlaşır. Bu sebeple savunma, ret istemi sırasında yalnız hukuki nitelendirmeyi değil, olay cümlesini de mahkeme kaydına yerleştirmelidir. “Hâkimin saat 11.42’de sanığa yönelttiği şu ifade” veya “tebliğ edilen heyet listesinde daha önceki itiraz kararına katılan aynı üyenin yer aldığı” gibi açık kayıtlar, sonradan yapılacak değerlendirmeyi belirgin biçimde güçlendirir.
VII. Yargısal uygulama ile doktrin hangi noktalarda ayrışmakta ve savunma bunu nasıl okumalıdır?
Ret kurumuna ilişkin temel gerilim, tarafsızlık güvencesi ile yargılamanın makul sürede yürütülmesi arasındadır. Doktrinde baskın görüş, ret hakkının geniş tutulması gerektiğini; ancak usul kurallarıyla kötüye kullanımın önlenebileceğini kabul etmektedir. Faruk Turhan, mevcut metnin özellikle geri çevirme ve merci düzenlemelerinde sorunlar barındırdığını, bazı uygulamalarda reddedilen hâkimin veya onun katılımıyla kurulan heyetin ret meselesini yeterince ciddi incelemeden geri çevirme yoluna gittiğini belirtmektedir. Sezin Duygu Tuncer de, karşılaştırmalı hukuk perspektifinden, tarafsızlık güvencesinin yalnız mutlak yasaklara indirgenemeyeceğini; görünüş adaletinin ret kurumunda merkezi rol oynadığını vurgulamaktadır.
Yargısal uygulama ise daha ihtiyatlı bir çizgi izlemektedir. Bir yandan Serkan Şeker, Seyfi Gür ve benzeri kararlarla önceki değerlendirmeyi yapan yargı görevlisinin sonradan denetim merciinde yer almasını ihlal saymakta; diğer yandan soyut kuşkuya dayanan, yalnız önceki olumsuz ara karardan rahatsızlık duyan yahut somut delil sunmayan başvuruları kabul etmemektedir. AYM, İbrahim Şener ve Mehmet Habip Kunt ile AYM, Ömer Çapın kararları, başvurunun soyutlaştırıldığı yahut tarafsızlık kuşkusunun yeterince nesnelleştirilmediği durumlarda sonucun başvurucu lehine doğmayabileceğini göstermektedir. Bu kararlar ret hakkını zayıflatmaz; tam tersine onun hangi kalite eşiğinde kullanılacağını gösterir.
Bizce savunma bakımından çıkarılacak ders şudur: ret kurumu, haklı öfkenin değil, disiplinli şüphenin aracıdır. Mahkemenin aleyhe tavrı tek başına yetmez; fakat bu tavır daha önceki rol, kişisel bağ, açıklanmış kanaat veya usul ihlaliyle birleşiyorsa ret zemini güçlenir. Diğer taraftan kurumu fazla geniş yorumlama arzusu da tehlikelidir. Çünkü her sert ara kararı ret sebebine çevirmek, gerçekten güçlü dosyalarda dahi merciyi kuşkucu hale getirebilir. Savunma, ret istemini çoğaltmak yerine doğrulaştırmalıdır.
Bu noktada karşı argüman da ciddiye alınmalıdır. Yargılamanın gecikmeksizin sonuçlandırılması, ceza muhakemesinin temel bir unsurudur ve ret kurumu kötüye kullanıldığında bu amaca zarar verebilir. Ne var ki hız lehine kurulacak her yorum, tarafsızlık güvencesini boşaltacak seviyeye taşınamaz. Kanaatimizce doğru denge, somutluğu sıkı aramakta fakat objektif kuşku belirdiğinde bunu usul engelleriyle görünmez kılmamaktadır. Güçlü ret talebi yargılamayı keyfi biçimde uzatmaz; tersine ileride doğacak çok daha ağır bozma risklerini önler.
Bu nedenle müdafinin görevi yalnız ret istemek ya da istememek arasında seçim yapmak değildir; asıl görev, dosyanın hangi anında ret kurumunun en yüksek koruma değerini üreteceğini tespit etmektir. Bazen bu an, ilk sorgu öncesidir; bazen duruşma ortasında zapta geçirilmesi gereken bir söz; bazen de istinaf veya temyiz heyet listesinin açıklanmasıdır. Ret kurumunu doğru zamanda işletmek, çoğu dosyada esasa ilişkin savunma kadar belirleyici sonuç doğurur.
VIII. Hangi yanlış uygulamalar ret hakkını fiilen boşa düşürmektedir?
Birinci yanlış, önceden bilinen sebebi stratejik nedenlerle saklayıp yargılamanın ilerleyen aşamasında sürmektir. Bu tercih çoğu zaman m. 25 engeline takılır. İkinci yanlış, ret nedenlerini parça parça açıklamaktır. Kanun tüm nedenlerin bir defada sunulmasını istediği için, parçalı başvuru çoğu kez kötüye kullanım kuşkusu doğurur. Üçüncü yanlış, ret talebini yalnız hukuki sıfatla yazıp olgusal omurgasını kurmamaktır. “Tarafsız değildir” cümlesi tek başına bir iddia olabilir; ret sebebi olabilmesi için hangi söz, hangi ilişki, hangi karar veya hangi görünüm üzerinden bu sonuca varıldığı gösterilmelidir.
Dördüncü yanlış, yanlış merciye yönelmektir. Sulh ceza hâkimi, tek hâkimli asliye ceza mahkemesi, ağır ceza dairesi, BAM ceza dairesi ve Yargıtay için merci düzeni farklıdır. Beşinci yanlış ise ret istemi yapıldıktan sonra, m. 29 sınırlarını hatırlatmadan esasa geçilmesini sessizce izlemektir. Ret varken 216 aşamasına ilerlenmesi veya yeni oturum açılması, bazen sonradan giderilemeyecek usul tartışmaları yaratır. Altıncı yanlış, mutlak yasaklılık ile kuşku sebeplerini karıştırmaktır. Bir dosyada asıl sorun m. 23 yasağı ise onu m. 24’ün süreli ret alanında anlatmak, güçlü bir usul kozunu gereksiz biçimde zayıflatır.
Son olarak, ret talebinin reddi üzerine itiraz yolunu ve hükümle birlikte inceleme mantığını ihmal etmek de ciddi hak kaybı doğurur. Ret istemi kabul edilmese dahi, bu kararın kanun yolu zemini sonraki aşamalarda korunmalıdır. Dosya notları, zabıt şerhleri ve itiraz gerekçeleri bu sebeple dikkatle arşivlenmelidir.
Bir başka yanlış da, ret istemi kabul edilmese bile dosyanın tarafsızlık notlarını güncellememektir. Aynı dosyada sonraki aşamalarda yeni heyet listesi, yeni açıklama yahut yeni belge ortaya çıkabilir. İlk ret talebi başarısız oldu diye tüm tarafsızlık izlemesini bırakmak isabetli değildir. Ancak bu takip yeni sebeplere dayanmalı; önceki nedenlerin tekrarı biçimine dönüşmemelidir. Savunmanın bu ince çizgiyi koruması, hem dürüstlük kuralına uygun hareket ettiğini gösterir hem de gerçekten yeni ortaya çıkan bir sebebi etkili şekilde kullanmasını sağlar.
IX. Ret istemi için kontrol matrisi: sebep, süre, merci ve belge nasıl eşleştirilmelidir?
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Ret nedeni | Süre rejimi | Merci | Gerekli belge |
|---|---|---|---|
| m. 22 veya m. 23 kaynaklı yasaklılık | Yargılama bitene kadar ileri sürülebilir | Dosyanın bulunduğu aşamaya göre m. 27 sistemi | Önceki karar, heyet listesi, görev kaydı |
| Önceden bilinen tarafsızlık kuşkusu | İlk derece mahkemesinde sanığın sorgusu başlayıncaya kadar | Mensup mahkeme veya ikame merci | Somut olgu açıklaması, delil listesi, öğrenme tarihi |
| Sonradan öğrenilen ret sebebi | Öğrenmeden itibaren yedi gün içinde, inceleme bitmeden | Dosyanın bulunduğu aşamaya göre ilgili merci | Tebliğ şerhi, ekran görüntüsü, tutanak, UYAP kaydı |
| Oturum sırasında ileri sürülen ret | Derhal | m. 27 ve m. 29 birlikte | Zabıt şerhi, sözlü beyanın tutanağa geçirilmesi |
Bu matriste görülen ana ilke, ret talebinin yalnız haklı olmasının yetmemesidir. Sebep, süre ve merci eşleşmesi bozulduğunda, güçlü içerik dahi usul duvarına çarpabilir.
X. Sık sorulan sorular
Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili ret isteminde bulunabilir. Uygulamada bu hakkın hangi sıfatla kullanıldığı dilekçede açıkça gösterilmelidir.
Sanığın sorgusu başlayıncaya kadar. Ret sebebi önceden biliniyorsa, bu eşik geçtikten sonra yapılan başvuru çoğu zaman süresinde kabul edilmez ve geri çevirme riski doğar.
Ret sebebinin öğrenildiği andan itibaren başlar. Bu anın nasıl gerçekleştiği, örneğin tebliğ, UYAP kaydı veya duruşma tutanağıyla somutlaştırılmalı; dilekçede açıkça açıklanmalıdır.
Tek hâkime karşı ret istemi, yargı çevresi içindeki ağır ceza mahkemesince incelenir. Sulh ceza hâkimine karşı istemde ise yargı çevresindeki asliye ceza mahkemesi görevlidir.
Hayır. Ret sebebi ve delili somut olgularla birlikte gösterilmelidir. Aksi halde istem, süresinde yapılmış olsa bile delilsiz ve soyut bulunduğu için geri çevrilebilir.
XI. Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 24 dosyalarında belirleyici olan, tarafsızlık şüphesini kurumsal ciddiyet içinde dile getirmektir. Ret istemi, mahkemeye duyulan genel güvensizliğin yahut aleyhe karar kızgınlığının aracı haline getirildiğinde etkisini kaybeder. Buna karşılık somut olgu, doğru süre, doğru merci ve düzenli belge zinciriyle desteklenen bir ret talebi, yalnız ilgili hâkimin dosyadan çekilmesini değil; yargılamanın meşruiyetini koruyan daha geniş bir işlev görür. Özellikle önceki değerlendirmeyi yapan hâkimin sonradan denetim mercii içinde yer alması, dosya taraflarından biriyle görünür yakınlık bulunması veya yeni öğrenilen objektif bağların ortaya çıkması halinde savunmanın sessiz kalması isabetli değildir.
Kanaatimizce en sağlıklı yöntem, ret sebebini ana ve tali başlıklar halinde ayırmaktır. Eğer olay mutlak yasaklılıkla kesişiyorsa önce o yapı gösterilmeli; ardından m. 24 ve m. 25 rejimi alternatif değil, tamamlayıcı düzlemde kurulmalıdır. Eğer olay yalnız objektif kuşku alanındaysa, öğrenme anı ile delil omurgası baştan netleştirilmelidir. Bu disiplin sağlandığında ret kurumu dosyayı uzatan bir araç olmaktan çıkar; aksine hüküm güvenliğini ve tarafsızlık algısını koruyan etkili bir usul emniyeti haline gelir.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: ret sebebinin gerçekten m. 24 alanına mı yoksa m. 22 veya m. 23 kaynaklı yasaklılığa mı girdiği, yedi günlük sürenin hangi tarihte başladığı, ret dilekçesinin hangi merciye yöneltileceği ve ret kararı verilinceye kadar hangi işlemlerin yapılabileceği birlikte planlanmalıdır. Ceza hukuku çalışma alanımız, Ceza hukuku yayın arşivimiz, CMK m. 23 incelememiz, CMK m. 19 yazımız, yazar profili ve iletişim sayfası bu başlığı tamamlayıcı başvuru yüzeyleridir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmî Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, özellikle m. 36, m. 37 ve m. 138
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 24-31 ve m. 289
- 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun
- 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, özellikle m. 46
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, özellikle m. 6
Mahkeme Kararları
- Yargıtay 4. CD, E. 2012/30195, K. 2013/8148, T. 21.03.2013
- Yargıtay 8. CD, E. 2019/18238, K. 2020/19307, T. 10.12.2020
- AYM, Serkan Şeker, B. No: 2017/15118, T. 02.06.2020
- AYM, Seyfi Gür, B. No: 2021/41572, T. 11.02.2026
- AYM, Nihan Günay, B. No: 2020/16097, T. 26.02.2025
- AYM, Abdullah Altun, B. No: 2014/2894, T. 17.07.2018
- AYM, Aydın Alkan, B. No: 2014/8298, T. 07.03.2018
- AYM, İbrahim Şener ve Mehmet Habip Kunt, B. No: 2015/7814, T. 11.12.2018
- AYM, Ömer Çapın, B. No: 2014/2814, T. 19.07.2017
- AİHM, Piersack v. Belgium, No. 8692/79, T. 01.10.1982
- AİHM, De Cubber v. Belgium, No. 9186/80, T. 26.10.1984
- AİHM, Hauschildt v. Denmark, No. 10486/83, T. 24.05.1989
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Turhan, Faruk, “Ceza Muhakemesinde Hâkimin Tarafsızlığını Şüpheye Düşürecek Sebeplerden Dolayı Reddi Usulüne İlişkin CMK Hükümlerinin Doktrin ve Uygulama Işığında Eleştirel Bir Değerlendirmesi”, SDLR, 2023.
- Turhan, Faruk, “Doktrin ve Uygulama Işığında Ceza Muhakemesinde Hâkimin Tarafsızlığı ve Görev Yasakları”, AHBVÜ HF Dergisi, 2018.
- Turay, Ayça, “Mahkemenin Tarafsızlığı ve Hâkimin Aynı Dosyada Farklı Görevler Alması”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025.
- Tuncer, Sezin Duygu, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Hâkimin Yasaklılığı Reddi ve Çekinmesi, Doktora Tezi, Hacettepe Üniversitesi, 2021.
- Kolcu, Selahattin, Adil Yargılanma Hakkı Boyutuyla Ceza Muhakemesi Hukukunda Hâkimin Davaya Bakamaması ve Reddi.
- Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Hâkimin Tarafsızlığı, Kazancı Yayınları, 1996.
- Ömeroğlu, Özgür, Ceza Muhakemesinde Hâkim ve Savcının Yasaklılığı, Reddi ve Çekinmesi, Ekin Yayınları, 2012.
- Özbek, Veli Özer; Doğan, Koray; Bacaksız, Pınar ve diğerleri, Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Öztürk, Bahri; Tezcan, Durmuş; Erdem, Mustafa Ruhan; Sırma Gezer, Özge; Saygılar Kırıt, Yasemin ve diğerleri, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Ünver, Yener; Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Yenisey, Feridun; Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku.
