CMK m. 113, güvenceyi tek kalem para yatırma işlemi olarak değil; hazır bulunma yükümlülüğü, mağdur veya nafaka alacağı ve kamusal giderler bakımından bölümlenmiş bir adli kontrol aracı olarak kurar. Kararda hangi kısmın neyi karşıladığı ayrı yazılmadığında iade, Hazineye gelir kaydı ve mağdura ödeme aşamalarında ağır malvarlığı ve savunma riski doğmaktadır.
Bu içerik 04.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Adli kontrol rejiminde en az konuşulan, buna karşılık yanlış kurulduğunda dosyanın ekonomik dengesini en hızlı bozan yükümlülüklerden biri güvence tedbiridir. Uygulamada bu kurum çoğu kez “kefaletle tahliye” ifadesiyle anılmakta; yatırılan meblağın yalnız şüpheli veya sanığın duruşmaya gelmesini sağladığı sanılmaktadır. Oysa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109’uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (f), (h) ve (i) bentleri ile 113 ilâ 115’inci maddeleri birlikte okunduğunda, güvence bundan çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir mali güvenlik düzeni kurmaktadır. Söz konusu düzen; bir yandan kişinin bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında ve altına alınabileceği diğer yükümlülüklerde hazır bulunmasını teminat altına almakta, diğer yandan mağdurun yaptığı masraflar, suçtan doğan zararlar, eski hâle getirme giderleri, nafaka borçları, kamusal giderler ve para cezaları bakımından ayrı bir tahsis sırası öngörmektedir.
Bu bölümlendirme görünüşte teknik, dosya pratiğinde ise son derece belirleyicidir. Karar metninde hangi tutarın hazır bulunma yükümlülüğünü, hangi tutarın mağdur yahut nafaka alacağını, hangi tutarın kamusal giderleri ve para cezasını güvence altına aldığı ayrı ayrı gösterilmediğinde; sonradan güvencenin önceden ödetilmesi, kısmen iadesi, Hazineye gelir kaydı yahut mahkûmiyet sonrası mahsup aşamalarında telafisi güç uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır. Sorun çoğu dosyada güvence miktarının yüksekliğinden değil, bedelin hukuki fonksiyonlarının tek torbaya doldurulmasından kaynaklanmaktadır.
Söz konusu karışıklık yalnız müdafi bakımından savunma alanını daraltmaz. Mağdur veya nafaka alacaklısı bakımından da hangi kısma ne zaman ulaşılabileceği belirsiz kalır; soruşturma evresinde yatırılmış bir meblağın tümü, sanki Devlet lehine bloke edilmiş gibi algılanabilir. Halbuki CMK m. 113/1-b açık bir ödeme sırası öngörmekte, m. 113/2 ise güvenceyi zorunlu kılan kararda güvencenin karşıladığı kısımların ayrı ayrı gösterilmesini emretmektedir. Bu emrin yerine getirilmemesi, sonraki aşamalarda salt şekli bir kusur değil; mülkiyet hakkı, savunma hakkı ve mağdurun etkin giderime erişimi bakımından ciddi bir usul riski üretmektedir.
İşbu inceleme, güvenceyi klasik “parayı yatır, serbest kal” mantığından çıkarıp kendi normatif çerçevesi içinde ele almaktadır. İnceleme sırasında CMK m. 109/3-f, (h) ve (i) bentleri ile m. 113, 114 ve 115 hükümleri; Anayasa’nın kişi hürriyeti, mülkiyet ve adil yargılanma rejimi; AYM’nin adli kontrol ve nakdî güvence iadesine ilişkin kararları; ayrıca öğretide belirginleşen eşitlik, ölçülülük ve mağdur odaklı yaklaşım birlikte değerlendirilmektedir. Amaç, yalnız kavramı tanımlamak değil; güvence miktarının nasıl kurulacağı, hangi belgelerin toplanacağı, hangi yanlışların bedeli Hazineye veya mağdura yönlendireceği ve savunmanın bu tabloda hangi stratejiyi izlemesi gerektiğini görünür kılmaktır.
CMK m. 113 hangi güvence modelini kurar ve klasik kefalet anlayışından neden ayrılır?
CMK m. 113, tek tip bir para yatırma yükümlülüğü değil; üç farklı amaca yayılmış bölümlü bir güvence modelini somutlaştırmaktadır. Bunun ilk kaynağı, CMK m. 109/3’te güvenceye ilişkin üç ayrı bent bulunmasıdır. (f) bendinde şüpheli veya sanığın kaçmasını, yükümlülüklerden kaçınmasını ve gerektiğinde yargısal çağrıya cevap vermemesini önlemeye yönelen klasik güvence; (h) bendinde mağdurun haklarını korumaya dönük aynî veya kişisel güvence; (i) bendinde ise aile yükümlülükleri ile nafaka borcunun düzenli ödenmesine ilişkin güvence düzenlenmiştir. İlhan Bulut’un 2025 tarihli çalışması ile Korkmaz ve Hacıoğlu çizgisi, söz konusu bentlerin tek bir “nakit teminat” kalıbı içinde eritilemeyeceğini, her birinin ayrı hukuk politikası taşıdığını ikna edici biçimde ortaya koymaktadır.
Bu ayrımın pratik sonucu açıktır. Şüpheli veya sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak için istenen meblağ ile mağdurun onarım giderini veya nafaka alacağını güvenceye bağlayan meblağ aynı hukuki işlevi görmez. İlki, daha çok usul disiplinine ve yargılamanın güvenliğine yöneliktir. İkincisi ise muhakeme süreci sürerken mağdurun veya nafaka alacaklısının ekonomik korunmasına temas eder. Bu sebeple güvenceye ilişkin karar, yalnız “300.000 TL güvence yatırılmasına” şeklinde kurulamaz; hangi tutarın hangi hukuki başlık için istenildiği yazılmadığı anda, 113/2’nin emredici mantığı ihlal edilir.
Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu dönemindeki “kefalet” veya “teminatla salıverme” mantığıyla bugünkü güvence rejimi arasındaki en önemli fark da burada ortaya çıkmaktadır. Eski modelde odak, şüpheli veya sanığın muhakeme organı önünde hazır tutulmasıydı. Yeni modelde ise mağdurun hakları ve nafaka alacağı anılan müessesenin içine taşınmıştır. Kanaatimizce kanun koyucunun bu tercihinin doğal sonucu, güvence kararlarının daha ayrıntılı ve gerekçeli kurulmasıdır. Aksi hâlde koruma tedbiri, klasik kefalet kelimesinin gölgesi altında belirsiz bir mali bloke işlemine dönüşmektedir.
Öğretideki ikinci tartışma, güvenceyi maddi gücü olan şüpheli lehine ayrıcalıklı bir araç olarak görüp görmemek noktasında toplanmaktadır. Eleştiri haklı bir zemine temas etmektedir; zira mali gücü zayıf olan kişi yönünden yerine getirilemeyecek büyüklükte bir güvence, tutuklama yerine kâğıt üzerinde verilmiş fakat fiilen kullanılamayan bir özgürlük vaadine dönüşür. Bununla birlikte Türk hukukunda miktarın, ödeme biçiminin ve taksitlendirme imkânının kişinin parasal durumuna göre belirlenmesi zorunludur. Bu nedenle sorun kurumun kendisinden çok, bu zorunlu bireyselleştirmenin karar metninde gerçekten yapılıp yapılmadığında düğümlenmektedir.
Güvence miktarı hangi parçalarla kurulmalı ve kararda hangi ayrım zorunludur?
Güvence miktarının belirlenmesinde ilk zorunluluk, miktarın soyut ağırlık duygusuna değil; şüpheli veya sanığın parasal durumuna ve her alt amacın somut ihtiyacına göre kurulmasıdır. CMK m. 109/3-f açık biçimde, miktarın ve ödeme sürelerinin kişinin parasal durumu göz önünde bulundurularak hâkim tarafından belirleneceğini söylemektedir. Bu ifade bir nezaket hükmü değil, ölçülülüğün finansal görünümüdür. Yatırılması imkânsız veya kişinin yaşamını sürdürülemez hâle getirecek bir meblağ, biçimsel olarak adli kontrol gibi görünse dahi maddi dünyada tutuklamanın ikamesi olamaz; çünkü kişi, ancak ulaşabildiği güvence kadar serbestlikten yararlanabilir.
İkinci zorunluluk, güvenceyi oluşturan parçaların karar metninde açıkça ayrılmasıdır. CMK m. 113/2’ye göre, şüpheli veya sanığı güvence göstermeye zorunlu kılan kararda güvencenin karşıladığı kısımlar ayrı ayrı gösterilir. Bu hükümden hareketle en az üç satırlık bir karar tasarımı aranmalıdır: hazır bulunma ve diğer yükümlülükler için ayrılan kısım; mağdur zararı veya nafaka için ayrılan kısım; kamusal giderler ile para cezası için ayrılan kısım. Uygulamada sıklıkla görülen “tek kalem meblağ” formülü, ileride 114. maddeye göre önceden ödetme yahut 115. maddeye göre iade yapılacağı zaman hangi meblağın nereden düşüleceğini belirsizleştirmektedir.
Dosyada ilk aşamada görünür olması gereken veri paketi şunlardır:
- Şüpheli veya sanığın gelir ve gider tablosu, ücret bordrosu, SGK hizmet dökümü yahut serbest meslek faaliyeti kayıtları.
- Taşınır ve taşınmaz malvarlığı, banka mevduatı ve mevcut kredi yükü gibi likidite göstergeleri.
- Mağdur zararına ilişkin fatura, ekspertiz, onarım gideri, sağlık gideri veya iade edilmesi gereken mal listesi.
- Nafaka bakımından aile mahkemesi ilamı, ara karar, icra takibi, ödenmemiş taksit çizelgesi ve bakiye hesabı.
- Taksitlendirme istenecekse ödeme takvimi ve bu takvimin neden gerçekçi olduğu.
Üçüncü zorunluluk, aynî veya kişisel güvence türünün gerçekten tartışılmasıdır. Özellikle mağdur hakkını güvence altına almaya yönelen CMK m. 109/3-h bakımından kanun koyucu nakit para dışında aynî veya kişisel güvence seçeneğini de açık bırakmıştır. Buna rağmen uygulamada çoğu dosya refleks olarak banka dekontuna yönelmektedir. Oysa taşınmaz ipoteği, banka teminat mektubu, sigorta şirketi garantisi, üçüncü kişinin kişisel teminatı veya belirli bir mal üzerinde rehin tesisi gibi araçlar; nakit bloke etkisini azaltırken aynı hukuki amaca erişmeyi mümkün kılabilir. Kanaatimizce savunmanın bu alternatifleri hiç tartışmaması, yalnız meblağı düşürmeye odaklanması eksik bir stratejidir.
Son olarak, güvence kararında ileride hangi mahsup veya iade rejiminin uygulanacağı da ana hatlarıyla öngörülmelidir. Karar verilirken ileride mahkûmiyet, beraat, kovuşturmaya yer olmadığı, düşme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması ihtimallerinde hangi kısmın hangi hukuki kaderi izleyeceği düşünülmezse, dosya sonunda malvarlığı ihtilafı ikinci bir yargılama başlığına dönüşür. Söz konusu nedenle güvence kararı, ceza muhakemesinin bir kenar notu değil; başlı başına yazılması gereken mali usul belgesidir.
Hazır bulunma, infaz ve diğer yükümlülüklerin teminatı bakımından hangi ihlal gerçekten güvenceyi yakar?
CMK m. 113/1-a’nın güvence altına aldığı ilk başlık, şüpheli veya sanığın bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabileceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere hazır bulunmasıdır. Bu yapı, güvencenin “mahkemeye gelmezse para yanar” kadar dar okunamayacağını göstermektedir. Mahkemeye çağrıya rağmen mazeretsiz gelmeme elbette bu alanın içindedir; fakat hüküm sonrasında infaz çağrısına uymama, denetimli serbestlik bürosu bildiriminin gereklerini yerine getirmeme, geçici muafiyet dışında yurt dışına çıkma yahut yeni yükümlülüklere rağmen yükümlülükten kaçınma da bu kısımda değerlendirilebilecek risklerdir.
Ne var ki anılan kısım otomatik biçimde Hazineye dönüşen bir ceza fonu olarak tasarlanmış değildir. Burada belirleyici olan, yükümlülüğe aykırılığın kusurlu ve atfedilebilir olup olmadığıdır. Hastanede yatış, başka bir dosyadan tutuklu bulunma, usulüne uygun tebligat yapılmaması, çağrının fiilen öğrenilmemesi veya mücbir bir engel sebebiyle işlemde hazır olunamaması hâllerinde aynı sonuca gidilemez. Öğretide baskın görüş, güvencenin ancak gerçek ihlalin karşılığı olarak devreye girebileceğini; salt usulün zorluğu yahut tebligat karmaşası sebebiyle güvence bedelinin yakılamayacağını kabul etmektedir. Bu yaklaşım, mülkiyet hakkı ile ölçülülük ilkesi bakımından da isabetlidir.
Bu başlığın savunma tarafı çoğu zaman ihmal edilmektedir. Oysa müdafi, güvenceyi yatırmak kadar yükümlülük uyum dosyasını da kurmak zorundadır. Tebligatların ne zaman öğrenildiği, hangi gün hangi mercide imza verildiği, hangi tarihli yurt dışı çıkış talebinin reddedildiği, hangi sağlık raporunun sunulduğu ve hangi tarihte pasaportun kaleme teslim edildiği ayrı bir kronoloji hâlinde tutulmadığında; sonradan “mazeret vardı” savunması çoğu kez geriye dönük ve zayıf görünmektedir. Güvenceyi koruyan şey yalnız para değil, belgelendirilmiş uyum disiplinidir.
CMK m. 115/1’in iade mantığı da bu başlığı desteklemektedir. Hükümlü, m. 113/1-a bendinde yazılı bütün yükümlülükleri yerine getirmiş ise, güvence bedelinin bu bendi karşılayan kısmı kendisine geri verilir. Dolayısıyla kanun, bu kısmı ceza değil; yükümlülük tamamlandığında çözülmesi gereken bir geçici bağlılık olarak görmektedir. İşbu nedenle müdafinin asıl amacı, güvenceyi başlangıçta düşürmek kadar, bu bölümün hangi şart gerçekleşince derhâl geri verileceğini karar metninde belirginleştirmek olmalıdır.
Mağdur zararı, nafaka, kamusal gider ve para cezası arasındaki sıra neden belirleyicidir?
CMK m. 113/1-b, güvence bedelinin ikinci katmanını açık bir ödeme sırası ile düzenlemektedir. Buna göre ilk sırada katılanın yaptığı masraflar, suçun neden olduğu zararların giderilmesi, eski hâle getirme ve nafaka borçları yer alır. İkinci sırada kamusal giderler, üçüncü sırada ise para cezaları bulunmaktadır. Bu sıralama tesadüfi değildir. Kanun koyucu, güvenceyi önce mağdur onarımı ve nafaka gibi doğrudan kişisel haklara, sonra kamuya ait yargılama giderlerine, en son da yaptırım niteliği taşıyan para cezasına yöneltmektedir. Böylelikle devletin tahsil önceliği değil, muhakemenin kişisel ve somut zarar boyutu öne çıkarılmaktadır.
Bu sıralamanın dosya pratiğinde iki ana sonucu vardır. Birincisi, güvence bedelinin tamamı kamusal giderler yahut olası adli para cezası için bloke edilemez. Mağdur zararı ve nafaka alacağı için ayrılması gereken bölüm göz ardı edildiğinde karar, m. 113/1-b’nin amacını baştan bozar. İkincisi, güvence içinden yapılacak her ödeme veya mahsup işlemi, geriye hangi kısmın kaldığını ve kalan kısmın hangi sıradaki alacak için kullanıldığını açıkça göstermek zorundadır. Özellikle birden fazla mağdur, birden fazla nafaka taksiti veya kamu giderleri ile para cezasının birlikte söz konusu olduğu dosyalarda bu cetvel kurulmadığında, sonradan yapılacak iade veya ödeme emirleri kolaylıkla tartışmalı hâle gelmektedir.
CMK m. 114 ile m. 115 de bu sıra mantığı üzerine oturmaktadır. Güvencenin önceden ödetilmesi, yalnız mağdurun haklarını karşılayan veya nafaka borcuna ilişkin bulunan kısımlar bakımından mümkündür; kamusal giderler ve para cezası bakımından böyle bir öncelikli ödeme yolu kurulmamıştır. Benzer biçimde, beraat yahut kovuşturmaya yer olmadığı kararında mağdura veya nafaka alacaklısına henüz verilmemiş ikinci kısım iade edilir; mahkûmiyet hâlinde ise yine bu sıra esas alınır. Bu nedenle m. 113’teki ödeme sırasını anlamadan 114 ve 115’i güvenli uygulamak mümkün değildir.
Tablonun tamamını görmek için tabloyu sağa ve sola kaydırabilirsiniz.
| Güvence bölümü | Dayanak | Öncelikli amaç | Dosyada istenmesi gereken belge | Başlıca risk |
|---|---|---|---|---|
| Hazır bulunma ve diğer yükümlülükler | CMK m. 113/1-a | Usul işlemlerine, infaza ve diğer yükümlülüklere uyumu sağlamak | Tebligat kaydı, imza çizelgesi, pasaport teslimi, mazeret raporları | Tek bir mazeretsiz devamsızlık varsayımıyla bütün meblağın yakılması |
| Mağdur gideri ve eski hâle getirme | CMK m. 113/1-b-1 | Onarım ve zarar telafisi | Fatura, ekspertiz, tamir bedeli, teslim tutanağı, alacak hesabı | Hangi zararın hangi meblağla güvence altına alındığının yazılmaması |
| Nafaka borcu | CMK m. 113/1-b-1 | Aile yükümlülüklerinin sürdürülmesi | Nafaka ilamı, ara karar, icra dosyası, bakiye çizelgesi | Nafaka taksitlerinin birikmiş ve güncel kısımlarının karıştırılması |
| Kamusal giderler | CMK m. 113/1-b-2 | Yargılama giderlerini karşılamak | Gider kalem cetveli, harç ve posta masraf dökümü | Devlet alacağının mağdur alacağının önüne geçirilmesi |
| Para cezaları | CMK m. 113/1-b-3 | Mahkûmiyet sonrası yaptırım tahsilini güvenceye almak | Hüküm fıkrası ve mahsup hesabı | Mahkûmiyet kesinleşmeden bütün meblağın yaptırım mantığıyla dondurulması |
Kanaatimizce güvence kararında en azından bu tabloyu andıran bir iç dağılım kurulmadığında, sonradan doğru sonuç üretmek tesadüfe kalmaktadır. Müdafi, mağdur vekili ve mahkeme bakımından farklı hedefler taşıyan bir mali tedbirin tek satırla yönetilmesi, sadece usul ekonomisini değil; taraflar arasındaki güven ilişkisini de zedelemektedir.
Güvence miktarı belirlenirken eşitlik, ölçülülük ve malvarlığı dengesi nasıl kurulmalıdır?
Güvence tedbirine yöneltilen en güçlü eleştirilerden biri, ekonomik imkânı yüksek kişiler lehine ayrıcalık üretmesidir. Eleştiri teorik düzeyde soyut değildir; mali gücü yüksek bir kişi aynı gün içinde yatırıp serbest kalabildiği meblağa, ekonomik imkânı sınırlı bir kişi haftalar boyunca ulaşamayabilir. Böyle bir durumda adli kontrol kararı kâğıt üzerinde verilmiş, fiiliyatta ise tutuklamaya yakın bir sonuç korunmuş olur. Bulut’un eşitlik tartışması ile Korkmaz’ın kurumun tutuklamayı tamamlayan yüzüne ilişkin tespitleri, bu yapısal riski açıkça göstermektedir.
Türk hukukunda bu riski törpüleyen ana mekanizma, miktarın şüpheli veya sanığın parasal durumu göz önünde bulundurularak belirlenmesidir. Bu ifade ancak mahkeme gerçekten veri toplarsa anlam taşır. Asgari ücretli bir sanıkla düzenli döviz geliri olan bir şirket yöneticisi için aynı meblağın ölçülü sayılması düşünülemez. Benzer biçimde, mağdur zararı veya nafaka alacağı belirlenirken alacağın kesin miktarı ile şüphelinin ödeme kapasitesi arasında kurulacak orantı da kararın ayrılmaz parçasıdır. Ulaşılamaz büyüklükteki güvence, özgürlüğe daha hafif bir müdahale yaratmak yerine, özgürlüğe erişim bedelini mali güce bağlayan ters bir sonuç doğurmaktadır.
Hukuki sonuç: Parasal durumu gözetilmeksizin fiilen yerine getirilemeyecek bir güvence yüklemek, şeklen adli kontrol kurup maddeten serbestlik kapısını kapatmaktır.
AYM’nin konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağı kararları, güvence tedbirinin doğrudan miktarına ilişkin olmasa da ölçülülük analizi bakımından önem taşımaktadır. Ali Bal, F.H. ve Esra Özkan Özakça kararları; adli kontrol adını taşıyan bir tedbirin, fiilî yoğunluğu nedeniyle kişi hürriyetine ciddi müdahale oluşturabileceğini açıkça ortaya koymuştur. Bu çizgi, güvence tedbirine şöyle tercüme edilmelidir: daha hafif olduğu varsayılan güvence, eğer miktarı kişinin erişemeyeceği yükseklikteyse yahut geçim düzenini çökertecek şekilde yapılandırılmışsa, koruma tedbirleri arasındaki hafiflik iddiasını pratikte kaybetmektedir.
Bu noktada savunmanın yalnız “miktar çok yüksek” demesi yeterli değildir. Gelir-gider tablosu, bakmakla yükümlü olunan kişiler, mevcut kredi ve nafaka ödeme yükü, işin niteliği, taşınır veya taşınmazların likiditesi, taksit teklifinin gerçekçiliği ve alternatif aynî veya kişisel güvence önerisi birlikte sunulmalıdır. Mahkeme önüne yalnız soyut itiraz değil; uygulanabilir bir yeniden tasarım götürülmedikçe güvence miktarının aşağı çekilmesi çoğu dosyada güçleşmektedir.
AYM çizgisi ve öğretideki tartışma, güvence tedbirinin hangi zayıf halkalarını görünür kılmaktadır?
Güvence tedbirine ilişkin doğrudan ve yoğun bir yargısal içtihat havuzu bulunduğunu söylemek güçtür. İlhan Bulut’un çalışmasının da gösterdiği üzere, özellikle Yargıtay düzeyinde güvenceye dair yön verici ve sistematik karar sayısı sınırlıdır. Buna karşılık AYM’nin adli kontrol ve malvarlığı üzerindeki yansımalarına ilişkin kararları, m. 113 bakımından dolaylı fakat güçlü ölçütler üretmektedir. Sinan Aydın Aygün, İlker Ensar Uyanık, Talip Yazar ve Yasemin Yazar ile Asena Günal kararları; yurt dışına çıkış yasağının aile, meslek ve özel hayat üzerindeki etkisinin soyut kaçma şüphesi söylemiyle kapatılamayacağını göstermektedir. Bu çizgi, güvencenin hangi dosyalarda daha az müdahaleci ve daha elverişli bir seçenek olabileceğini de görünür kılar.
Ağır adli kontrol yükümlülüklerine ilişkin Ali Bal, F.H. ve Esra Özkan Özakça kararları ise farklı bir uyarı yapmaktadır: adli kontrol adı taşıyan her müdahale hafif değildir; fiilî yoğunluk esastır. Bu uyarı, güvence bakımından iki sonuca götürür. Birincisi, mahkeme gerçekten daha hafif bir araç arıyorsa, ölçülü kurulmuş güvence çoğu dosyada konutu terk etmeme veya birleşik kısıtlama paketinden daha uygun olabilir. İkincisi, güvence miktarı ve ödeme biçimi ekonomik olarak erişilemez düzeyde tutulduğunda, ağır yükümlülükten kaçınmak için seçilen araç yeni bir ölçüsüzlük üretmiş olur.
Karar kutusu: AYM, A.A. ve Diğerleri [GK], B. No: 2017/31079, T. 10.06.2021 kararında, nakdî güvencenin yaklaşık on yıl boyunca iade edilmemesini mülkiyet hakkı yönünden ihlal saymıştır. Aynı hatta Bayram Keleş [2. B.], B. No: 2013/6163, T. 01.12.2015 kararı, güvence bedelindeki değer kaybı tartışmasında anayasal denetimin otomatik zenginleşme beklentisine değil, somut orantısızlık incelemesine yöneldiğini göstermektedir. Bu iki karar birlikte okunduğunda, güvencenin iade ve değer koruma meselesinin ceza usulünün tali başlığı olmadığı anlaşılmaktadır.
Öğretideki en güçlü ayrım, güvencenin tek bir tedbir mi yoksa üç ayrı fonksiyona sahip bir tedbirler grubu mu olduğu noktasında toplanmaktadır. Kanaatimizce ikinci yaklaşım daha isabetlidir. Çünkü m. 109/3-f, (h) ve (i) bentlerinin her biri farklı belge, farklı ödeme mantığı ve farklı iade rejimi gerektirmektedir. Mağdur zararı için ayrılan meblağ ile sırf hazır bulunma yükümlülüğünü güvence altına alan meblağın aynı hukuki kaderi paylaşması beklenemez. Bu nedenle m. 113/2’deki ayrıştırma emrini, yalnız muhasebe tekniği değil; bu fonksiyon ayrımının kanuni ifadesi olarak okumak gerekir.
Mülkiyet hakkı boyutu da burada keskinleşmektedir. Güvence bedelinin çok uzun süre çözülmemesi, iade için gereksiz biçimde hükmün her unsurunun kesinleşmesinin beklenmesi, hangi kısmın mağdura ödendiğinin belli olmaması ve değer kaybının hiç hesaba katılmaması; hepsi birlikte, kişi özgürlüğüne alternatif olarak kurulmuş bir tedbirin malvarlığı üzerindeki ağırlığını artırmaktadır. Söz konusu nedenle müdafinin işi, yalnız özgürlük ekseninden değil, mülkiyet ve adil yargılanma eksenlerinden de güvence kararını okumaktır.
Yanlış uygulama örnekleri ve hak kaybı ihtimalleri hangi başlıklarda toplanmaktadır?
Uygulamada tekrar eden hata kümeleri sınırlı, etkileri ise büyüktür. En sık görülen hak kaybı kanalları aşağıdaki başlıklarda toplanmaktadır:
- Tek kalem güvence kararı: Hangi tutarın hazır bulunmayı, hangi tutarın mağdur veya nafaka alacağını karşıladığı yazılmadığında 114 ve 115’in güvenli uygulanması fiilen imkânsızlaşır.
- Parasal durum araştırılmadan miktar belirlenmesi: Gelir-gider tablosu kurulmadan yüksek meblağ tayini, kişiyi fiilen adli kontrolden yararlanamaz hâle getirir.
- Her devamsızlığı kusurlu ihlal sayma refleksi: Tebligat, sağlık veya zorunlu başka engeller araştırılmadan güvencenin Hazineye yöneltilmesi mülkiyet riskini artırır.
- Mağdur zararını belgesiz varsayma: Ekspertiz, fatura, onarım hesabı veya nafaka çizelgesi olmadan mağdur payı belirlenmesi ileride iade ve itiraz sorunları yaratır.
- Önceden ödetme ile nihai mahsup rejimini karıştırma: Mağdura yapılabilecek erken ödeme ile mahkûmiyet sonrası kamu gideri veya para cezası mahsubu aynı hukuki işlem değildir.
- İade zamanını gereksiz yere uzatma: Özellikle m. 113/1-a bölümünde yükümlülük tamamlanmışsa sırf dosya tümüyle kesinleşmediği için çözmeme eğilimi, AYM çizgisi bakımından sorunludur.
Bu hataların ortak noktası, güvenceyi yaşayan bir usul kurumu değil; dosyanın sonunda bakılır türünden pasif bir depo hesabı gibi görmektir. Oysa anılan meblağ, soruşturma ve kovuşturma boyunca farklı hak alanlarına temas eden dinamik bir malvarlığı ilişkisi kurmaktadır. Müdafi de mağdur vekili de bu dinamiği dosyanın başında netleştirmediğinde, daha sonra yapılan itirazlar çoğu kez gecikmiş savunma niteliği taşımaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Özellikle CMK m. 109/3-h bakımından aynî veya kişisel güvence de mümkündür. Taşınmaz ipoteği, banka teminat mektubu veya üçüncü kişinin kişisel taahhüdü, somut dosyada yeterli koruma sağlıyorsa nakit bloke zorunlu değildir.
Evet. M. 113/2 emredici niteliktedir. Kararın içeriği 110/2 ve 111 çizgisi içinde değiştirilirken yahut itiraz yolunda, hangi tutarın hangi amaca tahsis edildiğinin açıklaştırılması ayrıca talep edilmelidir.
Hayır. Önce ihlalin gerçekten kusurlu olup olmadığı, hangi bölümün hangi yükümlülük için ayrıldığı ve daha hafif bir tepkiyle usul güvenliğinin sağlanıp sağlanamayacağı değerlendirilmelidir. Tek otomatik sonuç yaklaşımı kanunun sistematiğiyle uyumlu değildir.
Eğer nafaka alacağı için ayrılan bölüm usulüne uygun biçimde hak sahibine ödenmişse, beraat kararı bu ödemenin otomatik geri alınması anlamına gelmez. Bu nedenle başlangıçta hangi bölümün nafaka için ayrıldığı ve hangi aşamada ödeneceği açık yazılmalıdır.
Her bölüm için aynı cevap verilemez. M. 113/1-a’yı karşılayan kısım bakımından yükümlülükler tamamlandıysa iade daha erken gündeme gelebilir; m. 113/1-b kapsamındaki kısımlar ise beraat, kovuşturmaya yer olmadığı veya mahkûmiyetin somut sonucuna göre farklı kader izler.
Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 113 bakımından etkili savunma, güvence miktarının düşürülmesi talebinden ibaret görülmemelidir. Asıl mesele; güvence türünün doğru seçilmesi, her alt amacın ayrı yazdırılması, kişinin ödeme kapasitesinin veriyle gösterilmesi ve iade yahut önceden ödeme rejiminin dosyanın başında şeffaflaştırılmasıdır. Bu dört halka kurulmadığında, koruma tedbiri adli kontrol olmaktan çıkıp belirsiz süreli mali bloke işlemine dönüşmektedir.
Kanaatimizce güçlü bir dilekçe iki eksende kurulmalıdır. Birinci eksen, özgürlüğe daha hafif müdahale mantığıdır: güvence gerçekten tutuklamaya alternatif olacaksa, ulaşılabilir ve gerekçeli olmalıdır. İkinci eksen ise malvarlığı ve mağdur hakkı dengesidir: hangi meblağın hangi hak alanına hizmet ettiği açık olmadıkça ne savunma ne mağdur koruması sağlıklı yürür. Güvenceyi bu ikili yapı içinde kuran dosyalar, ileride m. 114 ve 115 tartışmalarını çok daha az çatışmayla taşımaktadır.
İşbu aşamada kanun yolu disiplini de geciktirilmemelidir. Güvence kararının kendisine karşı ayrı bir özel yol öngörülmediğinden, hâkim veya mahkeme eliyle kurulan 113 rejimi bakımından CMK m. 267 ilâ 271 arasındaki genel itiraz hattı uygulanmaktadır. İlgililer, kararı öğrendikleri günden itibaren iki hafta içinde kararı veren mercie başvurmalı; karar yerinde görülmezse dosyanın en çok üç gün içinde yetkili inceleme merciine gönderilmesi gerekir. Ayrıca CMK m. 269 uyarınca itiraz, kararın yerine getirilmesini kendiliğinden durdurmadığından, özellikle mağdur payının erken çözülmesi veya güvencenin Hazineye yöneltilmesi tehlikesi bulunan dosyalarda geri bırakma talebi aynı dilekçede açıkça kurulmalıdır. Savunmanın çoğu kez atladığı başlık budur: haklı itiraz, geç kalan itiraz ise değildir.
- Kararı parçalayın: M. 113/1-a ve m. 113/1-b alt kısımlarını tek tek yazdırmadan güvence kararını tamamlanmış kabul etmeyin.
- Parasal veriyi dosyaya koyun: Gelir, gider, bakım yükü ve likidite bilgileri olmadan ölçülülük itirazı soyut kalır.
- Mağdur ve nafaka belgelerini erken toplayın: Zarar kalemleri ile nafaka taksitleri belgeye bağlanmadan güvence tahsisi doğru kurulamaz.
- Uyum kronolojisi tutun: Tebligat, imza, teslim ve mazeret kayıtlarını baştan bir dosyada toplayın; sonradan hatırlamaya bırakmayın.
- 114 ve 115 hattını baştan düşünün: Önceden ödeme ve iade ihtimali daha ilk güvence kararında öngörülmezse, sonraki aşamada malvarlığı ihtilafı büyür.
Ceza muhakemesi pratiğinde güvence çoğu zaman ikincil görülse de, doğru kurgulandığında adli kontrolün en esnek ve en az yıkıcı araçlarından biri olabilir. Ceza Hukuku alanındaki diğer analizler için Ceza Hukuku uzmanlık sayfamıza, adli kontrolün kaldırılması ve değiştirilmesi bakımından ayrıntılı usul incelemesi için ise CMK m. 111 değerlendirmemize bakılabilir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, 19, 35 ve 36, anayasa.gov.tr.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 5 ile Ek 1 No’lu Protokol m. 1, echr.coe.int.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 109/3-f, h, i; 113, 114, 115 ve 267-271, mevzuat.gov.tr resmi metin PDF.
- 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmî Gazete 05.07.2012, 28344.
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 169, 175, 182 ve 364, mevzuat.gov.tr.
- Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği, ilgili uygulama ve denetim hükümleri.
Mahkeme Kararları
- AYM, Sinan Aydın Aygün, B. No: 2014/923, T. 16.07.2014.
- AYM, Ali Bal, B. No: 2021/16165, T. 13.02.2024.
- AYM, İlker Ensar Uyanık, B. No: 2020/21922, T. 11.06.2024.
- AYM, F.H., B. No: 2020/34559, T. 18.10.2023.
- AYM, Esra Özkan Özakça [GK], B. No: 2017/32052, T. 08.10.2020.
- AYM, Talip Yazar ve Yasemin Yazar, B. No: 2022/68583, T. 09.12.2025.
- AYM, A.A. ve Diğerleri [GK], B. No: 2017/31079, T. 10.06.2021.
- AYM, Bayram Keleş [2. B.], B. No: 2013/6163, T. 01.12.2015.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Bulut, İlhan, “Adli Kontrol Tedbiri Olarak Güvence”, Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(2), 2025, ss. 659-695, DergiPark.
- Korkmaz, Fulya, “Adli Kontrol”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 6(3), 2016, ss. 521-542, DergiPark.
- Hacıoğlu, B. Caner, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Tutuklama Koruma Tedbirine Seçenek Olarak Düzenlenen Adli Kontrol Koruma Tedbiri Üzerine Bir İnceleme”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, IX(1-2), 2005, ss. 167-192, DergiPark.
- Öncü, Mehmet, “Adli kontrol koruma tedbirinin insan hakları ışığında değerlendirilmesi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 68(2), 2019, DergiPark.
- Yavuz, Hakan A. / Gülümser, Amine, “Ceza Muhakemesinde Koruma Tedbirleri Bağlamında Ölçülülük İlkesi”, Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(2), 2026, DergiPark.
- Öztürk, Bahri / Tezcan, Durmuş / Erdem, Mustafa Ruhan / Sırma Gezer, Özge / Kırıt, Yasemin F. / Saygılar Kırıt, Seda / Alan Akcan, Esra / Özaydın, Özdem / Erden Tütüncü, Efser / Altınok Villemin, Derya, “Adli Kontrol Tedbirleri”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, 11(42), 2020, DergiPark.
- “Alman Ceza Muhakemesi Hukuku ile Mukayeseli Olarak Adli Kontrol Koruma Tedbiri”, Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2025, DergiPark.
- Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 22. Bası, 2024.
- Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 17. Bası, 2024.
- Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 4. Bası, 2024.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi karar bilgi bankası, kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr.
- DergiPark akademik hukuk veri tabanı, dergipark.org.tr.
- Yargıtay karar arama sistemi, karararama.yargitay.gov.tr.
