CMK m. 116 kapsamında arama kararı, yakalama veya delil elde etme ihtimalini gösteren makul şüpheye dayanmalıdır. Konutta ve işyerinde yetkili merci, gece yasağı, işlem tanığı, tutanak ve elkoyma zinciri doğru kurulmadığında; delil reddi, tazminat ve iade talepleri aynı dosyada birlikte büyümektedir.
Bu içerik 04.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza muhakemesinde arama çoğu zaman tek bir fiil gibi anlatılmaktadır: kapı açılır, kolluk içeri girer, eşya incelenir ve delil bulunursa dosya ilerler. Oysa CMK m. 116 bakımından mesele bundan belirgin biçimde daha yoğundur. Arama, yalnız delil toplama tekniği değildir; kişi özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, özel hayat, müdafi yardımından yararlanma hakkı ve hukuka uygun delil rejimi aynı anda bu tedbirin içine girmektedir. Bir arama kararının lafzı ile icrası arasında kurulan küçük bir boşluk dahi, sonraki aşamada mahkûmiyet delilinin değeri üzerinde doğrudan etkili olabilmektedir.
Şüpheli veya sanıkla ilgili arama bakımından ana sorun, “makul şüphe” cümlesinin soyut bir formüle dönüştürülmesidir. Kolluk çoğu dosyada bu eşiği operasyon gerekçesi olarak görmekte; savunma ise çoğu kez yalnız usulsüzlük kelimesine yaslanarak itiraz etmektedir. İşbu yaklaşımın her ikisi de eksiktir. Çünkü m. 116 uygulaması, şüphenin kaynağı, aramanın amacı, yetkili merciin kim olduğu, aramanın hangi saat ve mekânda yapıldığı, hazır bulunan kişiler, düzenlenen tutanakların içeriği ve sonrasında kurulan elkoyma zinciri birlikte okunmadan değerlendirilemez.
İnceleme, CMK m. 116 ile 119, 120, 121, 127, 134, 206 ve 217 hükümlerini; Anayasa’nın 13, 20, 21, 36 ve 38’inci maddelerini; AİHS m. 6 ve 8’i; ayrıca AYM’nin arama, hukuka aykırı delil ve etkili başvuru çizgisini birlikte esas almaktadır. Amaç, arama kararının yalnız teorik sınırlarını göstermek değil; şüpheli, müdafi, mağdur vekili ve karar mercii bakımından dosyada hangi belgenin, hangi gerekçenin ve hangi itiraz yolunun belirleyici olduğunu görünür kılmaktır.
CMK m. 116 makul şüphe eşiğini nasıl kurar ve arama hangi amaçla sınırlıdır?
CMK m. 116’nın ilk cümlesi, arama tedbirinin alanını daraltan temel eşiği kurmaktadır: şüpheli veya sanığın yakalanabileceği yahut suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe bulunmalıdır. Bu ifade, soruşturma makamına sınırsız takdir alanı tanıyan gevşek bir izin değildir. Makul şüphe, yalnız soyut ihbar veya genel kanaat ile değil; belirli kişi, belirli mekân ve belirli amaç ilişkisini kurabilen olgusal emarelerle ortaya konulmalıdır. Aramanın amacının yakalama mı, delil elde etme mi, yoksa her ikisi mi olduğu karar veya yazılı emirde görünür olmadığında, tedbir sonradan elastik biçimde genişletilmeye başlanmaktadır.
Kanuni çerçeve: 5271 sayılı Kanun’un 116’ncı maddesi uyarınca, “yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa” şüpheli veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler aranabilir. Aynı resmî metnin dipnotu, 2014 yılında kısa süreyle “somut delillere dayalı kuvvetli şüphe” ibaresine dönülen sistemin aynı yıl yeniden “makul şüphe” formülüne döndüğünü göstermektedir.
Bu değişim tarihi, uygulama bakımından önem taşımaktadır. Çünkü 6526 sayılı Kanun ile daha yüksek görünen eşik, 6572 sayılı Kanun ile yeniden makul şüphe formülüne çekilmiştir. Bunun anlamı, kanunun arama için mahkûmiyete yakın bir ispat düzeyi aramadığı; ancak keyfîliğe açık, ham ve doğrulanmamış sezgilere de izin vermediğidir. Öğretide Serap Keskin Kiziroğlu ile Muhammed Sıddık Seyyidoğlu’nun ortak çizgisi, arama tedbirinin soruşturma ekonomisi aracı değil, sıkı koşulları bulunan bir koruma tedbiri olduğu yönündedir. Aynı nokta savunma bakımından da önemlidir; zira müdafi, itirazını “yeterli delil yok” soyutlamasına değil, makul şüphenin karar anında hangi somut veriyle kurulduğunu gösterme yüküne bağlamalıdır.
Makul şüphe ile kuvvetli suç şüphesinin karıştırılması, dosyalarda sık rastlanan ikinci sorundur. Arama tedbirinin devreye girmesi için tutuklamadaki ağırlıkta bir kuvvetli şüphe aranmaz; fakat delilin bulunabileceği yer ile isnat olunan fiil arasındaki bağ kurulamıyorsa, aramanın hukuki temeli de zayıflamaktadır. Söz konusu nedenle “şüpheli zaten bu soruşturmada geçiyordu” cümlesi tek başına yetmez. Hangi adrese neden gidildiği, o adreste neyin bulunmasının beklendiği ve bu beklentinin hangi kaynakla desteklendiği karar metninde veya soruşturma evrakında izlenebilir olmalıdır.
Arama amacının ikili yapısı da gözden kaçırılmamalıdır. Yakalama amacıyla yapılan arama ile delil aramasının dosya pratiği aynı değildir. İlkinde şüpheli veya sanığın o yerde bulunabileceğini gösteren veri ağırlık taşır; ikincisinde ise delilin türü, yeri ve korunma riski öne çıkar. Müdafi bakımından en güçlü savunma noktalarından biri, kararda yazılı amaç ile icradaki fiil arasındaki uyumsuzluktur. Yakalama amacı yazıldığı hâlde fiilen geniş eşya incelemesi yapılmışsa yahut delil araması görünümünde genel keşfe çıkılmışsa, tedbirin sınırı aşılmış sayılabilir.
Bu sebeple CMK m. 116, kolluğun araştırma konforunu büyüten bir kapı değil; aramanın neden yapıldığını baştan netleştiren bir eşik hükmü olarak okunmalıdır. Dosyada bu eşik görünür değilse, sonraki elkoyma ve değerlendirme işlemleri de tartışmalı hâle gelmektedir.
Arama kararını kim verir; savcı, hâkim ve kolluk arasındaki yetki zinciri dosyayı nasıl etkiler?
CMK m. 119, arama tedbirinin karar yetkisini dağıtırken aynı zamanda usul riskinin haritasını da çizmektedir. Genel kural hâkim kararıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı yazılı emir verebilir; savcıya ulaşılamayan hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri devreye girebilir. Ne var ki konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar için kolluk amiri yetkisi dışarıda bırakılmış; bu alanlarda yalnız hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâlde Cumhuriyet savcısının yazılı emri yeterli görülmüştür. Söz konusu ayrım, dosyada ilk bakılacak hukuki eşiktir.
Uygulamada hatanın önemli kısmı, “gecikmesinde sakınca” kalıbının otomatik kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Oğuzhan Sapan’ın 2022 tarihli incelemesi, özellikle hâkim onayı tartışmasının bu noktada yoğunlaştığını göstermektedir. Kanun, arama bakımından elkoymadaki gibi açık bir sonradan hâkim onayı prosedürü kurmamıştır. Buna rağmen öğretide bir görüş, Anayasa m. 20 ve 21’in doğrudan uygulanabilirliği nedeniyle yazılı emirle yapılan aramanın hâkim denetimine sunulmasının gerekli olduğunu savunmaktadır. Karşı görüş ise CMK’nın bilinçli tercihi karşısında kanunda açık olmayan yeni bir onay şartı yaratılamayacağını ileri sürmektedir. Savunma bakımından belirleyici olan, doktriner tartışmanın kendisinden çok, gecikme gerekçesinin dosyada gerçek ve ölçülebilir biçimde kurulup kurulmadığıdır.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâl, zamana bağlı soyut bir acelecilik cümlesi değildir. Delilin yok edilmesi, yer değiştirmesi, şüphelinin kaçması veya operasyon bilgisinin sızması gibi somut riskler gösterilmeden bu formülün kullanılması, karar zincirini zayıflatmaktadır. Baytaz ile Şahin Akdemir/Şenol’un çalışmaları, arama yetkisinin önleme aramasıyla karıştırılmasının da aynı ölçüde problemli olduğunu vurgulamaktadır. Kolluk, önleme araması kararını delil elde etmek için ikame araç gibi kullandığında m. 116’nın karar rejimi fiilen etkisizleşmektedir.
Yetki zincirinin ikinci halkası karar veya emrin içeriğidir. CMK m. 119/2 uyarınca aramanın nedenini oluşturan fiil, aranılacak kişi yahut yer, eşya ve kararın geçerli olacağı zaman süresi açıkça gösterilmelidir. Adresin eksik yazıldığı, zaman aralığının belirsiz bırakıldığı veya fiilin yalnız genel suç adıyla ifade edildiği kararlarda, aramanın sınırları sonradan kolluk tarafından fiilen belirlenmiş olmaktadır. Bu görünüm, müdahalenin önceden belirlenebilirlik ölçütünü zedelemektedir.
Karar disiplini: Arama kararı, neyin neden arandığını ve bu yetkinin ne kadar süreyle kullanılacağını göstermiyorsa, arama işlemi icra anında genişlemeye açık hâle gelir. Dosya güvenliği, geniş takdirde değil, dar ve izlenebilir yetkide kurulmaktadır.
Müdafinin bu başlık altında yapacağı itiraz, yalnız “karar yoktu” cümlesine indirgenmemelidir. Karar varsa hangi merci verdi, hangi somut risk gerekçesiyle verdi, hangi süre içinde geçerli kılındı, kapalı alan aramasında kolluk amiri yetkisinin dışına çıkıldı mı, bunların her biri ayrı ayrı gösterilmelidir. Şüpheli veya sanığın arama sonrası yaptığı savunma da aynı zincire bağlanmalıdır. Örneğin arama gecesi savcıya ulaşılamadığı ileri sürülüyorsa, dosyada bu ulaşamama hâlinin nasıl kaydedildiği ayrıca araştırılmalıdır.
Konut, işyeri, üst ve eşya aramasında işlem tanığı, hazır bulunma ve gece yasağı neden belirleyicidir?
Arama kararının varlığı tek başına yeterli değildir; tedbirin nasıl icra edildiği de hukuka uygunluk denetiminin merkezindedir. CMK m. 118, konutta, işyerinde ve diğer kapalı yerlerde gece vakti aramayı kural olarak yasaklamış; yalnız suçüstü, gecikmesinde sakınca veya firar eden kişi/tutuklu/hükümlünün tekrar yakalanmasına yönelik aramalar için istisna tanımıştır. Bu ayrım, özellikle sabaha karşı yapılan kapalı alan aramalarında belirleyicidir. Dosyada gece aramasını gerektiren somut sebep yoksa, arama kararının gündüz verilmiş olması tek başına yeterli olmaz; icra saati ayrıca gerekçelendirilmelidir.
CMK m. 119/4 ile 120 birlikte okunduğunda usul güvenceleri daha açık görünmektedir. Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapılacaksa o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmalıdır. Ayrıca yer sahibi veya zilyet aramada hazır bulunabilir; kendisi yoksa temsilcisi, ayırt etme gücüne sahip hısımlarından biri, birlikte oturan kişi veya komşusu hazır bulundurulur. Kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamayacağı da aynı maddede açıkça belirtilmiştir.
Bu kuralların pratik değeri, yalnız törensel görünüm yaratmaları değildir. İşlem tanığı ve hazır bulunma kuralları, aramanın kapsamı ile sonradan tutanağa yazılan içeriğin birbirinden kopmamasını sağlar. Abdullah Batuhan Baytaz’ın 2025 tarihli ayrıntılı çalışması, işlem tanığı konusunda Yargıtay yaklaşımının zaman içinde farklı yönlere savrulduğunu; buna rağmen arama meşruiyetinin yalnız kolluk anlatısına bırakılmasının ciddi sorun yarattığını göstermektedir. Kanaatimizce işlem tanığının hiç bulunmaması kadar, görünürde bulunup gerçekte aramanın içeriğine tanıklık etmeyen kişilerin tutanağa yazılması da aynı ölçüde problemli bir görünüm yaratmaktadır.
Hazır bulunma ve bilgilendirme yükümlülüğü savunma hakkı bakımından da doğrudan etkili olmaktadır. Zilyede aramanın amacı hakkında bilgi verilmemesi, avukatın gelmesinin makul süre beklenmeden engellenmesi veya komşu huzurunun yalnız kâğıt üzerinde kurulması hâlinde, sonraki savunma aşamasında aramanın kapsamı isabetli biçimde denetlenememektedir. Ö.R.Ş. kararında AYM, evinde yapılan arama işleminden doğan zararın etkili biçimde giderilmemesi sorununu ayrıca ele almış; arama sonrası başvuru yollarının işlevsiz bırakılmasının müstakil hak ihlali doğurabileceğini göstermiştir.
Usul riski: Tutanakta iki işlem tanığı yazılı olsa dahi, bu kişilerin arama mahallinde gerçekten hazır bulunup bulunmadığı, imzalarının ne zaman ve hangi koşulda alındığı sorgulanmıyorsa savunma önemli bir itiraz alanını kaybetmektedir.
CMK m. 121’in belge rejimi de küçümsenmemelidir. Arama sonunda, istem üzerine aramanın hangi maddeye göre yapıldığını, soruşturma konusu fiilin niteliğini, elkonulan eşyanın listesini ve şüpheyi haklı kılan bir şey bulunamadıysa bunu gösteren belgenin verilmesi gerekir. Bu belge düzeni, sonradan “evde ne bulunduğu” tartışmasını yalınlaştıran en önemli güvencedir. Uygulamada çoğu dosyada bu hak hatırlatılmamakta; arama bittikten sonra yalnız genel tutanak bırakılmaktadır. Oysa belge verilmemesi, savunmanın dosya kronolojisini kurmasını zorlaştırmakta ve tazminat yolunda ispat yükünü ağırlaştırmaktadır.
Elkoyma, dijital materyal, tutanak ve zincirleme muhafaza bakımından hangi belge paketi kurulmalıdır?
Arama işlemi çoğu soruşturmada elkoyma ile devam etmektedir. Bu noktada CMK m. 127 ve 134 devreye girmektedir. Her arama otomatik olarak elkoyma yetkisi doğurmaz; bulunan eşyanın ispat değeri, müsadere ilişkisi veya suçla irtibatı ayrıca gerekçelendirilmelidir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoymanın yirmidört saat içinde onaya sunulması ve hâkimin kırksekiz saat içinde karar vermesi, arama ile elkoyma arasındaki anayasal farkı görünür kılar. Arama için kurulmayan sonradan onay mekanizması, elkoyma bakımından açıkça öngörülmüştür.
Dijital materyal söz konusu olduğunda dosya daha da hassaslaşmaktadır. Telefon, bilgisayar, harici disk veya bulut hesabına erişim gibi işlemler, basit eşya aramasının ötesine geçebilmekte ve çoğu kez CMK m. 134 rejimini tetiklemektedir. Bu sebeple konutta yapılan genel arama kararının içinden sınırsız dijital inceleme yetkisi üretilemez. Kolluk, cihazı fiziksel olarak muhafaza altına almış olsa dahi imaj alma, inceleme sınırı, hash değeri, kopya teslimi ve uzman raporu zinciri ayrıca kurulmalıdır. Bu başlık için CMK m. 134 analizimiz ile bağlantılı düşünmek gerekir.
Belge paketinin ikinci ayağı zincirleme muhafazadır. Arama tutanağı, elkoyma tutanağı, mühürleme veya işaretleme kaydı, teslim tesellüm tutanağı, kriminal inceleme sevk yazısı ve cihaz inceleme raporu arasında tarih-saat uyumu bulunmalıdır. Bu evraklardan birindeki kopukluk, delilin gerçekliğinden çok delilin aynı nesne olup olmadığı konusunda şüphe doğurur. AYM’nin Orhan Kılıç ile Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararlarında vurgulanan nokta tam da budur: hukuka aykırı yahut usul güvencelerinden yoksun arama sonucunda elde edilen delil, mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanıldığında yargılamanın hakkaniyeti zedelenebilmektedir.
Dosya hazırlığı bakımından müdafinin ilk gün toplayacağı belgeler genellikle sonucu belirlemektedir. Arama kararının tam sureti, savcı veya kolluk emri, arama tutanağı, ekli fotoğraflar, video kayıtları, işlem tanığı bilgileri, elkonulan eşya listesi, dijital materyal seri numaraları, mühür numaraları ve olay yeri teslim tutanakları gecikmeksizin istenmelidir. Yer sahibi veya zilyedin arama sonunda kendi mülkiyet iddiasını yazdırmış olup olmadığı da ayrıca kontrol edilmelidir. CMK m. 121/2 bu görüş ve iddiaların belgeye geçirilmesine açıkça imkân tanımaktadır.
- Karar veya yazılı emir: Yetkili merci, adres, süre ve fiil tanımı eksiksiz olmalıdır.
- İcra tutanağı: İşlem tanıkları, hazır bulunan avukat, saat ve mekân ayrıntıları görünür olmalıdır.
- Elkoyma zinciri: Hangi eşyanın hangi saatte, kimden, hangi mühürle alındığı ayrıntılandırılmalıdır.
- Dijital materyal kaydı: Seri numarası, imaj alma yöntemi ve inceleme sevki ayrı kalemlerde gösterilmelidir.
Bir başka ifadeyle, arama dosyasının kaderi çoğu kez suç tipinden önce evrak bütünlüğünde belirlenmektedir. Savunma bu zinciri ilk haftada kuramazsa, ileride delil tartışması soyut anayasal ilkelere sıkışmakta; somut itiraz zemini daralmaktadır.
AYM içtihadı, AİHM standardı ve öğretideki tartışma arama tedbirinin sınırını nerede çizer?
AYM’nin arama tedbirine ilişkin çizgisi üç ayrı eksende okunmalıdır: konut dokunulmazlığı ve özel hayat boyutu, hukuka aykırı delilin yargılamada kullanılması sorunu ve etkili başvuru yükümlülüğü. Hasan Akboğa ile Ali Duran kararlarında Mahkeme, hukuka aykırı arama kararı iddiasının yalnız usul ayrıntısı sayılamayacağını; arama tedbirinin kişi ve aile hayatı üzerindeki etkisinin bağımsız anayasal değer taşıdığını açık biçimde göstermektedir. Ayşegül Çengel Kömür ve diğerleri kararında ise aramanın ölçülülüğü, operasyonun yürütülüş tarzı ve başvurucunun mesleki/kişisel itibarı üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmiştir.
Karar notu 1: Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz [2. B.], B. No: 2019/21704, T. 20.09.2023 kararında AYM, konutta yapılan arama sırasında usul güvencelerine aykırılık bulunduğu iddiasını, arama sonucunda elde edilen delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici unsur hâline gelip gelmediği sorusuyla birlikte değerlendirmiştir. Kararın dosya pratiğine etkisi şudur: arama usulsüzlüğü yalnız tazminat sorunu değil, delilin yargılamadaki değerini doğrudan etkileyen bir adil yargılanma meselesidir.
Orhan Kılıç ile Yaşar Yılmaz kararları, hukuka aykırı delilin değerlendirilmesi bakımından başvuru çizgisini sistematikleştirmiştir. Mahkeme, kendi görevinin maddi vakıayı yeniden kurmak olmadığını; fakat ilk bakışta hukuka aykırılığı belirgin olan veya derece mahkemelerince böyle kabul edilen delillerin yargılamada tek ya da belirleyici delil olarak kullanılmasının adilliğe etkisini denetleyeceğini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, CMK m. 206/2-a ve 217/2 ile anayasal adil yargılanma güvencesi arasında köprü kurmaktadır. Kanaatimizce bu köprü, savunmanın delil itirazını yalnız maddi hukuka değil, yargılamanın bütününe bağlaması gerektiğini göstermektedir.
AİHM standardı da benzer şekilde mutlak otomatik dışlama kuralı kurmamakta; delilin elde ediliş biçimi ile yargılamanın bütünü arasındaki ilişkiye bakmaktadır. Bununla birlikte AYM’nin Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz kararında da atıf yaptığı AİHM yaklaşımı, usule ilişkin güvencelerden yoksun biçimde elde edilen ve mahkûmiyet bakımından belirleyici ağırlık kazanan delillerin adil yargılanma sorununa dönüşebileceğini göstermektedir. İşbu standart, Türk uygulamasında arama usulsüzlüğünü “yalnız disiplin kusuru” olarak görme alışkanlığıyla bağdaşmamaktadır.
Öğretideki tartışma daha teknik iki başlıkta toplanmaktadır. Birinci başlık, işlem tanığı ve hazır bulunma eksikliğinin her olayda otomatik hukuka aykırılık doğurup doğurmayacağıdır. Baytaz, yasal güvence metninin daraltılmasına mesafeli yaklaşırken; bazı yazarlar fiilî denetimin başka delillerle sağlandığı hâllerde daha esnek yorumu savunmaktadır. İkinci başlık, savcı veya kolluk amirinin yazılı emriyle yapılan aramanın sonradan hâkim onayına sunulup sunulmayacağıdır. Sapan, bu boşluğun anayasal yorum bakımından tartışmaya açık olduğunu göstermektedir. Her iki tartışmanın ortak sonucu, arama dosyasında eksik bırakılan evrakın sonraki aşamada hukuk yaratılarak telafi edilemeyeceğidir.
Karar notu 2: Ö.R.Ş. [2. B.], B. No: 2021/13247, T. 10.01.2024 kararı, hukuka aykırı ve ölçüsüz arama işleminden doğan zararların etkili başvuru yoluyla giderilmemesinin de başlı başına anayasal sorun yaratabileceğini göstermektedir. Arama sonrası tazminat ve iade taleplerini ertelemek, savunma bakımından stratejik hata niteliğindedir.
Bu içtihat ve doktrin bir arada okunduğunda ortaya çıkan tablo nettir: arama tedbirinin meşruiyeti yalnız kararın varlığında değil; kararın amacı, icranın yöntemi, tutanağın güvenilirliği ve sonradan açılan başvuru yollarının gerçekliği içinde ölçülmektedir. Savunma da idare de bu toplam yapıyı dikkate almadığında dosya kırılgan hâle gelmektedir.
İtiraz, delil reddi ve tazminat yolları hangi aşamada nasıl işletilmelidir?
Arama tedbirine karşı başvuru yolu tartışmasında en sık yapılan hata, bütün itirazların tek bir dilekçede ve tek zamanda tüketilebileceğinin sanılmasıdır. Oysa dosyanın ihtiyacına göre üç ayrı hat bulunmaktadır. Birinci hat, soruşturma aşamasında koruma tedbirine karşı itirazdır. CMK m. 267 ilâ 271 rejimi, karar veya yazılı emrin niteliğine göre sulh ceza hâkimliği önünde denetim sağlar. İkinci hat, yargılama aşamasında delilin hukuka aykırılığı itirazıdır. CMK m. 206/2-a ve 217/2 uyarınca hukuka aykırı elde edilen delilin reddi yahut hükme esas alınmaması istenebilir. Üçüncü hat ise şartları oluştuğunda CMK m. 141 ve devamı uyarınca tazminat talebidir.
Bu hatların her biri farklı belge ve farklı zamanlama ister. Koruma tedbirine itirazda kararın kendisi, gecikme gerekçesi, arama saati, işlem tanığı ve adres belirsizliği öne çıkar. Delil reddi itirazında ise arama sonucu ele geçen unsurun hükümdeki ağırlığı, alternatif delillerin varlığı ve savunmanın arama sürecine karşı çıkma imkânı ayrıca gösterilmelidir. Tazminat davasında ise arama işleminin maddi ve manevi etkisi, iade edilmeyen eşyalar, iş kaybı, itibar zararı ve giderim eksikliği belgelenmelidir.
Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz ile Orhan Kılıç çizgisi, savunmaya şu imkânı vermektedir: aramanın yalnız usul hatası olduğunu değil, aynı zamanda yargılamanın bütününü etkileyen belirleyici bir delil problemi doğurduğunu göstermek. Bunun için müdafiin soruşturma aşamasında yaptığı itirazı kovuşturma aşamasında aynen tekrar etmesi yetmez; delilin mahkûmiyet içinde hangi ağırlığı taşıdığını ayrıca tartışması gerekir. Özellikle başka objektif delil bulunmayan dosyalarda bu bağlantı belirleyicidir.
Tazminat hattı da çoğu zaman gereğinden geç düşünülmektedir. Ö.R.Ş., Hasan Akboğa ve Ali Duran kararları, hukuka aykırı arama ve onun sonuçları bakımından etkili başvuru yolunun işlevsiz bırakılmasının ayrıca sorun doğurabildiğini göstermektedir. Bu nedenle beraat yahut kovuşturmaya yer olmadığı kararı beklendikten sonra tek seferde geriye dönük toplu itiraz yapılması her dosyada en iyi strateji değildir. Eşyanın iadesi, arama nedeniyle uğranılan zarar ve hukuka aykırılığın tespiti bakımından erken belge toplamaya ihtiyaç vardır.
Hak kaybı ihtimali: Arama kararına süresinde itiraz edilmemesi delil reddi talebini otomatik düşürmez; ancak savunmanın süreç içindeki tutarlılığını zayıflatır. Buna karşılık tazminat yolu bakımından kararın kesinleşme ve öğrenme tarihleri ayrıca takip edilmelidir.
Bu başlık altında savunmanın en kullanışlı araçlarından biri kronoloji tablosudur. Hangi saatte arama kararı verildi, hangi saatte icra edildi, kimler hazır bulundu, hangi eşya ne zaman muhafaza altına alındı, savcı ne zaman bilgilendirildi, elkoyma onaya ne zaman sunuldu, bunların her biri saat düzeyinde çıkarılmalıdır. Söz konusu kronoloji bozulduğunda, savunmanın soyut hukuka aykırılık iddiası somut çelişkiye dönüşmektedir.
Kontrol matrisi ve yanlış uygulama örnekleri hangi hak kaybı ihtimallerini doğurur?
| Kontrol noktası | Dayanak | Dosyada aranacak belge | Başlıca risk |
|---|---|---|---|
| Makul şüphe ve arama amacı | CMK m. 116 | Karar, ihbar tutanağı, araştırma notu | Keyfî arama ve delilin belirleyici ağırlığının tartışılması |
| Yetkili merci ve yazılı emir | CMK m. 119 | Hâkim kararı veya savcı/kolluk amiri emri | Kapalı alanda yetkisiz merci kullanılması |
| Gece araması istisnası | CMK m. 118 | Saat kaydı, aciliyet gerekçesi | Gece yasağının soyut gerekçeyle aşılması |
| İşlem tanığı ve hazır bulunma | CMK m. 119/4, 120 | Arama tutanağı, imzalar, tanık bilgileri | İcra meşruiyetinin tek taraflı kolluk anlatısına kalması |
| Belge ve eşya listesi | CMK m. 121 | Elkoyma listesi, teslim tutanağı | Eşya bütünlüğü ve mülkiyet iddiasının kaybolması |
| Elkoyma onayı | CMK m. 127 | Onaya sunma ve karar tarihi | Hâkim denetimi yapılmadan muhafazanın uzaması |
| Dijital materyal incelemesi | CMK m. 134 | İmaj alma, hash, bilirkişi sevki | Fiziksel aramanın dijital inceleme için sınırsız yetkiye çevrilmesi |
| Delil reddi ve hükme esas alma | CMK m. 206, 217; Anayasa m. 38 | Duruşma tutanağı, gerekçeli karar | Hukuka aykırı delilin tek veya belirleyici delil olarak kullanılması |
Uygulamada görülen ilk yanlış, önleme araması ile adli aramanın birbirine ikame edilmesidir. Fatih Yurtlu ile Şahin Akdemir/Şenol’un çalışmaları, özellikle uyuşturucu suçları pratiğinde bu kaymanın sıklıkla yaşandığını göstermektedir. Önleme araması, kamu düzeni ve tehlike önleme mantığına aittir; ceza soruşturması için delil elde etme amacına yönelen işlemde m. 116 ve devamındaki adli arama rejiminin dışına çıkılamaz. Bu ayrım kaybedildiğinde, delilin hukuka uygunluğu tartışması başlangıçta çökmektedir.
İkinci yanlış, dijital materyalin arama kararının doğal uzantısı sayılmasıdır. Evde telefon veya bilgisayar bulunması, cihazın içeriğinde sınırsız inceleme yetkisi doğurmaz. Cihazın muhafaza altına alınması, içeriğin incelenmesi ve kopya alınması farklı hukuki halkalardır. Bu ayrım kurulmadığında, savunma çoğu dosyada en güçlü itiraz noktasını atlamış olmaktadır. CMK m. 134 yazımız ile birlikte okunan dosyalarda bu fark daha görünür hâle gelmektedir.
Üçüncü yanlış, arama tutanağının yalnız sonuç belgesi olarak görülmesidir. Oysa tutanak, sonradan delil zincirinin omurgası hâline gelmektedir. İşlem tanıklarının isimleri, eşyanın tam sayımı, odaların sırası, mühürleme biçimi ve yer sahibinin beyanı eksik yazılmışsa; sonradan yapılan savunma çoğu kez sözlü itiraz düzeyinde kalmaktadır. Bu nedenle müdafinin, mümkün olan ilk aşamada arama tutanağını satır satır denetlemesi gerekir.
Dördüncü yanlış ise arama sonrası hiçbir şey çıkmayan dosyalarda belge talep edilmemesidir. CMK m. 121, şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmemişse bunun da belgeye bağlanmasını öngörmektedir. Bu belge alınmadığında, ileride arama operasyonunun kapsamı ve etkisi ispat bakımından muğlaklaşmaktadır. Özellikle kamu görevlileri, şirket yöneticileri veya mesleki itibarı aramadan etkilenen kişiler bakımından bu belge, sonraki tazminat ve itibar onarımı sürecinde değer taşımaktadır.
Son olarak, aramaya ilişkin savunmanın diğer koruma tedbirlerinden kopuk kurulması da stratejik hatadır. Dosyada aynı anda yakalama, gözaltı, adli kontrol veya tahliye tartışması varsa arama işleminin bunlarla ilişkisi ayrıca kurulmalıdır. Bu nedenle CMK m. 103, CMK m. 108, CMK m. 112, CMK m. 113 ve CMK m. 114 incelemeleriyle birlikte okunan bir arama dosyası daha sağlıklı yönetilmektedir.
Sık Sorulan Sorular
Tek başına ve hiçbir somut veriyle desteklenmeyen anonim ihbar, arama için güvenli temel oluşturmaz. İhbarın kişi, yer ve olay bakımından doğrulanabilir emarelerle desteklenmesi gerekir; aksi hâlde makul şüphe eşiği tartışmalı hâle gelir.
Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerde arama yapılacaksa CMK m. 119/4 uyarınca iki kişi bulundurulmalıdır. Dosyada bu güvencenin nasıl işletildiği özellikle tutanak üzerinden denetlenmelidir.
Kanun, avukatın aramada hazır bulunmasına engel olunamayacağını belirtmektedir. Somut olayın aciliyeti ayrıca tartışılabilir; ancak müdafi yardımından yararlanma hakkını fiilen anlamsızlaştıran uygulamalar savunma lehine önemli itiraz zemini yaratır.
Her olayda otomatik sonuç doğduğu söylenemez. Bununla birlikte hukuka aykırı delil tek veya belirleyici delil hâline gelmişse, CMK m. 206 ve 217 ile AYM içtihadı birlikte değerlendirildiğinde ciddi adil yargılanma sorunu ortaya çıkabilir.
Evet. CMK m. 121, şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmediyse bunu belirten belgenin verilmesine imkân tanır. Bu belge, sonraki itiraz veya tazminat aşamasında önemli delil işlevi görebilir.
Uygulama Bakımından Yol Haritası ve Profesyonel Değerlendirme
CMK m. 116 bakımından en güvenli yaklaşım, arama tedbirini soruşturmanın doğal refleksi değil; sıkı biçimde gerekçelendirilmesi gereken anayasal müdahale olarak okumaktır. Aramanın dayandığı makul şüphe, yetkili merci, kapalı alan güvenceleri, tutanak bütünlüğü ve sonrasındaki elkoyma zinciri ayrı ayrı kurulmadığında; dosya ilk bakışta güçlü görünse dahi yargılamanın ilerleyen aşamalarında kırılgan hâle gelebilmektedir. Bu nedenle arama dosyasının kalitesi, bulunan eşyanın miktarından önce süreç disiplininde ölçülmektedir.
Kanaatimizce müdafi bakımından doğru strateji beş aşamalıdır. İlk olarak karar veya yazılı emrin tam sureti ile saat kayıtları alınmalıdır. İkinci olarak işlem tanığı, hazır bulunma ve gece yasağı bakımından icra tutanağı ayrıntılı denetlenmelidir. Üçüncü olarak elkoyma ve dijital inceleme zinciri bağımsız başlıklar hâlinde ayrılmalıdır. Dördüncü olarak delilin yargılamada tek veya belirleyici ağırlık taşıyıp taşımadığı saptanmalıdır. Beşinci olarak, sonuç ne olursa olsun, arama sonrası etkili başvuru ve tazminat hattı şimdiden belgeye bağlanmalıdır.
Karar mercii bakımından da ölçütler nettir. Kararda soyut suç şüphesinin tekrar edilmesi yeterli değildir; neden o yerin, o saatin ve o yöntemin seçildiği açıklanmalıdır. İşlem tanığı eksikliğini, adres belirsizliğini veya dijital materyal bakımından aşırı geniş incelemeyi görmezden gelen kararlar, kısa vadede soruşturmayı hızlandırsa bile orta vadede hükmün savunulabilirliğini azaltmaktadır. Arama tedbiri, delil üretmek kadar delilin yargıda taşınabilirliğini de düşünmek zorundadır.
Şüpheli veya sanıkla ilgili arama dosyaları için ek ceza muhakemesi incelemelerine Ceza Hukuku uzmanlık alanı sayfamızdan ulaşılabilir. Somut arama, elkoyma veya delil reddi stratejisi bakımından ön değerlendirme talebi için iletişim sayfamız üzerinden bilgi paylaşılması mümkündür.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmi Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, 20, 21, 36 ve 38, anayasa.gov.tr.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6 ve 8, echr.coe.int.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 116-122, 127, 134, 206, 217 ve 267-271, mevzuat.gov.tr resmî metin PDF.
- 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, özellikle m. 9 ve Ek 6, mevzuat.gov.tr.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 120, mevzuat.gov.tr.
- Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği, cigm.adalet.gov.tr resmî PDF.
Mahkeme Kararları
- AYM, Mehmet Cengiz ve Rıdvan Cengiz [2. B.], B. No: 2019/21704, T. 20.09.2023.
- AYM, Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, T. 01.02.2018.
- AYM, Hasan Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, T. 27.03.2019.
- AYM, Ayşegül Çengel Kömür ve Diğerleri [1. B.], B. No: 2016/56228, T. 23.06.2020.
- AYM, Ö.R.Ş. [2. B.], B. No: 2021/13247, T. 10.01.2024.
- AYM, Ali Duran [1. B.], B. No: 2016/10381, T. 10.12.2019.
- AYM, Yaşar Yılmaz [1. B.], B. No: 2013/6183, T. 19.11.2014.
- AYM, Güllüzar Erman [2. B.], B. No: 2012/542, T. 04.11.2014.
Bilimsel Çalışmalar (Doktrin)
- Baytaz, Abdullah Batuhan, “Konutta, İşyerinde ve Diğer Kapalı Yerlerde Yapılan Adli Aramada İşlem Tanığının Rolü ve İşlem Tanığının Bulunmamasının Etkisi”, Sakarya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 13(2), 2025, ss. 927-951, DergiPark.
- Yurtlu, Fatih, “Güncel Yargıtay Kararları Işığında Önleme Araması Neticesinde Elde Edilen Delillerin Hukuka Uygunluğu Üzerine Bir Değerlendirme”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 11(1), 2025, ss. 289-312, DergiPark.
- Sapan, Oğuzhan, “Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda Cumhuriyet Savcısı veya Kolluk Amiri Tarafından Verilen Adli Arama Kararının Hâkim Onayına Sunulması”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 8(1), 2022, ss. 93-106, DergiPark.
- Şahin Akdemir, Merve / Şenol, Cem, “Ceza Muhakemesinde Önleme Araması ile Elde Edilen Delillerin Kullanılabilirliği”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 33(1), 2025, ss. 849-876, DergiPark.
- Keskin Kiziroğlu, Serap, “5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda Basit Arama (Adli Arama)”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 58(1), 2009, ss. 139-168, DergiPark.
- Seyyidoğlu, Muhammed Sıddık, “Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve Elkoyma”, İnsan ve Sosyal Bilimler Dergisi, 4(1), 2021, ss. 11-32, DergiPark.
- Centel, Nur / Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta, 22. Bası, 2024.
- Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 17. Bası, 2024.
- Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 15. Bası, 2024.
- Çöpoğlu, Hakan Serdar, Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama ve Elkoyma, Adalet, 1. Bası, 2023.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi karar bilgi bankası, kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr.
- HUDOC karar veritabanı, hudoc.echr.coe.int.
- DergiPark hukuk veri tabanı, dergipark.org.tr.
