CMK m. 204, sanığın davranışları duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye soktuğunda salondan çıkarılmasına izin verir; ancak mahkeme oturumu yoklukta sürdürecekse gerekçeyi, zorunlu müdafii, tutanağı ve yoklukta yapılan işlemlerin açıklanmasını aynı anda kurmak zorundadır. Bu iskelet eksik kalırsa istinaf, temyiz ve bireysel başvuru aşamasında hükmün dayanıklılığı zayıflamaktadır.
Bu içerik 08.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza muhakemesinde sanığın duruşma salonundan çıkarılması, ilk bakışta yalnız disiplin tedbiri gibi görülebilir; ne var ki uygulamada mesele çoğu zaman salon düzeninden çok daha geniş bir savunma sorunu üretmektedir. Sanığın yüksek sesle konuşması, mahkeme heyetine yönelttiği sert ifadeler, tanığa müdahalesi veya celse akışını fiilen kilitleyen davranışları, mahkemenin 204. maddeye dayanma ihtimalini doğurur. Buna karşılık aynı an, savunmanın en yoğun kurulduğu an da olabilir. Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaası açıklanmış, tanık yüzleştirmesi başlamış, müdafinin talepleri toplanmış veya son söz aşamasına gelinmişse; sanığın dışarı çıkarılması yalnız mekânsal bir uzaklaştırma değil, hükmün inşasına katılma imkanının daraltılması sonucunu da doğurabilmektedir.
İşbu nedenle CMK m. 204, 203. maddenin basit devamı olarak okunamaz. 203. madde duruşmanın genel düzenini başkan veya hâkimin sağlayacağını, düzeni bozan kişinin savunma hakkı engellenmeksizin salondan çıkarılabileceğini ve direnç halinde disiplin hapsi uygulanabileceğini düzenlerken; 204. madde sanık bakımından özel güvence üretmektedir. Mahkeme, sanığın hazır bulunmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye soktuğunu tespit etse dahi, bundan sonra yoklukta devam edilip edilemeyeceğini ayrıca değerlendirmek, müdafii yoksa barodan müdafi istemek ve sanık yeniden içeri alındığında yoklukta yapılan işlemleri açıklamak zorundadır. Söz konusu ayrım kurulmadan verilen uzaklaştırma kararları, celseyi kısa süreli sakinleştirse de hükmü kanun yolu bakımından kırılgan hale getirmektedir.
Uygulamada en sık rastlanan yanlışlık, 204. maddenin yalnız mahkeme otoritesini koruyan bir araçmış gibi ele alınmasıdır. Oysa sanığın bizzat savunma yapma hakkı, tanıklara tepki verebilmesi, müdafiiyle eşzamanlı pozisyon alabilmesi ve hükmü etkileyecek aşamalarda hazır bulunması, adil yargılanma hakkının çekirdeğinde yer almaktadır. Anayasa Mahkemesinin duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin Genel Kurul çizgisi ile AİHM’in Poitrimol, Hermi ve Idalov kararları birlikte okunduğunda görülen husus şudur: düzeni sağlama amacı meşru olmakla beraber, bu amaç uğruna savunmanın özü sessizce budanamaz. Mahkemenin elinde yetki vardır; fakat bu yetki, ancak açık gerekçe, ölçülülük ve telafi edici usul güvenceleri ile birlikte kullanılabildiğinde meşru görünüm kazanmaktadır.
CMK m. 204 hangi sistematik içinde okunmalıdır; 188, 191, 193 ve 203 ile bağı nedir?
CMK m. 204’ün doğru uygulanabilmesi için hükmün duruşma mimarisi içindeki yeri baştan kurulmalıdır. Ceza muhakemesinde kural, hükmü verecek mahkemenin önünde aleni ve sözlü duruşma yapılması, sanığın bu duruşmada hazır bulunması ve savunmanın bizzat veya müdafii aracılığıyla ama etkin biçimde kullanılabilmesidir. CMK m. 188 heyetin oluşumunu, 191 ilk celse düzenini, 193 sanığın yokluğunda duruşmanın sınırlarını, 196 uzaktan katılım veya bağışıklık tartışmasını, 203 duruşma düzeninin korunmasını, 204 ise sanığın davranışları sebebiyle dışarı çıkarılmasını düzenlemektedir. Anılan hükümler arasında hiyerarşik bir kopukluk yoktur; biri diğerinin usul zeminini hazırlamaktadır.
Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.
Bu metin, iki ayrı kararı aynı cümle içinde toplar. İlk karar, çıkarma kararıdır. İkinci karar ise yoklukta sürdürme kararıdır. İlk kararın varlığı, ikincinin otomatik sonucu değildir. Mahkeme, sanığı salondan çıkarabilir; fakat savunmanın bulunduğu aşama, tanık veya bilirkişi dinlenip dinlenmediği, mütalaanın verilip verilmediği, son söz veya ek savunma ihtiyacının doğup doğmadığı, müdafinin fiilen ne ölçüde koruma sağlayabildiği gibi başlıkları ayrıca tartmadan celseyi yoklukta bitiremez. Kanaatimizce uygulama bakımından en belirleyici nokta budur. 204’ün ilk cümlesi mahkemenin düzen yetkisini, devam eden cümleleri ise bu yetkinin anayasal sınırlarını göstermektedir.
Doktrinde de benzer bir ayrım kurulmaktadır. Özbek/Doğan/Bacaksız/Tepe, sanığın duruşmada hazır bulunmasını ceza muhakemesinin asli savunma güvencelerinden biri olarak konumlandırmakta; bu güvencenin sınırlanmasının ancak açık kanuni istisna ve sıkı yorumla mümkün olabileceğini belirtmektedir. Ünver ile Hakeri de 203 ve 204 hükümlerinin birbirine karıştırılmasının, duruşma düzenine ilişkin genel yetkinin sanık aleyhine gereğinden geniş kullanılmasına yol açabileceğine işaret etmektedir. Anılan görüşler, 204’ün mahkeme otoritesini güçlendiren değil; otorite ile savunma arasında dar bir geçit kuran istisna hükmü niteliğinde olduğu yönündeki yorumumuzu desteklemektedir.
Özgür Arıkan (2) kararının önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, 203 ve 204’ün aynı olayda nasıl kesiştiğini, sanığın dışarı çıkarılması sırasında direnç göstermesi nedeniyle disiplin hapsi uygulanabildiğini ve bunun hükmün denetlenmesini talep etme hakkı bakımından ayrıca sorun ürettiğini göstermiştir. Söz konusu kararda resmi kayıt, sanığın CMK m. 204 gereğince dışarı çıkarıldığını, müdafii bulunmadığından barodan müdafi istendiğini ve ayrıca 203/3 yönünden disiplin hapsi uygulandığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu örnek, 203 ile 204’ün birbirinin yerine geçen normlar olmadığını; birinin duruşma düzenine, diğerinin sanığın savunmalı yokluğuna ilişkin özel rejim kurduğunu göstermektedir.
İşbu sistematik, CMK m. 193’te yokluk sınırı ile birlikte okunduğunda daha berrak hale gelmektedir. 193, yoklukta duruşmanın hangi çerçevede mümkün olduğunu; 204 ise hazır bulunan sanığın davranışları nedeniyle süreç içinde bu korumadan çıkıp çıkarılamayacağını düzenlemektedir. Dolayısıyla 204 kararı verildiğinde mahkeme, fiilen 193 rejimine yaklaşmakta; fakat bunu yalnız sanığın iradi yokluğu değil, mahkeme kararıyla kurulan zorunlu yokluk üzerinden yapmaktadır. Bu nedenle gerekçe standardı, sıradan erteleme veya düzen uyarısından daha yüksek kurulmak zorundadır.
Sanığın çıkarılmasına yol açan davranış eşiği nasıl kurulmalıdır; hangi ölçütler gerçekten 204 rejimini tetikler?
CMK m. 204, kaba saba her tepkiyi veya her sert savunmayı yaptırım konusu yapmaz. Hükmün aradığı eşik, sanığın hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokmasının anlaşılmasıdır. Bu formül, yalnız hoşnutsuzluk yaratan üslubu değil; celsenin sürdürülebilirliğini bozan somut davranışı işaret eder. Sanığın sürekli söz kesmesi, tanığı baskı altına alması, hakaretle veya tehdit imasıyla süreci tıkaması, oturma düzenini bozması, mahkemenin tekrar eden uyarılarına rağmen bilinçli biçimde duruşmayı akamete uğratması bu kapsama girebilir. Buna karşılık yüksek sesli ama savunma içeriği taşıyan itirazlar, bir ara verilerek yatıştırılabilecek gerilimler veya mahkemenin tahammül sınırına ilişen fakat duruşmayı fiilen işlemez hale getirmeyen davranışlar her zaman 204’ü gerektirmez.
Idalov v. Russia kararında AİHM’in önüne gelen olay, bu ayrımın uluslararası düzeyde nasıl ele alındığını göstermektedir. Başvurucu duruşmada tekrar eden biçimde rahatsız edici davranışlar sergilemiş, tanığa hakaret etmiş, uyarılmasına rağmen duruşma akışını bozmuş ve nihayet salondan çıkarılmıştır. Ne var ki AİHM incelemesi burada bitmemiştir. Mahkeme, çıkarılmanın hangi aşamada yapıldığını, delil tartışmasının nasıl yürüdüğünü ve başvurucunun en azından nihai beyan için yeniden salona alınıp alınmadığını değerlendirmiştir. Bir başka ifadeyle, davranışın ağırlığı uzaklaştırma için gerekçe oluşturabilir; ancak bundan sonra yokluğun hangi işlemlere sirayet ettiği ayrıca denetlenir.
Hukuki sonuç: 204 rejimi, mahkeme otoritesine yönelen her hoşnutsuzluğu değil; duruşmanın düzenli ilerleyişini somut biçimde tehlikeye sokan davranışı hedef almaktadır.
Pratik sonuç: Uzaklaştırma kararı verilmeden önce uyarıların, ara verme ihtimalinin, daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kaldığının ve hangi davranışın hangi anda düzeni bozduğunun tutanağa geçirilmesi gerekir.
Özgür Arıkan (2) dosyasında resmi kaydın ayrıntılı tutulmuş olması, mahkemenin bu eşik bakımından ne yapması gerektiğini göstermektedir. Kararda, sanığın salonu terk etmediği, uyarılara rağmen çıkmadığı, direnç gösterdiği ve karışıklık yarattığı açıkça zapta geçirilmiştir. Uygulamada ise çoğu kez yalnız “sanık taşkın davranışları nedeniyle dışarı çıkarıldı” türü tek cümlelik bir kayıtla yetinilmektedir. Anılan kısalık, ilk derece aşamasında pratik görünse de kanun yolu denetimini zayıflatır. Çünkü istinaf merciinin önüne, ölçülülük incelemesine elverişli vakıa iskeleti konulmamış olur.
Akbulut, 204 rejiminin özellikle mütalaa ve son söz aşamalarında SEGBİS yahut yoklukla ikame edilmesinin daha ağır sonuç doğurduğunu vurgularken; Sarıtaş, sanığın yokluğunda duruşmaya ilişkin hükümlerin istisna mahiyetinde olması sebebiyle genişletici uygulanamayacağını belirtmektedir. Bu iki yaklaşım arasında görünür bir çatışma bulunmamaktadır. İlki, 204’ün celse içi etkisine; ikincisi ise normun yorum sınırına işaret etmektedir. Kanaatimizce birlikte okunduklarında ulaşılan sonuç, düzen bozucu davranış saptansa dahi 204’ün ceza muhakemesindeki hazır bulunma ilkesini sessizce aşındıracak bir kolaylaştırma normuna dönüştürülemeyeceğidir.
İşbu noktada 203/2 ile 204 arasındaki fark tekrar önem kazanır. 203/2, savunma hakkını engellememek koşuluyla duruşma düzenini bozan kişinin salondan çıkarılmasını emredebilecek yetki verir. Sanık bakımından ise aynı amaç, 204’te daha ayrıntılı güvenceyle düzenlenmiştir. Bu sebeple sanık hakkında yalnız 203/2 diliyle işlem kurmak, 204’ün özel koruma yapısını gölgede bırakır. Kanaatimizce savunma tarafı, tutanakta bu ayrımın açık kurulmasını istemeli; aksi halde mahkemenin sonradan uzaklaştırmayı genel düzen yetkisi içinde eriten bir gerekçe yazması kolaylaşmaktadır.
Mahkeme oturumu sanığın yokluğunda ne zaman sürdürebilir; müdafii ve yoklukta yapılan işlemlerin açıklanması neden zorunludur?
CMK m. 204’ün merkezindeki asıl mesele, sanığın dışarı çıkarılması değil; mahkemenin bundan sonra ne yapacağıdır. Hüküm, mahkemeye oturumu yoklukta sürdürme ve bitirme imkanı tanımaktadır; fakat yalnız sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmediği takdirde. Bu ifade, otomatik bir devam yetkisi değil, dosyaya özgü bir savunma incelemesi yüklemektedir. Tanık dinlenecekse, çapraz sorgu başlayacaksa, ek savunma verilecekse, esas hakkındaki mütalaa yeni açıklanmışsa, son söz aşamasına gelinmişse veya mahkeme sanığın tutum ve davranışını bizzat gözlemleyerek cezanın belirlenmesine etki edecek değerlendirmeler yapacaksa; hazır bulunmanın zorunlu olup olmadığı yüzeysel biçimde geçilemez.
Burada müdafii güvencesi belirleyici hale gelmektedir. Hüküm açık biçimde, sanığın müdafii yoksa mahkemenin barodan bir müdafi görevlendirilmesini istemesini emretmektedir. Bu zorunluluk, savunmanın salon dışındaki sanık adına sembolik değil, işlevsel biçimde sürdürülmesi içindir. Özellikle müdafiin bulunmadığı celsede tanık dinlenmesi, mütalaa sunulması veya hüküm açıklanması; mahkemenin yalnız sanığı değil, savunmanın kurumsal zeminini de dışarıda bıraktığı bir görüntü doğurur. Böyle bir yargılama, yalnız 204’e değil, savunma hakkının çekirdek yapısına da aykırılık tartışması üretmektedir.
Şehrivan Çoban, Hüseyin Barsak, Mehmet Ergün, Niyazi Gültekin ve Atilla Darendeli kararlarının ortak dersi şudur: kişi duruşmada bizzat bulunmak istediğini açıkça beyan etmiş, buna rağmen esaslı işlemler hazır bulunmadığı veya yalnız teknik araçla katıldığı celselerde yapılmışsa mahkemenin zorlayıcı nedeni ve neden-sonuç ilişkisini ayrıca göstermesi gerekir. Bu kararlar doğrudan 204 maddesine ilişkin değildir; ancak yoklukta sürdürme yetkisinin anayasal sınırını açık biçimde çizerler. Sanığın salondan çıkarılması, onu savunmadan feragat etmiş saydırmaz. Feragat ancak Sinan Amaç kararında vurgulandığı gibi açık ve öngörülebilir olursa anlam kazanır; mahkeme kararıyla zorunlu çıkarma halinde böyle bir feragat varsayılamaz.
Hükmün son cümlesi de aynı derecede önemlidir: sanık yeniden içeri alındığında yokluğunda yapılan işlemler kendisine açıklanacaktır. Uygulamada bu yükümlülük çoğu zaman birkaç kelimelik formaliteye indirgenmektedir. Oysa açıklamanın gerçekten işlevsel olabilmesi için hangi tanığın dinlendiği, hangi belge okunduğu, mütalaanın verilip verilmediği, müdafiin hangi taleplerde bulunduğu ve sanığın bunlara ne cevap verebileceği anlaşılır biçimde aktarılmalıdır. Sanık içeri alındığında yalnız “yokluğunda yapılanlar okundu” yazılması, hükmün denetlenebilirliği bakımından yetersizdir. Kanaatimizce burada mahkemenin yapması gereken, açıklamanın ardından sanığa somut biçimde diyeceklerini sorup bunun cevabını da zapta geçirmekten ibarettir.
Ateş ile Dursun, SEGBİS veya başka teknik katılım biçimlerinin bizzat savunmanın yerini tam olarak doldurmadığını; özellikle mahkemenin sanığın tutumunu gözlemlemesinin, sanığın da tanık ve iddia makamının beyanına anlık tepki verebilmesinin adil yargılanma bakımından bağımsız bir değer taşıdığını belirtmektedir. Uğur Ersoy ise feragat tartışmasında, susma veya pasif kalma ile bilinçli feragatin birbirine karıştırılmaması gerektiğini, sonuçları öngörülmeyen bir yokluğun feragat gibi okunamayacağını ileri sürmektedir. İşbu değerlendirmeler, 204 kararı sonrası yoklukta devamın savunma bakımından neden ayrıca gerekçelendirilmesi gerektiğini doktrin düzleminde de teyit etmektedir.
Hangi celse aşamaları daha yüksek risk üretir; mütalaa, son söz, tanık sorgusu ve hüküm bakımından ölçü nedir?
Sanığın dışarı çıkarılması her aşamada aynı ağırlığı taşımaz. Celsenin lojistik bir bölümünde, örneğin kısa bir ara tartışması sırasında verilen uzaklaştırma kararı ile Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının açıklandığı, tanığın sorgulandığı veya son sözün verildiği anda kurulan uzaklaştırma kararı aynı sonuçları doğurmaz. Şehrivan Çoban kararında Anayasa Mahkemesi, başvurucunun esas hakkındaki mütalaanın verildiği ve hükmün kurulduğu aşamalarda bizzat hazır bulunma imkanından mahrum bırakılmasını belirleyici görmüştür. Mehmet Ergün ile Atilla Darendeli kararlarında da ağır suç isnadının varlığı altında sanığın duruşmada bizzat bulunmasının artan önemi vurgulanmıştır.
Bu çizginin 204 bakımından anlamı açıktır. Mahkeme, sanığın davranışlarını gerçekten artık tolere edemiyorsa, yine de celsenin hangi kısmında bulunduğunu ve daha dar bir telafi mekanizmasının mümkün olup olmadığını değerlendirmelidir. Tanığın dinlenmesi bitmiş, yalnız usule ilişkin kısa kararlar açıklanacaksa yoklukta devamın savunmaya etkisi daha sınırlı olabilir. Buna karşılık mütalaa ilk kez verilecekse, hukuki nitelendirme değişikliği tartışılacaksa, etkin pişmanlık veya haksız tahrik gibi ceza miktarını doğrudan etkileyecek savunmalar öne sürülecekse, sanığın bizzat bulunmasının savunma bakımından zorunlu olmadığı kolay söylenemez. Söz konusu nedenle 204 kararı, celsenin safhasından bağımsız bir “genel yetki” gibi kullanılamaz.
Poitrimol v. France ve Hermi v. Italy kararları bu konuda iki yönlü ölçüt sunmaktadır. Poitrimol, sanığın yokluğu sebebiyle müdafinin de etkisiz hale getirilmesinin savunma hakkı bakımından kabul edilemeyeceğini vurgular. Hermi ise özellikle temyiz veya istinaf gibi hukuki denetimin baskın olduğu bazı aşamalarda kişisel hazır bulunmanın her zaman aynı yoğunlukta aranmayabileceğini, fakat bunun yargılamanın safhasına göre tartılması gerektiğini gösterir. Türk ceza yargılamasında ilk derece mahkemesinin tanık, delil ve son savunma üzerinden hüküm kurduğu düşünülürse; 204’ün ilk derece celselerinde etkisi çoğu zaman daha ağır olacaktır.
AYM çizgisinin ortak noktası: Kişi mahkeme önünde bulunmak istediğini açıkça dile getiriyor, buna rağmen esaslı işlemler yokluğunda yapılıyor ve mahkeme neden daha hafif tedbirlerin yetmeyeceğini göstermiyorsa, müdahalenin ölçülülüğü ciddi biçimde tartışmalı hale gelmektedir.
Kanun yolu bakımından en güçlü anlatı, bu safha farkını tutanağa bağlamaktan geçer. Örneğin savunma dilekçesinde yalnız “sanık dışarı çıkarıldı” denmesi yerine, “esas hakkında mütalaa sanığın yokluğunda açıklandı; ek savunma süresi talebi yalnız müdafiden alındı; sanık yeniden içeri alındığında mütalaa içeriği özetlenmekle yetinildi; son söz aynı celsede kullandırılmadı” şeklindeki somut zincir kurulmalıdır. CMK m. 198’de eski hale getirme ve tebligat rejimi ile CMK m. 199’da zorla getirme başlıkları da bu aşamada birlikte düşünülmelidir. Çünkü mahkeme, devam kararını verirken ertelenmiş hazır etme ihtimali veya daha hafif müdahalenin uygulanabilir olup olmadığını tartmadan 204’e dayanıyorsa, ölçülülük tartışması derinleşmektedir.
AYM ve AİHM içtihadı 204 rejimini hangi anayasal çerçevede okumaktadır?
Anayasa Mahkemesinin Şehrivan Çoban ve Emrah Yayla kararları, duruşmada hazır bulunma hakkını kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ekseninde kurmuştur. Mahkeme, kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS veya yokluk rejimine zorlanmasının bir müdahale teşkil ettiğini, bu müdahalenin usul ekonomisi veya güvenlik gibi meşru amaçlara dayanabileceğini, ancak zorunluluk nedenlerinin somut dosya bakımından gösterilmesi gerektiğini belirtmektedir. Emrah Yayla kararı ayrıca, duruşmada bizzat bulunma hakkının ceza muhakemesi dışında disiplin ve infaz bağlamında da salt teknik kolaylık gerekçesiyle budanamayacağını göstermektedir. 204 kararlarında da aynı anayasal mantık çalışır: düzeni sağlama amacı meşrudur; fakat neden hemen uzaklaştırmanın ve yoklukta devamın gerekli görüldüğü açıklanmalıdır.
Hüseyin Barsak, Mehmet Ergün, Niyazi Gültekin ve Atilla Darendeli kararlarında AYM, sanığın uzaktan katılım veya yokluk nedeniyle savunma imkanının daraldığı celselerde esaslı işlemlerin yapılıp yapılmadığına özellikle bakmaktadır. Mehmet Ergün kararı, ağır suç isnadı altında bizzat hazır bulunmanın değerini vurgularken; Niyazi Gültekin kararı ilk celsede savunma alınmış olmasının her dosyada ihlal iddiasını bertaraf etmediğini, celsenin içeriğinin ve sonraki işlemlerin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Atilla Darendeli kararı ise Genel Kurul düzeyinde, sanığın defalarca hazır bulunma talebine rağmen uzaktan katılımın neden yeterli görüldüğünün mahkemece somut biçimde açıklanması gerektiğini teyit etmektedir.
Sinan Amaç kararı, 204 bakımından ters yönden önemlidir. AYM burada, duruşmada hazır bulunma hakkından açık ve öngörülebilir biçimde feragat edilmişse müdahale bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bunun 204 bakımından sonucu şudur: mahkeme kararıyla zorla salon dışına çıkarılan sanık hakkında feragat varsayılamaz. Feragat, kişinin açık iradesine dayanır; düzen tedbiri ise yargı makamının tek taraflı kararına. Bu ikisi birbirine karıştırıldığında, mahkeme kendi zorlayıcı tedbirinin anayasal yükünü sanığın omzuna bırakmış olur ki bu yaklaşım savunulamaz.
AİHM’in Poitrimol, Hermi ve Idalov kararları ise ulusal içtihadı tamamlayan üç farklı vurgu sunmaktadır. Poitrimol, ceza yargılamasında bizzat savunma ile müdafi yardımının birbirini dışlayan değil tamamlayan güvenceler olduğunu; sanığın yokluğu nedeniyle müdafiin de etkisiz kılınmasının adil yargılanma ile bağdaşmayacağını ortaya koymaktadır. Hermi, özellikle kanun yolunda yargılamanın safhasına göre kişisel katılımın önem derecesinin değişebileceğini, ancak bu değerlendirmenin otomatik kurulamayacağını belirtir. Idalov ise mahkeme düzenini ağır biçimde bozan sanığın çıkarılmasının bazı koşullarda anlaşılabilir olabileceğini, fakat yine de sürecin hangi noktaya kadar onun yokluğunda yürütüldüğünün ve telafi imkanının ne ölçüde korunduğunun incelenmesi gerektiğini göstermektedir.
Kanaatimizce 204 bakımından çıkarılması gereken ortak ilke şudur: sanığın davranışı ne kadar sorunlu olursa olsun, mahkeme hükmü savunma bakımından denetlenebilir bir zeminde kurmak zorundadır. Uzaklaştırmanın sebebi, yoklukta yapılan işlemlerin içeriği, müdafiin rolü, sanığın yeniden alınıp alınmadığı, yoklukta yapılanların ne ölçüde açıklandığı ve bu açıklamanın ardından sanığa gerçek cevap imkanı verilip verilmediği aynı bütün içinde değerlendirilmelidir. Aksi durumda mahkeme düzeni sağladığını düşünse dahi, anayasal denetimde savunmanın omurgasını kırmış görünür.
İtiraz, istinaf veya temyiz için hangi belge ve delil seti hazırlanmalıdır?
CMK m. 204 ihtilaflarında tutanak, çoğu dosyada en güçlü delildir. Uzaklaştırma kararının hangi cümleyle kurulduğu, öncesinde kaç kez uyarı yapıldığı, sanığın hangi ifadeleri kullandığı, müdafinin hangi itirazı ileri sürdüğü, mahkemenin ara verip vermediği, barodan müdafi istenip istenmediği ve yoklukta hangi işlemlerin yapıldığı aynı zapıtta görünür hale gelmelidir. Bu nedenle savunma tarafı, celse sırasında duygusal tepkiyle yetinmemeli; her usul ihlalini ayrı kayıt haline getirmelidir. “Sanığın davranışları nedeniyle dışarı çıkarılmasına” şeklindeki çıplak ifade, ölçülülük denetimi için çoğu zaman yetersiz kalır.
İkinci güçlü veri, varsa ses ve görüntü kayıtlarıdır. SEGBİS veya salon teknik kayıtları, sanığın gerçekten celseyi ne ölçüde aksattığını, müdafinin müdahalesini, tanığın o sırada ne söylediğini ve mahkemenin uyarı düzenini aydınlatabilir. Özellikle ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında olayın tonu farklı resmedildiyse, kaydın çözümü savunma için kıymetli hale gelir. Bunun yanında barodan görevlendirilen müdafinin varlığı, görevlendirme saati, müdafiin dosya görme imkanı ve sanıkla görüşüp görüşemediği de ayrıca belgeye bağlanmalıdır.
| Belge / kayıt | Neden gerekli | Hangi iddiayı destekler | Dosyada kontrol edilecek nokta |
|---|---|---|---|
| Duruşma tutanağı | Uzaklaştırma kararının gerçek gerekçesini ve zamanını gösterir | 204 eşiğinin kurulup kurulmadığı | Uyarılar ve davranış açıklaması somut mu? |
| Ara karar bölümü | Yoklukta devam ve müdafi görevlendirme işlemini görünür kılar | Mahkemenin telafi mekanizması işletip işletmediği | Barodan müdafi talebi var mı? |
| SEGBİS / salon ses görüntü kaydı | Davranışın ağırlığını ve mahkemenin tepkisini denetler | Ölçülülük ve olay anlatısının doğruluğu | Uzaklaştırma öncesi daha hafif tedbir denendi mi? |
| Müdafi dilekçesi ve beyanı | İtirazın zamanında yapıldığını gösterir | Savunma hakkının sınırlandırıldığı | Mütalaa, tanık, son söz gibi hangi aşamalar vurgulandı? |
| Gerekçeli karar | Mahkemenin sonradan kurduğu gerekçe ile tutanak arasındaki uyumu test eder | Denetlenebilirlik ve gerekçe yetersizliği | Tutanakta olmayan olgular sonradan eklenmiş mi? |
| Tanık veya bilirkişi işlem tutanakları | Yoklukta hangi esaslı işlemlerin yapıldığını gösterir | Hazır bulunmanın savunma bakımından zorunlu olduğu | Çapraz sorgu ve müdafi müdahalesi yeterli mi? |
Bu set toplandığında, savunma şikayeti soyut bir “mahkeme beni çıkardı” anlatısından çıkar. Yerine şu kurgu kurulabilir: sanık uyarılmadan veya yetersiz uyarıyla dışarı çıkarıldı; müdafii yoktu ya da sonradan görevlendirildi; aynı celsede esas hakkındaki mütalaa açıklandı; tanık yoklukta dinlendi; yeniden içeri alındığında bunlar işlevsel biçimde açıklanmadı; sanığa bu işlemler karşısında gerçek cevap hakkı tanınmadı. Anılan zincir, hem istinaf hem temyiz hem de bireysel başvuru için çok daha güçlü bir zemin üretmektedir.
İçeriğe yakın CMK serisi yazılarında görülen ortak risk, 204 tartışmasının yalnız uzaklaştırma cümlesine sıkıştırılmasıdır. Oysa CMK m. 147’de hak bildirimi, 191’de ilk celse akışı ve 202’de anlaşılabilir savunma başlıklarıyla birlikte düşünülmedikçe savunmanın gerçekten hangi halkada zedelendiği görülemez. İşbu nedenle 204 dosyasında belge toplama faaliyeti, tek bir celsenin görüntüsünü değil, savunmanın bütün zaman çizgisini ortaya koymalıdır.
Yanlış uygulama örnekleri ve hak kaybı ihtimalleri hangi başlıklarda yoğunlaşır?
Birinci hata, sanığın sert savunma dili ile gerçek düzen bozucu davranışın ayrılmamasıdır. Mahkemeler bazen yüksek ses, ısrarlı itiraz veya heyete yöneltilen rahatsız edici ama savunma içeriği taşıyan sözleri, doğrudan 204 eşiğine eşitlemektedir. Oysa savunmanın rahatsız edici bulunması ile duruşmanın yürütülemez hale gelmesi aynı şey değildir. Böyle bir durumda uzaklaştırma kararı, savunmanın özüne müdahale olarak okunmaya daha açıktır.
İkinci hata, 204 kararı verildikten sonra oturumun yoklukta otomatik biçimde sürdürülmesidir. Mahkeme çoğu kez uzaklaştırma kararını verdikten sonra, sanki dosya kendiliğinden 193 rejimine geçmiş gibi tanık dinlemeye, mütalaa almaya ve hüküm kurmaya devam etmektedir. Ne var ki 204, ikinci bir değerlendirme yüklemektedir: sanığın o anda hazır bulunması savunması bakımından zorunlu mudur? Bu soruya tutanakta ayrı cevap verilmediğinde, hükmün gerekçesi daha baştan eksik kalmaktadır.
Üçüncü hata, müdafi güvencesinin geciktirilmesi veya biçimsel bırakılmasıdır. Barodan görevlendirilen müdafiin celseye yalnız imza atması, dosyayı görmeden salona girmesi yahut sanıkla hiç temas kuramaması, kanunun aradığı telafi işlevini karşılamaz. Özellikle müdafii bulunmayan sanığın uzaklaştırıldığı celsede tanık dinlenmiş veya mütalaa verilmişse, sonradan görevlendirilen müdafiin varlığı geçmiş ihlali otomatik olarak cure etmez.
Hak kaybı riski: Mahkeme, yoklukta yapılan işlemleri sanığa yalnız tek cümleyle açıklamış ve ardından hüküm kurmuşsa; sanığın tanık beyanına, mütalaaya veya ara kararlara gerçek cevap verme imkanı fiilen ortadan kalkabilir.
Dördüncü hata, 203/3’teki disiplin hapsi tehdidinin 204 kararını meşrulaştıran otomatik dayanakmış gibi gösterilmesidir. Özgür Arıkan (2) dosyası, bu iki mekanizmanın aynı olayda devreye girebileceğini, fakat ayrı hukuki sonuçlar doğurduğunu göstermektedir. Sanık direnç göstermiş olabilir; buna ilişkin disiplin yaptırımı ayrıca tartışılabilir. Ancak bu durum, yoklukta sürdürülen celsenin savunma bakımından ayrıca denetlenmeyeceği anlamına gelmez. Disiplin yaptırımı ile savunmalı yokluk rejimi birbirine karıştırıldığında, mahkeme düzen yetkisini genişletmiş olur.
Beşinci hata, gerekçeli kararın tutanağı aşarak sonradan yeni olgularla doldurulmasıdır. İlk tutanakta “taşkın davranışlar” dışında hiçbir ayrıntı yokken, gerekçeli kararda tanığa yöneltilen tehdit, heyete yönelik hareketler veya celsenin imkansız hale geldiği yönünde ayrıntılar yer alıyorsa savunma bu farkı mutlaka işaretlemelidir. Çünkü kanun yolu denetimi bakımından esas olan, mahkemenin kararı verdiği anda hangi olgulara dayanarak hareket ettiği meselesidir; sonradan güçlendirilmiş anlatı, her zaman güvenli kabul edilemez.
204 uygulamasında mahkeme ve savunma hangi kontrol matrisini kullanmalıdır?
| Aşama | Mahkemenin yapması gereken | Savunmanın talep edeceği kayıt | Başlıca risk |
|---|---|---|---|
| Uzaklaştırma öncesi | Somut davranışı, uyarıları ve daha hafif tedbirlerin neden yetmediğini açıklamak | Uyarıların ve davranışın ayrı ayrı zapta geçirilmesi | Ölçülülük denetiminin yapılamaması |
| Uzaklaştırma kararı | 203 ile 204 rejimlerini ayırmak; direnç varsa bunu ayrıca göstermek | Kararın hangi madde ve fıkraya dayandığının yazılması | Genel düzen yetkisinin özel sanık güvencesini yutması |
| Yoklukta devam kararı | Hazır bulunmanın savunma bakımından neden zorunlu görülmediğini açıklamak | Mütalaa, tanık, bilirkişi veya son söz aşaması olup olmadığının kaydı | Savunmanın esaslı aşamada budanması |
| Müdafi güvencesi | Müdafi yoksa derhal barodan istemek | Görevlendirme saati ve müdafiin hazır oluşunun zapta geçmesi | Savunmanın temsil zemininden de yoksun kalması |
| Sanığın yeniden alınması | Yoklukta yapılan işlemleri işlevsel biçimde açıklamak | Açıklama sonrası sanığa somut cevap imkanı verilmesi | Telafi mekanizmasının formaliteye dönüşmesi |
| Kanun yolu hazırlığı | Gerekçeli kararı tutanakla uyumlu kurmak | Tutanak, ses kaydı, müdafi beyanı ve esaslı işlem zincirinin dilekçeye taşınması | Soyut şikayet nedeniyle etkisiz başvuru |
Bu matris, savunmanın 204 tartışmasını yalnız bir ara kararın doğruluğuna indirgememesini sağlar. İlk satır, mahkemenin gerçekten başka seçenek kalmadığını göstermek zorunda olduğunu hatırlatır. İkinci ve üçüncü satırlar ise 204 dosyalarında asıl uyuşmazlığın çoğu zaman çıkarma değil, devam kararı olduğunu ortaya koyar. Mahkeme uzaklaştırmayı haklı biçimde görse dahi, dosyanın o anki durumu savunma bakımından hazır bulunmayı gerekli kılıyorsa celsenin yoklukta sürdürülmesi gene de sorunlu olabilir.
Matrisin beşinci ve altıncı satırları özellikle kanun yolu için önemlidir. Yoklukta yapılan işlemlerin açıklanması yükümlülüğü yerine getirilmediğinde, istinaf dilekçesi yalnız ilk uzaklaştırma kararına değil, sonradan işletilmeyen telafi mekanizmasına da yönelmelidir. Bu yönüyle 204 tartışması, Ceza Hukuku kategorimizdeki diğer duruşma rejimi yazılarından ayrı bir yoğunluk taşımaktadır. Çünkü burada savunma hakkı, mahkeme otoritesi ve kanun yolu stratejisi aynı celsede çakışmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Mahkeme önce çıkarma kararını verir, ardından sanığın hazır bulunmasının savunması bakımından zorunlu olup olmadığını ayrıca değerlendirir. Tanık sorgusu, mütalaa, ek savunma veya son söz gibi esaslı aşamalar varsa yoklukta devam kararı daha sıkı gerekçe ister.
CMK m. 204 açık biçimde, sanığın müdafii yoksa barodan müdafi görevlendirilmesini isteme yükümlülüğü kurmaktadır. Bu adım atılmadan yoklukta esaslı işlemlerin yapılması, savunma hakkının daha ağır biçimde sınırlandırıldığı yönünde itiraz doğurur.
Kural olarak yeterli değildir. Hükmün aradığı eşik, sanığın hazır bulunmasının duruşmanın düzenli yürütülmesini tehlikeye sokmasıdır. Bu nedenle hangi davranışın celseyi nasıl tıkadığı ve daha hafif tedbirlerin neden yetmediği somut biçimde gösterilmelidir.
Yokluğunda yapılan işlemler sanığa gerçekten anlaşılır biçimde açıklanmalı ve bu işlemler karşısında diyecekleri sorulmalıdır. Yalnız “yokluğunda yapılanlar okundu” şeklindeki kısa kayıt, çoğu dosyada telafi için yeterli görülmez.
Evet. Esas hakkındaki mütalaa, ek savunma ihtiyacı, tanık sorgusu ve son söz aşamaları savunmanın en yoğun safhalarıdır. Sanığın bu işlemler sırasında yokluğu, mahkemenin neden hazır bulunmayı zorunlu görmediğini ayrıca açıklamasını gerektirir.
Somut dosyanın yapısına göre istinaf, temyiz ve sonrasında bireysel başvuru gündeme gelebilir. Dilekçede yalnız uzaklaştırma kararı değil; yoklukta yapılan esaslı işlemler, müdafi güvencesi, açıklama yükümlülüğü ve gerekçeli kararın yetersizliği birlikte gösterilmelidir.
Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 204, mahkeme heyetine geniş ama sınırsız olmayan bir düzen yetkisi vermektedir. Yetkinin güvenli kullanımı, yalnız salonu sakinleştirmeye değil; hükmü savunma bakımından denetlenebilir bir zemin üzerinde tutmaya bağlıdır. Sanığın dışarı çıkarılması bazen kaçınılmaz olabilir. Ne var ki gerçek sorun, bundan sonra hangi usul güvencelerinin işletildiğidir. Uyarı, ara verme, daha hafif tedbir, müdafi, yoklukta devamın gerekçesi ve sanık geri alındığında yapılan açıklama zinciri eksik kalıyorsa, mahkeme kısa vadeli düzen sağlamış olsa bile uzun vadeli usul güvenliğini zedelemiş olur.
Dosya stratejisi bakımından en isabetli yaklaşım, 204 tartışmasını tek başına bir disiplin olayı olarak değil; ceza muhakemesi savunma rejimi içinde değerlendirmektir. CMK m. 147, 193, 196 ve 202 eksenlerinde kurulan savunma çizgisi, 204 kararının gerçekten zorunlu olup olmadığını daha görünür kılar. Bu nedenle usul ihtilafı ortaya çıktığında hızlı tepki kadar doğru kayıt da belirleyicidir.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: uzaklaştırma kararının dayanağı, mütalaa ve tanık işlemlerinin celse sırası, müdafi görevlendirilmesi, yoklukta yapılanların açıklanma biçimi ve kanun yolu stratejisi birlikte okunmalıdır. Ceza Hukuku yayın arşivimiz, ceza hukuku çalışma alanımız ve iletişim sayfası bu değerlendirmeyi tamamlayan yüzeyler sunmaktadır.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmî Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 36 ve m. 141, resmî metin.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6, resmî Türkçe metin.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 188, 191, 193, 203, 204, 216, 230 ve 289, mevzuat.gov.tr.
- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, m. 53 ve m. 56, resmî metin.
- Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik, m. 14, resmî metin.
Mahkeme Kararları
- AYM, Özgür Arıkan (2) [GK], B. No: 2018/313, T. 18.09.2025, resmî karar.
- AYM, Şehrivan Çoban [GK], B. No: 2017/22672, T. 06.02.2020, resmî karar.
- AYM, Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, T. 06.02.2020, resmî karar.
- AYM, Hüseyin Barsak [1. B.], B. No: 2017/23924, T. 14.10.2020, resmî karar.
- AYM, Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, T. 25.07.2023, resmî karar.
- AYM, Niyazi Gültekin [1. B.], B. No: 2020/32645, T. 19.10.2023, resmî karar.
- AYM, Atilla Darendeli [GK], B. No: 2021/3006, T. 28.03.2024, resmî karar.
- AYM, Sinan Amaç [2. B.], B. No: 2020/24072, T. 24.05.2023, resmî karar.
- AİHM, Idalov v. Russia [GC], B. No: 5826/03, T. 22.05.2012, HUDOC.
- AİHM, Hermi v. Italy [GC], B. No: 18114/02, T. 18.10.2006, HUDOC.
- AİHM, Poitrimol v. France, B. No: 14032/88, T. 23.11.1993, HUDOC.
Bilimsel Çalışmalar
- Ateş, Burak, “Adil Yargılanma Hakkı Kapsamında Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve SEGBİS Sistemi”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, sy. 51 (2022), 443-482, DergiPark.
- Akbulut, Berrin, “Sanığın Duruşmaya SEGBİS Aracılığıyla Katılması ve Esas Hakkında Mütalaa ile Son Söz Uygulaması”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, sy. 63 (2025), 23-62, DergiPark.
- Çatlı, Mehmet; Demir, Elifsu, “Pandemi Döneminde Sanığın Duruşmada Hazır Bulunması ve SEGBİS”, Bilişim Hukuku Dergisi, C. 3, S. 2 (2021), 230-265, DergiPark.
- Doğan, İdris; Bozdağ, Ahmet, “Ceza Muhakemesinde İstinabe Uygulamasının Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Bağlamında Değerlendirilmesi”, Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 22, S. 3 (2023), 1004-1020, DergiPark.
- Dursun, Gizem, “Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve Bu Kapsamda Sesli ve Görüntülü Bilişim Sisteminin (SEGBİS) Değerlendirilmesi”, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 11, S. 143-144 (2016), 127-157.
- Ersoy, Uğur, “Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkından Feragat Etmesinin Mümkün Olup Olmadığı Sorununa SEGBİS Özelinden Bir Bakış”, Adalet Dergisi, sy. 74 (2025), 57-73, DergiPark.
- Kolcu, Sedat, “Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve SEGBİS Sistemi”, İstanbul Barosu Dergisi, C. 92, S. 3 (2018), 247-273.
- Özbek, Veli Özer; Doğan, Koray; Bacaksız, Pınar; Tepe, İlker, Ceza Muhakemesi Hukuku.
- Sarıtaş, Erkan, “Ceza Muhakemesinde Sanığın Yokluğunda Duruşma”, İstanbul Hukuk Mecmuası, C. 78, S. 3 (2020), 1525-1591, DergiPark.
- Ünver, Yener; Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku.
