CMK m. 206, delil tartışmasının duruşmada hangi eşikte başlayacağını ve hangi taleplerin hukuka aykırılık, karara etkisizlik veya davayı uzatma amacı nedeniyle reddedilebileceğini düzenlemektedir. Savunma bakımından en kritik başlıklar, ret nedeninin zapta açık yazdırılması, tanık ve bilirkişi taleplerinin somut olay bağlantısıyla kurulması ve bu ara kararın çoğu dosyada hükümle birlikte istinaf ile temyize taşınacak bir usul riski üretmesidir.
Bu içerik 08.06.2026 itibarıyla hazırlanmıştır.
Ceza yargılamasında delilin dosyaya girmesi ile hükmün omurgasına dönüşmesi arasında, çoğu zaman tek cümlelik bir ara karar kadar dar bir eşik bulunmaktadır. Savunma tanığının dinlenmemesi, bilirkişi raporunun yeniden aldırılmaması, açık hukuka aykırılık iddiasına rağmen dijital materyalin dosyada tutulması yahut yalnız süre kazanma saiki bulunduğu varsayılan bir istemin geri çevrilmesi, ilk derece mahkemesi bakımından pratik bir duruşma yönetimi aracı gibi görünebilir. Ne var ki aynı karar, istinaf ve temyiz aşamasında hükmün hangi veri tabanı üzerinde kurulduğunu, hangi savunma imkanının fiilen kapatıldığını ve gerekçenin denetlenebilir olup olmadığını belirlemektedir. İşte CMK m. 206 tam bu eşikte çalışmaktadır.
Söz konusu hüküm, yalnız “delil reddi” normu değildir. Anılan madde, bir yandan sanığın sorgusundan sonra delil ikamesinin başlayacağını söyleyerek kovuşturmanın ritmini kurmakta; diğer yandan hangi taleplerin reddedilebileceğini sınırlı biçimde sayarak mahkemenin takdir yetkisini kapalı bir listeyle çevrelemektedir. Hükmün üç ret sebebi, uygulamada sanıldığı kadar geniş değildir. Kanuna aykırı delil bakımından mahkemenin tercih değil yükümlülük alanı bulunmaktadır. Karara etkisizlik bakımından ise yalnız “işime yaramaz göründü” türü soyut kanaat yeterli görülmemekte, ispat edilmek istenen olay ile hüküm arasındaki bağın neden zayıf kaldığının görünür kılınması gerekmektedir. Davayı uzatma amacı ise yalnız gecikmiş istemle aynı anlama gelmemekte; kötüye kullanım yönünün somut olgularla kurulmasını zorunlu kılmaktadır.
206. maddeyi güçleştiren asıl husus, bu ret kararlarının çoğu kez tek başına müstakil kanun yoluna konu olmayan ara kararlar olarak kurulmasıdır. Bu sebeple savunma bakımından mesele, ret isteminin yalnız ileri sürülmesi değil; tutanağa hangi kapsamda geçirildiği, hangi gerekçeyle yenilendiği, reddin hangi usul sonucunu doğurduğu ve hükümden sonra nasıl bir kanun yolu diline dönüştürüldüğü meselesidir. AYM’nin Atila Oğuz Boyalı, E.D., Hasan Doğan, Ahmet Bağcı, Ramazan Kösem ve Selçuk Arslan kararları; Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.12.2020 tarihli kararı ile birlikte okunduğunda görülen husus şudur: savunmanın delil talebi, duruşmanın lojistik konusu değil, adil yargılanma hakkının çekirdek güvencelerinden biridir. Mahkeme delili her zaman kabul etmek zorunda değildir; fakat reddi, yalnız biçimsel değil denetlenebilir gerekçeyle kurmak zorundadır.
CMK m. 206 hangi sistematik içinde okunmalıdır; 177, 178, 181, 201, 209, 210 ve 217 ile bağı nedir?
CMK m. 206’nın doğru uygulanabilmesi için hükmün duruşma mimarisi içindeki yeri baştan kurulmalıdır. 177 ve 178. maddeler tanık ile uzman kişinin çağrılması ve savunma tarafından hazır edilmesi rejimini, 181. madde tanık ve bilirkişi dinleme gününün bildirilmesini, 201. madde doğrudan soru yöneltme imkanını, 209 ve 210. maddeler hangi belge ve tutanakların anlatılacağını ve hangi tanığın mutlaka duruşmada dinlenmesi gerektiğini, 217. madde ise hâkimin ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayanabileceğini düzenlemektedir. 206 bu zincirin tam ortasında, delilin ne zaman ortaya konulacağını ve hangi durumda kapıdan çevrilebileceğini belirlemektedir. Bu nedenle 206, tek başına okunacak bir ret normu değil; çelişmeli yargılama ile doğrudanlık ilkesi arasında çalışan eşik hükmü niteliğindedir.
(1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz; ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir. (2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa. c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa. (3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
Bu metin, uygulamada birbirine karıştırılan üç ayrı meseleyi bir araya getirmektedir. Birinci mesele, delil ikamesinin ne zaman başlayacağıdır. İkinci mesele, ret sebeplerinin numerus clausus niteliğidir. Üçüncü mesele ise tarafların ortak rızasıyla bazı delillerden vazgeçilmesidir. İlk cümle, sanığın sorgusunu başlangıç eşiği olarak almakta; buna karşılık sanığın mazeretsiz yokluğu yüzünden sorgusunun yapılamamış olmasının delil ikamesini bütünüyle durdurmayacağını söylemektedir. Buradaki yapı, 193, 197 ve 198. maddelerdeki yokluk rejimiyle doğrudan temas etmektedir. Deliller yoklukta da ortaya konulabilir; fakat sonradan gelen sanığa bunların bildirilmesi zorunludur. Anılan zorunluluk, yalnız teknik bir usul işlemi değildir; savunmanın sonraki celselerde hangi delile nasıl cevap vereceğinin temelidir.
İkinci katman daha da önemlidir. 206/2, delil ret sebeplerini serbest takdire bırakmamakta; üç bentle sınırlamaktadır. Bu sebeple “mahkeme uygun görmedi”, “dosya olgunlaştı”, “süre ekonomisi gereği” yahut “zaten kanaat oluştu” şeklindeki soyut gerekçeler, bentlerden hangisine dayanıldığı açıklanmadıkça hükmü emniyetli kılmamaktadır. Hasan Doğan başvurusunda AYM önüne gelen tartışma da buna yakındır: aleyhe tanık anlatımındaki isimlerin mahkeme huzurunda dinlenmesi talebi, yargılamaya fayda getirmeyeceği ve makul süre gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu tip retlerde asıl soru, mahkemenin 206/2-b veya 206/2-c hattında somut olayla bağ kurup kurmadığıdır. Kanaatimizce 206/2-b ile 206/2-c’nin birbirine karıştırılması, uygulamadaki en tipik sorunlardan biridir. Karara etkisiz bir delil ile davayı uzatma amacı taşıdığı iddia edilen delil aynı şey değildir; biri konu bakımından gereksizlik, diğeri saik bakımından kötüye kullanımdır.
Üçüncü katman 206/3’teki ortak rızadır. Bu hüküm, savunmanın işlevsel olduğu dosyalarda bazı tanıkların dinlenmesinden veya bazı belgelerin tartışılmasından vazgeçilmesine imkân verebilir. Fakat rıza, savunmanın susturulmuş hali değildir. AYM’nin Selçuk Arslan, Ramazan Kösem ve Y.P. kararları birlikte okunduğunda görülen husus şudur: tanık beyanı yahut naip ve istinabe tutanakları dosyada belirleyici bir rol üstleniyorsa, bunların yalnız okunup geçilmesi ve savunmanın gerçekte neye razı olduğunun açıklanmaması adil yargılanma bakımından ayrı sorun üretmektedir. Dolayısıyla 206/3, mahkemenin iş yükünü azaltan pratik formül değil; tarafların bilinçli usul tercihinin sınırlandırılmış alanıdır.
Sistematik okuma tamamlandığında ulaşılan sonuç nettir: 206. maddeyi yalnız “ret maddesi” gibi ele alan yaklaşım eksiktir. Mahkeme, delili reddederken 177 ve 178’de tanınan savunma imkanını, 181’deki bildirim yükümlülüğünü, 201’deki doğrudan soru sorma hakkını, 209 ve 210’daki okunacak belge ile mutlaka dinlenecek tanık ayrımını ve 217’deki doğrudanlık ilkesini birlikte düşünmek zorundadır. Aksi halde ret kararı, yalnız bir ara karar olarak kalmaz; hükmün hangi malzeme eksiltilerek kurulduğunu da görünür kılar.
206/2’deki üç ret sebebi nasıl ayrılmalıdır; hukuka aykırılık, karara etkisizlik ve davayı uzatma amacı hangi ölçütlerle uygulanır?
206/2-a bendindeki hukuka aykırılık, mahkemenin takdir alanına en az temas eden ret sebebidir. Delilin kanuna aykırı olarak elde edildiği somut biçimde ortaya çıkıyorsa, mahkemenin “isterse kullanabileceği” bir bölge değil; dışlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Orhan Kılıç kararında AYM, gerekli kanuni şartlar oluşmadan verilen arama emrine dayanılarak elde edilen tabanca ve eklerinin hukuka aykırı delil sayılması gerektiğini, 206/2-a ile 217 ve 230 hükümlerinin birlikte okunmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Hacı Karabulut (2) kararında ise mahkeme, her hukuka aykırılık iddiasının anayasal düzeye taşınamayacağını; ancak delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatının savunmaya tanınıp tanınmadığının ayrıca inceleneceğini belirtmiştir. Bir başka ifadeyle, hukuka aykırılık iddiası soyut bırakıldığında 206/2-a kendi gücünü kaybetmekte; somut usul sakatlığı, delilin elde edilme zinciri ve bu zincirin zapta bağlanması belirleyici hale gelmektedir.
206/2-b bendi, uygulamada en fazla genişletilen benttir. Mahkeme çoğu kez henüz dinlenmemiş bir tanığın ne söyleyeceğini önceden varsaymakta, yeni bilirkişi istemini “mevcut rapor yeterli” diyerek kapatmakta veya dosyada bulunan bir belgeyi karara etkisiz görmektedir. Oysa bentte aranan ölçüt, delil ile ispat edilmek istenen olayın karara etkisinin bulunmamasıdır. Bu ifade, delilin mahkemenin işine yarayıp yaramamasından daha dardır. Hasan Doğan kararında AYM önüne gelen tartışma, tek aleyhe tanık anlatımını sınayabilecek kişilerin dinlenmesi isteminin, yargılamaya fayda getirmeyeceği gerekçesiyle geri çevrilmesine ilişkindir. Mahkemenin makul süreyi gözetmesi kuşkusuz meşrudur; ne var ki karara etkisizlik değerlendirmesi, özellikle hükmün tek veya belirleyici deliline temas eden savunma talebinde çok daha sıkı kurulmak zorundadır. Kanaatimizce 206/2-b, mahkemenin “ben zaten ikna oldum” cümlesine dönüşemez; tam tersine iknanın hangi tartışılmış deliller üzerinde oluştuğunu açıklamayı zorunlu kılar.
206/2-c bendindeki davayı uzatma amacı ise saike odaklanmaktadır. Bu sebeple her geç talep, her tekrarlanan talep veya her yeni tanık istemi otomatik biçimde bu bende yerleştirilemez. Savunmanın celse içinde gelişen olgulara tepki vermesi, tanığın beklenmedik anlatımı üzerine yeni tanık istemesi, bilirkişi raporundaki yeni veri nedeniyle ek inceleme talep etmesi yahut esas hakkındaki mütalaa karşısında delil tartışmasını genişletmesi, tek başına kötüye kullanım göstermez. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.12.2020 tarihli kararında, daha önce çağrılması reddedilen ve son celsede hazır edilen uzman kişinin, davayı uzatma amacı açıkça ortaya konulmadıkça dinlenmesinin zorunlu olduğu kabul edilmiştir. Anılan karar, 206/2-c bendinin savunma deliline karşı kolay kaçış kapısı gibi kullanılamayacağını somutlaştırmaktadır.
Hukuki sonuç: 206/2’deki bentler birbiri yerine geçirilemez; 206/2-a dışlama yükümlülüğü, 206/2-b konu bakımından gereksizlik, 206/2-c ise kötüye kullanım saiki üzerine kuruludur.
Pratik sonuç: Savunma, ret kararı verildiğinde bent numarasını ve hangi olguyla ilişkilendirildiğini açık biçimde tutanağa yazdırmadıkça kanun yolu denetimi zayıflamaktadır.
Doktrinde Özbek/Doğan/Bacaksız ile Ünver/Hakeri’nin ortaklaştığı nokta, 206/2-b ve 206/2-c’nin geniş yorumlanmasının doğrudanlık ve çelişmeli yargılama ilkelerini aşındıracağı yönündedir. Şahin/Göktürk ve Yenisey/Nuhoğlu da benzer biçimde, savunma delilinin karara etkisiz sayılmasının özellikle aleyhe tanık anlatımının test edilmediği dosyalarda ciddi sorun doğurduğunu belirtmektedir. Bu görüşler birbirini tamamlamaktadır. Kanaatimizce uygulamacının asıl ihtiyacı, hangi delilin gerçekten dosya dışı kaldığını değil; hangi ret gerekçesinin hüküm kurulduktan sonra 230 ve 289. madde denetimine dayanamayacağını önceden görebilmektir. Söz konusu nedenle 206/2 kararı, gerekçeli kararın ileride nasıl kurulacağını da peşinen belirler.
Bir başka risk de ret kararının sonradan güçlendirilmesidir. İlk celsede “dosyaya katkısı olmayacağı anlaşıldı” diye reddedilen bir tanık talebi, gerekçeli kararda “davayı uzatma amacı güdüyordu” cümlesiyle farklılaştırılmakta; yahut ilk ara kararda hukuka aykırılığa hiç değinilmezken sonradan delilin güvenilir sayıldığı anlatılmaktadır. Bu tür kaymalar, ara kararın hangi bentte kurulduğunu ve savunmanın hangi itirazı zamanında geliştirebileceğini bulanıklaştırır. Savunma tarafının yapması gereken, ret sebebini celse içinde daraltmak ve sabitlemektir. Zira hüküm sonrasında tartışılacak mesele çoğu kez delilin kendisinden önce ret gerekçesinin açıklık düzeyi olacaktır.
Hukuka aykırı delil itirazı 206/2-a altında nasıl kurulmalıdır; yalnız iddia yeterli midir?
206/2-a bendi, savunmanın en güçlü fakat çoğu dosyada en zayıf kullanılan aracıdır. Sorun, hukuka aykırılık iddiasının çoğu kez yalnız “arama usulsüzdür”, “dijital kopya bozulmuştur”, “iletişim kaydı hukuka aykırıdır” veya “ifade baskı altında alınmıştır” şeklinde soyut bırakılmasından kaynaklanmaktadır. Oysa hukuka aykırılık itirazı, delilin elde edilme zincirini somut halkalar halinde göstermediği sürece mahkeme tarafından kolayca genel değerlendirme alanına itilmektedir. Orhan Kılıç kararında arama emrinin kanuni şartlar oluşmadan verilmiş olması belirleyici olmuş; Hacı Karabulut (2) kararında ise savunmaya delilin kullanılmasına karşı etkili itiraz imkanı tanınıp tanınmadığı ön plana çıkmıştır. Buradan çıkan pratik sonuç şudur: 206/2-a itirazı, delilin yalnız sonucunu değil kaynağını, kararı veren mercii, arama veya elkoyma tutanağını, zincirleme muhafaza eksikliğini, imaj alma prosedürünü yahut katalog suç ilişkisini dosya içinde ayrı ayrı göstermelidir.
Bu başlık, dijital deliller ve iletişimin denetlenmesi kayıtlarında daha da hassaslaşmaktadır. Bir telefon veya bilgisayar imajı, elde etme zinciri bozulduğunda yahut kanuni yetki sınırı aşıldığında, sonradan bilirkişi raporuyla parlatılsa dahi 206/2-a tartışmasını ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde arama kararı ile uygulama tutanağı arasındaki fark, elkoymanın hangi saatte yapıldığı, hash değerinin ilk anda alınıp alınmadığı veya katalog suç dayanağının sonradan değiştirildiği dosyalar da bu bentte yoğunlaşır. Savunma, bu teknik alanı yalnız uzman raporuna havale etmekle yetinmemeli; hangi usul sakatlığının hangi maddi sonucu doğurduğunu kendisi tarif etmelidir. Aksi halde mahkeme, hukuka aykırılık iddiasını bilirkişi raporuyla karıştırıp delilin güvenilirliği tartışmasına indirger.
Ahmet Bağcı kararında AYM, itirafçı sanık olup tanık sıfatıyla dinlenen kişinin anlatımının tek başına hükme esas alınamayacağı yönündeki tartışmayı, destekleyici delillerin nasıl test edildiği sorusuyla birlikte değerlendirmiştir. Söz konusu karar, 206/2-a ile 206/2-b arasındaki sınırın her dosyada aynı olmadığını göstermektedir. Bazı dosyalarda delil hukuka aykırı elde edilmiştir; bazı dosyalarda ise delilin tekli veya belirleyiciliği, savunmanın karşı delil sunma imkanının kapatılmasıyla birleştiğinden yargılamanın hakkaniyeti zedelenmektedir. İşbu nedenle savunma, hukuka aykırılık iddiasını yalnız teknik prosedür sorunu gibi değil, 217. maddede öngörülen tartışılmış ve meşru delil zemininin bozulması sorunu olarak da kurmalıdır.
Orhan Kılıç ve Hacı Karabulut (2) çizgisinin ortak noktası: Delilin hukuka aykırılığı tartışması, yalnız teorik kural ihlaliyle değil; savunmanın delile itiraz etme, delilin nasıl elde edildiğini denetleme ve bu delilin hükümdeki ağırlığını sorgulama imkanıyla birlikte değerlendirilmektedir.
Uygulamada dikkat çeken başka bir hata, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen delilin dosyada bırakılıp yalnız değerlendirme aşamasında göz ardı edileceğinin söylenmesidir. Oysa 230. madde, reddedilen deliller ile hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin gerekçede açıkça gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yükümlülük, 206/2-a kararının kayıtsız bir “bakacağız” cümlesiyle ertelenemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kanaatimizce savunma, ret talebi reddedildiğinde dahi mahkemeden en azından hangi nedenlerle delilin şimdilik dosyada tutulduğunu açıklamasını istemeli; aksi halde hüküm aşamasında bu delilin sessizce kanaat malzemesine dönüşmesi ihtimali artmaktadır.
Bu noktada CMK m. 160’da savcının delil toplama yükümlülüğü, 121. maddede arama sonunda verilecek belge ve 122. maddede belge inceleme yetkisi başlıkları birlikte düşünülmelidir. Çünkü hukuka aykırılık çoğu dosyada tek bir anda doğmamakta; delilin ilk elde edilmesi, muhafazası, dosyaya girişi ve duruşmada tartışılması boyunca katmanlaşmaktadır.
Tanık, bilirkişi ve savunma delilleri yönünden ret kararı hangi sınırda hukuka uygun sayılabilir?
Tanık ve bilirkişi taleplerinde 206’nın en kritik sınırı, savunmanın olay bağlantısını ne ölçüde somutlaştırdığı ve mahkemenin ret gerekçesini ne ölçüde dosya içi veriyle kurduğu meselesidir. Atila Oğuz Boyalı kararı, tanık sorgulama hakkının Anayasa’nın 36’ncı maddesi kapsamında bağımsız savunma güvencesi olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle tanık talebinin reddi, yalnız usul ekonomisi sorunu olarak görülemez. E.D. kararında AYM, savunma tanıklarının dinlenmemesi ile mahkûmiyet gerekçesinin yetersizliğini birlikte ele almış; CMK m. 177, 178 ve 210 hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.12.2020 tarihli kararı ise, savunma tarafından hazır edilen uzman kişinin davayı uzatma saiki açıkça gösterilmedikçe dinlenmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu üç çizgi birlikte okunduğunda ulaşılan sonuç açıktır: mahkeme, savunma delilini reddederken önce delilin hangi olayı ispatlayacağını dürüstçe tespit etmek, sonra bu olayın neden karara etkisiz kaldığını göstermek zorundadır.
Hasan Doğan başvurusu bu sınırı somutlaştıran iyi örneklerden biridir. Aleyhe tek tanık anlatımındaki isimlerin mahkeme huzurunda dinlenmesi istemi, dosyanın geldiği aşama ve yargılamaya fayda getirmeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu tip dosyalarda savunmanın en temel sorusu şudur: reddedilen tanık, mevcut belirleyici delilin güvenilirliğini sarsma kapasitesine sahip midir? Eğer cevap evet ise, ret kararı artık sıradan bir takdir kararı değil; hükmün veri setini daraltan müdahale haline gelir. Kanaatimizce savunma, tanık talebini sunarken bu kapasiteyi soyut bırakmamalı; tanığın hangi isim, tarih, görüşme, yer veya belgeyi açıklayacağını önceden göstermelidir. Mahkemenin ret gerekçesi de aynı somutluk düzeyinde kurulmadıkça, “karara etkisi yok” cümlesi savunmayı dışarıda bırakır.
Bilirkişi taleplerinde de benzer bir disiplin geçerlidir. Mevcut raporun yeterli görülmesi, her dosyada ek rapor yahut yeni bilirkişi isteminin reddi için yeterli sayılamaz. Mevcut rapor iç çelişki taşıyor, hesap yöntemi belirsiz kalıyor, dijital inceleme zinciri açıklanmıyor yahut uzmanlık alanı ile raporu düzenleyen kişi arasında görünür uyuşmazlık bulunuyorsa, savunmanın yeni bilirkişi veya çapraz sorgu istemi 206/2-c şablonuyla kapatılamaz. Özellikle dijital inceleme, finansal hesap, HTS çözümleme ve kriminal rapor dosyalarında, mevcut raporun yeterli olduğu kanaati tek başına sonuç değildir; raporun hangi itiraza neden cevap verdiği de görünür kılınmalıdır. Anılan nokta kurulmadan verilen ret kararı, hükmün gerekçesini sonradan savunmasız bırakmaktadır.
Burada 181 ve 201. maddeler de belirleyici hale gelmektedir. Tanığın dinleneceği günün savunmaya bildirilmemesi, müdafiye hazırlık yapma imkanı tanınmaması yahut tanığa doğrudan soru yöneltme alanının daraltılması, kimi dosyalarda 206 ret tartışması kadar ağır sonuç doğurur. Çünkü savunma delilinin tamamen reddi ile savunmanın mevcut delili etkili biçimde sınayamaması, pratikte benzer sonuç üretmektedir. CMK m. 181 yazımızda ayrıntılandırıldığı üzere, bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediğinde savunma, delilin kabul edilmiş olmasına rağmen onunla gerçek anlamda temas kuramaz. İşbu nedenle 206 tartışması, kabul-ret ikiliğinden ibaret değildir; delilin görünürde kabul edilip savunma bakımından işlevsiz hale getirildiği dosyaları da içine almaktadır.
Doktrinde Taner, çelişme ve silahların eşitliği ilkelerinin delil rejimi bakımından esas yükünü tam da bu noktada gördüğünü belirtmektedir. Demir ile Güngör ise tanık beyanının delil değeri tartışılırken savunmanın sorgulama ve karşı delil sunma imkanının teorik değil fiilî olmasının zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Bu görüşler isabetlidir. Kanaatimizce iyi hazırlanmış bir 206 talebi, yalnız “tanığı dinleyin” demekle yetinmez; tanığın hangi belirleyici delili sınayacağını, hangi maddi iddiayı aydınlatacağını ve dinlenmediği takdirde hükmün neden eksik veriye dayanacağını gösterir. Aynı şekilde iyi kurulmuş bir ret kararı da aynı ayrıntı düzeyini karşılamak zorundadır.
206/3 kapsamındaki ortak rıza, belge okutma ve tanık beyanının dosyada kullanılması hangi sınırlar içinde meşru sayılır?
206/3, çoğu uygulamacı tarafından duruşmayı hızlandıran teknik hüküm gibi görülmektedir. Oysa ortak rıza mekanizması, savunmanın bilinçli tercihine dayanmadığı takdirde adil yargılanma hakkı bakımından ciddi risk doğurur. Taraflar birlikte rıza gösterirlerse tanığın dinlenmesinden veya başka bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir; fakat bu vazgeçme, hangi delilden niçin feragat edildiğinin dosyada görünür olmasını gerektirir. Ramazan Kösem ve Y.P. kararlarında AYM’nin özellikle 206/3 ile 209. madde arasındaki ilişkiye dikkat çektiği görülmektedir. Naip veya istinabe yoluyla alınan ifade tutanaklarının anlatılması, savunmanın tanığı gerçekten sorgulama imkanına sahip olup olmadığı açıklanmadan otomatik meşrulaştırma işlevi görmez.
Selçuk Arslan Genel Kurul kararı bu başlığın anayasal çerçevesini netleştirmiştir. AYM, duruşma öncesinde veya dışında elde edilen tanık ifadelerinin delil olarak kullanılmasının, yargılamanın bütününde adilliği bozan bir sonuca yol açıp açmadığını üç aşamalı testle incelemektedir. Delilin neden doğrudan duruşmada üretilemediği, bu delilin hükümde tek veya belirleyici rol oynayıp oynamadığı ve savunma lehine telafi edici güvencelerin kurulup kurulmadığı aynı bütün içinde tartışılmaktadır. Bu test, 206/3’teki rızanın biçimsel beyanla sınırlı olmadığını gösterir. Taraf “tamam” demiş olabilir; fakat bu rızanın bilgilendirilmiş, müdafi eşliğinde ve hangi delile yöneldiği belli biçimde kurulup kurulmadığı ayrıca önem taşır.
Y.P. kararında 206/3 ve 209 zinciri, naip veya istinabe yoluyla alınan ifadelerin duruşmada anlatılması bağlamında tartışılmıştır. Ramazan Kösem kararında ise tanık beyanlarının örgütsel bağ iddiasındaki rolü üzerinden savunmanın sorgulama imkanı değerlendirilmiştir. Anılan kararlar, belge okutma veya önceki ifade tutanağına dayanma yolunun hiçbir zaman sınırsız olmadığını göstermektedir. Özellikle olayın delilinin tanık açıklamalarından ibaret olduğu yahut bu açıklamaların belirleyici rol üstlendiği dosyalarda, 210. madde devreye girmekte ve tanığın duruşmada bizzat dinlenmesi ilkesi ağır basmaktadır. Dolayısıyla 206/3’teki rıza, 210’un çekirdek alanını bütünüyle ortadan kaldıran serbest sözleşme niteliğinde değildir.
Selçuk Arslan çizgisinin dosya pratiğine etkisi: Mahkeme, önceki beyan tutanağını okuyarak tanık dinlenmesinden vazgeçiyorsa, bunun hangi zorunlu nedenle yapıldığını, bu beyanın hükümde belirleyici olup olmadığını ve savunmanın hangi telafi imkanıyla donatıldığını ayrıca göstermek zorundadır.
Uygulamada sık görülen hata, müdafiin sessiz kalmasının otomatik rıza sayılmasıdır. Kanaatimizce bu yaklaşım savunulamaz. Rıza, en azından tutanağa açık biçimde yansıtılmalı; hangi tanıktan, hangi belge ikamesinden yahut hangi bilirkişi dinlemesinden vazgeçildiği görünür kılınmalıdır. Aksi halde sonradan kurulan “itiraz etmemişti” anlatısı, 206/3’ün aradığı ortak irade standardını karşılamaz. Aynı risk, celse arasında mütalaaya cevap süresi isteyen müdafinin, bir yandan da tanığın yeniden dinlenmesi talebinden vazgeçmiş kabul edilmesinde görülmektedir. Feragat ile taktik suskunluk birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu başlık, ilk celse akışı, müdafi ile temsil ve eski hale getirme başlıklarıyla birlikte okunduğunda daha net hale gelmektedir. Çünkü rıza çoğu dosyada tek başına doğmaz; yokluk, bildirim eksikliği, hazırlık süresi kısıtı ve duruşma yönetimi kararlarıyla birlikte şekillenir. Savunmanın gerçek iradesi ancak bu bütünlük içinde anlaşılabilir.
Delil ret kararında süre, merci ve kanun yolu nasıl yönetilmelidir; müstakil itiraz mı, hükümle birlikte denetim mi?
CMK sistematiğinde 206 kapsamındaki delil ret kararları çoğu dosyada ara karar niteliğindedir ve salt bu nitelikleriyle her zaman bağımsız itiraz yoluna açık değildir. Bu sebeple savunma bakımından ilk yapılacak iş, ret kararını “ileride bakılır” düzeyinde bırakmamak; hangi delilin hangi bent altında reddedildiğini ve bu reddin hangi aşamada verildiğini açık biçimde tutanağa yazdırmaktır. Kanaatimizce pratik kural şudur: ret kararı, ayrıca itirazı açıkça düzenlenmiş bir koruma tedbiri kararına bağlanmıyorsa çoğu kez hükümle birlikte istinaf ve temyiz sebeplerine dönüştürülür. Bu nedenle ilk celse veya ara celse içinde verilen 206 retleri için en önemli süre, bağımsız başvuru süresinden çok, savunmanın ret gerekçesini o celsede sabitleyebilme süresidir.
İkinci aşama, talebin yenilenmesi disiplinidir. Tanık talebi 177 uyarınca önceden sunulmuş ve reddedilmişse, 178 uyarınca tanığın hazır edilmesi halinde ret kararının yeniden ve somut şekilde kurulması gerekir. Bilirkişi raporuna itiraz edilip ek rapor istenmişse, sonradan gelen yeni rapor veya yeni maddi veri karşısında talep yinelenebilir. Savunmanın bunu yapmaması, her zaman haktan feragat anlamına gelmez; fakat kanun yolunda ileri sürülecek ihlalin ağırlığını azaltabilir. İşbu nedenle duruşma tutanağı, yalnız “talep tekrarlandı” değil; neden tekrarlandığı, önceki ret gerekçesini hangi yeni olgunun aşındırdığı ve hükme giden çizgide bu delilin neden vazgeçilmez görüldüğü bilgilerini taşımalıdır.
Üçüncü aşama, gerekçeli karar denetimidir. 230. madde uyarınca hükmün gerekçesinde reddedilen deliller ve neden reddedildikleri gösterilmelidir; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca belirtilmelidir. Bu sebeple savunma, gerekçeli kararı teslim aldığında yalnız mahkûmiyet nedenlerini değil, reddedilen delillerin nasıl anlatıldığını da incelemelidir. İlk ara kararda 206/2-b denilen bir talebin gerekçeli kararda 206/2-c’ye kaydırılması, yahut hukuka aykırılık itirazının hiç anılmaması, doğrudan istinaf sebebine dönüşebilir. 289. maddedeki hukuka kesin aykırılık halleri ile 280 ve 302 çizgisindeki bozma sebepleri bakımından, savunmanın ret kararını hangi başlık altında taşıyacağı büyük ölçüde bu metne bağlıdır.
Başvuru yolu riski: Ret kararı çoğu kez bağımsız itirazdan önce hükümle birlikte denetime taşınacağından, savunmanın asıl kaybı başvuru süresi kaçırmaktan değil; ara kararı tutanaksız ve gerekçesiz bırakmaktan doğmaktadır.
İstinaf ve temyiz dilekçesinde kurulacak dil de önem taşır. “Tanık dinlenmedi” cümlesi tek başına yeterli değildir. Yerine, hangi tanığın hangi belirleyici olguyu açıklayacağı, mahkemenin bunu hangi bent altında reddettiği, ret gerekçesinin neden yetersiz kaldığı, reddin hangi delili tek veya belirleyici hale getirdiği ve bu nedenle 217 ile 230 sistematiğinin nasıl zedelendiği ayrı ayrı gösterilmelidir. Hasan Doğan, E.D. ve Yargıtay 16. CD kararları bu kurgu için kuvvetli dayanak sunmaktadır. Delil reddi şikayeti, soyut adil yargılanma iddiası değil; hükmün eksik veriyle kurulmasına yol açan somut usul zinciri olarak anlatıldığında etkili hale gelir.
Dosya hazırlığı bakımından ilk toplanacak belgeler şunlardır: duruşma tutanağı, reddedilen talep dilekçesi, mahkemenin ara kararı, varsa tanığın hazır edildiğine ilişkin kayıt, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi, yeni delil talebinin dayanağını oluşturan belge ve gerekçeli kararın ilgili bölümleri. Eğer ret hukuka aykırılık iddiasına ilişkinse arama, elkoyma, imaj alma, teslim, mühür, hash, iletişim kaydı veya ifade alma belgeleri de aynı dosya bütününe eklenmelidir. Savunmanın kanun yolu stratejisi, bu belgeler ayrı klasörler halinde toplanmadığında kolayca dağılmaktadır.
206 uygulamasında mahkeme ve savunma hangi kontrol matrisini kullanmalıdır?
| Talep türü | Muhtemel dayanak | Mahkemenin göstermesi gereken gerekçe | Savunmanın dosyada kontrol edeceği nokta |
|---|---|---|---|
| Hukuka aykırı arama veya elkoyma delilinin reddi | CMK m. 206/2-a, 217, 230 | Usul işleminin neden hukuka uygun görüldüğü veya itirazın neden reddedildiği | Karar, tutanak, zincirleme muhafaza, hash, katalog suç veya yetki sorunu açık mı? |
| Savunma tanığının dinlenmesi | CMK m. 177, 178, 181, 201, 206/2-b-c | Tanığın hangi nedenle karara etkisiz görüldüğü yahut neden kötüye kullanım sayıldığı | Tanığın çürüteceği belirleyici olgu gerçekten tartışıldı mı? |
| Ek bilirkişi veya yeni rapor talebi | CMK m. 63 vd., 206/2-b-c | Mevcut raporun hangi itirazları karşıladığı ve neden yeterli olduğu | Rapor iç çelişkisi, yöntem eksikliği veya uzmanlık uyumsuzluğu gösterildi mi? |
| Önceki tanık beyanının okunmasıyla yetinilmesi | CMK m. 206/3, 209, 210 | Doğrudan dinlemenin neden mümkün olmadığı ve savunmanın hangi rızayı verdiği | Beyan tek veya belirleyici delil mi; çapraz sorgu imkanı gerçekten kuruldu mu? |
| Geç bildirilen delil istemi | CMK m. 206/2-c | Yalnız gecikme değil, uzatma saiki ve dosya üzerindeki etkisi | Talep yeni gelişen olguya mı dayanıyor; önce sunulmasını engelleyen neden var mı? |
| Gerekçeli kararda delilin anılmaması | CMK m. 230 ve 289 | Reddedilen delil ile ret sebebi görünür olmalı | Ara karar ile gerekçeli karar arasında bent veya anlatı değişti mi? |
Bu matris, 206 tartışmasını soyut ilkeler düzeyinden çıkarıp dosya pratiğine taşımaktadır. Savunma tarafı talebini hangi bent altında tartışacağını baştan seçtiğinde, mahkemenin ret gerekçesi de daralır ve kanun yolu denetimi kolaylaşır. Aynı şekilde mahkeme, ret sebebini açık yazdığında sonraki celselerde sürpriz anlatı üretme alanı azalır. Kanaatimizce 206 dosyasında en çok değer üreten iş, delilin kabul veya reddinden önce, delil tartışmasının mimarisini şeffaflaştırmaktır.
Yanlış uygulama örnekleri ve hak kaybı ihtimalleri hangi başlıklarda yoğunlaşır?
Birinci hata, 206/2-b ile 206/2-c’nin otomatik eş anlamlı hale getirilmesidir. Mahkeme, savunma tanığını “dosyayı uzatır” diye reddetmekte; fakat bunun gerçekte karara etkisizlik mi yoksa kötüye kullanım mı olduğunu açıklamamaktadır. Bu karışım, kanun yolu dilekçesinin hangi zeminde kurulacağını da belirsizleştirir. İkinci hata, hukuka aykırı delil itirazının yalnız sonuç kısmında görülmesidir. Arama emri, elkoyma tutanağı, imaj alma zinciri, iletişim kaydı veya ifade alma usulü tartışılmadan yalnız “delil hukuka uygundur” denildiğinde 206/2-a işlevini kaybetmektedir.
Üçüncü hata, savunma delilinin reddedilmesi ile mevcut aleyhe delilin belirleyici hale gelmesi arasındaki bağın görünmez bırakılmasıdır. Hasan Doğan ve Ahmet Bağcı çizgisinde görüldüğü üzere, bir tanık veya bilirkişi talebinin reddi bazen yalnız bir delilin dışarıda kalması anlamına gelmez; dosyada kalan tek veya baskın anlatının test edilmeden hükme taşınması sonucunu doğurur. Dördüncü hata, 206/3 rızasının sessizlikten çıkarılmasıdır. Müdafiin celse içinde önceliğini başka meseleye vermesi, her zaman tanığın dinlenmesinden vazgeçtiği anlamına gelmemektedir. Beşinci hata ise gerekçeli kararın ara kararı değiştirmesidir. İlk celsede “katkısı yok” denilen talebin sonradan “uzatma saiki vardı” şeklinde anlatılması, savunmanın hangi gerekçeye cevap vermesi gerektiğini bulanıklaştırır.
Altıncı hata, 210. madde ile 206’nın bağının koparılmasıdır. Olayın delili tanık açıklamasından ibaret olduğu veya belirleyici ölçüde tanık beyanına dayandığı halde, önceki ifade tutanağının okunması yahut SEGBİS kesitlerinin aktarılmasıyla yetinilmesi, çoğu dosyada adil yargılama riskini büyütmektedir. Yedinci hata, savunmanın delil talebini genel kavramlarla kurmasıdır. “Tanık dinlensin”, “ek rapor alınsın”, “delil hukuka aykırıdır” cümleleri tek başına güçlü görünse de, hangi tarih, hangi kişi, hangi belge, hangi çelişki veya hangi usul sakatlığı hedef alındığını göstermediğinde 206 talebi kendi ağırlığını yitirir.
Bu nedenle 206 dosyasında iyi savunma, yalnız normu bilmekten ibaret değildir. İyi savunma, ret kararının ileride hükmün yapısını nasıl etkileyeceğini önceden okuyabilmekte ve buna göre kayıt üretmektedir. CMK m. 204 ve CMK m. 193 başlıklarında olduğu gibi, delil rejiminde de asıl mesele çoğu zaman tek cümlelik ara karardan sonra savunmanın ne yaptığıdır.
Sık Sorulan Sorular
Hayır. Hüküm, sanığın sorgusundan sonra delil ikamesinin başlamasını, kanuna aykırı delilin reddini, karara etkisiz delilin dışarıda bırakılmasını ve yalnız davayı uzatma amacı taşıyan istemlerin geri çevrilmesini birlikte düzenlemektedir. Ayrıca 206/3, tarafların ortak rızasıyla bazı delillerden vazgeçilebilmesine imkan tanımaktadır.
Her dosyada ayrı bir müstakil itiraz yolu bulunmamaktadır. 206 kapsamındaki retler çoğu kez ara karar niteliği taşıdığından, itirazın tutanağa açık geçirilmesi ve aynı usul hatasının hükümden sonra istinaf ile temyiz dilekçesine taşınması daha belirleyici hale gelmektedir.
Ancak hangi olayın neden karara etkisiz kaldığını somut biçimde gösterirse bu sonuca yaklaşabilir. Tanığın, dosyadaki tek veya belirleyici aleyhe anlatımı sınama kapasitesi varsa, salt genel gerekçe ile ret kararı verilmesi kanun yolu denetiminde zayıf kalabilmektedir.
Tek bir belge yoktur; karar, tutanak ve zincirleme muhafaza kaydı birlikte önem taşır. Arama veya elkoyma kararı, uygulama tutanağı, dijital imaj alma süreci, hash değerleri, teslim belgeleri ve varsa bilirkişi raporları aynı dosya içinde birlikte değerlendirilmelidir.
Kural olarak böyle bir yorum emniyetli değildir. Rızanın hangi tanık veya hangi delil için verildiğinin, müdafi veya sanık tarafından açık biçimde zapta geçirilmesi gerekir. Sessiz kalmak, her durumda bilinçli feragat anlamına gelmemektedir.
Evet. CMK m. 230, hükmün gerekçesinde reddedilen delillerin ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca gösterilmesini öngörmektedir. Bu görünürlük sağlanmadığında, 206 tartışması yalnız celse içi ara kararda kalmaz; hükmün gerekçesi de zedelenir.
Uygulama bakımından profesyonel değerlendirme
CMK m. 206 dosyalarında güçlü sonuç üreten yaklaşım, delil talebini yalnız “kabul edin” veya “reddetmeyin” seviyesinde bırakmayan yaklaşımdır. Savunma, talebin hangi olayı aydınlatacağını, bu olayın hükümde neden belirleyici olduğunu, reddin hangi delili tek başına baskın hale getireceğini ve bunun 217 ile 230 sistematiğini nasıl etkileyeceğini ilk celseden itibaren görünür kılmalıdır. Mahkeme bakımından da aynı disiplin geçerlidir. Ret kararı ne kadar açık yazılırsa, hüküm o kadar denetlenebilir hale gelir; ne kadar şablon kalırsa, kanun yolu incelemesinde kırılganlık o kadar artar.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse, delilin elde edilme zinciri, tanık veya bilirkişi talebinin olay bağlantısı, ret kararının bent temeli, yokluk veya bildirim sorunu bulunup bulunmadığı ve gerekçeli kararın 230. maddeyi nasıl karşıladığı birlikte incelenmelidir. Ceza Hukuku yayın arşivimiz, ceza hukuku çalışma alanımız ve iletişim sayfası bu değerlendirmeyi tamamlayan yüzeyler sunmaktadır.
Somut ceza dosyasında ayrı değerlendirme gerekirse: delilin nasıl elde edildiği, hangi tanık veya bilirkişi talebinin neden reddedildiği, ret gerekçesinin hangi bent altında kurulduğu ve bu ara kararın istinaf ile temyiz stratejisine nasıl taşınacağı birlikte okunmalıdır. Ceza Hukuku arşivimiz, ceza hukuku çalışma alanımız ve iletişim sayfası bu değerlendirmeyi tamamlayan başlıca yüzeylerdir.
Kaynakça ve Atıf Listesi
Resmî Kaynaklar
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 36, 38 ve 141, resmî metin.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6, resmî Türkçe metin.
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, özellikle m. 176, 177, 178, 181, 201, 206, 209, 210, 217, 230 ve 289, mevzuat.gov.tr.
- Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik, özellikle m. 14 ve m. 15, resmî metin.
- 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu, özellikle m. 3 ve m. 43, resmî metin.
Mahkeme Kararları
- AYM, Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, T. 20.03.2014, resmî karar.
- AYM, E.D. [2. B.], B. No: 2015/1668, T. 22.02.2018, resmî karar.
- AYM, Hasan Doğan, B. No: 2019/37961, T. 23.02.2022, resmî karar.
- AYM, Y.P., B. No: 2019/21277, T. 22.11.2022, resmî karar.
- AYM, Orhan Kılıç, B. No: 2014/4704, T. 01.02.2018, resmî karar.
- AYM, Ahmet Bağcı, B. No: 2020/38549, T. 14.01.2025, resmî karar.
- AYM, Ramazan Kösem, B. No: 2021/48766, T. 05.02.2025, resmî karar.
- AYM, Selçuk Arslan [GK], B. No: 2020/19752, T. 06.02.2025, resmî karar.
- AYM, Hacı Karabulut (2), B. No: 2020/27959, T. 20.03.2025, resmî karar.
- Yargıtay 16. CD, E. 2020/6792, K. 2020/6266, T. 14.12.2020, resmî karar.
Bilimsel Çalışmalar
- Demir, Hatice Kübra, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi İçtihatları Doğrultusunda Tanık Sorgulama Hakkı”, Yıldırım Beyazıt Hukuk Dergisi, 2022/2.
- Güngör, Devrim, “Ceza Muhakemesinde Tanık Beyanının Delil Değeri Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 2 (2016), s. 307-318.
- Özbek, Veli Özer / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, 14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021.
- Şahin, Cumhur / Göktürk, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
- Taner, Fahri Gökçen, Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021.
- Ünver, Yener / Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.
- Yenisey, Feridun / Nuhoğlu, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
- Kurtoğlu, Tuğba, “Ceza Yargılamasında Delillerin Ortaya Konulması ve Tartışılması Rejimi”, üniversite hukuk dergisi ve açık erişim tez literatürü, erişim ve bibliyografik doğrulama 08.06.2026.
Elektronik Kaynaklar
- Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, delil reddi, tanık sorgulama hakkı ve hukuka aykırı delil karar taraması, erişim: 08.06.2026.
- karararama.yargitay.gov.tr üzerinde doğrulanan Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararı, erişim: 08.06.2026.
- ciftcipartners.com üzerinde yayımlanan CMK m. 148, 160, 174, 178, 181, 191, 193, 197 ve 204 analizleri.
